EL ESAS Fİ'S SÜNNE / HADİSLERLE İBADET ANSİKLOPEDİSİ 9.CİLT

 

Bir Açıklama

 

Hadisi şerif, Müslümanlar arasındaki kavga nedeniyle Allah Teala'nın hayır ve bereketleri kaldırdığını göstermektedir. Bu nedenle her Müslüman, kardeşiyle kavga etmekten ve onunla çekişmekten uzak durmalıdır.

 

3923-Buhari, Ubade bin Samit (r.a)'ten rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Hz. Peygamber (a.s) Kadir Gecesi'ni bize haber vermek için (evinden çıktı). Derken Müslümanlardan iki kişi kavga ettiler. Bunun ardından Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben sizlere Kadir Gecesi'ni haber vermek için çıkmıştım. Falan ile filan kavga ettiler de (Kadir Gecesi'nin tayinine ilişkin bilgim kalbimden) kaldırıldı. Belki de sizler için bu daha hayırlıdır. Artık onu (yirmi) dokuzun­cu  (yirmi) yedinci ve (yirmi) beşinci gecelerde arayın." [1]

 

3924-İbni Huzeyme, İbni Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Hz. Ömer (r.a), Hz. Muhammed (a.s)'in sahabileriyle birlikte beni de da­vet eder ve bana:" Onlar konuşana kadar sen konuşma," derdi." İbni Abbas sözüne şöyle devam etti:

"Onları davet etti de kendilerine Kadir Gecesi'nden sordu ve: "Resu-lullah (a.s)'ın: "Kadir Gecesi'ni son on gecede araym," sözü hakkında görüşünüz nedir? Size göre bu gece hangi gecedir?" dedi. Bunun üzerine ki­misi; "(Yirmi) birinci gecedir" dedi, kimisi; "(Yirmi, beşinci gecedir" dedi. Ben ise sükût etmiştim."                                                                        

İbni Abbas sözüne şöyle devam etti:                              

"Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a): "Sana ne oluyor da hiç konuşmuyorsun?" dedi." İbni Abbas sözüne devamla dedi ki:

"Ben:   "İzin  verirseniz  konuşurum,  ey  mü'minlerin  emiri,"   dedim. Sözümün ardından Hz. Ömer (r.a) :                                                   

"Sana sadece konuşasm diye haber saldım," dedi." ibni Abbas sözünü şu şekilde sürdürdü: "Ben de dedim ki:

"Kendi görüşümü mü size aktaracağım?" Hz. Ömer (r.a): "Sana sadece bunu soruyoruz," dedi." İbni Abbas şöyle dedi: "Ben:                                                                      

"Yirmi yedinci gecedir. Allah Azze ve Celle'nin yedi kat semadan ve yedi kat yerden bahsettiğini, insanı yedi (iklim) den yarattığını ve yer bitkisi­nin yedi (çeşit) olduğunu gördüm."

İbni Abbas sözüne şöyle devam etti:                                         

"Bu sözümün ardından Hz. Ömer (r.a):          

"(Tamam) bu verdiğin haberi biliyordum. Ya bilmediğim hakkında ne diyeceksin?" Yer bitkisinin yedi çeşit olduğu (ile ilgili) sözünden neyi kaste­diyorsun?" Hz. Ömer (r.a)'in bu sorusu üzerine ben de dedim ki:

"Şüphesiz Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Sonra yeri onunla (gökten İndirdiğimiz suyla) açarız. Onda hububat bi­tiririz. Üzüm ve yeşillikler, zeytin, hurma ve gür bahçeler, yemişler ve çim­ler bitiririz." [2]

Çimler; hayvanların yiyip insanların yemedikleri (bir çeşit) yer bitkisi­dir."

İbni Abbas (r.a) sözünü şöyle tamamladı:

"Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a):

"Başmm halleri henüz bir araya gelmemiş olan (.aklı tekamül seviyesine ulaşmayan) bu çocuk gibi cevap vermekten aciz mi kaldınız? Doğrusu ben de vallahi sadece senin söylediğin gibi bir yorumdan yanayım," dedi ve şöyle ekledi:

"Onlar konuşana kadar sen konuşmayacaksın," diye sana emretmiştim. Şimdi de emrediyorum, onlarla beraber sen de konuşacaksın." [3]

 

3925-Bezzar, Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kadir Gecesi'ni son on gece içinde tek sayılı gecelerde arayın." [4]

 

3926-Buhari ve Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Biz Resulullah (a.s) ile beraber, ayın ortasındaki on günde i'tikaf ettik. Nihayet yirminci günün sabahı olunca eşyalarımızı (İ'tikaf yerimizden) nak­lettik. Derken Hz. Peygamber (a.s) geldi ve şöyle buyurdu:

"Her kim i'tikaf ettiyse yine i'tikaf yerine dönsün. Çünkü ben bu geceyi gördüm. Şu halde idi: "Ben kendimi bir su ve çamur içinde secde ediyorken gördüm. Resulullah (a.s) i'tikaf yerine döndüğünde gök sanki hücuma geçmişti. Yağmura tutulduk. Onu hak ile gönderen Allah (c.c)'a yemin ede­rim ki, gökyüzü, bu gökyüzü bugünün sonunda itibaren hücum etmiştir. Mescid ise o zaman hurma dallarından yapılmış bir çardak halindeydi. Ye­minle ifade ediyorum ki, ben Hz. Peygamber (a.s)'in bunun üzerinde ve bur­nunun ucundaki yumuşak yerde çamur ve su izi gördüm."

Diğer bir rivayet de bu rivayetin bir benzeridir. Bu rivayet şu şekilde ifade edilmiştir:

"Nihayet yirmibirinci gece olunca ki, bu gecenin sabahında i'tikafindan çıkmış idi, şöyle buyurdu:

"Kim benimle beraber i'tikaf ettiyse, son on gecede (tekrar) i'tikaf etsin." [5]

Başka bir rivayet ise şu şekildedir:

"Resulullah (a.s) Ramazan'da ayın ortasındaki on günde i'tikaf ederdi. Geçen yirminci gecenin akşamı olup, yirmibirinci günü karşılayacağı zaman evine dönerdi. Beraberinde i'tikaf etmiş olanlar da (evlerine) dönerlerdi. Re­sulullah (a.s) i'tikaf ettiği bir Ramazan ayında, evine dönmek adetinde olduğu gece i'tikaf yerinde kaldı ve insanlara hitabda bulundu da bu hutbede insanlara Allah (c.c)'m dilediği şeyleri emretti. Sonra şöyle buyurdu:

"Ben şu on günde i'tikaf ederdim. Sonra bana, şu (gelecek) son on günde i'tikaf etmem fikri beyan oldu. Şimdi, kim benimle birlikte i'tikaf ediyorsa, i'tikaf ettiği yerde kalsın."

Buhari bundan sonra hadisi tamamlamıştır. Bu hadiste şu ifade de yer al­maktadır:

"Mescid Hz. Peygamber (a.s)'in namaz kıldığı yerde su biriktirdi. İşte bu, yirmibirinci gecede gözümle gördüğüm bir hadisedir." [6]

 

İlk Yıllarda İ'tikaf Ramazan Ayının Ortasındaydı

 

3927-Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s). Kadir Gecesi kendisine açıklanmadan önce onu ara­mak üzere Ramazan'm ortasında i'tikaf etti. İ'tikaf günleri bitince, çadırının kaldırılmasını emretti ve çadırı bozuldu. Sonra kendisine Kadir Gecesi'nin son on gecede olduğu açıklandı da çadırının tekrar kurulanmasını emretti ve çadırı tekrar kuruldu."

Diğer bir rivayet de şu şekildedir:

"Resulullah (a.s) (önce) ilk on günde i'tikaf etti. Sonra ara on günde i'tikaf etti. Sonra ara on günde i'tikaf etti. (Daha) sonra da son on günde i'tikaf etti." [7]

 

3928-Buhari, Ebu Seleme (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Ebu Said (el-Hudri)'ye gittim de: "Bizimle hurmalığa doğru çıkmaz mısın, orada konuşalım?" dedim. Ve çıktı. Ben ona:                              '

"Kadir Gecesi hakkında Resulullah (a.s)'dan işittiğini bana anlat," de­dim. O, şöyle anlattı:

"Resulullah (a.s) Ramazan'm ilk on gününde i'tikaf etti. Biz de O'nunla birlikte i'tikaf ettik. Sonra kendisine Cebrail (a.s) geldi ve: "Aradığın şey önündedir," dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s) ortadaki on günde i'tikaf etti. Bizler de kendisiyle birlikte i'tikaf ettik. Yine O'na Cebrail (a.s) geldi ve: "Aradığın şey önündedir, dedi. Sonra Hz. Peygamber (a.s) Ramazan'm yir­minci gününün sabahında ayağa kalktı ve bir hutbe okuyarak şöyle buyur­du:

"Kim Peygamberle birlikte i'tikaf ediyorsa (i'tikaf yerine) dönsün. Çünkü ben Kadir Gecesi'ni gördüm (fakat) o, bana unutturuldu. Kadir Gecesi son on gün içindeki tek sayılı gecelerdedir. Ben (rüyamda) kendimi çamur ve su içinde secde ediyormuşum gibi bir halde gördüm."

Mescidin tavanı hurma ağacından idi. Biz gökde bir şey görmüyorduk. Birden bir bulut parçası geldi ve yağmura ulaştırıldık. Bunun ardından Hz. Peygamber (a.s) bize namaz kıldırdı. Ta ki, ben Hz. Peygamber (a.s)'in alnı üzerinde ve burnunun ucunda çamur izini gördüm. Bununla rüyası tasbit edilmiş oldu." [8]

 

3929-Ahmed bin Hanbel, İbni Abbas (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Ramazan'da uykuda olduğum halde bana gelindi de:" Şüphesiz bu gece Kadir Gecesi'dir," denildi."

İbni Abbas olayın bundan sonraki bölümünü şöyle anlatıyor:

"Bunun ardından uykulu bir halde kalktım ve Resulullah (a.s)'m çadı­rının iplerinden birine tütündüm. Derken Resulullah (a.s)'a geldim. Vardı­ğımda namaz kılıyordu. Sonra bu gecenin hangi gece olduğuna baktım. Yir-miüçüncü geceydi." [9]

 

3930-Buhari, Abdurrahman bin Ubeyd Sanabihi (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor: "Hicret etmek üzere Yemen'den yola çıktık ve kuşluk vakti Cuhfe'ye vardık. Karşıdan bir süvari yonelip bize geldi. Ben kendisine:   

"Bize Medine'den haber ver/1 dedim. Süvari:

"Resulullah (a.s)'ı beş gün önce defnettik," dedi. Ben: "Senin varışından sadece beş gün önce vefat etmiş, Kadir Gecesi hakkın­da bir şey işittin mi?" dedim. Süvari:

"Bana Resulullah (a.s)'m müezzini Bilal şöyle haber verdi:

"Kadir Gecesi, Ramazan'm son on günü içindeki yedinin ilk gecesidir." [10]

 

3931-Ebu Davud, Abdullah bin Uneys (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s)'a; "Ey Allah'ın Resulü, benim çöl (de oturduğum bir evim var) orada bulunuyorum ve Allah'a hamd olsun namazımı da orada kılıyorum. Bana bir gece emret de o gece şu mescide ineyim," dedim.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Yirmiüçüncü gece in." Abdullah bin Uneys'in oğluna soruldu: "Baban, o gece nasıl hareket ederdi?" Şöyle cevap verdi:

"Babam o gece ikindi namazını kılınca mescide girerdi. Sabah namazını kılmcaya kadar bir ihtiyaç için de dışarı çıkmazdı. Sabah namazını kılınca mescidin kapısında durmakta olan hayvanını bulurdu. Ve ona binip çöldeki evine varırdı."

Muvatta'daki rivayete göre ise şöyledir: "Abdullah bin Uneys (r.a) Resulullah (a.s)'a:

"Ben, evi uzak bir adamım. Bu nedenle bana kendisi için (mescide) ine­ceğim bir gece emret," demiş. Resulullah (a.s) da:

"Ramazan'ın yirmiüçüncü gecesi in," buyurmuştur." [11] Müslim'in rivayetinde de Abdullah bin Uneys (r.a) şöyle demiştir: "Resulullah (a.s) buyurdular ki:

"Bana rüyamda Kadir Gecesi gösterildi. Daha sonra o gece(nin tayini) bana unutturuldu. Rüyamda kendimi bu gecenin sabahında su ve çamur içinde secde eder olduğum halde görüyordum." Abdullah bin Uneys (r.a) devamla dedi ki:

"Ve (gerçekten de) yirmiüçüncü gece yağmura mazhar olduk. Resulullah (a.s) bize sabah namazını kıldırıp ayrıldığında su ve çamur izi alnında ve burnunda duruyordu."

Abdullah bin Uneys şöyle derdi: "Kadir Gecesi yirmiüçüncü gecedir." [12]

 

3932-Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmiştir:

"O, şöyle demiştir:

"Kadir Gecesi'ni yirmidördüncü gecede arayın." [13]

 

3933-Ahmed bin Hanbel, Hz. Bilal (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Kadir Gecesi yirmidördüncü gecedir." [14]

 

Bir Açıklama

 

Kadir Gecesi'nin   günler arasında dolaşması mantık için uzak değildir. Zira Ebu Hanife (rh.a)'ye göre Kadir Gecesi tüm sene içerisinde gizlidir. Nitekim Kadir Gecesi hakkında bir çok hadis-i şerif rivayet edilmiş, bu hadis-i şeriflerde Kadir Gecesi'nin yer aldığı gecenin rakamı konusunda müteaddit haberler verilmiştir. Bu da gösteriyor ki, insanlar ibadet noktasında çalışkan olsunlar diye Kadir Gecesi, diğer geceler arasında dolaşmaktadır. En sağlam metod Kadir Gecesi'ni yakalamak için yıl boyu çalışmaktır. Buna gücü yetmi­yorsa Ramazan boyu ibadet etmeye çalışmak gerekir. Buna da gücü yetmi­yorsa Ramazan'm son on gecesini ibadetle geçirmeye çalışmak gerekir. Buna da güç yetmiyorsa, Ramazan'ın son on gecesinin tek sayılı olanlarını ibadetle geçirmek gerekir.

 

3934-Müslim, Zirr bin Hubeyş (r.h.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Ubeyy bin Ka'b (r.a)'dan dinledim, şöyle diyordu:

"Ubeyy bin Ka'b (r.a)'a Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un: "Kim yıl boyu iba­det ederse Kadir Gecesi'ne isabet eder," söyledi denilmiş. Bunun üzerine Ubey şöyle demiştir:

"Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, Kadir Gecesi Ramazan'm tam içindedir. -Ubeyy (r.a) hiç ayrım yapmadan yemin ediyordu. -Yine Allah'a yemin ederim ki, o gecenin hangi gece olduğunu ben biliyorum. O gece, Resulullah (a.s)'ın bize ibadetle geçirmemizi emret­tiği gecedir. O gece yirmiyedinci gecedir. O gecenin alameti, gününün sa­bahında Güneş'in pırıltısız beyaz olarak doğmasıdır."

Diğer bir rivayet ise şu şekildedir: "Ubeyy bin Kâb (r.a)'a sordum. Dedim ki:

"Kardeşin İbni Mes'ud (r.a): "Kim yıl boyu gece ibadeti yaparsa, Kadir Gecesi'ne isabet eder," diyor." Bunun üzerine -Allah rahmet eylesin- dedi ki:

"İbni Mes'ud (r.a) insanların ibadetlerine (güvenip) gevşek kalmama­larını arzu etmiş (bu nedenle öyle söylemiştir.) Yoksa o, mutlaka Kadir Gece-si'nin Ramazan ayı içinde olduğunu ve onun son on gün içinde olduğu bi­liyordur,"

Sonra -hiç ayrım yapmaksızın- Kadir Gecesi'nin yirmiyedinci gece olduğunu yeminle ifade etti. Bunun üzerine ben kendisine:

"Bunu neye dayanarak söylüyorsun ey Ebu Munzir?" dedim şöyle cevap verdi:

"Resulullah (a.s)'m bize haber verdiği alametle; o gecenin gündüzü, Güneş pırıltısız olarak doğar." [15]

Ebu Davud'un rivayeti de ikinci rivayet gibidir. Onunla aynı manadadır. Bu rivayette Zirr bin Hubeyş (r.a.) şöyle demiştir:

"Dedim ki: "Ey Ebu Munzir, sen bunu nereden biliyorsun?" Ubeyy:

"Resulullah (a.s)'m bize haber verdiği alametle," diye cevap verdi." (Asım dedi ki):                                                                            

"Zirr'e; "alamet nedir?" diye sordum :

"Bu gecenin sabahında Güneş tas gibi doğar, yükselinceye kadar pırıltısı olmaz," diye cevap verdi." [16]

Tirmizi'nin bir rivayeti de Ebu Davud'un rivayeti gibidir. [17] Bir diğer rivayeti de şu şekildedir:

"Ubeyy bin Kâb (r.a)'a: "Kadir Gecesi'nin yirmiyedinci gece olduğunu nereden bildin ey Ebu Munzir?" diye sordum:

"Evet, Resulullah (a.s) bize haber verdi. O gece, sabahında Güneş pırıl­tısız olan gecedir," (buyurdu). Biz de saydık ve aklımızda tuttuk. Allah'a ye­min ederim ki, İbni Mes'ud o gecenin Ramazan'da olduğunu ve yirmiye­dinci gece olduğunu mutlaka biliyordur. Fakat o, güvenip gevşeklik ya­parsınız diye size haber vermek istememiştir." [18]

 

Bir Açıklama

 

Hadiste de geçtiği gibi hava açık olduğu zaman, Güneş'in altında bulut ol­madığı zaman Kadir Gecesi'nin sabahı görülüyor demektir. Aslında insanların bu konuda bazı tecrübeleri vardır. İzlemek, görmek ve sürekli takip etmek bunu ortaya koyar. Fakat, biz nassın söylediklerinin dışına çıkmak istemiyoruz.

 

3935-Ebu Davud, Muaviye bin Ebi Sufyan (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: "Kadir Gecesi; yirmiyedinci gecedir." Hafız îbni Hacer, Fethu'l-Bari'de şöyle der:

"Ahmed bin Hanbel, Simak bin Harb tarikiyle İkrime'den, o da İbni Ab-bas'tan şöyle rivayet etmiştir:

"Uykuda olduğum halde bana gelindi ve; "Bu gece Kadir Gecesidir," de­nildi. Uykulu olduğum halde kalkıp ResuluUah (a.s)'ın (i'tikaf için girdiği) çadırının iplerinden birine tütündüm. Bir de baktım ki, namaz kılıyor. Bu defa bu geceye baktım. Bir de gördüm ki, yirmidördüncü geceymiş." [19]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadis, İbni Abbas (r.a)'m başka bir tarikle rivayet ettiği; "Kadir Gecesi tek rakamlı geceler içerisindedir," hadisiyle çelişmektedir.

Bu soruya şu şekilde cevap verilebilir:

"İki rivayeti şu şekilde birleştirmek mümkündür: Zahiren çift rakamlı görünen rivayet, "ayın sonundan geri doğru sayıma başlarsa yirmidördüncü gece yedince gece olmuş olur/' şeklinde yorumlanır. Bu ihtimalle birlikte İbni Abbas; "yirmisinin içlerinde bulunma ihtimali yüksek olan son yedi gecenin ilk yirmidördüncü gecedir," şeklinde bir mana da kastetmiş olabilir. Bu takdirde İbni Abbas'm yirmidördüncü geceye ilişkin sözü, bu geceyi son yedi gecede aramakla ilgili daha Önceki görüşüne muvafık olur. [20]

 

3936-İbni Huzeyme, İbni Abbas (r.a)'tan, o da Hz, Peygamber (a.s)'den Kadir Gecesi hakkında (şöyle buyurduğunu) rivayet etmiştir:

"Kadir Gecesi ılık bir gecedir. Ne sıcaktır, ne de soğuktur. Bu gecenin sa­bahında Güneş kırmızı ve zayıftır." [21]

 

Bir Açıklama

 

Kadir Gecesi'nin ılık bir gece yani ne soğuk ne de sıcak bir gece olmakla nitelendirilmesi, ResuluUah (a.s)'ın Kadir Gecesi ile ilgili olarak haber verdiği yıla Özeldir. Bunun delili: "ResuluUah (a.s) Kadir Gecesi sabahı namaz kıldırdığında mescidin tabanı yağmurdan ıslanmıştı," şeklinde zikredilen ri­vayetlerdir.

İki hadis, havanın bir anda hem yağmurlu olması, hem de soğuk olmaması mümkündür şeklinde birleştirilebilir.

 

3937-Ebu Davud, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle söylediğim riva­yet etmiştir:

"ResuluUah (a.s) Kadir Gecesi hakkında bize şöyle buyurdu:

"Kadir Gecesini Ramazan'ın onyedinci gecesinde, yirmibirinci gecesinde ve yermiüçüncü gecesinde arayın."

Sonra sükût etti." [22]

 

3938- Ahmed bin Hanbel, Muaz bin Cebel (r.a)'den rivayet etmiştir:

"ResuluUah (a.s)'a Kadir Gecesinden soruldu da şöyle buyurdu:

"O, son on gece içindedir. (Yirmi) üç ve (yirmi) beşinci geceleri ibadetle geçirin. [23]

 

3939-Bezzar, Abdullah bin Mesud (r.a)'un şöyle söylediğim rivayet etmiştir:

"ResuluUah (a.s)'a Kadir Gecesi'nden soruldu. (O da şöyle) buyurdu:

"O gece(nin tayini) bana bildirilmişti. Sonra benden (geri) kaçtı. Artık onu kalan yedi gecede ya da kalan üç gecede arayın." [24]

 

3940-Ahmed  bin  Hanbel, İbni Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim Kadir Gecesi'ni araştıracaksa, yirmiyedinci gecede araştırsın."

Ve yine başka bir hadisinde şöyle buyurdu:   

"Onu, yirmiyedinci gecede araştırın." [25]       

 

3941-Tirmizi, Uyeyne bin Abdurrahman (r.a)'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Babam bana tahdis etti ve dedi ki: "Ebu Bekre'nin yanında Kadir Gece-si'nden bahsettim de şöyle dedi:

"Ben Kadir Gecesi'ni Resulullah (a.s)'tan işitmiş olduğum son on günün dışında bir yerde aramam. Nitekim ben O'nun şöyle buyurduğunu işittim:

"Kadir Gecesi'ni kalan dokuz gecede veya kalan yedi gecede veya kalan beş gecede veya kalan üç gecede ya da son gecede arayın."    

Uyeyne'nin babası sözlerine şöyle devam etti.  

"Ebu Bekre (r.a) Ramazan'm ilk yirmi gecesi, senenin sair günlerinde olduğu gibi namaz kılardı. Ancak söz konusu on gün girdiği zaman ibadetle­rine hız kazandırdı. (Buna gayret ederdi.)" [26]

 

3942-Buhari, Ubade bin Samit (r.a)'ten rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) Kadir Gecesi'ni haber vermek için (mescide gelmek üzere hücresinden) çıktı.

Bu sırada Müslümanlardan iki kişi kavga ettiler. Bunun ardından Hz. Peygamber (a .s) şöyle buyurdu:

"Ben sizlere Kadir Gecesi'ni haber vermek üzere çıkmıştım. Filan ile fa­lan birbirleriyle kavga ettiler de (Kadir Gecesi'nin tayinine ait bilgi kalbim­den) kaldırıldı. Belki de sizler için bu daha hayırlıdır. Artık onu (yirmi) do­kuzuncu, (yirmi) yedinci ve (yirmi) beşinci gecelerde arayınız." [27]

 

3943-Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a)'in şöyle söylediğim rivayet etmiştir:

"Resulullah (a .s) şöyle buyurdu:

"O, Ramazan'm son on günü içinde geçecek olan dokuzdadır. Ya da ka­lan yedi içindedir,"

Kadir gecesini kastediyordu."

Diğer bir rivayette de Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Onu, Ramazan'ın son on gününde arayın. -Kadir Gecesi'ni kastediyor­um, ya kalan dokuzuncu gecededir, ya kalan yedinci gecededir. Ya da kalan beşinci gecededir." [28]

 

3944-Bezzar, Enes (bin Malik (r.a)'den Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kadir Gecesi'ni son on gece içinde, dokuzuncu, beşinci ve yedinci gece içinde arayınız." [29]

 

3945-İmam Malik, Said bin el-Museyyeb (rh.a)'den şöyle dediğini ri­vayet etmiştir:

"Kim Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunursa, o geceden nasibini almış demektir." [30]

 

3946-Ahmed bin Hanbel, İbni Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Bir adam Hz. Peygamber (a.s)'e gelerek:

"Ey Allah'ın Peygamberi ! Şüphesiz ben çok yaşlı ve hasta bir ihtiyarım. Bu nedenle bana Allah'ın beni içinde Kadir Gecesi'ne ulaştıracağı bir gecede mescide gelmemi emret," dedi. Hz. Peygamber (a.s) de:

"(Yirmiden sonraki) yedinci geceye sahip çık," buyurdu." [31]

 

3947-Ahmed   bin   Hanbel, Ubade bin Samit (r.a)'ten, Resulullah ;(a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kadir Gecesi (Ramazan ayından) kalan on gece içerisindedir. Kim, se­vaplarını umarak bu geceleri ibadetle geçirirse, şüphesiz Allah Tebareke ve Teala, o kimsenin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. O, gece (Kadir Ge­cesi) tek sayılı bir gecedir. (O gece Ramazanın yirmisinden sonraki) doku­zuncu, yahut yedinci, yahut beşinci, yahut üçüncü ya da son gecedir."

Yine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:                             

"Kadir Gecesi'nin alamet (ler)i şöyledir: Bu gece saf, içinde dolunay varmış gibi parlak, sakin ve bitkin bir gecedir. Bu gece ne soğuk ne de sıcaktır. Bu gece sabaha kadar hiçbir yıldıza kayması helal olmaz. Onun alamet(ler)i (arasında) şu da vardır: Bu gecenin sabahında Güneş pırıltısız, dolunay gibi, dümdüz bir şekilde doğar. Şeytan'm o gün Güneş'le birlikte çıkması helal değildir." [32]

 

Bir Açıklama

 

Hadis-i şerifte sayılan bu belirtilerin göğün olmasıyla birlikte herhangi bir senede veya her sene, ya da bazı yerlerde görülmesi mümkündür. Yani her yerden bu şekilde mutlaka görülecekler diye bir şart yoktur. Aşağıdaki hadis-i şerif de bunun doğruluğunu göstermektedir.

 

3948-Ahmed bin Hanbel, Cabir bin Semure (r.a.)'den Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kadir Gecesi'ni son on gecede arayın."

Ahmed bin Hanbel bu kadarını rivayet etmiştir. Oğlu ise şu ilavede bulun­muştur:

"... Ramazan'm son on gecesinde ve tek rakamlı gecelerde arayın. Çünkü ben o geceyi görmüştüm. Sonra onu unuttum. Bu gece, damla ve rüzgar ge-cesidir."

Yahut şöyle demiştir:

"Bu gece, yağmur ve rüzgar gecesidir," [33]

 

3949-İbni   Huzeyme,  Ebu Hureyre  (r.a)'nin  şöyle dediğini rivayet etmiştir:                                                                                                 

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kadir Gecesi yirmiyedinci, yahut yirmidokuzuncu gecedir. Bu'g^ce, yeryüzünde bulunan melekler çakıl taşlarından daha çoktur." [34]

 

3950-Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'in Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"O gece, yirmiyedinci, yahut yirmidokuzuncu gecedir. Bu gece, yeryü­zünde bulunan melekler çakıl taşlarının sayısından daha çoktur." [35]

 

3951-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s)'m yanında Kadir Gecesi konusunda müzakeretife bu­lunduk. Bunun üzerine O, şöyle buyurdu:                                         

"Hanginiz (içinde) ayın yarım çanak gibi doğduğu bir geceden barfeedecek?" [36]                                                                                       

 

Bir Açıklama                                                                    

 

Bu hadis-i şerif, Kadir Gecesi'nin yıl ve yerlere göre bir takım doğal belir­tileri olduğunu ve bu alametlerin her yılda ve her bölgede bulunmasınm şart olmadığını göstermektedir.

"Şıkku cefnet" : Yarım çanak demektir. "Şıkk:" Bir şeyin yarısı demektir. "Cefnet": Çanak demektir. Kadı İyaz der ki:

"Bu hadis, Kadir Gecesi'nin ayın sonuna doğru olabileceğine işaret et­mektedir. Çünkü ayın bu hali, ayın sonlarına doğru olur."

 

3952-İbni Huzeyme, Ebu Zerr (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:,

"Ramazan'da Hz. Peygameber (a.s)'le birlikte oruç tuttuk. Gece ibadette bizi tutmadı. Nihayet aydan yedi gece kalınca gece ibadetinde gecenin üçte biri geçene kadar bizimle kaldı. Sonra altıncı gece bizi gece ibadetinde tut­madı. Beşinci gece, gece yansı olana kadar bizimle kaldı. Bunun üzerine de­dim ki:

"Ey Allah'ın Resulü, bu gecemizin kalan kısmını da ibadetle geçirsey-dik?"

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz ki, kim imam ayrılana kadar onunla birlikte gece ibadette kalırsa, kendisi için bir gece ibadeti yazılır."

Sonra (kalan gecelerde) bize namaz kıldırmadı. Nihayet aydan üçf^ece kalınca, üçüncü gece bizi ibadette bıraktı. Ailesini ve hanımlarını da tojiladı. Böylece bize namaz kıldırdı. O kadar ki, felahın geçmesinden korktuk." I

Dedim ki -Diyen Ebu Zerr (r.a)'dır:

"Felah nedir?"

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: 

"Sahurdur."                                                               

 

Bir Açıklama                                               

 

Bu hadis-i şerif, cemaatle namaz kılan kimsenin namaz bitene kadar imamla birlikte kalmasının önemini ortaya koymaktadır. Ancak ortada bir za­ruret olması ayrı. İşte İslam'ın Müslümana şeyhiyle ve imamıyla birlikte bu­lunduğu zaman kazandırdığı yüksek edep budur. Hatta cemiyet ve hareket içinde de zaruret ve ihtiyacının dışında yetkililerden izin almadan ayrılma­malıdır. Müslüman ihlasla beraber buna riayet ettiğinde çok büyük sevap ka­zanır.

 

3953-İbni Huzeyme, Ebu Zerr (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s) Ramazan ayının yirmiüçüncü gecesi, gecenin ilk üçte birine kadar bizimle gece ibadetinde kaldı. Sonra şöyle buyurdu:

"Aradığınız şeyin (Kadir Gecesi'nin) önünüzden başka bir yerde ola­cağını zannetmiyorum."

Sonra yirmibeşinci gece, gece yansına kadar gece ibadetinde bulundu. Sonra (yine):

"Aradığınız şeyin Önünüzden başka bir yerde olacağını zannetmiyoram," buyurdu.

Sonra yirmiyedinci gece sabaha kadar ibadette kaldık." îbni Huzeyme der ki:

"Bana göre hadisteki "vera" lafzı, kendi manasının zıddmda kullanıl­mıştır. Esas kastedilen mana; "Önünüzdedir" anlarnmadır. Çünkü geçen za­man, insanın arkasında, gelecek ise Önündedir.

Hz. Peygamber (a.s) ise şunu ifade etmek istemiştir:

"Aradığınız Kadir Gecesi'nin gelecek günlerden başka bir yerde olacağını zannetmiyorum."

Yani ayın geçen günleriıarasında değildir.

Bu hadis-i şerif şu ayet-i kerime gibidir:

"Arkalarında bütün (sağlam) gemileri alıp gaspeden bir sultan vardı." [37]

 

3954-İbni Huzeyme, Amr bin Murre el-Cuheni (r.a.)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Kazaa kabilesinden bir adam Resulullah (a.s)'a gelerek O'na:

"Ey Allah'ın Resulü, ne dersin, Allah'tan başka hiç bir ilah olmadığına ve senin Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etsem, beş vakit namazımı kılsam, (Ramazan) ayı orucumu tutsam. Ramazan ibadetimi yapsam, (teravih namazımı kılsam) zekatımı versem (Müslümanlıktaki durumun ne olur?)"

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim bu hal üzere ölürse, sıddıklardan ve şehitlerden olur." [38]

 

3955-Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'tan Ramazan ibadetine teşvik ettiğini işittim. Resulul­lah (a.s) insanları bu ibadeti eda etmeleri için cemaatleştirmezdi. [39]

 

3956-İbni Huzeyme, Abdullah bin Ebi Lubeyd (r.a.)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Abdullah, Ebu Seleme'den işitmiş. Şöyle diyordu:

"Hz, Aişe (r.a)'ye sordum ve dedim ki :

"Anneciğim, Resulullah (a.s)'m gece namazından haber ver."

Bunun üzerine Hz. Aişe (r.a) şöyle anlattı:

"O'nun gece namazı (çoğunlukla) Ramazan ayında idi. Bunun dışında sadece onüç rekat idi."

Bu, Abdul-Cebbar'ın rivayet ettiği hadisidir. Ebu Haşim ise şöyle demiştir:

"Hz. Aişe (r.a)'ye geldim ve kendisine Resulullah (a.s)'ın Ramazan ayındaki namazından sordum. Şöyle cevap verdi:

"Sabah namazının iki rekat (sünnet) de dahil tüm namazı onüç rekat idi." [40]             

 

3957-Müsüm, Cabir bin Abdullah (r.a)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'tan şöyle buyurduğunu işittim;

"Gece içerisinde bir saat vardır ki, Müslüman kişi bu saate denk getirir de dünya ve ahiret işleriyle ilgili Allah'tan ne isterse, istediğini ona verir. Ve bu, her gece devam eder." [41]

 

FITIR SADAKASI

 

Giriş

 

Yüce Allah (c.c)'m "Kime hikmet verilirse, şüphesiz ona çok hayır veril­miştir/' [42] ayetini bakara suresinde infak ayetleri arasında zikretmiştik. Bu­nunla, sadakaları yerlerine ulaştırmanın hikmetinin bir parçası olduğuna işaret edilmektedir. Fıtır sadakası, îslam nazarında özel bir öneme sahip ol­ması nedeniyle vacip ibadetler arasında yer almıştır. Fıtır sadakası senelik tekrarlanan bir ibadettir ve nisap miktarı mala sahip olan kimsenin -Hanefi mezhebine göre üzerinden bir yıl geçmemiş olsa bile- bayram sabahı kendi adına küçük çocukları, köleleri ve cariyeleri adma bu ibadeti eda etmesi vacip­tir. Bir takım alimlere göre nisap miktarı malla birlikte bir gün- bir gecelik kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin fıtır sadakası vermesi gerekir.

Fıtır sadakası rastgele organizesiz bir şekilde verilmiş olsa bile meşru kılmış amacını karşılar ve yerine ulaşmış sayılır. Fakat organizeli olarak ve­rilse bu daha iyidir. Bu durumda fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin açıklarını ka­patma yolunda önemli bir fırsat yakalanmış olur. Örneğin her mahallede ve her köyde bir hayır müessesesi kurulursa, bu müesseseler zekatı, fıtır sada­kasını ve kurbanları toplama işini üstlenip düzene soksa ve mükelleflerin bu konudaki işlemlerini takip etse, önemli bir hayrı yerine getirmiş olur.

Tabi bu müesseselerin, zekat, fıtır sadakası ve kurban sahiplerinin [hakkı olan, ihtiyaç sahiplerini gördüklerinde bu malları kendi elleriyle onlara teslim edebilme özgürlüğünü ellerinden almaması gerektiği de göz Önünde bulundu­rulmalıdır. Çünkü nasıl çoğu zaman fertlerin başaramadıkları işleri müesse­seler başarabiliyorsa, aynı şekilde müesseselerin kestiremedikleri yerleri de fertler kestirebilir.

Fıtır sadakası hicretin ikinci yılında Ramazan orucunun farz kılındığı sene emredilmiştir. [43]

 

Fıtır Sadakasının Hikmeti

 

Fıtır sadakasının meşru kılınmasındaki hikmet, orucun eksikliklerini ta­mamlamak ve muhtaçları, ihtiyaçlarım karşılamak suretiyle bayram günü di­lenmekten kurtarmaktır. [44]

 

Fıtır Sadakasının Hükmü

 

Hanefi mezhebine göre fıtır sadakası küçük olsun büyük olsun, erkek ol­sun kadın olsun, akıllı olsun deli olsun, nisap miktarı mala sahip olan her Müslümana vaciptir.

Diğer alimlere göre ise fıtır sadakası küçük olsun büyük olsun, erkek ol­sun kadın olsun, her Müslümana vaciptir.

Ulemanın çoğunluğuna göre fıtır sadakası kendine ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere bir gün - bir gece yetecek kadar yiyeceğe sahip olan herke­se vaciptir. Buna göre bir kimse eve, ihtiyacı olan hizmetçiye, bineğe, elbise ve bunlar gibi kendisine ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere gerekli olan temel ihtiyaçların dışında fazladan bir mala sahip ise fıtır sadakasını vermesi gerekir. Hatta Malikilere göre ödeme imkanı olan bir kimse borç istemek suretiyle fıtır sadakasını verebilecek durumda ise kendisine fıtır sadakası va­ciptir, Çünkü bu şahıs hükmen onu ödeme imkanına sahiptir. Kendi fitresini vermesi gereken bir kimse, fakir olan anne-babası ve hanımı gibi, yakınlığı nedeniyle bakmakla yükümlü olduğu kimselerin, Müslüman olmaları ve fitre­lerini ödeyebilecek kadar maddi güce sahip olması.şartıyla da malik olduğu kölelerin fitrelerini vermek zorundadır.

Bu fetva, ulemanın çoğunluğuna göredir.

Hanefilerin bu konudaki görüşlerine gelince; hanımının, fakir olan anne-babasının ve fakir olan büyük çocuklarının fitrelerini vermek zorunda değildir. Bu durumda olanlardan ve bakmakla yükümlü oldukları kimselerden fıtır sa­dakası sorumluluğu düşer. [45]

 

Fıtır Sadakasının Zamanı

 

Hanefi mezhebine göre fıtır sadakası bayram günü tan yerinin ağarmasın­dan itibaren vacip olur. Buna göre bir kimse bundan önce ölürse ona fitre va­cip değildir. Tan yeri ağardıktan sonra dünyaya gelen ya da Müslüman olan bir kimseye ise vaciptir.

Fitreyi bayram gününden önce vermek de caizdir. Bir millet fıtır sada­kasını bayramın birinci gününden sonraya, bayram namazından önceye bırakırsa üzerlerinden düşmez. Sadaka olarak bu meblağı ödemeleri gerekir.

Ulemanın çoğunluğu ise şu görüştedir:

"Fıtır sadakası bayram akşamı Güneş'in batmasıyla birlikte vacip olur. Yani gecenin girişinden itibaren vacip olur. Buna göre bir kimse Güneş battıktan sonra vefat ederse, üzerinde vacip borcu olarak kalır"

Ancak ulemanın çoğunluğuna göre bir kimse Güneş battıktan sonra Müslüman olsa veya vucup vaktinde (Güneş'in battığı an) fitre verecek gücü yoksa, daha sonra imkan bulsa, gereklilik (vucupluk) sebebi bulunmadığın­dan, üzerine fitre vacip değildir. Hanefi mezhebine göre ise vaciptir.

Ulemanın çoğunluğuna göre fıtır sadakası vacip olduktan sonra ölüm, ya da başka bir şeyle kişinin üzerinden düşmez. O döneme kadar boynunda borç olarak kalır.

Şafii mezhebine göre fıtır sadakasını Ramazan ayının ilk günlerinde ödemek de caizdir, çünkü fıtır sadakası iki sebeple vaciptir:

Birincisi Ramazan orucu nedeniyledir. İkincisi de Ramazan orucunun bitmesidir.

Şafii mezhebine göre fıtır sadakasını bayram namazından sonraya bırak­mamak müstahapdır. Çünkü namaza gitmeden verilmesine ilişkin emir (si-gası) gelmiştir. Şâfiilere göre fıtır sadakasını, malının kaybolması, ya da hak sahiplerinin bulunmaması gibi bir özür bulunmaksızın bayramın birinci gü­nünden sonraya bırakmak haramdır. Şayet özürsüz olarak bırakırsa, günahkar olur ve kazası gerekir.

Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre fıtır sadakasını bayramdan bir veya iki gün öne almak caizdir. Bundan fazlası ise caiz değildir.

Hanefi mezhebine göre fıtır sadakasının Ramazan ayı içinde mutlak suret­le verilebileceğini daha önce belirtmiştik. Bazı Hanefi fıkıhçıları zekata kı­yasla, fıtır sadakasının Ramazan ayından önce verilebileceğine de fetva vermislerdir. [46]

Ulemanın çoğnluğuna göre fıtır sadakası hububattan ve azık olarak kul­lanılan meyvalardan bir sâ olarak verilir.

Şafii mezhebine göre ise fıtır sadakası bölgenin ya da bulunulan yerin çoğunlukla azık olarak kullandıkları yiyeceklerden verilmesi gerekir.

Ulemanın çoğunluğuna göre verilmesi gereken yiyecekler yerine, bunların piyasa üzerindeki değerini vermek yeterli değildir. Dolayısıyla bir kimse bun­ların yerine kıymetlerini verirse fıtır sadakasını eda etmiş olmaz.

Hanefi mezhebine göre ise bu hüküm böyle değildir. Zira bu mezhebe göre yiyecek yerine, değerini vermek de caizdir. Bu fetva, insanlar için daha açık ve kolaydır.

Fıtır sadakasının, bayramın birinci günü sabah namazıyla bayram namazı arasında verilmesinin müstahab olduğu konusunda fıkıhçılar ittifak etmiş­lerdir. Ancak fıkıhçıların çoğuna göre bu müstahaplık sadece bayram na­mazından önce oluşundan kaynaklanmaktadır.

Yine fıkıhçılann çoğu fitrenin bayramın birinci günü sonuna kadar ödene­bileceğini de vurgulamışlardır. Buna göre bir kimse fitresini bayram namazını kıldıktan soma ödese, efdal olanı terketmiş olur. Bu da gösteriyor ki; fıtır sa­dakasını bayram namazmdan sonra ödemek tenzihen mekruhtur.

Ayrıca fıtır sadakasının namazdan önce verilmesiyle ilgili emir de men-dupluk ifade etmektedir. Ancak fıtır sadakasını bayram gününün dışında kala­cak şekilde ertelemek ulemanın görüş birliği ile haramdır. O halde tehir edil­mesi günahtır. Namazı vaktinin dışına çıkartmak günah olduğu gibi.

Fıtır sadakasının, zekatm verilebileceği yerlere verilmesi gerektiği konu­sunda fıkıhçılar aynı görüştedirler.

Ulemanın çoğunluğuna göre -Malikiler, Şâfiiler ve Hanefiler- fıtır sada­kasını bir zimmi kafire vermek caiz değildir. Çünkü fitre, zekat mesabesinde olduğundan malın zekatı gibi gayri müslime verilmez. Zekat malının bir gayri müslime verilmeyeceği konusunda ulema arasında görüş ayrılığı yoktur.

İbni Munzir şöyle der:

"Malın zekatından zimmiye verilmesi durumunda bunun zekat yerine geçemeyeceği hususunda ilim ehlinin icmaı yani ortak görüşü vardır. Ule­manın çoğunluğuna göre bir toplumun fitresini tek kişiye, bir kişinin fitresi­ni de bir kaç kişiye vermek caizdir." [47]

 

Fıtır Sadakasının Vacip Oluşu, Hikmeti Ve Vakti

 

3958 -Ebu  Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle dediğini r$ etmiştir:

"Resulullah (a.s) oruçlu için boş ve çirkin sözlerden temizlemek, düş-;> künler için de katık olsun diye fıtır zekatını farz kılmıştır. Kim onu bayram^ namazından önce eda ederse o, makbul bir zekat olur. Kim de onu namaz­dan sonra eda ederse (diğer) sadakalardan bir sadaka olur." [48]

 

Fıtır Sadakası Kime Vaciptir Ve Ölçüsü Nedir?

 

3959-Tirmizi, Amr bnı Şuayb (r.h.a)'dan, o da babası vasıtasıysinden rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) Mekke sokaklarında şu şekil ilanda bulunması içinj münadi (seslenen) görevlendirdi:

"Dikkat! Fıtır sadakası; erkek yahut kadın yahut hür yahut köle, küçük yahut büyük, buğday ve onun ayarında olan gıdalardan iki ölçek, yemektende btr sa olmak üzere her Müslüman üzerine vaciptir."  [49]

 

Bir Açıklama

 

Bir sa'; ulemanın çoğunluğuna göre zamanımız Ölçüleriyle yaklaşık iki ki­loya eşittir. Her bir ölçek de 675 gırama eşittir. Hanefilere göre ise bir sa'; 3250 gr. dır. Bu görüş, zamanımız fakirleri açısından daha uygundur. İki ölçek; yarım sa'dır. Buna göre hadis, buğdaydan iki ölçek, onun dışındaki yiyecek­lerden bir sa' demekle fıtır sadakasının buğdaydaki ölçüsünün yarım sa' olduğunu gösteriyor. Oruç fidyesi için de ölçü budur.

İleride göreceğimiz Muaviye hadisinin sünnet içerisinde yer aldığını görüyoruz.

Hanefilerin görüşlerinin kaynağım oluşturan da bu rivayettir. Yani fıtır sa­dakası buğday ölçüsüyle yarım sa'dır. Yarım sa1; günümüz ölçüleriyle yak­laşık iki kilogramdır.

Şimdi, Hanefilere göre bu ölçünün piyasa üzerindeki fiyattan da verilebi­leceğini bilir, her insanın ekmek piyasasınımn ne olduğunu bildiğini de göz önünde bulundurursak, günümüz şartlarına göre Hanefi mezhebini tatbik et­menin kolaylığını anlamış oluruz. Yani kişi başına düşen fitre; iki kilogram ek­mektir. Ancak ekmek ile buğday arasındaki fark nedeniyle bu rakamı biraz daha arttırmak gerekir.

Buluğa ermemiş çocukları olan bir kimse kendi yerine ve çocukları yerine yarım sa' buğday, ya da bu değerde başka bir şey verir. Hanımı ve yetişkin çocukları yerine verse de olur. Şayet vermez ise üzerlerine fitre vacip olacak bir mala da sahip iseler, kendi kendilerinden mes'uldurlar. Ama fakir iseler, hiç bir şey gerekmez. Küçük çocuklarının ve hanımının kendilerine ait malları var ise fıtır sadakasını kendi cebinden vermek istemeyip onların malından ve­rebilir. Eskiden insanların köleleri de vardı. Köle sahibi kişinin, kölesine ait fıtır sadakasını da vermesi gerekir.

Buradan hareketle fıtır sadakasının basit bir şey olmadığını anlıyoruz. Nitekim ulemanın çoğunluğuna göre bayram gecesi asli ihtiyaçları dışında az bir mala sahip olan kimse; kendisinin, hanımının, küçük çocuklarının ve hiz­metçilerinin fitrelerini vermek zorundadır. Hatta Maliki mezhebine göre ödeme imkanı olan bir kimsenin borç alıp fitresini vermesi gerekir. İşte böylece fıtır sadakaları, az bir kesim dışında neredeyse ümmetin tamamına vaciptir. Zaten bu sadakalar da o kesimin hakkıdır. Fıtır sadakası organize edilip sistemli bir şekilde zekat verilebilecek yerlere ulaştırılmış olsa, günümüzün hatta daha sonraki dönemlerin sürekli problemler için çözüm kay­nağı olur.

 

3960-İbni Huzeyme, îbni Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) fıtır sadakasını bir sa' arpa, yahut bir sa' kuru hur­ma, yahut bir sa1 kuru üzüm, yahut bir sa1 yoğurt kurusu olmak üzere Müslümanlardan olan hür, köle, erkek, kadın küçük ve büyük (herkes) üzerine farz kıldı." [50]

 

3961-İbni Huzeyme, Kays bin Sâ'd (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir;

"Resulullah (a.s) zekat (ayeti) inmeden bize fıtır sadakasını emretti. Ze­kat (ayeti) inince (fıtır sadakasını) ne bize emretti ne de bize yasakladı. Biz halen bu ibadeti yapıyoruz." [51]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisten ve diğer delillerden hareketle Hanefiler fıtır sadakasını farzın altında, sünnetin üstünde vacip bir ibadet olduğu görüşüne varmışlardır.

 

3962-Buhari ve Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin şöyle anlattığım rivayet etmişlerdir:

"Biz fıtır sadakasını yiyecekten (buğday ve her türlü yiyecek) bir sa1 ola­rak yahut arpadan bir sa' olarak, yahut kuru hurmadan bir sa1 olarak, yahut yoğurt kurusundan bir sa' olarak, yahut kuru üzümden bir sa' olarak çıkartırdık."

Buhari bir rivayetinde şu ilavede bulurımuştur:

"Muaviye (r.a) (devlet başkanlığına) geldiği zaman (Şam'dan) bu aday da gelince: "Bana göre bundan bir ölçek (diğer hububattan) iki ölçeğe denk ge­lir," dedi." [52]

Diğer bir rivayeti ise şöyledir:

"Biz Resulullah (a.s)'m zamanında (fıtır sadakasını) her çeşit yiyecekten bir sa' olarak bayram günü çıkartırdık."

Ebu Said dedi ki:

"Ve bizim yemeğimiz arpa, kuru üzüm, yoğurt kurusu ve kuru hurma idi."

Buhari'ninTivayetinde bunların dışında bir ilave yoktur. [53] Başka bir rivayet de şu şekildedir:

"Biz, Resulullah (a.s) aramızdayken fıtır sadakasını her küçük, büyük hür ve köle yerine üç sınıf yiyecekten çıkartırdık: Kuru hurmadan bir sa', yoğurt kurusundan bir sa', arpadan bir sa'. Biz fıtır sadakasını; Muaviye ge­lip, buğdaydan iki ölçeğin hurmadan bir sa'a denk olduğu görüşünü beyan edinceye kadar bu minval üzere veriyorduk." [54]

Ebu Said el-Hudri (r.a) şöyle dedi;

"Ancak ben yaşadığım müddetçe eskiden yaptığım gibi çıkartmaya de­vam edeceğim." [55]

Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Ancak ben aynı şekilde çıkartmaya devam ediyorum." [56]

 

Bir Açıklama

 

Hz. Muaviye (r.a)'nin yarım sa" buğdayın bir sa1 hurmaya, arpaya ve yo­ğurt kurusuna denk olduğuna ilişkin görüşü, yukarıda da işlediğimiz gibi ya­rım sa' buğdayın oruç fidyesi konusunda ölçü olarak belirtilmiş olması nede­niyle sünnete uygundur. Anlaşıldığına göre yarım sa' buğday, fiyat itibariyle fıtır sadakasının çıkartıldığı diğer hububatın bir sa'ma eşit idi ki, Hz. Muaviye (r.a) böyle bir görüş ileri sürmüştür.

Ancak bugün hububat fiyatları değişmiş olmasına rağmen Hanefilere göre yine de buğday itibariyle yarım sa'dır. Çünkü Hanefiler bu miktarı fıtır sada­kası konusunda ölçü kabul etmişlerdir.

 

3963-İbni Huzeyme, Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin şöyle anlattığını ri­vayet etmiştir:

"Fıtır sadakasını verirken hurmadan bir sa', yahut arpadan bir sa', yahut kuru üzümden bir sa', yahut kurutulmuş yoğurttan bir sa', yahut kabuksuz beyaz arpadan bir sa' çıkarttık." [57]

 

3964-Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den fıtır sadakası konu­sunda şöyle rivayet etmiştir:

"Her hür ve kölenin, erkek ve kadının, küçük ve büyüğün, fakir ve zen­ginin hurmadan bir sa', yahut buğdaydan yarım sa1 vermesi, üzerine borç­tur."

Bu hadisin ravilerinden olan Mamer şöyle demiştir:

"Zuhri'nin bu hadisi Hz. Peygamber (a.s)'e isnad eder olduğu da bana ulaşmıştır." [58]

 

3965-İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den, o da Resulullah (a.s)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Fıtır sadakası dışında kölede (farz ) sadaka yoktur." [59]

 

3966-Ibni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s); şöyle buyurdu:

"Fıtır sadakası dışında Müslüman üzerine kölesi ve atı konusunda (Farz olarak) hiç bir sadaka yoktur." [60]

 

Bir Açıklama

 

Hadis-i şerifte köleye ve ata zekat düşmediği ifade edilmektedir. Hadisin hass olarak anlatmak istediği nokta budur. Fıtır sadakası ise sadece kölesine vaciptir, atma değil.

 

3967-Ibni   Huzeyme,  İbni Abbas (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) her çeşit yiyecekten bi sâ'olmak üzere, küçük, büyük hür ve köle yerine. Ramazan zekatım (fıtır sadakasını) ödememizi bize em­retti. (Şöyle ki) : "Kim kabuksuz beyaz arpa verirse, kendisinden kabul edi­lir." Ve ben şöyle buyurduğunu zannediyorum:

"Kim un verirse, kendisinden kabul edilir. Yine kim kavaf verirse ken­disinden kabul edilir." [61]

 

Bir Açıklama:

 

Bu gibi hadislerden hareketle Hanefiler yiyecek yerine bunun değerinin de Verilebileceği görüşüne varmışlardır. Yani Müslüman bu konuda serbesttir; dilerse buğdaydan yarım sa1 veya diğer hububattan bir sa' verir. Dilerse bun­ların değeri üzerinden başka bir şey verir.

 

3968-Ebu   Davud, Hasan Basri (r,h.a)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"İbni Abbas Ramazan'm sonunda Basra minberi üzerinde bir hutbe irad ederek şöyle dedi:

"Orucunuzun (Fıtır) sadakasını çıkartınız."

İnsanlar (bu konuyu) bilmiyor olacaklar ki, İbni Abbas (r.a) şöyle devam etti:

"Medineli'lerden burada bulunanlar kimlerdir? Kalkınız, kardeşlerinize (gidiniz) de onları öğretiniz. Çünkü onlar bilmiyorlar."

Sonra İbni Abbas (r.a) sözlerini şöyle sürdürdü:

halkının azık edinirken kullandıkları ölçekle ölçerek verdiklerine ilişkin sözü, fıtır sadakasında asıl olanın, bu sadakayı verene kolaylık sağlamak olduğuna delildir. Dolayısıyla insan fıtır sadakasını verirken verdiğinin fitre olarak ye­terli olduğuna kanaat getirerek verebilir. [62]

 

3971-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle dediğini ri­vayet etmişlerdir:

"Resurullah (a.s) fıtır zekatını (sadakasını) hurmadan bir sa' yahut arpa­dan bir sa' olmak üzere her köle yahut hüre, küçük yahut büyük farz kıldı."

