EL ESAS Fİ'S SÜNNE / HADİSLERLE İBADET ANSİKLOPEDİSİ 1.CİLT

 

3.KISIM NAMAZ VE NAMAZLA BAĞLANTILI KONULAR

 

GİRİŞ

 

Namazlardan söz eden bu bölümün oldukça geniş olmasını belki garip kar­şılayabilirsiniz. Ancak, namazın başta gelen ve en büyük ibadet olduğunu, namazların günlerin, haftaların, zamanların, hallerin ve münasebetlerin hayatı olduğunu, yine namazların Müslümanın hayatını ve İslami hayatı düzene ko­yan unsur olduğunu biliyoruz.

İslami hayatın ve canlılığın görüntüsünün mahiyetini taşıdığını, yükümlülü­ğün usul ve furu'undan (temel ve tali konularından) olan bir takım konulann namazın temel prensiplerinin bir uzantısı sayıldığını, bundan da öte yükümlü­lüğün tamamen namaz ile bir bağlantı ve uyum içinde olduğunu da biliyoruz.

Bütün bunların namazla bir bütünlük oluşturduğunu, hatta tamamen ondan doğduğunu, Resulullah (a.s)'m davetinde namazın tevhidden sonra en çok ü-zerinde durulan konu olduğunu, onun insan kalbi, insanlık hayatı açısından bir ilaç, gıda ve yüceliği sağlayıcı unsur olduğunu da.. İşte bütün bunları inceledi­ğimizde namazlarla ilgili nasslann çokluğunu daha iyi anlarız.

Namaz ile diğer İslami yükümlülüklerin nasıl bir bütünlük oluşturduklarını görmek için şu örnekler üzerinde düşünmemiz gerekmektedir:

Taharet ve temizlik bir bütünlük oluşturur. Bunun yanısıra namaz ile ahla­ki yükümlülükler birbirlerini bütünlemektedirler.

Namaz, Allah'ın önünde boyun eğme, O'na karşı huşu gösterme anlamı ta­şıdığından, büyüklenme ve kendini beğenmişlik hislerini, fena düşünceleri ve kötülükleri yok etmektedir. Kişinin namaz içinde avret yerlerini Örtmesi ile namaz dışında avret yerlerini örtmesi arasında bir bağlantı ve bütünlük bulunmaktadır. Camilerin duygu ve mana yönünden imar edilmesi ile zikir, ilim, ce­maatle namaz ve cuma arasında bir bağlantı ve bütünlük bulunmaktadır.

İslam'da ibadetin en üstünü zikir, fikir ve dua olduğu gibi zikir, fikir ve du­anın en güzel şekilleri namazda bulunmaktadır. Çünkü namaz için özel bir ta­kım şartlar belirlenmiştir. Namaz Özel bir şekilde yerine getirilir. Bu itibarla namazda diğer hiçbir uygulamada olmadığı şekilde, kıbleye yönelme, taharet, örtünme, rüku ve secde vs. gibi uygulamalarıyla birlikte zikir, fikir ve duanın tümü bir araya gelmiştir.

Bütün bu unsarlann ve bunlarla ilgili bulunan daha başka şeylerin bir uy­gulamada bir araya gelmesi, onun üzerinde genişçe durulmasını ve ona uzun­ca yer verilmesini gerektirir. Namaz fıkhı, tevhid fıkhından sonra geldiğine göre bir Müslüman, Yüce Allah'ın zatı için namaz konusunu etraflıca anlamak amacıyla harcadığı çabayı yeterince Önemsemez.

Namazlar ve onlarla bağlantısı bulunan konular genel ve aydınlatıcı bir çerçeve niteliği taşımaktadır. Namaz, insan nefsini İslam ile aydınlatır, onu nurlandırır ve arındırır. Yine o, İslam toplumunu birbirleriyle ve İslam nuruyla aydınlatır. Böylece bu toplum İslam potası içinde erir. İman gücünü tazeleyen, Müslümanın İslam ile olan bağında ve diğer Müslüman kardeşleri ile olan bağlantısında bir zayıflığın meydana gelmesi durumunda, bu bağı güçlendiren namazdır. Yine namaz diğer ibadetlerle birlikte değişik halkaları ve farklı renklerdeki iasanlan tek bir insani potada bir aydınlığa kavuşturur. İşte bütün bu sebeplerden ve daha başka sebeplerden dolayı Kitap ve Sünnet ona bu de­rece Önem vermiştir.

Yüce Allah'ın, bir peygamber vasıtasıyla göndermiş olduğu dinlerin hep­sinde namaz ibadetine yer verilmiştir. Yüce Allah, Hz. Musa (a.s)'ya şöyle buyurmuştu:

"Beni anmak için namaz kıl." [1]

Hz. İbrahim (a.s) de şu şekilde dua etmişti:

"Beni namaz kılan biri eyle, zürriyetimden (namaz kılan) bir nesil [2]eetir!" [3]

 

236- Ebu Davud'un rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s), Sakif heyeti­ne şöyle buyurmuştur:

"İçinde rüku olmayan bir dinde hayır yoktur."[4]

Esas olan, namazın, kişinin bütün hayatını kapsamasıdır. Bu yüzden, îsra ve Miraç gecesi mele-i ala (yüce makamda) elli vakit namaz farz kılınmıştı. Sonra bu, karşılığında yine elli vakit sevabı olmak üzere beş vakite indiril­miştir. Bunun yansıra nafile ibadet kapısı açılmıştır.

Çağımızda bazı vaizler ve davetçiler tedrici bir şekilde değişik konulara ağırlak vermeye ve "İslam'da her şey namazdan ibaret değildir" diye söyle­meye başlamışlardır. Bu söz doğrudur. Ancak bunun söylenmesi bazen dinle­yicinin namazın pek fazla Önemli olmadığı hissine kapılmasına neden olabil­mektedir. Dolayısıyla vaizin mutlaka bu durumu göz önünde bulundurması ve ona göre konuşması gerekmektedir.

Namazın kişinin ve ümmetin hayatına akseden çeşitli yönleri bulunmakta­dır. Yine ümmetin hayatında kendini gösteren uygarlıkla ilgili etkileri olmak­tadır. Bütün bunlar uygarlık ürünlerinde, giyimlerde, hayatın değişik alanla­rında kendilerini göstermektedirler.

Namaz neredeyse Rabb tarafından bildirilen yükümlülüklerin tümünün işa­retlerini kendinde taşımaktadır. Bunun yanısıra namazla ilgili yükümlülükler de kendi dairesinin dışına taşarak hayatın değişik alanlarına kaymaktadır. Mesela taharet (temizlenme) namazın şartlarından biridir. Ancak etkileri na­mazın dışındaki alanlarda da görülmektedir. Yine örtünme (setri avret) na­mazın şartlanndandır. Ancak bu, Müslümanın namaz dışında da uyması ge­reken bir edep Ölçüsüdür. Namaz, Allah için olan bir ibadettir. Ancak o aynı zamanda kişinin hayat düzeni ile ilgili bir alıştırmadır. Namaz insanı îslami hayata alıştırmaktadır. Yüce Allah, Kufan-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Onlar şöyle söylediler: "Ey Şu'ayb! Bizim babalarımızın taptıklarını bı­rakmamızı yahut mallarımızdan istediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sa­na namazın mı emrediyor? Doğrusu sen yüreği yufka ve aklı başında biri­sin."[5]

Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyuruyor:

"Namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alikoyar."[6]

Müslümanın namaz kılmaya kendini alıştırması Ölçüsünde her yönüyle îslam'a girmesi için kapılar kendisine açılır. Müslüman, namaz aracılığıyla hayır sözünü duyar ve kendisinde onu kabul için bir istidad (kabiliyet) oluşur. İşte bu yüzden davetçilerin namazın üzerinde ağırlıkla durmaları oldukça önemli bir şeydir.

Tümümüz için beş vakit namaz kılma yükümlülüğü getirilmiştir ki, bunların fara olduğu üzerinde ilim adamlan arasında icma (görüş birliği) vardır.

Cuma günü ise öğle namazının yerine cuma namazı farz kılınmıştır.

Bunun yanısıra her gün farz namazların dışında bazı nafile namazlar belir­lenmiştir.

Bunlar farzlarla birlikte kılınan (revatib) sünnetler, duna namazı, gece kı­lman vitir namazı, teheccüd namazı gibi nafile namazlar ile bunların dışında kalan mutlak anlamda nafile namaz özelliği taşıyan ibadetlerdir.

Vitir namazının sürekli kılınması konusunda kuvvetli bir takım deliller bu­lunmaktadır.

Senede sadece birer kez kılınan iki namaz bulunmaktadır ki, bunlar da iki bayram namazıdır.

Bunların yanısıra, günde bir veya haftada bir yahut senede bîr ya da ömür­de bir kere kılınmak üzere teşbih namazı konulmuştur.

Bunların yanısıra değişik münasebetlerle kılman bir takım namazlar konul­muştur: İstihare namazı, güneş tutulması dolayısıyla kılınan namaz (küsuf namazı), ay tutulması dolayısıyla kılınan namaz (husuf namazı), yağmur iste­mek için kılınan namaz (İstiska namazı), hacet (ihtiyaç) namazı, eve giriş na­mazı, bir yerden gelince kılınan namaz (kudüm namazı), eve veda ederken kı­lınan namaz, korku namazı, tahiyyatul-mescid namazı (bir camiye girince kılı­nan namaz), cenaze namazı, tilavet secdesi (Kur"an-ı Kerim okurken secde ayetinin geçmesi durumunda yapılan secde), şükür secdesi bunlardandır.

Mü si uman in meşru olan nafile namazları; nafile namaz kılınması yasak olan vakitlerin ve kerahet vakitlerinin dışında kılması şart koşulmuştur.

Namazların belli şartlan, rükünleri, vacipleri, sünnetleri» mekruhları ve na­mazı bozan şeyler bulunmaktadır.

Korku namazı ve bayram namazı gibi bazı namazların kendilerine özel hü­kümleri bulunmaktadır.

Cenaze namazı ile tilavet ve şükür secdelerinin gerçekleştirilmesi arzula­nan şeyler itibariyle diğer namazlarla ortak olan bir takım yönlerinin yanısıra kendilerine özel durumları bulunmaktadır.

Hastalık, yolculuk ve yağmur yağması gibi bir takım özel durumlar vardır.

Bu durumlarla ilgili özel ruhsatlar da bulunmaktadır. Kadın için namaz konu­sunda Özel hükümler vardır.

Tavaf namazı vardır.

Cihad hareketi dolayasıyla ortaya çıkan özel durumlar var ki, bu durumlar için cihadla ilgili özel hükümler geçerlidir. İnsanın bir şeye zorlanması, zorun­luluk halleri, bir şeyi yapmaya mecbur kajma gibi normal durumlardan farklı özel durumlar da vardır. Bütün bu durumlarla ilgili özel hükümler bulunmak­tadır.

Müçtehid imamlar namazla bağlantısı olan bütün fiilleri ve sözleri ortaya çıkarmaya ve bunların ne derece bağlayıcı oldukları ile ilgili tafsilatlı bilgiler vermeye çalışmışlardır.

Bazı farz görevler vardır ki, onlar yapılmadan namaz caiz olmaz. Bunların yanısıra daha aşağı derecede bazı görevler vardır ki, bunların yapılması duru­munda namaz caiz olsa da eksik kalır. Namazı tamamen bozan bir takım uy­gulamalar bulunduğu gibi, namazı bozmamakla birlikte mükemmelliğine zarar veren uygulamalar da bulunmaktadır.

Bütün bu konularla ilgili ilim adamlarının üzerinde görüş birliğine vardıkları (icma ettikleri) hükümler olduğu gibi, görüş ayrılığına düştükleri hükümler de bulunmaktadır. Namazla ilgili emir geniş kapsamlıdır. İlim adamlan genellikle sübutu ve delaleti kesin olan nasslarm bildirdiği hükümlerde görüş ayrılığına düşmemişlerdir. (Yani hem rivayetinde herhangi bir şüphe bulunmayan hem de anlama geldiği kesin bir şekilde anlaşılan ayet ve hadis metinlerinin or­taya koyduğu hükümlerde herhangi bir görüş ayrılığına düşmemişlerdir.) Ama bunların dışında kalanlarda yer yer görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Müçtehid i-mamlann üzerinde görüş ayrılığına düştükleri hususlarda emir geniştir. (Yani yükümlünün bir tercih yapma hakkı vardır.)

Eğer bir kişi bir müçtehid imamın mezhebine uyar ve karşısına çıkan me­sele ile ilgili olarak o mezhebin bir içtihadı ve fetvası bulunursa, onun açısın­dan herhangi bir mesele söz konusu değildir. İlim adamlan da sadece farklı görüşlerin ortaya konulmasında herhangi bir mahzur olmayan meselelerde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.

Namazın yerine getirilmesi, Yüce Allah'ın yükümlülerden istediği pek çok emrin yerine getirilmesi anlamı taşır. Namazı kıldığımızda, Yüce Allah'ın pek çok emrini yerine getiriyoruz demektir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor

"Ey Ademoğullan! Her mescide gidişinizde süslerinizi alın yeyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez." [7]

"Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirsekleri­nize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topluklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta ya­hut yolculukta olursanız da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah, size bir zorluk çıkar­mak İstemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz diye üzerini­ze nimetini tamamlamak istiyor."[8]

"Her nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve içleri-nizdeki zalimlerin dışında, insanların ellerinde sizin aleyhinize kullanacak­ları bir delillerinin olmaması için her nerede bulunursanız bulunun yüz­lerinizi onun tarafına çevirin."[9]

"Namazınızı kıldıktan sonra ayakta, oturarak ve yanüstü yatarken Al­lah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman ise namazı gereğince kılın. Na­maz mü'minlerin üzerine belli vakitlerde yerine getirilmek üzere farz kılın­mıştır."[10]

"Namazları ve özellikle de orta namazı titizlikle yerine getirin ve gönül­den boyun eğmiş kimseler olarak Allah'ın huzurunda ibadete durun."[11]

"O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun."[12]

"Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız." [13]

"Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin. Rabb'inize ibadet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz." [14]

"Öyleyse yüce Rabb'inin adım teşbih et (tenzih ederek, yücelikle an.)"[15] "Rabbinin yüce adını teşbih et."[16]

"Öyleyse akşama girerken ve sabaha ererken Allah'ı teşbih et Göklerde ve yerde günün sonunda da öğleye erdiğiniz zaman da hamd O'na mahsus­tur."[17]

"Bir şeyi açığa vursanız da yahut gizleseniz de farketmez. Allah her şeyi gayet iyi bilmektedir."[18]

Namazın ne derece büyük bir ibadet olduğunu anlamak için Yüce Allah'ın şu sözleri üzerinde düşünmemiz yeterlidir:

"Sabır ve namaz yoluyla yardım dileyin. Bu, gönüllerinde Allah'a karşı hürmet duygusu olanların dışındakilere gayet ağır gelir." [19]

"Oysa kendilerine dini yalnız Allah'a halis kılarak Allah'ı bir bilenler o-larak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredil­mişti. İşte doğru din budur."[20]

Doğru dinin temel yapısını yalnız Allah'a ibadet edilmesi, ibadette O'na karşı ihlaslı olunması, namazın kılınması ve zekatın verilmesi oluşturmak­tadır.

Sünnette yer alan namazla ilgili nasslann fikhi konularına göre ince bir şe­kilde ayrılıp verilmesi oldukça zor bir iştir. Çünkü söz konusu nasslarda yer alan konular birbirleriyle iç içedirler. Aynca bu konularla ilgili tüm rivayetlerin biraraya getirilmesi de zordur. Biz gücümüz ölçüsünde basitleştirerek ve ko­lay anlaşılır hale getirerek vermeye çalıştık. Bunun gibi namazı da okuyucu­nun kolay anlayabileceği bir tarzda anlatmaya çalıştık. Bunun yanısıra çağı­mızda, özellikle durulması ve önem verilmesi gerektiğine inandığımız konulan da vermeye çalıştık.

Bu arada okuyucuya, ahireti isteyenin güvenilir fıkıh kitapları okumasının gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bu kitaplar, hükümleri bir araya getirmiş, temel meseleleri ele almış ve teferruatla ilgili pek çok meselenin cevabım vermiştir. Ey kardeşim! Herhangi bir mezheb imanının mezhebine göre ha­zırlanmış fıkıh kitaplarından birini okumaya çalış. Okuduğun kitabın da, konu­lara vakıf, meseleleri dikkatle ele alan, derin fıkıh bilgisine sahip, vera sahibi, fetva kaynaklarını ve fetvaların ifade ettikleri anlamlan iyi bilen bir ilim ada­mına ait olmasına dikkat et.

Daha önce de belirtiğimiz üzere şeriatta hem rivayet yönünden üzerinde şüphe olmayan hem de ifade ettiği anlam kesin belli olan bir takım naslar var­dır ki, ehli sünnet vel-cemaat mezhebine mensup imamlar bunların üzerinde herhangi bir görüş aynlığına düşmemişlerdir. Ancak bunlann dışında kalan naslann bazılannın ne anlama geldiği konusunda görüş birliğine varmış, bazı­larının ifade ettikleri anlamlar üzerinde ise farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bunların yanı sıra kıyasa dayanan bazı meseleler vardır ki, bunların da bazıla­rında aralarında görüş birliğine varmış, diğer bazıları üzerinde ise farklı gö­rüşler ortaya atmışlardır. Bir Müslümanın, ilim adamlarının üzerinde görüş birliğine varmış oldukları bir konuda onlannkinden farklı bir tutumu benimse­mesi (aykırılığa düşmesi) doğru olmaz. Ancak farklı görüşler ortaya attıkları konularda Müslümanın onların ortaya atmış olduğu görüşlerden herhangi biri­ni benimseme hakkı vardır.

