îmam Ahmed, Hakim-İ
Tirmizi, Beyhaki, Huzeyfe aköı) 'den rivayetlerine göre şöyle demiştir:
Bir cenazede
Resûlullah ile beraberdik, kabre vardığımızda Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve
Sellem) kabrin kenarında oturdu, sık sık kabrin içine bakmaya başladı ve sonra
şöyle buyurdu:
Burada mümin Öyle
sıkıştırılır İd damarları ve kasları şiddetten
kopar. Kâfir ise üstü
ateşle dolar.
imam Ahmed, Ibn-i
Cerir, Beyhaki (Radıyallahû anhâ)'dan vâyet ettiklerine göre Resûlullah
(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ;ŞöJr-le buyurdu:
Kabrin öyle bir
sıkıştırılması vardır ki, eğer kimse ondan tulabilseydi Sa'd ibn-i Muâz da
kurtulurdu.
îmam Ahmet, Hakim-i
Tirmizi, Taberani, Beyhaki, Câbir binjj Ap-dullah1 dan rivayet ettiklerine
göre:
Sa'd bin Muâz
defnedildiği zaman peygamber teşbih getirdi. Millet de uzun uzun teşbih
getirdiler. Sonra tekbir getirdi Millet
de tekbir getirdi, «ya Resûlallah neden teşbih getirdin» dediler. Buyurdu ki:
Bu salih adama kabir
çokça sıkıştı. Sonra Allah sıkıntısını giderdi.
Said bin Mansur,
Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, ibn-i Ab-bas (Radıyallahû anhüma)'dan
rivayet ettiklerine göre;
Resûlullah (Sallallâhû
Aleyhi ve Seilem) Sa'd bin Muâzı defnettiği zaman kabrinin başında durdu.
«Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsaydı Sa'd kurtulurdu. O bir
sefer sıkıştırıldı sonra gevşetildi» diye buyurdu.
Nesai ve Beyhaki
Abdullah bin Ömer (Radıyallahû anhüma) tarikiyle Resûlullah (Sâllallâhû Aleyhi
v& Seilem) 'den rivayet ettiklerine göre:
Sai'd bin Muâz
(Radıyallahû anh) 'in Ölümü için Arş sevincinden titredi, semânın kapıları ona
açıldı. Ve yetmiş bin melek cenazesine hazır bulundu. Bunun beraber o da kabir
sıkıntısını çekti. Sonra genişlenerek ona ferah verildi.
Hâkim-i Tirmizi, İbni
Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallâhû
Aleyhi ve Seilem) Sad bin Muâz'ın kabrine girdi ve içinde biraz durdu. Çikmca:
«Yâ Resûlullah niye
kabirden geç çıktın?» dediler.
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) cevaben:
«Kabir^Jia'da daraldı.
Genişlemesi için Allah'a dua ettim» diye buyurdu.
Hakim-i Tirmizi ve
Beyhaki, ibn-i îshak yoluyla Ümeyye bin Ab-dullah'dan rivayet ettiklerine göre;
Sa'd'ın bâzı
akrabalarmdan, Resûlullah'ın «Sa'd için kabir daraldı» sözünden ne anladınız
diye sorulmuş.
Onlar cevaben:
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem)'e ne kastettiği
sorul-
du, küçük taharetten
kusurlu davrandığından dolayı kabir ona sıkıştı diye buyurdu, demişler.
k Taberani, Enes
(Radıyallahû anh) 'den şöyle rivayet etmişti»:
Resûlullah'ın kızı
Zeynep vefat edince Resûlullah'a vardık. Mahzun olduğunu gördük. Kabrin
yanında oturdu ve göğe bakmaya başladı. Sonra kabrin içine indi. Mahzunluğu
devam ediyordu. Kabirden çıkınca sevinçli olduğunu gördük. Hemen sebebini
sorduk. Cevaben, kabrin darlığını ve Zeyneb'in zayıf olduğunu düşünüyordum.
