ATATÜRK'ÜN DİNDAR KİŞİLİĞİ
Vefatından
bu yana Atatürk hakkında pek çok yazı ve eser kaleme
alınmış, konferanslar ve toplantılar düzenlenmiş, çeşitli
yorum ve değerlendirmeler yapılmıştır. Şüphesiz Atatürk;
tarihin şahit olduğu en büyük komutan ve devlet adamlarından
biridir. Bunu tüm dünya kabul etmektedir.
Atatürk'ün saydığımız bu özellikleri, aslında onu tanımak için yeterli unsurlardır. Ancak Atatürk'ün, bütün bu üstün özelliklerinin yanı sıra hayatında ve davranışlarında önemli yer tutan, onun sosyal yönünü ve karakterini belirleyen İslam ahlakından kaynaklanan pek çok özelliği bulunmaktadır. Tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı kişiliği, duygusallıktan uzak, akılcı yapısı, ahlak anlayışı, dinine karşı olan hassasiyeti, kararlılığı, giyim ve kuşamına, temizlik ve bakımına, sanat ve estetiğe verdiği önemi bunlar arasında sayabiliriz.
Sadece TBMM'nin açılışı için hazırlattığı bildiri ya
da Balıkesir'de verdiği hutbe bile, tek başına Atatürk'ün
dindar kişiliğini gözler önüne sermek için yeterlidir.
TBMM'nin Açılış Bildirisi
Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmıştır.
Bu açılışın 21 Nisan 1920'de tüm Türkiye'ye gönderilen
bildirgesi, bildirgeyi kaleme alan Atatürk'ün samimi
dindarlığını açıkça gözler önüne seren tarihi bir belge
niteliğindedir:
1. Allah'ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2. Vatanın bağımsızlığı, yüksek halifelik ve saltanat makamının kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri olan Meclisin açılış gününü, Cumaya tesadüf ettirmekten maksat, o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan önce sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılmak, Kuran ve namazın nurlarından faydalanmaktır. Namazdan sonra Peygamberimiz (sav)'in sakalı ve sancağı el üstünde olduğu halde Meclis binasına gidilecektir. Camiden buraya kadar olan merasim için Kolordu Komutanlığı'nca özel olarak askeri tertibat alınacaktır.
3. O günün kutsallığını güçlendirmek için bugünden başlayarak valiliklerde, vali beyefendinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, muhayiri şerif okunacaktır. Hatmin son kısımları Cuma namazından sonra Meclis binası önünde tamamlanacaktır.

4. Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı biçimde bugünden başlanarak muhari ve hatm-i şerif okutularak Cuma günü ezandan önce selavat verilecek ve hutbede halife padişahımızın adı söylenirken, padişahımızın ve topraklarımızın bir an önce kurtuluşu ve mutluluğa erişmesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan sonra hatim duası yapılarak yüce halifelik ve saltanat makamının ve bütün yurdun kurtulması uğrundaki milli çalışmaların kutsallığı ve milletin her bireyinin kendi temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatan görevlerini yerine getirmesine ilişkin vaazlar verilecektir. Sonunda halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, mutluluğu ve bağımsızlığı için dua edilecektir.

Bu dini ve vatani törenin arkasından camilerden çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek Meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce Mevlid-i Şerif okunacaktır.
5. Yüce Allah'tan tam başarı dileriz."
Beş maddeden oluşan bu bildirgenin her maddesi Atatürk'ün samimi, dindar kişiliğinin açık birer ifadesidir.
'... Halbuki
Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz
dindarız....'
(16 Mart 1923, Adana Türk Ocağı, esnaf ve
sanatkarlarla toplantı)
![]()
Balıkesir Hutbesi