Bir Müslüman için esas olan, herhangi bir imamın mezhebi üzere hareket etmek, onun mezhebi üzerinde fıkıh sahibi olmak ve herhangi bir meselede o-nun mezhebini bırakarak bir başka mezhebe göre hareket etmekten kaçın­maktır. Ancak zaruret dolayısıyla bir başka mezhebin fetvasına göre amel e-dilebileceği gibi, ilim ehlinden olan biri, bir başka mezhebin delillerini daha kuvvetli bulması durumunda, o mezhebin fetvasını tercih edebilir. Müçtehid i-mamlann görüşlerinden uzaklaşmadıkları bilinen adil kadıların hükümlerine başvurulması durumunda, onların verecekleri hükümlere göre amel edilme­sinde de bir sakınca yoktur.

Şeriat yapısında her nassı yerine oturtabilecek tek cihet, müçtehid imam­lardır. Bundan dolayı, onların nasslann anlaşılması, onlara verilecek anlam, hükümlerinin özele bina edilmesi veya belli bir kayda bağlanması gibi konu­larda söyledikleri sözlerin özel bir ağırlığı olmuştur. Yine neyin kıyas dairesi­ne gireceğini ve neyin girmeyeceğini, icmayı (ilim adamlarının görüş birliğini) neyin bozup neyin bozmadığını onlar bilirler. Biz bu kitapta fikhi konulara ge­nel olarak temas edeceğiz. Bu konularda derii toplu ve özet bilgiler vereceğiz. Meselelerden, özel açıklamalardan ve görüşlerden de bilinmesini zorunlu gör­düğümüz şeyleri vereceğiz. Oldukça özet bilgiler verirken de, her bir Müslü­manın fikıh, akaid ve usul ilimlerinde ve daha başka İslami ilimlerde ve bun­ların teferruatı üzerinde bir öğrenim görmüş olabileceği düşüncesinden hare­ket etmekteyiz.

Bu ön girişin ışığında bu kitabın ilerideki bölümlerinde karşımıza çıkacak fikhi konulara işaret etmek istiyoruz.

Namaz fıkhı hakkınca:

Bazı fikıhçılar beş vakit namazın hükümlerinden söz ederek bunların şart­larının, rükünlerinin, vaciplerinin, sünnetlerinin ve edeplerinin (adabının) oldu­ğunu, bunlara karşılık, tenzihi mekruhlarının, tahrimi mekruhlarının ve müfsid-lerinin bulunduğu bildirilmektedirler. Müfsid, namazı tamamen bozar, tahrimi mekruh namazın iade edilmesini gerektirir, tenzihi mekruh ise namaza zarar vermez. Edeb ve sünnetin terkedilmesi de bunun gibidir. Yani tenzihi mekru­hun işlenmesinin namaza bir zararı olmaz. Ama vacip kasden terkedilirse, yeterli vaktin olması halinde namazın iade edilmesi gerekir. Bununla ilgili hüküm; tahrimi mekruhun işlenmesi ile ilgili hüküm gibidir. Bir insan şer'an geçerli bir mazereti olmaksızın namazın bir rüknünü veya şartını yerine getir­mezse namazı geçersiz (batıl) olur. Çünkü namazda şartların ve rükünlerin yerine getirilmesi farzdır.

Fikıhçılar bu beş vakit namazla ilgili hükümlerden söz ettikten sonra vitir namazından söz etmektedirler. Çünkü bu namaz, beş vakit namazdan sonra yerine getirilmesi konusunda en kuvvetli delillerin bulunduğu namazdır. Bu arada vitir namazının bazı özelliklerinden söz ederler. Ardından nafile namaz­lardan ve cenaze namazı gibi yerine getirilmesi farzı kifaye olan, teravih na­mazı gibi camide kılınması sünneti kifaye olan, bayram namazları gibi bir ta­kım müçtehidlerin görüşlerine göre vacip olan ve bunların yanısıra bazıları müekked, bazıları gayri müekked olan sünnetlerden söz etmektedirler. Bu gi­bi namazlar üzerinde dururken mutlak nafilelerden ve mukayyed nafilelerden söz etmektedirler. Namaz konusu en hayırlı konudur.

Cenaze namazı gibi Özel bir şekilde kılınan ve kendine göre şartlan ve rükünleri olan bazı namazlar bulunmaktadır. Tilavet ve şükür secdesinin ye­rine getirilmesinde de bazı özel durumlar vardır ki, bir takım hükümleri etki­lerler. Beş vakit namazla ilgili hükümlere ek hükümler ve ona göre edepleri olan bazı namazlar bulunmaktadır.

Bütün bunlarla ilgili olarak etraflı bilgilere yer vereceğiz. Ancak biz cenaze namazı konusunu ileriye bırakmayı ve ona bu bölümün dördüncü kısmında ölüm hali durumunda uyulması gereken ölçülerle ilgili konunun içinde yer ver­meyi uygun gördük.

Adak ile ilgili bazı hükümlerden ve bu arada namaz kılmayı adamaktan daha önce akaid bölümünde sözetmiştik. Bu bölümde fıkıhçılann namazla ilgi­li temel meseleler olarak sundukları meselelere yer vereceğiz.

Konuya namazın şartlarından söz ederek gireceğiz. Namazın şartlan beş tanedir: Taharet (temizlenme), avret yerlerini örtme, kıbleye yönelme, vaktin girmesi ve niyet.

Ardından namazın rükünlerinden, vaciplerinden ve kılmış şeklinden söz e-deceğiz. Rükünlerin ve vaciplerin belli başlılan ise şunlardır:

Namaz giriş tekbiri, güç yetirenin ayakta durması (kıyam), Kur'an-ı Kerim okuma, rüku, rükudan kalkma, her rek'atta iki kere olmak üzere secde etmek, iki secde arasında oturmak, üç rek'atlı ve dört rek'atlı namazlarda ilk oturma (kuud), bütün namazlarda son oturma, teşehhüd (şehadet sözünü söyleme), selam, namazın bütün fillerini yerine getirmede tum'anine (vücudun organla-nnın gereği gibi düzelmesi), namaz fiillerinin şıraya göre yapılması, fiillerin ard arda yapılması, namaza aykırı söz söylenilmemesi, namaz fiili türünden olmayan fiili çok yapmaktan (ikiden fazla yapmaktan) kaçınmak.

Namazın sünnetleri ve edepleri hayli çoktur. Namazın içinde ve namazdan sonra okunacak zikirler bunlardandır. Namazın sünnetlerinin bazıları içinde, bazıları da dışındadır.

Namazın mekruhları ve namazı bozan şeylerle ilgili olarak ileride ayrıntılı bilgiler verilecektir. Bunun yanışıra namazla ilgili bulunan konular üzerinde de tafsilatlı bilgilere yer verilecektir.

Önümüzde özel olarak incelenmesi ve fıkhi açıdan ele alınması gereken çok çeşitli konu bulunmaktadır. Biz namazla ilgili nasslan vereceğiz. Bu nasslar değişik bablar halinde verilecektir. Bu bölümün kısımlarının başlı ki an ise söyledir.

Birinci Kısım: Namazın temel konularını içeren bilgiler ve nasslar.

İkinci Kısım: Namazın fiilleri, sözleri ve bunlarla ilgili rükünler, vacipler, sünnetler ve edepler.

Dördüncü Kısım: Namazda yapılması yasak olan ve olmayan fiiller.

Beşinci Kısım: Camiler, cemaat ve cuma namazı.

Altıncı Kısım: Beş vakit namazın dışında kalan ve normal bir şekilde kı­lınan gece ve gündüz namazları.

Yedinci Kısım: Yılda bir kılınan namazlar. Sekizinci Kısım: Özel durumlarda kılınan namazlar.

Dokuzuncu Kısım: Değişik nedenlerle kılınan namazlar.

Onuncu Kısım: Secdeler. [21]

 

NAMAZIN TEMEL KONULARINI İÇEREN BİLGİLER VE NASSLAR

 

Namazın Vücubu (Gerekıiliğt) Ve Farzîyett (Farz Olması)

 

237- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[22]

"İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kıl­mak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve oraya gitmeye yol bulanın Kabe'yi haccetmesi." [23]

 

238- Müslim, Ebu Balik Eşca'i (r.a)'den rivayet etmiş, o da babasının şöyle söylediğini bildirmiştin

"Bir adam Müslüman olduğunda Resulullah (a.s), ona namazı öğretirdi. Sonra kendisine şu sözlerle dua etmesini emrederdi:[24]

"Ey Allah'ım, beni bağışla, bana rahmet eyle, beni doğru yola erdir, bana afiyet ver ve beni nzıklandır." [25]

 

239- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: "O, Resulullah (a.s)'ın şöyle[26] söylediğini duyduğunu bildirmiştir: "Bir kişi ile şirk arasında namazın terkedilmesi vardır." Tirmizi'nin rivayetine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Küfür ile iman arasında namazın terki vardır."[27]

Yine Tirmizi'nin başka rivayetine göre ise Resulullah (a.s) şöyle buyur­muştur:

"Kul İle şirk veya küfür arasında namazın terki vardır."[28]

Yine onun bir rivayetine göre de şöyle buyurmuştur:

"Kul ile küfür arasında namazın terki vardır."[29]

Ebu Davud, Tirmizi'nin bu rivayetlerinden sonuncusunu kitabına [30]almıştır. [31]

 

240- Ahmed bin Hanbel, Bureyde (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[32]

"Bizimle onlar arasındaki ahid namazdır. Onu kim terkederse küfre düşmüş olur." [33]

 

241- Tirmizi, Abdullah bin Şefik (r.a)'den rivayet etmiştir:[34]

"Resulullah (a.s)'ın sahabileri namaz dışında bir amelin terkedilmesini küfür olarak görmüyorlardı." [35]

 

242- Ahmed bin Hanbel, Ebu Derda (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[36]

"Kim kasıtlı olarak namazı terkederse ameli boşa gider." [37]

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Ehli sünnete göre iman; dil ile ikrar ve kalp ile doğrulamaktır. Bunun ürünü ise kişinin bedeni ile amel ermesidir. Hz. Muhammed (a.s)'in ümmetinden büyük günah işleyenler, tevhid inançlarını korumaları durumunda cehennem azabına çarptırılacak ancak cehennemde sonsuza kadar kalmayacaklardır. Bu ümmetten olanlar tevbe etmeden ölseler de yüce Allah'ın huzuruna O'nu taniyarak ve O'na inanarak çıkarlarsa durumları yüce Allah'ın iradesine kalmıştır. Yüce Allah dilerse onları kendi lütfü ile affeder ve bağışlar. Nitekim bu konu­da yüce kitabında şöyle buyurmaktadır:

"Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dişındakileri ise dilediği kimse için bağışlayabilir. Kim Allah'a ortak koşarsa uzak bir sapık­lığın içine düşmüştür."[38]

Bununla birlikte Allah dilerse büyük günah işlemiş olanlara adaleti ile mu­amele ederek işledikleri fenalık ölçüsünde cehennem azabına çarptırır. Sonra da onları rahmeti ile o azaptan çıkarır.[39]

Namaz, zekat ve oruç, amellerdendir. Dolayısıyla bunların farz olduğuna iman eden bir kişi, bunları terketmekle kâfir olmaz. Bundan dolayı ilim adam­larının çoğunluğu yukarıda geçen nasslarda "namazı terkeden" ile kastedile­nin, bunların terkedilmesini helal görerek terkeden kimse olduğunu yahut bu­rada küfür ile kastedilenin şükrün tersi yani ameli küfür (nankörlük gibi) ol­duğunu söylemişlerdir. Hanefilerin, Şafiilerin ve Malikilerin görüşleri de bu yöndedir.

imam Ahmed bin Hanbel ise namazı terkedeninin, cehennemde sonsuza ka­dar kalmasını gerektirecek olan gerçek küfür ile kafir olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla Ahmed bin Hanbel'e göre namazı terkeden kimse öldürülür. Çün­kü ona göre böyle biri dinden dönmüş (mürted) sayılmaktadır. İmam Ahmed bin Hanbel'e göre bu, onun dünyadaki cezasıdır.

Hanefİlere göre ise namazı terkedenin cezası; hapsedilmek ve üzerinden kan akıncaya kadar şiddetli bir şekilde dövülmektedir. Bu ceza ya tevbe edip namaza başlamasına veya hapishanede ölmesine kadar devam eder. Şafii­lerin ve Malikilerin görüşlerine göre ise bir tek namazı terketmiş olsa bile na­mazı özürsüz olarak terkeden kimseye dinden dönmüş birine yapıldığı gibi tevbe etmesi için üç gün süre tanınır. Tevbe etmemesi durumunda ise öldü­rülür. Ancak böyle birine uygulanacak öldürme cezası, küfründen dolayı veri­lecek bir ceza değil, bir had cezasıdır. Yani böyle birinin küfrüne hükmedil­mez, işlediği suçundan dolayı cezalandırılmak üzere öldürülür. Ölmesinden sonra da cenazesi yıkanır, üzerine Müslüman namazı kılınır ve Müslüman­ların mezarlığına gömülür. [40]

 

243- Müslim, Enes bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Bir adam, Resulullah (a.s)'a bir soru sorarak "Uy Allah'ın Resulü! Allah kullarına ne kadar namaz farz kıldı?" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyur­du:[41]

"Allah kullarına beş namaz farz kılmıştır." Bu kez adam:

"Ey Allah'ın Resulü! Bunların öncelerinde ve sonralarında bir şey var mı?" diye sordu. Resulullah (a.s) yine şöyle buyurdu:

"Allah kullarına beş namaz farz kılmıştır." Bunun üzerine adam buna bir şey eklemeyeceği ve bundan da bir şey eksil tmeyeeği üzere yemin etti. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Eğer sözünde durursa mutlaka cennete girer." [42]

 

244- Buhari ve Müslim,   Enes bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir:[43]

Resulullah (a.s)'a isra edildiği gece (isra gecesi), elli namaz farz kılındı. Sonra eksiltilerek beş namaza indirildi. Sonra da şöyle seslenildi: "Ey Muhammed! Benim katımda söz değiştirilmez. Bu beş namaz için sana elli na­maz karşılığı (sevabı) vardır." [44]

 

Bir Açıklama

 

Namaz, Isra ve Miraç gecesinden Önce de farz kılınmıştı. Ancak bir gün­düz ve gece içinde kılınacak farz namazların sayısının beş olarak belirlenmesi bu gecede olmuştur. Bununla ilgili açıklamalara daha önce Siret bölümünde yer verilmişti. Aynı şekilde îsra ve Miraç olayının hangi tarihte gerçekleştiği konusunda ihtilaf olduğu da daha önce belirtildi. Ancak yaygın olan görüşe göre Receb ayının yirmiyedinci gecesinde gerçekleşmiştir. Bu olayın hangi yılda gerçekleştiği konusunda ise çok farklı görüşler vardır. Bu konudaki bazı rivayetlere göre hicretten bir buçuk yıl kadar Önce gerçekleşmiştir. [45]

 

245- Tirmizi, Haris el-Eş'ari (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şam yüce olan Allah, Zekeriya (a.s)'nın oğlu Yahya (a.s)'ya beş şeyi em­retmiş ve bunları hem kendisinin yapmasını hem de İsrailoğullarına yap­malarını emretmesini istemiştir. O, bu konuda biraz ağırdan aldı. Bunun üzerine İsa (a.s) ona:

"Allah sana beş şeyi emretti ve bunları hem senin yapmanı hem de İs­railoğullarına yapmalarını emretmeni istedi. Ya sen onlara bunları emreder­sin ya da ben emredeceğim" dedi. Yahya (a.s):

"Sen bu konuda benden önce hareket edersin, benim yerin dibine geçiril­memden yahut azaba çarptırılmamdan korkarım" dedi. Bunun üzerine in­sanları Beytu'l-Makdis'te (Mescicl-i Aksa'da) topladı. Mescid tamamen dol­du. Hatta balkonlara da «oturdular. Sonra (Yahya a.s) şöyle söyledi:[46]

"Yüce Allah bana beş şeyi emretti ve bunları hem kendim yapmamı hem de sizin yapmanızı emretmemi istedi. Bunların ilki Allah'a ibadet etmeniz ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın durumu şu Örnekte ortaya konulmaktadır: Bir adam kendi öz malı olan altın veya kağıt para ile bir köle satın alıyor ve ona: "Şurası benim evim, şu da benim işim. Sen benîm işimde çalış ve elde ettiğini bana teslim et" diyor. Köle tutuyor

işte çalışıyor ancak elde ettiğini efendisinden başkasına teslim ediyor. Hangi­niz kölesinin böyle davranmasına razı olabilir? Allah size namazı emretti. Namaz kılarken sağa sola bakmayın. Kul namaz kılarken sağa sola bakmazsa Yüce Allah yüzünü onun yüzüne çevirir.

Size bir de orucu emrediyorum. Böyle birinin (oruç tutanın) örneği, bir cemaatle beraber olan ve yanında içinde misk bulunan bir kase taşıyan ada­mın Örneğidir. Bu adamın yanındaki koku, o cemaatte bulunan herkesin hoşuna gider. Oruç tutan kimsenin kokusu ise Allah katında misk koku­sundan daha güzeldir.