Hafif-Ienmesi için dua ettim. Kabul oldu. Amma yine de ins ve cinnin haricinde
her şeyin duyacağı bir bağırmaya sebeb olan kabir daralmasından kurtulamadı»
buyurdu.
Yine sahih bir senedle
Ebû Eyyub'dan rivayet edildiğine şöyle demiştir:
Küçük bir çocuk defin
edildi. Resûlullah (Sallallâhû Aley|
Seilem) :
«Eğer kabir
daralmasından kimse kurtulsaydı bu çocuk kurtulacaktı dedi.
Saîd bin Mansûr ve
İbn-i Ebi Dünya Za'zan'dan rivayet ne göre, İbni Ömer (Radıyallahû anhüma) dedi ki:
Resûl-i Ekrem kızı
Rûkiye'yi defin edince kabrin yanında oturdu. Yüzünden sevinçli olmadığı
belirleniyordu. Sonra sevinmeye başladı. Bunun üzerine Ashabı Kiram'dan
bâzıları sebebini sordular. Cevaben «Kabrin sıkıntısı ve Rukiye'nin zayıflığını
hatırladım. Kolaylaşması için dua ettim, kabri genişledi. Allah'a yemin ederim
kabir onu öyle sıkıştırdı ki yer ve göklerin arasındaki her şey ısıttı, diye
buyurdu.
Hennad bin Sırrı
Zühd'de İbn-i Ebi Melike'den rivayet e göre
şöyle demiştir: ,
Kabrin
sıkıştırmasından hiç kimse kurtulmaz. S a'd bin Muâz Cennette, bütün dünyadan
daha hayırlı mendillere sahip olduğu halde yine kabrin ilk sıkışmasından
kurtulamadı.[1]
Yine Hennâd'ın, Hasan
(Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre:
Resûlullah CSallailâhû
Aleyhi ve Sellem) Sa'd bin Muâz defin edilince şöyle buyurdu:
Sa'd kabirde öyle
sıkıştırıldı ki, bir kıl kadar înceldi. Allah'dan bu sıkıştırılmanın kolay
geçmesi için dua ettim.
Ve bu sıkışmanın
sebebi de bevl'den kendini korumadığındandır.
îbn-i Saicl, Saîd'el
Makberi'den rivayet edip dedi ki:
«Eğer kabrin
sıkıştırmasından bir kimse kurtulsa idi Sa'd, de kurtulacaktı. O kabirde öyle
sıkıştırıldı ki kaburgaları birbirinden geçti. Bunun sebebi ise küçük abdeste
dikkat etmediğidir.
Abdürrezzak
...Mücahid'den rivayet edip dedi ki, peygamberden duyduğumuz en şiddetli
hadis, Sa'd ile ilgili hadis ve kabir durumunu bildiren hadistir.
Ali bin Mabed «Taat ve
İsyan» kitabında îbrâhim el-Ganeyi tarikiyle bir adamdan rivayet ettiğine göre
şöyle demiştir:
Ben Âişe (Radıyallahû
anhâ) 'nın yanmda idim. O anda oradan bir çocuğun cenazesi geçiyordu. Âişe
(Radıyallahû anhâ) ağladı, Ömer bin Şeybe, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayet
ettiğine göre;
Resûlullah (Sallallâhû
Aleyhi ve Sellem) :
Kabrin şiddetinden
Esed'in kızı Fâtıma'dan başka hiç kimse kurtulamadı, diye buyurdu. Oğlun Kasım
da mı kurtulmadı? diye sordular :
Hayır oğlum İbrahim de
kurtulmadı, diye buyurdu. İbrahim oğullarının en küçüğü idi. |
Başka bir rivayette
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Sa'd'ın kabri başında ayakta iken
şöyle buyurdu:
«Sa'd öyle bir
sıkıştırıldı ki, eğer ameliyle biri kurtulsa idi Sa'd kurtulacaktı.