Diğer bir rivayet de şu şekildedir:

"Müslümanlardan her hür yahut köleye, erkek yahut kadına farz kıldı." [63]

Müslim'in diğer bir rivayetinde şu ilave de yer almıştır: "İnsanlar bunu yarım sa' buğdaya denk saydılar." [64] Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Ibni Ömer (r.a) fıtır sadakasını sürekli hurmadan verirdi. (Ancak bir de­fasında kıtlık olduğundan) Medine halkı hurmaya muhtaç oldu da İbni Ömer fitresini arpadan verdi. İbni Ömer (r.a) büyük-küçük geçindirdiği kim­selerin fitrelerini de verirdi. Hatta benim (Azatlı kölesi Nafi oluyor) Çocuklarımızın fitrelerini de verirdi. İbni Ömer fitreleri kabul eden (zekat toplayan memurlar) lafa verirdi. Halk ise fitreleri bayramdan bir veya iki gün evvel verirlerdi." [65]

Buhari şöyle demiştir:

"Hadiste geçen; "benim çocuklarımın" ifadesinden, Nafi (r.a)'nin çocuk­ları kasdedilmiştir. Yine; "verirlerdi," ifadesi de; "vermek için gereken sa­dakaları toplar ve onları vermeye niyet ederlerdi. Bayram sabahı olunca da ellerinden çıkartırlardı," anlamındadır."

Diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

"Hz. Peygamber (a.s) fıtır zekatını hurmadan bir sa' yahut arpadan bir sa' olarak emretti."

Abdullah dedi ki:

"Ancak insanlar iki ölçek buğdayı buna eşit saydılar." [66]

Buhari'ye ait bir başka rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) fıtır zekatını Müslümanlardan köle, hür, erkek, kadın, küçük ve büyük üzerine hurmadan bir sa1 yahut arpadan bir sa' olarak farz kıldı. Ve bu zekatın insanların bayram namazına çıkmasından önce veril­mesini emretti." [67]

Müslim'e ait bir başka rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) Ramazan ayında fıtır zekatını Müslümanlardan her fert üzerine farz kıldı." [68]

Müslim, hadisi Buhari'ye benzer cümleyle tamamlamıştır. Buhari ve Müslim'e ait muhtasar bir rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) fıtır zekatının insanlar bayram namazına çıkmadan ve­rilmesini emretti. " [69]

Muvatta'da yer alan bir başka hadis de şöyledir:

"İbni Ömer (r.a) Vadil Kura ve Hayber'de bulunan kölelerinirün zekat­larım da verirdi." [70]

Yine Muvatta'da yer alan başka bir rivayet ise şu şekildedir:

"İbni Ömer (r.a) fıtır zekatını arpa olarak vermiş olduğu bil defanın dışında daima hurma olarak verirdi." [71]

Başka bir rivayet ise şöyledir:

"îbni Ömer fıtır zekatını bayram gününden iki ya da üç gün evvel sada­kaları toplayan kimseye gönderirdi." [72]

Tirmizi'nin rivayeti ise şöyledir:

"Resulullah (a.s) bayram günü namaza çıkılmadan zekatın (fıtır sada­kasının) elden çıkartılmasını emrederdi." [73]

Ebu Davud'un rivayeti de şu şekildedir:

"Resulullah (a.s) bize insanlar namaza çıkmadan fıtır sadakasmin ödenmesini emretti."

Bu hadisi Îbni Ömer (r.a)'den rivayet eden Nafi dedi ki:

"İbni Ömer fıtır sadakasını bundan bir veya iki gün önce öderdi." [74]

Ebu Davud ve Nesai'ye ait bir rivayet de şöyledir:

"İnsanlar Resulullah (a.s)'m zamanında fıtır sadakasını arpadan bir sa' yahut hurmadan yahut kabuksuz beyaz arpadan yahut kuru üzümden bir sa' olarak verirlerdi. Hz. Ömer (r.a) halife olunca,, buğday da çoğalınca Hz. Ömer (r.a) yarım sa' buğdayı bu şeylerden bir sa'a denk saydı."

Nafi dedi ki:

"Abdullah bin Ömer şöyle dedi:

"Bunun üzerine insanlar da bundan sonra yarım sa' buğdayı (diğer­lerinden bir sa'a) denk saydılar."

Nafi şöyle devam etti:

"Abdullah bin Ömer (r.a) daima hurma verirdi. Ancak (bir yıl) Medine halkı hurmaya muhtaç oldu da fitre olarak arpa verdi." [75]

 

Bir Açıklama

 

Genel giriş bölümünde de işlediğimiz gibi Malikiler fıtır sadakasının bay­ram gününden bir veya iki gün öne alınabileceğini söylemişlerdir. Bazı fıkıhçılar da Ramazan ayının içinde verilebileceği görüşündedirler. Bu konuda­ki uygulama geniştir. Önemli olan bayram namazına çıkılmadan ödenmiş .ol­masıdır. Bayram namazından önce de ödenmemîşse, bayram namazından sonra ödenir. Birinci günü aştığı zaman mutlaka ödenmelidir. Ancak kasten geciktiren günahkar olur ve savabı azalır.

 

3972-Ebu Davud, Abdullah bin Salebe (r.a)'den ya da Salebe bin Ab­dullah bin Ebu Suayr (r.h)'dan, o da babasından rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Fıtır zekatı (şu) iki kişiden herbiri yerine (verilmek üzere) buğdaydan bir sa'dır: küçük yahut büyük, hür yahut köle, erkek yahut kadın, zengin olanınıza gelince (vermiş olduğu sadaka sayesinde) onu Allah (c.c) temizler. Fakirinize gelince ona da Allah (c.c) verdiğinden daha çoğunu iade eder."

Ebu Davud bir rivayetinde: "Zengin yahut fakir," İlavesine de yer ver­miştir. [76]

Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) hatip olarak (minberde)ayağa kalktı ve fert basma hur­madan bir sa', yahut arpadan bir sa' olarak fıtır sadakasını emretti."

Ebu Davud bir rivayetinde şu ilaveye de yer vermiştir: "Yahut iki kişi arasında olmak üzere buğdaydan bir sa' küçük, büyük, hür ve köle adına verilmek üzere fıtır sadakasını emretti."

Başka bir rivayet ise şöyledir:

"Resulullalı (a.s) bayramdan iki gün önce bir hutbe irad ederek..."

Ebu Davud, hadisi bir öncekiyle aynı anlamı ifade eden cümlelerle tamam­lamıştır. [77]

 

3973-İbni Huzeyme, İbni Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'m zamanında sadaka sadece hurma, kuru üzüm ve ar­paydı, buğday değildi." [78]

 

3974-İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s) bana Ramazan zekatını korumamı haber vermişti. Derken gece yarısı bir yabancı evime gelerek (bana korumam için teslim edi­len) yiyecekten çalmaya başladı. Derhal kendisini yakaladım ve:

"Seni mutlaka Resulullah (a.s)'a çıkartacağını," dedim. Bunun üzerine:

"Bırak beni. Çünkü ben muhtacım," dedi. Ben de kendisini serbest bıraktım. Resulullah (a.s) sabah namazını kıldıktan sonra:

"Ey Ebu Hureyre, bu geceki esirini ne yaptı?" buyurdu. Veya: "Evvelki gece..." buyurdu. Ben:

"Ey Allah'ın Resulü, ihtiyacı olduğundan yakındı. Ben de kendisini ser­best bıraktım ve bir daha dönmeyeceğini söyledi," dedim. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Dikkat et, sana yalan söylemiştir ve yine dönecektir." Ebu Hureyre (r.a) sözlerine devamla dedi ki:

"Ben de kendisini gözetledim ve Resulullah (a.s)'in sözüne istinaden ge­leceğini bildim."

Ebu Hureyre (r.a) şöyle devam etti:

"Yine geldi ve söz konusu yiyecekten çalmaya başladı:                

"Seni mutlaka Resulullah (a.s)'a çıkartacağım," dedim. Yine bir ihtiyacı olduğundan yakındı ve ben kendisini serbest bıraktım. Sabaha kavuştu­ğumda Resulullah (a.s) bana:                                                      

"Bu gece esirin ne yaptı?" ya da; "Dün gece," buyurdu." Ben:

"Ey Allah'ın Resulü, bir ihtiyacı olduğundan yakındı,ve bir daha dönmeyeceğini söyledi. Ben de kendisini serbest bıraktım/' dedim. Resulul-lah (a .s):

"Dikkat et, sana yalan söylemiştir ve yine dönecektir", buyurdu.

Ben Resulullah (a.s)'m sözüne istinatla yine geleceğini bildim. Ve yine gelip söz konusu yiyecekten çalmaya başladı. Derhal kendisini yakaladım ve:

"Seni mutlaka Resulullah (a.s)'a çıkartacağım," dedim. Bunun üzerine şöyle dedi:

"Beni bırak ki; sana Allah (c.c)'m kendileriyle fayda vereceği sözleri Öğreteyim."

Bu hadisin ravisi dedi ki:

"Sahabe-i kiram hayra çok düşkün idi (bu nedenle onu hemen serbest bıraktı)"

"Yatağına girdiğin zaman ayet'el-kürsü'yü: (Allahu la ilahe illahuvel-Hayyül-Kayumü) oku. Zira (bunu okuduğun zaman) Allah (c.c)'tan bir ko­ruyucu daima seninle beraber olur ve sabaha kavuşana kadar Şeytan sana yaklaşmaz."

Ben de kendisini serbest bıraktım."

Resulullah (a.s) Ebu Hureyre (r.a)'ye şöyle sordu:

"Esirin ne yaptı ey Ebu Hureyre?"

Ebu Hureyre (r.a) de Resulullah (a.s)'a (onları) haber verdi. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

" "Sana doğru söylemiş. Halbuki o yalancıdır. Üç geceden beri kiminle muhatab olduğunu biliyor musun? O, Seylan'dır." [79]

 

Bir Açıklama:

 

Bu hadis, aslında başka bahislerde işlenmiş olmasına rağmen biz ona bu­rada yer verdik. Çünkü bu hadis fıtır sadakalarının Ebu Hureyre (r.a)'nin yanında toplandıklarını gösteriyor. Bu da bizim savunduğumuz; zekat, fitre ve kurbanlarla ilgili müesseseler oluşturulmasına ve bu müesseseler söz konu­su malları hak sahiplerine bölüştürme işini organize etmesine delil olmak­tadır.

 

3975-İbni Huzeyme, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) fıtır zekatının insanlar namaza gelmedan çıkartıl­masını emretti. Ve Abdullah bin Ömer (r.a) bundan bir ve iki gün önce (fıtır sadakalarını) eda ederdi." [80]

 

Fıtır Sadakası Konusunun Sonucu

 

Allah Teala İslami ibadetleri bedeni, mali ve hem bedeni hem de mali ola­rak sınıflandırmıştır. İbadetlerin hepsi nefsi uslandırır ve onu hayır işlemeye, serden kaçınmaya razı eder. İbadetler eda edilmeden insanlığın Allah (c.c)'a kulluğu ön plana alabilecek bir kalıba girmesi mümkün değildir. Buna göre ib­adetler, imanı ve Allah'ın meşru kıldığı bir yoldan O'na şükredilmesidir.

Farz ibadetlerin her biri diğerlerine muhtaçtır. Çünkü Allah (c.c)'a kulluk binasının inşasında her biri kendi yerini alır ve herbiri diğerini tamamlar. [81]

 

12.KISIM HAC, UMRE, KURBANLAR, HEDY, ATİRE VE AKİKA

 

Genel Giriş

 

Bu kısımda Mescid-i Haram'ın ve Mescid-i Nebevi'nin bulunduğu ve her­kesin akın ettiği Mekke ve Medine'nin faziletlerinden başlamamız daha ye­rinde olacaktır. Çünkü bu iki şehirden bahsetmek, insanların hac ibadetinde yaptıkları işlerle direkt bağlantılıdır. Öte yandan hacının orada kesmiş olduğu kurbanın amacının aynı olması nedeniyle de kurban bölümünü hedy kurbanı ile birlikte bu kısımda işleyeceğiz. Çünkü her ikisi de aynı sebebe binaen meşru kılınmıştır. Hac ibadeti ile umre ibadeti arasında daimi bir ilgi bulunmaktadır. Her ikisi de diğerine benzer özellikler taşımaktadır. Bu nedenle bu konuların tümünü bu kısımda, Hac, Umre, Hedy ve Kurban şeklinde derledik. Akika ve Atire kurbanları'ni da bir yönüyle kurbana benzediklerinden bu kısımda yer verdik.

'Neylül-Evtar' müellifi de bu konuları aynı yerde işleyenler arasındadır. Nitekim bu zat hac, umre ve hedy konularını işlemiş, bunların ardından da akika ve atira konularına yer vermiştir. Biz de bu konuların tümünü aynı kısımda bir araya getirdik.

Hac, umre ve Allah rızası için kan akıtmak, şüphesiz İslam'ın temel iba-detlerindendir. Nitekim hac zaten islam'ın şartlarından biridir. Umre ibadeti de ulemanın bir kısminin farz olarak değerlendirdiği Önemli bir ibadettir. Kur­ban kesmek ve kan akıtmaya gelince o da, bize rızık olarak ihsan ettiği evcil hayvanlar mukabilinde Allah (c.c)'a şükrün bir göstergesi ve tezahürüdür,

Allah Teala şöyle buyurur:

"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."

Yine Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Her bir ümmet için kurban ibadetini farz kıldık ki, Allah'ın onlara ver­diği evcil hayvanların üzerine O'nun ismini ansınlar. İşte hepinizin ilahı bir tek ilah'tır. Yalnızca O'na teslim olun. Ve alçak gönüllü, samimi insan­ları  müjdele." [82]

İslamın dördüncü şartı oruç, beşinci şartı ise hacdır.

Zaman itibariyle oruç ibadeti bitiminden sonra hac ibadeti gelmektedir. Oruç ibadeti Ramazan ayında, onu takip eden Şevval, Zilkade ve Zilhicce ay­larında ise hac ibadeti gelmektedir.

Hac ibadetinin oruç gibi hem bedeni hem de nefsi bir eğitim olması neden­leriyle hac ibadetinin normal olarak oruç ibadetinden sonra işlenmesi gerekir.

Hac konusunu da cihad konusundan önce işledik. Çünkü cihadın en fazi­letli olanı, kabul olunmuş bir hacdır. Üstelik cihad ibadeti hem malın hem de canın Allah yolunda feda edildiği bir ibadettir. Hac ibadeti ise önce malın, sonra gücün Allah yolunda sarfedildiği bir ibadettir. Yani hac ibadeti bir bakıma cihad için ön hazırlık özelliğindedir.

Bu kısımda başlıca şu başlıklar yer alacaktır:

Mekke, Medine, bu iki şehir ile ilgili bazı hükümler, üç mescid ve Küba mescidi.

Hac ve umre'nin fazileti, bu iki ibadetin bazı adabı ve hükümleri. Hac ayları, Zilhicce'nin on günü, arefe, kurban ve teşrik günleri. Mikat sınırları.

Ifrad, kıran ve temettü haclarının hükümleri, hac ve umre'nin feshi. Ihsar (Hacdan geri çevrilme) haccının kaçırılması ve şart koşmak.

İhram, ihram giymek, telbiye, ihramlıya helal ve haram olan şeyler, ih-ramlıyken ve hac sırasında cinayet kabul edilen şeyler.

Tavaf ve çeşitleri.

Safa ile Merve arasında koşmak (sa'y).

Arafat'ta, ardından Müzdelife'de vakfe ve buralardan diğer yerlere hareket

Kurban günü akabe taşlarının atılması ve bundan sonraki taşlamalar.

Hac ve umre ibadetleri için traş olma, küçük hacdan ve büyük hacdan he-lala kavuşma. (Tehallül)

Kurban günün sırasıyla yapılacak işler.

Teş'rik günlerinde Mina'da gecelemek.

Teş'rik günleri süresince ve bunlardan önce tekbir getirmek.

Hz. Peygamber (a.s)'in Arafat ve Mina'daki hutbeleri.

Tahsib (el-Muhassib denen yerde konaklamak).

Hz. Peygamber (a.s)'in hac ve umrelerinin sayısı.

Hz. Peygamber (a.s)'in Medine'den hareketi ve Medine'ye dönüşü sıra­sında uğramayı şiar edindiği yerler.

Başkasının yerine hac yapmak, çocuğun, kölenin ve delinin haccı.

Hedy Kurbanı.

Kurban çeşitleri, Akika, Afıra ve Fer. [83]

 

HAC VE KURBAN

 

Giriş

 

Şüphesiz Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail (a.s) Beytullah'ı, "ziyaretçiler için mukimler için, rükû ve secdeye kapananlar için inşa etmişlerdir." Hac ve umre sırasında istenen bu amaç, bilfiil tahakkuk etmektedir. Yine Allah Teala Müslümanı zikir, şükür, ibadet ve dili çirkin sözlerden korumasıyla terbiye eder ki, bunların tümü hac sırasında insan tarafından telbiye, dua, tekbir, se-lat ve selam, dili zaptetmek ve Allah'ın meşru kıldığı tavaf ve kurbanla onun sembollerine saygı duymak gibi ibadetlerle yerine getirilmektedir.

"Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Kim bu aylarda hacca gitmek suretiyle onu kendine farz kılarsa, artık bi­linsin ki, hacc içinde cinsel münasebet, günaha girmek, mücadele etmek yoktur." [84]

"Babalarınızı andığınız gibi, bilakis daha fazla Allah'ı Zikredin." [85] "(Haccın sonunda) sayılı günlerde Allah'ı (Tekbirlerle) anın." [86]

"Ki kendileri için faydalı olan şeyleri görsünler. Sayüı günlerde, Allah'ın onlara nzık olarak verdiği dört ayaklı hayvanların (kesimi) üzerine Allah'ın ismini ansınlar. Artık o hayvanlardan yiyin ve zorda kalan fakirlere yedirin.

Sonra kirlerini gidersinler, kendilerine gerekli olan ibadetleri (Kurbanlardı kesmekle) ifa etsinler ve en eski ev olan Kabe'yi tavaf etsinler, işte bunları tam yapsınlar. Kim Allah'ın yasaklarma tam saygı duyarsa, o saygı Rabbinin katında onun için daha hayırlıdır..." [87]

"Bu da böyledir. Ve kim Allah'ın şearine (sembollerine) saygı duyarsa, muhakkak onlara saygı duymak, kalplerin takvasmdandır." [88]

 

HACCIN KİŞİSEL VE TOPLUMSAL FAYDALARI

 

Hac, günahlara keffaret olur. Nefsi isyan ve günah kokularından temizle­yip yeni bir hayata, yüksek maneviyata, dirilişe ve Allah'a güzel zanda bulun­maya götüren ihlas ve tertemiz bir kalbe döndürür. Hac, insana sabrı aşılar, onu zorluklara katlanmaya alıştırır ve Allah'a boyun eğmeyi, emirleri, harfiy-yen yerine getirmeyi öğretir. Böylece insan Allah Teala'yı hoşnut etme uğruna acıyı tatlı görür, ondan zevk alır. Hac insanı davayı tercih etmeye ve uğrunda kurban olmaya götürür.

Hakikaten hac ibadeti, renkleri, dilleri ve yurtları farklı olan bu ümmetin birbirleriyle tanışmasına, faydalı geleneklerinin birbirlerine ulaştırılmasına, dünya üzerinde yaşayan tüm Müslümanların sorunlarını tartışmalarına ve düşmanları karşısında tek safta, birlik ve beraberlik içerisinde yardımlaşma­larına imkan sağlar.

Hacca giden bir Müslüman dünya'nın her tarafındaki insanların kardeşlik bağıyla birbirlerine bağlı olduklarının farkına varır ve onların gerçekten eşit ol­duklarını hisseder.

Hac ibadeti Hz. Peygamber (a.s)'in tebliğe başladığı yıllarda her yıl Kabe'ye gelen elçilerle görüşüp tebliğ imkanını değerlendirmesi gibi, buraya gelen gönüllü davetçüere yardım etmek suretiyle dünya'nm her tarafına kutlu İslam devletinin yayılmasına da katkıda bulunur.

Hac, sözlük anlamıyla herhangi bir kasıt demektir. Şer'i manası ise, bir takım özel işler nedeniyle Kabe'ye gitmeyi amaçlamaktır.

Hac ibadeti İslam'ın şartlarından beşincisidir. Ulema Kur'an ve sünnetle haccın ömürde bir defaya mahsus olmak üzere farz olduğu ve bunun dışında yapılması halinde nafile bir ibadet olacağı görüşünde icma'a varmışlardır. Son­radan ortaya çıkan adak nedeniyle farz, haram bir parayla yapılması sebe­biyle de haram olabilir.

Şafii, Maliki ve Hanefilere göre ise haram bir parayla yapılan hac farz ola­rak da nafile olarak da sahihtir. Hanbelİler ise ^ı nr,landa farklı görüşler ileri sürerek haccın caiz olmadığını söylemişlerdir.

Bazan hac ibadeti mekruh olabilir. Örneğin izin alması gereken bir kimse­nin izinsiz hacca gitmesi gibi.

Hanefi, Maliki ve Hanbelİler haccın şartları tamam olduktan sonra ilk sene fevlen (derhal) farz olduğunu söylemişlerdir.

Şafii mezhebine göre ise bu durumda hac muterahiyen (yaşama süresi içerisinde eda edilebilecek bir zaman zarfında) farz olur.

Haccın Şartları:

Haccın hem erkekleri, hem de kadınları kapsayan şartları olduğu gibi, kadınlara özel şartaları da vardır. Hem erkekleri hem de kadınları kapsayan şartlara gelince, bunlarda ya hem farziyet hem de edasının şahinlik şartı olur ki, onlar da Müslüman ve akıllı olmaktır. Farziyet ve haccın zimmetten (boynundan) düşmesinin şartları olur ki, onlar da buluğ (erginlik çağına gel­miş olmak) ve hürriyetdir. Ya da sadece farz olabilmesi için gerekli olur ki, onlar da yol güvencesiyle birlikte bedeni ve mali olarak hacca gidebilmektir.

Haccın kadınlara özel şartları ikidir:

Birincisi; yanında kocası veya herhangi bir mahremin bulunması,

İkincisi de; boşanma ya da ölüm nedeniyle iddet süresi içinde olma­masıdır.

Hacda Yapılan Başlıca İşler Şunlardır:

İhram giymek, namaz, Safa ile Merve arasında sa'y yapmak (koşmak), Arafat'da vakfe yapmak, Müzdelife'de vakfe yapmak, Mina'da gecelemek, Şeytan taşlamak, kurban kesmek ve ihramdan çıkmak.

Umre de küçük bir hacdır ve başlıca yapılması gereken işleri şunlardır:

İhram, tavaf, namaz, Safa ile Merve arasında koşmak ve ihramdan çıkmak.

Umre'de sadece rükün tavafı yapılır. Hac'da ise kudüm tavafı, ifada tavafı ve veda tavafı olmak üzere bir kaç çeşit tavaf vardır. İnsanın gücü yettiği ka­dar tavaf yapması meşrudur, İstediği kadar yapabilir. Tavaf İbadeti, melekle­rin arşın etrafında döne-rek yaptıkları ibadete benzer.

Safa ile Merve arasındaki sa'y (koşu) hac'da da Urnre'de de bir defadır. Ancak kıran haccına niyet eden bir kimsenin hac ve umresi yerine bir tavaf ve bir sa'y yeterli midir yoksa iki tavaf, iki sa'y mı gerekir? Bu konuda fıkıhçilarımızın farklı görüşleri vardır. Safa ile Merve arasındaki koşu bize Kabe'nin inşasına başlangıç kıssasını hatırlatır. O zaman Hz. İbrahim (a.s), Hacer ve Hz. İsmail (a.s) ile birlikte Allah (c.c)'a ibadet amacıyla geldi ve onları yemeksiz, susuz ve hiç kimsenin olmadığı ıssız bir yere yerleştirdi.

İşte Hz. Hacer'in bu çilesi Allah'a olan tevekkülü ve teslimiyeti sayesinde kıyamet'e kadar Allah (c.c)'ın sembolleri arasına girmiştir.

İhram giymek, yahut hacca veya umre'ye niyet etmek ya da her ikisine niyet etmek ve bunlardan sonra sırasıyla yapması gereken işler. Örneğin er­keklerin dikişli elbiseleri çıkartmaları, kadınların yüz kısımlarını açmaları, traş olmak, tırnakları kısaltmak, koku sürmek, erkeğin başını kapatması ve kadanın yüzünü kapatması gibi ihramın yasaklarından uzak durmak ve avlan­mamak, cinsi ilişkide bulunmamak, bunların hepsi; Allah'ın elbiseyi, kokuyu, avlanmayı ve karı-koca hayatını mubah kıldığı anı hatırlasın ve bu nimetler karşısında ona şükretsin diye meşru kılınmışlardır. Haram bölgesinde insanın kavuştuğu dokunulmazlıkta her çeşit insanın buraya akın etmesinde Allah (c.c)'a ibadet amacıyla bir araya gelip ellerinde ve birbirleriyle buluşmala­rında, kısacası oradaki her şeyde, milletlerin İslam bağıyla birbirlerine bağlı olmaları ve bu İslam sayesinde adeta birbirlerine karşı erimeleri vardır. Ora­da insanlar için toplumsal bir diriliş vardır. Müslümanlıklarını yenilemeleri maneviyatlarını yükseltmeleri, ideallerini yüksek tutmaları, şefkat ve mahab-bet duygularını harekete geçirmeleri ve kısacası birbirlerine kenetlenmeleri vardır.

Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Allah Beytül-Haram (Saygın ev) olan Kabe'yi insanların kıyamı (dirilişi) için yasallaştırmıştır. Yasak ayları, kurbanı, gerdanlıkları da..."[89]

"Ve hatırlayın ki; biz Kabe'yi insanların sevap kazanacağı ve güven du­yacağı bir yer kıldık." [90]

Resulullah (a.s)'ın haccı, hac ibadeti konusunda insanlar için örnektir.

Nitekim Hz. Peygamber (a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Hac işlerinizi benden almız."

Hz. Peygamber (a.s)'in haccı malumdur. Bunda cüz'i ve basit noktalar dışında ulemanın farklı bir görüşü yoktur, Bu konuyu El-ESAS Fİ'S SÜNNE'nin ilk bölümü olan 'Hadislerle Hz. Peygamber (a.s')in Hayatı' adlı eserimizde işlemiştik.                                                                        

Fakat hac konusunda gelen hadislerin çokluğu, orada yapılan işlerin yoğunluğu ve hacca giden insanların gitgide artmaları, soruların ve bu sorula­ra alimler tarafından verilen cevapların çoğalmasına yol açmıştır. Bu nedenle hacla ilgili bir takım mes'elelerde alimlerimiz ortak bir görüşe (icma'a) varırken, bir kısmında da farklı görüşlere sahiptirler. Hacı sayısının çoğal­masına bağlı olarak fıkıhçıların ihtilafındaki rahmet de ortaya çıkmıştır. Çünkü ihtilaflı konularda bir alimin görüşü, tüm hacıları kapsamaz. İnsan ilimde kök salmış insanların fetvalarıyla amel ettiği müddetçe sakınması gereken bir şey yoktur. Önemli olan her.konuda Hz. Peygamber (a.s)'e uyma heyecanım taşımasıdır. Ancak özel bir takım hallerde mecbur kalınca ulemanın gösterdiği alternatiflerden istifade edebilir.

Sufyan-i Sevri (r.ha) şöyle demiştir:                                           

"İlim, güvenilir alimin gösterdiği alternatiftir. Yoksa işi yokuşa sürrkeyii herkes bilir."

Fıkıhçılar arasındaki görüş ayrılığı genelde bir işin meşru olması nok-j tasında değil de bağlayıcılık derecesi noktasında olur. Bir alim bir şeyiri] mubah olduğunu savunuyorsa, bir başkası da onun sünnet, vacip ya da fan olduğunu savunur. İçtihad mefhumunun bir şeyin haram olmasıyla farz olması^ yahut vacip olmasıyla mekruh olması arasında dolaşacak boyutlara vardığı meseleler yok denecek kadar azdır.

Bilindiği gibi hac ibadetini yerine getirmek isteyen bir Müslüman, dilerse bir ihramla hac ile umreyi bir arada yapar. Buna 'kıran haccı' denir. Dilerse yine bir ihramla sadece hacca niyet eder. Buna ifrad haccı denir. Yine dilerse umre yaptıktan sonra ihramdan çıkıp hacca niyet eder. Buna da 'temettü haccı' denir. Mezhepler arası görüş ayrıhğıyla birlikte kıran ve temettü hac-larına niyet eden kimsenin kurban kesmesi gerekir. Bu kurban, şükür kurbanı mıdır, yoksa ceza kurbanı mıdır?                                                                      :

Kurban kesemeyen kimse ise hacda üç gün, evine dönünce de yedi gün oruç tutar.

Hacı, bazen bir takım hatalara düşebilir. Bu hatalar çeşit çeşittir; bir kısmı hiç bir şey gerektirmez, bir kısmı kurban gerektirir, bir kısmı sadaka vermeyi gerektirir. Bir kısmı da vardır ki, hata sahibi isterse kurban keser, isterse oruç tutar, isterse sadaka verir.

Hacı adayı ya da umre yapmak isteyen bir kişi bir engelle karşılaşır ve bu engel umresini yahut haccını tamamlamasına mani olursa ne yapmalıdır?

Bazı durumlar vardır ki, bu durumlarda hac fasid olur, ya da kaçırılmış olur. Peki bunun hükmü nedir?

İşte bu konuların hepsi tüm ayrıntılarıyla birlikte Yüce Allah'ın izniyle bu kısımda yer alacaktır.

Hac ve umrenin yapılmasındaki en önemli amaç, Hz. İbrahim (a.s)'in Hz. İsmail (a.s) ile birlikte inşa ettikleri Kabe'ye tazimdir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Benim evimi ziyaretçiler için, mukimler için, rükû ve secdeye kapa­nanlar için temizleyin."

Hac'da yapılan tüm işler bu amaçla meşru kılınmıştır. Yüce Allah (c.c) Hz. İbrahim (a.s)'e hac ibadeti'nin detaylarını Öğretmiş, ondan da Araplara kalmıştır. Bu sebeple hac ve umre mefhumları Araplar tarafından bilinmektey­di. Fakat Araplar Allah (c.c)'a ortak koşmak suretiyle Kabe'nin saygınlığına gölge düsürüyorlardı. İbadetle taban tabana zıt olan şeyleri ibadete katıyor­lardı. Örneğin; Kureyş kabilesinin, avret yerlerini örtecekleri elbise vermedik­leri için erkek ve kadınların Kabe'yi çıplak tavaf etmeleri ve Kabe'nin yanında namaz sırasında alkış tutmaları ve bağırmaları gibi...

Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Onların Kabe'deki namazları da alkış tutmak ve bağırmaktan başka bir şey değildi." [91]

Bunların yanında Kureyş'in ihmal ettiği bize ibadetler de vardı. Örneğin vakfe için Arafat'a çıkmazlardı. Ama İslam geldi, hac ibadetini yanlışlardan arındırdı, detaylarını ortaya koydu, hayır ve ibadet sahalarını genişletti ve hac ibadetine en mükemmel şeklini kazandırdı.

Yukarıda hac ibadetinin en önemli amacının Kabe'ye tazim olduğunu ve oradaki işlerin sırf bu amaçla meşru kılınmış olduğunu söylemiştik. Hacda yapılan başlıca işlerde biraz düşünecek olursak bunu görürüz. Bu başlıca işleri mezheb imamlarının hepsi veya bir kısmı haccın ya rükünlerinden (temel esaslarından) ya da vaciplerden saymışlardır.

Hacda yapılan bu başlıca işler şunlardır:                                         

İhram giymek, Arafat'da vakfe yapmak, Müzdelife'de vakfe yapmak, Akabe taşlarını atmak, temettü ve kıran haclarına niyet eden kimseler için kurban (Hedy) kesmek, ya da on gün oruç tutmak, traş olmak veya kısalt­mak, ifada tavafı ardından iki rek'at tavaf namazı, Safa ile Merve arasında koşmak, teşrik günleri süresince ya da çabuk olan kimse için iki gün Mina'da gecelemek, üç ayrı taşlamayı teşrik günlerinde veya çabuk olan kimse için ilk iki günde yapmak, aybaşı olan kadın hariç veda tavafı yapmak ve ihram ya­saklarına yaklaşmamak, şöyle bir düşünecek olursak, ihram, Kabe'ye tazim (saygı) için özel bir elbise türü olduğunu görürüz. İnsanlar Kabe'ye aynı görüntüde aynı şekilde yaklaşsınlar diye...

Arafat'da vakfe: İnsanlar topyekün aynı yerde toplansınlar da Kabe'ye ta­zim koşusuna birlikte katılsınlar diye... Oradan topluca hareket de aynı şekildedir.

Akabe taşlarının atılması: Kabe'ye ulaşmayı engelleyenlere karşı bir savaş ilanıdır. Akabe taşlaması; Şeytan'ın, atamız Hz. İbrahim (a.s)'e, Hz. İsmail (a.s) konusunda Allah'a itaatine engel olmak için vesvese verdiği yeri taşlama olayıdu\

Kurban: İnsanın günahsız bir şekilde Kabe'ye tavaf edebilmek amacayla Allah (c.c)'a nefsinin fidyesini vermesi demektir.

Traş-yahut kısaltma, elbiselere ve güzel kokuya geri dönmek: Ziyaret et­mesi ve ona saygı göstermesi amacıyla meşru kılınmıştır.

Safa ile Merve arasındaki koşu (sa'y): Kabe dairesinde yapılan bir ibadet­tir.

Bundan sonraki Şeytan taşlamaları: Kabe'yi tavaf ettikten sonra onun Rabbine ibadet etmemize engel olmak isteyen Şeytanları taşlamaya kararlı oluşumuzdur.

Veda Tavafı: Kabe'ye son kez bir defa saygıdır.            

Her tavaftan sonra iki rek'at tavaf namazı: Kabe'nin Rabbine tazim ve söz konusu saygı için iki temel ibadet olan tavaf ile namazın bir arada bulun­masıdır.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Benim evimi ziyaretç: nanlar için temizleyin." [92]

"Benim evimi ziyaretçiler için, mukimler için, rükû ve secdeye kapa-

Yukarıda sıraladığınız hac işlerinin bazılarının bağlayıcılık derecelerinde mezheb imamlarının ayrı ayrı değerlendirmeleri söz konusudur. Hacının mec­bur kalması, yahut külfetinin ağırlaşması durumunda, imamların bu görüşle­rinden istifade edebileceği kolaylıklar vardır.

Yine bazı işlerin sünnet oluşları veya olmayışları noktasında bir takım değerlendirmeler söz konusudur. İşte bunların tümünü, ayrıntılarıyla birlikte işleyecek ve ele alacağız inşaallah.

Hac, Müslüman için bir tekamül (istenen son şekli alma) medresesidir.

Çünkü hac ibadeti yukarıda bahsettiğimiz hac amellerinde insanın kendini Allah (c.c)'ın emirlerine amade ettiğinin, bu ümmetin Hz. İbrahim (a.s) ile diyalog içerisinde olduğunun, Hz. İbrahim (a.s)'in Yahudi ve Hristiyanlarla uzaktan ya da yakından hiç bir bağlantısı bulunmadığının, ortada renk, ırk ve dilleri bir tarafa bırakarak bir İslam birliği olduğunun işaretidir. Çünkü hac; İslam kardeşliğinin ve küçük büyük Arap-Acem, Kürt-Türk ayrımı yap­maksızın herkesin eşit olduğunun ameli bir göstergesidir.

Hacda şefkat örnekleri Allah (c.c)'a dost olmanın sırları, dünya'dan soyut­lanma ve Allah (c.c)'la arayı yeniden ve tam bir kararlılıkla düzeltmek vardır, O'na ulaşmak vardır.

Hac; sabır, çalışkanlık, gayret, fedakarlık Allah (c.c)'a kulluk, eziyet ve zorluklara göğüs germek, nefsin arzu ve isteklerine dur demek için bir eğitim merkezidir.

Bütün bunların yanında hac ibadeti bize sırf inanç yüzünden orada yaşanan ilk işkenceleri hatırlatır ve Hz. İbrahim (a.s) ile Hz. Muhammed (a.s)'in ayaklarını okşayan bu toprakların İslamın ilk merkezlerinden olduğunu hatırlatır. Hatırlatır ki, gönül vatanımıza ve tek kıblemize olan bağlılığımız daha da kuvvetli olsun, hedeflerimiz, arzularımız ve ideallerimiz aynı olsun...  [93]

 

MEKKE, MEDİNE, ÜÇ MESCİD VE KÜBA MESCİDİ

 

Giriş

 

Mekke ve Medine'nin kendilerine özel saygınlıkları vardır. Söz konusu saygınlıkları nedeniyle de kendileri için özel bir takım hükümler bulunmak­tadır. Mekke ve Medine'de bulunan iki mescidten soma fazilet bakımından en üst derecede olan mescidler sırasıyla Mescidi Aksa ve Küba Mescid'leridir. Bu mescidler bölgeleriyle birlikte ayrı bir fazilete, ayrı bir saygınlığa sahiptirl­er.

Haram (yasak) bölgesi, ihram ve ihram sınırlan; hac ibadetinin önemli konuları içerisindedir. Mekke'nin harem bölgesi içerisinde avlanma yasağı özel durumlar hariç, ot ve ağaç kesme yasağı, fıkıhçıların çoğunun görüşüne göre bu bölgenin dışında olanlar için ihramsız girme yasağı, zaruri durumlar dışında silah taşıma yasağı, hukuka tecavüz ve savaşma yasağı, büyük günahlara teşebbüs yasağı bu bölgenin hükümleri arasında yer alır.

Haram bölgesine sığının herkes emniyettedir. Ancak bu bölgenin dışında cinayet işleyip sonra buraya sığınan ve dışarıda cinayet yapma muamelesi gören bir kimse hakkında ulema arasında görüş ayrılığı vardır. Fakat haram bölgesi içerisinde cinayet işleyen bir kimsenin burada dahi yargılanabileceği konusunda herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir.

İşte yüce Allah (c.c) evini bu bölge içerisine yerleştirmiş ve yarattığı in­sanlara orada haccetmelerini, kendi evine (Kabe'ye) saygı göstermelerini emretmiştir. Yüce Allah (c.c) evinin yanıbaşında bereket olsun diye Zemzem'i yaratmış ve Mescid-i Haram'da kılınan namaza bir ayrıcalık tanımıştır. Tıpkı burada yıkayan insanları her zaman hayır ve bereket içerisinde yaşattığı gibi, tıpkı oralı olsun veya olmasın oraya layık olduğu hizmeti veren insanları dünyevi ve uhrevi güzelliklere mazhar kıldığı gibi...

Ulemanın görüşleri arasında tercih edilen görüşe göre bu dünya'da en mu­kaddes yer, Mekke'dir. Medine de özel durumlar dışında ot ve ağaçlarının ke-silemeyişi, bir haram bölge oluşu ve haram bölgesinde avlanmanın caiz ol­mayışı noktalarında bu kutsallığa ortak olmuştur.

Medine, Allah'ın feyiz ve bereketine mazhar olmuş bir şehirdir. Çünkü Medine'de Mescid-i Haram dışında hiç bir mescidde kılman namazların seva­bına erişmedikleri Resulullah (a.s)'ın mescidi vardır. Çünkü Medine'de Yüce Allah'ın türbesini şifa kıldığı, saygısızlık edenleri pişman ve rezil ettiği Resu­lullah (a.s)'ın mübarek kabri ve istirahatgâhı vardır.

Resulullah (a.s)'ın mescidinin bu fazileti ve saygınlığı yanında, Mescid-i Aksa'dan sonra aynı fazilete ve aynı saygınlığa sahip olan bir mescid daha vardır ki, o da Medine-i Münevvere'de bulunan Küba Mescidi'dir. İşte bütün bunlardan dolayı biz bu bölümü aşağıdaki başlıklara ayırdık:

Allah'ın müşerref kıldığı Mekke'nin fazileti ve bazı sembolik yerleri. Medine-i Münevvere'nin fazileti ve bazı sembolik yerleri. Üç mescit ve Küba Mescidi.

Mekke ve Medine'den icra edilmesi gereken işlerle ilgili hadis ve kaynaklar. [94]

 

MEKKE-İ MÜKERREME VE BAZI SEMBOLİK YERLER

 

Mekke'nin Fazileti Ve Allah (C.C)'In Buraya İhsan Ettiği Özellik

 

3976-Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) Mekke'ye hitaben şöyle buyurdu:

"Sen ne hoş bir şehirsin ve bana ne kadar sevimlisin. Kavmim beni sen­den çıkartmamış olsaydı, senden başka bir yerde oturmazdım." [95]

 

3977-Tirmizi, Abdullah bin Adiyy bin Hamra (r.a)'nın şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Ben, Resulullah (a.s)'ı Hâzvere üzerinde durduğu halde şöyle buyu­rurken gördüm:

"Vallahi sen Allah'ın (yarattığı yerler arasında) en hayırlı yeri (toprağı) sın. Ben senden çıkartılmamış olsaydım senden ayrılmazdım." [96]

 

3978-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) Mekke'yi fethettiği gün şöyle buyurdu: "Fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihad ve niyet vardır. Cihada davet olunduğunuzda hemen koşunuz. Şüphesiz bu (Mekke) Şehri (ni) Allah, gökleri ve yeri yarattığı günden beri haram kılmıştır. Bu şehir Allah'ın ha­ram kılması sebebiyle kıyamet gününe kadar haramdır. Doğrusu şu ki, ben­den önce burada savaş hiç kimse için helal olmamıştır. Benim için de bir gündüzün bir saatinden başkasında helal olmamıştır. Bu şehir, Allah'ın haram kılması ile kıyamet gününe kadar haramdır. Bu şehrin dikeni kesil­mez, av hayvanı ürkütülmez. Yitiğini, sahibini arayacak olan kimseden başkası alamaz. Yeşillikleri koparümaz," Hutbenin akabinde Hz. Abbas şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü, izhir bitkisi bu yasaktan çıkartılmış olsun. Çünkü ızhır Mekkelüerin demircilerine ve evlerine (lazımdır)." Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "îzhır müstesnadır."

Buhari'ye ait bir başka rivayetde Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Mekke'nin dikenli ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, yitik Eşyası sahibini arayandan başkasına helal olmaz, yeşili kopartılmaz."         

Bunun üzerine Hz. Abbas (r.a) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, ızhır bitkisi müstesna olsun." Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu: "Izhır müstesnadır." (1) Diğer bir rivayet ise şöyledir: "Allah Mekke'yi haram kılmıştır. Bu nedenle Mekke benden önce hiç kimse için helal olmamış, benden sonra hiç kimse için de helal olmaya­caktır. O, benim içinde sadece bir gündüzün bir saatinde helal kılınmıştır. Mekke'nin yaş otları kopanlamaz, ağacı kesilemez av hayvanları ürkütü-lemez, yitik malı sahibini arayan kimse dışında kimse tarafından alınamaz."

Hz. Abbas (r.a) şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü, ızhır otu dökümcülerimiz ve kabirlerimiz için -Bir rivayette; "evlerimizin çatılan için"-müstesna olsun."

Bunun üzerine Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Izhır müstesna."

Bu hadisin ravisi olan ikrime (rivayet ettiği Halid'e) dedi ki:

"Sen Mekke hareminin avı ürkütülmez," sözünün ne demek olduğunu bilir misin? Av hayvanının bulunduğu yere inerek onu gölgeden uzak-laştırmandır."  [97]

 

3979-Buhari ve Müslim, Ebu Surayh el-Adevi (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"Ebu Şureyh Amr bin Said'e Mekke'ye (Abdullah bin Zubeyr (r.a)'e karşı) orduları gönderdiği sırada şöyle dedi:

"Bana izin ver de Mekke Fethi'nin ertesi günü Resulullah (a.s)'ın ayağa kalkıp buyurduğu bir sözü sana haber vereyim. O sözü şu iki kulağım işitti,  kalbim belledi, (Resulullah (a.s)'ı da) söylerken iki gözüm gördü. Yüce Al­lah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

"Şüphesiz Mekke'yi haram eden Allah'dır. Onu insanlar haram kılma-mışlardır. Bu nedenle Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse için Mekke'de ne kan dökmek, ne de bir ağaca balta vurmak helal değildir. Şayet bir kimse (çıkar da) Resulullah (a.s)'m buradaki savaşını sebep göstererek ruhsat edinmeye çalışırsa, ona: "Allah yalnız Resulüne izin vermiştir, size izin vermemiştir," deyiniz. Bana da yalnız bir gündüzün bir saati içinde izin verdi. Sonra bu günkü haramlığı, dünkü haramlığı gibiye döndü. (Bu söylediklerimi) burada hazır bulunan, bulunmayana ulaştırsın."        

Ebu Şurayh'a: "Amr sana ne dedi?" diye soruldu. Şöyle cevap verdi:

"Dedi ki: "Ey Ebu Şurayh, ben senden daha bilgiliyim. Harem (Mekke) hiç bir asiyi, kan borcu olan hiç bir kaçağı ve firar eden hiç bir suçluyu barındıramaz."

Tirmizi de bu hadisi buna benzer şekilde rivayet etmiş ve hadisi şu şekilde tamamlamıştır:

"Siz ey Huza'ahlar! Huzeyl kabilesinden şu adamı öldürdünüz. Ben onun diyet meselesini (kan bedelini) üzerime alıyorum. Artık bu günden itibaren kimin bir kimsesi öldürülürse, ailesi iki şey arasında tercih yamakta serbesttir; ya (kısas isteyip) öldürürler, ya da diyetini alırlar."

Buhari "hirbe" kelimesini cinayet ve zulüm anlamında yorumlamış, Tirmizi de bu kelimenin; hizye şeklinde de rivayet edildiğini söylemiştir.

Amr bin Said; Muaviye tarafından Medine valisi olarak atan-miş idi. Ken­disi Medine minberinde verdiği hutbelerinde biat etmeyip Mekke'ye sığınan Zübeyr (r.a) hakkında tenkidde bulunur ve insanları onunla savaşmaya teşvik ederdi. Bu nedenle Ebu Şurayh (r.a) kendisine itiraz etmiştir. [98]

 

3980-Ahmed    bin    Hanbel,   İbni   Abbas   (r.a)'dan   merfu   olarak (Resulullah (a.s)'a ulaştırarak) şu şekilde rivayet etmiştir:

"Bu ne güzel mezarlıktır."

İbni Curayh; "Mekke kabristanlığını kastediyor," demiştir." [99]

 

3981-Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Şüphesiz Şeytan sizin bu toprağınızda tapmılmaktan (artık) ümidini kesmiştir. Fakat o sizin Önemsemediğiniz şeylerden memnundur." [100]

 

3982-Taberani, el-Evsat'da, Abdullah bin Hubşi (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim bir sidre (Arabistan kirazı denen bir ağaç) keserse, Allah baş ateşte eğsin."

Harem sidrelerinden keserse. [101]

 

Kabe'nin Ve Hacerül Esved'în Fazileti

 

3983-Taberani, el-Kebir'de, İbni Amr bin el-As (r.a)'dan şu şekilde ri­vayet etmiştir.                                                                                        

"O, şöyle anlatıyor:

"Allah (c.c), Hz. Adem (a.s)'i Cermet'den (çıkartıp yere) indirdiği zaman kendisine: "Şüphesiz ben, seninle birlikte arşımın etrafında tavaf edildiği gibi etrafında dönülen, arşımın yanında namaz kılındığı gibi yanında namaz kılman bir ev, yahut bir konak indireceğim," buyurdu. Ancak tufan zamanı olunca (bu ev) kaldırıldı. Peygamberler onu hacceder, ancak yerini bilmez­lerdi. Nihayet (Yüce Allah) yerini Hz. İbrahim (a.s)'e gösterdi. Onun (Kabe'yi) beş dağdan: Hıra, Sebin, Lübnan (dağlarından), Tur dağından ve Hayır dağından inşa etti. O halde gücünüzün yettiği nisbette ondan istifade edin." [102]

 

3984-Tabarani, el-Kebir'de, Abdullah bin Amr (r.a)'m şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Beyt (Kabe) yerden iki bin yıl önce kuruldu. (Şöyle ki;) Arş, su üzerindeyken Beyt beyaz bir köpük idi. Yerde su altında bir çanak misali idi. Daha sonra yer bu sudan döşendi." [103]

 

3985-Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiş-

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hacer'ül Esved Cennet'den, sütten daha beyaz olarak indi. Onu ancak Ademoğullarımn günahları siy anlaştırdı."

Nesai'nin rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: "Hecer'ül Esved Cennet'tendir." [104]

 

3986-Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir;

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah'a yemin ederim ki; Allah (c.c) onu (Hacer'ül Esved'i) kıyamet günü kendileriyle gören iki gözü ve konuşan dili olduğu halde kendisinji hak ile istilam eden kişiye şahitlik eder bir harekette dirütecektir." [105]

 

3987-İbni Huzeyme, İbni Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz şu taşın bir dili, iki dudağı olacak ve kıyamet günü, kendisini hak ile istilam eden kişi hakkında şahitlik edecektir." [106]

 

3988-Tirmizi, İbni Amr bin el-As (r.a)'dan merfu olarak şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Şüphesiz Rükün ve Makam Cennet yakutlarından iki yakut idiler. Al­lah onlardan nurlarını aldı. Şayet (Allah) onlardan nurlarını almamış olaydı, doğuyla batı arasını aydınlatırlardı." [107]

 

Mescidi Haram'ın Yapılışı

 

3989-Buhari, Amr bin Dinar ve Yezid'in babası Ubeydullah (r.a)'tan ri­vayet etmiştir:

"Onlar şöyle anlatıyorlar:

"Resulullah (a.s) zamanında Kabe'nin etrafında duvar yoktu. İnsanlar Beyt'in etrafında namaz kılarlardı. Nihayet Hz. Ömer (r.a) halife olunca, Kabe'nin etrafına bir duvar İnşa etti."

Ubeydullah dedi ki:

"Beytin etrafındaki bu duvar kısa idi. Onu Abdullah bin Zubeyr (r.a) yükseltti." [108]

 

3990-Buhari ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'nin Hz. Peygamber (â.s)'in kendisine şöyle buyurduğunu anlatmışlardır:

"Kavmin Kureyş, Kabe'yi bina ederlerken Hz. İbrahim (a.s)'in koyduğu temellerden kısalttıklarını bilmiyor musun?" Ben:

"Ey Allah'ın Resulü ! Sen Kabe'nin duvarlarını Hz. İbrahim (a.s)'in te­melleri üzerine döndürmez misin?" dedim. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kavminin zamanı küfür devrine yakın olmasaydı, mutlaka böyle ya­pardım."

Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle dedi:

"Vallahi Hz. Aişe (r.a) bu sözü muhakkak Resulullah (a.s)'dan işitmiştir. Ben Resulullah (a.s)'ın Hicr'e yakın mesafede bulunan Kabe'nin o iki köşesinin istilamım terk ettiğini zannetmiyorum. Ancak Beyt, Hz. İbrahim (a.s)'in temelleri üzere tamamlanmamıştır." Diğer bir rivayet ise şu şekildedir: "Resulullah (a .s) tan işittim, şöyle buyuruyordu:

"Eğer kavmin cahiliyet devrine yakın olmasaydı- ya da:"Küfür devrine," demiştir. -Kabe'nin hazinelerini Allah yolunda harcardım, kapısını yerden yapardım ve Hicr'den de ona katardım." [109]

Diğer bir rivayet de şu şekildedir: "Resulullah (a.s) bana şöyle buyurdu:

"Eğer kavmin küfür devrine yakın olmasaydı, Kabe'yi bozar, sonra da onu ibrahim (a.s)'in temeli üzerine yapardım Çünkü Kureyş binasını kısaltmıştır. Ve Kabe için bir half yapmıştır."

Hişam dedi ki:

"(Half'tan) kapıyı kastediyordu." [110]     

Başka bir rivayet de şöyledir:

"Ben Hz. Peygamber (a.s)'e Hz. İsmail (a.s) Hıcr'inin duvarından sorup şöyle dedim:

"Bu duvar Beyt'ten midir?"

Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Evet." Ben:

"Kureyş niçin onu Beyt'e dahil etmediler?" diye tekrar sordum. Hz. Pey­gamber (a.s):

"Kavminin onun inşası için ayırdıkları bütçe eksik geldi, yetmedi," bu­yurdu. Ben tekrar:

"Kabe'nin kapısı neden bu kadar yüksektir?" dedim Hz. Peygamber (a.s):

"Senin kavmin bunu, dilediklerini Kabe'ye girdirmeleri ve dilediklerine mani olmaları için böyle yapmıştır. Eğer kavmin cahiliyet devrine yakın ol­masaydı (bazı şeyler yapardım). Fakat duvarı Beyt'e dahil etmem ve Kabe kapısını yer seviyesine indirmem halinde onların gönüllerinin kırılma­sından endişe ederim," buyurdu." [111]

Başka bir rivayet de şöyledir: "Esved bin Yezid şöyle demiştir:

"İbni Zubeyr bana: "Hz. Aişe (r.a) sana çok sır söyler idi. Peki Kabe hakkında sana ne aktardı?"

Ben de ona şöyle dedim:

"Hz. Aişe (r.a) bana dedi ki:

"Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Aişe ! Şayet kavminin zamanları yakın olmasaydı-İbni Zubeyr; "küfre yakın olmasaydı," dedi şüphesiz Kabe'yi bozar ve ona biri insanlara girecekleri, diğeri de çıkacakları olmak üzere iki tane kapı yapardım."

İşte İbni Zubeyr bunu yaptı." [112]

Buhari'ye ait başka bir rivayetde şöyledir:

"Hz. Peygamber (a.s) Hz. Aişe (r.a)'ye hitaben şöyle buyurmuştur:

"Ey Aişe, senin kavmin cahiliyet devrine zaman itibariyle yakın olma­saydı, ben Beyt'in yıkılmasını emrederdim ve yıkılırdı. Sonra ondan çıkartılan (Hicri) Beyt'e katar, kapısını da yere bitişik yapardım. Bir de ona, biri doğu tarafında, diğeri batı tarafında olmak üzere iki adet kapı koydurur

dum. Böylece de onu Hz. İbrahim (a.s)'in temeline ulaştırmış olurdum." 

ı İşte Abdullah bin Zübey'i Beyt'i yıkmaya yönelten sebep Hz. Peygamber

(a.s)'in bu arzusudur."

Yezid bin Ruman anlatıyor:

"İbni Zubeyr Beyt'i yıktığı ve yeniden bina ettiği zaman ben de ora­daydım. İbni Zubeyr (r.a) Hıcr'ın bir kısmını Beyt'e katmıştı. Bu sırada ben Hz. İbrahim (a.s)'in deve hörgüçleri gibi olan temel taşlarını gördüm."

Cerir bin Hazım dedi ki:

"Ben de kendisine: -Yani Yezid bin Ruman'a; "Bu temellerin yeri neresi­dir?" diye sordum Yezid; "Gel şimdi onu sana göstereceğim," dedi. Ben onunla birlikte Hicr'e girdim. O, bana bir yeri göstererek; "İşte şurasıdır dedi."