Size bir de sakadayı emrediyorum. Bu kimsenin örneği de düşmanları kendisini esir etrniş, kollarını boynuna bağlamış ve boynunu vurmak üzere meydana çıkarmış kimsenin örneğidir. Bu durumda adam "canım için size az çok neyim varsa hepsini feda ediyorum" der ve böylelikle canını kurtarır.

Size bir de Allah'ı zikretmenizi emrediyorum. Bu kimsenin durumu da arkasına düşmanlar takılmış bir kimsenin durumuna benzemektedir. Düş­manları onun izini izleyerek hızla ardından gitmektedirler. O ise kuvvetli bir kaleye girerek kendini onlardan korur. Bunun gibi kul da kendini şey­tandan ancak Allah'ı zikrederek kurtarabilir."

Resulullah (a.s) (bunları anlattıktan sonra) şöyle buyurdu:

"Ben de sizlere Yüce Allah'ın bana emretmiş olduğu beş şeyi emrediyo­rum: Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaate bağlılık. Kim cemaat­ten bir karış boyunca uzaklaşırsa, yeniden cemaate dönmedikçe İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Kim de cahiliye davasına çağırırsa, o da cehen­nemde diz çökeceklerdendir." Bir adam:

"Ey Allah'ın Resulü! Oruç tutsa ve namaz kılsa da mı?" diye sordu. Re­sulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Oruç tutsa ve namaz kılsa da! Ey Allah'ın kulları! Allah'ın sizi Müslü­manlar ve mü'minler olarak adlandırması üzere Allah'ın davasına çağı­rın!". [47]

 

246- Ahmed bin Hanbel, Ebu Umame (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Ben, Resulullah (a.s)'i veda hacemda hutbe okurken dinledim. Şöyle buyurdu:

"Allah'tan korkun ve beş vakit namazınızı kılın. Ramazan orucunuzu tutun. Mallarınızın zekatlarını verin. Emir sahiplerinize (yöneticilerinize) itaat edin. (Bunları yaptığınız taktirde) Rabb'inizin cennetine girersiniz."

Ravi şöyle söyledi:[48]

"Ebu Umame'ye "Sen bu hadisi ne kadar zaman Önce duymuştun?" diye sordum. O da: "Ben bu hadisi otuz yaşında iken duydum" dedi." [49]

 

247- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim şu farz namazları sürekli kılarsa, gafillerden yazılmaz. Yine kim ge­cede yüz ayet okursa, gafillerden yazılmaz yahut Allah'a gönülden boyun eğmişlerden yazılır."

Resulullah (a.s) yine şöyle buyurdu:[50]

"Sözlerin en güzelleri şu dört sözdür: Subhanallah (Allah'ın şanı pek yü­cedir. O eksik sıfatlardan münezzehtir), elhamdülillah (Allah'a hamd ol­sun) la ilahe illa'llah (Allah'tan başka ilah yoktur). Allahu ekber (Allah en büyüktür.)" [51]

 

248- İbni Huzeyme, Semure bin Cundeb (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmiştir:

"Resulullah (a.s) sahabilerine "İçinizden herhangi biri bir rüya gördü mü?" diye sorardı. Böylece Allah'ın, rüyasını anlatmasını dilediği kimse O'-na rüyasını anlatırdı. Bir sabah Resulullah (a.s) bize şöyle anlattı:

"Bu gece bana iki kişi geldi ve beni kaldırdılar. "Çık, çık" dediler. Birlikte yanüstü uzanmış bir adamın yanına gittik. Bir başkası da onun başında elin­de bir kaya ile ayakta duruyordu. Bir de baktık ki, adam elinden kayayı atı­yor, kaya öteki adamın başına iniyor sonra bu kaya şuraya yuvarlanıyordu. Adam da tekrar kayanın peşinden gidiyor, onu alıyor ve adamın kafası eski haline dönünceye kadar geri dönmüyordu. Sonra yeniden o adamın yanıba-şına dönüyor ve birinci kez yaptığı işi tekrarlıyordu."[52]

Ravi hadisi uzun şekliyle anlattı ve bu arada (Resulullah (a.s)'ın şöyle söylediğini) bildirdi:

"Yanımdaki iki adam bana şöyle söyledi: "Bunların durumlarını sana bil­direlim. Yanına götürüldüğün ve kafası ezilen adam Kur'an-ı Kerim'i eline alıp onu reddeden ve farz namazları kılmadan uyuyan biri idi." [53]

 

Bir Açıklama

 

Beş vakit namazın farz olduğu Kitap, Sünnet ve İcma ile kesinlik kazan­mıştır. Sünnetten olan delillerin bunu isbat etmeye yetecek kadarını bu konu­da ve daha Önce. Akaid bölümünde verdik. Kitap'ta ise günlük farz namazların sayısının beş olduğuna en açık şekilde delalet eden ayeti kerime şudur:

"Namazları ve Özellikle de orta namazı titizlikle yerine getirin ve gönül­den boyun eğmiş kimseler olarak Allah'ın huzurunda ibadete durun." [54]

Bu ayeti kerimede işaret edilen sayının en azı ancak beş olabilir. Çünkü a-yeti kerimenin metninde geçen "salavat - namazlar" kelimesi çoğuldur. Ortası bulunan en küçük çoğul sayı ise beştir. Mesela ayeti kerimedeki çoğul sayı ile kastedilen sayı Üç olsaydı o zaman onun ortasındaki sayıyı çıkardığımız­da geriye iki kalırdı. İki sayısı ise çoğul değildir (yani ikildir). [55]

B azılan farz namazların beş olduğuna delil olarak Yüce Allah'ın şu sözünü göstermişlerdir:

"Öyleyse akşama girerken ve sabaha ererken Allah'ı teşbih et. Göklerde ve yerde günün sonunda da Öğleye erdiğiniz zaman da ham d O'na mahsus­tur."[56]

Her halükârda farz namazların sayısının beş olduğu üzerinde mütevatir sünnet vardır ve icma (alimlerin görüş birliği) da bu yönde gerçekleşmiştir. [57]

 

Namazın Mutlak Anlamda Fazileti

 

249- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Beş vakit namaz ve bir cuma'dan diğer cuma'ya kılınan cuma namaz­ları, aralarında işlenen günahlara kefarettir."[58]

Bir rivayette şu ilaveye yer verilmiştir:

"Büyük günahlar işlenmediği sürece." [59]

Bir başka rivayette de şöyle bir ilave bulunmaktadır:

"Bir Ramazan'dan diğer Ramazan "a tutulan Ramazan orucu, büyük gü­nahlardan kaçınıldığı takdirde aralarındaki günahlara keffarettir." [60][61]

 

250- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ne düşünürsünüz içinizden birinin kapısının önünden bir ırmak akı­yor olsa ve kendisi günde beş kere o ırmağa girip yıkansa; ne dersiniz bu (uy­gulama), o kimsenin üzerinde kirinden bir şey bırakır mı?" Orada bulunan­lar: "Bu, üzerinde kirinden bir şey bırakmaz" dediler. Resulullah (a.s) da şöy­le buyurdu:

"İşte bu, beş vakit namazın örneğidir. Yüce Allah, onlarla (onların kılın­ması durumunda) hatalardan bir şey bırakmaz."[62]

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:

"Beş vakit namazın örneği, içinizden birinin kapısının önünden akan ve günde beş kez içinde yıkandığı büyük bir nehir örneğidir. Bu nehir, o kimse­nin üzerindeki kirinden bir şey bırakmaz."[63] [64]

 

251- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[65]

"Beş vakit namaz, sizden birinin kapısının önünden akan bol sulu ve her gün içerisinde beş kere yıkandığı bir akarsuya benzer." Hasan dedi ki: "Bu, kirden ne bırakır?" [66]

 

252- Ahmed bin Hanbel, Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"İki kardeş vardı. Bunlardan birisi diğerinden kırk gün önce vefat etti. Ben, Resulullah (a.s)'ın yanında birincinin üstünlüğünden (faziletinden) söz ettim. Resulullah (a.s) : "Diğeri Müslüman değil miydi?" diye sordu. Oradakiler: "Evet (Müslumandı) ve pek de fena biri değildi" dediler. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[67]

"Namazının onu nasıl bir dereceye ulaştırdığını ne biliyorsunuz? Na­mazın durumu, içinizden birinin evinin önünden akan suyu bol, tatlı ve günde beş kere içine girip yıkandığı bir ırmağın durumuna benzer. Bunun, onun üzerindeki kirden ne bırakacağını sanırsınız? Siz o adamın namazı­nın kendisini ne dereceye ulaştırdığını bilmiyorsunuz." [68]

 

253- Buharı ve Müslim, Hz. Osman (r.a)'ın mevlası (azatlasi) Hara-ran'm şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"Osman (r.a)'ın abdest kabını (İçerisinde abdest veya gusül aldığı leğeni­ni) koyardım. Onun içinde temizlenmediği bir gün geçmezdi. Osman (r.a) şöyle söylerdi: "Bir namazdan -zannediyorum "ikindi namazından" diye söyledi- çıkarken, Resuhıllah (a.s) bize "Bilmiyorum size söylesem mi yoksa sussam mı?" diye buyurdu. Biz:

"Ya Resulullah (a.s)! Eğer bizim için hayırlı bir şeyse söyle, eğer Öyle de­ğilse o zaman Allah ve Peygamber'i daha iyi bilir" dedik. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Herhangi Müslüman, temizlenir ve Allah'ın kendisine farz kıldığı^şert kilde temizliğini tam yapar, sonra beş vakit namazını kılarsa, bu namazlar onun için aralarında işlenenlere keffaret olur."

Bir başka rivayete göre de Hz. Osman (r.a) abdest alınca şöyle söyledi:

"Vallahi size bir hadis nakledeceğim. Eğer Kur'an-ı Kerim'de bir ayeti ke­rime olmasaydı bunu nakletmezdim. Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyur­duğunu duydum:

"Herhangi kişi abdestini alır, sonra namaz kılarsa, onun, bu namazla ar­dından gelen namaz arasındaki günahları bağışlanır." [69]

Urve bin Zubeyr (r.a) dedi ki: "Burada kastedilen ayeti kerime (yani Hz. Osman (r.a)'ın kasdettiği ayeti kerime) şudur:[70]

"Bizim indirmiş olduğumuz açık delilleri ve onu Kitap'ta insanlara açık­lamanızdan sonra hidayet çizgisini gizleyenler var ya, işte bunlara Allah da lanet eder, bütün lanet ediciler de lanet eder."[71]

Buhari'nin bir rivayetinde de şöyle bildirilmektedir:

"Hz. Osman (r.a) abdest aldı. Abdestini de gayet itina ile aldı. Sonra şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın abdest aldığını ve abdestine gayet özen gösterdiğini sonra da şöyle buyurduğunu gördüm:

"Kim bu abdest gibi abdest alır, sonra camiye giderek iki rek'at namaz kı­lar sonra oturursa, onun geçmişte işlemiş olduğu günahlar bağışlanır."[72]

Müslim'in naklettiği bir başka rivayete göre Hz. Osman (r.a) şöyle söy­lemiştir:

"Kim namaz için abdest alır ve abdesti İçin gereken dikkati gösterir sonra farz namazı kılmak için yürür ve onu insanlarla yahut cemaatle birlikte veya camide kılarsa günahları bağışlanır."[73]

Buhari ve Müslim'in naklettiği bir başka rivayette de şöyle denilmektedir: "Hz. Osman (r.a) bir gün güzelce abdest aldı. Sonra şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'ın abdest aldığını, abdestine gayet özen gösterdiğini ve ardından şöyle buyurduğunu gördüm:

"Kim bu şekilde abdest alır, sonra namaz kılmaktan başka bir amacı ol­maksızın camiye doğru yola çıkarsa, geçmiş günahlarının tümü bağışlanır."[74]

Bir başka rivayete göre Amr bin Said el-As (r.a) şöyle bildirmiştir: "Hz. Osman (r.a) abdestliğini (leğenini) istedi. Sonra şöyle söyledi: "Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum:

"Herhangi Müslüman kişi, farz bir namaz vaktine ulaşır, güzelce abdesti­ni alır, tam bir huşu içinde güzelce namazını kılarsa, bu onun için, büyük günah işlemiş olmadığı sürece daha önce işlemiş olduğu günahlarına keffa­ret olur. Bu bütün bir çağı[75] kapsar." [76]

 

254- İmam Malik, şöyle rivayet etmiştir:

"Hz. Osman (r.a) bir gün, oturaklann üzerine oturdu. Müezzin gelip ona ikindi namazı vaktinin girdiğini bildirdi. Hz. Osman (r.a) da su istedi. Sonra şöyle söyledi:

"Vallahi size bir hadis rivayet edeceğim. Eğer Allah'ın Kitabı'nda bir ayeti kerime olmasaydı size bunu rivayet etmezdim. Ben, Resulullah (a.s)'ın şöy­le buyurduğunu duydum:

"Herhangi kişi abdest alır, abdestine özen gösterir sonra namaz kılarsa, o kıldığı namaz İle kılacağı diğer namaz arasındaki günahları bağışlanır."[77]

İmam Malik dedi ki:

"Sanıyorum Hz. Osman (r.a) şu ayeti kerimeyi kastediyordu:

"Gündüzün İki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bîr öğüttür."[78] [79]

 

255- Müslim, Ebu Umame Bahili (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:[80] "Resulullah (a.s)'ın camide bulunduğu ve bizim de O'nunla birlikte otur­duğumuz sırada bir adam yanma gelerek: "Ya Resulullah (a.s)! Ben bir had

cezasını hakettim, onu uygula" dedi. Resulullah (a.s) ona bir şey söylemedi, adam aynı sözü tekrar etti. Resulullah (a.s) gene sustu. Sonra namaz kılındı. Resulullah (a.s) namazını bitirince adam O'nun ardından gitti. Ben de Resu­lullah (a.s)'m adama ne cevap vereceğini duymak için peşlerinden gittim. Resulullah (a.s) adama şöyle buyurdu:

"Ne diyorsun, evinden çıkarken abdest almış ve abdestine itina göstermiş miydin?" Adam: "Evet, ya Resulullah (a.s)! dedi. Resulullah (a.s):

"Allah senin had cezanı -yahut günahını- bağışlamıştır" diye buyurdu." Cami'in tahkikçisi şöyle söylemiştir:

"Nevevi ve diğer bazı ilim adamları, namazların örttüğü (keffaret oldu­ğu) günahların büyük günahlara değil, küçük günahlar olduğu esasından hareketle hadisi şerifte sözü edilen adamın işlemiş olduğu günahın kesin­likle küçük günahlarından olduğunu ifade etmişlerdir. Buna göre söz konu­su adam zina etmemiş, bundan daha küçük bir günah işlemişti. Ancak o zi­na olmayan bir fiili zina sanmıştı. Bundan dolayı namaz, onun işlemiş ol­duğu günaha keffaret olmuştur." [81]

 

256- İbni Huzeyme, Sahih'inde, (yukarıdaki hadisi şerifte kastedil kişinin işlemiş olduğu günahın zinadan küçük bir günah olduğunu bildiren bir hadis nakletmiştir [82]hadis nakletmiştir. [83]

 

257- Ahmed bin Hanbel, Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Bir adam Resulullah (a.s)'ın yanma gelerek:[84] "Ya Resulullah (a.s)! Ben bahçede bir kadınla karşılaştım. Onu kendime çektim, sarıldım, optum ve kendisine her şeyi yaptım, sadece zina etmedim" dedi. Resulullah (a.s) sus­tu. Bunun üzerine şu ayeti kerime indi:

"Çünkü İyilikler kötülükleri giderir. Bu ibret alanlara bir Öğüttür." [85]

Sonra Resulullah (a.s) adamı çağırdı ve bu ayeti kerimeyi kendisine oku­du. Hz. Ömer (r.a):

"Ya Resulullah (a.s)! Bu sadece ona Özel midir yoksa bütün insanlar için midir?" diye sordu. Resulullah (a.s) da "Bilakis bütün İnsanlar içindir" diye buyurdu." [86]

 

258- Ebu Davud, Ukbe bin Amir (r.a)'denşu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bir dağın kenarındaki tepede koyunlarını otlatırken, ezan okuyup sonra namaz kılan bir çobanın yaptığından pek hoşlanır ve şanı yüce olan Allah şöyle buyurur:[87]

"Şu kuluma bakın. Ezan okuyor ve namaz kılıyor. Benden korkuyor. Ben kulumu bağışladım ve onu cennetime soktum." [88]

 

259- Ahmed bin Hanbel, Malik bin Enes (r.a)'ten rivayet etmiştir:

"Ona bildirildiğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[89]

"İstikamet üzere olun (doğru çizgi üzere olun) oncak bunu hakkıyla gerçekleştirmeye güç yetiremeyeceksiniz. Bilin ki, amellerinizin en üstünü na­mazdır. Abdesti devam üzere almayı mü'minden başkası başaramayacak­tır."

