|
KUR'AN-I
KERİM'DEN ÖĞÜTLER-3
Muhterem
Mü'minler!
Bugün hutbemde sizlere, sözlerin en güzeli ve en yücesi olan Allah'ımızın
ilahi buyruklarından bir demet sunacağım.
Bu ayetler, Kur'an-ı Kerim'in Hüd süresinin ilk 16 ayetidir. Bu süre Mekke'de
nazil olmuştur.
Şimdi can kulağıyla, bu ayeti kerimelerin Türkçe anlamını dinleyelim:
"Elif. Lam. Ra. Bu sana indirilen, hikmet sahibi ve her şeyden
haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış. Sonra da açıklanmış
bir kitaptır.
De ki: Bu Kitap Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için indirildi. Şüphesiz
ki ben, onun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için indirildi.
Eğer bu emrolunanları yaparsanız, Allah sizi, tayin edilmiş bir süreye
kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin
karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük
bir günün azabından korkarım.
Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir.
Bilesiniz ki, onlar Peygamberden, düşmanlıklarını gizlemeleri için göğüslerini
çevirirler, gönüllerinden geçeni gizlerler. İyi bilin ki, onlar elbiselerine
büründükleri zaman dahi, Allah onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını
da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.
Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerindedir.
Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. Bunların
hepsi açık bir kitapta, levh-i mahfuz'dadır.
O hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek
için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin
ederim ki, Resulüm!: "ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz"
desen, kafir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir"
derler.
Andolsun ki, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek,
mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz
ki, kendilerine azap geldiği gün bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir.
Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet, nimet tattırır da sonra bunu ondan
çekip alırsak, tamamen ümitsiz va nankör olur.
Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette
"Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o, bunu derken şımarıktır,
kibirlidir.
Ancak musibetlere sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar
için bir bağış ve bir büyük mükafat vardır.
Belki de sen müşriklerin: "Ona gökten bir hazine indirilseydi veya
onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan
ayetlerin bir kısmını duyurmayı terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır.
İyi bil ki sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki:
Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın
da siz de onun gibi uydurulmuş on süre getirin.
Eğer onlar size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle
indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz müslüman oluyor
musunuz?
Kim, yalnız dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlediğinin karşılığını
orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan
kimselerdir; dünyada yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları
şeyler zaten batıldır.
1- Hud Süresi Ayet: 1-16
|