|
TİCARET
AHLAKI
Değerli
Mü'minler!
Dinimizde bir kural vardır. İnsanların en hayırlısı insanlara en yararlı
olandır. Ticaret erbabı da, toplumumuzun insanlara en çok faydası dokunan
bir kesimidir. Her insan, yiyecek, içecek, giyecek gibi ihtiyaç duyduğu
şeyleri bizzat temin edemez. Ticaretçi; memleket memleket, il il dolaşarak
insanların istediği malı, istediği eşyayı temin ederek toplumun istifadesine
sunar. Hem kendi kazanır, hem memleket ekonomisine katkıda bulunur, hem
de toplumun ihtiyacını karşılar. Bu bakımdan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)
güvenilir ve doğru bir ticaretçinin kıyamet gününde sıddıklarla, şehitlerle
beraber olacağını müjdelemişlerdir.
Tüccarın bu değeri yanında, onlara sorumlulukları da şu şekilde hatırlatılmıştır:
"En temiz kazanç, o ticaretçinin kazancıdır ki; konuştuğunda yalan
söylemez, müşterilerine hainlik etmez, vaadlerini yerine getirir, sözünden
dönmez. Satmak için aldığı malı daha ucuza alayım diye kötülemez. Satarken
daha pahalıya satayım diye de malını övmez. Borçlarını zamanında öder,
bekletmez; alacakları hususunda borçlusunu sıkıştırıp zora koşmaz."[1]
Aziz Cemaat!
Her hususta olduğu gibi ticaret hususunda da doğruluk, dürüstlük her müslümanın
şiarı olmalıdır. Bu, Allah Teala'nın; "Ey iman edenler, Allah'dan
korkun ve doğrularla bir olun."[2]
emrinin gereğidir.
Ticaretinde doğru ve dürüst davrananın her zaman yüzü ak, kazancı helaldir.
Kıyamet günü yakasına yapışanı da yoktur. O, ne dünyada, ne ahirette utanacaktır.
Yaptığı hayrının ve ibadetinin karşılığını kat kat alacaktır.
Şu söz, doğruluğun önemini vurgulayan İslam büyüklerinin meşhur sözlerindendir:
"Müslümana devamlı farz olan ibadet doğruluktur. Devamlı farzını
yerine getirmeyenin, vakitli farzları makbul olmaz." Rasuli Ekrem
(s.a.s.) bir yiyecek satıcısına uğramış, mübarek elini, satışa sunulan
bir hububat yığınına sokmuş, eline yaşlık bulaşmıştı. Satıcıya "Nedir
bu yaşlık?" diye sorduğunda satıcı: Ya Resulallah! Biraz önce
yağmur yağdı da ıslandı, karıştırdım, yaş kısmı altına geçti, demiş, bunun
üzerine Peygamberimiz (s.a.s) : "O yaşlık üzerinde kalmalı idi."
Buyurmuş ve eklemişti: "Bizi kandıran bizden değildir."[3]
İbn-i Ömer (r.a.) diyor ki : Bir satıcı, malını müşterilerine övüyordu.
Rasulullah yanına vardı, övdüğü malı yokladı. Malın kalitesi düşüktü.
Buyurdular ki : "Her malı kendi değerine göre satmalısın, bizi
kandıran bizden değildir."[4]
Ebu Hureyre (r.a.) sütüne su katan bir süt satıcısını gördü. Yanına yaklaştı
ve sordu: "Ey zavallı! Kıyamet günü sana, su katarak sattığın
sütlerden şu suyu ayır bakalım, denildiğinde ne yapacaksın ?"[5]
Değerli Kardeşlerim !
Dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp çoluk çocuğumuza temiz rızık,
helal lokma yedirmeliyiz. Bu fani alemde başkalarına dünyalık kazandırma
uğruna, kendi ahiretimizi yıkmamalıyız. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz,
sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep dürüstçe olmalı,
dünyada da, ahirette de yüzümüz kızarmamalıdır.
Ne güzel söylemişler;
Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni,
Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni,
Hutbemizi iki ayet-i kerimenin mealiyle bitirelim;
"Göğü Allah yükseltti ve ölçüyü O koydu. Sakın tartıda haksızlık
etmeyin. Tartıyı doğru tutun, terazide eksiklik yapmayın."[6]
"İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında dolu dolu; onlara satmak
için tarttıklarında ise noksan yapan hilekarlara yazıklar olsun. Onlar
düşünmezler mi ki, kendileri büyük bir günde hesap vermek için diriltilecekler.
Öyle bir gün ki, insanlar o günde alemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklar."[7]
[1]
Et-Tergib, 2/586
[2] Tevbe-119
[3] Ruhul
Beyan, 16966, Osmaniye 1306
[4] Keşfü'l
Hafa, 2/266
[5] Nüzhetün
Nazirin, 146, Mısır.
[6] Rahman,
7-9
[7] Mutaffifîn,
1
|