Bir rivayette "bilin ki" yerine "çalışın, amel edin" ifadesi [90]geçmektedir. [91]

 

260- Ahmed bin Hanbel, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[92]

"Bana (bir rivayette "sizin dünyanızdan" İfadesi   geçmektedir) kadınlar ve güzel koku sevdirildi. İki gözümün nuru ise namazda kılındı." [93]

 

261- Müslim, Rebi'a bin Ka'b el-Eslemi (r.a)'den rivayet etmiştir:[94]

"Resulullah (a.s) ile birlikte gecelemekte idim. O'nun abdest ve taharette ihtiyaç duyduğu şeyleri önüne koyuyordum. Bana: "Benden İste" dedi. Ben: "Cennette seninle birlikte olmayı istiyorum" dedim. "Bunun dışında ne isti­yorsun?" dedi. "İstediğim budur" dedim. O zaman: "Çok secde etmek sure­tiyle kendi nefsine karşı bana yardıma ol" dedi." [95]

 

262- Müslim, Ma'dan bin Ebi Talha (r.a)'dan rivayet etmiştir:[96]

"Resulullah (a.s)'ın mevlası (azatlısı) Şevban (r.a) ile karşılaştım." Bana, işlediğim zaman beni cennete sokacak bir amel bildir" yahut "Allah katında en sevimli amelin ne olduğunu bana bildir" dedim. Sustu. Sonra yine sor­dum yine sustu. Sonra üçüncü kez aynı şeyi sordum. Şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'a bunu sordum. O da şöyle buyurdu:

"Allah'a çokça secde etmelisin. Sen her ne zaman Allah'a bir secde etsen, Allah onunla senin dereceni bir derece yükseltir ve ondan dolayı senin bir hatanı siler."

Ma'dan dedi ki:

"Sonra Ebu Derda (r.a)'nm yanına gittim ona da aynı şeyi sordum ve Sev-ban'ın söylediğinin aynısını söyledi."

 

263- Ah m e d bin Hanbel, Ebu Tufeyl Amir bin Vasile (r.a)'den şu şe­kilde rivayet etmiştir:

"Bir adam bir topluluğun yanından geçti. Kendilerine selam verdi. Onlar da selamını aldılar. Adam geçip gidince, beriki topluluğun içinde bulunan bir adam:

"Ben şu adama Allah için kızıyorum" dedi. Orada bulunanlar:

"Vallahi çok fena bir söz söyledin. Bunu kendine mutlaka açıklayacak­sın" dediler. Sonra içlerinden birine:

"Ey filanca, kalk, bunu kendisine bildir" dediler. Bu gönderdikleri elçileri, o geçip giden adama yetişti ve beriki adamın söylediği sözü ona bildirdi. A-dam yoluna devam ederek Resulullah (a.s)'ın yanına gitti ve O'na şöyle söy­ledi:[97]

"Ya Resulullah (a.s)! Ben, Müslümanlardan içlerinde filanca da bulunan bir topluluğun yanından geçtim. Kendilerine selam verdim. Onlar da selamimi aldılar. Ben yanlarından ayrıldıktan sonra onlardan birisi arkamdan bana yetişti ve filancanın benim hakkımda:

"Allah'a yemin olsun, ben bu adama Allah için kızıyorum" dediğini bil­dirdi. Ya Resulullah (a.s)! Onu çağır ve bana ne için kızdığını sor." Resulul-lah (a.s) da söz konusu adamı çağırdı ve bu kişinin bildirdiği konuyu kendi­sine sordu. Adam bunu itiraf etti ve:

"Ya Resulullah (a.s)! Ben bu sözü söyledim" dedi. Bunun üzerine Resu­lullah (a.s): "Peki öyleyse, ona niçin kızıyorsun?" diye sordu. Adam da:

"Ben onun komşusuyum ve kendisinin durumunu biliyorum. Vallahi ben onun şu iyinin de kötünün de kıldığı farz namazların dışında herhangi bir namaz kıldığını görmedim" dedi. Bu kez öteki adam:

"Ya Resulullah (a.s)! Ona sor ki, bu farz namazları vaktinden sonraya bı­raktığımı yahut rüku ve secdelerine dikkat etmediğimi görmüş mü?" dedi. Resulullah (a.s) da bu soruyu sordu ve adam "Hayır" cevabını verdi. Bunun üzerine adam:

"Vallahi ben onun şu iyinin de kötünün de tuttuğu Ramazan ayı orucu dışında oruç tuttuğunu görmedim" dedi. Öteki adam da:

"Ya Resulullah (a.s)! Ona sor ki, benim bu oruçta kusur ettiğimi, hakkın­dan bir şey eksilttiğimi görmüş mü?" dedi. Resulullah (a.s) da bu soruyu sor­du ve adam "Hayır" cevabını verdi. Ardından adam:

"Vallahi, ben onun şu iyinin de kötünün de verdiği zekâtın dışında Al­lah yolunda malından hayır için bir şey harcadığını ve herhangi bir dilen­ciye bir şey verdiğini görmedim." dedi. Öteki adam da:

"Ya Resulullah (a.s)! Ona sor ki, zekattan bir şeyi saklamış yahut onu is­teyen kimseden bir şeyi alıkoymuş muyum?" dedi. Resulullah (as) adama bunu da sordu ve adam "Hayır" cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah <a.s): "Kalk, anladığım kadarıyla bu kişi senden daha üstün olabilir" diye bu­yurdu."

 

264- Taberani, üç mu'ceminde de Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şu şe­kilde rivayet etmiştir:

"Reslullah (a.s) şöyle buyurdu:[98]

"Yanarsınız, yanarsınız sabah namazım kıldığınızda onu yıkar. Sonra yine yanarsınız yanarsınız öğle namazını kıldığınızda onu yıkar. Sonra yine yanarsınız yanarsınız ikindi namazını kıldığınızda onu yıkar. Sonra yine ya­narsınız yanarsınız akşam namazını kıldığınızda onu yıkar. Sonra yine ya­narsınız yatsı namazınızı kaldığınızda onu yıkar. Sonra uyursunuz ve uyan­manıza kadar üzerinize bir şey yazılmaz."

 

265- Ahmed bin Hanbel, Ebu Eyyub el-Ensari (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:[99]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Her namaz, kendinden önceki hataları siler."

 

266- Ahmed bin Hanbel, Hz. Osman (r.a)'ın mevlası (azatlısı) Haris'-in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Bir gün Hz. Osman (r.a) oturdu, biz de onunla birlikte oturduk. Sonra müezzin geldi ve (Hz. Osman r.a) bir kap içinde su istedi. Sanıyorum içeri­sinde bir mudd su olacak kap istedi. Sonra abdest aldı va ardından şöyle söy­ledi:

"Resulullah (a.s)'ın benim şu abdestim gibi abdest aldığını gördüm. Resu-lullah (a.s) bu şekilde abdest aldıktan sonra şöyle buyurdu:

"Kim benim şu abdestim gibi abdest alır, sonra kalkar, öğle namazını kı­larsa sabah namazı ile bu namazın arasında işlemiş olduğu hataları bağışla­nır. Ardından ikindi namazını kılarsa. Öğle namazı ile bu namazın arasında işlemiş olduğu hataları bağışlanır. Sonra aksam namazını kılarsa, ikindi na­mazı ile bu namazın arasında işlemiş olduğu hataları bağışlanır. Sonra yatsı namazını kılarsa, akşam namazı ile bu namazın arasında işlemiş olduğu hataları bağışlanır. Sonra olur ki, gece İstirahatına çekilir ve gecesini rahat geçirmeye bakar. Sonra eğer kalkar abdest alır ve sabah namazını kılarsa, yat­sı namazı ile bu namazın arasında işlemiş olduğu hataları bağışlanır. İşte bunlar kötülükleri gideren iyiliklerdendir." Oradakiler:[100]

"Bunlar iyilikler, geriye kalanlar nelerdir ey Osman!" dediler. O da şöyle söyledi:

"Onlar da şunlardır: La ilahe iU'allah (Allah'tan başka ilah yoktur.) Sub-hanallah (Allah'a hamdolsun). Allahu ekber (Allahken yücedir) ve la havle vela kuvvete illâ bi'llah (güç, kuvvet, istitaat ancak Allah'ın vermesi ile el­de edilir.)"

 

267- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şu şekilde riva­yet etmişlerdir:

"Ebu Amr Şeybani -asıl adı Sa'd bin İyas'tır- Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un evine işaret ederek dedi ki: "Bana şu evin sahibi şöyle rivayet etti:[101]

"Resulullah (a.s)'a "Yüce Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordum. "Vaktinde kılınan namazdır" diye buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. "Anne ve babaya iyiliktir" diye buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. "Allah yolunda cihaddır" diye buyurdu. Resulullah (a.s) bana bunları bildir­di. Eğer daha fazlasını isteseydim (sorsaydım) daha fazlasını da bildirirdi."

Tirmizi'nin naklettiği bir rivayette "Hangi amel daha üstündür?" şeklinde geçmektedir.[102]                               

Müslim'in rivayetinde de şöyle denilmektedir: "Ona daha fazlasını sorup bıktırmak endişesinden kaçındım.[103]

 

268- Ebu Davud, Abdullah bin Habeşi Has'ami (r.a)'nin şöyle söyledi­ğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a: "Amellerin hangisi daha üstündür?" diye soruldu. "Kıyamı (namazda ayakta durmayı) uzatmaktır" diye buyurdu. "Hangi sada­ka daha üstündür?" denildi. "Az şeye sahip olanın özel bir gayret harcayarak bir şeyler vermesidir" diye buyurdu. "Hangi hicret daha üstündür?" denildi. Yüce Allah'ın kendisine haram kıldığı şeylerden uzaklaşanın hicreti" diye buyurdu. "Hangi cihad daha üstündür?" denildi. "Müşriklere karşı malıyla ve canıyla cihad edenin cihadı" diye buyurdu. "Hangi tür öldürülme daha şereflidir" denildi. "Kanı akıtılıp bineği kesilenin öldürülmesi" diye buyur­du."[104]

Nesai de şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a "Amellerin hangisi daha üstündür?" diye soruldu. "İçinde şüphe bulunmayan iman, içerisine hile karışmayan cihad ve kabule şayan bir hacc" diye buyurdu. "Hangi namaz daha üstündür?" denildi. "O-kunması (kunut) uzun olan namaz" diye buyurdu. "Hangi sadaka daha üs­tündür?" denildi. "Az şeye sahip olanın özel bir gayret harcayarak bir şeyler vermesidir" diye buyurdu. "Hangi hicret daha üstündür" denildi. "Yüce Al­lah'ın kendisine haram kıldığı şeylerden uzaklaşanın hicreti" diye buyurdu: "Hangi cihad daha üstündür?" denildi. "Müşriklere karşı malıyla ve canıyla cihad edenin cihadı" diye buyurdu. "Hangi tür öldürülme daha şereflidir" denildi. "Kanı akıtılıp bineği kesilenin öldürülmesi" diye[105] buyurdu."

 

269- Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet [106]etmiştir:

 

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bir namazdan sonra diğer namazı bekleyen; büyük gözetleme (ribatı ek-ber) görevini yerine getirmekte olduğu sırada atı kendisini sırtında taşıyarak Allah yolunda ateşli bir mücadelenin içine sokmuş olduğu kimseye benzer."

 

270- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmiştin

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[107]

"Bu gece bana Rabb'im katında biri en güzel suret üzere geldi -bir riva­yette Rabb'im geldi- denilmektedir. Bana:

"Ey Muhammedi" diye seslendi. Ben: "Buyur ey Rabb'im ve emret" de­dim. "Mele-i A'la'da olanlar ne hakkında münakaşa ediyorlar biliyor mu­sun?" diye sordu. "Bilmiyorum" dedim. Elini iki kürek kemiğimin araşma koydu. Öyle ki, soğukluğunu iki mememin arasında hissettim. -Yahut "göğsümde" dedi- Bunun üzerine göklerde ve yerde olanları bildim. -Yahut "do­ğu ile batı arasında olanları dedi- Yine:

"Ey Muhammedi Mele-i A'la'da olanların ne hakkında münakaşa ettik­lerini biliyor musun?" dedi. Ben: "Evet. Dereceler, keffaretler (günahları ör­ten şeyler), cemaatlere ulaşmak için adım atmak, su sıkıntısının bulunduğu sırada (yahut aşırı soğuk hallerde) abdestİ güzelce almak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek hakkında. Kim bunlara dikkat ederse, hayır üzere yaşayıp, hayır üzere ölür. Günahlarından da annesinin kendisini do­ğurduğu günkü hali gibi temizlenir." Yine:

"Ey Muhammedi" diye seslendi. Ben: "Buyur ve emret" dedim. Şöyle buyurdu: "Namaz kıldığında: "Ey Allah'ım, senden beni hayırlı işleri yap­maya ve kötü işleri terketmeye muvaffak kılmanı ve düşkünlere karşı sevgi vermeni diliyorum. Kulların için bir fitne dilediğinde benim bu fitneye düşmemiş halde canımı al" de." (Resulullah (a.s)) şöyle buyurdu: "Dereceler; selamı yaymak, yemek yedirmek ve insanların uyumakta oldukları sırada namaz kılmaktır."

 

271- Taberani, Evsafta, Misver bin Mahrama (r.a)'nın şöyle söylediğini rivayet etmiştir;

"Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'ın yanına girdim. Yanüstü yatırılmıştı. "Onu nasıl görüyorsunz?" [108]diye sordum. "Senin gördüğün gibi" dediler. "Onu na­maz için uyandırın. Siz onu namazdan daha dehşetli bir şey için uyandıra-mazsınız" dedim. Bunun üzerine "Namaz! Ey mü'minlerin emiri!" diye seslendiler. O da "Allah için öyleyse! Namazı terkedenin İslam'dan bir hak­kı yoktur" dedi ve yarasından kanlar aka aka namaz kıldı."

Ebu Umame (r.a)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyur­du:

"Aralarında bir yanlışlığa düşülmeden birbirleri ardından kılınan iki na­mazın derecesi, illiyyinde (yüce makamda) yazılır."

Abdullah bin Ömer (r.a) camiye girdi, içerde namaz kılan bir topluluk gör­dü ve şöyle söyledi:

"Ey insanlar! Size müjde olsun. Sizin içinizde cehenneme atılacak bir tek kişi yoktur."[109]

Sonra da şu ayeti kerimeyi okudu:

"Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?"[110]

 

Namazları Vaktinde Kılmaya Teşvik,Terki Konusunda Uyarı VeNafilelerin Faziletleri

 

272- İmam Malik, Ubade bin Samit (r.a)'in merfu olarak şöyle söyledi­ğini rivayet etmiştir:[111]

"Beş namazı Allah kullarına farz kılmıştır. Kim bunları yerine getirir ve haklarını önemseyerek onlardan bir şey eksiltme yoluna gitmezse, şüphesiz Allah kıyamet günü onu cennete sokmak üzere kendisine ahid verir. Ama kim bunları yerine getirmekle birlikte haklarını hafife alarak kendilerinden bir şey eksiltirse onunla Allah arasında herhangi bir ahid yoktur. Dilerse ona azab eder, dilerse de kendisini bağışlar."

 

273- Ahmed bin Hanbel, Hanzala Katib (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmiştin

"Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:[112]

"Kim beş vakit namazı rükunlarını, secdelerini tam yerine getirmek ve vakitlerini gözetmek suretiyle hakkıyla kılar ve bunları yerine getirmenin kendisinin üzerinde Allah tarafından bir hak olduğunu bilirse, cennete gi­rer" yahut "kendisine cennet gerekir (vacib olur)" dedi ya da "cehennem ha­ram kılınır" diye buyurdu."

 

274- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Amr (r.a)'dan, o da Resulullah (a.s)'tan rivayet etmiştir:[113]

"Resulullah (a.s) bir gün namazdan söz etti ve şöyle buyurdu: "Kim bunları gözetirse (yani vaktinde ve usulünce kılarsa), bunlar (na­mazlar), onun için kıyamet gününde nur, burhan ve kurtuluş olur. Kim de bunları gözetmezse onun nuru, burhanı ve kurtuluşu olmaz. Bu kişi kıya­met günü Firavun, Haman ve Ubeyy bin Halef ile birlikte olur."

 

275- Ahmed bin Hanbel, Ebu Umame (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[114]

"İslam'ın kulpları birer birer çözülecek. Onun bir kulbu çözüldüğünde insanlar hemen peşinden gelen kulbu çözme teşebbüsünde bulunacaklar. En önce olan kulbu yargıdır (hükümdür). En son çözülecek olanı ise namaz­dır."

 

276- Taberani, Abdullah bin Kurt (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[115]

"Kim namazı kılar da tamamlamamış olursa, tamamlanması için teşbih­lerinden ona ilave yapılır."

 

277- Ebu Davud, Haris bin Kubeysa (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Medine'ye vardım ve "Ey Allah'ım! Bana salih bir arkadaş nasib et!" de­dim. Sonra Ebu Hureyre (r.a)'nin yanına gittim ve kendisine:

"Ben, Allah'tan bana salih bir arkadaş nasib etmesini dilemiştim. Bana, Resulullah (a.s)'tan duymuş olduğum bir hadisi şerif rivayet et. Olur ki, yü­ce Allah onun vasıtasıyla bize bir yarar nasib eder" dedim. Bunun üzerine şöyle söyledi:[116]

"Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum: "Kıyamet günü kulun amelinden ilk sorguya çekileceği şey; namazdır. Eğer bu iyi çıkarsa kurtuluşa ve rahata erer. Ama bu bozuk çıkarsa kaybeder ve zarara uğrar. Eğer farzlarından bir şey eksik çıkarsa şanı yüce olan Rabb: "Bakın bakalım, kulumun nafile ibadeti var mı?" diye buyurur. Böylece farzlarından eksik çıkan bununla tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu minval üzere sorguya çekilir."

 

278- Taberani'nin, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet ettiğine göre Abdullah bin Mes'ud (r.a) neredeyse hiç oruç tutmaz gibi olurdu ve şöyle der di:[117]

"Ben oruç tuttuğumda zayıf düşmüş ve namazdan geri kalır olmuştum Namaz ise benim için oruçtan daha sevimlidir,"

Bu sebeple Abdullah bin Mes'ud (r.a) ayda üç gün oruç tutardı. Hadisin bazı rivayetlerinde bildirildiğine göre kuşluk namazını kılmazdı.