Atatürk bütün yaşamını cephelerde mücadele etmekle geçirmiş, Kurtuluş Savaşı'na tek başına yön vermiş, Türk Ordusunun başına geçmiş ve büyük bir zafere imza atmış büyük bir komutandır.
Atatürk'ün din konusundaki samimiyetini ve dinine olan bağlılığını ortaya koyan diğer bir tarihi delil de onun çıktığı bir yurt gezisi sırasında Balıkesir'de vermiş olduğu hutbedir. Atatürk, bu hutbeyi, 7 Şubat 1923 tarihinde Zağanos Paşa Camii'nde vermiştir:
Ey
Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti,
atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz
Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri
tebliğe, memur ve Resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar
cümlemizce malumdur ki, Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir.
Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate
uymamış olsaydı, bununla diğer İlahi ve tabii kanunlar
arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün
İlahi kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır.
Arkadaşlar!
Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dara yani iki haneye
malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah'ın
evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı.
Efendiler...
camiler; ibadet ve itaatle beraber din ve dünya için
neler yapmak gerektiğini düşünmek, yani meşveret için
yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni, başlı
başına faaliyette bulunmak elzemdir.
İşte
bizim burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz
için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız
kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Milli emelleri,
milli iradeyi yalnız bir şahsın düşüncesinden değil,
bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bilinmesi
neticesinden çıkarmak gerekir. Binaenaleyh benden ne
öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı
rica ederim.
...
Efendiler! Hutbe demek halka hitap etmek, yani söz söylemek
demektir. Hutbenin manası budur. Hutbe denildiği zaman
bundan birtakım manalar ve mefhumlar çıkarılmamalıdır.
Hutbeyi irad eden hatiptir. Yani söz söyleyen demektir.
Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber zaman-ı saadetlerinde
hutbeyi kendileri verirlerdi.
Gerek
Peygamber Efendimiz gerekse Hulefayı Raşidin'in hutbelerini
okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek peygamberin
gerekse Hulefayı Raşidin'in söylediği şeyler, o günün
meseleleridir. O günün askeri, idari, mali, siyasi ve
içtimai konularıdır.
İslam
ümmeti çoğalıp, İslam memleketleri genişlemeye başlayınca,
Cenab-ı Peygamber ve Hulefayı Raşidin'in hutbeyi her
yerde bizzat kendilerinin irad etmelerine imkan olmadığından
halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım
zevatı memur etmişlerdir. Bunlar herhalde ileri gelenlerin
en büyüğü idi.




Onlar
cami-i şerifte ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak
ve doğru yolu göstermek için ne söylemek gerekiyorsa
söylerlerdi. Bu tarzın devam edebilmesi için bir şart
lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruları
söylemesi ve halkı aydınlatması; halkı, umumi ahvalden
haberdar etmek son derece ehemmiyetlidir. Çünkü herşey
açık söylendiği zaman halkın dimağı faaliyet halinde
bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına
olan şeyleri reddederek, şunun veya bunun arkasından
gitmeyecektir...

Hutbeden
maksat, halkın aydınlatılması ve doğru yolun gösterilmesidir.
Başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki
hutbeleri okumak, insanları cehl ve gaflet içinde bırakmak
demektir. Hutbeyi okuyanın her halde halkın kullandığı
dili kullanması lazımdır. Geçen sene BMM'de irad ettiğim
bir nutukta demiştim ki: 'Minberler halkın dimağları,
vicdanları için bir feyz menbaı, bir nur menbaı olmuştur.'
Böyle olabilmesi için minberlerde aksedecek sözlerin
bilinmesi ve anlaşılması, fenni ve ilmi hakikatlere
uygun olması lazımdır. Hatiplerin siyasi, içtimai ve
medeni ahvali her gün takip etmeleri zaruridir. Bunlar
bilinmediği takdirde halka yanlış telkinler verilmiş
olur. Binaenaleyh hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın
icaplarına uygun olacaktır.15
Atatürk'ün dindarlığının önemli bir göstergesi de; elbette ki vatanın müdaafası için verdiği mücadelesidir.
Atatürk bütün yaşamını cephelerde mücadele etmekle geçirmiş, Kurtuluş Savaşı'na tek başına yön vermiş, Türk Ordusunun başına geçmiş ve büyük bir zafere imza atmış büyük bir komutandır.
İslam yurdu olan güzel vatanımızın düşmanın eline geçmemesi için herşeyi göze almış ve yıllarca mücadele etmiştir. Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı'nı büyük bir inançla gerçekleştiren Türk Milleti'nin tavrı, aşağıdaki Kuran ayetiyle büyük bir uyum içindedir:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda
savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı
gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)
Atatürk'ün Günlüğünden Bazı Notlar
Mücadelesinde destek ve yardımı her zaman Allah'tan isteyen Atatürk, her fırsatta Kuran okutup dua etmeye önem vermiştir. Üstelik bu konuyla ilgili deliller Atatürk'ün kendi el yazısıyladır. Gençliğinden itibaren günlük tutma alışkanlığı olan ve bu alışkanlığını Büyük Taarruz döneminde de sürdüren Atatürk'ün notları, bize onun samimi inancını gösteren önemli delillerdendir. Aşağıda Atatürk'ün günlüğünden konumuzla ilgili bazı bölümleri aktarıyoruz :