îbn-i Asakir ve ibn-i
Ebi Dünya, Abdulmecid bin Abdülaziz'den, o da babasından rivayet ettiklerine
göre şöyle demiştir:
İbn-i Ömer'in kölesi
Nâfi sekerâta girince ağlamaya başladı, niye ağlıyorsun? diye sorulunca s
«Sa'd bin Muâz'ı ve
kabir şiddetini hatırladım» dedi.
Zübeyr bin Bekkâr
«Münkıyat» adlı kitapda îbrâhim bin Muhammed bin İshak'dan rivayet ettiğine göre
Abdullah bin şöyle dedi:
Sa'd bin Muâz vefat
etti. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) de cenazeye hazır bulundu.
Cenazeyi kabre taşırlarken Resûlullah geride- gecikti. Bunun üzerine
(sahabeler) durdular ve Resûlullah onlara kavuştu.
(Ashap) neden geride
geciktiğini sordular
Resûlullah cevaben:
«Sa'd'm kabirde sıkıştırıldığını işittîitt de onun için geciktim.»
Onlar:
«Yâ Resûlullah, Arş
Sa'd için sallandı. Bu durumda olan bir kimse kabir sıkıntısını çeker mi?»
diye sordular.
Resûlullah (Sallallâhû
Aleyhi ve Sellem) :
«Evet. Sa'd mi efdal,
yoksa Zekeriya Peygamber mi efdaldır? Allah'a yemin ederim ki, Zekeriya arpa
ekmeğinden bir defa doyuncaya kadar yediği için o da kabir daralmasını
çekmişti,» dedi.
Ben diyorum ki bu
hadis Münkerdir. Senedinde iki halka kopukluk var ve meşhur olan odur ki,
peygamberler kabir cezasını çekmezler.
Ebu'l-Kasim es-Sadi
«Ruh» kitabında demiş ki:
Ne salih, ne de salih
olmayan hiç kimse kabrin daralıp sıkıştırmasından kurtulmaz. Mümin ile kâfir
arasındaki fark ise, kâfirin sıkıştırılması devam eder, müminin ise başta
daralır, sonra ferahlanır.
Hakim et-Tirmizi
demiştir ki:
Kabir
sıkıştırılmasının sebebi kulların mutlaka bir hatayı işlemeleridir. Kabrinde
sıkıştırılması bu hatâya keffârettir. Sonra rahmet imdada gelir.
Sa'd küçük abdestten
taksirat yaptığı için sıkıştırıldı.
Peygamberler hakkında
ise kabrin sıkışmasını bilmiyoruz-ve masum oldukları için onlara sual de
yoktur.
îmam Sübki,
«Bahr'ül-Kelâm»da dedi ki:
«Muti» kullara kabir
azabı yoktur, ancak kabrin sıkışması vardır. Kul, bunun şiddet ve korkusunu
hisseder. Çünkü gerektiği gibi nimete şükür etmemiştir,
tbn-i Ebi Dünya,
Muhammed et-Teymi'den rivayet ettiğine göre şöyle denilmiştir:
Kabir azabının sebebi
kabrin insanların anası olmasındandır. Ve insanlar ondan yaratılmışlar. Uzun
zaman analarından uzakta
kaldıklarından kabir,
ananm kucaklaması gibi, onları kucaklar. Tıp ki çocuğunu bulmuş ana gibi...
İşte kim ki, Allah'a itaat etmişse, bir onu şefkat ve yumuşaklıkla kucaklar.
Kim ki, isyan etmişse kg bir onu kızgınlık içinde kucaklar. Kabir bu işi Allah
için yapar. [2]
Bâzı âlimler demişler
ki;
«Kim bir günahı işlese
o günahın cezasından on şeyle muaf bilir.
Tevbe edip istiğfar
ederse... o günaha bedel iyiliklerde bulunup günahin yok olmasına çalışırsa...
Ve dünyada musibete
düçâr olup, günahına kefaret olursa... Veya kabirde sıkıştırılıp günahına kefaret olursa... ,
Mümin kardeşleri onun
için duada bulunsa... veya onun için istiğfarda bulunsalar... veya amellerinin
sevabını ona hediye etseler... veya kıyamette şiddetlere düçâr kalıp günahına
kefaret olursa;... veya peygamberin şefaati imdadına yetişirse... Bu on
şekilde kurtulabilir.