Cerir dedi ki:

"Ben Hicr'den olan bu yerin; altı zira ya da ona yakın bir ölçüde oldu­ğunu tahmin ettim." [113]

Müslim'in Said bin Meya (r.a)'dan rivayeti ise şu şekildedir:

"Abdullah bin Zübeyr (r.a)'den dinledim, dedi ki:

"Bana teyzem-Hz. Aişe (r.a)'yi kastediyor- şöyle tahdis etti:

"Hz. Peygamber (a.s) ona (Hz. Aişe (r.a)'ye) hitaben şöyle buyururdu:

"Ey Aişe, kavmin şirk devrine yakın olmasaydı, Kabe'yi yıkar, onu yere yapışık yapardım ve ona; doğu tarafında bir kapı, batı tarafında da bir kapı (olmak üzere iki kapı) yapardım. Ayrıca içerisini Hicr'den itibaren altı zira daha artırırdım. Çünkü Kureyş Kabe'yi bina ederken onu kısaltmıştır." [114]

Yine Müslim'in Rabah'tan rivayeti de şöyledir:

"Yezid bin Muaviye zamanında Şamlıların Mekke'yi işgalleri sırasında Kabe'ye olanlar olup harabeye döndüğü zaman Abdullah bin Zübeyr hac mevsimi insanlar gelene kadar Şamlılara karşı onları nefret ettirmek -ya da' gayret ettirmek- amacıyla onu olduğu gibi bıraktı. İnsanlar (Hac için buraya vardıklarında İbni Zübeyr şöyle dedi:

"Ey insanlar, Kabe konusunda bana görüşlerinizi söyleyin. Onu bozup sonra yeniden bina mı edeyim? Yoksa harabe olan yerlerini tamir mi ede­yim?"

İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:

"Benim bu konuda bir görüşüm var: Ben diyorum ki, harabe olan yerle­rini tamir etsen de insanların üzerine Müslüman oldukları ve Hz. Peygam­ber (a.s)'in peygamber olarak gönderildiği taşları bıraksan."

Bunun üzerine İbni Zübeyr şöyle dedi:

"Birinizin evi bu şekil harabe olsa onu yenileyene kadar rahat edemez. Peki Rabbimizin evine nasıl razı oluyorsunuz? Şüphesiz ben üç defa Rab-bime danışıp istihare yapacağım. Sonra da kararımı vereceğim."

Üç gün dolunca kararını Kabe'yi bozma konusunda verdi. Bu sırada in­sanlar; onu bozmak için damına çıkacak olan iki insana gökten bir bela gelir endişesiyle Abdullah bin Zübeyr'den uzak durmaya çalıştılar. Sonra bir kişi çıktı ve Kabe'den bir taş attı. (Diğer) insanlar da ona bir bela gelmediğini görünce peşpeşe işe başladılar ve yer seviyesine ulaşana kadar bozmaya de­vam ettiler. Bozma işlemi tamamlanınca İbni Zübeyr (insanların kıblelerini

kaybetmemeleri amacıyla) binası yükselene kadar direkler dikti ve bu direk­lere örtüler gerdi."

İbni Zübeyr dedi ki:

"Ben (teyzem) Hz. Aişe (r.a)'den dinledim şöyle diyordu:

"Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"İnsanlar küfür dönemine yakın olmasa idiler yanımda da yapımı için gerekli bütçe var olaydı-ki böyle bir bütçem yoktur- ben Hicr'den beş zira'ını Beyt'e katardım ve ona insanlar için bir giriş kapısı, bir de çıkış kapısı koyardım."

İbni Zübeyr sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama ben bu gün harcamam gerekeni bulabiliyorum, insanlardan da korkmuyorum."

Bu arada İbni Zübeyr Hicr'den itibaren beş zira daha Beyt'e ilave etti. Ni­hayet temelleri ortaya çıkartıp ziyarete açtı. İnsanlar da burayı ziyaret ettiler. Derken İbni Zübeyr bu temeller üzerine Kabe'yi bina etti. Kabe'nin uzun­luğu (boyu) o sıra onsekiz zira idi. İbni Zübeyr bu ilaveyi yapınca boyunu kısa buldu. Bu nedenle boyuna da on zira ekleri ve ona iki de kapı koydu. Biri giriş kapısı, diğeri de çıkış kapısı. Ancak İbni Zübeyr öldürülünce Hac-cac, Abdulmelik bin Mervan'a bir mektupla bu olayı rapor etti. Ona: "ibni Zübeyr binayı temeller üzerine kurmuş ve Mekke'nin ileri gelenleri bunları ziyaret etmiş," şeklinde bildirildi. Abdulmelik de onu şu cevabı yazdı:

"Biz İbni Zübeyr'in kirli işine imza atmayız. Boyuna yapmış olduğu ila­veye gelince, onu ben de kabul ediyorum. Ama Hicr'e yapmış olduğu ilaveyi (kabul etmiyorum onu eski) yapısına çevir ve açmış olduğu kapıyı iptal et." [115]

Müslim'in Abdullah bin Ubeyd bin Umeyr (r.a)'den ve Velid bin Ata (r.a)'dan, o da Haris bin Abdullah bin ebi Rabia (r.a)'dan başka bir rivayeti de şu şekildedir:

"Abdullah bin Ubeyd anlatıyor:

"Abdulmelik bin Mervan'in halifeliği devrinde Haris elçi olarak kendi­sine gelmişti de Abdulmelik: "Ben, o asinin (Abdullah bin Zübeyr'i kastedi­yor) Hz. Aişe (r.a)'den duymuş olduğunu iddia ettiği şeyin ondan duymuş olduğunu zannetmiyorum," dedi. Haris:

"Evet, onu ben bizzat Hz. Aişe (r.a)'den dinledim," dedi. Abdulmelik:

"Sen Hz. Aişe (r.a)'den dinledin, peki ya ne söylüyordu?" diye sordu.

Haris şöyle cevap verdi

"Hz. Aişe (r.a) şöyle dedi:

"Resulullah (a.s) bana hitaben şöyle buyurdu:

"Şüphesiz kavmin (Kureyş) Beyt'in inşasını (tamir amacıyla yeniden ya­parken) küçültmüşlerdir. Eğer onlar şirkten yeni kurtulmuş olmasalardı, onların (Kureyş'in) bıraktıkları yeri ona iade ederdim. Şayet benden sonra kavmin Beyt'i inşa etmeyi düşünürlerse, gel onların bıraktığı yeri sana göstereyim."

Sonra Hz. Aişe (r.a)'ye yedi zira'a (arşına) yakın bir kısmı gösterdi." Abdullah bin Ubeyd'in hadisi bu şekildedir. Velid bin Ata da buna ilaveten şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (a.s) buyurdular ki:

"Ve ona biri doğusunda, biri de batısında olmak üzere iki de kapı koyardım. Peki kavminin Kabe'nin kapısını neden yüksek yaptıklarını bili­yor musun?"

Hz. Aişe (r.a) şöyle dedi:

"Hayır," dedim. Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

İstedikleri dışındaki insanlar girmesin gururuna kapıldıkları için. Nite­kim adam Kabe'ye girmek istediğinde çıkmasına müsade ederlerdi. Tam gi­receği sırada iterek düşürürlerdi."

Abdulmelik, Haris'e hitaben: "Sen Hz. Aişe (r.a)'nin böyle söylediğini bizzat duydun mu?" diye sordu. Haris:

"Evet," cevabını verdi."

Velid bin Ata sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun üzerine Abdulmelik sopasıyla bir zaman yere hafifçe vurup düşündükten sonra şöyle dedi:

"Keşke kendisini vebaliyle başbaşa bıraksaydım." Müslim'e ait başka bir rivayet de şöyledir: "Ebu Kaza'a şöyle anlatıyor:

"Abdulmelik bin Mervan Beytullah'ı tavaf ederken birden:

"Allah İbni Zubeyr'in belasını versin. Müminlerin annesine (Hz. Aişe (r.a)'ye) iftira ediyor ve: "Ben Aişa (r.a)'nin şöyle söylediğini işittim" deyip şöyle bir yalan söylüyor:

"Aişe (r.a.) dedi ki: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Aişe, eğer kavmin küfürden yeni çıkmış olmasaydı, Kabe'yi yıkar ona Hicr'den ilave ederdim. Zira kavmin onu inşa sırasında kısaltrmştır." Bu sırada Haris bin Abdullah bin Ebi Rabia onun bu sözüne müdahale ede­rek:

"Böyle söyleme ey müminlerin emiri! Bu hadisi müminlerin annesin­den (Hz. Aişe (r.a)'den) bizzat ben de dinledim," dedi.

Bunun üzerine Abdulmelik şöyle dedi:

"Şayet Beytullah'ı bozmadan bunu duymuş olsaydım, onu İbni Zubeyr'in inşa ettiği şekil üzere bırakırdım." [116]

Nesai'nin rivayeti de "deve hörgüçleri gibi," ifadesine kadar Buhari'nin ri­vayeti gibidir. Ancak Nesai'nin rivayetinde bu cümleye ilaveten: "Semiz ve iri dişi deve," tabiri yer almıştır. [117]

 

3991-Taberani, el-Kebir'de, Urve (r.a)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Kabe (Şamlıların attığı taşlarla) tahrip edildiği zaman her tarafı gedik­lerle dolmuştu. Bunun üzerine İbni Zübeyr şöyle dedi:

"Birinizin evi bu şekil olsa onu (yapıp) değiştirene kadar rahat olmaz."

Hadisin devamı Ata hadisi ile aynı anlamdadır. Ata hadisinden farklı ola­rak şu ifadeler yer almıştır:

"İbni Zubeyr Kabe'nin harfiyatmı yapıyordu. Nihayet Hz. İbrahim (a,s)'in temeline- inince, manilasını kenarlarından birinin altına sokuyordu ki, tüm temeller birden sarsıldı. Zubeyr Kabe'yi bozduğunda boyu onsekiz arşın idi. Bir oğlu kendisine; "Boyuna dokuz arşın daha ilave et," dedi.

ibni Zubeyr bu ilavenin yanı sıra Kabe'ye üç de sütün ilave etti. Daha sonra Abdulmelik, Haccac'a; "İbni Zubeyr'in açtığı kapıyı kapat, Kabe'yi eskisi gibi küçült ve İbni Zubeyr'in ilave ettiği Hicr'i dışarda bırak," metnini içeren bir genelge gönderdi. Bunun üzerine Haccac da Abdulmelik'in bu ar­zusunu yerine getirdi. İşte Kabe'nin bu günkü binası, Haccac'ın Hıcr bölgesini dışarı bırakıp Kabe'yi küçültmesi gibi yaptığı değişiklik dışında İbni Zubeyr'in binasıdır." [118]

 

3992-Taberani, el-Kebir'de, Ebu Tufayl (r.a.)'den rivayet etmiştir:

"Cahiliyye devrinde Kabe kurutaşlar birbiri üzerine dizilmiş, bir oğlakm sıçrayıp içerisine düşebileceği uzunlukta ve tavansız bir yapıya sahipti. Sa­dece örtüleri rastgele üzerine atılırdı. Hacer'ül Esved, Kabe'nin damına yerleştirilmiş, iki köşe arası bir halka şeklini andırıyordu. Bu sırada (içi ke­reste ve demir yüklü) bir gemide (şiddetli bir rüzgarın etkisiyle sürüklenip) cidde yakınlarında (Karaya oturmuş ve burada) parçalanmıştı. Kureyş gemi­nin kerestesini ve gemide bulunan bir rum maragozu yanlarına alıp:

"Bu kereste ile Rabbimizin evini inşa edelim," dediler.

Derken Kabe'yi yıkmak istediklerinde birden Beytullah'm damında (her zamanki gibi) oturmuş (korkunç) bir yılanla karşılaştılar.

Ne zaman birimiz (Velid bin Muğire) Beytullah'm taşlarından birini al­mak için yaklaştıysa o, yılan yanına koştu. Bunun üzerine halk Makam-ı İbrahim'in yanında toplanıp Allah'a şu şekilde niyazda bulundular:

"(Rabbimiz), biz evini şereflendirme ve süsleme arzusundayız. Şayet sen de bundan razı isen (bu yılanı başımızdan defet). Şayet razı değil isen dile­diğin gibi yap."

Bu sırada birden Akbaba'dan daha büyük bir kuş (yılanın üzerine inerek) yılanın başına tırnaklarını batırıp onu (küçük) Ecyad'a götürdü. Bundan sonra halk Kabe'yi yıktı ve vadiden topladıkları taşlarla Kabe'yi inşa ettiler. Boyunu da semaya doğru yirmi arşın yükselttiler. Kabe'nin inşası sırasında Hz. Peygamber (a.s) Ecyad tarafından taş taşıyordu. Ridası taşıma sırasında kendisine dar geldiği için (bir ara diğerleri gibi) gidip ridasmı omuzuna al­mak istedi. Bu sırada: "Ey Muhammed, avretini ört," diye gaipten bir nida geldi. İşte bu nida, peygamberlik gelmeden beş sene önce kendisine gelen ilk nidadır." [119]

 

Mescidi Haram'a Hediye Edilen Mallar

 

3993-Ebu Davud, Alim'in babası Şakik (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Şeybe bin Osman kendisine şöyle anlatmıştır: "Hz. Ömer (r.a) senin orada oturduğun yerde oturdu ve: "Kabe'nin malını taksim etmedikçe çıkmayacağım," dedi. Ben de:

"Sen bunu yapamazsın," dedim. O :

"Hayır, mutlaka yapacağım," dedi. Ben tekrar :

"Sen bunu yapamazsın," dedim. O :

"Niçin yapamam?" diye sordu. Ben de :

"Çünkü onun yerini Resulullah (a.s) da, Hz. Ebu Bekir (r.a) de gördü. Halbuki onlar senden daha çok mala muhtaç idiler. Buna rağmen o malı çıkarmadılar," dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) kalktı ve çıkıp gitti."

Buhari'nin rivayetine göre ise Ebu Vail bu hadiseyi şöyle anlatmıştır:

"Şeybe bin Osman el-Hacebi ile birlikte Kabe'de bir oturak üzerinde otu­ruyordum. Bu sırada Şeybe bana dedi ki:

"Şu oturakta Hz. Ömer (r.a)'de oturmuştu. Bir ara bana:

Kabe içinde ne kadar altın ve gümüş varsa onların hepsini (Allah yo­lunda) taksim edeyim diye düşündüm," dedi. Ben de:

"Senin iki arkadaşın (Hz. Peygamber (a.s) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) bu işi yapmadılar," dedim. Hz. Ömer (r.a) :

"Onlar iki kamil insanlardır. Ben de onlara uyarım," dedi." [120] Başka bir rivayet ise şöyledir:

"Hz. Ömer (r.a) : "Onların hepsini Müslümanlar arasında taksim ede­yim dedim," dedi. Bunun üzerine ben:

"Sen bunu yapamazsın," dedim. Hz. Ömer (r.a) : "Niçin yapamam," diye sorunca, Şeybe :

"Çünkü iki arkadaşın böyle yapmadılar," diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) de :

"Onlar kendilerine uyulması gereken kamil insanlardır," dedi." [121]

 

Bir Açıklama

 

"Kabe içinde ne kadar altın ve gümüş varsa onların hepsini Allah yo­lunda taksim edeyim diye düşündüm" :

Hz. Ömer (r.a) bu sözüyle Kabe'ye tazim amacıyla getirilen ve orada top­lanan zinet eşyalarım kastetmiştir.

Müslim'in rivayet ettiği şu hadis-i şerifte de görüleceği gibi Hz. Peygam­ber (a.s) söz konusu hazinelerin Allah yolunda infakını arzu ediyordu:

"Kavmin küfürden yeni çıkmış olmasaydı, Kabe'nin hazinesini Allah yolunda infak ederdim."

Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, Resulullah (a.s) Kabe'nin hazinelerini Ku-reyş'in gönüllerini kırmamak amacıyla harcamamıştır. Yoksa onlar vakıftır da buranın dışında harcanmaları caiz değildir diye değildi. Daha sonra Hz. Ömer (r.a) de Hz. Peygamber (a.s) ve arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a)'e uymak amacı ile söz konusu düşüncesinden vaz geçmiştir. [122]

 

3994-Taberani, el- Kebir'de, Cubeyr bin Mut'im (r.a)'in Hz. Peygamber (a.s)'den, Osman bin Talha kendisine Kabe'nin anahtarını teslim ettiği sırada şu sözü işittiğini rivayet etmiştir:

"Bak, bunu al ve kaybet."

Cubeyr, dedi ki:

"Bu nedenle anahtar kaybolmuştur." [123]

 

Mekke'nin Bazı Nişanevi Yerleri

 

3995-Müslim, İbni Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s)'la birlikte Mekke ile Medine arasında yürüyorduk. Derken bir vadiye uğradık. Resulullah (a.s):

"Bu vadinin adı nedir?" diye sordu. İnsanlar:

"Azrak vadisi," dediler.

.Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Musa (a.s)'yı bu vadiden geçerken iki parmağı kulaklarında-Resulullah (a.s) teni ve saçları hakkında da bazı açıklamalarda bulunmuş ancak bu açıklamaları hadisi rivayet eden Davut, İbni Abbas'tan ezberlemiştir- olduğu halde yüksek sesle Yüce Allah'a telbiye getirirken görür gibiyim."

İbni Abbas sözlerine devamla dedi ki:

"Sonra yolumuza devam ettik. Nihayet bir tepeye vardığımız sırada Re­sulullah (a.s):

"Bu tepenin adı nedir?" diye sordu. İnsanlar:                        

"Herşa, ya da Left," dediler.

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yunus (a.s)'u sırtında yünden örülmüş cübbesi ile kırmızı bir deve üzerinde, devesinin yuları hurma lifinden örülmüş bir halde telbiye getire­rek bu vadiden geçerken görüyor gibiyim." [124]

 

3996-Ebu   Ya'Ia   ve Taberani, el-Evset'inde, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben Musa bin İmran (a.s)'ı bu vadide iki beyaz aba içerisinde ihramda olduğu halde görüyor gibiyim." [125]

 

3997-Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor: "Dedim ki:

"Ey Allah'ın Resulü, Mina'da sizin için, sizi Güneş'ten gölgeleyecek bir çadır kursak nasıl olurdu?"

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hayır, gerek yok. Mina, sadece oraya giden kimse için devesini çöktür­me yeridir." [126]

 

Zemzemin Fazileti

 

3998-Buhari  ve Müslim, İbni Abbas (r.a)'tan şöyle rivayet etmiş­lerdir:

"Hz. Peygamber (a.s)'e zemzem suyu ikram ettim de ayakta olduğu halde içti."                                                                                                          

Diğer bir rivayette de şöyledir:                                                  

"Beytullah'm yanında su istedi. Ben de kendisine bir bardak ile su götürdüm." [127]                                                                                    

 

3999-Tirmizi, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Hz. Aişe (r.a) zemzem suyu taşır, Resulullah (a.s)'in da zemzem suyu taşımış olduğunu haber verirdi." [128]

 

4000-Taberani, el-Kebir de, İbni Abbas (r.a)1 tan merfu olarak şu şekilde rivayet etmiştir:

"Yeryüzündeki en hayırlı su, zemzem suyudur. Onda tüm yemeklerin tadı, hastalıkların şifası vardır. Yeryüzündeki en kötü su da Berehevt vadi­sinde bulunan sudur. Bu su Hadramevt'de hayvanlardan çekirge ayağına benzer kürük bir delikten çıkar. Sabah olduğunda akar, akşam olduğunda ise kupkurudur." [129]

 

4001-Taberani, el-Kebir'de, İbni Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Biz ona şefaat adını koyardık-Zemzem'i kastediyor- ve onu aile fertleri için en güzel yardım olarak görürdük." [130]

 

4002-Taberani, el-Kebir'de, İbni Abbas (r.a)'tan merfu olarak şu şekil­de rivayet etmiştir:

"Bizimle münafıklar arasındaki alamet, onların zemzemle doymama-larıdır." [131]

 

4003-İbni Mace, Cabir (r.a)'den merfu olarak rivayet etmiştir: "Zemzem- içildiği şey içindir." [132]

 

4004-İbni Huzeyme, Cafer (r.a)'den, o da babasından şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Cabir bir Abdullah'ın yanma girdik."

İbni Huzeyme hadisi uzunca zikretmiş ve şöyle devam etmiştir:

"Sonra Resulunah (a.s) Beytullah'a doğru yürüdü -Kurban gününü kas­tediyor.- Vardığında (Zemzem kuyusu başında insanları sulayan) Abdul-muttalib oğullarının yanlarına geldi ve şöyle buyurdu:

"Çıkartın ey Abdulmuttalib oğulları, dağıttığınız su üzerine insanlar başınızda izdiham etmemiş olsalardı, ben de sizinle birlikte (su) çıkar­tırdım."

Bunun üzerine kendisine su kovasını uzattılar. O da içti." [133]

 

Gereksiz Yere Mekke'de Silah Taşımak Yasaktır

 

4005-Buhari, Said bin Cubeyr (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Mızrak demiri ayak tabanının çukuruna isabet edip ayağı üzengiye yapıştığı zaman ben İbni Ömer (r.a)'le beraberdim. Derhal inip mızrağı ayağından çıkardım. Bu olay Mina'daydı. Olay Haccac'a ulaştı. Bunun üzerine Haccac İbni Ömer'i ziyarete geldi ve:                 

"Ah seni yaralayan kimdir? Bir bilseydik," dedi. İbni Ömer (r.a) : , ,>"Beni yaralayan sensin," dedi. Haccac:

"Bu nasıl söz?" dedi. Ibni Ömer (r.a):

"Silah taşınmayacak bir günde silah taşıttın ve Harem'e silah sokul­mazken oraya sen silah soktun," dedi."

Buhari'nin diğer bir rivayeti de Said bin Amr bin Said bin As'tan gelmiştir:

"Haccac, İbni Ömer (r.a)'in yanma girdi. Bu sırada ben onun yanında bu­lunuyordum. Haccac:

"O, (İbni Ömer) nasıldır?" dedi. İbni Ömer:

"İyidir," cevabını verdi. Haccac:

"Seni kim yaraladı?" diye sordu. İbni Ömer:

"Beni silah taşımak helal olmayan bir günde silah taşımayı emreden kimse yaraladı," cevabını verdi. İbni Ömer bu sözüyle Haccac'ı kastediyor­du." [134]

 

4006-Müslim,    Cabir (r.a)'den Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Mekke'de silah taşımak hiç birinize helal değildir." [135]

 

4007-Ahmed bin Hanbel, Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a)'tan şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) kendisini Mekke halkına "Bera'at'ı" tebliğ etmek üzere göndermişti. (Bera'at aynen şöyleydi):

"Bu seneden sonra hiç bir müşrik haccetmeyecek, hiç bir çıplak Kabe'yi tavaf etmeyecek. Cennet'e ancak Müslüman (olan) girecek. Kiminle Allah Resulü (a.s) arasında bir anlaşma müddeti varsa, müddeti bitene kadar de­vam edecek. Allah ve Resulü müşriklerden beridir."

Ravi şöyle devam etti:

"Hz. Ebu Bekir (r.a) Beraat'ı üç gün götürdü. Sonra Hz. Peygamber (a.s) Hz. Ali (r.a)'ye:

"Ona yetiş ve Ebu Bekir'i bana geri gönder," dedi. Hz. Ali (r.a) de Hz. Pey­gamber (a.s)'in bu emrini yerine getirdi. Nihayet Hz. Ali (r.a) Hz. Peygamber (a.s)'e gelince ağladı ve:

"Ey Allah'ın Resulü, içime bir şey düştü," dedi. Hz. Peygamber (a.s) de şöyle buyurdu:

"İçine hayır'dan başka bir şey düşmemiştir. Fakat ben sadece benim, ya­hut benim ehli beytimden birinin tebliğ etmesiyle emrolundum." [136]

 

4008-Buhari, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:                                                                        

"Hz. Ebu Bekir (r.a) şu (malum olan) haccda bayramın birinci günü gönderdiği sesleniciler arasında beni de bu iş için görevlendirdi. Bu sesleni­ciler Mina'da:

"Bu yıldan sonra hiç bir müşrik hacc etmeyecek, hiç bir çıplak Beytuîlah'ı tavaf etmeyecek," şeklinde ilan ediyorlardı."

Humeyd bin Abdurrahman bin Avf dedi ki:

"Sonra Resulullah (a.s) Hz. Ebu Bekir (r.a)'in ardından Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'i gönderdi ve kendisine Bera'at'ı ilan etmesini emretti."

Ebu Hureyre dedi ki:

"Hz. Ali (r.a) de bizimle beraber kurbanın birinci günü Mina'da halka be-raat'ı ve; "bu yıldan sonra hiç bir müşrik hac etmeyecek, hiç bir çıplak da Beytuîlah'ı tavaf edemeyecek," emirlerini ilan etti." [137]

 

Bir Açıklama:

 

Rivayetlerin toplamından şöyle anlaşılıyor:

Hz. Ebu Bekir (r.a) hacc emiri ve Beraat'ı tebliğ sorumlusu idi. Daha son­ra bu tebliğ görevi Hz. Ali (r.a)'ye verildi. Ebu Hureyre (r.a)'nin : "Hz. Ali (r.a) de bizimle beraber ilan etti," sözü ise tebliğ işini Hz. Ali (r.a) tek başına yapmadığı için ekibe, bu duyuruyu yerine getirmekte ona yardımcı oluyordu anlamındadır. [138]

 

 

MEDİNE'NİN FAZİLETİ VE MEDİNE İLE İLGİLİ BAZI SEMBOLİK BİLGİLER

 

Medine'nin Fazileti

 

4009-Ahmed bin Hanbel, Ebu Abdullah el-Karraz'ın, Sa'd bin Malik ve Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle söylediklerini işitmiş olduğunu rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s): şöyle buyurdu:

"Allah'ım, Medinelilere Medine'yi mübarek kıl, onlara sa'larını müba­rek kıl, onlara müdd'lerini mübarek kıl. Allah'ım, İbrahim senin kulun ve Halil'indir. Ben de senin kulun ve Resulünüm. O, senden Mekke'liler için istedi. Ben de senden Medineliler için, İbrahim'in Mekke'liler için istediği gibi bir katı fazlasıyla birlikte aynen istiyorum. Medine birbirleriyle kenet­lenmiş meleklerle (koruma altına alınmıştır.) Burada bulunan her gedikte, Medine'yi bekleyen iki melek vardır. Medine'ye ne veba ne de Deccal gire­meyecektir. Kim Medine hakkında kötü bir emele sahip ise Allah onu tu­zun suda erimesi gibi eritir, (veya eritsin)." [139]

 

4010-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Zeyd el-Mazini (r.a)'nin Resu­lullah (a.s)'tan şöyle buyurduğunu duymuş olduğunu rivayet etmişlerdir:

"Şüphesiz İbrahim (a.s) Mekke'yi haram kılmış ve Mekke için- bir riva­yete göre halk için- dua etmiştir. Ben de, İbrahim (a.s)'in Mekkeyi haram kılışı gibi Medine'yi haram kılıyorum ve sa'mda, müdd'ünde İbrahim (a.s)'in Mekke halkı için yapmış olduğu duanın aynısını iki misli fazlasıyla aynen yapıyordum." [140]

 

4011-Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'in  şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz İbrahim (a.s) Mekke'yi haram kılmıştır. Ben de Medine'yi, iki kayası arasıyla haram kıldım. Medine'nin yeşillikleri kesilmez, av hayvan­ları avlanmaz." [141]

 

4012-Tirmizî, Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'den rivayet etmiştir: 

"O, şöyle anlatıyor:                                                                          

"Resulullah (s.a.)'la birlikte yola çıktık. Nihayet Sad bin Ebu Vakka^ja ait

bir su varma yerine vardığımızda Resulullah (a.s).           

"Bana bir abdest suyu getirin," buyurdu ve abdest aldı. Sonra ayağa kalkıp Kıble'ye döndü ve şöyle buyurdu:

"Allah'ım, şüphesiz ibrahim (a.s) senin kulun ve Halil'indir. O, Mekke ehli için (sana) dua etti. Ben de senin kulun ve Resulünüm. Ben de sana, Medine ehli için; onlara müdd'lerini ve salarını Mekke ehline mübarek kıldığının iki mislini iki katı bereketiyle birlikte mübarek kılman konusun­da dua ediyorum." [142]

 

4013-Buhari ve Müslim, Enes (r.a)'tan Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Allah'ım, Mekke'ye ihsan ettiğin bereketi iki katıyla Medine'ye ihsan et."

Diğer bir rivayette de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Allah'ım,   onlara   (Medine'lilere)  ölçeklerini  mübarek kıl,   onlara sa'larmı mübarek kıl, onlara müdd'lerini mübarek kıl." [143]

 

4014-İmam Malik, Muvatta'da, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"insanlar yılın ilk meyvasını gördükleri zaman onu Hz. Peygamber (a.s)'e getirirlerdi. Resulullah (a.s) da onu (eline) aldığı zaman:

"Allah'ım, bize meyvamızı mübarek kıl, Medine'mizi mübarek kıl, sa'ımızı mübarek kıl, müdd'ümüzü mübarek kıl. Allah'ım, şüphesiz Hz. ibrahim (a.s) senin kulun, Halil'in ve peygamberindir. Ben de senin kulun ve Peygamberinim. O, sana Mekke (ehli) için. dua etti. Ben de sana Medine için, onun (ibrahim'in) sana Mekke için yaptığı duanın aynısının yanında bir misli fazlasıyla aynen yapıyorum."

Ebu Hureyre (r.a) şöyle devam etti:

"Sonra (yanındaki) en küçük çocuğunu çağırır ve söz konusu meyvayt ona verirdi."

Diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

"İlk meyva Resulullah (a.s)'a getirilir, O da:

"Allah'ım, bize Medine'mizi, meyvalarımızı, müdd'ümüzü ve sa'ımızı bir katı bereketiyle birlikte mübarek kıl," der, sonra da onu orada bulunan çocukların en küçüğüne verirdi." [144]

 

4015-Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine ve Mekke meleklerle kuşatılmaşlardır. Bu iki şehrin her gediğinde bir melek bulunur. Buralara ne Deccal ne de veba giremez." [145]

 

4016-Ahmed bin Hanbel, Sa'd'ın -Sa'd bin Ebu Vakkas'ı kastediyor-şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim Medine'nin iki kayalığı arasında acve cinsi yedi adet hurmayı aç karnına yerse, o günü akşama kadar bu yediği ona zarar vermez." Fuleyh dedi ki:

"Ben şöyle buyurduğunda hatırlıyor gibiyim:

"Kim de akşamleyin yerse, sabaha ulaşana kadar (yine) ona zarar vermez.

Ömer: -Ömer bin Abdülaziz'i kastediyor- "Ey Amir, Resulullah (a.s)'dan aktarmış olduğun hadise dikkat," dedi. Amir:

"Ben Sa'd'a iftira etmediğimez, Sa'd'm da Resulullah (a.s)'a iftira etme­diğine şehadet ederim/' dedi." [146]

 

4017-Müslim,    Cabir bin  Semure  (r.a)'nin  şöyle  dediğini rivayet etmiştir:

"Ben Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Şüphesiz Allah (c.c) Medine'yi Tabe diye isimlendirdi." [147]

 

4018-İmam Malik, Muvatta'da, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben şehirleri yiyen bir şehre hicretle emrolundum. Bu şehre "Yesrib" diyorlar. Burasının adı Medine'dir Medine tıpkı körüğün demirin işe yara­mayanını (cürufunu) ayırması gibi insanların kötüsünü ayırır." [148]

 

4019-İmam Malik, Muvatta'da, Cabir (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Bir bedevi Hz. Peygamber (a.s)'e geldi ve O'na İslam üzere biat etti. Er­tesi günü sıtma hastalığına yakalanmış bir vaziyette -Bir rivayette: Me­dine'de bedeviye sıtma sancısı bulaştı. [149] (Hz. Peygamber (a.s)'e) geldi ve ;

"Biatimi bana geri ver (de ben çöle döneyim)," dedi.        

Hz. Peygamber (a.s)   (Bedevinin bu isteğini) kabul etmedi, sonra riedevi tekrar geldi ve:                                                                                    

"Biatimi bana geri ver (de çöle döneyim)" dedi. Hz. Peygamber (a.s) yine kabul etmedi. Sonra o bedevi çıkıp gitti. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine ancak demirci körüğü gibidir. Kötülerini dışarı atar, iyilerini de ortaya çıkarır." [150]

 

4020-Müslim, Zeyd bin Sabit (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Şüphesiz burası; Taybe'dir -Medine'yi kastediyor- ve burası, tıpkı ateşin gümüşün işe yaramayanını kaybetmesi gibi iyi olmayanı sürer." [151]

 

4021-Buhari, Enes bin Malik (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bir yolculuktan geldiği zaman Medine'nin yüksek du­varlarını görünce devesini sahverirdi. Eğer (deve dışında) herhangi bir hay­van sırtında ise Medine'ye olan sevgisi nedeniyle onu harekete geçirirdi."

Diğer bir rivayette ise şu şekilde gelmiştir: "Medine'nin yüksek ağaçlarım gördüğü zaman." [152]

 

Medine'nin Dokunulmazlığı

 

4022-MüsIim,  Utbe bin Müslim (r.h.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:                                                                                              

"Nafi bin Cübeyr anlattı:                                                 

"Mervan bin Hakem insanlara verdiği hutbesinde Mekke'yi, halkını ve dokunulmazlığını işlemiş. Bunun üzerine Rafi bin Hadic kendisine seslene­rek şöyle dedi:

"Ben mi yanlış duyuyorum; Mekke'den, halkından ve dokunulmazlı­ğından bahsetmedin. Halbuki Resulullah (a.s) Medine'nin iki kayalığı arasını haram (dokunulmaz) kılmıştır. Resulullah (a.s)'ın bu konudaki tali­matı eylen derisine yazılmış vaziyette yanımızda saklıdır. İstersen sana onu okuyapabilirim."

îbni Hadic'in bu sözleri ardından Mervan (biraz) sustu. Sonra şöyle dedi:

"Bunun bir kısmını işitmiştim."

Bir rivayette Rafi bin Hadic şöyle dedi:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz İbrahim (a.s) Mekke'yi haram kıldı. Ben de buranın iki kaya­lığı arasını dokunulmaz kılıyorum."

Resulullah (a.s) bu sözleriyle Medine'yi kastediyor." [153]

 

4023-Taberani, el-Evsat'da, Haris bin Nafi el-Cüheni (r.a.)'den rivayet etmiştir:

"Kendisi Cabir bin Abdullah'a bir soru yönelterek:

"Bizim davarlarımız ve çocuklarımız var. Ve biz, çocuklarımızla aynı çanaktan yiyiyoruz. Oysa onlar davarları için bu meyvanm yapraklarım elle­rindeki sopalarla siliyorlar (ne yapmalıyız?)" dedi.

Haris bu meyvayla Huble'yi kastediyordu. Harice dedi ki: "Bu, bir Çeşit semur mey vasidir."

Bunun üzerine cabir dedi ki:

"Resulullah (a.s)'ın koruluğu ne sopa ile düşürülebilir, ne de ko-partılabilir. Fakat hafifçe silkeleyebilirsiniz."

Sonra Cabir şöyle dedi:

"Şüphesiz Resulullah (a.s) mesadla kesilmesini de yasaklardı."

Harice dedi ki:

"Mesad; demirden yapılan (ve ot biçmek için kullanılan) bir çeşit kesme aletidir." [154]

 

4024-Ahmed bin Hanbel, Ibni Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Her Peygamber'in bir harem'i vardır. Benim haremim de Medine'dir. Allah'ım, ben burayı senin hareminle haram kılıyorum. (Şöyle ki) hiç bir bida'tçı burada barınamaz, yeşilliği biçilemez, dikeni kesilemez ve gezip araştıranın dışında buluntusu alınamaz." [155]

 

4025-Taberani, el-Kebir de, Yahya bin Ümare (r.a) vasıtasıyla dedesi Ebu Hasan el-Mazeni (r.a)'den rivayet etmiştir:

"(Yahya bin Ümare anlatıyor):

"Evsafa girip dolaştım- Kavaririr; "Bir defasında," demiştir. -Ve iki yav­ru kuş yakaladım, Ben onları yakalamak isterken anneleri de üzerlerine doğru kanat çırpıyordu. Bu sırada yanıma (dedem) Ebu Hasan geldi ve bir sopa alarak beni bu sopayla dövdü. Bunun üzerine bizden Meryem adında bir kadın:

"Eli kuruyası sopayı niçin kırdı?" dedi."

Yahya bin Ümare şöyle devam etti: "(Dedem) Ebu Hasan bana dedi ki:

"Resulullah (a.s)'in Medine'nin iki kayalığı arasını haram kıldığını bil­miyor muydun?" [156]

 

4026-Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Sama (r.a)'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Şu kadar (bir mesafe) ile Uhud (Dağı) arası Resulullah (a.s)'m haram kıldığı bir haram bölgesidir. Ben buradan ne bir ağaç keserim, ne de bir kuş avlarım." [157]

 

4027-İmam Malik, Muvatta'da, Ebu Eyyub el-Ensari (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Kendisi (Ebu Eyyüb el-Ensari) bir tilkiyi köşeye sıkıştıran çocuklara rast­ladı da onları tilkinin başından uzaklaştırdı."

İmam Malik dedi ki:

"Ben sadece şöyle dediğini biliyorum:

"Resulullah (a.s)'m hareminde hiç böyle bir şey yapılır mıymış?" [158]

 

4028-Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.â)'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) Medine'nin iki kayalığı arasım haram kıldı ve Me­dine'nin çevresinde oniki millik bir alanı koruluk tayin etti."   [159]        

 

4029-İmam Malik, Muvatta'da, Ebu Hureyre (r.a)'nın şöyle dediğini ri­vayet etmiştir:

"Medine'de ceylanın otladığını görsem, ona elimi uzatmam. (Çünkü) Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine'nin iki kayalığı arası haramdır." .    Bir rivayette Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir:

"Resulullah (a.s) Medine'nin iki kayalığı arasım haram kıldı." .'    Ebu Hureyre (r.a) dedi ki:

"Bu nedenle onun (Medine'nin) iki kayalığı arasında ceylanı bulsam ona el uzatmam."

Yine Resulullah (a.s) Medine'nin çevresinde oniki millik bir alanı koru­luk tayin etti." (1) [160]

 

4030-Müslim,   Ebu Said el-Hudri (r,a)'den rivayet etmiştir:

"Ebu Said, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu (kendisinden) dinle­miştir:

"Şüphesiz ben Medine'nin iki kayalığı arasını haram kıldım. Tıpkı İbrahim Peygamber'in Mekke'yi haram kıldığı gibi." Sonra ravi şöyle dedi:

"Ebu Said (r.a) birimizi elinde kuş olduğu halde tutar- ya da: "rastlar" demiştir- ve onu elinden kurtarır, sonra da serbest bırakırdı." [161]

 

4031- İmam Malik, Muvatta'da, Abdurrahman bin el-Kasım (r.a.)'dan rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'ın azatlısı Eşlem ona şöyle anlatmıştır:

"Esem, Abdullah bin Yaş el-Mahzumi'yi ziyaret etmiş ve yanında hurma şırası görmüştür. Abdullah Mekke yolunda ikamet ediyordu. Eşlem, Abdul­lah'a:

"Şüphesiz bu, Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'in sevdiği bir içecektir," demiş. Bunun üzerine Abdullah bin Yaş büyük bir şişe doldurup Hz. Ömer bin Hat­tab (r.a)'a götürmüş ve kendisine takdim etmiş. Hz. Ömer (r.a) de içeceği ağzına kadar yaklaştırmış sonra başını kaldırıp:" Şüphesiz bu hoş bir içecektir" deyip içmiş, sonra da içeceği sağındaki adama uzatmış. Abdullah bin Yaş (ayrılmak üzere) arkasını dönünce, Hz. Ömer bin Hatta (r.a) kendisi­ni çağırarak:

"Mekke, Medine'den hayırlıdır," diyen sen misin?" demiş."

Abdullah dedi ki:

"Ben: "Mekke, Allah'ın haremi ve güvenli şehridir. Evi de oradadır," dedim. Hz. Ömer (r.a):

"Allah'ın haremi ve evi hakkında sözüm yok," dedi. Sonra Hz. Ömer (r.a) (tekrar):

"Mekke, Medine'den hayırlıdır," diyen sen misin?" dedi. Ben:

"(Evet) Mekke, Allah'ın haremi ve güvenli şehridir. Evi de oradadır," dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) (tekrar) :

"Allah'ın haremi ve evi hakkında sözüm yok," dedi  Sonra Abdullah ayrılıp gitmiş." [162]

 

4032-Taberani, el-Kebir'de, Yuseyr bin Amr (r.a)'ın şöyle anlattığını ri­vayet etmiştir:

"Sehl bin Hunayf e sordum. Dedim ki:

"Medine konusunda Resulullah (a.s)'dan bir şey dinledin mi?"

Sehl şöyle cevap verdi:

"O'ndan şöyle buyurduğunu duydum:

"Şüphesiz burası haramdır ve güvenlidir, haramdır ve güvenlidir." [163]

 

Medine Vebadan Temizlenmiştir

 

4033-Taberani, el-Evsat'da, İbni Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Rüyamda siyah tenli, dik saçlı bir kadının (Medine'den) çıkıp Meh-ya'a'ya kadar gittiğini ve orada kaldığını gördüm. Mehya'a Cuhfe'dir. (Uyan­dığında) Medine vebasının (Cuhfe'ye) kaydırıldığı yorumunu yaptım." [164]

 

4034-Ahmed bin Henbel, Ebu Katade (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) abdest aldı, sonra Asli'l-Harra'da, ganimet mallarının bulunduğu evlerin yanında Sa'd'a ait bir arazide namaz kıldı ve:

"Allah'ım, şüphesiz İbrahim (a.s) senin halilin ve kulundur. Ben; Mu-hammed de senin kulun ve Resulünüm -Ben sana, Medine halkı için İbrahim (a.s)'in sana Mekke halkı için yaptığı duanın aynısını yapıyorum. Sana onlara (Medine'lilere) salarını, müdd'lerini ve meyvalarmı mübarek kılman konusunda sana dua ediyoruz.

Allah'ım, bize, Mekke'yi sevdirdiğin gibi Medine'yi de sevdir ve Me­dine'de var olan veba hastalığını Hüm'a kaldır.

Allah'ım, ben Medine'nin iki taşlığı arasım haram kıldım. Tıpkı senin İbrahim (a.s)'in diliyle Harem'i (Mekke'yi) haram kıldığın gibi." [165]

 

Sahabenin Medine'yi Sevmeleri İçin ! Resulullah (A.S)'In Duası

 

4035- "O, şöyle anlatıyor:

"Hz. Peygamber (a.s) Medine'ye geldiğinde Hz. Ebu Bekir (r.a) ve Hz. Bi­lal (r.a) hastalandılar. Ben yanlarına gittim ve:

"Ey babacığım," dedim. "Kendini nasıl hissediyorsun? Ey Bilal sen nasıl hissediyorsun?" diye sordum. Hz. Ebu Bekir (r.a) hummaya yakalanınca:

"Her insana; "Sabahın hayırlı olsun," denmiştir. Halbuki ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır," derdi. Hz. Bilal (r.a) da humma nöbetinden çıktığı zaman sesini yükselterek şu beytleri terennüm ederdi:

"Bilmem ki, Mekke vadisinde etrafımı izhir ve celil otları sarmış olarak bir gece daha geçirebilecek miyim?

"Mecenne suyuna kavuşacağım bir gün daha gelecek mi? (Mekke'nin) Şame ve Tafil Dağları bana bir kere daha görünecek mi?"

Ben gidip onların bu hasretlerini Resulullah (a.s)'a haber verdim. Bu­nun üzerine O, şöyle dua etti:

"Allah'ım, bize Medine'yi sevdir. Tıpkı Mekke'yi sevdiğimiz gibi. Hatta fazlasıyla. Allah'ım, onun havasını sıhhatli kıl. Onun müdd'ünü, sa'ını hakkımızda mübarek kıl. Onun hummasını al, Cuhfe'ye koy."

Bir rivayette Hz. Bilal (r.a) bu iki beytten sonra şöyle beddua etti:

"Allah'ım, bizi yurdumuzdan çıkarıp bu vebalı diyara süren Şeybe bin Rebi'a, Utbe bin Rebi'a ve Ümeyye bin Halefe lanet et."

Hz. Aişe (r.a) dedi ki:

"Biz Medine'ye hicret edip geldiğimizde, Medine Allah'ın en vebalı ara­zisi idi. Medine'nin Buthan sahrasındaki vadisinden acı bir su akar idi." [166]

Muvatta da yine Hz. Aişe (r.a)'den gelen bir rivayette Amir bin Fuheyre şöyle diyordu:

"Tatmadan Ölümü gördüm. Korkak olan bir kimsenin Ölümü, üstten aşağıdır." [167]

 

Medine'de Bid'at Çıkarmak Ve Halka Kötülük Yapmak

 

4036-Buhari ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmişlerdir:

"Asım bin Süleyman el-Ahvel dedi ki:

"Enese: "Resulullah (a.s) Medine'yi haram kıldı mı?" diye sordum. Enes:

"Evet, şuradan şuraya kadar," dedi. (Ben) :

"Peki burada bir bid'at icad eden (hakkında ne dersin"? dedim)."

Bana şöyle dedi:

"Bunun vebali çok ağır olur. Kim burada bir bid'at icad ederse Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerinedir. Allah kıyamet günü ondan ne bir farz, ne de nafile ibadet kabul etmez."

Bir rivayette Asım bin Süleyman şöyle demiştir:

"Enes'e: "Resulullah (a.s) Medine'yi haram kıldı mı?" diye sordum. Enes:

"Evet Medine haramdır, otu yolunmaz. Kim böyle yaparsa Allah'ın, me­leklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir." [168]

Yine Enes (r.a)'ten gelen uzunca bir hadisin sonunda şöyle demiştir:

"Sonra (Medine'nin dışına doğru) yürüdü. Uhud Dağı belirince: "Bu bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz." buyurdu.

Resulullah (a.s) Medine'ye yönelince de şöyle dua etti:

"Allah'ım, ben Medine'nin iki dağı arasını haram kılıyorum. Tıpkı İbrahim Peygamber'in Mekke'yi haram kıldığı gibi. Allah'ım, onlara müdd'lerini ve sa'lanru mübarek kıl." [169]

 

4037-Müslim, Sa'd (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben Medine'nin iki kayalığı arasının: Yeşilinin biçilmesini ve avının öldürülmesini yasaklıyorum. Bilselerdi; Medine onlar için daha hayırlıdır. Medine'yi buradan uzaklaşmak amacı ile terk eden her fert yerine, Allah on­dan daha hayırlısını getirir. Medine'nin sıkıntı ve zorluklarına karşı sabre­den herkese kıyamet günü şefat-yahut (hayır ameli için) şahit-olacağım."

Müslim bir rivayetinde şu ilaveye de yer vermiştir:

"Medine halkı hakkında kötülük yapmayı amaçlayan herkesi Allah ateşte, kurşunun (ateşte) eridiği gibi, yahut tuzun suda eridiği gibi eritecek­tir." [170]

 

4038-Müslim,   Ebu Hureyre (r.a)'den Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Medine haremdir. O halde kim burada din'de olmayan bir şey icad eder, yahut bir bid'atçıyı banndırırsa; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların la­neti onun üzerine olsun. Böyle bir kimseden ne farz, ne de nafile ibadeti ka­bul edilmez."

Müslim bir rivayetinde hadise şu cümleleri de ilave etmiştir:

"Müslümanların güvencesi birdir. En düşükleri de bu güvenceye sahip çıkar. O halde kim bir Müslümana (güvencesinde) ihanet ederse; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti o kimsenin üzerine olsun. Kendisin­den ne bir farz, ne de bir nafile kabul olunmaz." [171]

Müslim'in başka bir rivayetinde ise şu ilave vardır:

"Her kim de kendi efendilerinin izni olmaksızın (başka) bir kavmi efen­di edinirse; Allahm, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine ol­sun." [172]

Bir başka rivayette de:

"Kim efendilerinin izni olmaksızın bir kavmi efendi tayin ederse," şeklinde gelmiştir.

Bu rivayetin bir Öncekinden farki,"Tevella" fiilinin yerine "vâla" fiilinin kul­lanılmış olmasıdır. Bu fiil, işte karşılık ifade edeceğinden mirasta karşılıklı ol­arak veli tayin etmek anlamında kullanılması daha açıktır. Bu muamele, Araplar arasında yaygın bir miras çeşidi idi. Geniş bilgi için Feraiz'le ilgili ki­taplara bakılabilir- (Çeviren) [173]

 

Bir Açıklama:

 

İbni'1-Esİr Resulullah (a.s)'ın : "Kim efendilerinin izni olmadan bir kav­mi efendi edinirse," sözü hakkından şu yorumu yapar:

"Bu hadisin zahirinden; efendileri izin verdiği zaman bir başkasını efen­di tayin edebilir anlamı çıkmaktadır. Ancak hüküm böyle değildir. Zira izin verseler bile böyle bir iş yapmak caiz değildir. Hadisin bu şekilde izin lafzıyla beraber kullanılması; böyle bir işe kalkışmanın haramlığmı tekid etmek ve geçersiz olduğunu vurgulamak içindir.

Şöyle ki: Bir kimse başkalarını (mirasta) veli tayin etmek için yakınla­rından izin isterse, genelde yakınları onun bu isteğine mani olurlar. Onlar­dan izinsiz, tek başına böyle bir işe kalkışsa, yakınları da bu işten haberdar ol­masa ve daha sonra zaman aşımı nedeniyle bu insanların veli tayin edildikleri ortaya çıksa, bu hadise tayin edilen insanların haklarının yok olmasına sebep olur. İşte hadiste bahsedilen izinden maksat budur."

 

4039-Buhari ve Müslim, Hz. Ali bin Ebu Talib (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Biz Resulullah (a.s)'tan Kur'an'm ve şu sahifenin dışında bir şey yaz­madık:

Hz. Ali (r.a), sahifeyi şöyle okudu) :

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine; Ayr Dağı'ndan Sevr Dağına kadar haramdır. Kim bu saha içinde bir bid'at çıkarır, yahut herhangi bir bid'atçıyı barındırırsa; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Bu kimseden ne farz, ne de nafile ibadeti kabul olunmaz. Müslümanların güvencesi birdir. En düşükleri de ona riayet eder. Bu nedenle kim bir Müslüman (m verdiği eman)a ihanet ederse; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimseden; ne farz, ne de nafile ibadeti kabul olun­maz."

Ebu Davud'a ait olan bu konuyla ilgili bir diğer rivayet ise şöyledir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"(Medine'nin) yaş otu kesilemez, avı ürkütülemez ve yitiği alınamaz. Ancak onu ilan edecek kimse hariç. Orada herhangi bir kimse için silah ve oradan ağaç kesmesi de uygun değildir. Ancak bir kimsenin de-

vesini otlatması hariç."

Buhari'ye ait olan diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

"Hz. Ali (r.a) bize tuğladan yapılmış bir minber üzerinden hutbe verdi. Elinde bir kılıç, kılıca asılı bir de sahife vardı. Hz. Ali (r.a):

"Allah'a yemin ederim ki; yanımızda Allah Azze ve Celle'nin kitabı ve şu sahifede yazılı bilgiler dışında hiç bir kitap (yazı) yoktur," dedi ve sahifeyi (okumak için) açtı. İçinde (zekatlık) develerin yaşları varmış. Sahifede bir de şu cümleler yer alıyordu:

"Medine Ayr'dan Keda'ya kadar haramdır. Kim burada bir bid'at icad ederse; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Allah bu kimseden ne farz ibadeti, ne de nafile ibadeti kabul etmez." [174]

 

4040-Buhari ve Müslim, Sa'd (r.a)'dan şöyle rivayet etmişler-dir:"

"Hz. Peygamber (a.s)'den dinledim, şöyle buyuruyordu:

"Medine halkına tuzak kuran herkes; tuzun suda erimesi gibi erir."

Müslim'in rivayeti ise şöyledir:

"Kim Medine halkı hakkında kötü bir arzuya sahip ise; Allah kendisini,

tuzun suda erimesi gibi eritir."

Bir başka rivayette İse: "Kim kötü veya art niyete sahip ise.." şeklinde

gelmiştir. [175]

 

4041-Bezzar, Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah'ım, onlara kötü düşünenlerin hakkından sen gel. -Resulullah (a.s) burada Medine halkını kastediyor- Medine halkına kötü niyeti olan herkesi; Allah tuzun suda erimesi gibi eritsin." [176]

 

4042-Ahmed bin Hanbel, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Fitne emirlerinden bir tanesi Medine'ye gelmişti. Bu sırada Cabir gözlerini kaybetmişti. Bu nedenle kendisine:

"Sen bu emirden uzak dursan iyi olur/' denildi. Bunun üzerine Cabir iki oğlu arasında çıkıp gidiyordu. Derken ayağına bir taş geldi ve:

"Kahrolası, Resulullah (a.s)'ı korkutan kimse," dedi, Bunun üzerine iki oğlu veya onların birisi:

"Resulullah (a.s)'ı nasıl korkutmuş olsun ki, babacığım? Oysa O, vefat etmiştir," dedi. Cabir:

"Resulullah (a.s)'tan şöyle buyurduğunu işittim.

"Kim Medine halkını korkutursa, beni korkutmuş demektir." [177]

 

4043-Taberani, Evsat ve Kebir'de, Ubade bin Samit (r.a)'ten şu şekilde rivayet etmiştir:                                                                                     

"Resulullah (a.s) şöyle dua etti:                                                

"Allah'ım, kim Medine ehline zulm eder ve onları korkutursa, sen bira korkut. Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti de onun üzerine ol­sun. Kendisinden ne farz ibadeti, ne de nefile ibadeti kabul olunmaz." [178]

 

Medine'de Kalmaya Teşvik

 

4044-İmam Malik, Muvatta'da, Sufyan bin Ebi Zuheyr (r.a)'iıı şöyle dediğini rivayet etmiştir;

"Resulullah (a.s)'tan dinledim. Şöyle buyuruyordu.

"Yemin fethedilecek. Bir gurup insan (Medine'den) oraya aileleri ve kendilerine tabi olanlarla gidecekler. Halbuki bilselerdi, Medine onlar için hayırlıydı.

Şam da fethedilecek. Bir kavim, Medine'den aileleri ve kendilerine tabi olan insanlarla birlikte buraya göç edecekler. Bilselerdi Medine (de kalmak) Onlar için daha hayırlı idi.

Irak da fethedilecek. Bir kavim, aileleri ve kendilerine tabi olan insanlar­la Irak'a taşınacaklar. Halbuki bilselerdi Medine onlar için daha hayırlı idi." [179]

 

4045-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"insanlara bir zaman gelecek ki; kişi, yakınma ve amca oğluna; "Gel, bol­luğa (gidelim). Gel, bolluğa gidelim," diyecek. Halbuki bilselerdi, Medine on­lar için daha hayırlı idi. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bura­dan nefret amacıyla çıkan herkesin yerine, Allah ondan daha hayırlı olanı getirecektir. Dikkat ediniz! Medine demirci körüğü gibidir. İşe yaramayanı dışarı atar. Medine; körüğün, demirin kirlerini temizlemesi misali kötüle­rini sürmeden kıyamet kopmayacaktır." [180]

 

4046-MüsIim, Amir bin Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'dân rivayet etmiştir:

"Sa'd (r.a) Akik'teki köşküne gitmek üzere bineğine binmiş gidiyordu. Yolda ağaç kesen yahut silkeleyen bir köleye rastladı ve yanında bulduğunu aldı. Sa'd şehre geri dönünce, köle sahipleri kendisine gelerek aldığı eşyaları kölelerine -yahut; kendilerine geri vermesini söylediler. Bunun üzerine Sa'd (r.a) :

"Resulullah'm bana ganimet saydığı şeyleri geri vermeden Allah'a sığınırım," dedi ve teklifi kabul etmedi."

