|
HİCRET
Muhterem
Müslümanlar!
06
Nisan 2000 Perşembe günü 1 Muharrem, insanlık ve İslam tarihinin dönüm
noktalarından biridir. Müslümanlarca takvim başlangıcı olarak kabul edilen
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye hicretinin 1421 nci yılıdır.
Bütün
peygamberler, insanları hak dine, tevhid esasına çağırmak ve kötülüklerden
uzaklaştırmakla görevlendirilmişlerdir. Ama her asırda bu ulvi çağrıya
icabet ederek ona gönülden inanan insanlar olduğu gibi bunu kabul etmeyen
kimseler de bulunmuştur.
Bundan
15 asır önce İslam’a gönül veren Müslümanlar en sıkıntılı ve karanlık
günlerini yaşıyorlardı. Yüce Allah'ın salât ve selâm'ının muhatabı, kâinat
kendisinin yüzüsuyu hürmetine yaratılan eşsiz insan, Hz. Muhammed, Rabbi'nin
emirlerini ilk defa Mekke'de tebliğ etmeye başlamıştı. Bu prensiplerin
özünü, putların terki ile bir olan, eşi ve benzeri bulunmayan, her şeyin
sahibi ve yaratıcısı olan yüce Allah'a ve O'nun emirlerine inanmak teşkil
ediyordu.
Ancak
Mekke'li müşrikler bu emirlere kulak bile asmadılar. Cehalet ve delâletten
kaynaklanan bir taassup içerisinde eşsiz peygamberle alay etmeye başladılar.
O'nu, risaletini tebliğ etmekten alıkoyacaklarını ve Allah'ın din olarak
seçtiği İslâm güneşini daha doğuşunda söndüreceklerini sanıyorlardı. Allah'ın
elçisi, müşriklerin dayanılmaz istihzalarına, akla, hayale gelmeyen eziyet!erine
engellerine rağmen, görevini en zor şartlar içerisinde ve en iyi bir şekilde
yerine getiriyordu.
İslâm'a
gönül verenlerin sayısı çoğaldıkça, İslâm düşmanlarının müslümanlara karşı
kini, zulmü ve şiddetleri de o nisbette artıyordu. Mekke inkarcıları sayıları
oldukça az olan mü'minlere akıllara durgunluk verecek işkenceler tatbik
ediyorlardı. Mekke'de müslümanlar canından bezmiş, yaşayamaz hale gelmişlerdi.
Buna rağmen karanlık günlerin gidip, bir gün yerini nurlu ve aydınlık
günlerin alacağına candan inanıyorlardı. İşte bu nedenle tüm işkencelere
tam iman, metanet ve sabırla göğüs geriyorlardı. Onların gözünde ne mal,
ne evlat ve ne de vatan vardı. Tek düşünceleri İslâm'ı rahatça yaşayabilmek,
yaymak ve onu tüm gönüllere yerleştirmek için gidilecek huzurlu ve sakin
bir yerdi.
Muhterem
Mü'minler!
Bu
durum karşısında Peygamber (s.a.v.) müslümanların bir kısmının Habeşistan'a
ve diğer yerlere hicret etmelerine izin verdi.İşte bu hicretler nedeniyle
İslam, Mekke sınırlarını aşarak, diğer şehir ve ülkelere ulaşmış ve orada
yayılmaya başlamıştı. Bu durumu gören Kureyş'in ileri gelen inkarcıları,
ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Daha evvel Mekke'den dışarı atmaya çalıştıkları
müslümanları, bu defa İslâm'ın yayılmasını önlemek için, Mekke'de hapsetmek
ve başka yerlere göndermemek palanları hazırlamaya başladılar. Allah Rasûlü'nün
vücudunu ortadan kaldırmaya düşünüyorlardı. Lakin bu planlarında oldukça
geç kalmışlardı. Çünkü Mekke'de müslümanlar sayılacak kadar azalmıştı.