Beyhakî, ibn-i Mende,
Deylemi, ibn-i Necar, Saîd bin Müseyyib (Radıyallah'û anh)'dan rivayet
ettiklerine göre, Hz. Âişe (Radıyal-lahû anhâ) Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve
Sellem)'a şöyle demiştir:
.— Yâ Resûlullah; Bana
Münker-Nekirin sesinden ve kabrin sıkıştırmasından söz ettiğinden bu yana hiç
bir şeyden yararlanamıyorum.
— Ey Âişe!
Münker-Nekir'in sesi, müminler kulağmda gözdeki sürme gibidir. Kabrin
sıkıştırması ise şefkatle ananın kucaklaması gibidir. Çocuğu başının ağrıdığını
ona anlatır. O da yumuşaklıkla başını okşar. Fakat Ey Âişe, ne yazık o
kimselere ki, Allah'dan şikâyet ederler. Taş, yumurtanın üstüne düşüp onu
ezdiği gibi kabirlerinde ezilirler.
Ebû Nuaym'in «Hüye»de
Abdullah bin eş-Şağir'den rivayet ettiğine göre, Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi
ve Sellem) dedi ki:
«Son hastalığında kim
İhlâs sûresini okursa kabir fitnesinden emin kain- ve kabrin darahp
sıkıştırılmasından da emin kalır. Kıyamet gününde melekler onu avucuna alarak
Sırattan geçirip Cennete korlar.
îbn-i Ebi Dünya,
«Kabirler» kitabında demiş ki:
Ölünün kabirde ilk
olarak hissettiği şey, ayaklarının yanında bir kımıldanmanın varlığıdır. O
zaman meyyit bağırıp o şeye «necisin diye sorar, cevaben:
«Ben senin amelinim»
diye söyler.
îbn-i Ebi Dünya,
Yezid, er-Rakkaş'dan rivayet ettiğine göre O demiş ki:
Ölü kabre konulunca
amelleri onu sarar. Cenab-ı Hak (Celle Celâlühü) onun amellerini konuşturur. Onlar;
«Ey bu çukurda
dostlarından ayrılıp yalnız kalan kul! Bugün bizden başka dost ve arkadaşın
yoktur» derler.
Ata bin Yesar'dan
rivayet edildiğine göre Meyyit kabre bırakılınca ilk olarak ona varan şey
amelidir. Sol baldırına dokunup, «senin amelinim» der. Meyyit kendi amelinden
sorar:
— Benim ehlim, çocuklarım, aşiretim ve
nimetlerim nerde kaldılar?
Ameli cevaben:
— Onlar seni unutup terkettiler. Benden başka
seninle kabre giren olmadı, der.
Meyyit o zaman i
— Keşke dünyada seni
ehlime, evladlarana ve aşiretime tercih
etseydim, der.
Başka bir rivayette de
ölü kabre girince dünyada Allah'daiî başka neden korkmuşsa o şeyle korkutulur.
O şey ona temessül eder.
Tirmizi, Hasen gördüğü
bir rivayetle Ebû Said (Radıyallahû anh)' dan nakline göre, Resûluliah
{Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :
«Lezzetleri yıkan
ölümü hatırlayınız. Zira kabir, her gün konuşarak şöyle der * 'Ben gurbet ve
yalnızlık eviyim. Ben topraktan bir evim. Ben böcekler eviyim.'
Mümin kul defin
edilince' kabir ona «enlen merhaba» diyerek «üzerimde yürüyenlerin en sevimlisi
sensin. Benimle başbaşa kaldığında sana ne yapacağımı göreceksin,» der. Sonra,
gözü kestiği kadar kabir ona genişleyip Cennete bir kapı açılır.
Zâlim veya kâfir ise,
defin edilirken kabir «merhaba olmasın. Üzerimde yürüyenlerden en nefret
ettiğim can sensin. Benimle başbaşa kaldığında sana ne yapacağımı göreceksin.»