Ebu Davud'a ait bir rivayet de şöyledir:

"Sa'd (r.a) Medine kölelerinden bir kaç tanesinin Medine ağaçlarından keserlerken bulmuş ve (ellerindeki) eşyalara el koymuş. Sahiplerine de:

"Ben, Resulullah (a.s)'ı Medine'nin ağaçlarından birini kesmeyi yasak­larken ve: "Kim on(lar) dan birini keserse, onun malı yakalayanındır," bu­yururken işittim," demiş." [181]

 

Bir Açıklama

 

Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'in; "bana ganimet olarak verdiği," sözü, Resu­lullah (a.s)'ın: "Kim, Medine'nin ağaçlarından birini keserse, malı yakala­yanındır," sözüne işaretle söylemiştir. Yani Medine'den ağaç kesen bir kim­seye raslayan bir başkası kesenin malına el koyabilir.

 

4047-Müslim,   Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Ümmetimden Medine'nin sıkıntı ve zorluklarına karşı sabreden herkes için kıyamet günü şefaatçi olacağım. Yahut (amellerine) şahit ola­cağım." [182]

 

4048-Müslim,   el-Mehri'nin azatlısı Ebu Said (r.a)'den rivayet etmiştir:

"İnsanlar Medine'de zorluğa ve meşakkate maruz kalmışlardı. Mihri, Ebu Said el-Hudri (r.a)'ye geldi ve kendisine:

"Şüphesiz ben, aile efradı kalabalık olan biriyim. (Bu) zorluğa da maruz kaldık. Bu nedenle ben aile efradımı Riyf'in bir bölümüne kaldırma arzu­sundayım. (Bu düşiimvme ne dersin?)" dedi. Ebu Said de:

"Böyle yapma, Medine'de kal. Zira biz Resulullah (a.s)'la birlikte yola çıktık. -Şöyle dediğini zannediyorum:

"Nihayet Usfan'a vardık. -Burada bir kaç gece kaldık. Bu sırada insanlar:

"Burada yaptığımız bir şey yok, oysa aile efradımız (Medine'de) kimsesiz, kendilerinden emin değiliz," dediler. Derken bu söz Hz. Peygamber (a.s)'in kulağına gitti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Kulağıma gelen bu laflar neyin nesi?"

(Bunu söyleyen) nasıl söyledi bilemiyorum? Kendisine yemin ettiğim -Ya da nefsim elinde olan- Allah'a yemin ederim, niyetim o ki; -veya: "İsterseniz" bu iki ifadeden hangisini kullandığını hatırlamıyorum- emre­dip devem'in yükü hazırlanacak, sonra Medine'ye varana kadar (konaklayıp yük indirmek için) bir tek düğüm bile çözmeyeceğim."

Ve şöyle dua etti:

! "Allah'ım, ibrahim (a.s) Mekke'yi haremleştirdi ve orayı hararri kıldı.

Ben de Medine'nin iki dağı arasını; orada kan dökülmemek, orada savaş için silah taşımamak ve otlatma hariç orada bir ağaç kesmemek üzere haram kıldım. Allah'ım, Medine'mizi bize mübarek kıl. Allah'ım, sa'mızı bize mübarek kıl. Allah'ım, bir bere-ketle birlikte iki bereket ver. Nefsim kudre­tinde olan Allah'a yemin ederim ki, Medine'yi dışarıya bağlayan yol ve geçitlerin her birinde, siz oraya varana kadar iki melek nöbet bekleyecek."

Sonra Hz. Peygamber (a.s) insanlara şöyle buyurdu: "Develerinizin yüklerini bağlayınız."

Biz de yüklerimizi bağladık ve Medine'ye doğru yola çıktık. Yemin ettiğimiz veya; kendisine yemin edilen -Allah'a yemin ederim ki; Me­dine'ye vardığımızda henüz yüklerimizi daha indirmeden, Abdullah bin Çataftanoğuları üzerimize baskın yaptı. Halbuki; bundan önce onları bize baskın düzenlemekten alıkoyan hiç bir şey yoktu."

Bir rivayet de şöyledir:

"el-Mehriz Medine'nin (Yezid bin Muaviye askerleri tarafından) işgal edildiği gecelerde (idi), Ebu Said'e gelip Medine'den göç etme konusunda onunla istişare etti. Kendisine, Medine'nin fiyatlarının yüksekliğinden, aile ferdlerinin çokluğundan yakındı ve Medine'nin zorluklarına, sıkıntılarına artık sabredilecek gibi olmadığını haber verdi. Bunun üzerine Ebu Said ken­disine şöyle dedi:

"Yazık sana ! Böyle bir şey yapmanı sana tavsiye etmem. Çünkü ben Re-sulullah (a.s)'tan dinledim, şöyle buyuruyordu:

"Medine'nin zorluklarına karşı sabredip de (burada) ölen her Müslü-mana kıyamet günü şefaatçi olacağım yahut (amellerine) şehadet edeceğim." [183]

 

4049-İmam Malik, Muvatta'da, Urve bin Zubeyr (r.a)'den ResuluUah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Medine'den nefret amacıyla ayrılan her şahıs yerine, Allah ondan daha hayırlı olan birini getirir." [184]

 

4050-MüsIim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Mus'ab bin Zubeyr'in azatlısı Yuhannes anlatıyor:

"Ben, fitne (Medine'nin Yezid bin Muaviye tarafından işgal edildiği devir)   zamanı, Abdullah bin Ömer (r.a)'in yanında oturuyordum. Bu aradaribir azatlı cariyesi selam vererek yanma geldi ve:

"Beri göç etmek istiyorum, ey Ebu Abdurrahman, zaman aleyhimize kızıştı," dedi. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi:           

"Otur (oturduğun yerde) geri zekalı. Çünkü ben ResuluUah (a.s)'tan âin-ledim, şöyle buyuruyordu:                                                                      

"Buranın zorluklarına ve çilesine karşı sabreden herkese kıyamet günü şehadet edeceğim ve şefaatçi olacağım." (ResuluUah) Medine'yi kastediyordu."

Nafi'nin İbni Ömer (r.a)'den bir rivayetine göre de ResuluUah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim buranm-Medine'yi kastediyor- zorluk ve meşakkatlerine karşı sab­rederse, kıyamet günü ben kendisine şefaatçi olacağım. Yahut (amellerine) şahitlik edeceğim." [185]

Tirmizi'nin rivayeti de birinci rivayetin bir benzeridir. Bu rivayette Cariye: "Ben Irak'a göç etmeyi arzu ediyorum," dedi. Bunun üzerine İbni Ömer (r.a); "Haşır (toplama) yeri olan Şam'a niye gitmiyorsun? Sabret, geri ,,Zek-alı!" dedi." [186]                                                                     

 

4051-Bezzar, Hz. Ömer (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Medine'de fiyatlar yükseldi, işler zorlaştı. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Sabredin ve (bu zorluktan kurtulacağınızdan dolayı) sevinin. Çünkü ben müdd'ünuz ve sa'ınızm hakkınızda mübarek olması için dua ettim. O, halde yiyin ve ayrılmayın. Zira bir kişilik yemek iki kişiye, iki kişilik yemek dört kişiye, dört kişilik yemek de beş ve altı kişiye yetecektir. Bereket cemaat­tadır. Kim Medine'nin zorluğuna ve güçlüğüne karşı sabrederse, kıyamet günü kendisine şefa'atçı olacağım. Yahut (amellerine) şahit olacağım. Kim Medine'den içindeki zorluklar nedeniyle nefret ederek ayrılırsa, Allah bu­raya onun yerine ondan daha hayırlısını gönderir. Kim buraya kötü bir niyet beslerse, Allah onu, tuzun suda erimesi gibi eritir." [187]

 

Akik Vadisinin Fazileti

 

4052-Ebu Davud, İmam Maİik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hiç bir kimsenin Medine'ye dönmek üzere yola çıktığı zaman Muar-ras'da kılabildiği kadar namaz kılmadan geçmesi doğru değildir. Çünkü bana ulaşan rivayetlere göre Resulullah (a.s) burada konaklamıştır." [188]

 

4053-Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a)'den şöyle rivayet etmiş-tin. "Hz. Ömer bin Hattab (r.a) dedi ki:

"Akik vadisinde Resulullah (a.s)'dan işittim, şöyle buyuruyordu: "Bu gece bana Rabbimden bir elçi geldi ve:

"Bu mübarek vadide namaz kıl ve; "Hac için de umreye niyet ettim," de," dedi."

Bir rivayetde ise; "Hac'la beraber umre'ye niyet ettim," de," şeklindedir. [189]

Başka bir rivayet ise şöyledir:

"Hac için de umreye niyet et." [190]

 

Uhud Dağının Fazileti

 

4054-İmam  Malik, Muvatta'da, Enes (r.a)'den merfu olarak rfyayet etmiştir:

"Uhud öyle bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz." [191]

 

4055-Ahmed  bin  Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Burası yağmuru az bir yurttur." Resulullah (a.s) Medine'yi kastediyordu. [192]

 

Resulullah (A.S)'In Şehri Medine'de Vefat Etmek

 

4056-İmam Malik, Muvatta'da, Hz. Hafsa ve Eslern'in şöyle dedikleri­ni rivayet etmiştir:                                                

"Hz. Ömer (r.a) şöyle dua etti:                                        

"Allah'ım, beni senin yolunda şehadetle nzıklandır ve bana Resulünün şehrinde ölmeyi nasib et."

Bir rivayette de şu şekildedir:

"Hz. Hafsa (r.a): "Bu nasıl olur?" diye sordu,

Hz. Ömer (r.a): "Allah dilerse bunu bana nasib eder," dedi."

 [193]

 

4057-Tirmizi, İbni Ömer (r.a)'den, Resulullah (a.s)'m şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Medine'de (yaşayıp) ölmeye gücü yeten burada ölsün. Zira ben burada ölen kimseye şefaat edeceğim." [194]

 

4058-İmam Malik, Muvatta'da, Yahya bin Said (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Medine'de bir kabir kazıldığı sırada Hz. Peygamber (a.s) oturmuştu. Derken birisi Kabrin içine baktı ve şöyle buyurdu:

"Müminin yatacağı yer ne kötüdür."

Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s) müdahale etti ve şöyle dedi:

"Ne kötü söyledin,".   O adam da:

"Ben bunu kasdetmedim ey Allah'ın Resulü, ben sadece Allah yblu'nda öldürülmeyi kasdettim," dedi.

Adamın sözünün ardından Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: 

"Allah yolunda öldürülmek gibisi yoktur. Yeryüzünde kabrimin buluna­cağı yer bakımından bana Medine'den daha sevimli bir kara parçası yoktjur."

Resulullah (a.s) bu cümleyi üç defa tekrar etti." [195]                     

 

4059-Ahmed bin Hanbel, Iyaz adında Usame (r.a)'nin amca oğlu ve damadının şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a: "Ekin tarlalarının birinden bir kişi (Medine'ye gel­mek üzere yola) çıkmış. Medine'ye yakın bir yere vardığında yolda veba hastalığına yakalanmış.

"Bu hadise, insanları endişeye düşürdü," denildi."

(İyaz sözlerine devamla) dedi ki:

"Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Burayı dışanya bağlayan yolları aşıp bize kadar ulaşanuyacağını ümid ediyorum."

Resulullah (a.s) bu sözüyle Medine'yi kastediyordu." [196]

 

Medine'ye Yesrib Denmesi Yasaklanmıştır

 

4060- Ahmed bin Hanbel,  Bera bin Azib (r.a.)'den merfu olarak ri­vayet etmiştir:

"Kim Medine'yi Yesrib diye adlandırırsa Allah'tan mağfiret dilesin. Bu­rası Tâbe'dir, Tâbe." [197]

 

ÜÇ MESCİD VE KÜBA MESCİDİ

 

4061-Buhari ve Müslim, Ebu Zerr Gifari (r.a)'nin şöyle dediğini riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"İnsanlar için mübarek olarak içinde namaz Salınması amacıyla ilk yapılan ev; Kabe'dir."

"Sonra hangisidir?" dedim.

"Mescid-i Aksa'dır," buyurdu.

"Aralarında ne kadar (zaman) vardır?" dedim.

"Kırk yıl (vardır)/' buyurdu." [198]

 

4062-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'m şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Benim bu mescidimde kılman bir namaz, bunun dışında mescidlerde kılman bin namazdan daha faziletlidir. Mescidi'l-Haram hariç."

Bir rivayette; "daha hayırlıdır," şeklinde gelmiştir. [199]

Ebu Seleme bin Abdurrahman'ın ve Cüheniler'in azatlısı Ebu Abdullah iel-Ağar'ın -Bu zat aynı zamanda Ebu Hureyre'nin ilim arkadaşıydı- Ebu Hureyre (r.a)'den işitmiş oldukları rivayette de Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir:

"Resulullah (a.s)'m mescidinde kılman bir (vakit) namaz, onun dışında mescidlerde kılman bin (vakit) namazdan daha faziletlidir. Mescidi'l-Haram hariç. Çünkü Hz. Peygamber (a.s), peygamberlerin sonuncusu, O'nun mesci­di de (mukaddes) mescidlerin sonuncusudur."

Ebu Seleme ve Ebu Abdullah el-Eğer şöyle demişlerdir:

"Ebu Hureyre'nin Resulullah (a.s)'ın hadisini aktardığı konusunda şüphemiz yoktu. Ona olan bu itimadımız Ebu Hureyre'den bu hadisin is-batıni istememize mani oldu. Nihayet Ebu Hureyre (r.a) vefat edince aramızda bu konuyu tartıştık ve Ebu Hureyre bu hadisi Hz. Peygamber (a.s)'den duymuş idiyse O'na isnad edene kadar kendisiyle niçin konuş­madık diye kendi kendimizi kınadık. Biz bu minval üzere devam ederken Abdullah bin İbrahim bin Karız'm meclisine gidip bu hadisi ve Ebu Hu­reyre'nin bu hadisi isbatı noktasındaki kusurumuzu dile getirdik.

Bunun üzerine Abdullah bin ibrahim şöyle dedi; "Ben, Ebu Hureyre'yi şöyle derken işittim: "Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"... Çünkü ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benim mescidim de (mukaddes) mescidlerin sonuncusudur." [200]

Ensardan Yahya bin Said'in rivayeti ise şöyledir: "Ebu Salih'e sordum, dedim ki:

"Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'in mescidinde namaz kılmanın fazileti hakkında bir şey işittin mi?"

Ebu Salih: "Hayır (ben işitmedim). Fakat bana Abdullah bin İbrahim bin Kariz şöyle haber verdi:

"Kendisi Ebu Hureyre'den şöyle bir hadis işitmiş: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Benim bu mescidimde kılman bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescidlerde kılman bin namazdan daha hayırlıdır ya da bin namaz gibidir." [201]

Buhari'nin rivayeti de şöyledir:

"Benim bu mescidimde kılman bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescidlerde kılman bin namazdan daha hayırlıdır." [202]

 

4063-Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Sadece üç mescide seyahat edilebilir: Mescid-i Haram, Mescid-i Resul ve Mescid-i Aksa."

Müslim'e ait diğer bir rivayet de şöyledir:

"Sadece üç mescid'e seyahat edilebilir: Kabe mescidi, benim mescidim ve iyla (Aksa) mescidi." [203]

Ebu Davud ve Nesai de aynı hadisi tahriç etmişlerdir. Ancak onların ri­vayetlerinde maddelerden bir tanesi; "Benim bu mescidim/' şeklinde gel­miştir. [204]

 

4064-Ahmed bin Hanbei, Cabir (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'ı şöyle buyururken işittim:

"Bineklere binilip (ziyaret için) seyahat edilecek en hayırlı yer; İbrahim (a.s)'in mescidi ile benim mescidimdir." [205]

 

4065-Ahmed   bin   Hanbei, Ömer bin Abdurrahman bin Haris bin Hişam (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Kendisi şöyle anlatıyor:

"Ebu Basra el-Gifari, Tur Dağı dönüşü Ebu Hureyre (r.a)'ye rastladı. Ebu Hureyre (r.a):

"Nereden geldin?" diye sordu. Ebu Basra : "Tur'dan, orada namaz kıldım," dedi. Ebu Hureyre:

"Yola çıkmadan sana yetişseydim (o tarafa doğru) yola çıkmazdın. Çünkü ben Resulullah (a.s)'ı şöyle buyururken işittim:

"Sadece üç mescide seyahat edilebilir: Mescid-i Haram'a, benim bu mes­cidime ve Mescid-i Aksa'ya." [206]

 

4066-Buhari ve Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:                                                

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Sadece üç mescide seyahat edilebilir: Benim bu mescidime, Mescid-i Haram'a ve Mescid-i Aksa'ya."

Ebu Said el-Hudri (r.a) şöyle devam etti:

"Ve ben (başka bir zaman) Resulullah (a.s)'i şöyle buyururken işittim:

"Yanında bir mahremi yahut kocası olmadan bir kadın ömründe iki gün yolculuk yapamaz." [207]

 

4067-Ahrfıed bin Hanbeî, Abdullah bin Zubeyr (r.a)'den şöyle söyle­diğini dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:                              ,.

"Benim bu mescidimde kılman bir namaz, bunun dışındaki mescidlerde kılman bin namazdan daha faziletlidir, Mescid-i Haram hariç. Mescid-i Ha-ram'da kılman bir namaz da bu Mescid'de kılman yüz namazdan daha fazi­letlidir."

Bu hadisi Bezzar da şu lafızla rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Mescid-i Haram hariç, benim bu mescidimde kılman bin namazdan daha faziletlidir. (Mescid-i Haram) benim mescidimden yüz namaz daha fa­ziletlidir." [208]                                                                                     

 

4068-Ahmed bin Hanbeî, Cabir (r.a)'den, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Benim mescidimde kılınan bir namaz, onun dışındakilerde kılman bin namazdan daha faziletlidir, Mescid-i Haranı hariç. Mescid-i Haram'da kılı­nan bir namaz, onun dışında kılman yüz bin namazdan daha faziletlidir." [209]

 

4069-Buhari  ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, onun (benim mescidimin) dışında kılman bin namazdan daha hayırlıdır." [210]

 

4070-Ebu Ya'la, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Benim mescidimde kılman bir namaz, onun dışında kılman bin na­mazdan daha hayırlıdır, Mescid-i Aksa hariç." [211]

 

4071-Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Amr bin el-As'dan, o da Resu­lullah (a.s)'tan rivayet etmiştir:

yüz namazdan daha faziletlidir." es Sendi şöyle devam etmiştir: "Hadisin ravileri güvenilirdir. ez-Zevaid de şöyle denilir: "Cabir'in hadisi sahihtir, ravileri de güvenilirdir. Çünkü bu senedde yer alan ismail bin Esed'i, Bezzar, Darekıttni ve Zehbi güvenilir saymıştır. Ebu Hatem'de: "Çok doğru sözlüdür," demiştir. Geri kalan ravilere de "Sahihayn'da itimad edilmiştir. [212]

"Süleyman (a.s) Beyt'i Makdis'i (Mescid-i Aksa'yO inşa ettiği zaman İzzet ve Celal sahibi olan Allah'tan dört arzusunun kabulünü istedi: Allah Azze ve Celle'den onun hükmüne muvafık hüküm istedi ve bu isteği kendisine verildi.

Allah Azze ve Celle'den kendisinden sonra hiç kimseye yaramayacak bir iktidar istedi ve bu isteği kendisine verildi.

Allah Azze ve Celle'deıvmescidin inşasını bitirdiğinde-buraya sırf na-imaz kılmak amacıyla gelen herkesi, annesinin kendisini doğurduğu gün igibi günah (lar)'ından temizlemesini istedi ve bu İsteği de kabul edildi."

 

4072-Ebu Ya'la, Hz. Meymune (r.a)'den rivayet etmiştir:

"(Hz. Meymune); "Ey Allah'ın Resulü ! Beyt-i Makdis (Mescid-i Aksa) hakkında bize fetva ver/ dedi.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Orası haşir ve neşrin olacağı yerdir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Zira orada kılman bir namaz; (diğer mescidlerde kılman) bin namaz gibi­dir."

(Ravi) dedi ki:

"Ey Allah'ın Resulü, peki oraya seyahat etmeye gücü yetmeyen kimse (hakkında ne buyurursunuz)?"

(Bu sorumuz üzerine) Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kimin oraya gitmeye gücü yetmezse, orada kandil azığı olarak kul­lanılacak yağ göndersin. Zira Beyt'i Makdis'e yağ gönderen kimse, oraya git­miş gibi olur." [213]

 

4073-Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s) hanımlarından birinin evinde iken kendisini ziyaret ettim ve :

"Ey Allah'ın Resulü, temelleri takva üzere atılan mescid hangi mescid-dir?" diye sordum."                                                   

Ebu said (devamla) şöyle dedi:       

"Bunun üzerine Resulullah (a.s) eline bir avuç çakıl taşı aldı ve onları yere attı. Sonra da Medine mescidi için:

"O, şu mescidinizdir," buyurdu."

Tirmizi ve Nesai'ye ait rivayetler ise şöyledir:

"Ebu Said el-Hudri (r.a) anlatıyor:

"İki kişi takve üzerine kurulmuş olan mescid hakkında tartıştılar. Biri:

"Bu, Küba mescididir," dedi. Diğeri de:

"O, Resulullah (a.s)'in mescididir," dedi.

(Olayı işiten) Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"O, şu benim mescidimdir."

Tirmizi şöyle demiştir:

"Bu hadis, Ebu Said'den bu şeklin dışında da rivayet edilmiştir." [214]

 

4074-Ahmed bin Hanbel, Enes (r.a)'ten merfu olarak şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Kim benim mescidimde üzerinden hiçbir namaz geçmeden kırk (vakit) namaz kılarsa, kendisi için ateşten bir beraat, azaptan bir beraat, müna­fıklıktan da bir beraat yazılır." [215]

 

4075-İmam Malik, Muvatta'da, Ebu Hureyre (r.a) ya da Ebu Said (r.a)'den rivayet etmiştir:                                                                 

"Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:  

"Evimizle minberim arası; Cennet bahçelerinden bir bahçedir; Minbe­rim, havzumun üzerindedir." [216]                                                     

 

4076-Nesai, Ümmü Seleme (r.a.)'den merfu olarak rivayet etmiştir:

"Şüphesiz benim şu minberimin direkleri Cennet içerisinde dikilmişlerdir." [217]

 

4077-Bezzar, Sa'd (r.a)'dan merfu olarak şu şekilde rivayet etmiştir:

"Evimle minberim arası yahut kabrimle minberim arası, Cennet bah­çelerinden bir bahçedir." [218]

 

4078-Taberani, el-Evsat'da, Ebu Said (r.a)'den merfu olarak rivayet etmiştir:

"Benim minberim, Cennet'in yüksek bahçelerinden bir bahçe üze­rindedir. Aişe'nin evi de Cennet bahçelerinden bir bahçedir." [219]

 

4079-Taberani, el-Kebir'de, Haris bin Hazrec'in kardeşi Müslim bin Eş­lem bin Becre'den rivayet etmiştir. Haris bin Hazrec yaşı ilerlemiş bir in­sandı. Bu zat kendisinden bir haber vererek şöyle anlatıyor:

"Medine'ye girip çarşıdaki ihtiyacını görür, sonra ailesine dönerdi. (Eve gidip) ridasmı çıkarınca Hz. Peygamber (a.s)'in mescidinde namaz kılmamış olduğu hatırına gelir ve şöyle derdi:

"Vallahi Resulullah (a.s)'ın mescidinde namaz kılmadım. OysdaO, bize şöyle buyurdu:                                                                       

"Sizden kim bu şehre inerse, bu mescidde iki rek't namaz kılana kadar sakın ailesine dönmesin (önce bu mescid'de namaz kılsın) sonra evine döner (dönsün)." [220]

 

4080-Ahmed bin Hanbel, Cabir bin Abdullah (r.a.)'tan şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) Fetih Mescid'inde üç gün: pazartesi, salı ve çarşamba günleri dua etti. Duası çarşamba günü iki namaz arası kabul edildi. O'nun sevinci yüzündeki sevincinden anlaşılıyordu."

Cabir dedi ki:

"Bu nedenle her ne önemli ve ağır işim olduysa, o saatte dua etmeye niyetlenip dua ederim ve duamın kabul edildiğini de anlarım." [221]

 

4081-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmişlerdir:

"Hz. Peygamber (a.s) Küba Mescidi'ni binekli ve yaya olarak ziyaret eder­di. Yahut Küba Mescidi'ne giderdi."        

Bir rivayette ise şöyledir:                                      

"Kubada iki rek'at namaz kılardı."  [222]

Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) her cumartesi günü binekli ve yaya olarak, Küba Mesci­di'ni ziyaret ederdi. Abdullah bin Ömer de böyle yapardı." [223]

Diğer bir rivayet de şöyledir:

"İbni Ömer her cumartesi Küba Mescidi'ne gider ve şöyle derdi:

"Hz. Peygamber (a.s)'in her cumartesi günü burayı ziyaret ettiğini gördüm." [224]

Başka bir rivayet de şöyledir:

"Küba Mescidi'ne binekli ve bineksiz olarak gelirdi." [225]

Amr bin Dinar şöyle dedi:                                     

"İbni Ömer (r.a) de bu şekilde yapardı." [226]

 

4082-Nesai, Useyd bin Zuheyr (r.a)'den merfu olarak rivayet etmiştir: "Küba Mescidi'nde namaz kılmak, umre yapmak gibidir." [227]

 

MEKKE VE MEDİNE'DE OLACAKLARI ANLATAN HADÎSLER

 

Medine İmanın Merkezidir  

 

4083-Buhari  ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Tıpkı yılanın deliğine çekilmesi gibi, iman da Medine'ye çekilecek." [228]

 

Medine Halkının Medine'yi Boşaltması

 

4084-Ahmed bin Hanbel, Cabir (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiş­tir:            

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine halkı üzerine Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar burayı barakıp ziraatı bol olan yerlere gidip bolluk arayacaklar ve (aradıkları bolluğu) bula­caklar. Sonra da gelip ailelerini bu bolluklara taşıyacaklar. Bilselerdi Medine onlar için daha hayırlı idi." [229]

 

4085-Ahmed bin Hanbel, Cabir (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Şüphesiz binekli Medine vadisinin kenarından geçecek ve: "Bir kere­sinde burada çok müminler otururdu/ diyecektir."

Bu hadis mana itibariyle bir Önceki hadisin anlamında, yani bolluk ve rızık peşinde koşmak için Medine'nin terk edilmesi anlamındadır.  [230]

 

4086-Ahmed bin Hanbel, Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ı şöyle buyururken kulak verdim:

"Şüphesiz binekli Medine'nin köşelerinde seyahat edecek: "Burada (bir zamanlar) çok mümin bulunurdu," diyecektir." [231]

 

4087-Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir:

"Ben, Resulullah (a.s)'tan işittim, şöyle buyuruyordu:

"Medine'yi taşıdığı yüce hayra rağmen terk edecekler. Onu sadece rızık peşinde olanlar, yani kuşlar ve canavarlar istila edeceklerdir. Oraya en son Müzeyne'den gelmek amacıyla çıkan iki çoban gelecek ve koyunlarını azar­layacaklar. Fakat Medine'yi vahşi hayvanlarla dolmuş bir vaziyette bulacak­lar. Seniyyetü'l-Veda'ya ulaştıkları zaman yüzüstü düşüp (ölecekler)."

Bir rivayette şöyle gelmiştir:

"Medine'yi halkı taşıdığı yüce hayra rağmen razık peşinde olanlara ama­de edilmiş bir halde (yani canavarlara ve kuşlara) terk edecekler." [232]

Muvatta'daki rivayet ise şu şekildedir:

"Medine, üzerinde bulunduğu şu en güzel haline rağmen terk edilecek. Öyle ki, ona köpekler yahut kurtlar girecekler ve mescidin bazı sütunları üzerinde veya minberi üzerinde işeyecekler."                               '

Ashab: "Ey Allah'ın Resulü ! Bu zamanda (Medine'nin) meyvalıkları kime kalacak?" diye sordu.                                                         

Resulullah (a.s) da "Yiyecek arayanlara, kuşlara ve vahşi hayvanlara!" cevabını verdi." [233]

 

Bir Açıklama

 

Anladığımız kadarıyla Resulullah (a.s)'ın buyurduğu bu hâdise, kıyamet kopmadan olacak ve bu hal devam ederken kıyamet kopacak. Nitekim İbni Hacer, İmam Nevevi'den, bu hadisenin kıyamet kopma zamanı, ahır zamanda meydana geleceği yorumunu nakletmiş ve kendisi de bu görüşü tercih etmiştir. [234]

 

Medine'de Yerleşim Bölgesinin Genişlemesi

 

4088-Ebu Davud, İbni Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yakında Müslümanlar Medine'nin etrafını çevirecekler. Öyle ki, en uzaktaki nöbet kulübeleri Selah'da olacak."

Ebu Hureyre (r.a)'den gelen diğer bir rivayet de şöyledir:

"Yakında insanlar Medine'ye dönecekler. Öyle ki, nöbet kulübeleri Se-lah'a varacak." [235]

 

Bir Açıklama

 

Medine bugün oldukça fazla genişlemiştir. Hadis-i şerif gününiüzdeki gelişmeye de işaret etmek istiyor olabilir, başka bir şeye de işaret ed olabilir.

 

4089-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Evler Ihab'a - ya da Vehab'a -ulaşacak."

Zuheyr dedi ki:

"Süheyl'e : "Medine ile buranın arası ne kadardı?" diye sordum:

"Şu kadar, bu kadar mil." cevabını verdi." [236]

 

Melekler Medine'yi Deccal Ve Veba'ya Karşı Korurlar

 

4090-Taberani, el-Kebir'de, Abdullah bin Şakik (r.a)'ten şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Ben İmran bin Husayn'la birlikte yürüyordum. Nihayet Basra camisine vardığımızda Bureyde oturmuş, Sükbe (denen) Eşlem kabilesine mensub Hz. Muhammed (a.s)'in ashabından bir kişi kuşluk namazı kılıyordu. Bu­reyde:

"Ey İmran! Sükbe gibi namaz kılmaya gücün yetmez," dedi. Bunu söylerken amacı belki de ona bu konuda sadece yardımcı olmaktı."

Ravi şöyle devam etti:

"(Bureyde'nin bu sözü üzerine) İmran sükut etti ve geçtiler."

Derken İmran şöyle anlattı:

"Şüphesiz ben Resulullah (a.s)'la birlikte yürüyordum. Önümüze Uhud Dağı çıkınca, üzerine tırmandık. Bu arada Resulullah (a.s) Medine'ye yöneldi ve:

"Vay annesine ! (Ne de (güzel) bir karye, şu en güzel haline rağmen halkı onu terk edecek. Deccal oraya gelecek ama girmeye gücü yetmeyecek. Orayı dışarıya bağlayan her (iki dağ arası) yolunda başında kılıcını kınından çıkarmış nöbet bekleyen melekle karşılaşacak," buyurdu.

Sonra dağı indik ve Mescide gittik. Vardığımızda namaz kılan bir adam­la karşılaştık. Resulullah (a.s):

"Bu adam kimdir?" diye sordu. Ben:

"Falancadır," dedim ve bu münasebetle o adamı Övmeye başladım. Bu­nun üzerine Resulullah (a.s):

"Kendisine işittirme, boynunu vurursun," buyurdu. Sonra elimi havaya kaldırdı ve:

"Dininizde en hayırlı amel, en kolay olanıdır," buyurdu."

 

Bir Açıklama

 

Hadis-i şerifte geçen: "Şu en güzel hâline rağmen halkı onu terk ede­cek," ifadesinden; Medine'yi bırakıp giden insanların kendi istekleri doğrultu­sunda ve hiç kimseden baskı görmeden burayı terk edip ekini ve sebzesi bol olan yerlere doğru göçecekleri anlaşılmaktadır. Bu ihtimalin yanısıra Medine halkının burayı tamamen boşaltması da kastedilmiş olabilir. Bu taktirde söz konusu göç, kıyamet'in kopmasına yakın bir zamanda gerçekleşecek demek­tir. Yukarıda 4081 nolu hadiste zikrettiğimiz Ebu Hureyre hadisi bu konunun detayını dile getirmektedir. [237]

 

4091-Taberani, ei-Evsat'daf Mahcen bin el-Edra (r.a.)'nın şöyle an­lattığım rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) beni bir ihtiyacım için (Medine dışına) gönderdi. Sonra ben Medine yolundan şehri terk etmek üzereyken bana yetişti. Elimden tut­tu ve birlikte yürüdük. Nihayet Uhud Dağı'na tırmanınca Medine'ye doğru yöneldi ve:

"Vay annesine, (ne de güzel) bir karye. Şu olabildiğince (güzel ve) mükemmel şekliyle halkı onu terk edecek," buyurdu. Ben:

"Ey Allah'ın Resulü ! Meyvasını kim yiyecek?" diye sordum.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"(Meyvasını) kuş ve kurtlardan peşinde olanlar yiyecek, Buraya Deccal giremeyecek. Her girmek istediğinde Medine'yi dışarıya bağlayan yolların her birinde (nöbet bekleyen) bir melek karşısına çıkar ve onu geri çevirir."

Sonra yönünü Medine'ye çevirdi. Nihayet mescidin kapısına vardığı­mızda (içeride) namaz kılan bir kişi gözümüze çarptı, Resulullah (a.s):

"Bu adam kendini samimi mi zannediyor?" diye sordu. Ben:

"Ey Allah'ın Resulü! Bu kimse falanca olup, Medine'nin çok namaz kılanlarının başında gelir," dedim.

Resulullah (a.s) bu kez şöyle buyurdu:

"Bu söylediğini ona duyurup da kendisini helak etme !" [238]

 

4092-Buhari, Ebu Bekre (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Mesih-i Deccal'in paniği Medine'ye girmeyecek, O gün Medine'nin yedi (ayrı) kapısı olacak ve her kapıda (görevli) iki melek bulunacak." [239]

 

4093-Buhari ve Müsün, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Medine'yi dışarıya bağlayan dağ gediklerinde (görevli) melekler vardır. Buraya veba ve Deccal giremez."

Müslim'e ait diğer bir rivayet de şöyledir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

Mesih, doğu tarafından gelir. Maksadı Medine'ye girmektir. Nihayet Uhud'un arka tarafında konaklar. Sonra Melekler yönünü Şam tarafına doğru çevirirler ve orada helak olur." [240]

Hadiste geçen "Mesih" kelimesinden Deccal kastedilmiştir. [241]

 

4094-Buhari, Enes (bin Malik) (r.a)'ten Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Medine'ye Deccal gelecek. Fakat meleklerin onu beklediklerini görecek. Artık inşaallah Medine'ye Deccal da veba da yaklaşamayacak." [242]

 

4095-Buhari ve Müslim, Enes (r.a)'ten Resulullah (a.s)'ın şöyle bu­yurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Deccal'in (ordularının) çiğnemeyeceği bir şehir yoktur. Yalnız Mekke ile Medine bu istila dışındadır. Meı"ne'yi dışarıya bağlayan dağ gediklerinin her birinde saf tutmuş şehri bekleyen melekler bulunur. Bu nedenle Deccal (Medine'ye giremeyip) şu kırda konaklayacak. Sonra Medine şehri halkıyla beraber üç defa sarsılacak ve Medine'deki her kafir ve münafık bu sarsılma sonucu Deccal'a doğru çıkacak."

Müslim'e ait diğer bir rivayet de yukarıdaki rivayetin aynısıdır. Ancak bu rivayette bir öncekinden farklı olacak: "Cüruf kırında konaklayacak," cümlesi ile: "Her münafık erkekle, her münafık kadın Deccaî'a doğru çıkacak," cümlesi yer almaktadır. [243] [244]

 

4096-Ahmed bin Hanbel, Cabir bin Abdullah (r.a)'ın şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Biz, Resulullah (a.s)'la beraber olduğumuz bir sırada, Medine kaya-Uğmdaki yüksek taşlardan birinin üzerine çıktı ve şöyle buyurdu:

"Medine ne güzel bir yurttur. Deccal çıkıverdiği zaman şehri dışarıya bağlayan dağ gediklerinin her birinde (görevli) bir melek bulunacak ve (böylece) Deccal Medine'ye giremeyecek. Durum bu noktaya geldiği zaman Medine, halkıyla üç defa sarsılır ve şehirde var olan tüm münafık erkeklerle tüm münafık kadınlar Deccaî'a doğru yola çıkarlar. En çoğu da -yani Deccal'a doğru çıkanların en çoğu da -   kadınlardır.   İşte   o gün temizlik günüdür.

Medine'nin, işe yaramayanları dışarı attığı gündür. Tıpkı körüğün demirin işe yaramayan kısmını yok etmesi gibi. (O gün) Deccal ile birlikte yetmiş bin Yahudi (asker) bulunacak. Onlardan olan her şahsın başında bir takke ve (elinde) süslü kılıç bulunacak. Çadırını da yağmur sularının toplandığı şu kırda kuracak."

Sonra Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kıyamet kopana kadar (yeryüzünde) Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne ne olmuş ne de olacaktır. Her peygamber ümmetini (bazı şeylerden) sakmdırmıştır. Yemin olsun ki; ben size, hiç bir peygamberin ümmetine ha­ber vermediği şeyleri haber veriyorum."

Ravilerden biri hadisi şöyle bitirdi:

"Sonra Resulullah (a.s) elini gözüne kapadı. Sonra:

"Şüphesiz Allah (c.c) şaşı değildir," buyurdu."

Bu hadisi Taberani el-Evsat'da şu lafızlarla rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Medineliler, temizlik gününü hatırlayın."  Ashab:

"Temizlik günü nedir?" diye sordular.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Deccal, yönünü Medine'ye çevirecek. Nihayet Zübab'a varıp konaklaya­cak. Bu sırada Medine'de ne bir müşrik kadın ne de bir müşrik erkek, ne bir kafir kadın ne de bir kâfir erkek, ne bir münafık kadın ne de bir münafık er­kek, ne bir fasık kadın ne de bir fasık erkek kalmayıp hepsi Deccal'e doğru yola çıkarlar ve (sadece) mü'minler temizlenirler. İşte o gün, temizlik günüdür." [245]

 

Haram Bölgesini Helal Sayma VeKabe'yi Yıkma Arzusunda Olan BirOrdunun Yere Batırılması

 

4097-Âhmed bin Hanbel, Said bin Senı'an (r.a)'ın şöyle dediğini ri­vayet etmiştir:

"Ebu Hureyre, Ebu Katade'ye şöyle haber verirken dinledim: "Resulullah (a .s) şöyle buyurdu:

"Rükün ile makam arasında bir kişiye biat edilecek. Beytullah'ı sadece bu kişinin etbaı helal sayacak. İşte onlar Beytullah'ı helal saydıkları zaman Arapların helakini araştırma. Sonra Habeşiler gelecek ve Beytullah'ı hara­beye çevirecekler. Öyle ki, Beytullah artık bundan sonra bir daha da onarıl-mayacak. Beytullah'ın hazinesini çıkartıp yağma edecekler de Habeşliler (olacak)dır." [246]

 

Bir Açıklama

 

Öyle anlaşıyor ki; hadiste bahsedilen bu olay kıyamet'e yakın bir zaman­da meydana gelecek. Yani kıyamet kopmadan az önce olacak.

 

4098-Ahmed bin Hanbel, Said bin Amr (r.a)'ın şöyle anlattığını riva­yet etmiştir:

"Abdullah bin Amr, Abdullah bin Zübeyr (r.a)'e geldi ve:

"Allah'ın hareminde isyan etmekten sakın ! Zira ben şehadet ederim ki;

Resulullah (a.s)'ı şöyle buyururken dinledim:

"Kureyş'ten bir kişi Kabe'yi helal sayacak veya: "Kabe bu kişi sayesinde helal olacak"-Bu kişinin günahları cin ve insanların günahlarıyla aynı tera­ziye konsa, onları tartar." dedi.

Abdullah bin Zübeyr:

"Dikkat et ey İbni Amr, sen o bahsettiğin kişi olmayasm. Çünkü sen ki­tapları okudun ve Resulullah (a.s)'la beraber oldun!" dedi.

Abdullah bin Amr şöyle dedi:

"Öyleyse ben seni şahit kılıyorum ki, şu ondan itibaren mücahid olarak yönümü Şam'a döndürüyor ve oraya gidiyorum." [247]

 

Bir Açıklama

 

Bazı rivayetlerde: "Mekke'de Abdullah isminde Kureyş'ten bir kişi isyan edecek," şeklinde bir hadis gelmiştir, Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müs-ned'inde nakletmiştir. [248] Bu rivayet aslen sahih değildir.

Hafız İbni Kesir konuyla ilgili olarak; 'el-Bidaye ve'n-Nihaye1 adlı eserinde şu açıklamaya yer verir: [249]

"Bu hadis tamamıyla münker olup kabul edilemez. İsnadında da zayıflık vardır. Hadisin senedinde yer alan Yakub el-Kammi hakkında fazlasıyla ten-kid vardır. Böyle önemli bir meselede bu gibi insanların yalnız başlarına yaptıkları rivayetler kabul edilemez. Hadisin sahih olduğu var sayılsa da bu­rada geçen Abdullah, Abdullah bin Zübeyr değildir. Çünkü Abdullah bin Zübeyr güzel davranışları kendisine şiar edinmiş bir insandır. Kabe'yi onar­ması ise yüce Allah (c.c)'m rızası için yapmış olduğu bir çalışmasıdır.

Kaldı ki, Muaviye bin Yezid'in vefatından sonra hilafetin Abdullah bir. Zübeyr'e kaldığı konusunda şüphe yoktur. Aynı zamanda Abdullah bin Zübeyr, Mervan bin Hakem'den daha raşitdir. Mekke dışındaki bölgeler Mervan'a bağlanıp hilafet noktasında ona biat edilince Abdullah bin Zübeyr kendisine karşı koymuş ve onunla mücadele etmiştir."

Yine Ahmed bin Hanbel, Muhammed bin Abdulmelik bin Mervan tarikiyle Muğire bin Şube'den şu lafızlarla naklettiği başka bir rivayete de Müs-ned'inde yer vermiştir: [250]

"Kureyş'ten bir adam Mekke'de isyan edecek. Bu adama alemin yarı azabı uygulanacaktır."

Bu rivayetin senedinde de kopukluk vardır. Çünkü Muhammed bin Abdul-melik bu sözü Muğire'den işitmemiştir. Bu rivayette isyan eden kişi için Ab­dullah ismi verilmemiştir, [251]

İmam Zehebi de Muhammed el-Mısıysi tarikiyle, Abdullah bin Amr'a day­anan bir senedle başka bir rivayet nakletmiştir. Rivayetin lafzı aynen şöyledir:

"Mekke'de Kureyş'ten Abdullah adında bir kişi isyan edecek ve kendi­sine cümle âlemin yarı azabı uygulanacaktır."

Allah'a yemin ederim ki; ben o olmayacağım." İmam Zehebi der ki:

"el-Mısiysi zayıf bir ravidir. Ebu Davud ve Nesai konuyla ilgili olarak de­lillerini ortaya koymuşlardır." [252]

Velhasıl konuyla ilgili olarak nakledilen rivayetlerin sahih olanlarında Ha-rem-i şerifte isyan edecek şahsın; Abdullah isminde olacağına dair bir ibare yoktur. Söz konusu şahsm Abdullah adında birisi olacağına ilişkin rivayetle­rin hiç biri de tenkitden uzak değildir. Bu rivayetlerin sahih oldukları var sayılsa bile, burada kastedilen Abdullah bin Zübeyr (r.a) değildir. Çünkü Ab­dullah bin Zübeyr (r.a) raşid halifelerdendi. Ona karşı çıkanlar ise Ümeyye oğullarıdır. Dolayısıyla bu isnad onlara ait olabilir.

 

4099-MüsIim, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) uykusu sırasında hareketlendi, uyandığında biz:

"Ey Allah'ın Resulü ! (Bu gün) uykunda daha önceleri hiç yapmadığın şeyi yaptın," dedik.

Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Hayret... Ümmetimden bir topluluk Beytullah'a sığman Kureyşli bir adam nedeniyle Beytullah'a kastedecek. Fakat Beyda mevkiine vardıkla­rında yere batırılacaklar." Biz:

"Ey Allah'ın Resulul ! (Fakat) yolda insanları (nasıl) bir araya toplayabi­lir?" diye sorduk.                                                           

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:   

"Evet içlerinde isteyerek gelen (ler), zorla tutup getirilen (ler) ve yolcu (lar) da olacak. Bunlar (in hepsi) aynı anda helak olacaklar Fakat (amel ve niyetlerine göre) ayrı ayrı yerlerden kalkacaklar. Allah onları, niyetlerine göre diriltecek."

Buhari'ye ait rivayet ise şöyledir:             

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bir ordu Kabe'yi yıkmaya niyetlenecek. Bunlar Beyda mevkiine geldik­lerinde komutanlarından son neferlerine varıncaya kadar hepsi yere batırı-lırlar,"

Ben (Hz. Aişe (r.a):

"Ey Allah'ın Resulü ! Bunlar komutanlarından son neferlerine kadar nasıl yere batınlırlar; oysa bunların arasında pazarcılar ve onlardan olmayan kimseler de vardır." dedim.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"(Evet ey Aişe !) Bunlar komutanlarından son neferlerine kadar yere batınlırlar. Sonra bu batırılanlar kendi niyetlerine göre diriltilirler." [253]

 

4100-Tirmizi, Hz. Safiyye (r.a)'den merfu olarak şu şekilde rivayet etmiştir:

"İnsanlar, şu Beytullah'ı harabeye çevirme arzusundan vaz geçmeye­cekler. Nihayet bir ordu onu yıkmaya niyetlenecek. Fakat Beyda mevkiine vardıklarında-Yahut; yolun, Eyda denen yerine vardıklarmda-komutanla-nndan son neferlerine kadar herkes yere batırılır ve ortadakiier de kurtula­maz."

Dedim ki:

"Ey Allah'ın Resulü ! Ya bunlardan zorla götürülenler (onlarda mı yere batırılacak)?"

Resulullah (a,s) şöyle buyurdu:

"Allah kendilerini içlerindeki (niyet)lere göre diriltecek." [254]

 

4101-MüsIim ve Nesai, Abdullah bin Safvan vasıtasıyla müminlerin annesin (Hz. Aişe (r.a)'den merfu olarak şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"Şu eve-Kabe'yi kastediyor-ne belli bir savunması, ne belli bir sayısı, ne de savaş hazırlığı olmayan bir topluluk sığınacak. Bu topluluk üzerine bir ordu gönderilecek. Bunlar yolun Beyda mevkiine vardıklarında yere batır ılırlar."

İbni Mahik dedi ki:

"O gün Şamlılar Mekke'ye (Abdullah bin Zübeyr üzerine) yürüyorlardı. Bu nedenle Abdullah bin Safvan şöyle dedi:

"Dikkat edin, vallahi bu (hadiste bahsedilen ordu) şu ordu değildir." [255]

 

Bir Açıklama

 

Öyle anlaşılıyor ki; hadis-i şerifin anlatmak istediği hadise, bu satırlar yazılana kadar henüz tahakkuk etmemiştir. [256]

 

Kabe'nin Tahrib Edilmesi

 

4102-Buhari  ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın öyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Habeşilerden iki cılız bacaklı bir kişi Kabe'yi tahrip edecek."

Bir rivayette de şöyle buyurulmuştur:

"Habeşlilerden iki cılız bacaklı bir kişi Bey'ullah'ı tahrip edecek."  [257]

 

4103-Ebu   Davud, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'dan Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Habeşililere size dokunmadıkları sürece dokunmayın. Çünkü Kabe­'nin hazinesini ancak Habeşlüerden iki cılız ayaklı bir kişi yağmalayacaktır." [258]

 

4104-Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu işittim:

"önün taşlarını birer birer koparır halde o iri ayaklı ve koyu siyah Habeşliyi görüyor gibiyim."

Resulullah (a.s) burada Kabe'yi kastediyor." [259]

 

Kabe Tekrar Yıkılacaktır

 

4105-İbni Hüzeyme, Abdullah bin Ömer (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bu Beyt'den yararlanın. Zira o, iki defa yıkılmış, üçüncü (yıkılma)da kaldırılacaktır." [260]

 

4106-Buhari, Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ye'cüc ve Me'cüc çıktıktan sonra (da) şu Beytullah hac ve umre amacıyla ziyaret edilecektir."

Buhari şöyle demiştir:

"Abdurrahman bin Mehdi, Şube'den rivayetle şöyle demiştir:

"Beytullah hac edilmez oluncaya kadar kıyamet kopmayacaktır."

Buhari dedi ki:

"Birinci rivayet (ravilerinin ittifakı nedeniyle) daha çoktur." [261]

 

Bir Açıklama

 

İki hadis arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Ye'cüc ve Me'cüc çıktıktan sonra da insanlar hacca ve umreye gitmeye devam edecek, ancak bu ibadetler, kıyametin kopmasına az kala kesilecektir.

 

4107-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu işittim:

"Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa a.s) Feccü'r-Revha'da hacca yahut umreye niyet etmiş olduğu halde yüksek sesle telbiye getirecek, ya da her ikisine birden niyet edecektir." [262]

 

Dersler Ve Öğütler

 

1. İmam Ebu Hanife, kafirin ihtiyacı olsun veya olmasın izinsiz olarak tüm mescidlere girmesini caiz görmüştür. Bu mescid, Mescid-i Haram olsa dahi.

Malikiler ise kâfirin Mekke'nin haram bölgesine -Mescid-i Haram hariç -izinli, ya da pasaportlu olarak girmesini caiz görmüşlerdir. Maliklere göre kâfirin hiç bir surette izinsiz olarak herhangi bir mescide girmesi caiz değildir.

Şafii ve Hanbeli'lere göre gayri müslimin, Mekke'nin haram bölgesine gir­mesi engellenir. Bu mezheplere göre kâfir; Mescid-i Haram dışındaki mescid­lere, Müslümanlardan izin alması şartıyla bir İhtiyaç için girebilir.

2. Mekke'nin haram bölgesinin sınırı:

Medine yolundan Mekke'ye üç mil, Yemen yolundan yedi mil, Irak yolundan dokuz mil, Taif ve Batın Nemire'den Arafat yolu üzeri yedi mil, Cü'rane yolundan dokuz mil, Cidde yolundan on mil, Batnı Arafat'dan onbir mil uzaklıktan. Söz konusu sınırlar, ihrama girme yerleri değildir.

3. Şâfiilere, Hanbelilere ve İmam Ebu Hanife'nin iki arkadaşına yani İmam Muhammed ve İmam Ebu Yusuf’a göre bir sıkıntıya düşmekten emin olanlar için Mekke ya da Medine civarında oturmak müstehabdır.

İmam Malik ve İmam Ebu Hanife hürmette kusur olur endişesiyle bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir.

4.  Mekke'ye giren bir kimsenin dua etmesi, gusletmesi ve Keda yolundan girmesi müstehabdır.

5. Ulemanın çoğunluğuna göre harem bölgesi dışından gelenlerin Mekke­'ye ancak hac yahut umre için ihrama girmiş bir vaziyette girmeleri gerekir.

6. Ulemanın ortak görüşüyle; ihramlı olsun olmasın harem bölgesinde av­lanmak haramdır. Ancak genelde insanları rahatsız eden hayvanların öldürül­meleri haram değildir. Haram bölgesinde yetişmiş ağaçların  kesilmesi, ken­diliğinden yetişen yaş ot ve yeşilliklerinin yolunması haramdır.

7. Mekke'nin harem bölgesinde cinayet işleyen katilin diyeti, normal di­yetlerden daha fazla olarak belirlenir. Yanlışlıkla öldürmüş olsa dahi. Burada öldürenle Öldürülenin her ikisinin de harem bölgesi sınırları içinde   olmakla, ikisinden birinin bölge içinde, diğerinin dışında olması arasında herhangi bir fark yoktur.

8.  Harem bölgesine yeni giren bir kimsenin Hz. İsmail (a.s)'in kabri, Sevr mağarası ve Hira mağarası gibi tarihi mekanları ziyaret etmesi, ayrıca sa­habe, tabiun ve imamlardan kabirleri Mekke ve Medine civarında olanların kabirlerini ziyaret etmesi müstehabdır.

Hira, ya da başka bir deyimle Nur Dağı; Mekke'nin kuzeyinde, beş km. uzağında ve Arafat'a giderken solda kalır. Hz. Peygamber (a.s)'e ilk vahiy bu dağda Alak suresinin indirilme siyle gelmiştir.

Sevr mağarası; Mekke'nin güneyinde ve şehre yedi mil uzaklıkta kalır. Hicret sırasında Hz. Peygamber (a.s.), arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile bir­likte bu mağaraya üç gün sığınmıştır.

Mina; Mekke'ye yedi km. uzaklıkta bir yerdir. Üç şeytan; küçük orta ve büyük şeytanlardır.

Kebş mescidi, Bey'at mescidi ve Hayfü'l-Kebir mescidi burada bulunmak­tadır.

Arafat; Mekke'nin güney doğusunda ve yirmibeş km. uzaklıkta bir dağdır. Kuzeyinde Cebel-i Rahmet (rahmet dağı) bulunmaktadır.

9. Medine'nin haram bölgesi şu şekildedir:

Güneyden kuzeye doğru Ayr Dağı ile Sevr Dağı arası bir berid'e bir berid, doğudan batıya doğru Medine'nin iki kayalığı arasında bir berid'e bir berid me­safedir.

Bir berid; Dört fersah, bir fersah; üç mildir. Bir mil yaklaşık iki km. olduğuna göre bir berid de yaklaşık yirmi km'ye eşittir.

10. Ulemanın çoğunluğuna göre Medine'nin avi ve yeşili de aynen Mekke gibi haramdır.

11. Medine'de Hz.  Peygamber (a.s)'in mescid-i şerifini, Resumllah (a.s)'ın ve iki arkadaşının yani Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a)'in ka­birlerini ziyaret etmek müstehabdır.

Ziyaretçinin burada ziyaretinin yanı sıra Yüce Allah'a ibadete de niyet et­mesi, yol boyu Hz. Peygamber (a.s)'e çokça salatü selam getirmesi, Medine-ye girmeden gusletmesi, sonra mescide yönelip Ravza-i Mutahhara'da ta-hiyyetül-mescid namazı kılması, sonra mübarek türbeye gelip Resulullah (a.s)'a ve iki arkadaşına selam vermesi ve sesini yükseltmemesi müstehab­dır.

Resulullah (a.s)'ın kabri etrafında tavaf yapmak caiz değildir. Kabrine elle dokunmak ve Öpmek ise mekruhtur.

12. Medine'yi ziyaret etmek isteyen bir kimsenin Resulullah (a.s)'ın uğradığı yerleri ziyaret edip gezmesi sünnettir. Bu yerler yaklaşık otuz yer­den oluşmaktadır. Bunlardan bir tanesi Küba Mescidi'dir. Bu, Medine'de ku­rulan ilk mesciddir. Bir tanesi de Musalla mescididir. Bu, Resulullah (a.s)'ın bayram namazlarını kıldırdığı mesciddir. Yine Kibieteyn Mescidi, Baki me­zarlığı Ebu Eyyub el-Ensari'nin evi, Hz. Osman bin Affan (r.a)'ın evi de ziya­ret edilmesi müstahab olan yerler arasındadır.