 

279- Buhari, Ebu Hurayre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[118] "Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, ona karşı savaş ilen ederim. Kulum bana, benim için kendisine farz kıldıklarımı yerine getirmekten da­ha sevimli bir şeyle yakiaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşma­ya çalışır ve böylece ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da kendisinin duyan kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey İsterse, onu kendisine veririm. Bana sığındığında, onu korurum. Ölümü is­temeyen ama benim de kendisinin fana duruma düşmesini istemediğim bir mü'min kulun canını almakta tereddüd ettiğim kadar, hiç bir şeyi yapmakta tereddüd etmedim."

 

Sabah Namazının Fazileti

 

Şanı yüce olan Allah şöyle buyuruyor:

"Gece ve sabahın erken vakitlerinde teşbih et."[119]

Burada "teşbih et" denilirken "namaz kıl" denilmektedir. "Filanca teşbihini tamamladı" cümlesi, "filanca namazım tamamladı" anlamındadır.

Şanı yüce olan Allah bir başka ayeti kerimesinde de şöyle buyuruyor:

"Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecir vaktinde de namaz kıl. Fecir vakti meleklerin şahit oldukları vakittir."[120]

Burada "fecir vakti" ile sabah namazı kastedilmektedir. "Fecir vakti, me­leklerin şahit oldukları vakittir" Yani o vakitte gündüz melekleri de gece me­lekleri de hazır olur.

 

280- Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:[121]

"Resulullah (a.s), yüce Allah'ın "Fecir vakti meleklerin şahit oldukları vakittir"[122] sözü hakkında şöyle buyurdu:

"Bu vakitte gece melekleri ve gündüz melekleri hazır bulunurlar."

 

281- Müslim, Enes bin Şirin (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[123]

"Kim sabah namazını kılarsa, o Allah'ın zimmetindedir (korumasında-dır) Allah sizden zimmetine giren bir şeyi istemesin. O, kimden zimmetine giren bir şeyi isterse, onu elde eder sonra da kendisini yüzüstü cehenneme atar."

Tirmizi'nin buna benzer bir rivayetinde şöyle denilmektedir: "Allah'ın zimmetinde O'nun ahdini [124]bozmayın."

 

282- Tirmizi, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim sabah namazını cemaatle birlikte kılar sonra güneş doğuncaya ka­dar Allah'ı zikretmek üzere oturur sonra da iki rek'at namaz kılarsa, bu onun için bir hacc ve umre sevabı kazandırır."

Ravi dedi ki:[125]

"Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Tamı tamına, tamı tamına, tamı tamına!"

 

283- Müslim, Semmak bin Harb (r.a)'dan rivayet etmiştir:[126]

"Cabir bin Semure'ye: "Resulullah (a.s) ile birlikte oturup kalkar miy­din?" diye sordum. Şöyle cevap verdi:

"Evet. Hem de çok. Üzerinde sabah namazını kıldığı yerden, güneş do­ğuncaya kadar kalkmazdı. Güneş doğduğunda kalkardı. İnsanlar konuşur, bir cahiliye işini ele alır ve gülerlerdi; Resulullah (a.s) da tebessüm ederdi."

Bir başka rivayette de şöyle bildirilmiştir:

"Resulullah (a.s) sabah namazını kıldığında, namaz kıldığı yere oturur ve güneş güzel bir şekilde doğuncaya kadar orada kalırdı." [127] Bu hadisi Tirmizi de rivayet etmiş ve şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) sabah namazını kıldığında, namaz kaldığı yerde güneş doğuncaya kadar otururdu."[128]

Ebu Davud da birinciyi: "Güneş doğduğu zaman kalkardı" ifadesine kadar rivayet etmiştir. Yine ikinciyi de rivayet etmiş ve "yerine çökerdi" ifadesini kullanmıştır.[129] Bu hadisi Nesai de rivayet [130]etmiştir.

 

Sabah Ve Îktndî Namazlarının Fazileti

 

284- Müslim, Umare bin Ruveybeye (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Güneşin doğmasından ve batmasından önce namaz kılan -yani sabah ve ıkındı namazlarını kılan- cehenneme girmeyecek."[131]

Basra halkından bir adam raviye (yani Umare bin Ruveybeye (r.a)'ye): Bunu sen Resulullah (a.s)'tan duydun mu?" diye sordu. O da: "Evet" ceva­bım verdi. Bunun üzerine bir adam: "Ben de şahitlik ederim ki, bu sözü Re­sulullah (a.s)Itan duydum" dedi."

Ebu Davud'un rivayetinde de şöyle bildirilmektedir: Basra ahalisinden bir adam ona (yani Umare bin Ruveybeye (r.a)'ye) "Bana Resulullah (a.s)'tan duymuş olduğun bir hadis bildir" dedi."

Bundan sonra hadisi bildirmiş ancak hadisteki ifade ile kastedilen namaz­ların sabah ve ikindi namazları olduğu yolunda bir açıklamada bulunmamıştır. Sonra adam "Bunu bizzat sen O'ndan (Resulullah (a.s)'tan) duydun mu?" di­ye üç kere sormuş, o da şu cevabı vermiştir: "Evet. Bütün bunları söylediği­ni iki kulağım duymuş ve kalbim de kavramıştır." Bunun üzerine bir adam: "Ben de Resulullah (a.s)'ın böyle söylediğini duydum" demiştir. [132]

 

285- Buhari ve Müslim, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[133]

"Kim iki kenar namazı kılarsa cennete girer."

 

Bir Açıklama

 

İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"Burada kastedilen, sabah namazı ile ikindi namazıdır. Resulullah (a.s)-'ın Cerir (r.a) tarafından rivayet edilen hadisinde geçen sözü de buna delil teşkil etmektedir. Orada Resulullah (a.s): "Güneşin doğmasından önceki ve güneşin batmasından önceki namaz" diye buyurduğu bildirilmiştir."

Müslim'in rivayetinde: "Yani ikindi ve sabah namazı" sözü ilave edil­miştir.

Hattabi şöyle söylemiştir:

"Bu iki namaz, gündüzün iki kenarında kılındıklarından dolayı iki ke­nar namazı olarak adlandırılmışlardır. Gündüzün iki kenarı ise havanın güzelleştiği, sıcaklığın eserinin gittiği iki tarafıdır. Ebu Ubeyd (r.a)'den riva­yet edildiğine göre akşam namazı da bunların arasına girer. Bezzar, diğerleri hakkında özel olarak böyle bir şey söylenmezken özellikle bu iki namaz hak­kında, "bunları kılanın cennete gireceği'nin söylenmiş olması konusunda özetle şu bilgileri vermektedir: '"men1 kelimesi şart gerektirmeyen bir bağ­laçtır (vasi edatıdır). "Bu ikisini kılanlar" denilirken kastedilenler de bunları kılıp da daha beş vakit namaz, farz kılınmadan önce ölenlerdir. Çünkü ilk önce bu iki namaz farz kılınmıştı: Başlangıçta iki rek'at sabah, iki rek'at da yatsı vaktinde namaz kılmak farz olmuştu. Sonra beş vakit namaz farz kılındı. Dolayısıyla yukarıdaki hadisi şerif bütün insanlar için değil, insan­lardan özel bir topluluk hakkında haber niteliği taşımaktadır.

8u açıklamada ifadenin zorlandığı gayet açıktır. En uygun olan açıkla­maya göre hadisi şerifteki "men" kelimesi şart gerektirmektedir. Dolayısıyla "girer" sözü, şartın cevabıdır. Ancak hadisi şerif metninde geçmiş zaman si-gasının kullanılması, sözü edilen işin kesinlikle gerçekleşeceği anlamının daha da kuvetlendirilmesi İçindir. Aslında bu ifade şimdiki zaman (girer) anlamındadır. Buradaki gibi te'kid anlamı taşıyan İbarelerde olacak bir şey olmuş gibi ifade edilir."

 

286- Buharı ve Müslim» Cerir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s)'m yanında oturuyorduk, şöyle buyurdu:[134]

"Güneşin doğmasından ve batmasından önce namazdan geri kalmamaya güç yetirebilîrseniz (bunu ihmal etmeyin.)"

 

Bir Açıklama

 

Sabah ve ikindi namazlarının özellikle üzerinde durulması, bu iki vaktin gaflet ve uyku vakti olması; yahut sabah namazı vaktinin uyku, ikindi namazı vaktinin ise bazıları için iş vakti olması dolayısıyladır. Bu sebeple bu iki na­mazı vaktinde kılmaya Özen gösteren kişi, diğer namazları vaktinde kılmaya daha çok özen gösterir.

 

287- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[135]

"Sizin hakkınızda gece melekleri ile gündüz melekleri birbirlerini izler­ler ve bunlar sabah namazı ile ikindi namazında buluşurlar. Sonra sizinle birlikte gecelemiş olanlar göğe yükselirler. Rabb'leri kullarının hallerini da­ha iyi bilmekle birlikte: "Kullarımı ne .hal üzere bıraktınız?" diye sorar. On­lar da: "Onları namaz kılar halde bıraktık, namaz kılar halde de yanlarına vardık" derler."

İfade, îbni Huzeyme'nin rivayetlerinden birinde geçmektedir.

Ebu Hureyre (r.a)'den de şu şekilde rivayet edilmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Gece melekleri ile gündüz melekleri sabah ile ikindi namazlarında top­lanırlar. Sabah namazında toplandıklarında gece melekleri yükselir, gündüz melekleri yerlerinde kalırlar. İkindi namazında toplandıklarında gündüz melekleri yükselir gece melekleri yerlerinde kalırlar. Rabb'leri onlara "Kul­larımı nasıl bıraktınız?" diye sorar. Onlar da: "Namaz kılar halde yanlarına vardık ve kendilerini namaz kılar halde bıraktık. Onları kıyamet günü ba­ğışla" derler."

 

Yatsı Ve Sabah Namazı Hakkında Gelen Rivayetler

 

288- İmam Malik, Said bin Museyyib (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[136]

"Bizimle münafıkların arasında yatsı ve sabah şahitleri var. Onlar bu iki­sine güç yetiremezler." Yahut buna benzer bir söz söyledi."

 

289- Taberani, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[137]

"Münafıkların üzerlerine yatsı ile sabah namazlarından daha ağır namaz yoktur. Ancak bu ikisindeki üstünlüğü (fazileti) bilselerdi, kaba etlerinin üs­tüne sürünerek de olsa gelirlerdi."

 

290- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[138]

"İnsanlar ezan ve birinci saftaki sevabı bilselerdi, sonra bunun için kura çekmekten başka bir yol bulamasalardı, aralarında kura çekerlerdi. Öğle na­mazını öğle sıcağında (erken vakitte) kılmanın sevabım bilselerdi, onun için yarışırlardı. Yatsı ve sabah namazlarında olanı (bu iki namazda olan sevabı) bilselerdi, kaba etleri üstüne sürünerek de olsa bu namazlara gelirlerdi."

 

291- Müslim, Hz. Osman bin Affan (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[139]

"Kim yatsı namazını cemaatle birlikte kılarsa, gecenin yansını ibadetle geçirmiş gibi olur, kim de sabah namazını cemaatle kılarsa, gecenin tümünü ibadetle geçirmiş gibi olur."

 

İkindi Namazının Fazileti Ve Bu Namazın Orta Namaz Olup Olmadığı

 

292- Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai ve İbni Mace, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[140]

"İkindi namazını kaçıran, ailesini, mal ve mülkünü kaybetmiş gibidir."

Ebu Davud'un bir rivayetinde bu hadisin metninde geçen "vutire" kelimesi­nin yerine, "uvtire" kelimesi geçmektedir. Bu iki kelimenin her ikisi de hemen hemen aynı anlamı ifade etmektedir.

 

293- Buharı, Ebu'l-Mureyh (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Bulutlu bir günde, bir savaşta, Bureyde (r.a) ile birlikte bulunuyorduk. Orada şöyle söyledi:[141]

"İkindi namazını erkenden kılın. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Kim ikindi namazını terkederse, ameli boşa gider."

 

294- Müslim, Şakik bin Ukbe (r.a)'den rivayet etmiş, o da Bera bin Azib (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[142]

"Namazları ve özellikle de ikindi namazını titizlikle yerine getirin" diye bir ayeti kerime indi, sonra yüce Allah bu ayeti kerimeyi neshetti ve şu ayeti kerime indi: "Namazları ve özellikle de orta namazı titizlikle yerine geti­rin."[143]

Böyle deyince Şakik'in yanında oturmakta olan bir adam: "Öyleyse bu na­maz (yani orta namaz) ikindi namazı mıdır?" diye sordu. Bunun üzerine Bera (r.a) şöyle söyledi:

"Ben, sana bunun nasıl indiğini ve yüce Allah'ın onu nasıl neshettiğini bildirdim. Artık en doğru olanını Allah bilir."

 

295- Kutubi Sitte (altı meşhur hadis kitabı) sahiplerinin Buhari dışında kalanları[144] Hz. Aişe (r.a)'nin mevlası (azatlası) Ebu Yunus'un şöyle söyledi­ğini rivayet etmişlerdir:

"Hz. Aişe (r.a) bana kendisi için bir mushaf yazmamı emretti ve: "Na­mazları ve özellikle de orta namazı titizlikle yerine getirin" ayeti kerimesine geldiğinde bana haber ver." [145] dedi. Ben de söz konusu ayeti kerimeye gel­diğimde kendisine haber verdim. Bu ayeti kerimeyi bana şöyle yazdırdı:

"Namazları ve özellikle de orta namazı, ikindi namazını titizlikle yerine getirin ve gönülden boyun eğmiş kimseler olarak Allah'ın huzurunda iba­dete durun." Hz. Aişe (r.a) dedi ki: "Ben bunu Resulullah (a.s)'tan duydum."

Hz.Aişe (r.a)'nin ek olarak yazdırdığı bu hadîs, ayeti kerimenin tefsiri hük­mündedir. Bu, aynı zamanda tilavet yönünden neshedilmiş bir ifadedir.

 

296- Tirmizi, Semure bin Cundeb ve Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:[146]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Orta namaz, ikindi namazıdır."

 

297- Buhari ve Müslim, Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir:[147]

"Resulullah (a.s), Ahzab gününde -bir başka rivayete göre de Hendek gününde- [148] şöyle buyurdu:

"Bize güneş batıncaya kadar orta namazı kılma fırsatı vermedikleri gibi, Allah da onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun."

Bir başka rivayette de şöyle geçmektedir:

"Bizi orta namazı, ikindi namazını kılmaktan alıkoydular."[149]

Yine bir başka rivayette de bunun aynısı verildikten sonra şöyle bir ilave­de bulunulmuştur:

"Daha sonra Resulullah (a.s) bunu akşam ile yatsı namazının arasında [150]kıldı."

 

298- Müslim, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:[151]

"Müşrikler Resulullah ('a.s)'ı ikindi namazını kılmaktan alıkoydular ve böylece güneş kızardı ve sarardı. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle bu­yurdu:

"Bizi orta namazdan, İkindi namazından alıkoydular. Allah onların içlerini ve kabirlerini ateşle doldursun. -Yahut: İçlerine ve kabirlerine ateş sarsın-"

 

Bir Açıklama

 

Beğavi şöyle söylemiştir:

"Gerek Resulullah (a.s)'ın ashabından olan ilim sahipleri gerekse sonra­kilerden olanlar, orta namazın hangisi olduğu konusunda ihtilafa düşmüş­lerdir. Bir gurup bu namazın sabah namazı olduğu görüşünü benimsemiştir ki, bu yöndeki görüşler Hz. Ömer (r.a)'den, Abdullah bin Ömer (r.a)'den, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan ve daha başkalarından nakledilmiştir. Tabiin­den de Ata, İkrime ve Mücahid bu görüşü benimsemişlerdir. İmam Ma-lik'in ve Şafii'nin görüşleri de bu yöndedir. Çünkü şanı yüce olan Allah, Kur'an-ı Kerim'inde "Gönülden boyun eğmiş kimseler olarak Allah'ın hu­zurunda ibadete durun" [152] diye buyurmaktadır. (Gönülden boyun eğmek diye tercüme edilen) "kunut" kıyamı uzatmak anlamı taşır. Sabah namazı ise kıyamı uzun yapmaya ve kunuta özel kılınmış olan namazdır.

Yine bir başka ayeti kerimesinde Yüce Allah bu namazı diğer namazlar­dan ayrı olarak özellikle anmıştır. Bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Güneşin batıya yönelmesinden, kaymasından gecenin kararmasına ka­dar namaz kıl. Fecir vaktinde de namaz kıl. Fecir vakti meleklerin şahit ol­dukları vakittir." [153]

Yani bu namaz, gündüz melekleri ile gece meleklerinin hazır bulunduk­ları namazdır. Yine bu namazın bir özelliği de birleştirilebilen iki çift namaz arasında bulunmasıdır. [154] Bu, ne kısaltılabilir ne de bir başka namazla bir­leştirilebilir. Bu namaz aynı zamanda gecenin bir miktar karanlığı ile gün­düzün bir miktar beyazlığında kılınır. Bu itibarla adeta hem gece hem de gündüz namazı Özelliği kazanır.