Kabir, onu öyle sıkıştırır ki kaburgaları birbirine geçer.
(Ravi dedi ki,
Peygamber (Sallallâhû'Aleyhi ve Sellem) parmaklarını birbirine geçirerek böyle
olur, buyurdu.)
Kabirde ona pis koku
salan yetmiş ejderha eşlik edecekler, eğer birisinin üfürüğü yere
Hesaba çekilinceye
kadar onu rahatsız edip, kendisini parçalayacaklardır.
Râvi dedi ki:
Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)
«Kabir ya Cennet
bahçelerinden bir bahçe veya Cehennenjl çukurlarından bir çukurdur,» diye
buyurdu.
Taberani, «Evsat»da
Ebû Hüreyre CRadıyallahû anh)ıden rivâyetj ettiğine göre şöyle dedi:
«Bir cenaze
ihtifalinde Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve .SeUem)| Ue beraber gittik. Kabrin
yanma oturdu ve şöyle dedi:
«Her gün bu kabir
anlaşılır bir l
Sonra Resûlullah
(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dedi ki: «Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe
veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.»
(Resûlullah
Ebu Hacâc-es-Semâli'den rivayet
edildiğine (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)
şöyle ferman etti:
Ölü kabre konulunca,
kabir ona der ki:
«Yazıklar olsun, benim
fitne, zulmet, yalnızlık Ve kurtlar diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Ey Âdem
oğlu üzerimde neşeyle gezdiğin zaman beni nasıl unuttun.»
Eğer ölü salih birisi
ise kabre karşı şöyle sorulup: «Bu adam emri marufu işlemişse, münkerden
kaçmışsa yine liıi ona öfkeleneceksin»
Kabir cevaben, «Öyle
ise yeşilliğe dönüşürüm.! Cesedi nura dönüşerek ruhu öylece Allah'a doğru
yükselir» der.
İbn-i Mendeh «Ruhlar»
babında Mucâhid tarikiyle Berâ bin Azip (Radıyallahû anh)'den o da Peygamber
(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den naklettiklerine göre:
«Mümin sekerâta
girince, güzel surette, güzel kokuyla ona bir melek gelir. Ruhunu kabz etmek
için yanma oturur. Cennetten bir tabut ve kefenle iki melek daha gelir. Bunlar
biraz uzakta otururlar. Ölüm meleği ruhunu çıkarınca uzakta duran o iki melek
acele ile onu alırlar, onu ilaçlarlar. Ve iyice kefenlerler. Sonra semaya yükseltirler.
Semanın kapısı ona açılır. Melekler onun semaya çikmasiy-le birbirlerine müjde
verirler:
«Bu güzel ruh kimindir
ki semanm kapısı ona açıldı» derler. Ve dünyada iken en güzel ismiyle onu
isimlendirirler.
Öylece semadan semaya
yükselterek Cenâb-ı Hakk'm huzuruna eriştirirler. Ve ameli Âla'yı İlliyine
bırakılır. Cenâb-ı Hak (Celle Celâlühü)
o meleklere:
«Siz şâhid olun ki ben
bu amelin sahibini affettim.» der. Kitabı mühürlenir ve illiyuıe (en yüksek makama) konulur.
Sonra Cenâb-ı Hak
«kulumun ruhunu yere götürün» der. «Zira onlara öyle söz vermiştim.» Kabre
konulunca kabir der
«Üstümde iken en
sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana yapacağımı göreceksin.» Gözünün kestiği
kadar ona genişlenir. Ayakları tarafından Cennete bir kapı açılır. «Allah'ın
sana hazırladığı mükafatı gör» denilir. Sonra baş ucunda bir pencere açılır.
Cehennemi de gör. Allah seni nasıl kurtarmış, uykuya dal» denilir. Bundan sonra
meyyit için en sevimli şey kıyametin kopmasıdır.