Bedir köyü Sevr ve Uhud Dağları da ziyaret edilmelidir. Uhud Dağı, Me­dine'nin kuzeyinde şehre dört km. uzaklıktadır. Dağ'ın tam eteğinde şehit­lerdin efendisi Hz. Hamza bin Ab'dulmuttalib'in ve etrafında da Uhud Savaşı'nda şehid olan diğer sahabilerin mezarları bulunmaktadır. Allah hep­sinden razı olsun.

13.  İhrama girmek itibariyle insanlar üç kısma ayrılırlar:

a-Afaki: İhram sınırları dışında kalanlar. Bu kimseler ihrama girme yerle­rinde ihramlarını giyerler.

b-Hill bölgesi sakinleri: İhrama girme yerleri ile harem arasındaki bölgede oturanlardır. Burada oturanlar harem sınırlarından ihramlarını giyerler.

c-Mekke'de harem bölgesinde oturanlar: Bu gibileri hac için haram bölgesi içinde, umre için ise haram bölgesi dışında, hill bölgesi içinde ihram­larını giyerler.

14. Kabe-i Muazzama beş kez inşa edilmiştir: Meleklerin ya da; Hz, Adem (a.s)'in inşası, Hz. İbrahim (a.s)'in ilk temeller üzerine inşası, Ku-reyş'in cahiliye devrinde Resulullah (a.s)'ın iştirakıyla peygamberlikten önceki inşası. Bu son inşaat sırasında ekonomik sıkıntı nedeniyle inşaatı Hz. İsmail (a.s)'in temellerini tamamen kapsayacak şekilde yapılamamış, Hicr bölümünü dışarda bırakılma zorunda kalınmıştır. Ve daha sonra Kabe'nin tah­rip edilmesi sonucu Abdullah bin Zübeyr (r.a)'in inşası vardır. Abdullah bin Zübeyr (r.a) aynen Hz. İsmail (a.s)'in temellerinden olduğu gibi Hicr bölümü­nü de inşaata dahil etmeştir. Son olarak da; Haccac bin Yusuf, Abdullah bin Zübeyr'in inşasını yıktırıp eski şekline yeniden kazandırmıştır. Günümüze ka­dar da bu şekliyle gelmiştir.

Mescid-i Nebevi'ye gelince onu ilk olarak Resulullah (a.s), ashabı ki-ramıyla birlikte hicretin ilk yılında yapmıştır. Ancak Harem-i Şerifin geniş­letilmesi, önce Hz. Ömer (r.a) devrinde, sonra Hz. Osman (r.a) devrinde, sonra Velid bin Abdulmeük devrinde, sonra Mehdi devrinde, sonra Os­manlılar zamanında ve en sonunda da Su'ud kırallığınca tamamlanmıştır. [263]

Aşağıda Şeyh Ahmed el-Beyanuni (r.h.a)'nin "Ahkamü'l-Hacci vel-Ümreti" adlı eserinden aldığımız bazı mesafeler ve ölçüler ile ilgili bilgiler yer alacaktır. Yararlı olur düşüncesiyle buraya alıyoruz. [264]

 

Bazı Önemli Ölçüler

 

Kabe-i Muazzama'mn yüksekliği: 15 metredir. Kuzeyiyle güneyi arasındaki mesafesi (Eni) : 10, 1 metredir. Doğu ile batısı arasında mesafesi (Boyu) : 12 metredir. Kapısının yerden yüksekliği: 2 metredir. Safa ile Merve arası: 374_metredir. İki yeşil direk arası: 70 metredir. Mescid-i Haram'dan Mualla arası: 1000 metredir. Büyük Şeytan ile orta Şeytan arası: 156 metredir. Orta Şeytan ile küçük Şeytan arası: 116 metredir. Büyük Şeytan'la küçük Şeytan arası: 282 metredir.

Metrekare olarak bilinmesi yararlı olan bilgiler de şöyle sıralanabilir:

Resulullah (a.s)'m inşa ettiği Mescid-i Nebevinin alanı: 2475 metrekaredir.

Müminlerin halifesi Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'ın ilavesi: 1100 metrekare-

dir.

Müminlerin Halifesi Hz. Osman (r.a)'ın ilavesi: 496 metrekaredir.

Emevi devleti halifelerinden Velid bin Abdülmelik (r.h.a)'in ilavesi: 2369 metrekaredir.

Abbasi devleti halifelerinden Mehdi (r.h.a)'nin ilavesi: 2450 metrekaredir. Memlükilerden Melik Eşref Kayitbay (r.h.a)'ın ilavesi: 120 metrekaredir.

Osmanlı devleti halifelerinden Sultan Abdulmecid (r.h.a)'in ilavesi de vardır. Ancak bu ilavenin rakamı verilmiştir.

Su'ud kırallığı tarafından yapılan ilave: 6024 metrekaredir. T" Mescid-i Nebevi'nin günümüzdeki toplamı: 16327 metrekaredir.

Yine Suud krallığı tarafından 1994 yılında bitirilen oldukça büyük yeni ila­veler daha yapılmıştır.

Kilometre ile bazı yerlerin ölçüleri de şu şekildedir:

Cidde-Mekke-i Mükerreme arası: 73 km. Cidde-Medine-i Münevvere arası: 378 km. Cidde-Taif arası: 175 km. Cidde-Yenbu arası: 335 km Cidde-Havaalanı arası: 5 km. Cidde-Fatıma vadisi arası:  85 km. Cidde-Hudeybiye arası: 48 km.

Mekke-Arafat arası:  25 km. ^    Mekke-Taif arası:   135 km.

Medine-Yenbu arası: 212 km.                                                         

îbj   Medine-Havaalanı arası:   14 km.                                        

Aşağıda Nikati Hill ve Harem sınırlarını gösteren haritalara yer veril­miştir. Bu haritalar; İmam Malik'in mezhebine göre yazılmış Şeyh Mu-hammed Beşir (Allah selamet yersin)'in 'İbadetler Fıkhı' adlı eserinden alınmıştır.

İhram sınırları:

Zü'I-Hüleyfe: Medinelilerin ihram sının.

Cühfe: Şamlıların ihram sının.

Zatü Irk: Iraklıların ihram sınırı.

Karnü'I-Menazil: Necd'lilerin ihram sınırı.       

Yelemlem: Yemenlilerin ihram sınırı.

Belirtilen bölgelerden olmayıp da buralardan geçmek zorunda olan herke­sin buralarda ihrama girmesi gerekir.

Fıkıhçılann içtihadıyla; Cidde, harem bölgesi dışında, Hill bölgesinden ka­bul edilir. [265]

 

HAC VE UMRE'NlN FAZİLETİ, BUNLARA AİT BAZI AD AB VE HÜKÜMLER

 

Genel Giriş

 

Haccın gücü yetene farz olduğu konusunda Müslümanlar icma halindedir­ler. Ancak güç yetirmenin tanımı konusunda ulemanın farklı görüşleri vardır.

Yine umre ibadetinin meşru olması noktasında alimlerimiz aynı görüş­tedir. Ancak hükmen; farz mıdır, vacip midir, yoksa sünnet midir, bir yılda kaç defa umre yapılabilir? gibi sorulara alimlerimiz farklı cevaplar vermişlerdir.

Fıkıhçılarımız hac ile umre arasını birleştirip kıran haccı yapmanın caiz olduğu noktasında ortak görüştedirler. Tıpkı hac aylarında hac ile umreyi ayrı ayrı eda edip temettü haccı yapmanın caiz oluşu gibi. Fukaha; teşrik günle­rinden sonra umreye niyetlenmenin caiz ve mendüp olduğu konusunda ittifak etmiş ancak teşrik günlerinde meşru olup olmadığı konusuda ise ihtilaf etmişlerdir.

Yine hac hemen mi farz olur, yoksa zamanın akışı içerisinde mi farz olur? sorularına da ulema farklı cevaplar vermişlerdir.

Ulemanın farklı cevap verdiği bir başka nokta da kadının yanında mahremi ya da kocası olmadığında hac ve umre için yola çıkabilir mi veya bunlardan biri var fakat hac yolcusu değilse masraflarım Üstlenmesi gerekir mi? soru­larının yanıtlarıdır.

Haccın farz olmasının şartları:

Müslüman olmak, erginlik çağına gelmiş olmak, akıllı olmak, hür olmak, hacca gitmeye gücü yetmek, yol güvencesi ve kadına nisbetle kocası ya da mahremi bulunmak, haccın farz olmasının şartları arasındadır.

Hanefi mezhebine göre haccm rükünleri:

İhram ve Arafat'da vekfe yapmaktır.

Ziyaret tavafı Hanefilerin çoğunluğuna göre niyet rükün değildir. Bu farz­ları sırasıyla eda etmek gerekir.

Haccın vacipleri de beştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1.  Safa ile Merve arasında sa'y yapmak.

2. Müzdelife'de vakfe yapmak.                    

3.  Şeytanları taşlamak.                        

4.  Traş olmak yahut saçları kısaltmak.

5. Kudüm tavafı yapmak.

Hanefi mezhebine göre Haccm sünnetleri:

İhrama girerken gusletmek, koku sürünmek -sadece ihrama girerken- niy­eti telaffuz etmek, telbiye getirmek, Mekke'ye geceleyin yahut gündüzün gir­mek, kudüm tavafından başlamak, -Mekke'li olmayanlar için-tavafa Hacerü'l-Esved'den başlamak, her dönüşte Hacerü'l-Esved'i istilam etmek. Zilhicce'nin sekizinci gecesi Mina'da gecelemek ve kurban günü Güneş doğduktan sonra Akabe cemresini eda etmek (büyük Şeytanı taşlamak).

Maliki mezhebine göre haccm rükünları:

Maliki mezhebine göre haccın rükünleri dörttür:

İhrama girmek, Safa ile Merve arasında koşmak, kurban gecesi Arafat'da bulunmak ve ziyaret tavafı.

Maliki mezhebine göre ihramın vacipleri:

Dikişli elbiseleri çıkarmak, erkeğe mahsus olmak üzere başı açık tutmak, telbiye getirmek ve bunu ihrama ulamak.

Şafii mezhebine göre haccın rükünleri beştir:

İhrama girmek, Arafat'da vakfe yapmak, tavaf, say', traş olmak yahut kısaltmak.

Haccm vacipleri de beştir:

"Mikat sınırında zamanında ve yerinde ihrama girmek, şeytan taşlamak, Müzdelife'de gecelemek, Mina'da gecelemek ve veda tavafı.

Haccm genel sünnetleri:

İfrad Haccı'na niyet etmek, telbiye getirmek, kudüm tavafı, iki rekat tavaf namazı, hac imamının dört yerde hutbe vermesi -Zilhicce'nin yedinci günü öğle vaktinde arefe günü hutbesi, kurban günü hutbesi ve teşrik günlerinin ikinci günü hutbesi, sünnet olan gusüller ve Zemzem suyundan içmek.

Hanbeli mezhebine göre haccm rükünları dörttür:

İhrama girmek, Arafat'da vakfe yapmak, tavaf ve sa'y. Hanbeli mezhebine göre haccın vacipleri de yedidir:

Mikat sınırlarından ihram giymek, Arafat'da gündüz Güneş'in batması öncesi vakfe yapmak, Müzdelife'de gecelemek, Mina'da gecelemek, şeytan­ları sırasıyla taşlamak, traş olmak yahut kısaltmak ve veda tavafı,

İhrama girme yeri:

İhrama girme yeri mikat sınırıdır: Zamanı ise hac ve umre vaktidir. Kişi ih­rama girmek istediğinde yıkanıp temizlenir, yahut abdest alır, erkek dikişli el­biseleri çıkarıp bir izar, bir de rida giymek suretiyle ihrama girer. İhramın yeni olmasına daha sonraları da yıkanmış olmalarına dikkat eder. Kadının ihramı, yüzünü açık tutmasıdır. Ulema'nın çoğunluğuna göre ihramdan önce üzerine koku sürer. İki rek'at ihram namazı kılar ve telbiye getirir.

Yine ulemanın çoğunluğuna göre -Malikiler hariç-büyük şeytanı taşla­maya başlarken ilk taşı atma sırasında telbiyeyi keser.

Kişi üç çeşit hac için ihrama girebilir:

Hacca niyet eden kişi üç çeşit hacc için ihrama girebilir. Bunlar şunlardır: İfrad Haccı, Temetu Haccı ve Kıran Haccı.

Ulemanın çoğunluğuna göre umre tavafına başlamamış olmak şartıyla haccı umreye katmak caizdir.

Şafii mezhebinin ilavesi, mikat sınırlarından ihrama girmek, Arafat'da gündüz vakfe yapmak, Mina'da gecelemek, traş olmak ya da kısaltmak.

Veda tavafı yapmak da Hanbeli mezhebinin ilavesidir.

Müzdelife'de vakfe yapmak; dört mezhebin ortak görüşüyle vaciptir. Meşar-i Haram'a gitmek ise sünnettir. Ulemanın çoğunluğuna göre -Hanefi mezhebi hariç- Müzdelife'de vakfe yapmanın zamanı gecedir. Vakfenin ter­kiyle kurban gerekir.

Şeytanları taşlamak da dört mezhebin ortak görüşüyle vaciptir. Hastalık, hapis, aşırı derecede yaşlılık ya da kadının hamile olması gibi şer'i özürler nedeniyle yerine başkasını göndermek caizdir. Akabe taşlaması (Büyük Şeytan'm taşlanması) Şafii ve Hanbelilere göre kurban gecesinin yarısından itibaren, Maliki ve Hanefılere göre de bayram günü Güneş'in doğmasıyla bir­likte başlar.

Üç şeytan; tüm mezheplerin ittifakıyla teşrik günleri süresince her gün öğlen vakti girdikten sonra taşlanır.

Taşlamış olabilmek için; taşların elle atılması, ulemanın çoğunluğuna göre atılanların taş olması, Maliki mezhebine göre çömlek taşları gibi olması, at­mak sayılabilecek bir harekette bulunması, taşların yerine ulaşması, yedi taş atması, teker teker atması ve taşlanmaların sırasıyla yapılması şarttır. Taşlar Müzdelife'den ya da necis olmayan herhangi bir yerden toplanır. Taşlar vaktinde atılmaz ya da hiç yapılmaz ise kurban gerekir.

İki teşrik gecesi Mina'da kalmak ulemanın çoğunluğuna göre -Hanefiler hariç- vaciptir. Zilhicce'nin sekizinci gecesi Mina'da kalmak ise sünnettir.

Traş olmak ya da kısaltmak ulemanın çoğunluğuna göre-Şafii mezhebi hariç- vacip bir ibadettir. Vacibin miktarı; saçlardan parmak uçları kadar kes­mektir. Fakat traş olmak daha faziletlidir. Hiç saçı olmayan kel durumundaki insanların usturayı başlan üzerinde gezdirmeleri ulemanın çoğunluğuna göre müstehab, Hanefilere göre de vaciptir.

Traş olmak yahut kısaltmakla, ihramlı ihramdan çıkıp yasaklardan kurtul­muş olur. Bu durumda her şey kendisi için helal olur. Ancak Hanefi mezhe­bine göre kadınlara yaklaşmak, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre nikah kıymak, Maliki mezhebine göre de avlanmak ve koku sürünmek hariçtir.

İhrama girmek için gusletmek, iki rekat ihram namazı kılmak, ihramın ardından telbiye getirmek haccın sünnetlerindendir. Ulemanın çoğunluğuna göre ihramdan ve kudüm tavafından sonra herhangi bir zikrin yapılması gere­kir.

Arefe gününün gecesi Mina'da gecelemek, Muhassab'da dinlenmek ve üç hac hutbesi okumak da yine haccın sünnetleri arasındadır.

Hac yasaklarından kurtulmak:

Hac yasaklarından kurtulmayı iki şekilde düşünebiliriz; Birincisi küçük kurtulmak, ikincisi büyük kurtulmak.

Birincisi şu üç şeyden ilk ikisini yapmakla gerçekleşmiş olur: Akabe taşlaması, traş ve ziyaret tavafı.

İkincisi de; (Büyük kurtuluş) ziyaret tavafının edasından sonra gerçekleş­miş olur.

Mina'da gecelemek Resulullah (a.s)'ın yapmış olduğu işler arasındadır. Bunu iki şekilde düşünebiliriz:

Birincisi; Arafat'a çıkmadan, ikincisi; çıktıktan sonradır.

Birincisi sünnettir, ikincisinde vacip ve sünnet olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır.

Fakat ne olursa olsun her halükarda bu ibadet, İslam'ın organize, tertip ve düzenlemeleriyle insanların işlerini yoluna koyma noktasındaki gösterge­lerinden biridir. Arafat'a çıkmadan Mina'ya çıkılsaydı Mekke halkı tam an­lamıyla bir köşeye sıkıştırılmış olurdu. Arafat'a çıktıktan sonra da hikmet aynıdır. Burada atılan taşlar sürekli bizi Yüce Allah'ın emirlerinden uzak tut­maya çalışan Şeytan'a karşı bir başkaldırı, bir savaş ilanıdır. Tıpkı Hz. İbrahim (a.s)'in, oğlu Hz. İsmail (a.s)'i kurban etme konusunda vesveseye düşürmek istemesi gibi. Yani lisanı hal ile sanki şöyle diyoruz:

"Biz, Rabbimizin emirlerini harfiyyen uygulayacağız. Şeytan çatlasa da, patlasa da..."

Arafat'da ve ardından Müzdelife'de yapılan vakfeler; farz olan ziyaret ta­vafına gitmeden önce, nefsi kötülüklerden temizlemek için bir ön çalışma, ardından tek koldan Kabe'ye doğru yürüyüş hazırlığı, Şeytan'm oyunlarına karşı onu taşlamak için toplu bir başkaldırı ve tavafta Beytullah'a saygı nite­liğindedir. Burada kesilen kurbanlar, Yüce Allah (c.c)'in hayat boyu bize helal kıldığı etlerine karşı onları kesip haremi şerif halkına, hacılara ve ziyaretçilere ziyaret amacıyla dağıtmak suretiyle Allah (c.c)'a olan teşekkür borcunu eda etmektir.

Ziyaret tavafından önce traş olup ihramdan çıkmak, ardından dikişli elbi­seler giymek ve bunların yanında güzel kokular sürülmek sırf Kabe'ye tazim amacıyladır. Çünkü önümüzde farz olan ziyaret tavafı vardır ki; bu tavaf sırasında hac vazifelerini eda etmenin ve bu mukaddes topraklarda bulun­manın bahtiyarlığı içerisinde en güzel şeklimizle kendimize göstermemiz gerekir.

Umre ibadeti:

Umre'nin sözlük anlamı; ziyaret etmek demektir. Şer'i anlamı ise; ibadet amacıyla Kabe'yi ziyaret edip tavaf etmek ve Safa ile Merve arasında sa'y et­mek (koşmak)'tır. Umre ibadetinin Hanefi ve Maliki mezheplerine göre Ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre de; hayat boyu eda edebilecek bir vasıfla (Müterahiyen) farzdır. Umre'nin şartları, haccın şartlarıyla aynıdır. Umre ibadetinin sene içerisinde her zaman eda edilebileceği konusunda fıkıhçılarımız ittifak halindedir. Ancak Hanefi mezhebine göre; arafe, kurban ve teşrik günleri içerisinde umre yap­mak tahrimen mekruhtur. Ulemanın çoğunluğuna göre bir senede bir kaç defa umre yapmak mekruh değildir.

Umre için ihrama girme yerlerine gelince; Mekkeliler için Hill bölgesine en yakın olan yerdir. Bir adımdan az olsa dahi bu geçerlidir. Buna riayet ettikten sonra taraf önemli değildir, istenilen yerden ihrama girilebilir. Fakat Hill bölgesi sakinleriyle, dışarıdan giriş yapacak olanların mikat sınırları, hac için belirlenmiş olan yerlerdir.

Umrenin rükünleri:

Şafii mezhebine göre umre ibadetinin rükünleri; ihram, tavaf, Safa ile Merve arasında koşmak ve traş olmak yahut kısaltmak olmak üzere dön. Mâliki ve Şafii mezheplerine göre de üçtür. Bu iki mezhebin müctehidleri traşı ya da kısaltmayı rükünlerden saymamışlardır. Hanefi mezhebine göre ise um­renin bir tek rüknü vardır; o da tavaftır.

Umrenin vacipleri:

Maliki mezhebinde umrenin traş ya da kısaltmak olmak üzere iki vacibi vardır.

Hanefiler buna Safa ile Merve arasında koşmak olmak üzere bir vacip ilave ederken, Hanbelüer de; Hill bölgesinden ihrama girmek vecibesini getir­mişlerdir.

Umre ibadeti; Hanefilere göre tavafın ilk dört şartından önce, Malikilere göre sa'yı tamamlamadan Önce, Şâfiilere göre de ihramdan çıkmadan önce cin­si ilişkide bulunmakla fasit olur. [266]

 

HACCIN FAZİLETİ

 

Cihadın en faziletlisi kabul olmuş bir hacdır.

 

4108-Buhari, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ey Allah'ın Resulü! Cihadı amellerin en faziletlisi (olarak) görüyoruz, (buna rağmen) cihad etmeyelim mi?" diye sordum.

Resulullah (a.s) şöyle cevap verdi:

"Fakat cihadın en faziletlisi ve en güzeli; kabul olunmuş bir hacdır. Son­ra da evde kalmaktır."

Hz. Aişe (r.a) dedi ki:

"Bunu Resulullah (a.s)'dan işittikten sonra haca hiç terketmedim."

Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir:

"Bfn: "Ey Allah'ın Resulü, seninle birlikte çıkıp cihad etrneyllim mi?

Halbuki ben Kur'an'da cihaddan daha faziletli bir amel göremiyorum," de­dim.                                                 

 " Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hayır (benimle beraber çıkmayın). Fakat cihadın en iyisi ve en güzeli Beyt'i haccetmektir, kabul olunmuş bir hacdır." [267]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadis-i şerif; kadın için en faziletli olan amelin-ki burada cihad kaste-dilmiştir-hacca gitmesi ve evinden ayrılmaması olduğunu açıklıyor olmalıdır.

 

4109-Nesai, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

Büyüğün, küçüğün, zayıfın ve kadının cihadı; hac ve umre'dir." [268]

 

4110-Taberani, el-Kebir ve el-Evsat'da, Hüseyin bin Ali (r.a)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s)'e birisi geldi ve:

"Şüphesiz ben korkak ve zayıfım," dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Silahsız olan cihada katılır ki, o da hacdır." [269]

Cihad farz-ı kifaye olduğu zaman bu gibileri cihadın sevabını hacca gitmek suretiyle kapatabilirler. Ancak cihad farz-ı ayn ise o zaman onun yerini hiçbir şey dolduramaz.

 

4111-İbni Huzeyme, mü'minlerin annesi Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle an­lattığını rivayet etmiştir:

"Ey Allah'ın Resulü ! Kadınlar da cihaddan sorumlu mudurlar?" diye sordum.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Onlar, içinde çarpışma olmayan bir cihaddan; hac ve umre'den torumludurlar." [270]

 

Hac Ve Umre Günahları Ve Fakirliği Yok Eder

 

4112-Tirmizi, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Hac'la umre'nin arasını birleştirin. Zira bu ikisi günahları ve fakirliği tıpkı körüğün; demir, altın ve gümüşteki pislikleri temizlemesi gibi yok eder. Kabul olunmuş bir haccm sevabı ancak Cennet'tir. Güneş, günboyu ih-ramlı olarak bekleyen her mü'minin günahlarıyla birlikte batar." [271]

 

4113-Nesai, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hacla umre'nin arasını birleştirin Zira bunlar günahları; tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler." [272]

 

Telbiyenin Fazileti

 

4114-Tirmizi, Sehl bin Sa'd (r.a)'dan, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Telbiye getiren hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, köyler ve şehirler onunla birlikte telbiye getirmesin. Bu beraberlik şuradan ve şuradan yerin son kısmına kadar devam eder." [273]

 

4115-Taberani, el-Evsat'da, Ebu Hureyre (r.a) vasıtasıyla Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Telbiye ve tekbir getiren her şahıs mutlaka müjdelenir." Resulullah (a.s)'m bu ifadeleri üzerine şöyle soruldu: "Ey Allah'ın Resulü, Cennetle mi (müjdelenir)?" Resulullah (a.s) : "Evet" buyurdu. [274]

 

Kabul Olunmuş Bir Haccın Karşılığı Cennet'tir

 

4116-Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den, Resulullal| (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:                              

"Bir umre, diğer umre'ye kadar aralarında işlenen (günahlar) için kefa­rettir. Kabul olunmuş bir haccm karşılığı Cennet'ten başka bir şey olamaz."

Diğer bir rivayette ise şöyle gelmiştir:

"Ben Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu işittim:

"Kim İzzet ve Celal sahibi olan Allah için hacceder de kadına yiâslaşmaz, günah işlemez ise annesinin kendisini doğurduğu gün gibi (gjpnahsız) döner." [275]

 

4117-Taberani, el-Evsat'da, Cabir bin Abdullah (r.a.)'tan, Hz. Peygam­ber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kabul olunmuş bir haccm karşılığı; Cennet'ten başka bir şey olamaz."

(Resulullah (a.s)'m bu ifadesi üzerine şöyle) soruldu:

"Peki kabul olunması ne ile olur?"

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yemek yedirmek (le) güzel konuşmak (la)." [276]

 

4118-Ebu   Davud,   Ümmü Seleme (r.a)'den, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Kim Mescid-i Aksa'dan (başlayıp) Mescid-i Haram'a kadar telbiye getirir ve ihrama girerse geçmiş ve gelecek günahı bağışlanır."

Yahut: "Cennet kendisi için vacip olur."

(Bu iki cümleden) hangisini ifade ettiği konusunda ravi şüphe etmiştir." [277]

 

Ramazan'da Umre Yapmanın Fazileti

 

4119-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:

"Hz. Peygamber (a.s) Ensar'dan Ümmü Sinan adındaki bir kadına: "Bizimle haccetmekten seni alıkoyan şey nedir?" diye sordu. Kadın:

"Ebu Fülan'm -Kocasını kastediyor-sadece iki sulama devesi var. Biriyle ö£Ve oğlu hacca gitti. Diğeri de arazimizi suluyor/' dedi.

Resulullah (a.s)   şöyle buyurdu:

"Öyleyse Ramazan'da (yapacağın bir) umre, (yapamadığın) bir haccın- ya­hut -benimle yapmış olacağın bir haccın -yerine geçer."

Bir rivayette de Resulullah (a.s) kendisine şöyle buyurmuştur:

"Öyleyse Ramazan ayı gelince umre yap. Zira bu ayda yapılan un îiacca eşittir." [278]

Nesai'ye ait rivayet ise şu şekildedir:

"Resulullah (a.s), Ensardan bir kadına şöyle buyurdu:

"Ramazan ayı geldiği vakit umre yap. Zira Ramazan ayında eda bir umre, bir hacca eşittir."  [279]

 

4120-Buhari, Cabır (r.a)'den muallak olarak şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) haccım eda edip (Medine'ye geri) döndüğünde En-sar'dan Ümmü Sinan'a:

"Seni hacdan alıkoyan şey nedir?" diye sordu. Ümmü Sinan:

"Sadece iki sulama devemiz vardı. Ebu Fulan-kocasım kastediyor-biriyle hacca gitti, diğeri de arazimizi suluyor," dedi.

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Öyleyse Ramazan'da (yapacağın) umre, bir haccm vaya bizimle yapmış olacağın bir haccm kazasıdır." [280]

 

4121-Ebu Davud, Abdullah bin Abbas (r.a)'m şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) hac yapmak istediği sırada bir kadın, kocasına:

"Beni devenin üzerine bindirerek Resululullah (a.s)'la beraber hacca götür," dedi. Kocası da:

"Bende seni üzerinde hacca götürebileceğim bir deve yoktur," dedi. Kadın:                                                                                                 

"Falan devene bindirip beni hacca götürsen olmaz mı?" dedi. Kocası:

"O (deve) Allah yolunda vakfedümiştir," dedi. Kadm: "Öyleyse Resulullah (a.s)'a gidip sor," dedi. Kocası da Resulullah (a.s)'a gelip:

"(Ey Allah'ın Resuiu !) Karım Allah'ın selam ve rahmetinin üzerinize olmasını diliyor. Benden kendisim seninle beraber hacca götürülmesini iste­di. Ben de: "Yanımda seni hacca götürebileceğim bir devem yok," dedim. Oda: "Beni falan devenin üzerinde hacca götür," dedi. Bunun üzerine ben: "O (deve) Allah yolunda vakfedilmiş tir," dedim.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şunu bilesin ki; Şayet sen onu, o devenin üzerinde hacca götürseydin, bu da Allah yolunda (bir iş) olurdu."

Adam (söze devamla dedi ki):

"Ve benden hangi amelin seninle hacca gitmeye denk olabileceğini sana sormamı istedi.

Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ona benden Allah'ın selamını ve rahmetini götür ve kendisine; Ramazan'da yapılan umre'nin benimle (yapacağı) hacca denk olduğunu haber ver." [281]

 

4122-İmam    Malik,   Muvatta'da,   Ebu   Bekir   bin   Abbdurrahman (r.h.a)'nm şöyle anlattığnı rivayet etmiştir:

"Bir kadın Resulullah (a.s)'a geldi ve:

"Ben hac (ca gitmek) için hazırlanmış iken önüme bir engel çıktı," dedi.

Resulullah (a.s) da kendisine (hitaben) şöyle buyurdu:

"Ramazan'da umre yap. Zira Ramazan'da yapılan umre (sevap bakımın­dan) hac gibidir."

Bu hadisi Ebu Davud, Ebu Bekir bin Abdurrahman'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Bana Mervan'm, Ümmü Ma'kil'e gönderilen elçisi haber verip şöyle anlattı:

"Ebu Ma'kil Hz. Peygamber (a.s)'le birlikte hacca gitmeye karar verdi. (Eve) gidince Ümmü Ma'kil:

"Üzerimde bir hac olduğunu biliyorsun," dedi.

Derken yürüyerek (Hz. Peygamber (a.s)'e) gittiler. Hz. Peygamber (a.s)'in yanma vardıklarında Ümmü Ma'kil (söze başlayarak) şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü, benim üzerimde bir hac var, Ebu Ma'kil'in de genç bir devesi var."

Ebu Ma'kil şöyle dedi:

"(Evet) doğru söyledi. Fakat ben onu Allah yolunda vakfettim. (Bu ne­denle üzerinde hacca gitmek caiz olmasa gerek)."

(Bunun üzerine) Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Onu, ona ver de üzerinde haccetsin. Çünkü hac da Allah yolunda   bir ibadettir."

Ebu Ma'kil de genç deveyi ona verdi. Bunun üzerine Ümmü Ma'kil:

"Ey Allah'ın Resulü ! Şüphesiz ben yaşlı ve hasta bir kadınım. Acaba haccımın yerine geçebilecek bir amel var mı?" diye sordu.

Resulullah (a.s) şöyle cevap verdi:

"Ramazan'da eda edilen umre, haccm yerine geçer." [282]

 

Bir Açıklama

 

Ramazan'da yapılan umre ibadeti, sevab bakımından bir hî Ancak farz olmuş ya da adanmış olan bir haccın yerine geçmez. [283]

 

Hac Ve Umre Yapanlar Allah'ın Ziyaretçileridirler

 

4123-Nesai, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu:                                        

"Allah'ın ziyaretçileri üçtür: Gazi, hacı ve umreci." [284]      

 

4124-Bezar, Cabir (r.a.) 'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu:

"Hacılar ve umreciler Allah'ın ziyaretçileridir. (Allah) 'Onları çağırdı, on­lar da icabet ettiler. Onlar kendisinden istediler, O da onlara verdi." [285]

 

En Faziletli Olan Hacc

 

4125-Tirmizi, Hz. Ebu-Bekir Sıddik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'a: "Hangi hac daha faziletlidir?" diye soruldu-O, şöyle cevap verdi: "Yüksek sesle telbiye getirip, kurban kesilerek yapılan hacdır." [286]

 

4126-Tirmizi, Abdullah bin Ömer (r,a)'den rivayet etmiştir; "Bir adam Resulullah (a.s)'a: "Hacı kimdir?" diye sordu. Resulullah (a .s) şu cevabı verdi:

"Saçını tarayıp yıkamaktan uzak olan ve koku sürünmeyi terk eden kimsedir." Adam:

"Ya hangi hac daha faziletlidir?" diye (tekrar) sordu.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yüksek sesle telbiye getirip, kurban kesilerek yapılan hacdır." Adam:

"Buna yol nedir?" diye sordu.

 

4127-Taberani, el-Evsat'da, Ebu Hureyre (r.a)'nm şöyle dediğini riva­yet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim hacca karar verdiği halde (evinden yola) çıkar da (yolda) ölürse, kıyamet gününe kadar kendisi için hacı sevabı yazılır. Yine kim umreye ka­rar verdiği halde (evinden yola) çıkar da (yolda) ölürse, kıyamet gününe ka­dar kendisi için umreci sevabı yazılır. Yine kim gazaya niyet etmiş olduğu halde, (evinden yola) çıkar da (yolda) ölürse, kıyamet gününe kadar kendisi için gazi sevabı yazılır." [287]

 

Hac, Geçmişte Yapılan Kusurlara Perde Çeker

 

4128-Bezzar, Ebu   Hureyre (r.a)'den merfu olarak şöyle rivayet etmiştir:

"Hacmin da onun istiğfar dilediği kimsenin de günahları bağışlanır." [288]

 

4129-İbni Huzeyme, îbni Şemasete (r.a.)'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Amr bin el-As'ı Ölüm döşeğinde iken ziyaret ettik. Uzun bir süre ağladı ve şöyle dedi:.

"Allah, İslam inancını kalbime yerleştirdiği zaman Hz. Peygamber (a.s)'e geldim ve:

"Elini uzat da sana biat edeyim," dedim. O, elini uzattı fakat ben elimi çektim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s) :

"Ne oluyor sana ey Amr?" diye sordu. Ben:

"Bir şart koşmayı arzu ediyorum," dedim.

Hz. Peygamber (a.s):

"Koşacağın şart ne?" diye sordu. Ben:

"Bağışlanmam," dedim.

Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu:

"Bilmiyor musun ey Amr ! Müslümanlık; öîvçet^   kusurları   yok eder, hicret; önceki kusurları yok eder, hac; önceki ku^.ujrla^i yak eder." [289]

 

Her Dört Yılda Bir Allah'a Konuk Olma'nın Fazileti

 

4130-Taberani, el-Evsat'da, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah (c.c) buyuruyor ki:

"Bir kul ki, kendisine sağlıklı bir vucud verdim, rızkını geniş tuttum. (Buna rağmen) her dört yılda bir bana misafir olmak için gelmiyorsa, (o, be­nim rahmetinden) mahrumdur." [290]

 

Emrolunduğumuz Amellerin  En Faziletlisi

 

4131-Taberani, el-Kebir'de, İbni Mes'ud (r.a)'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Dört şeyi harfiyyen yerine getirmekle emrolundunuz: Namazı dos­doğru kılmakla, zekatı (eksiksiz) vermekle, Beytullah'a (gitmek suretiyle) hac ve umre'yi yerine getiriniz. Hac; haccı ekberdir (Büyük hac'dır). Umre; haccı esğardır (küçük hac'dır)". [291]

 

4132-Ahmed bin Hanbel, Amr bin Abese (r.a)'nin şöyle anlattığını ri­vayet etmiştir:

"Bir adam:

"Ey Allah'ın Resulü, Müslümanlık nedir?" diye sordu. Resulullah (a.s) :

"Kalbini (Allah'a) teslim etmen ve Müslümanların elinden ve dilinden emin olmalarıdır," cevabını verdi. Adam:

"Peki Müslümanlıkta en faziletli olan şey nedir?" diye (tekrar) sordu. Re­sulullah (a.s):

"İmandır/ buyurdu. Adam:                   

"İman nedir?" diye (tekrar) sordu. Resulullah (a.s) :

"Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve öldükten sonra (tekrar) dirilmeye inanmandır/' cevabını verdi. Adam:

"Peki, iman (yolun) da en faziletli olan şey nedir?" dedi. Resulullah (a.s):

"Hicrettir," buyurdu. Adam:

"Hicret nedir?" dedi. Resulullah (a.s) :

"Kötülüğü terk etmendir," buyurdu.

"Peki hicrette en faziletli olan şey nedir?" diye sordu. Resulullah (a.s) :

"Cihaddır," cevabını verdi. Adam:

"Cihad nedir?" dedi. Resulullah (a.s) :

"Kafirlerle karşılatığm zaman onlarla çarpışmandır," buyurdu. Adam:

"Peki cihadı en faziletli olan kimdir?" diye (tekrar) sordu. Resulullah

(a.s):

"Atı öldürülen ve kanı akıtılan kimsedir?" cevabını verdi.

"Resulullah (a.s) (daha sonra) şöyle buyurdu:

"Sonra iki amel vardır ki, bunlar amellerin en faziletlisidirler. Bu gibi amelleri işleyenler hariç, [292] kabul olunmuş bir hac, yahut umre." [293]

 

Hacda Yapılan İbadetlerin Fazileti

 

4133-Taberani, el-Evsat'da, Ubade bin Samit (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bize namaz kıldırdı. Ardından biri Ensar'dan, diğeri de Sakif ten olmak üzere iki kişi (İnsanların omuzlarından aşırarak) yanma so­kurdular. Ancak Ensar'dan olan adam, Sakif ten olan adamı geçti de, Resu­lullah (a.s)  Sakif'liye:

"Ensari soruda seni geçti," buyurdu. Bunun üzerine Ensari:

"Ey Allah'ın Resulü, umarım onun sorusu benden daha aceledir. Çünkü o, harem-i şerif dışındadır," diyerek sözü Sakif'liye bıraktı."

Ubade sözlerine şöyle devam etti:

"Ve Sakifli namazdan sordu. Resulullah (a.s) da sorusunu cevap­landırdı.

Sonra Resulullah (a.s) Ensariye (dönerek) şöyle buyurdu:

"Dilersen sormaya geldiğin konuda sana açıklamada bulunayım, diler­sen sen bana sorarsın, ben de cevap veririm (Hangisini arzu edersin)?" Ensa­ri:

"Ey Allahm Resulü, sizin haber vermenizi (arzu ederim)," dedi. Resu­lullah (a.s):

"Bana: "Beyt-i Atiki (Kabe'yi) ziyaret ettiğin zaman sevabın nedir? Arafat'da vakfe yaptığın zaman sevabın nedir? Başını traş ettiğin zaman sevabın nedir? Beytullah'a veda (tavafı) yaptığın zaman sevabın nedir?!" şeklinde sorarsın diye geldin," buyurdu.    Bunun üzerine Ensari:   .     

"Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki, size başkla bir şeyi sorayım diye gelmedim," dedi. Resulullah (a.s) :

"Beyt-i Atık (Kabe'yi) ziyaret ettiğin zaman alacağın sevap; sen ve hay­vanın her ayak kaldırışınızda, yahut yere koyucunuzda sana bir iyilik yazılır ve bir derece kazanırsın. Arafat'da vakfe yapmana gelince; İzzet ve Celal sa­hibi olan Allah meleklerine hitaben: "Ey meleklerim ! Kullarımı (buraya) getiren şey nedir?" diye sorar. Melekler: "Senin rızanı ve Cennet'i kazan­maya geldiler," derler. Bunun üzerine İzzet ve Celal sahibi olan Allah şöyle buyurur:

"O halde ben kendimi ve yarattıklarımı şahit tutuyorum ki, onların, asrı oluşturan gün sayısı, birbirine girmiş ve basılmış kum sayısı (kadar olan) günahlarını bağışladım."

Şeytanları taşlamana gelince; İzzet ve Celal sahibi olan Allah buyurdu ki:

"Yaptıklarına karşılık olarak onlar için nice sevindirici ve göz aydmlatici nimetler saklandığını hiç kimse bilemez." [294]                                          

Başını tıraş etmene gelince; (bilesin ki) saçından yere düşen her kıl, kıyamet günü senin için bir nur olacaktır. Beytullah'a veda ettiğin zaman da; annenin seni doğurduğu gün gibi günahlarından çıkarsın," buyurdu." [295]

 

4134-Bezzar, İbni Ömer (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Mina mescidinde Hz. Peygamber (a.s)'le beraber oturuyordum. Bu sırada Ensar'dan bir adam ve Sakif'ten bir adam kendisine gelip selam ver­diler. Sonra şöyle dediler:

"Ey Allah'ın Resulü, sana soru soralım diye geldik." Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Dilerseniz sormaya geldiğiniz konularda size açıklamada bulunayım, (bunu) yapabilirim. Şayet sukut etmemi isterseniz (bunu da) yapabilirim." Onlar:

"Bize haber ver ey Allah'ın Resulü," dediler. Sakafi, Ensari'ye:

"Sor," dedi. Bunun üzerine Ensari:

"Bana haber ver ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulullah (a.s) da:

"Bana; evinden Beytü'l-Haram'ı haccetmek amacıyla evinden çıkman4 dan ve bu konuda sana verilecek sevaptan, tavaftan sonra kılacağın iki rek'at tavaf namazından ve bu konuda sana verilecek sevaptan, Safa ile Merve arasında koşmandan ve bu konuda sana verilecek sevaptan, arefe gününün akşamı Arafat'da vakfeye durmandan ve bu konuda sana verile­cek sevaptan, şeytanları taşlamandan ve bu konuda sana verilecek sevaptan, başını(n saçını) traş etmenden ve bu konuda sana verilecek sevaptan, bunun ardından Beyt-i tavaf etmenden ve ziyaretle beraber sana verilecek sevaptan sorasm diye geldin," buyurdu. Ensari:

"Seni hak olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki, sadece bunları sana sorayım diye geldim," dedi. Resulullah (a.s) :

"(Bilesin ki;) Sen Beytül Haram'ı haccetmek amacıyla evinden çıktığın zaman, deven ayağını her basıp kaldırışında Allah sana bir iyilik yazar ve senden bir günah siler. Tavaftan sonra kıldığın iki rek'at namaza gelince; bu, İsmail (a.s)'in çocuklarından bir köleyi hürriyetine kavuşturmak gibidir. Bundan sonra Safa ile Merve arasında koşmana gelince bu; yetmiş köleyi hürriyetine kavuşturmak gibidir. Arefe akşamı yaptığın vakfeye gelince; Allah Tebareke ve Telaa, dünya semasına kadar iner ve sizinle meleklere karşı şu ifadesiyle övünür:

"Kullarım nice uzak yoldan saç sakal dağınık bir halde ve benim Cenne­timi umarak bana geldiler. O halde! günahlarınız kum sayısı gibi, yahut yağmur damlaları gibi, ya da deniz köpüğü gibi çok da olsa, gerek sizin, gerek dua ettiğiniz kimselerin günahları bağışlanmış olarak sel gibi akın edin kul­larım!"

"Şeytanları taşlamana gelince; attığın her taş sayesinde büyük günahlı-rından birisi silinir.

Kestiğin kurbana gelince; o, Rabbinin katında bekletilmektedir.

Saçını traş etmene gelince kestiğin her kıl sayısında sana bir iyilik yazılır ve senden bir günah silinir.

Bundan sonra Beyt'i tavaf etmen de; (bilesin ki) günahsız bir şekilde ta­vaf ediyorsun. Bu sırada bir melek gelir, o kadar (yanaşır) ki ellerini iki omuzun araşma koyar ve: "Geleceğe yatırım için amel et. Zira geçmiş günahların bağışlanmıştır," der." [296]

 

Haccın Farz Oluşu

 

4135-Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle anlattığım rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) bize bir hutbe irad etti ve:

"Ey insanlar, size hac farz kılınmıştır. Şu halde hac ibadetini eda edin," buyurdu. Bir adam

"Her sene mi ey Allah'ın Resulü?" diye sordu.

Resulullah (-a.s) bu soruya cevap vermedi. Adam sorusunu üç defa tekrar edince Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. Şayet (sorunuza) "evet" deseydim her yıl haccetmek farz oluverirdi ve buna güç yetiremezdiniz. Şunu bilin ki; sizden öncekileri helak eden şey, çok soru sormaları ve peygamberleri hakkında görüş ayrılıklarıdır. Size bir iş emrettiğim zaman gücünüz nisbe-tinde bunu ifa edin, bir şeyi de yasakladığım vakit ondan kaçının." [297]

 

4136-Tirmizi, Hz. Ali bin Ebu Talib (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmistir:

"Yol bakımından  gidenlerin  o   evi  haccetmeleri;  Allah'ın  insanlar üzerinde bir hakkıdır," [298] âyeti inince ashab:

"Ey Allah'ın Resulü, her sene mi (gitmek gerekir)?" diye sordular. Resu­lullah (a.s) cevap vermedi. Bunun üzerine ashab:

"Ey Allah'ın Resulü, her sene mi (gitmek gerekir)?" diye (tekrar) sordu­lar.

Resulullah (a.s) :

"Hayır (her sene değil), "evet" deseydim farz oluverirdi," buyurdu. Bpa-nun üzerine Yüce Allah şu ayeti indirdi:

"Ey İman edenler! Açıklanırsa honuşuza gitmeyecek olan şeyleri sor­mayın." [299]

 

4137-Ebu   Davud,   Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Akra bin Habis Resulullah (a.s)'a bir soru yöneltti ve:

"Hac her sene mi farzdır yoksa bir defa mı?" dedi. Resulullah (a.s) :

"Bilakis bir defa. Kim (bir defadan) fazla yaparsa nafile olur/1 buyurdu."

Nesai'nin rivayeti ise şu şekildedir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah üzerinize haccı farz kıldı."

Bunun üzerine Akra bin Habis et-Temimi:

"Her sene mi Ey Allah'ın Resulü !? " diye sordu.

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Evet," dersem farz oluverecek, sonra da ne dinleyeceksiniz, ne de itaat edeceksiniz. Bilakis hac, bir defadır." [300]

 

4138-Ebu   Davud,   Ebu Vafid el-Leysi (r.a)'nin şöye dediğini rivayet etmiştir:

"Veda Hacc'mda Resulullah (a.s)'tan hanımlarına şöyle buyurduğunu işittim:

"Bu (hacdan) sonra (sizler için) hasırların üstleri vardır." [301]

 

4139-Buhari, İbrahim (r.h.a)'in babası vasıtasıyla dedesinden şu şekilde rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer (r.a) yaptığı son haccında Hz. Peygamber (a.s.)'in hanımlarına hac konusunda izin verdi ve yanlarında Abdurrahman bin Avf (r.a) ile Hz. Osman bin Affan (r.a.)'ı gönderdi." [302]

 

4140-Taberani, el-Kebir'de, Ebu Umame'nin şöyle anlattığım rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) insanlar içerisinde ayağa kalktı ve:

"Şüphesiz Allah üzerinize haccı farz kıldı," buyurdu. Bu sırada Bedevi­lerden bir kişi ayağa kalkıp: "Her sene mi (ey Allah'ın Resulü?") deyip Resu­lullah (a.s)'ın sözünü bastırdı. Resulullah (a.s) da gazablandı ve uzun bir süre bekledi. Sonra (biraz daha) bekledi ve:

"Soruyu soran kimdi?" diye sordu. Bedevi: "Benim ey Allah'ın Resulü," dedi. Resulullah (a.s) :

"Yazık sana: "Evet " demem hoşuna mı gidecek? Allah'a yemin ederim ki; "Evet," deseydim farz olurdu. (Farz olunca da onu terk ederdiniz). Şayet ben yeryüzünde bulunan her şeyi size helal kılıp deve papucu kadar (ufak) bir şeyi haram kılsam (bu haramın içine) düşürseniz," buyurdu.

Bunun üzerine İzzet ve Celal sahibi olan Allah o sırada şu âyeti indirdi:

"Ey iman edenler ! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayınız..." [303]

 

Haccın Farz Olmasının Şartları

 

4141-Tirmizi, Abdullah bin Ömer bin el-Hattab (r.a)'ın şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Bir adam Resulullah (a.s)'a geldi ve :

"Haccı farz kılan şey nedir?" diye sordu.

Resulullah (a.s) şöyle cevap verdi:   

"Azık ve binektir." [304]

 

4142-Tirmizi,   Hz. Ali bin Ebu Talib (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim kendini Allah'ın haram olan Beyti'ne ulaştıracak bineğe ve azığa sahip olup da haccetmez ise, Yahudi ya da Hristiyan olarak ölmesinde hiç bir sakınca yoktur."

Bu, Allah Teala'nm şu ayetine binaendir:

"Yol bakımından gidebilenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerine bir hakkıdır." [305]

 

4143-Ebu  Davud, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim haccetmek isterse, çabuk davransın." [306]

 

4144-Taberani,   el-Evsat'da, İbni Abbas (r.a)'dan merfu olarak şu şekilde rivayet etmiştir:

"Herhangi bir çocuk hacceder de sonra buluğa ererse, bir daha haccetmesi gerekir. Herhangi bir bedevi hacceder, sonra hicret ederse, bir daha haccetmesi gerekir. Herhangi bir köle hacceder de sonra azat edilirse, bir daha hac­cetmesi gerekir." [307]

 

Bir Açıklama

 

İslam'ın ilk yıllarında hicretten sonra bedevilerin yeniden haccetmeleri mendüb idi. Bugün artık İslam'ın hükümleri çöl olsun şehir olsun, her tarafa yaygınlaştığından böyle bir hüküm söz konusu değildir.  [308]

 

Umre'nin Meşru Oluşu

 

4145-Tirmizi, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (a.s)'e umre konusunda; "Vacip midir?" diye soruldu.

"Hayır (vacip  değildir).  Fakat umre yapman  en faziletli (ameller arasındadır)," buyurdu." [309]

 

4146-Tirmizi,   Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Umre vaciptir." [310]

 

Bir Açıklama

 

Hanefi mezhebine göre başlanılan her nafileyi tamamlamak vaciptir. Buna göre Hanefiler'de umre nafile bir ibadettir, fakat bu ibadete başlandığı taktirde tamamlanması vaciplik gerektirir.

"Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın," ayetini Hanefiler bu anlamda yorumlamışlardır. [311]

 

Dersler Ve Öğütler

 

1. Bazı özel durumlarda hac b'rden fazla farz olabilir. Örneğin adak gibi. Çünkü adak; Yüce Allah'a yaklaşmak amacıyla eda edilen ibadetleri vacip kılan sebeplerden biridir. Aynı şekilde fasit   olan nafile bir hacem kazası da vaciptir.

Bazen hac haram olur. Örneğin haram olan bir parayla hacca gitmek gibi. Bazan de mekruh olur. İzin alması gerekli kimseler olduğu halde izinsiz ola­rak hacca gitmek gibi. Hizmete muhtaç anne ya da baba, temin ettiği hac pa­rasını Ödemesi gerektiği ve başka parası olmadığı alacaklısı ve borcunu yüklenmiş kefile izin istenmesi gerekli kimselere örnektir.

2. Çocuğa hac farz değildir. Çünkü çocuk şeriatın hükümleriyle sorumlu değildir. Buna göre bir çocuk buluğa ermeden hacca gitse ve sonra buluğa erse İslam'ın kendisine yüklediği hac farizasını yeniden yerine getirmesi

gerekir, önceden eda ettiği hac ise, nafile hükmünde olur.

3.  Deli ve mümeyyiz olmayan çocuk haccetse bu hacc sahih olmaz. Çünkü haccın edası akla dayanır. Mümeyyiz olan çocuğun da babası, o yoksa dedesi gibi velisinden izin almadan ihrama girmesi caiz değildir.

4. Kadın, kocası izin vermeden onun hakkını ihLal etmiş sayılacağından nafile haccedemez. Bu durumda kocanın hamınım ihramdan çıkartma yetkisi vardır. Çünkü koca, ödenmesi gerekli hak sahibi olduğundan, hanımını ihram­dan çıkarma hakkına da sahiptir. Tıpkı i'tikafdan çıkartma hakkına sahip olduğu gibi. Bu durumda kadın muhsar (hac ibadetini eda etmekten alı­konulmuş) hükmündedir. Çünkü onun bu hali, bu manada değerlendirilir.

5. Anne-babanın çocuklarını farz ya da adak olan hacdan alıkoyma ve ih­ramdan çıkartma haklan yoktur. Bu konuda yani farz olan haccı terketme ko­nusunda çocuğun da anne, babasına itaat etmesi caiz değildir. Çünkü hac artık farz-ı ayn hükmünde olduğundan aynen namaz gibi anne-babanın iznini gerektirmez.

6. Kadının güvencesi olması gerekir. Bu güvence yol emniyetine bir ilave durumundadır. Yani beraberinde ergenlik çağına ermiş veya yakın, akıllı, güvenilir ve fakir olmayan bir mahremin bulunması gerekir. Burada aranan mahremlik; neseb yakınlığı veya hürmeti nıusahara yakınlığı ya da nikah yakınlığıdır. Kadının bulunduğu yer ile Mekke arasında bir sefer mesafesi var ise (90 km.) yanında mahremi veya kocası olmadan hacca gitmesi tahrimen mekruhtur. Ancak oturduğu yerin Mekke'ye yakınlığı nedeniyle yanında mah­remi olmadan haccetse herhangi bir mekruhluk söz konusu  olmaksızın  caiz olur. Mezhepler arasında en sahih olan görüşe göre mahremi olmayan bir kadının hacca gitmek için evlenmesi gerekmez. Zamanımızda fitnenin ve ah­laksızlığın yaygın olması nedeniyle kadın süt kardeşleriyle birlikte yola çıkamaz. Çünkü onunla bir arada kalması mekruhtur. Tıpkı genç kayınpe­derinde olduğu gibi.

7. Alimlerimiz mahremi şu şekilde tanımlamışlardır: Mahrem; neseb, süt, ya  da  musahare  yoluyla  evlenmesi  ebediyyen  haram   olan   kimsedir. "Ebediyyen" kaydiyle eniştesi (kadına nisbetle kız kardeşinin kocası) ha­lasının kocası, şüphe ile cinsi ilişkide bulunulmuş, kadının annesi ve kız, ayrıca Hanlaşmak yoluyla boşanmış olan kadın mahremlik dairesi dışında kalmıştır.

8. Bir kimse şer'an özürlü kabul edildiği halde bir takım zorluklara kat­lanıp haccını eda ederse -Hanefilere göre erginlik çağına gelmiş ve akıllı ol­ması şarttır- İslam'ın kendisine yüklediği hac farizasını eda etmiş olur. Çünkü farza ehil olan bir kimsenin zorluklara katlanıp sorumluluğunu eda etmesi halinde yapacağı hac, amacına ulaşmış olur.

9. Anne, baba ve daha yukarısı (dede vs.) çocuğunun nafile olarak eda et­meye niyetlendiği hac ve umre ihramına girmesini engelleme hakkı vardır. Ancak farz olan hacca mani olma haklan yoktur. Çünkü hac derhal yerine ge­tirilmesi gereken bir farzdır. Bu durumda kadın ihrama girse kocanın kendi­sine bir zararı olmaksızın hanımını ihramdan geri çıkartma hakkı yoktur.

Şâfiiler bu konuda farklı olarak şöyle demişlerdir:

"Farz olsun nafile olsun, koca hanımının haccma mani olma hakkına sahiptir. Çünkü kocanın hakkı fevri (derhal yerine getirilmesi gerekli hak), haccın farziyeti ise hayatın akışı içerisinde eda edilmesi gereken bir sorum­luluktur."