Peygamber
efendimiz, Hz. Ebubekir, Hz. Ali ve ashabın pek azından başka kimse kalmamıştı.
Bu
olaylar devam ederken, nihayet Cenabı Hakk'ın izni ile O'nun himayesinde
Allah Rasülu Hz. Muhammed'e en sadık arkadaşı Hz. Ebubekir ile birlikte
Medine'ye hicret emri gelmiş, böylece Allah en sevgili kulu ve elçisini
korkunç bir suikastten kurtarmıştı. Hz. Peygamber, yanında sadık dostu
Hz. Ebubekir ile birlikte müşrikleri şaşırtmak, izlerini kaybettirmek
için Medine yönünün aksi istikametinde hareket ederek “Sevr” dağında bir
mağaraya sığınmışlardı. Düşman bu iki yolcuyu bulmak için her tarafı iyice
aramışlar, mağaranın önüne gelmişlerdi. İçeridekiler dışarıdakilerin sesini
duyuyorlardı. Bu arada Hz. Ebubekir heyecanlanmış, vücudu titrer bir duruma
gelmişti. Bunu gören Hz. Peygamber "Üzülme, Allah bizimle beraberdir"
demişti.
Aziz
Mü'minler!
Hutbemizin
başında okuduğum ayeti kerimede bu olay şöyle anlatılmaktadır. “Eğer
siz O'na (Rasulüme) yardım etmezseniz şunu bilin ki; inkârcılar O'nu (Mekke'den)
çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah O'na yardım
etmişti. Arkadaşı Ebubekir'e "Üzülme, Allah'ın yardımı bizimledir."
diyordu. Allah ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş
inkar edenlerin, sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah
güçlüdür, hakimdir."[1]
Muhterem
Müslümanlar
Hicret,
müslümanların geçmişi hatırlamalarına ve geleceğe hazırlanmalarına sebep
olan büyük bir hadisedir. Hicret, imanın küfre; hakkın ve adaletin zulme;
ilim ve irfanın cehâlete karşı üstün gelmesinin başlangıç tarihidir. Hicret,
bir reaksiyon değil, “aksiyon” dur. Hicret, bir mananın kabuğunun çatlaması
ve neşvü nema bulması, gün yüzüne çıkmasıdır. Hicret başlıbaşına bir olay,
bir tarihtir. Asırların biriktirmiş olduğu küfrü söndürecek büyük bir
gerçeğin hareket noktasıdır. Mucizeler meydana getiren cihan inkılâbı,
tarihin seyrini değiştiren hareket, çaresizliğin çöküntüsünü sineye çeken
insanlığın vahim dıramının sonudur. Yeryüzündeki muzır mikropları yakıp
kurutan ilahi bir güneş; Hak dinin yayılmasını, cihanşumül olmasını sağlayan
büyük olaydır. Önce Arabistan'ı, sonra bütün dünyayı aydınlatan, Kur'ân
ve İslâm ilminin öğretilmeye başlandığı tarihtir. Hicret bir ri'cat değil,
ilâhi bir fetihtir. İslamiyetin cihana açılması bu olayla başlamış İslâm
gerçeği, bu olayla varlığını dünyaya duyurmuştur. Peygamberin mübarek
dudaklarından duyulan bu tebliğ ile, son ve hak din, bu olaydan sonra
ilâhi vahiylerle müesseseleşmiştir.
Hutbemizi
sevgili Peygamberimizin konu ile ilgili bir hadis-i şerifi ile bitirelim.
"Ameller niyetlere göredir. Kişi için yalnız niyet ettiği şey
vardır. Kişinin hicreti Allah'a ve Rasulüne müteveccih ise, hicreti Allah
ve Rasulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa ve evleneceği
bir kadın için ise, hicreti hicret ettiği şey içindir."[2]
[1]
Tevbe/40
[2] Buhari
1/20, Müslim III/1515
|