|
MEVLİD-İ
NEBİ
Aziz
Mü'minler!
Yaratılış
gayesi Allah'ı bilip tanımak ve O'na layıkı vechiyle kul olmak olan insanoğlu,
tarihin bazı dönemlerinde Peygamberlerin üstün gayretleri ve rehberliği
sayesinde tevhid akidesine bağlı kalmış, bazan da zulüm ve haksızlığa dalarak
dalalete düşmüştür. Bu gibi durumlarda Cenab-ı Hak Peygamberlerle insanların
yardımına yetişmiştir. İşte milâdî 7.asırda da dünyanın her tarafı zulümler,
karanlıklar ve sapıklıklar içindeydi. Öyle ki, insan ya vahşi, zalim, merhametsiz
ve kaba bir mahluk, yahut esir, mazlum ve mağdur bir varlıktı. Dağdan getirdiği
odun parçasını yontarak tanrı ediniyor, kendi eliyle yoğurup şekil verdiği
helvayı put yaptıktan sonra acıkınca yiyordu. O zamanın Arabistanında her
şey aslî hüviyetinden uzaklaştırılmış, içki korkunç bir alışkanlık haline
gelmiş, yalancılık ve dolandırıcılık alabildiğine yayılmış, faiz alıp vermek
servetleri sömürme noktasına varmış, kabalık ve zulüm, çocukları diri diri
toprağa gömecek ve mini mini yavruları hunharca katledecek seviyeye ulaşmıştı.
Değerli
Kardeşlerim!
İnsanlık
küfrün bu karanlık çağında
kötülükleri iyiliğe, fesadı sulha çevirecek, insanların ruhlarında
filizlenen fesat tohumlarını söküp atarak yerine fazilet, iyilik ve Allah
korkusu yerleştirecek bir kurtarıcı bekliyordu. Nihayet beklenen nûr bütün
mahlukatın varlık sebebi, Nebiler silsilesinin son halkası, Seyyidü'l-Kevneyn,
Rasûlû's-Sekaleyn, İmâmü'l-Harameyn, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.v.) milâdî 571 senesinin Rabîulevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha
karşı dünyamızı şereflendirdiler. Bu teşrifle kainattaki bütün varlıkların
sürura gark olduğunu ve ona arzı hürmette bulunduğunu Mevlid müellifi Merhum
Süleyman Çelebi şu mısralarla dile getirir.
Cümle
zerrat-ı cihan edüp nida
Çağrişu
ben dediler kim merhaba
Merhaba
ey âl i sultân merhabâ,
Merhaba
ey kân-i irfan rnerhaba.
Merhaba
ey sırr ı furkân merhabâ;
Merhaba
ey derde derman merhaba,
Merhaba
ey Rahmeten lil-âlemin,
Merhaba
sensin şefiu'l müznibin...
O'nun
doğumuyla bu âlemde Allah'ın rahmet ve bereketi dolup taştı. Geceler ve
gündüzler renk değiştirdi. Duygular ve düşünceler derinleşti. Sözler, sohbetler
ve lezzetler enginleşti. Nura hasret çeken gönüller huzura erdi. Her şey
ayrı bir mana, ayrı bir letafet kazandı ve dillerden şu ifadeler dökülmeye
başladı:
"Suya
virsun bağbân gülzarı zahmet çekmesun
Bir
gül açılmaz yüzün tek virse bin gülzare su. "
Yani,
"Bahçıvan gül bahçesini sulamak için boş yere zahmet çekmesin. Zira,
bin tane gül bahçesi sulasa, ya Rasulallah yine de senin yüzün gibi bir
gül hiçbir zaman açılmaz."
O
güller gülünün bu ulvi teşrifi ile her şeyin akışı değişti. Rahmet tecellisi
inci taneleri gibi kainata serpildi. Putlar sarsılarak yere devrildi. Kisraların
saraylarındaki sütunlar ve kuleler yıkıldı. Mecusilerin 1000 yıllık ateşleri
söndü. Save gölü buharlaştı, Bütün zulüm ve küfür bataklıkları kurudu ve
O'nun nuru kainatı aydınlatmaya başladı.
Ne
mutlu gönlünü onun aydınlığına açanlara. Ne mutlu ona layık ümmet olup,
onun izinde olanlara. Ne mutlu, ne mutlu ve ne mutlu o bahtiyarlara.
"Allah
ve melekleri, Peygambere çok salevat getirirler. Ey Mü'minler! Siz de
O'na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selamlayın O'nu"
(33/56)
|