10. Efendi, farz veya nafile hacca niyet etmiş olan hizmetçinin haccına mani olma hakkına sahiptir. Mani olmaya kalktığında hizmetçi aynen hacdan alıkonulmuş (Muhsar) bir kimse gibi ihramdan çıkar. Fakat hizmetçinin sa­hibinin baştan izin verdiği bir haccı yarıda kesme yoktur.

11. Alacaklı olan bir kimse hali-vakti yerinde olan borçlusunu yola çıkartmama hakkına sahiptir. Fakat girmiş olduğu ihramından onu çıkartmaya hakkı yoktur. Bu durumda borçlu ihramdan çıkamaz, borcunu Öder. Ancak bdr-cun belli bir vadesi varsa, alacaklı yola çıkmasına da mani olamaz. [312]

 

HAC AYLARI, İHRAM, ZİLHİCCE'NİNON GÜNÜ, AREFE, KURBAN VETEŞRİK GÜNLERİ

 

Hac Ayları

 

4147-Buhari, muallak olarak Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hac ayları: Şevval, Zilka'de ve Zilhicce'den on gündür." [313]

 

Bir Açıklama

 

Maliki mezhebine göre hac ayları üç ayın, yani Şevval Zilka'de ve Zil-hicce'nin tamamıdır. Ulemanın çoğunluğuna göre ise; Şevval, Zilka'de ve Zil-hicce'nin ilk on günüdür. İhrama girme vakti; Ramazan bayramı gecesinin bu­lunduğu Şevval'in ilk gecesinden başlayıp kurban bayramı sabahı tanyeri ağarana kadar devam eder. Fakat Hanefi ve Hanbelilere göre bir kimse bu aylar girmeden hac için ihrama girerse hac amellerini, hac aylan girmeden eda etmemek şartıyla haccı sahih olur.

Şâfiilere göre ise bir kimse hac ayları dışında hac için ihrama girerse ih­ramı hac yerine değil, umre yerine geçer. [314]

 

Hacı Ne Zaman İhrama Girer?

 

4148-Buhari, muallak olarak İbni Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hac için hac ayları dışında ihrama girilmemesi sünnettir." [315]

 

Hacı Ne Zaman İhrama Girip Telbiye Getirir?

 

4149- İmam Malik, Muvatta'da, Hişam bin Urve bin Zübeyr (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Zübeyr Mekke'de dokuz yıl ikamet etti. (Bu zaman içinde) Zilhicce hilalıyla birlikte hac için (ihrama girip) telbiye getirdi. Urve de onunla beraber aynı şeyi yapardı." [316]

 

Bir Açıklama

 

Hac yahut umre için telbiye getirip tam manasıyla onlara başlamak; Hac ya da umre'ye niyet etmek isteyen bir kimse Önce gusleder, ardından Allah rızası için ihrama girmeden sünnet olan iki rekat ihram namazı kılar. Sonra namazı bitirince haccetmek istiyorsa. "Allah'ım, şüphesiz ben haccetmeyi arzu ediyorum/' umre yapmak istiyorsa; "Allah'ım, şüphesiz ben umre yap1-mak istiyorum. Onu benin için kolaylaştır ve benden kabul eyle," yahut: "Haccımı benim için kolaylaştır ve onu benden kabul eyle/' diyerek dua eder.

Hac ile umreyi bir ihramla eda etmek isterse şöyle dua eder :                  :

"Allah'ım, şüphesiz ben hac ve umre yapmayı arzu ediyorum, o halde bu ikisini benim için kolaylaştır ve benden kabul eyle."

Sonra şöyle der:

"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke laşerike leke lebbeyk. İnne Hamde  ve'n-Ni'mete leke ve'1-Mülk. La şerike leke lebbeyk."

Bu sözlerin anlamı şöyledir:

"Buyur Allah'ım, emret. İşte geldim ve emrine amadeyim. Buyur Allah'ım, senin hiç bir ortağın yoktur ve ben emrine hazırım. Hamd, nimet ve mülk sana aittir ve senin hiç bir ortağın yoktur. Emrine hazırım Allah'ım." [317]

 

4150-Buhari, Muallak olarak Ata bin Ebu Ribah (r.h.a)'tan rivayet etmiştir:

"Ata'ya, Mekke'de kalıp oturan kimsenin hac için ne zaman telbiye geti­receği soruldu da şöyle cevap verdi:

"İbni Ömer, Temuttu Haccı'na niyetlenmiş olarak geldiğinde terviye günü öğleyi kılıp bineği üzerine yerleştiği zaman telbiye getirdi." [318]

 

Zîlhicce'nin İlk On Gününün Fazileti

 

4151-Buhari, İbni Abbas (r.a.) 'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Resululîah (a.s.) şöyle buyurdu:                            

"İçlerinde iyi amelin Allah'a şu on günden daha sevimli olduğu günler yoktur. Sahabiler.

"Ey Allah'ın Resulü, Allah yolunda cihad da mı (daha sevimli değildir?" dediler.                                                                                              

Bunun üzerine Resululîah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah yolunda cihad da (daha sevimli değildir.) Ancak canıyla malıyla Çıkıp da geriye bunlardan hiç birini döndüremeyen kişi müstesnadır." [319]

 

4152-Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Amr'ın azatlısı Ebu Abdullah-(r.a.)'m şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Amr bize Beyt'i tavaf ettiğimiz sırada tahdis etti ve şöyle dedi:

"Resululîah (a.s) şöyle buyurdu:

"İçlerinde (iyi) amel Allah'a bu günlerden daha sevimli olan hiç bir gün yoktur.

(Ardından şöyle) soruldu:

"Allah yolunda cihad da mı (daha sevimli değildir)?"

Resululîah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah yoluna cihad da (daha sevimli değildir)? Ancak canı ve nahyla çıkıp da kanının özü dökülünceye kadar (savaşan ve) geri dönmeyen kişi müstesnadır."                                

Bir rivayet de ise şöyle gelmiştir:

"Ben Resululîah (a.s)'m yanında bulunuyordum. Bazı hatırlatmalarda bulundu ve şöyle buyurdu:

"İçlerinde (iyi) amel olan Allah'a şu on günden daha sevimli günler yoktur."

Ahmed bin Hanbel bu rivayetinde yukarıki hadise yakın bir hadis zikret­miştir. [320]

 

Bir Açıklama

 

Hadislerde geçen "on gün" den maksat; Zilhicce'nin ilk on günüdür.

 

4153-Bezzar, Cabir (r.a)'den Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu ri­vayet etmiştir:

"Dünya günleri arasında en faziletli (günler) on günlerdir"-Zilhicce'nin (ilk) on gününü kastediyor.

(Sonra şöyle) soruldu:

"Allah yolunda savaşılan günler de mi onlar gibi değildir?"

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah yolunda savaşılan günler de onlar gibi değil. Ancak (şehid olup da) yüzünü toprağa bulayan kimse hariç."

Resulullah (a.s) arefe gününden de bahsetti ve (bu gün için) de şöyle bu­yurdu:

"Övünme günüdür."

Bunun ardından da ilgili hadisi işledi." [321]

 

Bir Açıklama

 

Resulullah (a.s)'ın arefe günü için: "Övünme günüdür," ifadesi şu anlamdadır: Yani İzzet ve Celal sahibi olan Allah, Arafat'da vakfe yapan insanlarla meleklere karşı övünecektir. Çünkü bu vakfe, Hz. Adem (r.a) ve zürriyetinin yaratılışındaki sırrı ortaya koymaktadır.

 

4154-Taberani,   Kebir'de, Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"İçlerinde işlenen ameller on günlerden daha faziletli olan (başka) jüriler yoktur."

(Bunun üzerine şöyle) soruldu:

"Allah yolunda cihad da mı (daha faziletli değildir)?"

Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: ,-    "Allah yolunda cihad da." [322]

 

4155-Taberani, Kebir'de, İbni Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:   

"İçlerinde (işlenen) ameller Allah katında on günlerden daha saygın ve Allah'a daha sevimli olan başka günler yoktur, O halde, b günlerde çokça teşbih getirin, tehlil getirin, ("Lailahe illallah" deyin.) Hamd edin ve tekbir getirin." [323]

 

Arefe Gününün Fazileti

 

4156-MüsIim, Hz. Aişe (r.a)'den, Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Allah'ın, içinde kullarını ateşten daha çok azat ettiği arefe gününden başka bir gün yoktur. Ve (Allah (c.c) o gün) yaklaşıp (Arafat'da vakfe yapan kullarına) tecelli eder. Sonra da meleklerine karşı onlarla Övünür ve: "Bunlar ne istiyorlar?" der." [324]

 

4157-İmam  Malik,  Muvatta'da,  Talha bin Ubeydullah bin Keriz  (r.h.a)'den, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Şeytan arefe gününden başka bir gün içinde daha cılız, daha uzak, daha hor ve daha kinli olarak görülmemiştir. Bunun tek nedeni rahmetin (kullar üzerine) inişini ve Allah'ın büyük günahları affedişini görmesidir. Ancak Bedir günü görüldüğü hali hariç. Zira o gün Cibril (a.s)'i meleklere komuta ederken gördü." [325]

 

4158-İmam Malik, Muvatta'da, Amr bin Şuayb-ve Talha bin Ubeydul­lah bin Keriz'den babası ve dedesi vasıtasıyla Resulullah (a.s)'m şöyle bu­yurduğunu rivayet etmiştir:

"Duanın en faziletlisi arefe günü yapılan duadır. Benim söylediğim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz: "Lailahe illallahü vahdehû la şerikelehü. Lehü'l-mülkü, velehü'l-hamdü vehüve ala külli şey'in kadîr. (Allah'tan başka hiç bir ilah yoktur. O, tektir ve hiç bir ortağı yoktur. Mülk O'nundur; hamd O'na mahsustur. Ve O, her şeye gücü yeten­dir.)" [326]

 

4159-Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Amr (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) arefe günü en çok şu duayı okurdu:

"Lailahe illahü vahdehü la şerike lehü lehü'l-mülkü velehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir." [327]

 

4160-İbni  Hüzeyme,  Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz Allah gök ehline (meleklere) karşı Arafat ehliyle (vakfe ya­panlarla) övünür ve şöyle der:

"Kullanma bakın! Saçları dağınık ve tozlu bir halde (yolculuk yorgun­luğuna katlanarak) bana geldiler." [328]

 

4161-Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin el-As (r.a.)'dan, Hz. Peygam­ber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"İzzet ve Celal sahibi olan Allah arefe (günü) akşamı Arafat ehliyle (hacılarıyla) meleklerine karşı Övünür Ve şöyle der:

"Kullarıma bakın ! Saçları dağınık ve tozlu bir halde bana geldiler." [329]

 

Bir Açıklama

 

Arefe günü Arafat'da vakfe yapmak haccin farzlarındandır. Bu farziyet bir anlık bile olsa orada durmakla yerine gelir. Vakfe zamanı; dokuzuncu gün öğle namazı vaktinin girişinden, onuncu gün tan yerinin ağarmasına kadar de­vam eder. Bu süre zarfında hacca niyet etmiş olan bir kimse buradan geçse ya da baygın bir şekilde bir anlık bile olsa buraya uğrasa haccin farzını yerine getirmiş olur.

Fakat gündüzün bir kısmında gecenin de ne kadar az olursa olsun bir parçasında burada durmak vaciptir. (Yani Güneş'in batmasından önce gelip az da olsa Güneş'in batışından sonraya kadar burada beklemek vaciptir. (Çeviren)

Zevalden sonra ve öğlen ile ikindiyi burada cem'i takdim ile (öğle ile ikindi namazını öğlen vaktinde) kıldıktan sonra vakfeye başlaması, hac emirinin hutbesine kulak vermesi, Güneş batana kadar zikir ve dua ile meşgul olması, Güneş battığı zaman hacılarla beraber Müzdelife'ye doğru hareket etmesi, Rahmet Dağı üzerinde ya da ona yakın bir yerde vakfe yapması ve burada dua etmesi ise sünnettir. [330]

 

Kurban Gününün Fazileti

 

4162-Ebu Davud, Abdullah bin Kurt (r.a)'dan, Hz. Peygamber (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah katında günlerin en büyüğü; Kurban (bayramı) günüdür, sonra da Karr günüdür."

Sevr dedi ki:

"Karr günü; (kurban bayramının) ikinci günüdür..." [331]

 

4163-Taberani, İbni Ebu Evfa (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"O, şöyle derdi:

"Kurban (bayramı) günü haccı ekber günüdür. Bu günde kurban kesilir, kıllar dökülür, tırnaklar kesilir ve hacılar ihramdan çıkarlar." [332]

 

Bir Açıklama

 

Kurban bayramı günü yapılacak işler şunlardır:

Büyük Şeytan'ı taşlamak, kurban kesmek traş olmak ve tavaf etmek.

Bu günde yapılacak olan tavaf; haccı tamamlayan ifaza, başka bir deyimle ziyaret tavafıdır. Hacda farz olan tavaf budur. Bir kimse henüz tavaf etme­den Şeytan taşlama işini yapar, traş olur, kurbanını keserse kısmen ihramdan çıkmış kabul edilir. Bu durumda cinsi ilişki dışında her şey kendisine helal olur.

Ziyaret tavafım eda edince cinsî ilişki de dahil ihram nedeniyle kendisine haram olan her şey helale dönüşür. Böylece tamamen İhramdan çıkmış olur.

 

4164-Tirmizi, Hz. Ali bin Ebu Talib (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a Hacc Ekber'i sordum da: "Kurban (bayram) günüdür," cevabını verdi." [333]

 

4165-Ebu Davud, İbni Ömer (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah  (a.s) Veda Haccı'ndan kurban  (bayramı)  günü Şeytan taşlama yerlerinin arasında durdu ve:

"Bugün hangi gündür?" diye sordu. Sahabiler de: "Kurban (bayramı) günüdür," cevabını verdiler. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Bugün, Hacc-ı Ekber günüdür." [334]

 

4166-Buhari, İbni Şihab (r.a)'dan, o da Said bin el-Müseyyeb'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Said bin Müseyyeb (r.a) şöyle derdi:

"Kurban (bayramı) günü Hacc-ı Ekber günüdür."

İbni Şihab, Hamid bin Abdurrahman bin Avf vasıtasıyla Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle anlattığım aktarmıştır:

"Veda Haccı'ndan önce Resulullah (a.s)'m Hz. Ebu Bekir (r.a)'i hac emri tayin ettiği hacda Hz. Ebu Bekir (r.a) bana kurban (bayramı) günü insanlara:

"Dikkat (le dinleyin)! Bundan sonra hiç bir müşrik haccedemeyecek ve hiç bir çıplak Beyt'i tavaf edemeyecek," diye seslenen bir gurup (ilan gö­revlisi) arasında görev verdi."

İbni Şihab dedi ki: "Hamid de şöyle derdi:

"Ebu Hureyre'nirt bu hadisi nedeniyle, kurban (bayramı) günü Hacc-ı Ek-ber günüdür." [335]

 

MİKAT SINIRLARI (İHRAMA GİRME YERLERİ)

 

Genel Giriş

 

Yüce Allah Müslümanlara kıble olarak Kabeyi belirlemiş ve etrafını ken­dine özel hükümlere sahip apayrı faziletli olan bir mescidle çevirmiştir. Yüce Allah etrafmı çevirdiği Kabe'yi ayrıca kendine özel hükümlere ve önemli bir fazilette sahib, haram adı verilen bir bölgeyle, bu bölgeyi de yine kendine özel hükümlere sahip ve 'Hill1 adı verilen başka bir bölgeyle çevirmiştir. Öyle ki, ibadet amacıyla 'Hill' bölgesi sınırlarından ancak ihramlı olarak geçilebilir. 'Hill' bölgesi dışından gelen insanların bu bölge sınırlarını ancak hac ya da umre için ihrama girmiş olarak geçebilecekleri konusunda da fıkhi açıklamalar vardır. İşte ibadet amacıyla gelen kimsenin ihramsız geçemeyeceği bu sınırlara ihram sınırları ve mikat yerleri adı verilir.

"Mevakit," "miktar" kelimesinin çoğlu olup iş yapma zamanı ve yeri de­mektir. Burada; hacca ya da umre'ye niyet edecek kimsenin ihrama gireceği yer ya da zaman anlamındadır.

Her bölge için ayrı bir ihram yeri vardır. Ulemanın ortak görüşüyle hac ya da umre amacıyla gelen insanların ihrama girmeden söz konusu sınırları geçmeleri caiz değildir. Aksi taktirde kurban kesmek veya bu bölgeye geri dönmek gerekir.

Mikat sınırına gelmeden ihrama girmek ulemanın ortak görüşüyle caizdir.

Evleri mikat sınırları dışında olan ve buralardan geçmek zorunda olan insan­lara, "Afaki" adı verilir. Mekkeli olsun afaki olsun, Mekke de ikamet eden kimseler haram bölgesinden ihrama girerler. Hill bölgesinde oturan insanların ihram yerleri ise evlerinin odaları veya oturdukları yerle haram arasında arzu ettikleri herhangi bir yerdir. Afaklıların ihram yerlerine gelince; Medinelilerin mikatı; Zülhuleyfe'dir. Bugün burası Abarıali diye tanınır. Abariali Medine'den dokuz km, Mekke'ye 450'km. uzakta kalır. Şam, Mısır ve batı tarafından gele­ceklerin ihrama girecekleri yer; Cuhfe'dir. Cuhfe; Rabiğ köyünün biraz uzağından Tebuk'den Mekke'ye giderken yol üzerinde ve Mekke'ye 204 km. mesafede kalır.

Iraklıların ve Iraklı olmayıp doğu tarafından geleceklerin ihrama girecekle­ri yer; Zat-i Irk'dır. Burası Mekke'nin kuzey doğusunda ve Mekke'ye 54 km. mesafe bir dağdır. Yemenlilerin ihrama girecekleri yeri; Yelemlem'dir. Yelem-lem Mekke'nin güneyinde ve şehre 54 km. uzakta kalır. Mecd ve Ku-veyt'lilerin ihrama girecekleri yer de; Karnülmenazil'dir. Karnü'l-Menazil; Mekke'nin doğusunda ve şehre 54 km. uzaklıkta bir yerin ismidir. Bir kimse ihram sınırını ihrama girmeden geçerse kurban kesmesi gerekir. Fakat ih­ramını giymeden ihram sınırına geri dönerse, İmam Muhammed, Ebu Yusuf, Şafii ve Hanbelilere göre kurban üzerinden düşer.

İmam Ebu Hanife ise şu görüştedir: Bu durumda olan bir kimse mikat sınırına geri dönüp orada telbiye getirirse, üzerindeki kurban borcu düşer. Telbiye getirmez ise kurbanını kesmesi gerekir.

Bugün Şam'dan gelen hacılar genelde Medine halkının ihram yeri ile Cuhfe yolunu kullanıyorlar. Bu nedenle buradan gelecekler için her iki mikat da kul­lanabilirler. Çünkü İki mikata da uğrayan kimse İçin önemli olan, ikinci imam yerini ihramsız bir şekilde geçmemektir. Birincisinden ihrama girmesi ise en uygunu olur.

Bir kimse mikat sınırından haram bölgesi dışında kalmak amacıyla geçerse, herhangi bir şey gerekmez. Bir kimse iki mikatın ortasında kalırsa, örneğin karada, havada veya denizde iki İhrama girme yerinin arasında kalırsa araştırır. Şu kadar ki, bulunmuş olduğu yola en yakın olan mikat sınırını geçmeyecek şekilde yoluna devem eder. En yakın mikatı paraleline aldığında orada ihramınım giyer. Diğer mikat sınırı Mekke'ye daha uzak kalsa dahi... İki mikat sınırı kendisine aynı uzaklıkta ise, o zaman Mekke'ye en uzak olan mikat sınırının paralelinde ihrama girer. Girmiş olduğu yolun hangi mikata daha yakın düştüğünü bilemiyorsa, ihtiyatına göre hareket edip mikat sının ihramsız geçmediğinden emin olacağı bir yerde ihrama girer. Çünkü mi­kat sınırından önce de ihrama girilebilir. Ancak ihram sınırını geçmek caiz değildir. İhtiyat, şüpheye mahal bırakmayacak bir şeyi yapmaktır.

Yukarıda isimleri verilen yerlerden herhangi birinin hizasına denk düşmü­yor ise bu taktirde iki taraftan Mekke'ye 89 km. uzaklıkta ihrama girer. Çünkü bu rakamın altında mikat sının yoktur. Ulemanın çoğunluğuna göre Mekke'ye yeni giriş yapacak olan kimsenin ihramla girmesi müstehab'dır. İhramsız gir­mek ise mekruhtur. Buna göre bir kimse tekrarı gerekmiyecek bir ihtiyaç için, örneğin ticaret, ziyaret ve hasta ziyareti gibi tekrar girmesini gerektirmeye­cek ihtiyacı için Mekke'ye giriş yapsa, Şafii mezhebinin sahih olan görüşüne göre ihrama girmesi müstehabdır. Mutlak surette vacip değildir. İmam Malik ve Ahmed bin Hanbel'e göre bu kişinin ihrama girmesi gerekir. İmam Ebu Ha-nefe'ye göre de; şayet evi mikat sınırında ya da Mekke'ye yakın bir uzaklıkta ise ihramsız girebilir, aksi taktirde giremez.

Fıkıhçıların çoğunluğuna göre hill bölgesinde oturanlar için ihrama girme yeri; bulundukları yerdir. Ancak hill bölgelinde ikamet edenlerin mikat sınırına gidip oradan ihrama girmek, bulundukları yerde ihrama girmekten daha faziletlidir. Çünkü sahih hadislere uygun düşen budur. Kaldı ki, Hz. Pey­gamber (a.s) ve ashabı daima böyle yapmıştır. Yani mikat sınırından ihrama-na girmişlerdir. Onların en iyi olanı yaptıklarında ise kuşku yoktur. Ayrıca Hz. Peygamber (a.s)'in gerek Veda Haccı'nda, gerekse Hudeybİye umresinde mi-kat'dan ihrama girdiği icma ile sabittir. [336]

 

İHRAMA GİRME YERLERİ (MİKAT)

 

4167-Buhari ve Müslim, Abdullah bin Ömer bin Hattab (r.a)'dan Resu-lullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

"Medineliler Zülhuleyfe'de, Şamlılar Cuhfe'de, Necdliler Karn'da ihra­ma girip telbiye getirir."

İbnİ Ömer (r.a)'dedi ki:

"Bana bahsedildi, ancak ben Resulullah (a.s)'dan bizzat duymadım; Re-sulullah (a.s): "Yemenliler de Yelemlem'de ihrama girip telbiyeye başlarlar," buyurmuştur." [337]

 

4168-Müslim, Ebu Zübeyr (r.h.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Hz. Cabir (r.a)'e ihrama girme yerinden sorulmuştur -öyle zannediyo­rum ki, Hz. Peygamber (a.s)'e dayandırarak- şu cevabı verdi:

"Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu işittim:-

"Medinelilerin ihrama girme yeri; Zülhuleyfe'dir. Diğer yol Cuhfe'dir. Iraklıların ihrama girme yeri; Zat-ı Irk'dır. Necdlilerin ihrama girme yeri; Karm'l Menazil'dir Yemenlilerin ihrama girme yeri; Yelemlem'dir." [338]

 

4169-Ebu Davud, Hz. Âişe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) Iraklılar için Zat-ı Irk'ı mikat (yeri) kıldı."

Nesai'nin rivayeti ise şu şekildedir:

"Resulullah (a.s) Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şam ve Mısırlılar içi Cühfe'yi, Iraklılar için Zat-ı Irk'ı, Yemenliler için Yelemlem'i mikat (yeri) tayin etti." [339]

 

4170-Ebu Davud, Haris vasıtasıyla Amr es-Sehmi (r.a)'nin şöyle an­lattığım rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) Mina'da -Ya da: Arafat'da -iken yanma vardım; halk etrafına toplanmıştı. Bedeviler gelip : "Bu, mübarek yüzdür," diyorlardı. (İşte o gün) Zat-ı Irkı Iraklılara mikat (yeri) tayin etti." [340]

 

Mikat Sınırlarının İçinde Oturanların İhrama Girecekleri Yerler

 

4171-Muvatta ve Tirmizi hariç Kütüb-i Sitte sahipleri, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şamlılar için Cühfe'yi, Necdliler için Karnü'l-Menazü'i, Yemenliler için Yelemlem'i mikat (yeri) tayin etti."

(İbni Abbas şöyle devam etti):

"Bu yerler, yöre halkı için ve oraya başka yerlerden hac ve umre amacıyla gelenler için inikat yerleridir. Bu mikat yerlerinin berisinde bulu­nanlar için ihrama girme yeri, bulunduğu yerdir. Hüküm bu şekilde devam eder. Hatta Mekkeliler, Mekke'den ihrama girerler."

Bir rivayette ise son cümle şöyle gelmiştir:

"Bu yerlerin berisinde olanlar ise karar verdikleri yerden ihrama girer­ler. Hatta Mekke'den ihrama girerler." [341]

 

Mikatdan Geçmeyecek Olanlar, Mikat Hizasında İhrama Girebilirler

 

4172-Buhari, Abdullah bin Ömer bin Hattab (r.a)'ın şöyle anlattığım ri­vayet etmiştir:

"Şu iki şehir (Basra ile Küfe Hz. Ömer zamanında) fethedildikleri Zaman (bu iki şehirde oturan halk) Hz. Ömer (r.a)'e geldiler ve:

"Ey mü'minlerin erniri, şüphesiz Resulullah (a.s) Necdliler için Karn'i mikat (yeri) tayin etti. Halbuki burası (Mekke'ye gelirken) bizim yolumuz­dan sa-padır. Eğer biz Karn'dan ihrama girmek istersek, bu bize zor gelir. (O halde ne yapmalıyız)?" dediler. Hz. Ömer (r.a):

"Öyle ise siz yolunuzdan Karn'm hizasında bir noktaya bakıp oradan ih­rama girin/1 dedi. Ardından da Zat-ı Irk'ı onlar için mikat tayin etti." [342]

 

4173-İmam Malik, Nafi (r.h.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Ibni Ömer (r.a) Fur'u'dan ihrama girmiştir." [343]

 

4174-İmam Malik, kendisine; Resulullah (a.s)'in umre için Cu'rane'den ihrama girmiş olduğunun ulaştığım rivayet etmiştir. [344]

 

Mikatdan Önce De İhrama Girilebilir

 

4175-İmam Malik, güvenilir kabul ettiği bir raviden şu şekilde rivayet etmiştir:

"İbni Ömer hac için İlya'dan ihrama girmiştir." [345]

 

 

4176-Buhari, muallak olarak Hz. Osman bin Affan (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Hz. Osman (r.a) kişinin Horosan ve Keruman'da ihrama girmesini mekruh görmüştür."

Bir Açıklama

Sünnete muhalif olması ve nefsi zorluğa sokup ihram yasağına gereken il­giyi gösterememe ihtimalinin yüksek olması nedeniyle uzak yerlerde ihrama girmek mekruh kabul edilmiştir. [346]

 

İFRAD, KIRAN VE TEMETTÜ HACCI HAC VE UMRENİN FESHİ

 

Genel Giriş

 

Beytullah'a saygı takvaya alamettir.Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Durum öyledir. Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır." [347]

Beytullah'a yönelip namaz kılmak, hac ve umre yapmak ve etrafında tavaf etmek Kabe'ye saygının Önde gelen göstergelerindendir. Harem-i Şerif de otu­ranlar her zaman umre yapma imkanına sahiptirler. Fakat Harem-i Şerifde ikamet etmeyen insanların umre yapma fırsatını her zaman ele geçirme im­kanları yoktur. Hatta genellikle hac dışında umre yapamazlar. İşte Allah'ın in­sanlara imkan tanıyıp tek ihramla hac ve umre yapmalarına izin vermesi, on­lara olan merhametinin göstergesidir. Böylece insan hac ve umre ibadetini aynı anda yerine getirmiş olur. Bunun yanısıra kişi önce umre için ihrama girip umre yapmak, sonra ihramdan çıkıp hac için yeniden ihrama girme imkanına da sahiptir. Bu durumda Temettü Haccı yapmış olur. Bunları yapmayıp sa­dece hac için de ihrama girebilir. Bunların hepsi insanlara birer kolaylıktır.

Mesela Hacc-ı İfrad'a niyet eden bir kimse için, Hacc-ı Temettü ve Hacoı Kıran'da olduğu gibi kurban veya oruç vacib değildir. Öte yandan Temettü Haccı'na niyet eden bir kimse umresini eda edip ihramdan çıktığı zaman koku sürünmek, cinsi ilişkide bulunmak gibi ihram nedeniyle kendisine haram olan tüm ihram yasakları helale döner. Yani Yüce Allah insanların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak suretiyle; ifrad, temettü ya da kıran olmak üzere üç ko­nuda tercih yapmalarına imkan sağlamıştır.

Fıkıhçılarımız bu üç çeşit hac arasında hangisinin daha faziletli olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Ancak bu üç çeşit haccın herbiri-nin hac ibadetini eda anlamında olması noktasında icma'a varmışlardır. Ha-nefilere göre daha zor olması ve Hz. Peygamber (a.s)'in hadislerinde övülmesi nedeniyle kıran haccı daha faziletlidir.

Hanbelilere göre sünnet olması nedeniyle temettü haccı, diğerlerine göre de hacca saygı taşıması nedeniyle ifrad haccı daha faziletlidir. Temettü ya da kıran haccı'na niyet edenlerin imkanları varsa kurban kesmeleri gerekir. Bura­daki kurban, şükür kurbanı olduğundan Hanefilere göre sahibi ondan yiyebilir. Şâfiilere göre ise hacı bu kurbandan yiyemez.

Hanefi mezhebine göre Kıran Haccı'na niyet etmiş olan bir kimse Mekke'ye girmeden Arafat'a yönelse vakfeye durmakla umreyi terketmiş ola­cağından kıran nedeniyle üzerine vacib olan kurban düşer. Ancak terkettiği umre nedeniyle ceza kurbanı gerekir. Bu kurbandan yemek caiz olmadığı gibi terkedilen umrenin de kazası gerekir. Çünkü ona başlamakla bu ibadeti ken­dine vacib kılmıştır, Vacib kıldığı şeyi tamamlamadığından dolayı da kazası gerekir.

Kıran ya da Temettü Haccı'na niyet etmiş bir kimse hedy (kurban) bula­maz ise üçüncü günü arefe gününe denk gelecek şekilde hacda üç gün, mem­leketine dönünce de yedi gün oruç tutar. Haccı tamamladıktan sonra bu yedi günü Mekke'de de tutabilir.

Kurban kesmeye gücünün yetmesi Mekke'de bulunduğu sırada önemlidir. Buna göre Mekke'de kesecek kurban bulamaz ise oruca geçebilir. Memleke­tinde kesme imkam bulunsa bile yine de oruç tutabilir. Çünkü kurbanın vacip-liği belli bir vakit içerisinde söz konusudur. Vacipliği vakitle sınırlı olan iba­detler ise kendi yerinde muteberdir. Örneğin suyun temizleyiciliği gibi. Su bu­lunmayınca suyun temizleyici özelliği toprağa geçer.

Orucu peşpeşe tutmak şart değildir. Ancak peşpeşe tutulursa mendub olur.

Dört mezhebin ittifakıyla; Kıran ya da Temettü Haccı'na niyet eden kimse, hacda tutmadığı üç günlük orucu hacdan sonra tutar. Ulemanın çoğunluğuna göre bir kimse oruca başlayıp sonra kurbana gücü yeterse, kendisi isteme­dikçe orucu bırakıp kurban kesmesi gerekmez. Çünkü söz konusu oruca kur­ban bulamadığı için başlamıştır.                                     

Kadın, Temettü Haccı'na niyet edip umre tavafına başlamadan aybaşı hali

olursa, tavaf edemez. Çünkü Beytullah'ı tavaf etmek namaz kılmak gibidir. Kaldı ki, aybaşı halinde kadın camiye giremez. Bu durumda kadın haccını kaçıracağından endişe ederek, umreyle beraber hac için yeniden ihrama girer ve Kıran Haccı yapmış sayılır. Kıran ve Temettü Haccı'nda kesilen kurban şükür kurbanı mıdır, yoksa ceza kurbanı mıdu"? konusunda Hanefilerle Şafiiler arasında görüş ayrığı vardır. Hanefilere göre bu kurbanın bayram günü dışında kesilmesi caiz değildir. Şâfiilere göre ise bundan önce de kesilebilir.

Hanefi mezhebine göre bayram günü kesilen kurbanlardan bütün insanlar yiyebilir. İnsanlar mezheblerin bu görüşlerini birleştirip kurbanları bayramdan önce kesip yemeye başladılar. Ulemanın çoğu da bunda bir sakınca görmemiştir. Netice itibariyle bir azınlık hariç, insanlar bileniyle bilmiy^niyle hac sırasında genelde alimlerin görüşlerini birleştirmektedirler. [348]

 

ÎFRAD HACCI

 

4177-Buhari ve Müslim, Muhammed bin Abdurrahman bin Ebu Bekir (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"O, şöyle anlatıyor:

"Bana Iraklı bir zat Urve bin Zubeyr'e şöyle bir soru sormamı söyledi:

"Bir kimse hac niyetiyle ihrama girse tavaf ve sa'y ile ihramdan çıkabilir mi, çıkamaz mı?" Eğer Urve; "çıkamaz," derse, sen de; "bir zat "çıkabilir," diyor," dersin" dedi."

İbni Abdurrahman dedi ki:           V4j

"Bu soruyu Urve'ye sordum. Urve cevaben şöyle dedi:

"Hac niyetiyle ihrama giren kimse yalnız haccım tamamlamakla ihram­dan çıkabilir." Ben:

"Birisi buna cevaz veriyor. Buna ne dersin?" dedim. Urve: "Bu adam ne kötü söylemiş," dedi.

Iraklı zat bana rast geldiğinde kendisine Urve'nin bu cevabım anlattım. Bu defa Urve'ye:

"Birisi Resulullah (a.s)'ın böyle yaptığını haber veriyor ve Esma ile Zübeyr de bu işi yapmışlardır. Onların durumları ne olacak?" diyor," diye sormamı rica etti. Ben Urve'ye gelip böylece söyledim. Urve bana: "Bu adam kimdir?" diye sordu. Ben de: "Bilmiyorum," dedim. Bunun üzerine Urve:

"Bu adam niçin kendi gelip sormuyor? Zannedersem bu Iraklıdır, Ben de:

"Bilmiyorum," dedim. Urve:

"Bu adam yalan söylemiştir, Resulullah (a.s) hac etmiştir. (Fakat feshetmemiştir). Nitekim bana Hz. Aişe (r.a) şöyle haber verdi: dedi.

"Hz. Peygamber (a.s) Mekke'ye geldiğinde eda etmeye başladığı ilk ibadet olmak üzere abdest aldı. Sonra Beyt'i tavaf etti. Sonra Hz. Ebu Bekir (r.a) de hac etti. Onun da başladığı ilk ibadet tavaf idi. Sonra bu tavaf umre olmadı. (Yani onlar bunu umreye çevirip ihramdan çıkmadı). Sonra Muaviye ve Abdullah bin Ömer de (Hz. Peygamber (a.s.) gibi) haccettiler. Sonra ben ba­bam Zübeyr bin Avvam'ın beraberinde hac ettim. Onun da ilk başladığı hac işi tavaf idi. Sonra Muhacirleri ve Ensar'ı gördüm. Onlar da böyle yapıyor­lardı. Sonra (onlarınki de) umre olmadı. Sonra son olarak böyle yaptığımı gördüğüm kişi İbni Ömer'dir. Sonra İbni Ömer de haccım umreyle feshet­medi. İşte İbni Ömer yanlarında duruyor, (gidip sorsalar ya) niçin gidip sor­muyorlar?

Geçmişte buraya gelen hiç kimse haccım umreye çevirmemiştir. Ayaklarını bu toprağa bastıklarında ilk olarak tavaftan başka bir şeyle başlamıyorlardı. Sonra da (bunu umre sayıp) ihramdan çıkmıyorlar di. Ben annemi ve teyzemi (Esma ve Hz. Aişe r.a)'yi de gördüm. (Onlar Mekke'ye) geldiklerinde Beyt'i tavafdan başka bir şeyden başlamamışlardı. Evvela Beyt'i tavaf ediyorlardı. Sonra da (bunu umre sayıp) ihramdan çıkmıyor-lardı. Anam (Esma binti Ebu Bekir) de bana: "Kendisinin ve kız kardeşi (Hz. Aişe)'nin, Zubeyr'in, fulan ve fulan zatların sadece umre niyetiyle (Beyt'e) yöneldiklerini ve Hacer'i Esved'e elleriyle dokundukları zaman (tavaf ve sa'yı tamamladıktan sonra) ihramdan çıktıklarını ha er verdi. O nedenle bu zat bahsettiği konuda yalan söylemiştir," dedi."

Bir rivayet de yukarıdakinin biraz kısaltılmış şeklidir. Burada Hz. Osman (r.a)'ın da Hz. Ebu Bekir (r.a) gibi yaptığı ifade edilmiş, ancak başında Iraklı zatdan bahsedilmemiştir. [349]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Hadiste ifade edilmek istenen şudur: Hz. Peygamber (a.s) Beytullah'ı ta­vaf etmiş, fakat O'nun bu tavafı umre tavafı değil hac için kudüm tavafı idi.

İmam Nevevi, Müslim Şerhi'nde bu hadis için şunları söylemiştir:

1. (Fe'tasaddanir-Recülü): Yani yanıma yanaşıp bana sordu. Bu cümle bütün nüshalarda bu şekilde yani nunlu olarak yer almıştır. Fakat sözlükte "Tasaddaliy" olarak, lam ile meşhurdur.

2. Hadis Müslim'in basılmış tüm nüshalarında 'Lemyekün gayrehü" şekilde gelmiştir.

Bu kelime Müslim'in tüm nüshalarında bu şekilde yani noktalı ayın ve ya ile "gayrehü" şeklinde yer almıştır.

Kadı Iayz şöyle der:

"Müslim'in bütün nüshaları aynıdır. Fakat bu kelime aslından çevril­miştir. Esas cevap: "Lemtekün Umreten" idi. Yani noktasız ayın ve mim'li idi.

Anlaşıldığı kadarıyla bu soruyu Urve'ye yönelten kimse, haccm umreye çevrilmesini caiz gören mezhebin görüşü hakkında soru yöneltmiş, Urve de bu soruyu Hz. Peygamebr (a.s)'in Veda Haccı'yla delil getirerek yanıtlamıştır. Yani Urve kendisine; ne Hz. Peygamber (a.s)'in, ne de O'ndan sonraki insan­ların böyle bir şey yapmadıklarını bildiri vermiş tir."

3. Hadisden çıkan hüküm; hac için ihrama girmiş olan bir kimse Mekke'ye giriş yaptığı zaman Kudüm tavafından başlaması, bundan önce başka bir şey yapmaması ve 'tehiyyetü'l-mescid' namazı kılmaması gerekir. Bize göre bütün bunlar görüş birliği içinde olduğumuz konulardır.

Hadisde geçen: "Yedaûne akdamehüm"; Mekke'ye ulaştıkları zaman "anlamındadır.

"Sonra ihramdan çıkmıyorlardı" ifadesi açıkça gösteriyor ki; Yukarıda da işlediğimiz gibi sadece kudüm tavafı yapmakla ihramdan çıkmak caiz değildir."

4. Hacer-i Esved'e dokundukları zaman ihramdan çıktılar, "ifadesi tevil edilmiştir. Çünkü (Arapça şekliyle) Rükün'den maksat, Hacer-i Esved'dir. Ona dokunma işi ise tavafdan Öncedir. Müslümanların icmaıyla sadece Ha­cer-i Esved'e dokunmakla ihramdan çıkılmaz. Bunun anlamı şöyledir : "Hacer-i Esved'e dokunup tavaf, sa'y, traş ya da kısaltma işlerini yaptılar ve böylece ihramdan çıktılar."

Hadisde olmayan bu cümleleri takdir etmek gerekir. Zaten hazfedilmesi de bu işlerin çok meşhur olmasından dolayıdır. Kaldı ki, ziyaret tavafından önce ihramdan tam anlamıyla çıkılamayacağı konusunda alimlerimizin icma'i söz konusudur.

Hacer-i Esved'e dokunanlardan maksat Hz. Aişe (r.a)'nin dışmdaki-lerdir. Çünkü Hz. Aişe (r.a) Veda Haccı'nda vakfeden önce Hacer-i Esved'e dokunamamış, aksine bayram gününden önce kadınlık halinde olması onun tavaf yapmasına mani olmuştur.

Esma binti Ebu Bekir'in: "Ben, kız kardeşim Aişe, Zübeyr, fulan ve fulan umre yaptık. Hacer-i Esved'e dokunduğumuz zaman ihramdan çıktık. Son­ra hac için yeniden ihrama girdik," ifadesi de aynıdır. Burada da maksad Hz. Aişe (r.a)'nin dışmdakilerdir. Bunu Kadı Iyaz bu şekilde yorumlamıştır. Yani maksad, bu insanların Veda Haccı'nda hadisin başında bahsedildiği şekilde Hz. Peygamber (a.s)'le birlikte hac ettiklerini ortaya koymaktır. Bura­da bahsedilenler Hz. Aişe (r.a) dışında fesih umresi için ihrama giren saha-bilerdir. Hz. Aişe (r.a)'nin istisna edilmemesi ise kıssasının meşhur ol­masına binaendir. "

Kadı Iyaz şöyle demiştir:

"Esma binti Ebu Bekir, Hz. Aişe (r.a)'nin hacdan sonra kardeşi Abdurrahman'la beraber yapmış olduğu umresine işaret etmiş de olabilir," yorumu da yapılmıştır."

 

4178-İmam Malik, Muvatta'da, Hz. Aişe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) ifrad haccı yapmıştır." Nesai'nin rivayeti de şöyledir:

"Resulullah (a.s) hac için telbiye getirip ihrama girmiştir." [350]

 

4179-MüsIim,   Abdullah bin Ömer bin Hattab (r.a)'in şöyle dediğim ri­vayet etmiştir:

"Biz Resulullah (a.s)'la birlikte tek hac için telbiye getirip ihrama girdik." Diğer bir rivayet de şöyledir:

"Resulullah (a.s) tek hac için telbiye getirip ihrama girdi." [351]

 

4180-Imam Malik, Muvatta'da, Abdullah bin Ömer bin Hattab (r.a)'dan, Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Haccmızla umre'nizin arasını ayırın. Zira böyle yapmak, sizden birinin haccmın daha mükemmel olmasını sağlar. (Birinizin) umre'sinin mükem­mel olması da onu hac ayları dışında yapmasına bağlıdır." [352]

 

4181-Müslim, Cabir bin Abdullah ve Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin şöyle anlattıklarını rivayet etmiştir:

"Biz Hz. Peygamber (a.s)'le birlikte hac için avazımızın çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek (Mekke'ye) geldik." [353]

4182-İbni Huzeyme, Ebu Sa'd (r.a)'in şöyle anlattığım rivayet etmiş­tir:

"Resulullah (a.s)'la birlikte (hac görevimizi yerine getirmek üzere Mekke'ye doğru yola) çıktık. Nihayet (varıp) Beyt'i tavaf ettiğimizde Resu­lullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yanında kurban (hedy) getirenlerin dışındakiler, umre yapıp ihramdan çıksınlar."

 (Ebu Said devamla) şöyle dedi:

"Bunun üzerine biz ibadetimizi umre'ye çevirdir. Terviye günü gelince de, hac için yüksek sesle telbiye getirerek ihrama girdik ve Mina'ya doğru hareket ettik." [354]

 

KIRAN HACCI

 

4183-Tirmizi, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) hac ve umreyi birleştirdi ve her ikisi için tek tavaf ^ yaptı." [355]

 

Bir Açıklama

 

Cami' muhakiki şöyle demiştir:

"Kıran haccına niyet eden bir kimseye tek tavaf yeterlidir," görüşünde olan alimler bu hadisi delil göstermişlerdir. Ulemanın çoğunluğunun görüşü böyledir."

Tirmizi der ki:

"Hz. Peygamber (a.s)'in ashabından ve tabiin ulemasından bazıları amel­lerini bu hadise göre yapmışlardır. Onlar: "Kıran Haccı için ihrama girmiş bir kimse tek tavaf yapar," görüşündedirler. Şafii, Ahmed bin Hanbel ve

İshak da bu görüştedir. İmam Sevri ve Kürelilerin görüşü de bu hadis üzeredir."

İmam Nevevi de şöyle der:

"Bu görüş, Hz. Ali bin Ebu Talib (r.a), İbni Mes'ud, Şa'bi ve Nehai'den de rivayet edilmiştir."

Hafız İbni Hacer, Fethü'I-Bari'sinde der ki:

"Hanefiler ise Hz. Ali (r.a)'den nakledilen: "Hz. Ali (r.a) hac ve umresini birleştirip ikisine ayrı yarı tavaf ve ayrı ayrı sa'y yaptı. Sonra da: "Ben Resu­lullah (a.s)'ın böyle yaptığını gördüm," dedi," hadisini delil göstermişlerdir.

Abdurrazzak, Darekutni ve diğer hadis imamlarına göre bu hadisin Hz. Ali (r.a)'den gelen isnadları zayıftır. Buna benzer bir hadis îbni Mesu'd'dan, bir diğeri de İbni Ömer'den yine zayıf isnadla rivayet edilmiştir. Hadisin senedinde Hasan bin Ümare adında bir ravi yer almaktadır ki, bu zatın ri­vayeti terkedilmiştir. Oysa Buharı ve Müslim'in sünenlerinde, Hz. Ali (r.a)'den tek tavafta yetinileceğine dair bir çok isnadla rivayet edilen hadisler bulunmaktadır."

Beyhaki der ki:      

"Hz. Ali (r.a)'nin iki ayrı tavaf yaptığına ilişkin hadis doğruysa, bunlar; kudüm ve ziyaret tavaflarıdır, şek&rrae

İmam Nevevi der ki:              

Alimlerin genelinin goruşu de böyledir.

 

4184-Ebu Davud, Bera bin Azib (r.a)'in şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

"Ben, kendisini Resulullah (a.s) Yemen'e vali tayin ettiği zaman Hz. Ali (r.a)'nin yanındaydım. Onun yanında kilolarca (mal) kazandım. Hz. Ali Re~ sulullah (a.s)'m yanına (Medine'ye) geldiği zaman Hz. Fatıma (r.a)'yı evi güzel kokulandırmış bir halde buldu. Ve kızdı. Hz. Fatıma (r.a.) dedi ki:

"Sana ne oluyor da (ihramdan çıkmıyorsun)? Oysa Resulullah (a.s) as­habına (ihramdan çıkmalarını) emretti, onlar da ihramdan çıktılar."

(Hz. Ali) dedi ki: "Ben de ona:

"Ben, Hz. Peygamber (a.s) ne niyetle girdiyse o niyetle ihrama girdim. (Halbuki O, ihramdan henüz çıkmamıştır)" dedim."

Hz. Ali (r.a.) şöyle devam etti:

"Ardından Hz. Peygamber (a.s)'in yanına geldim. Bana: "(İhrama girerken) nasıl hareket ettin?" diye sordu. Ben de:

"Hz. Peygamber (a.s)'in ihrama girdiği gibi girdim," cevabını verdim. Hz. Peygamber (a.s):

"Ben hedy kurbanlığı gönderdim ve (hac ile umre'yi) birleştirdim," bu­yurdu ve bana şu emri verdi:

"Sen kurbanlardan 67'sini yahut 66'sını kes, 33'ünü yahut 34'ünü ken­dine bırak ve (kestiğin) her deveden biraz (et parçası) da bana ayır."

Nesai'nin rivayeti ise şu şekildedir:

"Ben, Resulullah (a.s) Yemen'e vali tayin ettiği zaman Hz. Ali bin Ebu  Talib (r.a) ile beraberdim. Hz. Ali (r.a), Hz. Peygamber (a.s)'in yanına geldiği zaman -Bundan sonrasını Hz. Ali (r.a) anlatıyor-:

"Resulullah (a.s)'a geldim. Resulullah (a.s) bana:

"(İhrama girerken) nasıl hareket ettin?" diye sordu. Ben de:

"Sizin girdiğiniz gibi ihrama girdim," dedim. Resulullah (a.s):

"Ben hedy kurbanlığı gönderdim ve (hac ile umreyi) birleştirdim," buyurdu."

Hz. Ali (r.a) dedi ki:

"Resulullah (a.s), ashabına hitaben:

"Ben, bıraktığım gibi (bir fırsatı) tekrar bulsaydım yapardım. Fakat ben hedy kurbanı gönderdim ve (hac ile umreyi) birleştirdim/' buyurdu." [356]

Yine Nesai'ye ait diğer bir rivayet de yukarıdaki rivayetin bir benzendir. Ancak bu rivayetde bir öncekinden farklı olarak Ebu Davud'un rivayetinde olduğu gibi misk kokularından söz edilmiştir. [357]

 

4185-Buharî ve Müsiim, Enes bin Malik (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Bekir bin Abdullah şöyle dedi:   

"Enes bin Malik (r.a) dedi ki:

"Hz. Peygamber (a.s)'i hac ve umre için ikisi bir arada (ihrama girmiş) telbiye getirirken işittim."

Bekir dedi ki:

"Ben bunu Abdullah bin Ömer (r.a)'e söyledim. Bana:

"Hz. Peygamber (a.s) sadece hac için telbiye getirdi," dedi. Sonra (tekrar) Enes (r.a)'le karşılaştım ve İbni Ömer (r.a)'in söylediğini kendisine aktardım Bana:

"Harhalde bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resulullah (a.s)'ı umre ve hac için "Lebbeyk!" derken işittim," dedi."

Müslim'in bir rivayetinde hadis yukarıdakinin aynısıdır. Ancak son cümle şöyledir:

"Ben Resulullah (a.s)'ı her ikisi için ihrama girmiş olduğu halde; "Umre ve hac olmak üzere "Lebbeyk" derken işittim," dedi." [358]

Dİğer bir rivayetde de: "Umre ve hac için Lebbeyk," derken işittim," şeklinde gelmiştir. [359]

Ebu Davud [360] ve Nesai [361] Müslim'in birinci rivayetine yer vermişlerdir.

Tirmizi'nin rivayetinde de bu cümle şöyle gelmiştir:" "Ben, Resulullah (a.s)'ı hac ve umre için "Lebbeyk !" derken işittim." [362]

 

Bir Açıklama

 

 İmam Nevevi der ki:                                             

"Kıran Haccı'nın daha faziletli olduğu görüşünü savunan ulema, delil olarak Resulullah (a.s)'m: "Hac ve umre için Lebeyk "sözünü ileri sürmek­tedir. Fakat Hz. Peygamber (a.s)'in haccı konusunda sahih ve tercih edilen görüş şudur:

"Hz. Peygamber (a.s) ilk ihrama girdiğinde İfrad Haccı'na niyet etmiş idi. Daha sonra ise umre için ihrama girmiş ve böylece kıran hacısı sayılmıştır."

Biz bu konuda rivayet edilen hadisleri en güzel bir şekilde birleştirdik. Şöyle ki: İbni Ömer'in bu konudaki hadisi Aleyhi's-Salatü Ves-Selam Efen­dimizin ihramının başını, Enes bin Malik'in hadisi de sonlarını ya da ihram esnasını anlatıyor olmalıdır. Yani Enes bin Malik (r.a) Hz. Peygamber (a.s)'in Hacc-ı İfrad'a niyet ettiğini duymamış olmalıdır. Enes hadisinin diğer bir çok rivayetlerle uyum içinde olabilmesi için bu veya buna yakın bir tevilin yapılması şarttır."

En iyisini Yüce Allah bilir.

 

4186-Nesai, Enes bin Malik (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "O, şöyle anlatıyor:

"Resulullah (a.s) (Mekke'ye doğru) yola çıktı. Biz de O'nunla beraber yola çıktık. Zülhuleyfe'ye vardığında (bineğinden indi ve) öğle namazını kıldı. Sonra bineğine bindi. Bineği kendisini Beyda Tepesi'nde yukarı kaldırınca hac ve umre için bir arada telbiye getirip ihrama girdi. Biz de O'nunla bera­ber telbiye getirip ihrama girdik. Resulullah (a.s) Mekke'ye varınca (Bey-tullah'ı tavaf etti) biz de (O'nunla beraber) tavaf ettik. Resulullah (a.s) (tavaf ve sa'y'dan sonra) insanlara ihramdan çıkmalarını emretti. O'nun bu emri nedeniyle insanlar (hac için ihrama girmişken onu umreye çevirmekten) korktular). Bunun üzerine Resulullah (a.s):

"Yanımda hedy kurbanı getirmemiş olsaydım (ben de) ihramdan çıkar­dım," buyurdu ve insanlar ihramdan çıktılar. Hatta hanımları ile cinsi münasebette bile bulundular. Resulullah (a.s) ise kurban (bayramı) gününe kadar ihramdan çıkmadı, saçını da kısaltmadı."

Ebu Davud'un rivayeti ise şöyledir: "Enes (r.a) anlatıyor:

"Resulullah (a.s) gece sabaha kadar orada -Yani Zülhuleyfe'de-kaldıktan sonra (devesine) bindi ve (devesi) kendisini Beyda Tepesi'nde yukarı kaldırınca: "Elhamdülillah, sübhanellah ve Allahü Ekber," dedi. Sonra da hac ve umre için ihrama girdi. İnsanlar da hac ve umre için ihrama girdiler. (Mekke'ye gelince halka emretti, onlar da ihramdan çıktılar. Bu hal terviye gününe kadar devam etti.) Resulullah (a.s) haccı ifa edince kendi eliyle ayak­ta olduğu halde yedi deve kesti." [363]

Buharinin rivayeti de bir önceki rivayetin benzeridir. [364]

 

4187-Tabarani,   el-Kebir ve el-Evsat'da, Hirmas (r.a)'m şöyle an­lattığını rivayet etmiştir:

"(Deve üzerinde) babamın terkindeydim. Bu sırada Hz. Peygamber (a.s)'i deve üzerinde: "Hac ve umre için beraberce; "Lebbeyk," derken gördüm." [365]

 

4188-Ebu Davud, Ebu Vail (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Subey bin Mabed, şöyle anlatıyor:

"Ben, Hristiyan bir Araptım. Daha sonra Müslüman oldum. Kendi aşire­timden Hüzeym bin Sürmele adında bir adama gelerek:

"Yahu ben gerçekten cihada düşkünüm, hac ve umrenin üzerime farz olduğunu gördüm. İkisini birlikte yapsam nasıl olur?" diye sordum. Bana:

"İkisini beraber yap. Sonra da kolayına gelen bir kurban kes," dedi.

Bunun üzerine hac ve umre için ihrama girdim. Uzeyb (denilen yere)'e gelince Selman bin Raiba ve Zeyd bin Suhan ile karşılaştım. Ben hacla umre için ihama girmiş durumdaydım. (Beni bu durumda görünce) birisi diğe-

rine:

"Bu adam devesinden daha anlayışlı değildir/'dedi. (Bunu duyunca) san­ki üzerime dağ yıkılmış zannettim. Hz. Ömer bin Hattab (r.a.)'a kadar gelip:

"Ey müminlerin emiri, ben Hristiyan bir Araptım ve Müslüman oldum. Cihada çok düşkünüm. Hac ve umrenin üzerime farz olduklarını gördüm. Bunun üzerine kavmimden bir adama gelip (durumumu anlattım) Bana: "ikisini birleştir ve kolayına gelen bir hayvan kes," dedi. Ben de ikisi için bir­den ihrama girdim," dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) bana:

"Peygamber (a.s)'in umresine uyma konusunda irşad edilmişsin," diye cevap verdi." [366]                                  

 

Bir Açıklama

 

Beyhaki dedi ki:

"Bu hadis. Hacc-ı Kiran'm caiz olduğunu gösteriyor."