9 Mart 1922, Perşembe - Sivrihisar
Saat 8'e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı. Siyasi durum hakkında... bilgi verdim. Ondan sonra hafıza Kur'an okuttuk.
10 Mart 1922, Cuma - Aziziye
Saat 5 (akşam) Aziziye, yorgunluk hissettim... Bir saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli istirahat etmiştim. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin Paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti, gördüm. Hafıza Kur'an okuttum. Saat 10'da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız üç tümenin teftişidir.
17 Mart Cuma - Akşehir
Tayyare bölüğünü teftiş. Fazıl Bey ve diğer bir pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana'ya gelmişti... İki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek güç oldu. Biri uçabildi.
Karargaha dönüş. Saat 8'e kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdülhalik Bey geldi. Hafıza Kur'an okuttuk. İsmet Paşa da geldi. Yemekten sonra gittiler.


20 Mart Pazartesi-Akşehir
Müdafaa-i Hukuk heyeti, İhsan, Fahrettin Paşalar geldi.
İhsan Paşa (Ali İhsan Sabis) şikayet etti. Haksızdır. Açık konuştum. Otomobille gezdim. İsmet Paşa'ya gittim. Beraber bize geldik. Fahrettin (Altay) Paşa ve kurmayını yemeğe davet etmiştim. Hafıza Kur'an okuttuk.
Mütareke teklifini Celal Bey bildirdi. Cuma namazında hafız Ulucami'de mevlüt okudu... Gece yarısından sonra saat 5'e (sabah) kadar Ankara'da Bakanlar Kurulu ile görüşme yaptım..."16
Atatürk Çanakkale Savaşı'nın
başarıya ulaşmasının
nedeni olarak Allah'a ve dine olan
bağlılığı göstermektedir
Çanakkale muharebelerinde Atatürk'ün emrinde çarpışan, daha sonra Atatürk Anafartalar Grup Komutanı olunca onun yerine 19. Tümen Komutanı olan Albay Şefik Aker, tarihi bir anısını şöyle anlatır:
8/9 Ağustos (1915) gecesi bana 19. Fırka Komutanlığı'nı teslim edip Anafartalar Grubu Komutanlığı'na idareye giderken, Atatürk benim sol yanımda idi. Ağzından çıkan bir fısıltı dikkatimi çekti. O'nun selamet ve başarı için Allah'a fısıltı ile niyazda bulunduğunu görmüş ve anlamıştım. 17

Atatürk'ün bu güzel tavrı, 'Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.' (Al-i İmran Suresi, 160) ayetinde tarif edilen mümin karakterinin güzel bir örneğidir.
Çanakkale Savaşı sırasında kahraman ordumuzun da manevi gücüyle ayakta kaldığını gören Atatürk, askerlerimizin kararlılıklarını şöyle belirtmiştir:
Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuran'ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesi'ni kazandıran bu yüksek ruhtur. 18
Bu iman vesilesiyledir ki, Türk Ordusu Çanakkale'de 250 bin şehit vermesine rağmen en ufak bir gerileme ve sarsılma göstermeden kahramanca mücadele etmiştir. Çanakkale'de şehit ve gazi olan askerlerimizin bu üstün ahlakı, aşağıdaki Kuran ayetinin de bir tecellisidir:
Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (Enfal Suresi, 45)

