LAİKLİK İLKESİ VE İSLAM
Atatürk'ün Laiklik İlkesi
Türkiye
Cumhuriyeti, Anayasamız'da belirtildiği üzere "laik"bir
devlettir. Laiklik tarihte ve günümüzde zaman zaman
yanlış anlaşılmış ve yanlış uygulanmış bir ilkedir.
Bu nedenle bu ilkeyi ve sonuçlarını detaylı olarak incelemekte
yarar vardır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, laiklik ilkesinin
temel amacı, toplumda inanç ve ibadet özgürlüğünü tesis
etmektir. Laiklik, devletimizin vatandaşlarını bir
dini benimseme, bu dinin gereklerini yerine getirme
ya da getirmeme konusunda kendi vicdanları ile başbaşa
bırakmak ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermektedir.
Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşı, sahip
olduğu inanca göre özgürce yaşama ve ibadet etme imkan
ve güvencesini bulacaktır.
1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin Onbeşinci Yılı kitabında da, Atatürk'ün sağlığında benimsenen 'Laiklik Prensibi', şu şekilde izah edilmiştir:
Milli ve içtimai hayata ferdin dinsiz, şu veya bu itikat sistemine mensup oluşu, milli ve içtimai vazifesi bakımından ne bir kusur, ne de bir fazilet sayılamaz. Türkiye'de dinin dünya işlerinden ayrı tutulduğu, Laikliğin ilan olduğu andan itibaren, hiç kimse, hiçbir ibadete icbar edilemez. Hiç kimse vicdanının ilhamı ile kabul ettiği ibadetten men olunamaz. 55
Dikkat
edilirse aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahip
olduğu bu laiklik modeli, İslam
Dininin özüne de son derece uygundur. Çünkü İslam, inanç
için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar.
Bir insanın İslam'ı din olarak benimsemesi tamamen kendi
özgür iradesi ile olmalıdır. İslam'ı kabul ettikten
sonra da, Kuran'da emredilen ibadetleri uygulaması ya
da men edilen yasaklardan (hırsızlık, cinayet gibi toplumsal
bir suç oluşturmuyorsa) sakınması tamamen şahsın kendi
vicdanıyla olmalıdır. Elbette Müslümanlar birbirlerini
Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için
uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir
zorlama yapılamaz, kişi baskı yoluyla dini uygulamaya
yönlendirilemez. 
Kısacası laiklik, bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini güvence altına almaktır. Atatürk'ün laiklik fikrini açıklayan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil de konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
En canlı cephesi ve en kısa ifadesiyle laiklik, din hürriyetini ve bundan doğan vatandaşlık haklarını düşmanlarına karşı korumaktır. Devlet hayatında laikliğin gayesi budur. Laik devlet, din hürriyetini ve dindarı her çeşit saldırıya karşı koruyan devlettir.
Prof. Dr. Hamza Eroğlu da laikliği, 'din hürriyetinin ve bundan doğan hakların korunması ve teminatı' için zorunlu bir şart olarak göstermektedir.56
Bunun aksi bir devlet modeli varsayalım. Örneğin insanların
zorunlu olarak Müslüman ya da Hıristiyan yapıldığı bir
ülkeyi düşünelim. Dahası bu dinlere inanan kişilerin,
dinlerin kurallarına göre yaşamaları için de zorlandıklarını
farz edelim. Diyelim ki söz konusu devlet modeli, toplumdaki
insanları namaz kılmaları ya da kiliseye gitmeleri için
devletin kolluk kuvvetleriyle zorlasın. Ya da biraz
daha 'ılımlı' bir yöntem benimseyip, namaz kılanlara
ya da kiliseye gidenlere ödül versin. Böyle bir devlet
laikliğe tamamen aykırı bir devlet
olacaktır. Dahası, bir o kadar da İslam'a ve Kuran ahlakına
aykırı olacaktır.
Bunun nedeni, zorla ya da menfaat karşılığı elde edilen
bir dini inancın ya da ibadetin, İslam'a göre hiçbir
değerinin olmayışıdır. Çünkü inanç ve ibadet, Allah'a
yönelik ve Allah rızası için olduğunda bir değer taşır.
Eğer devlet, insanları inanca ve ibadete zorlayacak
olursa, bu durumda insanlar devletten korktukları için
dindar olurlar. Bu ise Allah katında makbul olmayan
bir dindarlıktır. Din açısından makbul olan, vicdanların
tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda dinin yaşanmasıdır.
Bu nedenledir ki, devletimizin sahip olduğu laiklik ilkesi, hem vicdan özgürlüğü gibi temel bir insani değere hizmet ettiği, hem de bu değere büyük önem veren İslam Diniyle uyum içinde olduğu için, her Türk vatandaşının benimsemesi ve savunması gereken bir ilkedir.
Atatürk, laiklik ilkesini şöyle açıklamıştır:
Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz de dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, devlet ve millet işleri ile karıştırmamaya çalışıyoruz. Kaste ve eyleme dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. 57
Türkiye Cumhuriyeti'nde her ergin kişi dinini seçmekte hür olduğu gibi, bir dinin töreni de serbesttir. Yani, ayin (ibadet) hürriyetine dokunulamaz. Tabiatıyla ayinler (ibadetler), asayiş ve genel ahlak kurallarına karşıt olamaz; politik nümayiş şeklinde yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur.58
|
Atatürk'ün de bu açıklamalarından da anlaşıldığı gibi laiklik; kelime manasıyla, dinsizlik veya din düşmanlığı değildir. Laikliği dinsizlik veya dine sırt çevirme olarak algılayan art niyetli kişilere en güzel cevabı yine Atatürk vermiştir:
Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz. 59
Bir Fransız gazeteciyle yaptığı ropörtajda, kendisine sorulan, 'inkilapların dine karşı nasıl bir tutum içerisinde olduğu' sorusuna da şu cevabı vermiştir:
Siyasetimizi, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz. 60
|
55 CHPXV. Yıl Kitabı,
sh. 12-13, zikreden; Ş.S. Aydemir, a.g.e., s. 454 ![]()
56 Gerçek Yönüyle
Atatürkçülük, Türk Devriminin Temel Prensipleri ve Cumhuriyet
Rejimi, Ankara, 1965![]()
57 Dr.
Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara,1971
(Ahmet Gürtaş, s. 34) ![]()
58 Afet
İnan, Medeni Bilgiler, s. 470 (Rönesans, Kasım 1990,
s. 23)![]()
59 Osman
Pazarlı, Sosyoloji, Lise III, Remzi Kitabevi, İstanbul,
1979![]()
60 Maurice
Perno'yla ropörtaj, Akşam, 11 Şubat 1924 (Cumhuriyet
Gazetesi eki, Atatürk'le Konuşmalar, s. 111, Nisan 2000)
![]()