İbn-i Ebi Dünya,
Abdullah bin Ebi Ubeyd (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Peygamber
(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle ferman etti:
«Ölü kabirde oturur,
kabri başındakilerin ayak sesini işitir, onunla ilk önce kabri konuşur ve
şöyle der:
'Yazıklar olsun sana
ey Âdem oğlu! Acaba darlığımdan, şiddetimden, korkulu ve kurtlu oluşumdan
dünyada iken hiç uyarılma-dın mı? Sen buraya hazırlandın. Bana ne hazırladın?
İbn-i Ebi Şeybe
Musannaf adlı kitapta Abdullah bin Ömer dıyallahû anh) 'den rivayet edip dedi
ki:
Kul kabre konulunca
kabir onunla konuşur:
«Ey Âdem oğlu
yalnızlık, karanlık ve hak diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Seni kandıran
neydi ki, sevinçli olarak etrafımda gezerdin.»
Eğer ölü mümin ise
kabir ona genişlenir, yeşilliğe dönüşür ve ruhu Cennete yükselir.
Yine İbn-i Ebi Şeybe,
Yezid bin Şecere'den rivayet ettiğine göre kabir kâfirlere der ki:
«Karanlıklı olduğumu,
vahşetli, yalnızlık ve dar bir yer olduğumu düşünmüyor muydun? Gam ve kederli
olacağımı hatırlamıyor muydun?»
Yine ibn-i Ebi Şeybe,
Ubeyd bin Ömer'den rivayet ettiğine göre kabir insana şöyle der:
«Ey Âdem oğlu! Bana
neyi hazırladın. Yalnızlık, gurbet ve kurtların menzili olduğumu bilmiyor
muydun?»
îbn-i Ebi Dünya, Ubeyd
bin Ümeyr'den rivayet ettiğine göre; içinde defin edilen çukur (kabir)
kendisine varan herkesle mutlaka şöyle konuşur:
«Ben karanlık,
yalnızlık menziliyim. Eğer dünyada Allah'a itaat edenlerdensen, sana rahmet
mekânı olurum. Allah a isyan edenler-densen ben sana bir bela bir musibet
olacağım. Ben mutîlerin sevineceği, âsilerin helak olacakları bir mekânım.»
Câbir'den merfûan
rivayet edildiğine göre:
Kabir konuşacak bir l
«Ey insan oğlu! Beni
nasıl unuttun? Vahşetli, gurbetti, kurtlu bir mekân olduğumu bilmiyor muydun?
Ebû Bekir bin
Abdülaziz bin Cafer el-Hambeli, «El-Mesâni» kitabında müttesil bir sened ile
Berrâ ERadıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre;
Bir cenaze merasiminde
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber çıktık. Kabir henüz
tamamlanmamış idi. Resûlullah
(Sallallâhû Aleyhi ve
Sellem) oturdu. Biz de onun etrafında oturduk. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve
Sellem) dedi ki:
«Meyyit kabre
bırakılınca yer onunla konuşur: «Vahşet, gurbet, ve kurtlar diyarı olduğumu
bilmiyor muydun? Bana ne hazırladın» diye sorar.
Beyhaki Şuab'de
Bilal bin Sa'd'dan rivayet edip dedi ki: Hergün kabir şöyle sesleniyor:
«Ben gurbet, kurt ve
vahşet diyarıyım. Ben Cehennem çukurlarından bir çukur veya Cennet
bahçelerinden bir bahçeyim.» Mümin kabre konulunca kabir onunla konuşur:
«Vallahi üstümde gezerken bana en sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana ne
yapacağımı bundan böyle göreceksin, der ve gözünün kestiği kadar ona
genişlenir.
Kâfir kabre konulunca,
kabir ona da şöyle seslenir: «Vallahi üstümde gezerken bana en fazla nefret
veren kişi sendin. Şimdi ise, içime düştün. Sana ne yapacağımı
göreceksin» der ve onu öyle sıkıştırır
ki, kaburgaları birbirine geçer.