Hac ve umreyi bir arada yapanlar için bir tavaf ve sa'y yeterlidir.

 

4189-Tirmizi, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir;

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim hac ve umre için ihrama girerse, bu iki ibadet için tek tavaf ve tek isa'y yapması yeterlidir. Sonunda da ikisinin ihramından birden çıkar." Nesai'nin rivayeti ise şöyledir:

"îbni Ömer (r.a) hac ve umre'yi birleştirip ikisi için tek tavaf yaptı ve: *Ben, Resulullah (a.s)'ı böyle yaparken gördüm," dedi." [367]

Buhari ve Müslim'e ait rivayetler de şöyledir:

"Ibni Ömer (r.a) şöyie derdi:

"Kim hac ve umreyi bir arada yaparsa, bir tavaf yapması yeterlidir ve ih­ramdan çıkmaz. Sonunda ikisinin ihramından birlikte çıkar." [368]

 

4190-İmam Malik, Muvatta'da, Nafi (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Haccac-ı Zalim, Abdullah bin Zübeyr (r.a)'le savaşmak üzere (Mekke'ye) indiği zaman, Abdullah bin Abdullah ile Salim bin Abdullah (geldiler ve) Abdullah bin Ömer (r.a)'le konuştular. Kendisine:

"Bu yıl haca terk etmen sana bir zarar vermez. Zira biz, halk arasında savaşa çıkıp seninle Beyt arasına girileceğinden korkarız," dediler. Abdullah bin Ömer:

"Benimle Beyt araşma girilip bir engel çıkarılırsa, ben de Kureyş'in Resu-lullah (a.s)'la Beyt arasına girdiği zaman O'nun yaptığını yaparım. Şahid olun; şu anda umre'ye niyet ettim !" dedi ve kalkıp yola çıktı. Zülhulefe'ye vardığında umre'ye niyet ederek ihram giyip telbiye getirdi. Sonra şunu söyledi:

"Yolumu serbest bırakırlarsa umre'mi tamamlarım, Beyt'le aramda en­gel olurlarsa Resulullah (a.s)'ın yaptığı gibi yaparım. Sonra şu âyeti okudu:

"Resulullah'da sizler için güzel örnek vardır." [369]

Sonra yoluna devam etti. Beyda sırtına vardığında:

"Bunların ikisinin hükmü de aynı. Eğer benimle umrem arasına girip engel olunursa, haccıma da engel olmuşlar demektir. Şahid olun: Umreyle birlikte hacca da niyet ettim," dedi. Ve yoluna devem etti. Kudeyd'e vardı­ğında bir kurbanlık satın aldı. Sonra (Mekke'ye girip) hac ve umre için tek bir tavaf yaptı."                                                                           

Bir rivayet te ise şu ilave yer almıştır:                                  

"İbni Ömer, şöyle derdi:                                                         

"Kim hac ile umre'ye bir arada niyet ederse, bir tek tavaf yapması ye erli­dir. (Bu durumda) ihramdan çıkmaz. Sonunda her ikisinin ihrarrundalı bir anda çıkar." [370]                                                                            

Yine Müslim'e ait başka bir rivayette birincisinden farklı olarak şu cümleler yer almaktadır;

"Sonra İbni Ömer hac ve umre için bir arada telbiye getirip ihrama gire­rek yoluna devam etti. Mekke'ye vardığında Beytullah'ı tavaf etti ve Safa ile Merve arasında sa'y yaptı. Bunlardan başka herhangi bir şey yapmadı. Ne kurban kesti, ne traş oldu, ne de kısaltma yaptı. Böylece kendisine yasak olan şeyleri helale çevirmedi. (İhramdan çıkmadı). Nihayet kurban bayramı günü gelince, kurbanını kesti, traş oldu (ve ihramdan çıktı). İbni Ömer (bunların ardından: İlk tavafıyla hac ve umre tavafını yerine getirmiş olduğu görüşünü beyan etti ve şöyle dedi:                                                    

"Resulullah (a.s) da böyle yapmıştı." [371]                                         

Başka bir rivayet de bu rivayete yakın lafızlarla gelmiştir. Ancak bu rivay­ette şu cümleler yer almıştır:

"İbni Ömer hac ve umre için bir tek tavaf yaptı. Bunun yeterli olduğunu gördü ve kurbanını kesti." [372]

 

Bir Açıklama

 

İbni Ömer (r.a) umre tavafını kudüm tavafına, umre sa'yım da hac sa'yına yeterli görmüştür. Ulemanın çoğunluğu da bu görüştedir.

Bu konuda umre tavafını ve sa'yım hac için yeterli görmeyen ve her biri için ayrı tavaf ve ayrı sa'y gerektiğini söyleyen bir başka görüş daha vardır. Bu görüş Hanefi mezhebine aittir. Buna göre Haccı Kıran'a niyet edip İhrama giren bir kimse önce umresini tamamlar, ardından da hac ibadetine başlar. [373]


[1] Buhari (4/267) 32-Fadlu leyleti'l-Kadri, 4-İnsanların kavga etmeleri nedeniyle

[2] Abese Suresi: 26-31

[3] îhni Huzeyme (3/322) 212-Kadir Gecesi'ni aramak ve onu son on gecede bulmaya çalışmak hahı. Hadisin İsnadı sahihtir

[4] Keşfu'l-Estar (1/483) Kitabu's Siyam, Kadir Gecesi hakkında bir bab. Ebu Ya'la (J/154) Mecme'uz Zevaid (3/174) Hey s emi şöyle demiştir: "Hadisi Ebu Ya'la ile Bezzar rivayet etmişlerdir. Ebu Ya'la'mn ravileri güvenilirdir."

[5] Buharı, aynı yer.

[6] Buhari (4/283) 33-Kitabu'l-İtikaf, 13-Sabahleyin i'tikaf yerinden ayrılan kimse babı. Müslim (2/824) 13-Kitabu's-Sıyam, 40-Kadir Gecesi'nin fazileti babı. Buharı (4/271) 33-Kitabu'l-îtikaf, I-Son on günde i'tikaf babı. Göğün hücum etmesi çok yağmur yağmasından kinayedir.

Buhari (4/259) 32-Kitabufadli leyleti'l-Kadri, 3-Kadir gecesini araştırmak babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/201-206

[7] Müslim (21826-827) 13-Kitabu's-Sıyam, 40-Kadir Gecesi'ni araştırmak ve bunu teşvik babı.

Müslim (2/825) Aynı yer. Kuvvize: Kaldırıldı anlamındadır.

[8] Buhari (2/298) 9-Kitabıt'l-Ezan, 135-Burun ve çamur üzerine secde etmek babı.

[9] Ahmed bin Hanbel (11282) Mecmeu'z-Zevid (3/176) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in yanı sıra Taberani de el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ah-med'in raviîeri, sahih'te adları geçen ravilerdİr."

[10] Buhari (8/153) 64-Kitabu'l-Meğazi, 88-bab.

[11] Muvatta (1/320) 19-Kitabu'l-İtikaf, 6-Kadir Gecesi hakkında gelen rivayetler babı. Hadiste geçen (şasi) kelimesi uzaklık anlamındadır.

[12] Ebu Davud (2/52) Kitabu's-Salat-i Fis-Sefer, Kadir gecesi hakkında bab. Bu hadis hasendir.

Müslim (2/827) 13-Kitabu's-Sıyam, 40-Kadir Gecesi'nin fazileti babı.

[13] Buhari (4/360) 32-Kitabufadli leyieti'hl-Kadri, 3-Kadir gecesini araştırmak babı.

[14] Ahmed bin Hanbel (6112) isnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/206-211

[15] Müslim (2/828) 13-Kitabu's-Sıyam, 40-Kadir Gecesi'nin fazileti babı.

[16] Ebu Davud (1/51) Kitabu's-Salat, Kadir Gecesi babı.

[17] Tirmizi (5/445) 48-Kitabu Tefsiri'1-Kur'an, "Kadr"suresinden babı.         

[18] Müslİm (1/525) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin'e ve Kasriha, 25-Ramazan gecelerini ibadetle geçirmeye teşvik babı.

Tirmizi (31160) 6-Kitabu's-Savm, Kadir Gecesi hakkında gelen rivayetler babı.,

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/211-213

[19] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/213-214

[20] Ebu Davud (2/53) Kitabu's-Salat, Yirmiyedinci gecedir diyenler babı. İsnadı sahih­tir.                     

[21] Jbni Huzeyme (3/330) Kitabu's-Sıyam, 224-Kadir Gecesi'nin sıfatı babı. Bu hadis sevahidi sayesinde sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/214

[22] Ebu Davud (2/53) Kitabu's-Salat, "Kadir Gecesi on yedinci gecedir," seklinde riva­yet edenler babı. İsnadı hasendir

[23] Mecmeu'z'Zevaid (3/175) Heysemİ söyle söylemiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Han­bel rivayet etmiştir. Kavileri sika (güvenilir) ravilerdir."

[24] Keşfu'l-Estar (î/484) Mecmeu'z-Zevaid (3/175) Heysemi şöyle demiştir: "Bu ha­disi Bezzar rivayet etmiştir. Ravileri sika (güvenilir) ravilerdir."

[25] Ahmed bin Hanbel (2/6) Mecmeu'z-Zevaid (3/176) Heysemi söyle söylemiştir..

"Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri, Sahihde adları geçen ravilerdir.

[26] Tirmizİ (3/160) 6-Kitabu's-Savm, 72-Kadir Gecesi hakkında geler rivayetler babı. İsnadı hasendir.

[27] Buhari (4/267) 32-Kitahu fadli leyleti'l-Kadiri, 4-İnsanların kavga etmeleri nede­niyle Kadir Gecesi'nin bilgisinin kaldırılması babı.

[28] Buhari (4/260) Telaki: Kavga etmek, dövüşmek.

Buharı, aynı yer.

[29] Keşfu'l-Estar (1/484) Havileri sahih'îe adları geçen ravilerdir.

[30] Muvatta (11321) 19-Kiîabu'l-İtikaf, 6-Kadir Gecesi hakkında gelen rivayetler babı. Zerkani Muvatta şerhinde der ki: "İbni Abdil-Berr şöyle demiştir: "Mu-seyyeb'in sözü bir görüş değil, delil olarak alınmalıdır. Onun isim belirtmeden Re­sulullah (a.s)'a İsnad ettiği hadisler bu gibi mürsel hadislerin en sahih olanları arasındadır." Zerkani, İbni Museyyeb'in sözünü destekleyen aynı manada başka ha­disler de zikretmektedir. Oraya bakılabilir."

[31] Mecmeu'z-Zevaid (31176) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Ravüeri, Sahih'te adları geçen ravilerdir.

[32] Mecmeu'z-Zevaid (31175) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bintâanbel rivayet etmiştir. Kavileri, sika (güvenilir) ravilerdir." 

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/214-220           

[33] Ahmed bin Hanbel (5/68) İlave kısmı (5198) Kesfu'l-Estar (1/483) Kadir Gecesi babı. Taberani el-Mucemu'l-Kebir (2/245) Mecmeu'z-Zevaid (31175) Heysemi şöyle demiştir: "Hadisi Bezzar'la birlikte Taberani de el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ahmed'in ravileri, sahih'te adları geçen ravilerdir."

[34] îbni Huzeyme (3/332) 228-Kadir Gecesi meleklerin yer yüzündeki çokluğu babı. isnadı hasen'dir.

[35] Ahmed bin Hanbel (2/519) Kesfu'l-Estar (1/484) Kadir Gecesi hakkında bab. Mec­meu'z-Zevaid (3/175) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed ve Bezzar'ın yamsıra Taberani de el-Evsat'da rivayet etmiştir. Ravileri güvenilirdir.

[36] Müslim (2/829) 13-Kitabu's-Sıyam, 40-Kadir Gecesi'nin fazileti babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/220-221

[37] İbni Huzeyme (3/337) 239-Hz. Peygamber (a.s)'in insanlara Özel ibadet yap­tırmasıyla ilgili delilin zikri babı. Isndı hasendir

Kehf Suresi :79

[38] Ibni Huzeyme (3/340) 224-Ramazan İbadetinin fazileti babı.

[39] Mecmeu'z-Zevaid (31172) Heysemi şöyle demiştir. "Bu hadisi Ahmed bİh Hanbel rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[40] İbni Huzeyme (3/341) 245-RamazandaHz. Peygamber (a.s)'in kılmış olduğu gece namazının sayısı babı.

[41] Müslim (1/521) 6-Kitabu Salaü'l-Musafırine ve Kasriha, 33-Geceleyin kabul edil­diği saat babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/221-226

[42] Bakara Suresi: 269

[43] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/227-228

[44] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/228

[45] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/228

[46] Bknz.. el-Haşiye (2/78) Zekat bahsinin sonu.

[47] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/229-230

[48] Ebu Davud (2/111) Kitabu'z-Zekat, Fıtır zekan babı. İsnadı hasen'dir.     

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/231 

[49] Tirmizi (3/60) 5-Kîtabu'z-Zekat, 35-Fttir sadakası hakkında gelen rivayetUr babi\

Bu hadis diğer hadisler sayesinde basendir.

Lağu: Düşünmeden söylenmiş bos söz.

Rafes: Çirkin söz.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/231-232

[50] İbni Huzeyme (4/87) 394-Fıtır sadakasında kuru üzüm ve yoğurt kurusu yemeği çıkartmak babı.

[51] İbni Huzeyme (4181) 380-Fıtır sadakası ile ilgili emrin zekattan önce olduğuna ilişkin delilin zikri babı. İsnadı sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/232-233

[52] Buhari (3(372) 24-Kitabu'z-Zekat, 75-Kuru üzümden bir sa babı.

[53] Buhari (3/375) 24-Kİtabu'z-Zekat, 76-Bayram namazından önce sadaka babı.

[54] Müslim (2/678) Aynı yer.

[55] Müslim, aynı yer. Semra, Kamh: Buğdaydır.

Ekit: Yoğurt kurusu, keş'ten yapılan bir çeşit gıda maddesi.

[56] Buhari (3/371) 24-Kitabu'z-Zekat, 73-Fıiır sadakasının yiyecekten bir sa olduğu babı. Müslim (2/678) 12-Kitabu'z-Zekat, 4-Fıtır Zekatının arpadan ve kuru hurma­dan Müslümanlar üzerine vacib oluşu babı.  

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/233-234

[57] İbni Huzeyme (4/88) 395-Fıtır sadakası olarak kabuksuz arpa çıkartmak babı. İsnadı Hasendir.

[58] Mecmeu'z-Zevaid (3/80) Heysemi şöyle demiştir: "Ahmed bin Hanbel bu hadisi

mevkuf olarak rivayet etmiştir. Merfu olması sahih değildir." Sult: Bir çeşit kabuksuz beyaz arpa.

[59] İbni Huzeyme (4130) 304-el-Musîeksa hadisinin zikri babı. Hadis sahihtir.

[60] İbni Huzeyme (4/29) Bu hadis de sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/235-236

[61] İbni Huzeyme (4/88) 395-Fıtır sadakası olarak arpa vermek babı. isnadı sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/236-237

[62] Ebu Davud (2/114,115) Kitabu'z-Zekat, Buğdaydan yarım sa' verileceğini rivayet eden kimse babı.

[63] Müslim, aynı yer.

[64] Müslim, aynı yer.

[65] Buhari (3/375) 24-K.itabu'z-Zekat, 77- Fıtır sadakasının hür ve köle üzerine vacip oluşu babı.

[66] Müslim, aynı yer.

[67] Buhari (3/367) 24- Kitabu'z-Zekat, 70- Fıtır sadakasının farz oluşu babı.

[68] Müslim, aynı yer. Sh. 678.

[69] Buhari (31375) 24- Kitabu'z-Zekat, 76- Bayram namazından önce sadaka vermek babı Müslim (2/679) 12- Ktabu z-Zekat, 5- Namaza çıkmadan önce fıtır sadakasının veril­mesine ilişkin emir babı.

[70] Muvatta (1/283) 17- Kitabu'z-Zekat 27- Fıtır zekatı kendisine vacip olan kimse babı.

[71] Muvatta (1/284) 17- Kitabu'z-Zekat, 28- Fıtır zekatının ölçüsü babı.

[72] Muvatta (1/285) 17- Kitabu'z-Zekat, 29- Fıtır zekatının gönderilmesinin vakti babı.

[73] Tirmizi (3/62) 5- Kitabu'z-Zekat, 36- Fitreyi namazdan önceye almak babı.

[74] Ebu Davud (2/111) Kitabu'z-Zekat, Fıtır sadakası ne zaman ödenir babı.

[75] Buhari (31377) 24- Kitabıı z-Zekat, 78-Fıtır sadakasının küçük büyük herkese farz oluşu babı. Müslim (2/677) 12- Kitabu'z-Zekat, 4- Ftttr zekatının hurma ve arpa­dan. Müslümanlara vacip olduğu babı,

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/237-238

[76] Ebu Davud, aynı yer.

[77] Ebu Davud (2/114) Kitabu'z-Zekat, Buğdaydan yarım sa rivayet eden kimse babı.

[78] ibni Huzeyme (4/85) 390- Hz. Peygamber (a.s.)'den sonra insanların fi tır sada­kasını buğdaydan yarım sa' olarak vermelerindeki delilin zikri babı. İsnadı sahih­tir.

[79] İbni Huzeyme (4/91, 92) 401- İmamın fitır sadakası payını geciktirebileceğine ilişkin ruhsat babı. Bu hadis sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/242-246

[80] îbni Huzeyme (4190) 398- İnsanlar bayram namazına çıkmadan fıtır sadakasının eda edilmesiyle ilgili emrin zikri babı. Bu hadis sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/246-247

[81] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/247

[82] Hacc Suresi: 34.

[83] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/249-251

[84] Bakara Suresi: 197

[85] Bakara Suresi: 200

[86] Bakara Suresi: 203

[87] Hacc Suresi: 28-30

[88] Hacc Suresi: 32

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/252-253

[89] Maide Suresi: 97

[90] Bakara Suresi: 105

[91] Enfal Suresi: 35

[92] Bakara Suresi: 125

[93] Bknz. İslam, Said Havva, Sh. 179-193

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/254-260

[94] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/261-262

[95] Tirmizi (5/723) 50- Kitabul-Menakib, 69-Mekke'nin fazileti babı, Tirmizi şöyle demiştir; "Bu hadis hu yönüyle hasen gariptir."

[96] Tirmizi (51722) Aynı yer. İbni Mace (2/1037) 25- Kitahul-Menasik, 103-Mekke'nin fazileti babı. İsnadı sahihtir.

[97] Buharı (4146) 28- Kitabu cezai's-Sayd, 10-Mekke'de savaş helal değildir babı. Müslim (3/1487) 33- Kitabu'l-İmare, 20- Mekke feth edildikten sonra İslam üzerine sözleşme babı.

Hazvere: Küçük bir tepe demektir. Bu tepe Mekke'de buğdaycılar kapısının bu­lunduğu yerdeki Tepeciktir. Kasvere veznİndedir. İmam Şafii der ki; "İnsanlar Haz­vere ile Hudeybiye kelimelerinin sonlarını şeddeli okuyorlar, oysa onlar şeddeli değillerdir.

Buharı (4/46) 28- Kitabu ceza'i's-Sayd, 9- Haremin av hayvanı ürkütülemez babı. Yu'zadu: Kesilemez.

Arrateha: Dolaştırır ilan eder, tanıyanım arar. Yühtelahalahu: Yaş ve yeşilleri kesmek. Kayn: Demirci, dökümcü.

Müşidet ed-Dâletü: Sen kendin bilip sahibini ararsan; Naşid olursun, bir bileni ararsan; Münşid olursun.

Azdu'ş-Şecer: Baltayla kesmek anlamında. el-Fârrü: Firar eden, kaçan kimse.

el-Hirbe: Noktalı "Ha", noktasız "Ra", ve tek noktalı "Ba" ile; aslında ayıp ve kusur demektir. Fakat burada şer'an caiz olmamakla birlikte insanın kendisinin olmasını iste­diği bir şeyi kaçırması anlamındadır. Bu kelime hırsızlık için de kullanılan bir kelime­dir. Sadece deve hırsızlığı için kullanıldığı da söylenir. Fakat bu görüşe göre iftisa kaidesine binaen diğer eşya için de kullanılabilir. Buharİ'nin bu hadisi burada rivayet et­mesinden, cinayet İçin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Tirmizi der ki: "Bu kelime; "Bi hiz-yihi" ve; "bihazyihi" şeklinde de rivayet edilmiştir. Birinci şekilde, utanıl ması gereken şey ve alçaklık demektir. İkinci şekilde de bu kökten masdar binai merre olup; "Faletün" veznindedir. "Hizyün"; rezillik ve alçaklık ifade eden bîr köktür. "Hizayetün" ise ar et­mek ve utanmak anlamında bir köktür.

Hadisin metninde geçen "Akıl" diyeti veren kimseye tahsis edilen bir sözcüktür. "Akile" ise diyet (kan bedeli) isteyenlere, yani ölünün yakınlarına denir."

[98] Buharı (1/197) 3- Kitabu'l-İlm, 37- Şahid olan gaib olana tebliğ etsin babı. Müslim (2/987) 15- Kitabu'l-Hacc, 82-Mekke'nin ve avının haram oluşu babı. Tir-mizi (31173) 7- Kitabu'l-Hacc, Mekke'nin haram oluşu hakkında gelen rivayetler babı. Yine Tirmizi (4/21) 14- Kitabu'd-Diyat, 13- Maktulun velisinin kısas ve af konusundaki karan hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (5/205) 24- Kitabu Men-asiki'l-Hacc, 111- Haremde savaşmanın haram olusu babı.

[99] 4/imerf Z>m //anftc/ Müsned (1/367) Tahcrani, el-Kebİr (111137) Keşfü'l-Estar (21 49) Mekke kabristanlığı babı, Mecmcu'z-Zevaid (31397) Heysemi şöyle demiştir: "Hadisin ravileri arasında İbni Cıtreyh ve İbni Uyeyne'nİn kendisinden rivayet et­tikleri; İbrahim bin Ebi Hüdaş yer almaktadır. Ebu Hat em'in de dediği gibi bu rav-İnin rivayetlerini kimse zarif görmemiştir. Kalan ravileri Sahih'te adları geçen ravilerdir."

[100] Ahmed bin Hanbel (2/368)

[101] Mecmeu'z-Zevaid (3/284) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Tabcrani el-Evsat'da rivayet etmiştir. Ravileri güvenilir ravilerdir."

Savvebe: Bas aşağı eğmek anlamında

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/263-269

[102] Mecmeu'z~Zevaid (3/228) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Hadis mevkuf olup ravileri sahihde adları geçen raviler­dir." Tergib (2/168)

[103] Mecmeu'z-Zevaid (3/288) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de mevkuf olarak rivayet etmiştir. Kavileri de Sahih'de adlan geçen raviler-dir"

[104] Tirmizi (3/226) 7- Kitabu'l-Hacc, 49- Hacerü'l Esved'in rüknü ve Makam1 in fazi­leti hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis şevahidi sayesinde basendir. 1) Nesai (5/266) 24- Kitabü'l-Menasik, 145- Hacerü'I Esved'in zikri babı. İsnadı hasendir. Cefene: Çanak.

[105] Tirmizi (3/294) 7- Kitabu'l-Hacc, 113- Haccer'ül esved hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi söyle demiştir; "Bu hadis basendir, Hakim tarafından da rivayet edil­miş ve sahih kabul edilmiştir," Zehebi de Hakim'in bu görüşüne muvafakat etmiştir. Hafız, el-Feth'de şöyle demiştir; "Hakim'e göre bu hadisin Enes'den ge­len rivayetle de desteklenme durumu vardır."

[106] İbni Huzeyme (4/221) 640- Hz. Peygamber (a.s.) bunu zikretmekle sadece... kas-detti delilinin zikri babı. Hacerü'l Esved'in istilamı, elle dokunup Öpmekle olur. Bu mümkün değilse eliyle işaret ederek selamlar.

[107] Tirmizi (3/226) 7- KitabuUHacc, 49- Hacerü'I Esved'in fazileti hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi, bu hadisin İbni Ömer (r.a.)'den de mevkuf olarak rivayet edildiğini söylemiştir. İbni Huzeyme (4/219) 636- Rükün ve M akam'in sıfatı babı. Bu hadis şevahidi ile basendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/269-271

[108] Buharı (7/146) 63- Kitabu Menakibi'l-Ensar; 25- Kabe'nin bina edilmesi babı.

[109] Müslim (2/969) 15- Kitabul-Ha.cc, 69- Kabe'nin bozulup yapılması babı.

[110] Buharı (2/439) 25- Kitabu'l-Hacc, 42- Mekke ve en meşhur binasının fazileti babı.

[111] Buhari, aynı yer.

[112] Buhari (11224) 3~ Kitabu î-îlim, 48- İnsanlar anlayamazlar endişesiyle bazı istekli ri terk eden kimse babı.

[113] Buhari (2/439) 25- Kitabu'l-Hacc, 42- Mekke ve en meşhur binasının fazileti babı.

[114] Müslim (2/969) 15- Kitabu'l-Hacc, 69- Kabe'nin bozulup yapılması babı.

[115] Müslim, aynı yer.

[116] Müslim, aynı yer.

[117] Buharı (31439) 25- Kitabu l-Hacc, 42- Mekke ve Mekke'nin en meşhur binasının fazileti babı. Müslim (2/969) 15- Kitabu'l-Hacc, 69- Kabe'nin bozulup yapılması babı.

Nesai (5/214, 215, 216) 24- Kitabu'l-Hacc, 125- Kabe'nin bina edilişi babı. Nesai, İmam Malik ve Tirmizi, Buharı ve Müslim'in bazı rivayetlerine ayrı ayrı yer ver­mişlerdir.

Hidsanu'ş-Şey'i: Bir şeyin yeniliği, ilk anı demektir. Burada ise zaman itibariyle cahiliyye devrine yakın olmak anlamındadır. Çünkü islâm henüz kalplerine yerle§mediğinden Kabe yıkılması halinde bunu kaldıramayabilirlerdi.

el-Cedr: Aslında aslen duvar demektir. Burada ise Hıcr için kullanılmıştır.

en-Yücerriehüm: Galeyana getirmek, heyecanlandırmak anlamlarında olup cür'et kökünden gelmektedir. Bu kökten alındığında İbni Zubeyr insanların Emevilerin Kabe'yi tahrib edecek kadar gaddar olduklarını ve bunu helal gördüklerini insanlara anlatıp onları Emevİİere karsı nefret duymaya teşvik etmiştir, anlamındadır. Ya da bu kelime "Yuharribehüm"dur. Bu takdirde ise kışkırtmak ve aşırı derecede kızdırmak anlamındadır.

Furika: ZaHir olmak, ortaya çıkmak anlamındadır. Ayet-i Kerimede: "Ve Kufânen

faraknakü" yani "biz onu açıkladık" anlamında kullanılmıştır.

Teazzüzen: İzzet kökünden gelmedir. Galip gelmek, kuvvet bulmak anlamındadır. Burada insanlara karşı kibirli olmak anlamında kullanılmıştır. Müslim'in bazı nüshalarında İse: "Teazzüren" (zaile) gelmiştir. Bu takdirde lazım anlamındadır. Bu­radaki tazim ya Kabe içindir, ya da kendilerinin diğer insanlara nisbetle tazime layık olduklarını ifade anlamında kibir içindir.

[118] Mecmeu'Z'Zevaid, (3/290, 291) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Havileri, güvenilir ravilerdir."

Veha: Bina için kullanıldığında; harabe olmak, bozulmak anlamındadır. Kova için kulanıldığında; çürümck, dchnmek anlamlarındadır.

Nekete: Parmakla ya da hcrlıangi bir cisimle yerde iz yapmak ve yere vurmak an­lamındadır.

Teraktühü ve matehammele: Yani "ben onu Kabe'yi yıkıp yeniden yapması konu­sunda kazandığı günahla İniş başa bırakıyorum" demek İstemiştir.                

Taltih-ii İbni'z-Zübeyr:  Onun yaptıklarına muhalefet etmek istemiştir.     

el-Cüdrü: Cidar kelimesinin çoğulu olup duvarlar demektir.        

[119] Mecmeu'z-Zevaid (31289) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de uzunca rivayet etmiş, Ahmed bin Hanhel de kısmen rivayet etmiştir. Her ikisinin ravileri de, Sahih'te adları geçen ravilerdir." er-Radmu: Birbiri üzere dizilmiş taşlar. el-Anak: Dişi geyik. Mehiyletün: Korkunç bir şekil, iri. Nemretün: Çizgili fota.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/272-282

[120] Buharı (31456) 26- Kitabu'l-Hacc, 48- Kabe'nin örtüsü babı.

[121] Ebu Davud (21215) Kitabu'i-Menasik, Kabe'nin malı ile ilgili bab.

Buharı (131249) 96- Ki tabii'l-İtisam-ı bi'l-Kitab-ı ve's-Sünnet-i, 2- Rasulullah (a.s.)'ın sünnetine iktida babı.

Safra: Altun . Beyda: Gümüş

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/282-283

[122] Bak. Fethu' İ-Bari (31456-457)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/283-284

[123] Taberani (el-Kebir (21125) Mecmeu'z-Zevaid (31292) Heysemi şöyle demiştir:

"Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Kavileri de güvenilirdir.

[124] Müslim (11152) 1- Kitabu'l-İman, 74- Rqsulullah(a.s.)'la birlikte yürümek babı. Cüar: Sesi yükseltmek. Hülbetün:   Lif.

[125] Ebu Ya'la (9/27) Yezid bin Sinan nedeniyle isnadı zayıftır. Bu şahıs; Ebu Furve er,Rehavi'dir. Mecmeıı z-Zevaid (31221) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ebu Yala ile Taberani'da rivayet etmiştir. İsnadı Basendir

[126] Ebu Davud (21212) Kitabu l-Menasik, Mekke Haremi'nin fahrimi babı. Tirmizi (3/228) 7- Kitabu l-Hacc, 51- Mina oraya giden kimse için devesini çöktürme yeri­dir, rivayeti hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis Müseyka'ya yani Yusuf bin Mahik'in anesine dayanmaktadır. Bu kadir İse hali meçhul olan ravilerdendir. Buna ran bu hadisi Tirmizi hasen, Haki ve Zehbi de sahih kabul etmişlerdir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/284-286

[127] Buharı (3/492) 25-Kitabu'l-Hacc, 76- Zemzem hakkında gelen rivayetler babı. Müslim (3/1602) 36- Kitabu'l-Eşribe, 15- Zemzemi ayakta içmekle ilgili babı..

Katavaniyye: Beyaz aba.

[128] Tirmizi (31295) 7~ Kitabu'l-Hacc, 115. babı. İsnadı hasendir.

[129] Taberani, el-Kebir (11198) Mecmeu'z-Zevaid (3/286) Heysemi şöyle demiştir; "Bunu Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Kavileri de güvenilir ravİlerdir.

[130] Taberani, el-Kebir (101330) Mecmeu'z-Zevaid (31286) Heysemi şöyle demiştir; "Bunu Taberani Kebir'de rivayet etmiştir. Kavileri güvenilir olup, hadis mevkuf ve sahih isnadlıdır."

[131] Taberani, el-Kebir (111124) İbni Hacer şöyle demiştir; "Bu hadis hasendir. Bu ha­disi ayni zamanda Taberani de rivayet etmiştir." Heysemi şöyle demiştir; "Hadisin iki İsnadı vardır. Birincisinin raviler i güvenilirdir." Velhasın isnadlarının bir bölümünde güvenilir raviler yer almışlardır. Fakat senedinde kopukluk vardır. Feyzu' l-Kadir'de de böyle söylenir (1/61).

[132] İbni Mace (2/18)25- Kitaba l-Mcnasik, 78-Zemzem'den içmek babı.

[133] İbni Huzeyme (4/305) Kitaba' l-Menasik, 706- Zemzem suyundan içmenin müstahab oluşu babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/286-289

[134] Buharı (2/455) 13- Kitabu'l-ldeyn, 9- Bayram günü ve Haram bölgesiMe silah taşımanın mekruh oluşu babı.

[135] /*(J,m ^2/9S9) 75- Kitabu'l-Hacc, 83- İhtiyaç olmaksızın Mekke'de silah

taşımanın yasak oluşu babı

[136] Ahmed bin Hanbel, Müsned (1/3) Mecmeu'z-Zevaid (3/238) Heysemi $<>\le demiştir:"Bu hadisi Ahmed

bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri de f>üvi'mlıniir.

[137] Buharı (8/317) 137- "Yeryüzünde dört ay dolaşır", ayetinin tefsiri babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/289-292

[138] Bak: Fethu'l-Bari (8/318).

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/292

[139] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/330) Ravileri Sahih'te adları geçen ravilerdir.

[140] Buharı (4/346) 34- Kitaabü'l-Buyu, 53- Hz. Peygamber (a.s.)'in sa'ının bereketi babı. Müslim (2/991) 15- Kiîabü'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı,

[141] Müslim (2/992) 15- Kitabu'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı.

[142] Tirmizi (5/718) 50- Kitabu'l-Menakib, 68- Medine'nin fazileti babı. Tirmizi §öyle der ; "Bu hadis hasen sahihtir." Bu hadis, Tirmizi'nin dediği gibidir. Hadisi Taberanİ el-Evsat'da sahihte adları geçen ravilerle rivayet etmiştir. İbni Hu-zeyme'nin rivayeti de aynı şekildedir.

[143] Buhari (4/97) 29- Kitabu Fedail, Medine'nin pisliği yok ettiği babı. Müslim (21994) 15- Kitabu'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı

[144] Muvatta (2/885) 45- Kitabul-Cami, 1- Hz. Peygamber (a.s.)'in Medine ve halkı için duası babı. Müslim (2/1000) 15- Kitahu*l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı. Tirmizi (5/506) 49- Kitabu'd-Da'avat, 54- Meyvamn ilk çeşitlini yaparken ne di­yeceği babı.

Müslim (4/1000) 15- Kitabü'l-Hacc. 85- Medine'nin fazileti babı.

[145] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/483) Mecmeu z-Zevaid (31309) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Habel rivayet etmiştir, ravilerİ, sahih'te adları geçen raviîerdir."

[146] Ahmed bin Hanbel, Müsned, (1/168) Mecmeu'z-Zevaid (5/41) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri de Sahih'de ad­ları geçen raviîerdir.

[147] Müslim (211007) 15- Kitahu'l-Hacc, 88- Medine'nin insanların kötülerini ayırması babı.

[148] Muvatta (2/887) 45- Kitabul-Cami, 2- Medine'ye yerleşmek ve buradan çıkmak hakkında rivayetler babı. Buharı (4187) 29- Kitabu Fedaili'l-Medine, 2- Me­dine'nin fazileti ve Medine'nin kötü insanları ayırması babı. Müslim (2/1006) 15-Kiîabu'l-Hacc, 88- M edinenin kötü insanları ayırması babı.

"Şehirleri yiyen bir şehre hicretle emrolundum" Resulullah (a.s.) bura­da; Medine halkının; Ensarın gayretleriyle İslâm'ın Allah'ın zafer ihsanına ma-zhar olduğunu, onların elleriyle şehirlerin fethedildiğini ve bu şehirlerden elde edilen gamimetleri Minin yediğini kastedmistir. Burada az lafızla çok mana ifade edilmiş olup bir mazaf mahzuftur. Cümlenin takdiri ise şöyledir: "Bu şehrin halkı diğer şehirlerin mallarım yer.

[149] Buhari (13/303) 96- Kitabu'1-İiisamA Bi'l-Kitabı ve's-Sünneti, 16- Hz. Peygamber (a.s.)'in zikrettiği..." babı.

el-Veak: Aşın derecede olan acılar. Yahut sıtma sancısı

İkale: Yapılmış alışverişi bozmaktır. Burada ise; "aramızda var olan İslam biatini boz da ben de vatanıma dönebileyim", anlamında kullanılmıştır," Eti'Nasi: Süzen anlamındadır. Ancak burada iyi olanı ortaya çıkartmak anlamında kullanılmıştır. Sad harfini noktasız okusak da mana aynıdır.

Yesrib: Medine'de bulunan bir yerin ismi olup Resulullah (a.s,) tarafından "Teşrih" kelimesinin ifade ettiği nahoş mana nedeniyle Taybe ve Tabe isimleriyle değiştirilmiştir.

Teşrib: aAırı derecede kötülemek, ayıplamak ve lekelemek anlamlarındadır. Taybe ve Tabe lafızları ise; Tıyb (hoş, güzel, çekici) kökünden alınmadır

[150] Muvatta (2/886) 45- Kitabu'l-Cami, 2- Medine'de kalmak hakkında gelen rivayet­ler babı. Buhari (13/201) 93- Kitabu'I-Ahkam, 47- Biat ettikten sonra biatinin ip­talini isteyen kimse babı. Müslim (2/1007) 15- Kitabu'I-Hacc, 88- Medine'nin kötü insanları ayırması babı. Tirmizi (5/720) 50- Kitabu'l-Menakib, 68- Me­dine'nin fazileti babı. Nesai (7/151) 39- Kitabu'l-Bey'a 22- Biati geri istemek babı

[151] Müslim (211006) 15- Kitabu'i-Hacc, 58- Medine'nin kötülerini dı$an atması babı.

[152] Buharı (4/98) 29- Kitabu Fedaili'I'-Medine, 10-Medine'nin kötüleri temizlemesi babı. Tirmizi (5/499) 49- Kitabu'd-Da'avat, 43- Seferden dönünce yapılacak dua babı.

Buharı (3/260) 26- Kitabu'I-Umre, 17- Medine'ye vardığında devesini koşturan kimse babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/293-300

[153] Müslim (2/991) 15- Kitabu'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı.

Müslim, aynı yer

[154] Mecmeu'z-Zevaid (3/302) Heysemi §öyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[155] Ahmed bin Hanbel, Müsned (1/318), Mecmeıı z-Zevaid (3/301) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin HAnhel rivayet etmiştir isnadı hasendir."

[156] Mecmeu'z-Zevaid (3/303) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Abdullah bin Ahmed'in yamsıra Taberani de   el-Kebir'de rivayet etmiştir, Müsncd'in ravileri, Sahih'de adlan geçen ravilerdir."

Evsaf.' Resulullah (a.s.)'ın haram kıldığı Medine hareminin ismidir

[157] Ahmed bin Hanbel (51451). Mecmeu'z-Zevaid (31303) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in yanı sıra Taberani de el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ancak Taberani; "Ayr dağı ile Uhud dağı arası haramdır", demiştir. Hadisin ravile-ri güvenilir kişilerdir."

[158] Muvatta (21890) 45- Kitabu'l-Cami, 3-Medine'nin haram kılınması..hakkında ge­len rivayetler babı. isnadı şahindir.

[159] Buhari (4/89) 29- Kitabu Fedaili'l-Medine, 4- Medine'nin İki kayalığı arası babı. Müslim (211000) 15-Kitabu'l Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı.

[160] Muvatta (2/889) 45- Kitabu!l-Cami, Medine'nin haram kılınışı hakkında gelen ri­vayetler babı. Buhari (4/89) 29-Kitabu Tedaili'l-Medine, Medine'nin iki kayalığı arası babı. Müslim, aynı yer. Tirmizi (5/721) 50- Kitabu l-Mekakib, 68- Me­dine'nin fazileti babı.

Müslim, aynı yer.

1- Mil: 4000 Arşm eder, yani bir Mil; 1848 metreye eşittir

[161] Müslim (2/1003) 15- Kitabu'I-Hacc, 86- Medine'de kalmaya teşvik babı.

[162] Muvatta (2/894) 45- Kitabu'l-Cami, 6- Medine emri hakkında gelen rivayetlerin camii babı.

[163] Taberani, el-Kebir (6/92) Mecmeu' z-Zevaid (3/302) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ravileri, sahih de adları geçen raviler-dir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/301-307

[164] Mecmeu' z-Zevaid (3/305) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. Ravileri de güvenilir ravilerdir."

[165] Ahmed bin Hanbel, Müsned (5/309) Mecmeu z-Zcvaid (3/304) Heysemi şöyle demiştir; (Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Ravileri, Sahih'te adlan geçen ravilerdir."

Cuhfe: Sahil yoluyla Mekke'ye giderken, Rabiğe az uzaklıkta Tcbü'k ve Meyna yolu üzerinde bir yerleşim bölgesi olup, Mısır, Şam ve bu yollan kullananlar İçin mikat (ihrama girme) sinindir

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/308-309

[166] Buharı (4/99) Kitabu Fedaiîi'l-Medine, 12. bab.

[167] Muvatta (2/890) 45- Kitabu' l-Caıni. 4- Medine vebası hakkında gelen rivayetler babı. Buhari (7/262) 63- Kitabu Menakibi'l-Ensar, 46- Hz. Peygamber ve ashabının Medine'ye gelmeleri babı. Müslim (211003) 15- Kitabu'l-Hacc, 86- Medine'de kal­maya teşvik babı. Fakat Müslim metindeki şiirlere yer vermemiştir. Hüm: Mekke Ur M »dine arasında bir yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/309-310

[168] Müslim (2/994) 15- Kitabu'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti ve Hz. Peygamber (a.s.)'in burası için bereket duası, babı.

[169] Buhari (4/81)29- Kitabu Fedaili'l-Medine, 1- Medine'nin haremi babı.

[170] Müslim, aynı yer.

[171] Müslim, aynı yer.

[172] Müslim, aynı yer. Sarf: Nafile ibadet. Adı: Farz ibadet.

Ahfere: Vermiş olduğu sözde durmamak, garantiyi bozmak

[173] Müsüm, aynı yer

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/311-313

[174] Buharı (4/81) 29- Kitabu fedailV l-Medine, 1- Medine'nin doknulmazlığı babı. Müslim (2/994) 15- Kiiabü'l-Hacc, 85- Medine'nin faziletleri babı. Ebu Davud (2/216) Kitabu'l-Menasik, Medine'nin haram kılınışı babı. Tirmizi (4/438, 439) 32- Kitahu'l-Velâi vel-Hibeti, 3- Efendilerinin dışında bir başkasını mevla edinen kimse hakkında, gelen rivayetler babı.

[175] Müslim, aynı yer.

[176] Kegü'l-Estar (2151) Onlara kötü düşünenin haklarından gelme babı. Mecmeu'z-Zevaid (3/307) Heysemi §öyle demiştir; "Bu hadisi Bezzar rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[177] Ahmed bin Hanbel, Müsned (3/354), Mecmeu'z-Zevaid (3/306) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed rivayet etmiş olup ravileri, sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[178] Mecmeu'z-Zevaid (3/306) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani eUEvsat ve Kebir'de rivayet etmiştir. Ravileri, sahih'te adlan geçen ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/313-317

[179] Muvatta (2/887) 45- Kitabu'l-Cami> 2- Medine'de kalmak ve buradan ayrılmak hakkında gelen rivayetler babı. Buharı (4/90) 29- Kitabu Fedaili'l-Medine, 5- Me­dine'den ayrılmak babı. Müslim (2/1009) 15- Kitabu'l-Hacc, 90- Şehirlerin fethe-dilmesine bağlı olarak Medine'yi terk etmek babı.

Yebüssüne: Bu kelime aslen deveye yürümesi için: Bes bes .demek anlamındadır. Burada ise; onlar hayvanlarım Medine dışına çıkmak için sürecekler anlamındadır

[180] Müslim (211005) 15- Kitabu'l-Hacc, 88- Medine'nin, şerli insanları sürmesi babı.

[181] Müslim (2/993) 15- Kitabu'l-Hacc, 85- Medine'nin fazileti babı.

Habettii: Ağaca yaprağını döksün- diye vurup silkelediğinde bu bu ifadei kul­lanılır

Ebu Davud (2/217) Kitabu'l-Menasik, Medine'nin haram kılınması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/317-319

[182] Müslim (2/1004) 15- Kitabu'l-Hacc, 86- Medine'de kalmaya ve sıkıntılarına sab­retmeye teşvik babı. Tirmizi (5/722) 50- Kitabu' l-Menakip, 68- Medine'nin fazile­ti babı.

[183] Müslim (211001) 75- Kitabu'I-Hacc, 86- Medine'de kalmaya ve sıkıntılarına sab­retmeye teşvik babı.

[184] Mııvcttta (2/887) 45- Kitahu'l-Cami, 2-Mcdine'de kalmak ve buradan ayrılmak hakkında gelen rivayetler babı. Hadis sahihtir.

[185] Müslim, aynı yer.

[186] Tirmizi (5/719) 50- Kitabu'l-Menakib, 68- Medine'nin fazileti babı. Yuhannes: İbni Abdullah, yani Zubeyr ailesinin azatlısı Ebu Musa'dır. Lekai: Kadınlar için kullanılan bir terimdir.

Menşer: Aslen Şam'a bağlı, kutsal topraklarda bulunan ve kıyamet günü herkesi toplanacağı yer.

[187] Keşfül-Estar (2/51, 52) Medine'nin şiddetine karşı sabretmek babı, Mecmeu'z-Zevaid (3/305) Heysemi şöyle demiştir; "Hadisin bir kısmını İlmi Mace rivayet etmiştir. Hadisi Eezzar da rivayet etmiş olup ravileri, sahihte adlan geçen raviler-dİr."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/319-324

[188] Ebu Davud (2/219) Kitahu'l-Menasik, Kabirleri ziyaret babı. Ebu Davud dedi ki; "Muarres Medine'ye altı mil uzaklıktadır." el-Munziri ise bu konuda sükut etmiştir: Tahricü's-Sünen (21448)

[189] Buhari (13/305) 96- Kitabu'l-İtisamı bi'l-Kitabı ve's-Sünneti. 16- Hz. Peygamber (a.s.)'in zikrettiği ve ilim ehlinin teşvik ettiği ibadetler babı.

[190] Buhari (3/393) 25- Kitahu'l-Hacc, 16- Hz. Peygamber (a.s.)'in: "Akik vadisi mübarek bir vadidir sözü babı.

Ebu Davud (21159) Kitabu'l-Menasik, Kıran haca babı

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/324-325

[191] Muvatta (2/893) 45- Kitahu1 Î-Cami 6- Medine hakkında gelen rivayetler babı. Bu­hari, aynı yer. Buhari (6/83) el-Kitabu'l-Cihadi ve's-Seyri, 71- Savaşta hizmetin fazileti babı. Buhari (6/86) 56- Kitabu'l-Cihadi ve's-Seyri, 74- Hizmet amacıyla çocuğunu savaşa getiren kimse babı. Müslim (2/1011) 15- Kitabu'l-Hacc, 93-Uhud öyle bir dağdır ki, o bizi sever biz de onu severiz babı. Tirmizi (5/721) 50-Kitabu' l-Menahb, 68- Medine'nin fazileti babı.

[192] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/436) Mecmeu'z-Zevaİd (4/66) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in yanı sıra Taberani de el-Evsat da kısmen rivayet etmiştir. Ahmed bin Hanbel'in ravileri Sahih'de adları geçen ravİlerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/325-326

[193] Muvatta (2/462) 21- Kiîabu'l-Cihad, 15-Şehadetin olduğu yer babı.

Buharı (4/100) 29- Kitahu Fedaili'l-Medine 12- Müsnedded bize tahdis etti babı.

[194] Tirmizi (51719) 50-Kitabu l-Menakib, 68- Medine'nin fazileti babı, Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/74 ve 2/104). İsnadı sahihtir. Tirmizi söyle demiştir; "Bu ha­dis has en-sahihi ir. Ancak Eyyüb esSuhîeyani hadisi veçhiyle gariptir."

[195] Muvatta (21462) 21- Kitabu'l-Cihad, 14- Allah yolunda sehid olanlar babı.

[196] Ahmed bin Hanbel, Müsned (5/207) Mecmeıt'z-Zevaid (31309) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel bu şekilde yani mürsel olarak rivayet etmiştir. Ancak oğlu Abdullah ile Taherani el-Kebir'dc senedini muttasıl olarak rivayet etmiştir. Havileri de güvenilir ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/326-328

[197] Ahmed bin Hanbel, Müsned (3/300) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel ile Ebu Ya'la rivayet etmiştir. Havileri de güvenilirdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/328

[198] Buhari (6/407) 60-Kitabu'l-Enbiya, 10 Bab. Müslim (1/370) 5-Kitabu'UMesacid ve Mevadi's Salat. Nesai (2/32) 8-Kitabu'l-Mesacid, 3~îlk yapılan mescidin hangi mescid olduğunun zikri babı.

[199] Müslim, aynı yer.

[200] Müslim, aynı yer.

[201] Müslim (211012) Aynı yer.

[202] Müslim (2/1012) 15-Kitabu'l-Hacc, 94-Mekke ve Medine mescidlerinde kıllnan namazın fazileti babı.

[203] Müslim, aynı yer.

Latüşaddu'r-Rihal'u: Bir çeşit kinai deyim olup sefer ve seyahat etmek an­lamındadır

[204] Buharı, aynı yer. Müslim {211014) 15-Kitabu'l-Hacc, 95-Sadece üç mescide seyahat edilebilir babı. Ehıı Davud (2/216) Kitabu'l-Menasik, Medine'ye gitmek babı. Ne­sai (2/37,38) 8~Kİîabu'l-Mcsacid, IO-Ziyaret amacıyla seyahat edilebilen mescitler babı.

[205] Ahmed bin Hanbei (3/336) Mecmeu'z-Zevaid (4/3,4) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in yamsıra Tabcrani de el-Evsat da rivayet etmiştir. İsnadı basendir."

[206] Ahmed bin Hanbei (6/7J98) Keşfü'l-Estar (2/3) Kitabu'l-Hacc, Sadece üç mescide seyahat edilebilir babı. Mecmeu'z-Zevaid (4/3) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadi­si Ahmed bin Hanbei ve Bezzar birbirlerine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir. Hadisi Taberani de el-Kebİr ve el-Evsat da rivayet etmiştir. Ahmed bin Hanbel'in ravileri, güvenilir ve adil ravilerdir.

[207] Buhari (3170) 20-Kitahu's-Salat-i fi Mescid. Mekke'te ve'î-Medine, 6-Mescidi Aksa babı, Müslim (21975,976) 15-Kitabu'l-Hacc, 74-Kadımn yanında mahremi olmadan hacca ya da herhangi bir yere gitmek üzere yola çıkması babı. Tirmizi (21148) Ebuvahu's-Salat, Mescidlerin hangisi daha faziletlidir? konusunda gelen rivayetler babı, Tirmizi bu hadisi, Aksa" lafzına kadar tahrİç etmiştir,

[208] Ahmed bin Hanbeî (4/5) İbni Hibban (3/72) Mescid-i Haram'da kılınan namazın faziletinin zikri babı. İbni Hibban: "Medine mescidini kast ediyor" lafzını hadîse ilave etmiştir. Keşfu'l-Estar (1/214) Kitabu's-Salat. İsnadı sahihtir. el-Munziri (2/214)

[209] Ahmed bin Hanbeî (3/343,397) İbni Mace (1/451) 5-Kitabul kameti's-Salati ve's-„£    Sünneti fiha, 195-Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi'de kılınan namazın fazileti hakkında gelen rivayetler babı. Hadisi Ahmed bin Hanbeî iki sahih isnadla rivayet etmiştir. et-Terğib ve't-Tcrhib (2/214)

[210] Buhari (3163) 20-Kitabu's-Salati Fi Mescidi Mekke'te vel-Medİne, Î-Mekke ve Medine mescidlerinde namaz kılmanın fazileti babı. Müslim (2/1012) 15-Kitabu'l-Hacc, 94-Mekke ve Medine Mescidlerinde namaz kılmanın fazileti babı. Tirmizi (2/147) Ebvabu's-Salat, 243-Mescidlerâen hangisi daha faziletlidir, hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (2/35) 8-Kitabu'l-Mesacİd, 7-Hz. Peygamber (a.s)'in mescidi ve burada kılınan namazın fazileti babı. İbni Mace (11450) 5-Kitabu'l kameti 's-Salati ve's-Sünnetifiha, 195-Mccsid-i Haramda ve Hz. Peygam­ber (a.s)'in mescidinde namaz kılmanın fazileti hakkında gelen rivayetler babı. Sünen-i İbni Mace'de yer alan bir başka hadîs de şöyledir: "Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, onun dışında kılınan yüzhin namazdan daha faziletlidir." es-Sendi, İbni Mace üzerinde yazmış olduğu haşiyesinde (1/429) şöyle der: "Fethu-l-Bari de şöyle denilir: "Bu hadis, bazı rivayetlerde, "yüz namazdan" şeklinde gel­miştir. Birinci rivayete göre manası şudur: "Bunun dışında kılınan yüzbin namaz­dan daha faziletlidir, Mescid-i Nebevi hariç." İkinci rivayete göre de hadisin an­lamı şöyledir: "Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, Mescid-i Nebevi'de kılınan

[211] Ebu Ya'ia (81146) Mecmeu'z-Zevaid (4/5) Hey semi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ebu Yala sadece Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel de ri­vayet etmiştir, Ravileri, sahih'te adları geçen ravilerdir." et-Terğib ve't-Terhib'de de böyle denilmiştir. (2/216).

[212] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/176) Nesai (2/34) Kitabu'l-Mesacid, 6-Mescid-i Aksa'nın ve burada kılınan namazın fazileti babı. Ibni Mace (î/452) 5~Kitabul İkameti's-Salati ve's-Sünneti Fiha, 196-Bcyt'i Makdis'te namaz kılmak hakkında gelen rivayetler babı. Hakim, Müstedrak (2/434) Bu hadîs sahihtir.

[213] Ebu Ya'la (12/523) Mecmeu'z-Zevaid (416,7) Heysemi şöyle demiştir; "Ebu Da-vud bu hadisi kısmen Hz. Peygamber (a.s)'in azatlısı Meymune'den rivayet etmiştir. Ebu Ya'la ise bu hadisin tümünü Hz. Peygamber (a.s)'in hanımı Hz. Mey-mune'den rivayet etmiştir. Allah daha iyisini bilir, ravileri güvenilir ravilerdir."

[214] Müslim (2/1015) 15-Kitabu'l~Hacc, 96-Temelleri takva üzere atılan mescidin be­yanı babı.

Tirmizi (2/144) Kitabu's-Salat, 241-Takva üzere kurulan mescid hakkında gelen ri­vayetler babı. Nesai (2/36) Kitabu'l-Mesacid, Takva üzere kurulan mescidin zikri babı.

[215] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/155) Mecmeu'z-Zevaid (4/8) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri, sahih'te adlan geçen ravilerdir. Taberani de el-Evsat'da bu hadisi güvenilir r av ilerle rivayet etmiştir. Tirmizi'ye göre hadisin lafzı böyle değildir. et-Terğib ve't-Terhib (21215)

[216] Muvatta (1/197) 14-Kitabu'l~Kıble, 5-Hz. Peygamber (a.s)'in mescidi hakkında ge­len rivayetler babı. Buharı (3/70) 20-Kitabu fadli's-Salati fi mescidi Mekke'te ve'l-Medine, 5-Kabr-i Şerif ile minber arasının fazileti babı. Müslim (2/1010) 15-Kitabu'l'Hacc, Kahr-i Şerif ile minber arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir, babı. Buharı ve Müslim bu hadisi Ebu Hureyre (r.a)'den seksiz olarak rivayet etmişlerdir.