Atatürk de, şehadeti ve gaziliği en büyük onur ve en yüce makam bilen kahraman Türk Ordusuna şu sözlerle hitap etmiştir:
Türk Ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldırmadığı demir gibi temiz kalbinle düşmanı sonunda alt eden büyük gayretin için gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi kendime aziz bir borç bilirim. 19
Allah'tan başkasından korkmayan ve şehit olmayı en yüksek mertebe kabul eden Atamız, aynı duyguları ordumuza da aşılamıştır. Bir Kuran ayetinde iman edenlerin bu güzel özelliklerine şöyle dikkat çekilir:
'Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun"dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir"diyenlerdir.' (Al-i İmran Suresi, 173)
Ey iman
edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz
zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı çokca
zikredin.
Ki kurtuluş (felah) bulasınız.
(Enfal Suresi, 45)
Atatürk'ün
İslam'da Vicdan Özgürlüğü
Konusundaki Yorumu
İslamiyet insanları din ahlakına uymaya çağırır. Kabul edenin mükafatı veya kabul etmeyenin cezası Allah katındadır. Müslümanlara bu konuda düşen görev, sadece insanları Allah yoluna çağırmaktır. Uyup uymamak kişinin kendi seçimidir. Atatürk'ün bu konuyla ilgili olan şu sözleri, Kuran ahlakına tamamen uymaktadır:
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz, dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. 20

İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
M. Kemal Atatürk
Atatürk'ün söz konusu laiklik tarifi İslam'ın ruhuna ve amacına tamamen uygundur. Kuran-ı Kerim'de, bir kimsenin dini kabul etmesinin kendi kararı olacağı, dini kabul etmezse bunun için kendisine zorlama yapılamayacağı şöyle bildirilir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Atatürk'ün önem verdiği ve savunduğu kavramların dinimizle olan uyumunu hemen her alanda görmek mümkündür. Atatürk'ün bilim konusundaki yaklaşımı bunun bir başka örneğidir. Atatürk, "İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur"derken 21, aslında Peygamberimiz (sav)'in asırlar öncesinde söylediği "ilim Çin'de bile olsa alınız" buyruğuyla tamamen paralel bir prensip ortaya koymuştur.

İslam'da bilime verilen önem Kuran'da açıkça belirtilmektedir. Kuran ayetlerinde Allah; insanları düşünmeye, incelemeye ve araştırmaya çağırır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Gerek gökyüzü, gerek yeryüzü, gerekse bu ikisi arasında yaşayan canlılara baktığımızda her birinin kendilerini var eden Yaratıcı'nın varlığını tasdik ettiğini görürüz. Evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah'ın yaratmasındaki sanatı keşfedip insanlığa açıklamanın yolu "bilim"dir. Dolayısıyla İslam Dini, bilimi Allah'ın yaratışındaki detaylara ulaşmada bir yol olarak benimser ve bu nedenle bilimi teşvik eder. Atatürk'ün bilime verdiği önem, bu manada anlaşılmalıdır.
Atatürk'ün Kuran Ahlakına Uygun Kişiliği
Atatürk'ü,
askeri dehasının ve devlet adamı vasfının yanısıra insan
olarak da ön plana çıkartan birçok önemli özelliği vardır.
Bu özellikler incelendiğinde ise; Atatürk'ün ahlakının
Kuran ahlakına pek çok yönüyle mutabık olduğunu rahatlıkla
görebiliriz. Atatürk'ün yakın arkadaşı, TBMM'nin Gaziantep
vekili Kılıç Ali Paşa, Atatürk'ün müşfik, anlayışlı
ve kibar kişiliğini şöyle özetlemiştir:
Atatürk, çok müşfik, çok ince, çok vefakar bir adamdı.
Vefasızlara, vefasızlıklara karşı son derece gücenir
ve üzüntü duyardı. Yakınlarının, sevdiklerinin hususi,
hatta ailevi dertlerini dinler, adeta bir baba şefkatiyle
onlara çareler arar, onları teselli ederdi. İnsan onun
huzuruna çıkarak dertlerini döktükten sonra rahatlar,
kalbi huzur dolarak büyük bir ferahlık içinde yanından
çıkardı. 22