Bazıları da bu namazın (yani orta namazın) öğle namazı olduğu görüşü­nü benimsemişlerdir. Bu yöndeki görüşler de Zeyd bin Sabit (r.a), Ebu Said el-Hudri (r.a) ve Usame bin Zeyd (r.a) gibi sahabilerden nakledilmiştir. Onla­ra göre bu namazın orta namaz olması, gündüzün tam ortasında olması se­bebiyledir. Uzunluk bakımından da gündüz namazlarının en orta olanıdır. Bundan dolayı da cuma günü onun vaktinde cemaatler kaldırılmıştır."

 

299- Ebu Davud, Zeyd bin Sabit (r.a)'den rivayet etmiştir:[155]

"Resulullah (a.s) öğle sıcağında namaz kılıyordu. Sahabileri açısından kılınması en ağır gelen namaz buydu. Bundan dolayı şu ayeti kerime indi:

"Namazları ve özellikle de orta namazı titizlikle yerine getirin"[156] Sonra şöyle söyledi: "Bunun öncesinde iki namaz, sonrasında iki namaz bulun­maktadır."

 

Bir Açıklama

 

Beğavi şöyle söylemiştir:

"Gerek sahabilerden ve gerekse sonrakilerden olan ilim adamlarının ge-neîi ise bu namazın (orta namazın) ikindi namazı olduğu görüşünü tercih etmiştir. Bu yöndeki hadisi şerifleri cemaat (bütün had isçiler), Resulullah (a.s)'tan rivayet etmişlerdir. Re'y (görüş) tarafım tercih eden ilim adamları da böyle söylemişlerdir."

Şu'ayb da şöyle söylemiştir:

"Ahmed bin Hanbel'in, bu yöndeki hadislerin sahası olması sebebiyle Şa-fiilerin genelinin, İbni Habib'in, İbni Arabi'nin, Malikilerden İbni Atiyye'-nin görüşü bu yöndedir. Hafız da: "Güvenilir olan da bu görüştür" demiş­tir."

Beğavi şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s), bu namazı terkedenin ağır bir ceza ile cezalandırılaca­ğını bildirerek bu namazı kılmaya teşvik etmiştir. Bureyde'nin rivayet etti­ğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim ikindi namazını terke-derse ameli boşa gider." (Bu hadis sahihtir.)

Kubaysa bin Zueyb de şöyle söylemiştir:

"Bu namaz (yani orta namaz) akşam namazıdır. Çünkü tam ortadır; ne fazla ne de azdır."

Selef alimlerinden bu namazın yatsı namazı olduğuna dair bir görüş nakle-dilmemiştir. Ancak sonraki dönem alimlerinden bu namazın yatsı namazı ol­duğu çünkü yatsı namazının kasr edilmeyen (kısaltılmayan) iki namaz ara­sında bulunduğu yönünde görüş bildirenler olmuştur.

Bazdan da şöyle söylemişlerdir:

"Bu namaz beş vakit namazdan herhangi biridir ancak belli bir namaz değildir. Yüce Allah kullarını bütün namazları yerine getirme konusunda gereken itinayı göstermeye teşvik için bu namazı belirsiz bırakmıştır. Bunun urumu, tıpkı ramazan ayının içinde Kadir gecesinin ve cuma günü içinde duaların kabul edileceği vaktin gizlenmesine benzemektedir." [157]

 

İmamın Gecikmesi Durumunda Namazda Acele Etmek

 

300- Müslim, Ebu Zer (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[158]

"Namazları vakitlerinden sonraya bırakan bir takım yöneticiler (emirler) olacak. Bak, sen namazım vaktinde kıl, sonra onların yanlarına git. Eğer na­maz kılmış olurlarsa sen namazını kurtarmış olursun. Değilse onlarla bir­likte namaz kılarsın; bu da senin için nafile yerine geçer."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Beğavi şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi şerif, bir yöneticinin namaz kılmaya devam etmesi durumun­da, ona başkaldırmanın caiz olmayacağına işaret etmektedir. Çünkü hadisi şerif, dikkat çektiği yöneticilerin, namazı vaktinden sonraya bırakmalarına işaret etmekle birlikte, onlara başkaldırmaya izin vermemiştir. Böyle olunca namazları vakitlerinde kılan bir yöneticiye başkaldırmak nasıl caiz olur."

Ebu Zer (r.a)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Namazı vaktinden sonraya bırakan bir topluluğun içinde kalırsan ne ya­parsın -veya ne olursun?- Namazı vaktinde kıl. Sonra eğer yine namaza du­rulursa, sen onlarla birlikte de namaz kıl. Bu senin için hayırda fazlalık olur."

Yine Beğavi şöyle söylemiştir:

"Bu, ilim sahiplerinin çoğunluğunun, imamın namazı sonraya bırak­ması durumunda onu ilk vaktinde kılmanın müstehab olacağı yönündeki görüşlerinin dayanağıdır. Yani kişi, cemaatin hatırına ilk vakitte namaz kıl­mayı terketmez ama sonra imamla birlikte tekrar namaz kılar. İlim adam­larının çoğunluğuna göre bu şekilde hareket eden birinin ilk kıldığı namaz farz namaz, ikinci kıldığı ise[159] nafiledir."

 

301- Ahmed bin Hanbel, Abdurrahman bin Ahmed bin Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan, o da babasından rivayet etmiştir:[160]

"Bir gün Velid bin Ukbe namazı geciktirdi. Bunun üzerine Abdullah bin Mes'ud (r.a) kalkıp namaz kılma hazırlığına girdi ve insanlara namaz kıl­dırdı. Sonra Velid kendisine haber göndererek:

"Seni böyle yapmaya yönelten neydi? Eğer mü'minlerin emirinden sana bir emir geldiyse yaptığın gayet güzel bir şeydir. Ama sen böyle bir şeye da-yanmayıp bid'at mi çıkardın?" diye sordu. O da şu cevabı verdi:

"Bana mü'minlerin emirinden herhangi bir emir gelmedi. Ben kendim bir bid'at da çıkarmadım. Ancak şanı yüce olan Allah ve Resulullah (a.s), sen bir ihtiyacını görürken bizim kendi namazımız için seni beklememizi hoş karşılamadı."

 

Bir Açıklama

 

Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un uygulaması gösteriyor ki, mü'minlerin emiri-nin bir sünneti ihmal etmesi durumunda mü'minlerin, yöneticilerinin arzusuna uygun düşmese de kendi açılanndan mümkün olması durumunda kendileri bu ünneti yerine getirirler. Bundan dolayı herhangi bir eziyete ve zarara maruz kalmayacaklarının bilinmesi ve ortada yöneticinin ihmal ettiği gözetilmesi ge­reken daha büyük maslahatın (genel çıkarın) olmaması halinde, bu sünneti uygulamalarının herhangi bir sakıncası da yoktur.

 

Namazla Rahatlamak

 

302- Ebud Davud, Salim bin Ebi'1-Ca'd (r.a)'dan rivayet etmiştir:[161]

"Huza'a kabilesinden bir adam: "Keşke bir namaz kılıp da rahatlasaydım" dedi. Oradakiler sanki bu sözünden dolayı kendini kınar gibi oldular. Bu­nun üzerine şöyle söyledi:

"Ben Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum:

"Namaz için kamet getir ey Bilal! Bizi rahatlat!"

Bir başka rivayete göre de Abdullah bin Muhammed bin Hanefiyye'nin şöyle söylediği bildirilmiştir:

"Ben ve babam birlikte, benim ensardan olan dostlarımdan (hanım ta­rafından olan akrabalarımdan) hasta olan birini ziyaret etmek üzere çıktık. Namaz vaktine vardık. (Hasta olan kişi) kadınlarından birine şöyle söyledi! "Ey Cariye! Bana abdestliğimi getir, olur ki bir namaz kılar da rahatlarım." Biz onun bu sözünü biraz garipsedik. Bunun üzerine o şöyle söyledi: "Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Kalk, ey Bilal! Bizi namazla rahatlat!" [162]

 

Bir Açıklama

 

Burada kendisinden söz edilen ensarinin yanında bulunanlar, onun söyle­diği söz ile namazda rahatlık istediği anlamını kastettiğini sanmış ve bu yüz­den sözünü garipsemişlerdi. Bundan dolayı o, bu sözü ile Resulullah (a.s)'ın kasdetmiş olduğu anlamı kasdettiğini kendilerine açıklamıştır,

Resulullah (a.s)'ın sözünden anlaşıldığına göre de namaz, Müslüman açı­sından rahatlatıcıdır. İnsanların durumları ve Müslüman olmayanlardaki sinir­sel hastalıkların çokluğu üzerinde düşenen kişi, namazın insana rahatlık ver­medeki rolünü daha iyi anlar.

 

Yatsı Namazından Sonra Sohbet

 

303- Buharı ve Müslim, Ebu Berze Eşlemi (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:[163]

"Resulullah (a.s), yatsı namazından önce uyumaktan, ondan sonra da sohbet etmekten hoşlanmazdı."

Ebu Davud'un rivayetinde de şöyle bildirilmektedir:

"Resulullah (a.s), yatsıdan önce uyumaktan, sonra da konuşmaktan (soh­betten) nehyederdi."

 

304- Ahmed bin Hanhel, Hz. Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:[164]

lerdi, kaba etleri üstüne sürünerek de olsa bu namazlara gelirlerdi."[165]

Ezheri bundan dolayı hadisi şerifi yukarıda verdiğimiz şekilde açıklamıştır. Ancak ifadelerin ortaya koyduğuna göre Resulullah (a.s) ('ışa) namazının 'ateme namazı' olarak adlandırılmasından hoşlanmazdı. İyi anlam taşımayan isimleri daha güzel ve daha iyi anlam taşıyan isimlerle değiştirmek Resulul­lah (a.s)'ın sünneti idi.

Sindi şöyle söylemiştir:

"Hadisteki anlam şudur: Yüce Allah'ın söz konusu namaz ile ilgili ola­rak yüce kitabında anmış olduğu ad ı'şa'dır. Bedeviler ise bunu ateme olarak adlandırmaktadırlar. Ancak siz bu kelimeyi sıkça kullanmayın. O zaman bedevilerin kullandıkları ismin üstün çıkması söz konusu olur. Siz, Kur'an-ı Kerim'e muvafakat ederek daha çok 'ışa adını kullanın."

 

306- Buharı, Abdullah bin Muğaffal (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[166]

"Bedeviler sizin akşam (mağrib) namazının adı konusunda size üstün gelmesinler. Bedeviler buna 'ışa diyorlar."

Resulullah (a.s), bedevilerin yatsı namazının isimlendirilmesi konusunda kendi kullandıkları kelimelerini üstün çıkarmalarını hoş görmediği gibi akşam namazının adlandırılması konusunda da aynı üstünlüğü sağlamalarım hoş gör­müyordu. Meselenin çok değişik açılardan ele alınması mümkündür. Ancak biz bu açıdan ele alıyoruz.

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Bir kimseye namazın farz olmasının şartlan üçtür: Müslüman olmak, akıl sahibi olmak ve buluğa ermiş olmak. Buna göre akıllı ve buluğa ermiş her Müslümana namaz kılmak farzdır. Ancak kadın için buna ek olarak hayız ve nifas gibi özel bir engelin bulunmaması şartı aranmaktadır.

Birincisi: Müslüman olmak: İlim adamlarının çoğunluğuna göre kafir bir kimseye o hali üzere namaz kılması farz değildir. Çünkü onun mevcut du­rumu ile kıldığı namaz geçerli olmaz. Bu mesele ise temel bir meseleden do­ğan tali bir meseledir. Bu temel mesele ise, kafirin dünya hayatında şeriatın hem usul hem de furu'una uymasının gerekip gerekmediği (yani hem şeriatı esasta kabul etmekle hem de şeriatın bütün hükümlerine uymakla yükümlü olup olmadığı) meselesidir. Ancak ilim adamları bir kâfirin Müslüman olduk­tan sonra kâfirliği döneminde geçirmiş olduğu amellerini kaza etmesinin ge­rekmediği konusunda görüş birliği içindedirler. Çünkü Yüce Allah, Kur"an-ı Kerim'inde şöyle buyurmaktadır:

"İnkâr edenlere de ki, eğer (yapmakta olduklarından) vazgeçerlerse geç­mişte yapmış oldukları [167]bağışlanır."

 

307- Ahmed bin Hanbel'in rivayet etmiş olduğu sahih bir hadise göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"İslâm kendinden öncekileri siler."[168]

Yeri gelmişken İmam Nevevi'nin konuyla ilgili bir açıklamasına burada yer verelim:

"Tahkikçi alimlerin kabul etmiş oldukları ve hatta bazılarınca üzerinde görüş birliği olan bir hükme göre, bir kimse kâfir iken sadaka, akrabaya iyilik gibi bir takım iyi işler yapar sonra Müslüman olur ve Müslüman olarak ö-lürse, kâfirliği döneminde yapmış olduğu iyiliklerin sevabı kendisine yazı­lır."

İkincisi: Buluğa ermek: Kız olsun erkek olsun küçük çocuğa namaz farz değildir. Ancak yedinci yaşına geldiğinde çocuğa namaz kılması emredü-diği gibi on yaşına geldiğinde de çocuğa namaz kılması emredilir ve on yaşma geldiğinde kılmaması durumunda dövülür. Bazıları dövmenin sopa ve benzeri şeylerle değil, elle olmasını şart koşmuşlardır. Aynı zamanda fayda vermesi durumunda dövülmeli ve üç kereden fazla da dövülmemelidir. Dövmenin bir yarar sağlamaması durumunda ise dövülmemelidir.

Üçüncüsü: Akıllı olmak: Deli ve şuurunu kaybetmiş bir kimseye na­maz farz değildir. Herhangi bir sebepten dolayı geçici olarak aklını kaybetmiş kimseye bu halde iken kılamadığı namazını kaza etmesinin gerekip gerekme­yeceği konusunda değişik açıklamalarda bulunulmuştur.

Hayızlı ve nifaslı kadınların o halde namaz ki im al an gerekmeyeceği gibi, bu sebepten dolayı kılamadıkları namazlarını daha sonra kaza etmeleri de ge­rekmez. Bir kadın herhangi bir darbe, Haç veya benzeri bir şeyle kendini bu duruma düşürmüş olsa bile hüküm değişmez.

Çocuk buluğa erdiğinde veya deli aklını topladığında yahut hayızlı veya ni-. faslı kadın temizlendiğinde veya kâfir Müslüman olduğunda namaz vaktinden biraz kalmış olursa (henüz namaz vakti tamamen çıkmış olmazsa) bu vaktin namazını kaza etmesi gerekir.

Hanbelilere ve Şafiilerin yaygın olan görüşlerine göre bu süre namaza giriş tekbirini almaya yetecek kadar bir süredir.

Hanefi'lerin dışında kalan çoğunluk alimlerine (cumhuri ulemaya) göre, ay­rıca bu namazla birleştirilmesi söz konusu olan bir önceki namazın da kaza e-dilmesi gerekir. Yani ikindiye nisbetle öğlenin, yatsıya nisbetle de akşamın kaza edilmesi gerekir.

Malikiler de şöyle söylemiştir;

"Yolculukta olmadığı sırada beş rek'at, yolculukta ise üç rek'at namaz kıl­ma vaktinin bulunması durumunda son vaktin namazını kaza etmesi gere­kir. Birinci namaz (yani o namazla birleştirilmesi mümkün olan bir Önceki vaktin namazı) ise üzerinden düşer."

Malikilere göre bir rek'at namaz kılacak kadar vakit kalırsa, her iki namaz da düşer.

Kuvvetti olan görüşe göre ise söz konusu durumda kişinin içinde bulundu­ğu vaktin namazından başka namazın kazası üzerine farz olmaz.

Bütün mezheplerin fıkıh kitaplarında bu şartlarla ilgili geniş bilgiler bulun­maktadır. Müslüman bu konuların incelikleri için bağlı bulunduğu mezhebin fıkıh kitaplarından birine müracaat etmelidir. [169]

 

Vaktinde Kılınamayan Namazın Kazası

 

308- Buhari ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[170]

"Kim bir namazı unutursa, hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffareti yoktur."

Katade de şu ayeti kerimeyi okudu: "Beni anmak için namaz kıl." [171] Bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Biriniz uyuyarak yahut farkında olmayarak (unutarak) bir namazı ka-çırırsa, hatırladığında kılsın. Şanı yüce olan Allah şöyle buyuruyor: "Beni anmak için namaz kıl."[172]

Nesai ve Tirmizi'nin rivayetlerinde de şöyle bildirilmektedir: "Kim bir namazı unutursa hatırladığında kılsın."[173]

Nesai'nin bir başka rivayetinde de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s)'a uyuyarak veya farkında olmayarak bir namazı kaçıran kimsenin durumu hakkında soru soruldu. O da şöyle buyurdu:

"Onun keffareti, hatırladığında kılmasıdır." [174]

Bu hadisi şerif, namaz için diğer ibadetlerde olduğu gibi mal ile keffaret ve­rilemeyeceğine işaret etmektedir.

Ancak Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Namaz kılamadan ve oruç tutamadan ölen bir hastanın veya yolcunun işaret ile de olsa gücünün yettiğince namazı için bir şeyler vasiyet etmesi, ve­lisinin de bunu onun geriye bıraktığı malının üçte birinden çıkarması gere­kir. Tutulamayan her bir gün oruç için ve kılınamayan her bir vakit namaz için yarım sa' buğday ya da bunun değeri kadar mal sadaka olarak verilir. Eğer ölen kişi vasiyet etmiş olmaz da velisi kendi gönlünden böyle bir şey dağıtırsa [175]caiz olur."