[217] Nesai (2135) Kitabu'l-Mesacid, 7-Hz. Peygamber (a.s)'in mescidinin ve burada na­maz kılmanın fazileti babı. Kavileri, Sahih'te adları geçen ravilerdir. Miimarat: Cedel, münakaşa

[218] Keşfu'l-Estar (11216) Kitabu's-Salat'dan bir hah. Mecmeu'z-Zevaid (4/9) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Bezzar'ın yanı sıra Taberani de el-Kcbir de rivayet etmiştir. Kavileri güvenilir ravilerdir."

[219] Mecmeu'z-Zevaid (4/9) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. Hadis basendir inşaallah."

[220] Mecmeu'z-Zevaid (418) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kehir'de

rivavet etmiştir. Ravüeri de güvenilir ravilerdir.

[221] Ahmed bin Hanbel, Müsned (3/332) Mecmeu'z-Zevaid (4/12) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed hin Hanhel ve Bezzar rivayet etmişlerdir. Ahmed bin Hanhel'in ravüeri güvenilir ravilerdir." Keşfu'l-Estar (1/216) Kiiabu's-Salat, Fe­tih mescidi babı.

[222] Müslim (2/1016) 15-Kitabu'l-Hacc, 97-Kuba Mescidinin ve burayı ziyaret edip içinde namaz kılmanın fazileti babı.

[223] Buharı (3/69) 20-Kitabu fadli's-Salati fi mekkete ve'l-Medine, Her cumartesi Küba'ya giden kimse babı. Nesai (2/37) 8-Kitabu'l-Mesacid, 9-Kuba Mescidi'nin ve burada na­maz kılmanın fazileti babı.

[224] Müslim (2/1017) 15-Kitabu'l-Hacc, 97-Kuba Mescidi'nin, burayı ziyaret etmenin ve içinde namaz kılmanın fazileti babı.

[225] Muvatta (2/167) 9-Kitabu Kasri's-Salati fi's-Sefer, 23-Namaz camisinde amel etme babı. Müslim (2/1017) 15-Kitabu'l-Hacc, 97~Kuba Mescidi'nin, burada namaz kılma­nın ve burayı ziyaret etmenin fazileti babı. Ebu Davud (2/219) Kitabu'l-Menasİk, (Hacc) Medinenin haram kılınması ile ilgili bab.

[226] Buhari (3/69) 20-Kitahu fadli's-Salati fi Mekke'te ve'î-Medine, 4-Yaya ve binekli olarak Küba mescidine gelmek babı.

Fetih mescidi: Medine'nin kuzeybatısında Sel Dağı'nın eteğinde ve Hendek Savaşı 'nm yapıldığı yerdedir

[227] Nesai (2/37) 8-Kİtabu'l-Mesacid, 9-Kuba Mescidi'nin ve burada namaz kılmanın fazileti babı. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in yanışım Tirmizi, ibni Mace ve Beyha-Ici de rivayet etmiş, Tirmizi: "Hasen garip'tîr," demiştir. Iraki şöyle demiştir: "Kavilerinin tümü güvenilirdir, ibni Arabi'nin: "Bu hadis zayıftır," demesi uygun değildir. el-Munziri söyle demiştir: "Bu hadisin dışında Useyd'den sahih hadisin geldiği bilinmemiştir. el-Feyd (4/244) Terğib ve Terhib (2/217)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/329-342

[228] Buhari (4/93) 29-Kitabu Fetaili'l-Medine, 6-İman Medine'ye çekilecek babı. Müslim (1/131) 1-kitabu'l-İman, 65-İslam garip olarak başladı, yakında, başladığı gibi garipliğine dönecek ve iki mescid arasına sığınacak babı. Ezeret el-Hayyettii ila sukbiha.Yılan deliğine sığınmak, iltica etmek an­lamındadır. İmanın Medine'ye sığınması ise orada birikip toplanması an­lamındadır

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/343

[229] Ahmed hin Hanbel, Müsned (3/342) Keşfü'l-Estar (2/52) Bilselerdi Medine onlar içîn daha hayırlı idi baht. Mecmeu'z-Zevaid (4/15) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanhel rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[230] Ahmed bin Hanbel, Müsned (3/361), Mecmeu'z-Zevaid (4/15) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmen bin Hanbel rivayet etmiştir, isnadı da hasendir."

[231] Ahmed bin Hanbel (1/20) Mecmeu'z-Zevaid (4115) Heysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[232] Müslim, aynı yer.

[233] Buhari (4/89,90) 29-Kitabu fedaili'l-Medine, 5-Medine'yi bırakıp giden kimse babı, Müslim (2/1009) 15-Kitabu'l-Hacc, 9l-Medine'yi halkı terk ettiği zaman... babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/343-345

[234] Bak: Fethu'l-Barİ (4190).

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/346

[235] Ebu Davud (4197) Kitabu'l-Fiteni ve'l-Melahim, 1-Fitne ve delaletlerinin zikri babı.

Ahmed bin Hanbel (2/402) Mecmeu'z-Zevaid (4115) Heysemi şöyle demiştir: "Bu ha­disi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri güvenilirdir. Bazıları hakkında bi­raz tenkit olsa da hu, hadisin sıhhatine zarar verecek boyutda değildir."

el-Avaf : Bu ikileme "afiyetün" kelimesinin çoğulu olup, İsteyen her şey an­lamındadır. Yani bu tarif canavarlar da olabilir, kuşlarda olabilir, diğer hayvanlar da olabilir. Hata insanlar da olabilir. Ancak genelde kurtlar ve kuşlar için kul­lanıldığından o manadadır.

Meake'r-Râi bill-ğanemi: Koyunları çağırıp götürmek demektir.

Müzelleten: Şehir için, yer için ve deve İçin kullanılır. Amade edilmiş, emrine ve­rilmiş anlamındadır. Yani; o zaman Medine'nin meyvaları kuşlara ve kurtlara kala­cak.. Çünkü Medine boşalacak ve içinde fakir namına bir şey bulunmayacak. Bazıları bu hadisi söyle yorumlamışlardır: Maksat meyvaların en güzel halini alıp olgun­laşmasına rağmen istifade eden olmayınca oldukları gibi kalmalarıdır.

rinv-rn.teövivptpn: Brvlini rastgele kesik kesik dökmek anlamındadır

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/346

[236] Müslim (412228) 52-Kitabu'l-Fiteni ve Eşrati's-Saati, 15-Medine'de kalma babı. Mesehe: Küçük kale, ya da boğazda nöbet bekleyenler anlamındadır. Selah: Hayber'e yakın bir yerin ismi. Yani, Medine'den en uzak savunma bölgesi burası olacak.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/347

[237] Mecmeu'z-Zevaid (31309) Hcysemi şöyle demiştir; "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Kavileri, Sahih'te adlan geçen raviledir."

[238] Mecmeu'z-Zevaid (3/309,310) Hey semi şöyle demiştir: "Bu hadisi taberani el-Evsat'da rivavet etmiştir. Havileri, sahih'de adlan geçen ravilcrdir."

[239] Buhari (4/95) 29-KitahufcdaiH'l-Medine, 9-Deccal Medine'ye giremeyecek babı.

[240] Müslim, aynı yer.

[241] Buhari, aynı yer. Müslim (2/1005) 15-Kitabu'l-Hacc, 87-Medine'nin vebadan ve Decra/'ın çirişinden muhafaza edilmesi babı.

[242] Buhari (13/447) 97-Kitabu't-Tevhid, 31-Dilemek ve irade (sıfattan) babı. Tirmizi (4/514,515) 34-Kitabu'l-FUen, 61-Deccal'in Medine'yi giremiyeceği hakkında ge­len rivayetler babı.

[243] Müslim (4/2266) Aynı yer.

[244] Buhari (4/95) 29-Kitabu fedaili'l-Medlne, 9-Deccal Medine'ye giremeyecek babı. Müslim (4/2265) 52-Kitabu'l-Fiten ve Eşrati's-Saat, 24-Cessase kıssası babı.

[245] Ahmed bin Hanbel, Müsned (3/92) Mecmeu'z-Zevaid (3/307,308) Hey semi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin HanbeVİn yanışım Taberani de el-Evsaî'da rivayet etmiştir. Ravileri, Sahih'te adlan geçen ravilerdir."

Sac: Bir çeşit takke.

Zübab: Medine yakınlarında bir dağın ismi

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/349-353

[246] Ahmed bin Hanbd, Müsned (2/291,312,328,351) Mecmau'z-Zevaid (3/298) Hey-semİ şöyel demiştir: "Hadis kısmen Buhari'de de yer almıştır. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri güvenilirdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/353-354

[247] Ahmed bin Hanbel, Müsned (2/219). Mecmeu'z-Zevaid (31284) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Kavileri de Sahih'te ad­ları geçen ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/354-355

[248] Ahmed bin Hanbel (1164)

[249] el-Bidaye ven-Nihaye (8/339)

[250] Ahmed bin Hanbel (2/67)

[251] Bak: Ta'cilü'l-Menfa'at, Sh. 370

[252] Bak: es-Siyer (3/376).

[253] Müslim (4/211) 52-Kitabu'l-Fiteni ve Eşraiı's-Sa'at, 2-Kabe'ye kasteden ordunun yere batırılması babı.

Buharı (4/338) 34-Kitabu'l-Buyû, 49-Çarşüar hakkında zikredilen hususlar babı.

[254] Tirmizi (4/478) 34-Kitabu'l-Fiten, 21-Yere batırılmak hakkında gelen rivayetler babı. Tİrmizi bu hadis için: "Ha.sen sahihtir," demiştir. Nesai (5/207) 24-Kitahu'l-Menasik, 112-Harem-i Şerifin dokunulmazlığı babı.

[255] Müslim (4/2210) 52-Kitabu'l-Fiteni ve Eşrati's-Sa'ati, 2-Beytiillah'ı kasteden or­dunun yere batırılması babı. Nesai, aynı yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/355-358

[256] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/359

[257] Buhari (3/454) 25-Kitabu'I-Hacc, 47-Allah Teala'nın Maide Suresi 97. ayetinin beyanı babı. Müslim (4/2232) 52-K.itabu'l-Fiteni ve Eşrat'i's-Sa'ati, 18~Kişi, kişinin kabrine uğramadan kıyamet kopmayacaktır, babı. Nesai (5/216) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 125-Kabe'nin inşa edilmesi babı.

Müslim (4/2232) 52-Kitabu'l-Fiten ve Eşrati's-Sa'aî, 18-Kişi, kişinin kabrine uğramadan kıyamet kopmayacaktır, babı.

Zü Süvcykateyn : Sak; insanların ayak kısmına denilir. Gır amer bakımından müennes olup, tasgiri; "süveykatün" dur. Mıtsağğer olması ise HabesHlerin genelde cılız ayaklı olmalarından dolayıdır.

Kenzü'l-Ka'be: Kabe'nin hazinesi demektir. Burada maksat Kabe'ye hediye edilen adak, süs eşyası türünden mücevherat çeşitleri ve değerli eşyalardır. Eskiden bu tür eşyalar Kabe'ye hediye edilirdi

[258] Ebu Davud (4/114) Kitabu'l-Melahim, Hahcşlileri kışkırtmaktan sakındırmak babı.

[259] Buhari (3/460) 25-Kitabu'l-Hacc, 49-Kabe'nin yıkılması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/359-360

[260] Ibni Huzeyme (41129) Kitabu'l-Menasik, 58-Kabe kaldırılacağı için haccın kaçacağı korkusuyla çabucak hacca gitmeye emir babı. İbni Huzeyme şöyle demiştir: "Üçüncüde kaldırılacak'tan maksat; üçüncü defa yapıldıktan sonra kaldırılmasıdır."

[261] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/360-361

[262] Müsiim (2/915) 15-Kitabu'l~Hacc, 34-Hz. Peygamber (a.s)'in tclbiyesi ve hac kur­banı babı

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/361

[263] Yukarıdaki bilgiler için bak; el-Mccmu (71440) Vlamü's-Sacid bi-Ahkami'l-Mesarid, Zerkeşi, Salıİfe: 63 ve müteakip sayfalar. Fethu'l-Kadir (2/335) el-

FıUm'l-İslâmi (3/318) ve müteakip sayfalar)

[264] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/361-364

[265] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/364-366

[266] Daha geniş bilgi için bak: el-îhtiyar (1/139 ve devamı), Hediyyetü'l-Alaiyye (Sahife: 251 ve devamı) Kifayetü'l-İhtıyar (1/134 ve müteakip sayfalar), e§-Şerhü's~sağir (2/16 ve devamı), el-Fıkhü'l-İslami (3/88 ve devamı).

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/369-374

[267] Buharı {4/72) 28-Kitabu Cezai's-Saydi, 36-Kaâınlann haccetmeleri babı.

Nesai (51114) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 4'-Hacetti fazileti babı. Mebrur hac: Kabul olunmuş ve sevabı yazılmış hac demektir. Haccın sözlük an­lamı; bir şeyi kastetmektir. İşte İslam şeriati bu kelimeyi bilinen şartlarla belli bir yeri kastedip oraya gitmeye özel kılmıştır. Bu kelimeyi iki şekilde de okuyabiliriz. Ha'mn fethasiyle ve kesresiyle Haccün-Hiccün bu iki kıraat da Kur'an'ı Kerim'de vardır.

Lüzumu1 l-Husri: Yani Hz. Peygamber (a.s) hanımlarına: "Siz evden çıkmayı aklınıza getirmeyin, evinize bağlı kalın," demek istemiştir

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/375-376

[268] Nesai (51113,114) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 4-Haccın fazileti babı. Hadisin is­nadı sahihti

[269] Taberani, el-Kebir (3/135) Mecmeu'z-Zevaid (3/206) Heysemi söyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kcbir'de rivayet etmiştir. Kavileri güvenilir ravilerdi

[270] İbni Huzeyme (4/359) Kitabu'l-Hacc, 8-Kadmların cihadının hac ve umre olduğu konusundaki delil babı

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/376-377

[271] Tirmizi (31175) 7~Kitabu'l-Hacct 2-Hac ve umre'nin sevabı hakkında gelen rivayet­ler babı. Nesai (51115,116) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 6-Hacla umre'nin arasını birleştirmenin fazileti babı. İsnadı hasendir. Hadis de şahit'teriyle şahindir.

[272] Nesai (5/115) 24-Kitabıt'l-Hacc, 6-Hac ile umre arasım birleştirmenin fazileti babı. Bu hadis sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/377-378

[273] Tirmizi (2/189) 7-Kitabu'l-Hacc, 14-Teibiye ve kurban kesmenin fazileti hakkında gelen rivayetler babı. Meder: Köyler ve şehirler demektir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/378-379

[274] Mecmeu'z-Zevaid (3/224) Heysenü söyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da iki ayrı isnadla rivayet etmiştir. Bunlardan bir tanesi Sahîh'te adlan geçen ravilerdir."

[275] Buhari (31597) 26-Kitahu'l-Ümre 1-JJmre babı. Müslim (2/983) 15-Kitabu'l-Hacc, 79'Haccın, umre'nin ve arefe gününün fazileti babı.

Buharı (4/20) 27-Kitabul-Muhsar, 9-Yüce Allah'ın, "kadına yaklaşnljak yoktur" (Bakara suresi: 197) sözünün beyanı babı.

[276] Mecmeu'z~Zevaid (2/207) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[277] Ebu Davud (2/143,144) Kitabu'l-Menasik, Mikatlar babı. Bu hadisi Beyhaki'nin yanısıra İbni Mace de kısmen şöyle rivayet etmiştir: "Kim Beyt'i Makdis'den iti­baren telbiye getirirse (günahı) bağışlanır." Hadisin isnadı sahihtir. İbni Mace'ye ait olan bir başka rivayet de şöyledir: "Kİm Beyt-i Makdis'ten itibaren ihrama gi-rirse, bu onun geçmiş günahlarına keffaret olur. Bu hadisi İbni Hibban da şu lafızlarla rivayet etmiştir: "Kim Mescid-i Aksa'dan umre için ihrama girerse, geçmiş günahı bağışlanır." Beyhaki'ye ait bir diğer rivayet de şöyledir: "Kim hac ve umre için Mescİd-i Aksa'dan Mescid-i Harama kadar ihramda durursa, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır, Cennet de kendisi için vacib olur." el-Terğib'de de ha­dis bu şekildedir. (2/190),

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/379-380

[278] Müslim, aynı yer. Sh. 917

[279] Buhari (4/72) 28-Kitabu-Ceai's-Sayd, 26-Kaâınların haccetmeleri babı.  Müslim (2/917,918) 15-Kitabu'l-Hacc, 36-Ramazan'da umre yapmanın fazileti babı.

[280] Buhari (3/603) 26-Kitabu'l-Umre, 4-Ramazan ayında umre yapmak babı. Bu hadisi Buharı, Ihni Abbas'ın hadisinden sonra muallak olarak rivayet etmiştir. el-Hamdi böyle demiştir.

[281] Ebu Davud (21205) Kitabu'l-Menasik, Umre babı. Ebu Davud; "Resulullah (a.s)'a ait ve sor," ifadesini almamıştır. İsnadı hasendir. Taberani, el-Kebir (12/207) Kesfü'l-Estar (2/38) Ramazan'da umre yapmak babı. Burada soruyu soran şahsın adının Ebu Tuleyk olduğu söylenir. Mecmeu'z-Zevaid (3/280) Heysemi söyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Bezzar da Taberani'den biraz daha kısa olarak bu hadise yer vermiştir. Bezzar'uı ravileri, sah'ıh'te adlan geçen ravîlerdir."                                                                        

Habis: Deve ya da at gibi hayvanları Allah yolunda her an hazır olarak beklet­mektir. Yani bu hayvanlar gazilerin savaşmaları için vakfedilip diğer mallardan ayrılmıştır.

Ahıcceni: Yani "beni hacca götür, bana hacca gitmem için maddî imkan\temin et" anlamında ifal babından bir kelimedir

[282] Muvatta (1/346,347) 20-Kitabu'l-Hacc, 21-Umre hakkında rivayet edilen hadisle­rin toplamı babı. Bu hadis mürseîdir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/381-385

[283] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/385

[284] Nesai (5/113) 24-Kitahu Menasiki'l-Hacc, 4-Haccın fazileti babı. İsnadı hasendir.

[285] Keşfu'l-Estar (2/39) Hacılar ve umreciler babı. Mecmeu'z-Zevaid (3/211) Heysemi söyle demiştir: "Bu hadisi Bezzav rivayet etmiştir. Kavileri güvenilirdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/385

[286] Tirmizi (5/225) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an, 4-Bab. Bu hadis sahitleriyie hasendir. el-Accü, Telbiye esnasında sesi yükseltmek. es-Seccii: Kurban kesmek, kan akıtmak,

es-Şa'as:Evine uzaklığı ve yol nedeniyle saçı uzanan ve onu tarayamayan kimseye denir. et-Tefil: -Koku sürünmeyen ve kokusu bozulan kimse demektir

[287][287] Mecmeu'z-Zevaid (51282) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. Kavilerinden biri; Cemil bin Ebu Meymune'dir. Bu şahsı İbni Ebu Hatem islemiş, ancak hakkında ne cerhden, ne da tadilden söz etmemiştir. İbni Hibban, bu zatı güvenilir raviler arasında işlemiştir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/386-387

[288] Kesfu'l-Esîar (2140) Hacıların duasını istemek babı. Mecmeu'z-Zevaid (31211) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadis Bezzar'ın yanı sıra Taberani de es-Sağir'de ri­vayet etmiştir. Ravileri arasında yer alan Şüreyk bin Abdullah; güvenilir bir ravi-dir, ancak hakkında biraz tenkit vardır. Kalan raviler; es-Sahih'te adları geçen ravi­ler dir."

Bu hadisi Hakim'in yanı sıra İbni Huzeyme de Sahih'inde rivayet etmiştir, ibni Huzeyme ile Hakim'in lafızları şöyledir: "Allah'ım, hacıyı da, onun bağışlan­masını istediği kimseyi de bağışla." Hakim şöyle demiştir: "Bu hadis, Müslim'in şartlarına göre sahihtir.

[289] İbni Huzeyme (4/131) 466-Hac kendinden önce işlenen kusurları yok eder düstu­runun beyanı babı. Bu hadis sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/387-388

[290] Mecmeu'z-Zevaid (31206) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Evsat'da rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadisi Ebu Ya'la da rivayet etmişir. Ancak Ebu Ya'la: "Beş yılda bir," ifadesini kullanmıştır. İkisinin ravileri de sahih'te ad­ları geçen ravilerdir," Bu hadisi ibni Hibban da rivayet etmiştir. Mevarid, Sahife: 960. Bu hadis, sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/389

[291] Taberani, el-Kebir (10/191). Mecmeu'z-Zevaid (3/205) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ravİlcri güvenilirdir."

[292] "Bü gibi amelleri işleyenler hariç": Bu cümle, bu gibi amelleri işleyenlerin faziletten istifade edemediklerini göstermez. Bilakis onların zaten faydalandıklarını, faydalan­mayanların da bu fi   atı değerlendirmeleri gerektiğini vurgulamak içindir. (Çeviren)

[293] Ahmed bin Hanbel (41114) Mecmeu'z-Zevaid (1/59,3/207) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel ve Taherani rivayet etmişlerdir. Ravileri, Sahih'te adları geçen ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/389-391

[294] Secde Suresi: 17

[295] Mecmeu'z-Zevaid (3/276) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberane el-Evsat'da  rivayet  etmiştir.  Kavileri  zincirinde yer alan  Muhammed bin Abdurrahim'e İbni Ebu Hatem yer vermiş, ancak ne cerhinden", ne de ta'dilinden söz etmemiştir. Bu ravinin Önündeki raviler ise güvenilir ravilerdir. Remlin, alicin: Birbirine girmiş ve basılmış kum taneleri.

[296] Keşfü'l-Estar (218) Haccın fazileti habı. Taberani, el-Kebir (12/425)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/391-395

[297] Müslim (2/975) 15-Kitabu'l-Hacc, 73-Hac ve umrenin farz oluşu babı. Nesai (51110) 24-Kitabu Menasiki'UHacc, 1-Hocan farz oluşu babı.

[298] Ali İmran Suresi: 97

[299] Tirmizi (31178) 7~Kitabu'UHacc, 5-Kaç defa hac yapmak farz kılındı? sorusu hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis onu destekleyen diğer hadislerle basendir.

Maide Suresi: 101

[300] Ebu Davud (2/139) Kitabu'l-Menasik' ül Hacc, 1 -Haccınfarz oluşu babı.

Nesai (5/111) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 1-Haccın vucubu babı. Hakim (1/441) Ki­tabu'l-Menasik, Her sene bir defa haccetmek babı. Hakim bu hadisi Buharı ve Müslim'in şartlarına uygun kabul etmiş, ez-Zehebi de onu muvafakat etmiştir. Zuhuru'l-Husr: Eve bağlanıp çıkmaktan kinaye edilmiştir.

[301] Ebu Davud (21140) Kitabu'l-Menasik, 1-Haccın farz oluşu babı. isnadı sahihtir. Hafız, el-Tehzib'de şöyle demiştir: "Buharı de Tarih'inde bu hadise aynı şeyi söylemiştir." el-Feth sahibi ise isnadının sahih olduğunu söylemiştir."

[302] Buhari bu hadisi muallak olarak rivayet etmiştir. Bazıları senedini almamıştır, el-Hamidi der ki: "Bu hadisi Buharı bu şekilde rivayet etmiştir. Buharı nin hadisin başlığına getirdiği sened zinciri aynen şöyledir: "Bana Ahmed bin Muhammed şöyle söyledi: "Bize İbrahim, babası vasıtasıyla dedesinden şu şekilde tahdis etti. el-Hamidi şöyle dedi: "Ebu Bekir el-Barkani dedi ki: "Burada bahsedilen İbrahim, Abdurrahman bin Avfın oğlu olan İbrahim'dir. Ancak bu görüş de sıhhatli değildir."

[303] Mecmeu'z-Zevaid (3/204) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. İsnadı ceyyiddir."

Fealika: Durmadan Resulullah (a.s)'a: "Her sene mi?" diye sorusunu tekrar et­meye başladı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/396-399

[304] Tirmizi (31177) 7-Kiîabu'l-Hacc, 4-Azık ve binekle haccınfarz olduğu konusunda gelen rivayetler babı. Bu hadis sevahidi ile basendir. Senedi el-Hasan'a kadar sahih­tir. Rahiİe : Güçlü ve büyük deve olup binmek ve yük tagımak için kullanılır.

[305] Tirmizi (3/176) 7-Kitabu'l-Hacc, 3-Haccın terki konusunda gelen korkutucu ha­disler babı. Bu hadis bize bir kaç yolla gelmiştir ki, bunların hepsi de zayıftır. Bunların bir kısmını Hafız, et-Telhis adlı eserinde işlemiştir. Ihni Sahİt'in murse-li de bu yollardan biridir. Hafız bu yolları işledikten sonra söyle demiştir: "Hadisin sahih yolları da vardır. Ancak bunlar (meıfu değil) mevkuftur. Nitekim bunlardan bir tanesini Said bin Mansur ve Beyhaki Hz. Ömer bin el-Hattah. (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmişlerdir: "Allah'a yemin ederim ki su şehirlere elçiler göndereyim de gücü olduğu halde hacca gelmeyenleri bulup tesbit etsinler de onlara cizye vurayım diye düşünüyorum." Onlar Müslüman olamazlar." "Bu lafız Said bin Mansur'a aittir. Beyhaki'ye ait lafız ise su şekildedir: "Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: "İmkanı varken kendisini serbest bıraktığım halde haccetme­den ölen kimse, Yahudi, yahut Hıristiyan olarak ölsün, Yahudi yahut Hıristiyan olarak Ölsün, Yahudi yahut Hıristiyan olarak ölsün." (üç defa). "Ben diyorum ki söz, İbni Hacer el-Askalani'ye aittir.) Hz. Ömer (r.a)'in bu mevkufu İbni Sabit'in murseline katıldığı zaman bu hadisin aslının olduğu ortaya çıkar. Hadis; Hacca gitmemeyi helal kabul edip de onu terk edenl-er hakkında varid olmuştur şeklinde yorumlanır. Böylece hadisin mevzu olduğunu savunanların hatasında ortaya çıkmış olur. Allah'ü Alem."

[306] Ebu Davud (2/141) Kitabu'l-Menasik, 6-bah. Bu hadis onu destekleyen diğer hadis­ler sayesinde basendir.

[307] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/400-402

[308] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/402

[309] Tirmizi (3/270) 7-Kitabu'l-Hacc, 88-Umre vacip midir değil midir? hakkında ge­len rivayetler babı. el-Cami Muhakiki der ki: "Bu hadis zayıftır, el-Feth'de şöyle denmiştir: "Cabir'den gelen rivayetler arasında sahih olanı bu şekildedir. Bu hadisi Ibni Curayh Ibni Münkedir'den o, da Cabir'den rivayet etmiştir." Yine el-Feth'de şöyle denmiştir. "Ibni Cehm el-Maiiki hasen isnadla Cabir'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Her müslüman'a umre vaciptir". Bu hadis Cabir'den mevkuf olarak ri­vayet edilmiştir. Umrenin vacib olduğu görüşü İmam Şafii, İmam Ahmcd bin Hanbel ve bunlardan başka bir çok hadis aliminden meşhurdur. Malikilerde meşhur olan görüş; umrenin nafile bir ibadet olduğu yolundadır. Hanefilerin görüşü de böyledir."

[310] Tirmizi, aynı yer. el-Cami muhakiki şöyle demiştir: "Buhari muallak olarak şöyle der: "Ibni Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Umre Kur'an-ı Kerim'de hac ile bareber şu şekilde emr edilmiştir: "Allah için hac ve umreyi tamamlayın." Hafiz (İbni Hac-er) Fethu'l-Bari'sinde şöyle der: "Buhari'nin bu tarikini Şafii ile Said bin Mansur muttasil olarak rivayet etmişlerdir. Bu iki ravi de Sufyan bin Uyeyne vasıtasıyla Amr bin Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Ben Tavus'un şöyle dediğini ''a'Jp'IM   "  "Ben Ibni Abbas (r.a)'dan dinledim, şöyle diyordu:

"Allah'a yemin ederim; umre Allah'ın kitabında hac ile beraber zikredilmiştir: "Hac ve Umreyi Allah için tamamlayın." Atanın İbni Abbas'tan nakli tarikiyle Hakim'e ait bir rivayet de şöyledir: "Hac ve umre farz ibadetleridir." Fakat bu ri­vayetin isnadı zayıftır. Hadisin metninde geçen "Karinetuha" terkibindeki "ha" za­miri, "farizatün" kelimesine racidir. Aslında: "Karinetuhu" denmeliydi. Çünkü bu­rada hac ibadeti kasdedümiştir. Yine Buhari muallak olarak İbni Ömer (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Hac ve umre üzerine vacib olmayan hiç kimse yoktur." Hafız İbni Hacer Fethu'l-Bari'de şöyle demiştir: "Muallak olarak rivayet edilen bu hadisi İbni Huzeyme, Darükutni ve Hakim, İbni Cureyh yoluyla şu şekilde muttasil olarak rivayet etmişlerdir: "Bana Nâfı haber verdi: "İbni Ömer şöyle der­di: "Allah'ın yaratıkları (İnsanlar) arasında yol bakımından gücü yetip de üzerine hac ve umre vacib olmayan kimse yoktur. Kim (bir defadan) fazlasıyla yaparsa bu onun için hayır ve nafile olur." Yine Said bin Ehu Urve de el-Menasik bahsinde Eyyü'bun Nafİ'den nakli vasıtasıyla İbni Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hac ve umre farz ibadetleridir."          

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/402-403

[311] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/403

[312] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/403-405

[313] Buhari (31419) 25-Kitabu'l-Hacc,"Hac, bilinen aylardır," (Bakara suresi: 197) ay­etinin beyanı babı. el-Cami muhakiki şöyle demiştir: "Bu hadisi İbni Cerir, Taberi Tefsir'inde (sayı: 3533) Muttasıl olarak şu şekilde rivayet etmiştir: "Bize Ahmed

' ^ bin Hanbel şöyle tahdis etti: "Bize Ebu Nuaym şöyle tahdis etti: "Bize Verka Abdullah bin Dinar vasıtasıyla İbni Ömer'in şöyle dediğini tahdis etti: "Hac; bi-''-'■ linen ay yani Şevvaldir, Zilka'de'dir, Zilhicce'dır", Bu hadisin isnadı sahihtir. İbni Kesir de tefsirinde bu hadis hakkında böyle demiştir. Bu hadisi Hakim Müstedrek'in de (2J276) Tefsir bahsinde rivayet etmiş ve Buhari ile Müslim'in şartlarına uygun olduğunu belirtmiştir. Zehebi de Hakim'in bu görüşüne aynen katılmıştır. İbni Kesir der ki: "Bu hadisi Hz. Ömer (r.a)'den, Hz. Ali (r.a)'den, İbni Mesu'd (r.a)'den, Abdullah bin Zübeyr (r.a)'den, İbni Abbas (r.a)'dan, Ata'dan, Ta-vus'dan, Mücahid'den, İbrahim en-Nahai'den, eş-Şa'bi'den, el-Hasan'dan, İbni Si-rİn'den, Makhül'den, Katede'den, Zahhak bin Müzahim'den, Rabi bin Enes'den, ve Mukatîl bin Hayyan'dan aynen rivayet etmiş olup Şafii, Ebu Hanife, Ahmed bin Hanbel, Ebu Yusuf ve Ebu Davud (Allah hepsine rahmetiyle muamelede bulun-sun)'un görüşüdür." İbni Cerir de bu görüşü benimsemiş ve şöyle demiştir: Tağlib kaidesine istinaden iki ay on gün için çoğul kullanmak sahihtir. Bu, Arapların: "Onu bu sene gördüm, bu gün gördüm," sözüne benzer. Halbuki adam sene ve günün belli bir zamanında görmüştür.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/407-408

[314] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/408

[315] Buharİ, aynı yer. el-Camii muhakiki şöyle der: "Hafız İbni Hacer, Fethu'l-Bari'de şöyle demiştir: "Bu hadisi İbni Hüzeyme, Hakim ve Darekutni, Hakİm'in Muksim vasıtasıyla ibni Abbas'tan rivayeti tarikiyle şu şekilde muttasıl bir senedle riva­yet etmişlerdir: "Hac için ihrama ancak hac aylarında girilir. Çünkü hac aylarında ihrama girmek haccın sünnetler indendir."

Bu hadisi İbni Cerir, İbni Abbas (r.a)'dan başka bir tarikle şu şekilde rivayet etmiştir: "Bu kimsenin hac ayları dışında ihrama girmesi uygun düşmez.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/408

[316] Muvatta (1/339) 20~Kitabu'l-Hacc, 14-Mekke halkının ve burada bulunan diğer in­sanların telbiye getirmeleri babı. İsnadı sahihtir.

Yühiîü: İhlal; telbiye getirme sırasında sesi yükseltmektir. Fakat hac bahsinde­ki ihlaldan maksat, telbiyenin tümünü yüksek sesle okumaktır. Bir kimse hacca ya­hut umreye niyet edince sesini yükseltir ve: "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk," der

[317] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/408-409

[318] Buhari (3/506) 25-Kitabu'l-Hacc, 82-Batha ve diğer yerlerde telbiye getirmek babı. Hafız İbni Hacer, Fethu'l-Bari'de şöyle der: "Bu hadisi Saİd kendi tarikiyle mutta­sıl bir senedle şu lafızlarla rivayet etmiştir: "İbni Ömer'i mescid'de gördüm. Ken­disine: "Hilal görüldü," denildi. Bunun üzerine bu konuda bir hadis okudu ve sus­tu. Nihayet terviye günü gelince Batha'ya geldi. Hayvanı kendisini düzlüğe Çıkarınca ihrama girdi." İmam Malik de Muvatta'da şu şekilde rivayet etmiştir:"İbni Ömer Zilhicce hilalinin görülmesiyle telbiye getirdi. O, bu konuda biraz genişlikten yanaydı." Muvatta (11340) Hac bahsi, Mekke halkının ve burada bulunan diğer insanların telbiye getirmesi babı.

[319] Buhari (21457) 13-Kitabu'l-İdeyn, 11-Teşrik günlerinde amelin fazileti babı. Tir-mizi (3/130) 6-Kitabu's-Savm, 52-On günlerde amel etmek hakkında gelen rivayet­ler babı. Bu hadisi Ebu Davud et-Tayalisi'de rivayet etmiştir (2631) ,    Yülebi: Telbiye;"Lebbeyk Allahümme lebbeyk" ve Şer'an caiz olan telbiye lafızlarını telaffuz etmektedir.

Yavmü't-Tevriye: Zilhicce'nin sekizinci günü. el-Cevheri söyle demiştir: "Bu günden sonra insanlar suya kandıkları için bu güne tevriye günü denmiştir.

[320] Ahmed bin Hanbel, Müsned (21161,167)

Ahmed bin Hanbel (2/223). Mecmu'z-Zevaid (4/16) Heysemi şöyle demiştir: "Bu ha­disi Ahmed bin Hanbel'in yanışım Taherani el-Kehir'de rivayet etmiştir. İkisi de ri­vayetinde ayrı isnad getirmiş olup, birinin ravileri güvenilir ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/410-412

[321] Keşfü'l-Estar (2/28) Kitabu'l-Hacc, On günler hakkındaki bab. Mecmeu'z-Zevaid (3/253) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Bezzar rivayet etmiştir. İsnadı hasen olup, ravileri güvenilirdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/412

[322] Taberani, el-Kehir (10/246). Mecmeu'z-Zevaid (4/16) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kcbir'de rivayet etmiştir. Ravileri, Sahih'de adlan geçen ravilerdir."

[323] Taberani, el-Kebir (U/83) Mecmeu'z-Zevaid (4/17) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiştir. Ravileri, Sahih'de adlan geçen raviler­dir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/412-414

[324] Müsiim (2/983) 15-Kitabu'l-Hacc, 79-Hac, umre ve arefe gününün fazileti babı. Nesai (5/251) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 194-Arefe günü hakkında zikredilen ri­vayetler babı.

[325] Muvatta (î/442) 20-Kitabu'l-Hacc, 81-Haccın cami'i babı. Zcrkani, Muvatta şerhinde-: "öy hadisi Hakim muttasil senedle rivayet etmiştir," demiştir. Yübâh: Mübahat; mufaale babından gelip, övünmek anlamındadır. ed-Daltr: Kovulmak, uzaklaştırmak.

Vezaat; Ifal babıyla da kullanılır. Komuta etmek anlamındadır. Vazi: Savaş sırasında ordu araşma girip gerekli düzenlemeleri sağlayan ileri geri almak suretiyle disiplini sağlayan kimseye denir. Birisi askerlerin tanzim edip sıraya dizdiği zaman: "veza'te'l-Ceyşe" dersin. (Yani askerin içtiması sırasında bu kelime kullanılır. (Çeviren)

[326] Muvatta (J/214,215) 15-Kitabu'l-Kur'an, 8-Dua hakkında gelen rivayetler babı.

İmam Malik bu hadisi "la şerikelehü" cümlesine kadar Talha'dan rivayet etmiştir.

Tirmizi (5/527) 49-Kitabu'd-Daavat, 123-Arefe gününün duası babı. Tirmizİ bu hadisin tamamını Amr bin Şauyb'dan rivayet etmiştir. Bu hadis şahidleriyle hasendir

[327] Ahmed bin Hanbel, Müsned (21210) Mecmeu'z-Zevaid (3/252) Hey semi şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. Ravileri güvenilirdir."

[328] İbni Huzeymc (4/263) Kitabu'i-Mcnasik 714-Allah Teaîa'mn sema ehline karşı Övünmesi babı. İsnadı sahihtir.

[329] Ahmed bin Hanbel (2/224), er-Ravdud-Dani (1/346) Mecmeu'z-Zevaid (3/251) Heysemi söyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed hin Hanhel'in yanı sıra Tabcrane es-Sağir ve el-Kcbir'de rivayet etmiştir. Ahmed bin Hanbel'in ravileri güvenilirdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/414-416

[330] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/416-417

[331] Ebu Davud (21148,149) Kitahu'l-Menasik, 19-Kurban yerine ulaşmadan telef olduğu zaman babı. İsnadı hasendir.

[332] Bu hadisi Taberi muhtasar olarak tefsirinde bir kaç tarikle İbni Ebu Evfa'dan ri­vayet etmiştir. (14/117) İsnadı sahihtir. Bu hadisin Abdıdmelik bin Umeyr'e daya­nan lafzı şöyledir: "Kendisine haccı ekber soruldu da: "O, kanın akıtıldığı ve saçların traş edildiği gündür," dedi."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/417-418

[333] Tirmizi (31291) 7-Kitabu'l-Hacc, 110-Haccı ekber hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis Hz. Ali (r.a)'den mevkuf olarak rivayet edilmiştir. Bu hadis onu destek­leyen diğer hadisler sayesinde hasendir. İbni Cerir; Hacc-ı Ekber'in kurban bayramı günü olduğunu tercih etmiştir. İmam Malik, İmam Şâfi ve ulemanın çoğunluğu bu görüştedir. Hz. Ömer, Ihni Abbas ve Tavus'un da aralarında bulunduğu bir gurup alim de bu günün arefe günü olduğu görüşündedirler. Ancak birinci görüş tercihe değer görüştür.

[334] Ebu Davud (2/195) Kitabul-Menasik, Hacc-ı Ekber günü babı. Bu hadisi Buhar muallak olarak rivayet etmiştir.                                                            

[335] Buhari (8/320) 65-Kitahu'l-Tefsir, 4-'•Müşriklerden muahade ettikleriniz hariç ayetinin beyanı babı. Yine Buharı (3/483) 25-kitabu'l-Hacc, 67-Beytullahı çıplat olan kimse tavaf edemez babı. İbni Huzeyme (4/209) Kitabu'l-Menasik, 612-Tava etmek arzu edildiği zaman süslenme ile emir babı. Cemerat: Minada taşların atıldığı yerler.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/418-420

[336] Yukarıdaki bilgiler için bak: Fethu'l-Kadir (21131-134), eş-Şerhii's-Sağir (2/18-25), el-Mühezzeb (1/202-204), el-Muğni (3/257 ve müteakip sayfalar), el-Fıkhü'l-İslami (3/68)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/421-423

[337] Buhari (3/387) 25-Kitabu'l-Hacc, 8-Medimlilerin mikan babı. Müslim (2/840) 15-Kitabu'l-Hacc, 2-Hac ve umre için ihrama girme yerleri babı. Yelemlem: Yemenlilerin ihrama girme yeri olup yer ismidir.

[338] Müslim, aynı yer.

[339] Ebu Davud (2/143) Kitabu'l-Mcnasik, 9-Mikattar babı.

Nesai (5/123) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 19-Mısırlıların mikatt babı. Bu hadis

şahitleri sayesinde hasendir.

el-Muhell: Telbiye yeri, yani ihram yerleri

[340] Ebu Davud, aynı yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/425-427

[341] Buhari (3/388) 25-Kitabu'l-Hacc, 10-Necdlilerin ihrama girme yeri babı. Müslim

(2/838,839) 15-Kitabul-Hacc, 2-Hac ve umre mikatları babı. Ebu Davud (2/143)

Kitabu'l-Menasik, 9~Mikatlar babı. Nesai (5/124) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 20-

Yemenililerin mikan babı.

Etafe: Etrafında toplanıp sıkıştırmak

Müslim, aynı yer.

el-Mısrani: Mısır, aslen şehir demektir. Burda Basra ile Küfe kasdedilmiştir. el-Cevr: İstikamet dışı kalan anlamında. Hadisin zahiri Zat-ı Irk'ın mikat olarak Hz. Ömer tarafından tayin edildiğini göstermektedir. Oysa daha önce tayinin Hz. Peygamber (a.s) tarafından tayin edildiğini gösteren meıfu hadisi işlemisdik. Hz. Aise (r.a) ve Haris bin Amr Sehmi'nin hadisleri buna delildir.

Karnü'l-Menazil: Mekke yolunda bir yerin ismi olup Necdliler için ihram sınırıdır. Bu kelimede asıl olan , "Ra"mn sükünü ile okumaktır. Nitekim Ömer bin Ebu Rabia'nın şiirinde bu şekilde gelmiştir. Bazı fıkıhçılar ise bu kelimeyi kendi araştırmalarında "Ra" mn fethasıyla okumuşlardır. Fıkıh ilminin Önde gelen imam­larından birinin: "Ra"nın fethasıyla okunur," dediği bilinir

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/427-428

[342] Buhari (3/389) 25-Kitabu'i-Hacc, 13-Imklüar için Zat-Irk babı.

[343] Muvatta (1/331) 20-Kitabu'l-Hacc, 8-İhram mikadan babı. Hadisin isnadı sahih­tir.

[344] Muvatta, aynı yer. Hadisin isnadı kopukdur. Bu hadisi Ebu Davud, Tirmizi ve Ne-sai muttasıl sencdle buradakinden daha uzun şekliyle rivayet etmişlerdir. Sened silsilesinde Müzahim bin Ebu Müzahim el-Mekki yer almaktadır. Bu raviyi Ibni Hibban dışında kimse sika (güvenilir) kabul etmemiştir. Geri kalan ravİleri ise

s-'i güvenilirdir. Tirmizi şöyle demiştir. "Bu hadis hasen gariptir. Muhşir el-Kabi'nİn bu hadis dışında Hz. Peygamber (a.s)'den başka bir hadis rivayet ettiğini bilmiyo­ruz. "

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/428-429

[345] Muvatta (î/331) 20-Kitabu'l-Hacc, 8-Mikat sınırları babı. Güvenilir ravi Naf' ise

hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir.

el-Fur'u: Fa ve Ra'nın zammesiyle okunabileceği gibi Ra'nın sükünüyle de oku­nabilir. Medine yakınlarında bir yer ismidir. ez-Zerkani der ki: "Ibni Abdül-Berr söyle demiştir: "Ulema, hu hadisi; İbni Ömer (r.a) mikat sınırını ihrama girme niyeti olmaksızın geçip ardından ihrama girmeye karar vermiş ve buradan ihrama girmiş olabilir. Ya da: Mekke'den veya herhangi bir yerden Fur'a doğru yola de­vam ederken birden ihrama girmeye karar verip ihrama girmiş olabilir," şeklinde yorumlamıştır. "Şafii ve diğer alimler de bu yorumu yapmışlardır. Nitekim mi­kalarla ilgili hadisleri rivayet eden İbni Ömer'in bile bile ihram sınırını ihramsız geçip de kendine kurbanı vacip kılması düşünülemez.

İlya: Filistin'de bulunan bir şehrin İsmidir. Bu isim Kudüs şehrinde kul­lanılmaktadır. Sonundaki ya hazfedilince ism-i memdüd, ya şeddelenincede ism-i maksur halini alır

[346] Buhari bu hadisi muallak olarak rivayet etmiştir. Hafız İbni Hacer, Fethü'l Bari'de der ki: "Bu hadisi Said bin Mansur şu şekilde senedi muttasıl olarak rivayet etmiştir: "Bize Heşim tahdis etti: "Bize Yunus bin Ubeyd tahdis etti: "Bize Hasan Basri şu .şekilde haber verdi: "Abbdullah bin Amr Horasan'da ihrama girdi. Hz. Osman (r.a)'in yanına varınca Hz. Osman (r.a) yaptığının doğru olmadığım kendi­sine söyledi ve bu işi mekruh gördü." Abdurrazzak dedi ki: "Bize Muammer Eyyüb'den, o da ibni Şirin'den şöyle rivayet etmiştir: Abdullah bin Amir Horo­san'da ihrama girdi. Hz. Osman (r.a)'m yanına varınca Hz, Osman (r.a) kendisini kınadı ve: "Savaştan döndün (buna rağmen) hac ibadeti sana hafif geldi ki uzaktan ihrama girdin?" dedi," Bize Ahmed bin Seyyar Tarih'inde, Davud bin Ebu Hind tari­kiyle şu şekilde rivayet etmiştir: "Abdullah bin Amir Horasan'ı fethedince: "Bulunduğum bu yerden ihrama girmek suretiyle Allah'a şükrümü eda edeceğim" deyip Niysabur'da İhrama girdi. Hz. Osman (r.a)'in yanına varınca Hz. Osman (r.a) onun bu yaptığını kınadı."

Hafız ibni Hacer sözlerini şöyle tamamlamıştır: İste bu isnadlar, birbirlerini takviye mahiyetindedirler.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/429-430

[347] Hacc Suresi: 32

[348] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/431-433

[349] Buhari (3/477) 25-Kitabu'l-Hacc, 63-Mekke'ye geldiği zaman Beyt'i tavaf eden kimse babı. Müslim (2/906) 15-Kitabu'l-Hac, 29-Beyt'i tavaf eden kimseye gerekli olan şeyler babı.

Buharı (3/496) 25-Kitabu'l-Hacc, 78-Ahdest üzere tavaf etmek babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/435-437

[350] Muvatta (11335) 20-Kitabu'l-Hac, Îl-İfrad haccı babı. Müslim (2/875) 15-Kitabu'i-Hacc, 17-İhram çeşitlerinin beyanı babı. Ebu Davud (21152) Kitabu'l-Menasik, 23-İfrad haccı babı. Tirmizi (3/183) 7-Kitabu'l-Hacc, 10-İfrad haccı hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (5/145) 24-Kitabul Menasiki'l-Hacc, 48-İfrad haccı babı.

Nesai, aynı yer.

[351] Müslim (2/904,905) 15-Kitabu'l-Hacc, 27-İfrad haca, Hac ve umreyi birleştirmek (kıran) babı.

Müslim, aynı yer, Sh. 905. Tirmizi (3/183) 7-Kitabu'l-Hacc, 10-İfrad Haca hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadisin Tirmizi deki lafzı bundan önceki Hz. Aise (r.a) hadi­sinden sonra şu şekildedir: "îbni Ömer (r.a)'den rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (a.s) Hacc-ı ifrad yapmıştır, Hz. Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Osman (r.a) Hacc-ı ifrad yapmıştır," Kuteyhe bize böylece tahdİs etti. Abdullah bin Nafi cs-Saiğ, Ubeydullah bin Amr'dan, o da Nafi vasıtasıyla İbni Ömer'den bize bu hadisi rivayet etmiştir. Abdullah bin Nafi es-Saiğ, Tirmizi'nin güvenilir kabul ettiği ravilerdendir. Fakat hıfzında biraz zayıflık vardır. Ancak ne olursa olsun Müslim'in rivayetinde onun hemen altında Ubad bin Ubad el-Mehli yer almaktadır. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsncd'inde rivayet etmiş olup isnadı sahihtir.

ifrad haccı: Umreden ayrı olarak sadece hacca niyet edip: "Allah'ım, sadece hacca nivet Ptmrk üzere ihrama giriyorum buyur ya Rab" demesi

[352] Muvatta (1/347) 20-Kitabu'UHacc, 21

[353] Müslim (2/914) İ5-Kitahu'l-Hacc, 33-Umrede kısaltmak babı.

[354] İbni Hüzeyme (4/246) Kitabu'l-Menasik, 680-Temettu haccına niyet eden kimse­nin feı-viye günü Mekke'de ihrama girmesi babı. Hadisin isnadı sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/438-441

[355] Tirmizi (3/283) 7-Kİtabu'l-Hacc, 102-Kıran hacısı iki tavaf yapar görüsü hakkında gelen rivayetler babı. Nes^ıi (51226) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 144-Kıran hacısının tavafı babı. İsnadı hasendir

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/443

[356] Nesai (51149) 24-Kiîabu Menasiki'l-Hacc, 49-Kıran Haca babı.

[357] Ebu Davud (2/158) Khabu'l-Menasik, 24-Ktran Haca babı.

Nesai (5/157,158) 24~Kitabu Menasiki'l-Hacc, 52-İhrama giren kişi amaçlamadığı bir niyetle haccetmesi babı. Bu hadis onu destekleyen başka hadisler sayesinde hasen li-gayrihidir.

Nazuh: Bir çeşit kokudur. Eve koku sürünce: "Nazahtü'l-Beyte" denilir. Kıran: Hac için kullanıldığı zaman bir niyetle hac ile umreyi birleştirip: "Hac ve umre yapmak üzere huzurundayım, buyur ya Rab," diyerek ihrama girmektir. İmam Şafii, Ifrad Haccını, Ebu Hanife Kıran Haccı'nı, Hanbeliler de Temettü Haccı'nı daha faziletli kabul ederler.

Ibnu'l-Esir der ki: "Temettü Haccı'na niyet edebilmek için fıkıhta belirlenmiş şartlara riayet etmek gerekir. Temettü Haccı'ndan maksad şudur: Bir kimse hac aylarında umre için İhrama girer. Beytullah'a vardığında İbadetini eda edince arzu ettiği zaman ihramdan çıkar ve hac günlerine kadar cinsi ilişki, koku ve dîğir ihram yasaklarım ken­dine helal kılar. Temettü Haccı şu şekilde yapılır: Umre için ihrama girdikten sonra tavaf ve sa'y yapılır. Sonra bir daha hac gününe kadar ihramdan çıkıp ihram yasak­larından istifade edilir. Sonra hac için yeniden ihrama girilir. Arafat'da vakfe yapılır. Tavaf ve sa'y yapılır. Bunları yaptıktan sonra da hac ihramından çıkılır. Böylece kişi hac zamanında umre ile faydalanmış olur yani Temettü Haccı yapmış olur.

[358] Müslim (2/915) 15-Kitabu'l-Hacc, 34-Hz. Peygamber (a.s)'in ihramı ve hedy kurbanı babı.

[359] Müslim, aynı yer.

[360] Ebu Davud (2/157) Kitabu'l-Menasİk, 24-Kıran Haca babı.

[361] Nesai (51150) 24-Kitabu Menasiki'UHacc, 49-Kıran Haca babı.

[362] Buhari (3/554) 25-Kitabu'l-Hacc, 119-Kurbanhk develeri ayakta boğazlamak babı. Müslim (21905) 15-Kitabu'l-Hacc, 27-İfrad ve Kıran Haca babı.

Tirmizi (31184) 7-Kitabu'l-Hacc, 11-Hac ve umreyi birleştirmek hakkında gelen ri­vayetler babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/443-447

[363] Ebu Davud (2/157,158) Kitabu'l-Menasik, 24-Kıran Haccı babı.

[364] Nesai (5/225) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 143-Hac ve umre için ihrama girip de yanında kurbanlık götürmeyen kimse hahı.

Buharı (3/416) 25-Kitabu'l-Hacc, 32-Hz. Peygamber (a.s) zamanında O'nun gibi ihra­ma girenler babı.

[365] Taberani, el-Kebir (221203) Mecmeu'z-Zevaid (3/235) Heysemi şöyle demiştir: "Bu hadisi Abdullah Ziyadat'ında, Taberani el-Kebir'inde rivayet etmiştir. Ravile-ri de güvenilirdir."

[366] Ebu Davud (21158,159) Kiîahu'l-Menasik 24-Kıran Haca babı. Nesai (146,147) 49-Kıran Haccı babı. Ancak Nesaİ söyle demiştir: "Adam Hz. Ömer (r.a)'e gelip kendisine tavsiyede bulunan adamın sözünü, yine hakkında konuşan iki kişinin sözlerini ve isimlerini kendisine verdi." Hadisin isnadı sahihtir. Y-a Henahü : Bu, bir deyim olup bir çok sözlükte ayrı ayrı bir çok şekillerde kullanılır. Bu sözlüklerden biri de bu şekilde okunmasıdır. Ancak anlamı tek olup, bir kişiye özenerek hitab etmektir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/447-450

[367] Nesai (5/225,226) 24-Kitahu Menasiki'î-Hacc, 144-Kıran Haccı'na niyet eden kişinin tavafı babı.

[368] Tirmizi (3/284) 7-Kitabu'l-Hacc, 102-Kıran Haccı'na niyet eden kimseye bir tavaf kâfidir hükmü hakkında gelen rivayetler babı.

Buhari (31494) 25-Kitabu'l-Hacc, Kıran Haccı'na niyet eden kişinin tavafı   babı. Müslim (2/904) 15-Kitabu'l-Hacc, 26-Alıkonmakla ihramdan çıkılabileceğinin bey­anı babı.

[369] Azhab Suresi; 21

[370] Müslim (2/904) Aynı yer

[371] Müslim (2/904) Aynı yer.

[372] Muvatta (1/360) 20-Kitabu'l-Hacc, 31-Düşman tarafından mahsur bırakılan kimse hakkında gelen rivayetler babı. Buharı (414) 27-Kitabul-Mahsur, 1-Umreci mahsur bırakıldığı zaman babı. Müslim (2/903) 15-Kitabu'l-Hacc, 26-Mahsur bırakılma anında ihramdan çıkmanın ve kıran baççını tamamlamanın caiz oluşunun beyanı babı. Nesai (5/197) 24-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 102-Düsman tarafından mahsur bırakılan kimse babı.

Buhari (4111) 27-Kitabu'l-Mahsur 4-Mahsur bırakılan kimseye bedel lazım gelmez, diyenler babı    

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/451-453

[373] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/453