Deylemî, ibn-i Abbâs
(Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Kabirleriniz için
hazırlanınız. Çünkü kabir hergün yedi sefer şöyle der ki
'Ey zayıf olan
insanoğlu! Bana gelmeden önce, kendine acı ki, ben de sana acıyayım.»
İbn-i Ebi Dünya
«Kabirler» kitabında ve ibn-i MendeZer'den rivayet ettiklerine göre demiş ki:
Mümin kabre konulunca
kabir ona şöyle seslenir:,
«Allah'a itaat
edenlerden misin, yoksa isyan edenlerden misin?» Eğer salih biri ise, kabir
köşesinden biri kabre, «yeşilliğe dönüş,
ona rahmet ol» emrini
verir, «Sana gelen en iyi bir kuldur. Çok sevimli biridir» der. Toprak da
«işte şimdi ikrama müstahak oldu» der.
İbn-i Ebi Dünya
«Kabirler» kitabında Muhammed bin Subayh'den rivayet edip şöyle demiştir:
Ölü kabre konulup
azaba (işkenceye) verilince, ondan daha önce ölen komşuları ona:
«Ey bizden sonra
dünyada yaşayan komşu! Bizim ölümümüzden sana ibret olabilecek bir şey olmadı
mı? Senden önce ölümümüz sana bir fikir vermedi mi? İşimizin sona erdiğini
görmedin mi? Tüm bunlara rağmen işini ciddiye almayıp erteliyordun ve yapman
gerekenleri ifâ etmeye özen göstermiyordun» derler.
Kabir dahi, ona şöyle
der-.
«Ey üstümde
mağrurcasına dolaşan insan! Daha Önce içime düşen akrabalarından ibret almadın
mı? Onlarında gafil dolaşıp ergeç bana vardıklarını görmedin mi? Ecelleri
onları kabre götürürken, dostları onları teşyi* ederken görmedin mi?»
Süfyân es-Sevri
demiştir ki
«Kim dünyada, kabirden
çok bahsederse, kabir ona Cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Kim kabirden
habersiz ve gafil olursa kabir ona Cehennem çukurlarından bir çukur olur.»
Hatip el-Bağdad
«Tarihi»nde Yezid er-Rekkaş'dan rivayet edip dedi ki:
Ölü kabre konulunca
amelleri onu sararlar. Allah onları şöyle konuşturur:
«Ey bu çukurda yalnız
kalan! Dostların ve ehlin seni yalnız bıraktılar; bizden başka bugün herhangi
bir dostun yoktur.»
Ravi dedi ki: Yezid
bunu derken, ağlamaya başladı. Ve şöyle devam etti:
«Müjdeler olsun o
kimseye ki, amelleri salih olup ona eşfBİeder. Meyi olsun o kimseye ki,
amelleri kötü olup ona eşlik eder.
Beyhaki «Şuab-ı
İman»da Enes bin Mâlik (Radıyallahû) 'dan rijvâyet ettiğine göre şöyle
demiştir: .
«Size duymadığınız,
bilmediğiniz çok önemli iki gün ve iki geceden haber vereyim mi? Bu iki günden
biri, Allah taraf indan elçinin ya beraat veya cezayı getirdiği gündür. İkinci
gün ise Allah'ın huzurunda kişinin hesaba çekileceği gündür. O gün kitabı ya
sağma veya soluna verilir. İki geceden ilki ise, kabre ilk m
[1] Bu, Müslim ve Buhari'nin Sahih bir senedle rivayet
ettikleri hadise İşarettir. Berra' (Radıyallahû anhl'dan rivayet edildiğine
göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seli em)'e İpek bir kaftan hediye
edildi. Sahabeler, giyip güzellik ve yumuşaklığından hayrette kaldılar. Bunun
üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Neden hayrette kalıyorsunuz.
Allanın Cennetteki mendiller) bundan daha güzel ve daha yumuşaktır» buyurdu.
den ağladığım sorunca,
kabrin daralmaması için, çocuğa şefkatden ağladım» dedi
[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman
Yayınları: 193-199.
[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman
Yayınları: 199-207.