 

309- Buhari, Ebu Katade (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[176]

"Bir gece Rcsulullah (a.s) ile birlikte yürüdük. Beraberinde bulunanlar­dan bazıları: "Ya Resulullah (a.s)! Bizi biraz istirahat ettirsen." dediler. Bu­nun üzerine Bilal (r.a): "Ben sizi uyandırırım" dedi. Sonra hepsi yanüstü yattılar. Bilal (r.a) de bineğin sırtına dayadı. Onun da gözlerine uyku çöktü ve o da uyudu. Sonra Resulullah (a.s) uyandı ki, güneşin kaşları ortaya çık­mıştı (yani güneş doğmaya başlamıştı). Resulullah (a. s): "Ey Bilal! Hani ne­rede söylediğin?" diye buyurdu. Bilal (r.a) "Benim üzerime hiç böylesine bir uyku çökmemişti" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Allah dilediği zaman ruhlarınızı aldı ve dilediği zaman da geri geldi. Ey Bilal! Kalk, insanlara namazı duyur (namaz için ezan oku.)" Daha sonra Re­sulullah (a.s) abdest aldı ve güneş biraz yükselip beyazlanınca kalkıp insanla­ra cemaatle namaz kıldırdı."

Ebu Davud'un naklettiği bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) bir yolculukta bulunuyordu. Resulullah (a.s) bir tarafa yöneldi ben de O'nunla birlikte yöneldim. "Bak" diye buyurdu. Ben de: "Bu bir binekli, şunlar iki binekli, şunlar üç kişi" dedim. Böylece yedi kişi olduk. Resulullah (a.s): "Bizim için namazımızı -yani sabah namazını- gözetin" di­ye buyurdu. Sonra üzerlerine ağırlık çöktü ve kendilerini güneşin sıcaklı­ğından başka bir şey uyandırmadı. Ardından (güneşin sıcaklığı ile uyanma­larından sonra) kalktılar yavaş yavaş yürüdüler. Bir yerde indiler ve abdest aldılar. Bilal (r.a) de ezan okudu ve sabah namazının iki rek'atını (iki rek'at sünnetini) kıldılar, peşinden de sabah namazını kıldılar ve bineklerine bin­diler. Birbirlerine: "Namazımızda ihmalkârlık ettik" dediler. Bunun üzeri­ne Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Uykuda ihmalkârlık olmaz. İhmalkârlık ancak uyanıklıkta olur. Biriniz namazını yanılarak (unutarak) terkederse, hatırladığında kılsın. Yarından da bu vakte pay vardır."[177]

Burada verilen hadisi şerif, Müslim'in rivayet etmiş olduğu uzun bir hadisi şerifin bir bölümüdür.

Ebu Davud'un rivayet etmiş olduğu bir başka hadisi şerifte de şöyle denil­mektedir:

"Resulullah (a.s), emirler ordusunu gönderdi. -Sonra yukarıdaki olayı anlatıyor- Bizi doğmakta olan güneşin sıcağından başka bir şey uyandırmadı. Namazı kaçırdığımız korkusuyla kalktık. Resulullah (a.s) ise şöyle buyurdu:

"Sakin olun, sakin olun. Sizin için bir sakınca yoktur."

Güneş yükselince de Resulullah (a.s) : "Kim sabah namazının iki rek'at sünnetini kılmak istiyorsa, kalksın kılsın" diye buyurdu.

Bunun üzerine sabah namazının iki rek'at sünnetini kılanlar kalkıp kıl­dılar. Kılmayanlar da orada kalkıp kıldılar. Resulullah (a.s) daha sonra na­maz için ezan okunmasını emretti. Böylece ezan okundu. Sonra Resulullah (a.s) kalkıp bize namazımızı kıldırdı. Namazımızı bitirince de şöyle buyur­du:

"Bakın! Bizi namazından bir dünya işi alıkoymadığından dolayı Allah'a hamdediyoruz. Ruhlarımız ise Yüce Allah'ın elindeydi. Onları dildiği za­man gönderdi. Sizden kim yarın sağlıklı bir şekilde sabah namazına ulaşırsa, onunla birlikte aynen onun gibi namaz kaza etsin."[178]

Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai'nin nakletmiş oldukları bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s)'a uyurarak namazı kaçırmalarından söz ettiler. O da şöyle buyurdu:

"Uykuda ihmalkârlık olmaz. İhmalkârlık namazı bir diğer namazın vak­ti girinceye kadar kılmamış olanın yaptığıdır. Kim bunu yaparsa, farkına vardığı zaman namazını kılsın."[179]

Tİrmizi ve Nesai şöyle bildirmişlerdir:

"İhmalkârlık uyanıklık halinde olur. Biriniz bir namazı unutursa veya uykuda onu kaçınrsa, hatırladığında kılsın."

Hafız îbni Hacer, Feth'de şöyle söylemiştir:

"Hattabi şöyle söylemiştir:

"Bunun zahiri anlamının vücub (farziyet) ifade ettiğini söyleyen birini bilmiyorum. Dolayısıyla hadisi şerifteki emir ifadesi müstehabhk anlamı taşır. (Yani ilim adamlarından kimse, hadisi şerifin zahiri anlamından hare­ketle namazı unutma veya uyku sebebiyle kaçıran birinin hemen hatırlar hatırlamaz kaza etmesinin vacib ya da farz olduğunu söylememiştir. Bu iti­barla hadisi şerifteki ibare müstehablık ifade eder." Yani kişinin namazı ka­çırdığını hatırladığında hemen kaza etmesi müstehabdır ama geciktirmesi de caizdir- Çeviren)

Selef alimlerinden bu hadisin müstehablık ifade ettiğini söyleyen de ol­mamıştır. Bilakis onlar bu hadisin metninde ravilerinden kaynaklanan bir hata olduğunu ve gerek Tirmizi'nin gerekse başkalarının Buhari'den bu şe­kilde rivayet ettiklerini varsaymışiardır."

 

310- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle söylediği­ni rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bir yolculuğunda bulunuyordu. Gecenin bir vaktinde is­tirahata çekildi ancak güneş ile uyanabildi. Bunun üzerine Resulullah (a.s), Bilal (r.a)'e emir verdi, o ezan okudu, ardından Resulullah (a.s) iki rek'at namaz kıldı."[180]

Ravi dedi ki: "Abdullah bin Mes'ud (r.a) şöyle söyledi:

"Beni dünya ve içindekiler sevindirmez." Bu sözü ile ruhsatı kastediyor­du."

 

Bir Açıklama

 

Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un rahatlığı, hadisi şerifin uyku sebebiyle nama­zı kaçıran birinin üzerine onu kaza etmekten başka bir şey gerekmediği konu­sunda hiçbir şüphe bırakmaması sebebiyle değildir. Bu hüküm bir ruhsattır. Namaz vaktinin girmesinden sonra uyuyarak namazı kaçıran ile, namaz vak­tinin girmesinden önce uyuyarak namazı kaçıran arasında fark olduğu husu­sunda herhangi bir şüphe yoktur. Uyku sebebiyle namazı kaçıranın günaha girmeyeceğini bildiren hadisi şeriflerde de namaz vaktinin girmesinden önce uyuyan kimse kastedilmektedir.

 

311- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:[181]

"Resulullah (a.s), Hayber Gazvesi'nden dönerken gece yolculuk yaptı. Üzerine bir uyku ağırlığı çökünce istirahatta bulundu ve Bilal (r.a)'e de: "Bi­zim için geceyi bekle!" diye buyurdu. Bilal (r.a) kendisine takdir edildiği ka­dar namaz kıldı ve Resulullah (a. s) ile ashabı da uyudu. Bilal (r.a) sabah na­mazı vakti yaklaşınca bu namazı bekleyerek sırtını bineğine dayayıp oturdu. O bu şekildi bineğine yaslanmış halde otururken gözlerine uyku çöktü. Ne Resulullah (a.s), ne Bilal (r.a) ne de ashabından herhangi biri üzerlerine gü­neş vuruncaya kadar uyanabildi. Resulullah (a.s) içlerinde en Önce uyanan oldu. O birden uyandı ve : "Ey Bilal!" diye seslendi: Bilal (r.a) da: "Anam ba­bam sana feda olsun ya Resulullah (a.s)! Seni alan beni de aldı!" dedi. Resu­lullah (a.s) : "Bineklerinizi çekin!" diye buyurdu. Onlar da bineklerini bir miktar çektiler. Sonra Resulullah (a.s) abdest aldı ve Bilal (r.a)'e emretti o da namaz için kamet getirdi. Böylece Resulullah (a.s) onlara sabah namazını kıldırdı. Namazı tamamladıktan sonra da şöyle buyurdu:

"Kim namazı unutursa, hatırladığında kılsın. Yüce Allah "Beni anmak için namaz kıl"[182] diye buyuruyor."

İbni Şihab yukarıdaki ayeti kerimede geçen "li zikri (beni anmak için)" iba­resini "Ii'z-zikrâ" (anmak, hatırlamak için)" diye okurdu.

Bir rivayette de şöyle bildirilmektedir:

"Resulullah (a.s) ile birlikte istirahata çekildik ve güneş doğuncaya kadar uyanmadık. Resulullah (a.s) o zaman şöyle buyurdu:

"Her kişi bineğinin yularından tutsun. Bu yerde şeytan bizim başımıza geldi."

Ravi dedi ki: "Bunun üzerine biz O'nun söylediğini yaptık. Resulullah (a.s) daha sonra su istedi ve abdest aldı. Sonra iki rek'at namaz kıldı. Sonra namaz için kamet getirildi ve sabah namazını kıldı[183] (veya kıldırdı.)"

 

312- Ebu Davud, bu olayla ilgili olarak Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle ri­vayet etmiştir:

"Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Üzerinde size gaflet dokunan bu yerinizden ayrılın."

Ravi dedi ki:[184]

"Resulullah (a.s), Bilal (r.a)'e emretti, ezan okudu, sonra kamet getirdi sonra da (Resulullah a.s) namaz kıldı (yani kıldırdı.)"

 

Bir Açıklama

 

Rivayetlerden anlaşıldığına göre Resulullah (a.s), namaza uyanmaları için gerekli tedbiri almıştı. Bu yüzden Hz.Bilal (r.a)'e kendilerini namaza uyan­dırma görevini vermişti. Bu Resulullah (a.s)'ın namazı vaktinde uyanmak için tedbir alma konusundaki adetiydi. Ancak anlaşıldığına göre Hz. Bilal (r.a) sa­bah namazından kısa bir süre önce uykuya dalmış ve bu hareketinden dolayı günah işlememiştir.

Buradan hareketle fıkıhçılar, Müslümamn namaz vakti girmeden önce na­maza uyanmak niyetiyle uyumasının caiz olduğuna hükmetmişlerdir. Namaza uyanmış olan birinin, namazı kaçıracağından korkması durumunda uyuyan bi­rini uyandırmasının gerekip gerekmeyeceği konusunda farklı görüşler vardır. Hanefiler uyandırmasının gerekeceğini söylemişlerdir. Şafiiler uyandırmasının müstehab olduğunu ancak kendisinden böyle bir şeyi istemiş olmaması duru­munda uyandırmasının gerekmeyeceğini söylemişlerdir.

İmam Nevevi de genel itibariyle şöyle söylemiştir:

"Uyuyan birini namaza uyandırmak sünnettir. Özellikle de vaktin daral­ması halinde bu görev yerine getirilmelidir. Ancak bir kimsenin gece na­mazı veya sahur için başkasını kaldırması müstehab değildir."

 

313- Ebu Davud, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştin [185]"Hudeybiye zamanında Resulullah (a.s) ile birlikte geldik. Resulullah (a.s): "Bize kim bekçilik yapar?" diye buyurdu. Bilal (r.a): "Ben" dedi. Onlar da güneş doğuncaya kadar uyudular. Resulullah (a.s) uyandı ve: "Ne yapıyor idiyseniz aynısını yapın" diye buyurdu. Biz de yaptık. (Abdullah bin Mes'ud r.a) dedi ki: "İşte uyuyan ve unutan hakkında böyle yapın (yani uyuyarak ve­ya unutarak namazı kaçıran bu uygulamaya göre hareket etsin.)"

 

314- Nesai, Cubeyr bin Mut'im (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) bir yolculuğunda şöyle buyurdu:[186]

"Bu gece bizim için kim bekler kî, uyuyarak namazı, sabah namazını ka­çırmayalım?" Bilal (r.a): "Ben" dedi. Böylece o güneşin doğmasından önce onları uyandırmak üzere bekledi. Ancak hepsinin üzerine uyku ağırlığı çök­tü. Dolayısıyla kendilerini ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi. Sonra kalk­tılar. Resulullah (a.s): "Abdest alın" diye buyurdu. Sonra Hz. Bilal (r.a) ezan okudu. Ardından iki rek'at namaz kıldı. Oradakiler de sabah namazının iki rek'at sünnetini kıldılar; ardından da sabah namazını kıldılar."

 

315- Nesai, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir: [187]"Resulullah (a.s) gecenin ilk vakitlerinde yolculuk etti sonra istirahata çekildi. Üzerine güneş doğuncaya kadar uyanamadı. Güneş yükselinceye ka­dar da namaz kılmadı sonra kıldı."

316- İmam Malik, Hz. Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Zeyd bin Eşlem [188] (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), Mekke yolunda olduğu bir gece, istirahata çekildi. Ken­dilerini namaza uyandırması üzere de Hz. Bilal (r.a)'i görevlendirdi. Hz. Bi­lal (r.a) de uyudu. Diğerleri de uyuyup kaldılar. Ancak üzerlerine güneş do­ğunca uyanabildiler. Topluluk birden dehşetle uyandı. Resulullah (a.s) ken­dilerine, o içinde bulundukları vadiden çıkmak için bineklerine binmelerini emretti ve: "Burası içerisinde şeytan bulunan bir vadidir" diye buyurdu. Be­raberindekiler de bineklerine binerek söz konusu vadiden çıktılar. Sonra Re­sulullah (a.s) kendilerine bineklerinden inmelerini ve abdest almalarını emretti. Hz. Bilal (r.a)'e de namaz için seslenmesini (ezan okumasını) em­retti. Resulullah (a.s) onlara namaz kıldırdı. Sonra ayrıldı ve beraberindeki sahabilerin bir dehşet içinde olduklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyur­du:

"Ey insanlar! Şüphesiz ki, Allah bizim ruhlarımızı aldı. Dileseydi onları bundan başka bir vakitte de bize geri verirdi. İçinizde biri uyuyakalarak veya unutarak bir namazı kaçırır da sonra birden aklına gelirse, onu aynen vak­tinde kıhyormuş gibi kılsın."

Daha sonra Resulullah (a.s), Hz. Ebu Bekir (r.a)'e doğru baktı ve şöyle buyurdu:

"Bilal (r.a) ayakta namaz kılarken şeytan onun yanına geldi ve kendisini yan yatırdı ve uyutuncaya kadar onu adeta bir bebeğin sallanması gibi salla­dı."

Resulullah (a.s) daha sonra Hz. Bilal (r.a)'i çağırdı. Hz. Bilal (r.a) de, Hz. Ebjı Bekir (r.a)'e, Resulullah (a.s)'ın söylediği gibisini söyledi. Hz. Ebu Bekir (r.a) de (Resulullah (a.s)'a): "Senin, Allah'ın Peygamber'i olduğuna şehadet ederim" dedi."

 

317- Nesai, Bureyd bin Ebi Meryem (r.a)'den rivayet etmiş, o da babasının şöyle söylediğini bildirmiştir:[189]

"Bir yolculukta Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyorduk. Gece yolculuk yaptık. Sabah yaklaşınca Resulullah (a.s) konakladı ve uyudu. Beraberinde­kiler de uyudular. Ancak üzerimize doğan güneşin etkisiyle uyanabildiler. Resulullah (a.s) müezzine emir verdi, o da ezan okudu. Sonra sabah nama­zından önce kılınan iki rek'at sünneti kıldı. Sonra (müezzine) emretti ka­met getirdi ve cemaate namaz kıldırdı. Sonra kıyamet kopuncaya kadar ola­caklar hakkında bize konuştu."

 

318- Buharı ve Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmişlerdir:[190]

"Hz. Ömer (r.a), Hendek günü güneş battıktan sonra gelip Kureyş kafirle­rine sövmeye başladı ve şöyle söyledi:

"Ya Resulullah (a.s)! Güneş neredeyse batmak üzere ama ben hala ikindi namazım kılabilmiş değilim!" Resulullah (a.s) da: "Vallahi, ben de kılma­dım" diye buyurdu. Sonra Buthan'a gittik: (Resulullah a.s) abdest aldı biz de abdest aldık. Burada güneş battıktan sonra ikindi namazını kıldı, ardından akşam namazını kıldı."

 

Bir Açıklama

 

Hanefiler bu hadisi şeriften ve benzerlerinden, vaktinde kılınmamış bir na­mazın normal vakit namazından önce kaza edilmesinin gerektiği fetvasını çıkamuslardır. Yine kazaya kalmış namazların farziyet sırasına göre kılınması gerektiği görüşlerini de bunlardan çıkarmışlardır. Bu faslın sonunda "Dersler ve Öğütler" bölümünde de göreceğimiz üzere kazaya kalmış namazların sayı­larının az olması durumunda, bir namaz, daha Önce geçmiş bir namazdan önce kılınmaz.