Atatürk; çok sabırlı bir adamdı. Bazen sofrasında, kendisiyle davetlileri arasında, mebuslarla, arkadaşlarıyla mücadele şekline dökülen öyle münakaşalar olurdu ki, onun müsade ve müsamahasından cüret alınarak gösterilen taşkınlıklara sabır ve tahammül gösterebilmek için, ancak ve ancak Mustafa Kemal olmak lazımdı. Bu sabır ve tahammül ona mahsus, ona yakışan bir meziyetti. 23
Atatürk'ün hassasiyetle üzerinde durduğu sabır, Allah'ın uygulamamızı istediği önemli mümin özelliklerindendir. Sabretmenin önemi pek çok Kuran ayetiyle bize bildirilmektedir. Atatürk'ün diğer bazı ahlaki özellikleri ise konuyla ilgili bir eserde şöyle anlatılır:
Atatürk iki yüzlü, riyakar, dalkavuk insanlardan hoşlanmazdı. Hiç kimsenin gammazlık etmesine, yahut birbiri aleyhinde dedikodu yapmasına ve bu kabil bayağılıklara müsamaha etmezdi. Böyle bir hal vukua geldiği takdirde, ilk fırsatta o iki insanı yüzleştirirdi. 24

Kuran ayetlerini incelediğimizde müminlerin şefkat, merhamet, ince düşünce, vefa, sabır, dürüstlük, hoşgörülü olma ve arkadan konuşmama gibi birçok güzel özelliğe sahip olduklarını görürüz. Bu konularla ilgili ayetlerden bazılarında şöyle buyrulmaktadır:
Güzel
bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan
daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır,
yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 263)
İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Lokman Suresi, 18)
Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi. (Meryem Suresi, 13)
... Öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
Yine Atatürk'ün hayatını anlatan kaynaklarda aktarıldığı üzere, "Atatürk, sofrasında dedikodu mevzularının konuşulmasına da asla müsaade etmezdi."25 Atatürk'ün bu tavrı da, Allah'ın insanlardan istediği Kuran ahlakına uygun bir davranış tarzıdır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 11-12)

Atatürk gerek ailesinden gerekse yetiştiği okullardan Osmanlı kültürünü öğrenmiş ve bu kültürün örnek özelliklerini üzerinde taşımış bir kişiydi. Kendini yetiştirmeye çok önem veren, sürekli okuyan, yeni fikirlere açık, nezih bir kişiliğe sahip olan Atatürk, giyimine dikkat eden, kuvvetli ve zinde bir insandı. Bulunduğu mekanların düzen ve tertibi konusunda da titizlik gösterirdi. Sofra, Atatürk'ün karar ve düşüncelerinin bir nevi mihrak noktası, müdavimlerinin ise adeta feyz kaynağı idi. Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen, Atatürk'ün sofrasını şöyle anlatır:
Şu bilinmelidir ki, Gazi Paşa'nın sofrası asla bir işret alemi yeri, bir vakit geçirme, bir zaman öldürme yeri değildi. O, bu sofrayı adeta bir okul haline sokmuştu. Dünya sorunlarının, yurt sorunlarının, ilmin, felsefenin, sanatın, insanlık idealinin ve uygar Türk Ulusu'nun geleceğinin sabahlara kadar tartışıldığı bir okuldu bu sofra... Aydınlıklarla, iyi niyetlerle dolu bir sofra. 26
Boş konuşmalardan hiç hoşlanmayan Atatürk, diğer insanların da bu konuya titizlik göstermelerine dikkat ederdi. Bu özelliğin de Kuran'da belirtilen bir mümin vasfı olması dikkat çekicidir. Boş konuşmalar -hiçbir amaca yönelik olmayan, insanları düşünceden, akıldan uzaklaştıran sözler- karşısında müminlerin gösterdikleri asil tavır, Kuran'da şöyle tarif edilir:
... Boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)



15
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93![]()
16 Ali
Mithat İnan, Atatürk'ün Not Defterleri, Gündoğan Yayınları,
Ankara, 1996, s. 122-127, Ek 10, 11, 12, 13![]()
17 İsmet
Görgülü, Sesli Belgelerden M. Kemal Atatürk; Atatürk
Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 11, 1988 ( http://www.mkataturk.gen.tr/ozel/ozel4.html#9)![]()
18 Atatürk'ten
Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi,
1989, s. 136) ![]()
19 Atatürk'ten
Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi,
1989, s. 138) ![]()
20 Sadi
Borak, Atatürk ve Din, 1962 (A. Gürtaş, s. 34)![]()
21 Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 44![]()
22 Atatürk'ün
Hususiyetleri, s. 71![]()
23 Atatürk'ün
Hususiyetleri, s. 72![]()
24 Atatürk'ün
Hususiyetleri, s. 80![]()
25 Atatürk'ün
Hususiyetleri, s.100![]()
26 Atatürk'ün
İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s. 55![]()