MİSYONERLİK
FAALİYETLERİ
Aziz
Mü'minler!
İslam dini son hak din, Hz. Muhammed (s.a.v.) de son peygamberdir. Renk,
dil ırk, cinsiyet ve milliyet farkı gözetmeksizin bütün insanlığa gönderilmiş
bulunan İslam dini, orijinalliğini, safiyetini ve asliyetini olduğu
gibi koruyabilmiş yegane ilahi dindir. Kur'an-ı Kerim de en ufak bir
değişikliğe uğramadan zamanımıza kadar gelebilmiş yegane bir kitaptır.
Dünya durdukça da böyle devam edecektir. İslam'dan önce gönderilen ve
daha sonra Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi adlarla anılan dinler ise
insanlar tarafından bozulmuş, tahrif edilmişlerdir. Kur'an-ı kerim,
bu dinlerin tahrif edildiğini haber vermektedir.[1]
Değerli Mü'minler!
Şu gerçeği hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Hz.Muhammed (s.a.v.)
peygamber olarak gönderildikten sonra zaten tahrif edilmiş olan daha
önceki dinlere ihtiyaç kalmamış ve Yüce Allah, bütün insanlığın, ancak
İslam Dinine uyarak kurtuluşa erebileceğini açıklamıştır. Çünkü İslâm
Dini, insanın yaratılışına uygun temel prensiplerine sahiptir. Akılla
ve ilmi gerçeklerle çelişmez.
Durum böyleyken Hıristryanlar kendi muharref dinlerini bütün dünyaya
yaymak için büyük çabalar sarfetmekte ve çok büyük miktarlarda maddi
harcamalarda bulunmaktadırlar.
Muhterem Müslümanlar!
Hıristiyanlığı yaymaya çalışan kimseye misyoner, dünyayı Hıristiyanlaştırmak
için gösterilen faaliyetlere de misyonerlik faaliyetleri denmektedir.
Yüzyıllardır devam eden bu faaliyetler günümüzde de sürmektedir. II.
Vatikan Konsilinde: "Kilise misyonerlerini göndermeye devam edecektir.
Yeryüzünde her taraf Hıristiyan olmadıkça bu görev sona ermeyecektir."
şeklinde karar almışlardır.
Hıristiyanlığı yayabilmek için misyonerler, özel okullar,hastaneler,
kütüphaneler, yabancı dil öğretim merkezleri, sığınma evleri, öksüz
yurtları ve pansiyonlar kurarak fakir ailelere, kimsesiz çocuklara maddi
yardımlar yaparak kitap, broşür, dergi basıp dağıtarak ve çeşitli sanat
etkinlikleri göstererek amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.
Bu yüzden Hıristiyan inancını yaymakla görevli olan misyoneri bazen
bir doktor, bazen bir hemşire, bazen bir öğretmen, bazen bir barış gönüllüsü,
bazen bir asker, bazen herkesin yardımına koşan bir eleman olarak görebilirsiniz.
Değerli Mü'minler!
Hıristiyan misyonerler, asırlardır, kendi dini ve kültürel değerlerinden
kopmuş müslüman toplulukların özlemini çekmişlerdir. Çünkü İslami duyguları
ve duyarlılığı zayıflamış insanlara kolayca Hıristiyanlığı kabul ettirebileceklerini
düşünmektedirler. Gerçekten insanlarımız
İslamiyet hakkında ne kadar bilgisiz kalır ve manevi değerlerinden ne
kadar uzaklaşırsa o nispette Hıristiyan misyonerlerin avı haline geleceklerdir.
Nitekim misyonerlerin, Yehova şahitlerinin, Budistlerin, Bahailerin,
Maunların ve benzeri İslam dışı hareket mensuplarının sokuldukları kimseler
genellikle İslam'ı bilmeyen, manevi değerlerinden kopmuş kimselerdir.
Yahut da kimsesiz çocuklar, geçim sıkıntısı çeken insanlar veya güven
duygusundan yoksun kalmış kişilerdir. Yoksa misyonerlerin, dinini, kültürünü,
tarihini bilen, kendi kimliğine sahip müslümanları İslam'dan koparmaları
zaten mümkün değildir.
Misyonerler amaçlarını gerçekleştirebilmek için bir taraftan da ellerindeki
geniş imkanlarla İslam'ı kasıtlı olarak yanlış tanıtmakta, İslam'a ve
Peygamber efendimize çeşitli iftira ve isnatlarda bulunmaktadırlar.
Böylece hem İslam'a ilgi duyan insanların müslüman olmalarını engellemeye
çalışmakta hem de İslam'a inanan ancak dinini iyi bilmeyen müslümanların
inançlarında şüphe ve tereddütler meydana getirerek İslam'dan koparmayı
hedeflemektedirler.
İşte bu sebeple yüce dinimiz İslam'ı iyi öğrenmeli, nesillerimize öğretmeli
ve yaşamalıyız. Çocuklarımızı bir inanç ve kültür boşluğuna sürüklememeliyiz.
Eğer nesillerimize yüce kitabımız Kur'an-ı Kerimi ve dinimizi öğretmezsek;
çocuklarımızda bir inanç boşluğu meydana gelir. Boşluktaki insanlar
da her türlü batıl inancın nüfuz edebileceği birer malzeme haline gelirler.
Nitekim asırlar boyu İslam'ın kalesi olmuş coğrafyalarda Hıristiyan
misyonerlerin ve diğer bir takım batıl inanç mensuplarının alabildiğine
faaliyetlere girişmiş olmalarının sebebi budur. İşte bundan dolayı manevi
değerlerimizin yıpratılmasını önlemek, çocuklarımıza İslam'ı iyi öğretmek
ve Kur'an-ı Kerimi belletmek zorundayız. Misyonerler, İslamı toplumuna
birer emanet olarak kimsesiz çocukları, ihtiyaç içinde kıvranan yoksul
kimseleri Hıristiyanlaştırmak için her türlü çabayı gösterirken, biz
müslümanlar buna seyirci kalırsak hem geleceğimizi tehlikeye atmış oluruz,
hem de Allah katında asla sorumluluktan kurtulamayız.
Hutbemizi şu ilahi uyarılarla bitirelim.
"Ey iman edenler. Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba (yani
batılı benimseyerek onu yaymaya çalışan bir topluluğa) uyarsanız, imanınızdan
sonra sizi inkarcılığa sevkederler."[2]
"Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden
razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana
gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki Allah'tan
sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır."[3]