|
KAİNAT
VE İNSAN
Muhterem
Müslümanlar!
Kainatı yoktan var eden ve yöneten Allah'ın varlığı ve birliği, bugünkü
ilim ve teknoloji gerçeği karşısında her geçen gün daha da açık bir şekilde
anlaşılmaktadır. İlimle imanı kucaklaştıranlar, ilahi sanat eserlerindeki
incelikleri ve derin hikmetleri hemen kavrayacaklar, gerçek sanatkar olan
yüce yaratıcıya ulaşacaklardır.
Aklı başında olan her insan bilir ki; canlı, cansız, gördüğümüz ve görmediğimiz
bütün varlık alemi, sonradan olmuştur ve olmaktadır. Yine biliriz ki,
her varlığın bir yaratıcısının bulunması
mutlaka gereklidir.
Aziz Müslümanlar !
Aşağıda arz edeceğim Kur'an-ı Kerim'deki şu bir kaç ayetin üzerinde düşünüldüğü
zaman ne kadar dikkat çekici olduğu görülür;
Cenab-ı Hak buyuruyor ki, "Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle
yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de
ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında,
rüzgarları ve yer ile gök arasında Allah'ın buyruğuna bağlı hazır bekleyen
bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için, (Allah'ın varlığını
ve birliğini ispatlayan üstün gücünü gösteren) bir çok deliller vardır."[1]
"Onlar, göğün nasıl yükseldiğine, dağların nasıl dikildiğine,
yerin nasıl döşenip yayıldığına bakmıyorlar mı?"[2]
"Ey insanlar! (size) bir misal verildi. Şimdi onu dinleyin; Allah'ı
bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) yok mu, onların hepsi bir
araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar."[3]
Bu ayetler
gösteriyor ki; Allah'ın varlığını ve eşsiz kudretini ispatlayan en önemli
delil, kainatın yaratılışı ve kainatta olan olaylardır.
İnsan, gerek kendi yaratılışına, gerek bugün yok iken, yarın hayata kavuşan
başka varlıkların yaratılışına bir baksın! Bütün genişliği ve yüceliğiyle
güzünün önüne serilmiş bulunan göklerin ve üzerinde yaşadığı yerin nasıl
var olduklarını iyice bir düşünsün!
Aziz Mü'minler !
Hepimiz biliyor ve görüyoruz ki, kalbimiz, kurulmuş bir saat gibi işliyor.
Damarlarımızdaki kan, gece-gündüz durmadan akışına devam ediyor. Annelerin
göğüslerinde, yavruların bünyelerine uygun süt membalarının, durup dururken
tam doğum sıralarında harekete getirildiğini de görüyoruz. Demek ki, hayatın
açılan ilk sahifesi böyle, yani, yaratanımıza karşı borçlulukla başlamış
oluyor. İnsan, bu borcunu yüce Allah'a ancak kulluk etmekle ödeyecektir.
Görme organımız olan gözü, işitme organımız olan kulağı, konuşacağımız
dili, düşünme ve muhakeme organımız olan beyni, hayatımıza sebep olan
kalbi... kendimiz hazırlamak, sağlamak zorunda kalsaydık, acaba halimiz
nice olurdu?
Bize ücretsiz olarak bağışlanmış olan organlarımızdan herhangi birisinin,
olanca imkanlarımıza rağmen onarımıyla, tedavisiyle bile başa çıkamıyoruz
da, bunca şikayetlerimiz neden? Allah'a şükrederi kullardan olmak daha
iyi değil mi?
Bedenimizde bulunan organlanmızı, özellikle beyin, kalp ve akıl nimetlerini
düşünen bir insanın, büyük ve yüce yaratanına karşı kalbinin imanla dolup
taşması, secdelere kapanması gerekmez mi? Bunun için olmalı ki: İslam
büyükleri "Nefsini bilen, Rabbını da bilir." demişler
ve yine;
"Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü" diye eklemişlerdir.
Değerli Mü'minler !
Gerçek huzur ve saadeti bulacak insanlar; mülkün sahibini eserleriyle
tefekkür ederek, kainattaki eşsiz sanatı görerek gönül rahatlığına erenlerdir.
[1]
Bakara, 164
[2] Gaşiye,
18-20
[3] Hacc,
73
|