 

319- Tirmizi, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştin "Müşrikler, Hendek gününde Resulullah (a.s)'ı dört vakit namazdan alıkoydular. Gecenin Allah'ın dilediği kadar bir vakti geçtikten sonra Resu­lullah (a.s), Hz. Bilal (r.a)'e emretti, o da ezan okudu; sonra kamet getirdi. (Resulullah a.s) bununla öğleyi kıldı (yani kıldırdı), sonra (Hz. Bilal r.a) tek­rar kamet getirdi, bununla ikindiyi kıldı (yani kıldırdı); sonra (Hz. Bilal r.a) tekrar kamet getirdi, bununla da yatsıyı kıldı (yani kıldırdı.)"[191]

Nesai'nin bir rivayetine göre de Abdullah bin Mes'ud (r.a) şöyle söyle­miştir:

"Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyorduk. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılmaktan alıkonulduk. Bu benim üzerime çok ağır geldi. "Biz Allah yolunda Resulullah (a.s) ile birlikteyiz" dedim. Daha sonra Resulullah (a.s), Hz. Bilal (r.a)'e emretti, o da ezan okudu ve kamet getirdi..." Sonra ha­disin tamamını vermektedir. Bu rivayette şöyle dediği bildirilmektedir:

"Bize namaz kıldırdı sonra etrafımızı dolaştı ve şöyle buyurdu:[192]

"Yeryüzünde sizin dışınızda Allah'ı anan bir topluluk mevcut değildir."

 

320- Nesai, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:[193]

"Müşrikler, Hendek gününde güneş batıncaya kadar bizi öğle namazını kılmaktan alıkoydular. Bu olay çarpışma hakkındaki ayetlerin inmesinden önce olmuştu. Sonra Yüce Allah şu ayeti kerimesini indirdi:

"Allah savaşta mü'minlere yetti."[194]

Resulullah (a.s) daha sonra Hz. Bilal (r.a)'e emretti, o da öğle namazı için kamet getirdi. (Resulullah (a.s) da) bu namazı normal vaktinde kılıyormuş gibi kıldı (yani kıldırdı.) Sonra (Hz.Bilal r.a) akşam için kamet getirdi. (Resu­lullah (a.s) da) onu normal vaktinde kılıyormuş gibi kıldı."

 

321- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Nafı'-den şu şekilde rivayet etmiştir:[195]

"Abdullah bin Ömer (r.a) bayıldı, şuuru gitti. Daha sonra (bu halde iken kaçırdığı) namazını kaza etmedi."

 

Bir Açıklama

 

İmam Malik şöyle söylemiştir:

"Bize göre bu, bayılan kişinin ayıklığında vaktin tamamen geçmiş olması durumu içindir. Ama ayıklığında vakit daha tamamen çıkmamışsa, o vak­tin namazını kılar. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir."

Metinde geçen hüküm, İmam Malik'in mezhebine göre olan hükümdür. An­cak bu konuda fıkhi mezhepler arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu konuyu inşallah "Dersler ve Öğütler" bölümünde ele alacağız.

 

322- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlası) Nafi (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[196]

"Bir kimse bir namazı unutur da onu ancak imamın arkasında namaz kılarken hatırlarsa/ imam selâm verdikten sonra o unutmuş olduğu namazı kılsın. Sonra da diğerini kılsın."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Bir kimse geçerli bir mazeret dolayısıyla bir namazı kaçırır da sonra onu kılmak isterse, onu kazaya niyet etmesi gerekir. Bazı fıkıhçılar ise böyle biri­nin vaktine yetişmiş olup da kılamadığı en son vaktin kazasına niyet etmesi­nin ve hangi vaktin kazası olduğunu da belirlemesinin gerektiğini bildirmişler­dir.

Daha önce gördüğümüz üzere İmam Ahmed bin Hanbel, namazı kasıtlı o-larak terkedenin kâfir olduğunu bildirmiştir. Ona göre böyle biri mürteddir ya­ni dinden dönmüştür. Diğer üç imam ise, namaz kılmayan birini namazı inkâr etmediği veya onu hafife almadığı sürece kâfir saymazlar.

Ahmed bin Hanbel'in mezhebin göre belirtildiği üzere sebepsiz yere na­mazı terkedenin kılmadığı namazı kaza edip etmeyeceği konusunda iki farklı rivayet bulunmaktadır. Birinci rivayet göre bu şekilde kılmadığı namazları ka­za etmesi gerekmez. İkinci rivayete göre de bu kimse dinden dönmüş olduğu sırada geçirdiği namazları kaza etmelidir. Diğer üç mezhebe göre ise bir kim­senin, namazı özürlü olarak terketse de özürsüz terketse de bazı özel durum­lar dışında vaktim e kılmamış olduğu tüm namazları kaza etmesi gerekir, özel durumlar ise şunlî rdır:

Malikilere göre aklını kaybetmek, bayılmak, kâfir olmak veya iki tahareti kaybetmek halinde bu hal bütün bir namaz vaktini alacak kadar sürerse, bu vakitte kılınmayan namazın kazası gerekmez. Fıkıhçılar hayız ve nifas halle­rinde kadınlardın namazın düşeceği konusunda görüş birliği içindedirler. Dolayısıyla onların bu halde geçirmiş oldukları namazları kaza etmeleri gerekmez.

Hanefiler bir kimsenin delilik veya baygınlık halinin beş vakit namaz süre­sinden fazla devam etmesi durumunda deli ve baygından da namazın düşece­ğini söylemişlerdir. Ancak onlara göre söz konusu hallerin beş vakit namaz süresince veya daha az devam etmesi durumunda bu halde iken kaçırılan na­mazların kaza edilmesi gerekir. Dinden dönen bir kimse ise dinden dönmüş olduğu zamanına ve daha öncesine ait ibadetlerinden hacc dışında herhangi bir şeyi kaza etmez.

Şafiiler de şöyle söylemişlerdir: "Dinden dönmüş bir kimse, yeniden Müslüman olursa namazlarını kaza etmesi gerekir. Delirme, bayılma veya mubah olan herhangi bir sebepten dolayı aklını kaybeden kimsenin namaz kılması gerekmeyeceği gibi, bu halde iken kaçırdığı namazları kaza etmesi de gerekmez. Ancak içki içmek yahut ihtiyaç olmadan ilaç içmek gibi haram olan bir sebepten dolayı aklını kaybedenin, o halde iken kaçırdığı namaz­larını ayıklığında kaza etmesi gerekir."

Hanbelilere göre ise bayılan bir kimse baygın İken kaçırdığı namazların tü­münü kaza etmek durumundadır.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir: "Vaktinde kılınamayan bir namaz kılına-madiği zaman ne şekilde kılınması gerekiyor idiyse o şekilde kaza edilir. Yolculukta kılınması gereken namaz o hali üzere, mukim iken kılınması gereken namaz da o hali üzere kaza edilir. Mukim iken tam bir namazı kaçı­ran kimse, onu yolculukta da olsa öyle tam olarak kaza eder. İçindeki oku­manın açıktan mı yoksa gizliden mi olacağı konusunda da namazın ma­hiyetine bakılır. Eğer kaçırılan namaz öğle namazı gibi okunması (kıraati) gizlice (hafi) yapılan bir namaz ise kaza sırasında aynı şekilde içindeki oku­malar gizli yapılır. Ama okuması açıktan yapılan bir namazın kaza edilmesi durumunda kişi eğer imam ise okumayı açıktan yapar, yalnız başına kılıyor ise o zaman da isterse gizli, isterse açıktan yapar.

Bir kimse yolcu olur ve öğle ile İkindi, akşam ile yatsı namazlarını birleş­tirerek kılma ruhsatına göre hareket eder ve cem'i te'hire (akşamı yatsı vak­tinin içinde kılmak gibi geciktirerek birleştirmeye, bir Önceki vaktin nama­zını bir sonraki vaktin içinde kılmaya) niyet eder, sonra kendi beldesine va­rırsa içinde bulunduğu vaktin farzını kılmadan önce vaktinde kılamadığı namazı kazaya niyet eder."

Hanefilere göre vitir namazının dışındaki nafile namazlar kaza edilmez. Vi­tir ise onlara göre vacib olduğundan dolayı kaza edilir. Yine sabah namazı-mn sünneti farzı ile birlikte kaçırılmış olursa kaza edilir. Ama kişi eğer farzı vaktinde kılmış olursa, farzından önce kılaraamış olduğu sünneti daha sonra kaza edemez.

Kazaya kalmış bir namaz, cemaatle birlikte kaza edilebilir. Ancak Hanefi-ler imam ile ona uyanın kaza ettikleri namazın bir olmasını şart koşmuşlardır.

Namazın hemen kazası gerekir. Ancak Hanefilerce sahih olan görüşe göre çoluk çocuk için çalışma, ihtiyaçları giderme gibi sebeplerden dolayı geciktiril­mesi caizdir.

Şafiiler de şöyle söylemişlerdir: "Bir kimse uyku ve unutma gibi geçerli bir sebepten dolayı namazı kaçırmış olursa, onu hemen kaza etmesi men-dubdur. Ancak geçerli bir mazeret olmaksızın namazı kaçıranın hemen kaza etmesi vaciptir."

Şafiilere göre kazaya kalmış olan namazları sırasına göre kaza etmek sün­nettir. Diğer üç mezhepte ise bu konuyla ilgili oldukça uzun açıklamalarda bu­lunulmuştur. Herkesin kendi mezhebinin fıkıh bilgisini öğrenirken, bu konuyu da öğrenmesi mümkündür.

Fakihlerin çoğunluğu kazaya kalan namazların sayısının az olması duru­munda sıraya göre kaza edilmelerini gerekli görmektedirler. Mesela Hanefi-lere göre şöyledir: Kazaya kalmış namazların sayısı altıdan az olursa, sırayla kaza edilmeleri gerekmez. Aynı şekilde asıl vakit namazının vaktinin sıkış­ması veya kazaya kalmış namazın kazasının unutulması durumunda da sıra­ya (tertibe) uyulmaması caizdir.

Şafiiler şöyle söylemişlerdir: "Namazların birleştirilmesi durumunda cem'i takdim (bir namazı öne alarak birleştirme, ikindiyi öğle vaktinde, öğ­lenin hemen ardından kılmak gibi) yapılırsa, sıraya uyulması vaciptir; ancak cem'i te'hir (bir namazı arkaya bırakarak birleştirme, öğleyi ikindi vaktinde kılmak gibi) yaplırsa, sıraya uyulması sünnettir. Bu hüküm onlarda namaz­ların birleştirilmesinin (cem'in) caiz olması itibariyledir."

Bir kimsenin sayısını bilemeyeceği kadar çok kazaya kalmış namazı olur­sa Hanefîlere göre, üzerindeki namaz borcundan kurtulduğuna dair kendisin­de kuvvetli bir kanaat oluşuncaya kadar kaza namazı kılmaya devam etmesi gerekir. Malikilere, Şafiilere ve Hanbelilere göre ise böyle birinin üzerinde namaz borcu kalmadığına dair kendisinde kesin kanaat oluşuncaya kadar kaza kılması gerekir. Bu son üç mezhebe göre bu durumda sadece kazası kı­lınan namazın hangi vaktin namazı olduğunun belirlenmesi yeterlidir: Mesela öğle namazının kazası gibi. Ancak Hanefîlere göre niyette "vaktine ulaştığım ancak kılamadığım en son -veya en önce- kazaya kalan şu namazın kazasına niyet ettim" denilerek kazaya kaldığı vaktin de belirlenmesi gerekmektedir.

Hanbelilere, Şafiilere ve Malikilere göre herhangi bir vakitte kaza kılmak caizdir. Hanefîlere göre ise güneşin batmakta olduğu sırada güneş bir veya iki ok boyu yükselinceye kadar, gökte tam tepe noktasına geldiği sırada batı tarafına meyledinceye kadar ve güneşin sarardığı sırada batıncaya kadar ka­za namazı kılınmaz. Bunun dışındaki vakitlerde, hatta sabah namazının far­zından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindinin farzından sonra güneşin sa­rarmaya başlamasına kadar olan vakitlerde de kaza namazı kılınabilir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir: "Bir kimse sabah namazını kılarken güneş doğarsa, o kişinin namazı bozulur. Böyle birinin güneş bir veya iki ok boyu yükselinceye kadar beklemesi ve namazını kaza niyetiyle kılması gerekir."

Malikilere, Şafiilere ve Hanbelilere göre ise böyle biri namazına devam e-derek tamamlar ve bu şekilde kıldığı namazı[197] geçerlidir.

 

Çocuğun Namazı

 

323- Ebu Davud, Sebre bin Ma'bed Cuheni (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[198]

"Çocuğa yedi yaşına geldiğinde namaz kılmasını emredin. On yaşına gel­diğinde de namaz kılmaması halinde dövün."

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:

"Çocuğa yedi yaşına geldiğinde namazı öğretin. On yaşına geldiğinde kıl­maması halinde dövün."[199]

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Bir çocuktan sorumlu olanların, onu buluğ çağına ermesinden sonra yap­makla yükümlü olacağı işleri yapmaya ehil hale getirmeleri gerekir. Bu ise ona söz konusu yükümlülükleri Öğretmek, güzel ahlakları kazanıp kötü huy­lardan uzak kalmasını sağlamak için onu eğitmek ve kendisini bunlara alıştır­makla olur.

Bunun yanısıra dünya işlerinde de şeriatın gereklerine göre hareket etme­si sağlanmalı, kendisine uygun düşecek bir meslek veya sanata yöneltilme­lidir.

Namaz konusuna gelince: Hadisi şerif, çocuğa namazı öğretme ve kendi­sine namaz kılmasını emretme yaşının kaç olduğunu belirlemiştir. Çocuk ye­tiştirenlerin de bu yaşta ona namazı öğretmeleri ve kendisine namaz kılma­sını emretmeleri gerekir. Çocuk on yaşına geldiğinde ise namaz kılmaması durumunda ondan sorumlu olanlar, sadece namaz kılmasını emretmekle ye­tinmemeli sopayla veya benzeri bir şeyle değil de elle dövmek suretiyle üze­rindeki baskıyı biraz artırmalıdırlar.

Yetim bir çocuğun kendisiyle ilgilenecek bir velisi bulunmazsa vasisinin veya komşularının imkân Ölçüsünde onun eğitim ve öğretimi ile ilgilenmeleri gerekir. Erkek çocuklar için geçerli olan, kız çocuklar için de geçerlidir. Kız ço­cukların kendi velilerini kaybetmeleri durumunda onların eğitim ve öğretim işleri ile de kadınlar ilgilenir. Eğer herhangi bir fitne endişesi bulunmaz ve bir sakıncası olmazsa, erkekler de kız çocukların eğitim ve öğretimi ile ilgilenebi­lir.

 

324- Ebu Davud, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[200]

"Çocuklarınız yedi yaşma geldiklerinde onlara namaz kılmalarını emre­din. On yaşına geldiklerinde kılmamaları durumunda bu yüzden dövün ve (yine bu yaşta) yataklarını birbirlerinden ayırın."

Bir rivayette şöyle bir fazlalığa yer verilmiştir:

"Biriniz hizmetçisini -kölesini veya ücretlisini- evlendirirse, göbekten aşağı diz kapağından yukarı kısma (yani göbekle diz kapağının arasına) [201]bak­masın."

 

Bir Açıklama

 

Bir cariye, efendisi için, ona bakma ve kendisinden yararlanma açısından onun kendi hanımı yerindedir. Yukarıdaki hadisi şerif ise, bir kimsenin cariye­sini bir başkasına nikahlaması durumunda onun (yani cariyesinin) göbek ile diz kapağının arasına bakmasını yasak etmektedir.

 

325- Ebu Davud, Muaz bin Abdullah bin Hubeyd el-Cuheni (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Ravisi (Hişam bin Sa'd) şöyle söyledi:[202]

"Onun (yani Muaz bin Abdullah'ın) yanına girdik. Hanımına: "Çocuk ne zaman kılar?" diye sordu. O da şöyle söyledi: "Evet. Bizden bir adam vardı, Resulullah (a.s)'tan bu konuda hadisi şerif rivayet ederdi. Onun bildirdiğine göre Resulullah (a.s)'a bu konuda soru sorulmuş, O da şöyle buyurmuş:

"Sağını solundan ayırdettiğinde ona namaz kılmasını emredin."

Bu hüküm mendubiyet ifade eder. Yani çocuğa yedi yaşında namaz kılma­sının emredilmesi ise gereklilik (vücub) ifade eder.

 

326- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini ri­vayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s), beni Uhud gününde ondört yaşında olduğum sırada karşıladı ancak karşılık (yani ganimetten pay) vermedi. Hendek gününde de benim onbeş yaşında olduğum sırada karşıladı, karşılık (ganimetten pay) verdi."[203]

Nafi dedi ki:

"Ömer bin Abdulaziz'in halife olduğu sırada ben yanına gittim. Kendisi­ne bu hadisi şerifi rivayet ettim. Şöyle söyledi:

"İşte bu, küçük ile büyük arasındaki sınırdır."

Sonra valilerine, onbeş yaşına girmiş olanlara ganimetten pay ayırmala­rı, daha küçük olanları da bakım altında tutulması gerekenlerden Cıyalden) saymaları üzere yazı yazdı."

Ebu Davud ve Nesai'nin rivayeti "...karşılık (ganimetten pay) verdi" ifade­si ile bitmektedir. Ebu Davud, bir başka rivayetinde hadisin kalan kısmına benzer bir fazlalığa yer vermiştir.

 

Bir Açıklama

 

Erkek çocuğun adamların sıfatına ermesi, kız çocuğun da kadınlar özelliği­ne ermesi, yükümlülük altına girmelerini sağlar. Bu itibarla çocuklar buluğ ça­ğına ermelerinden önce yaptıklarından sorumlu tutulmazlar.

Kız çocuğun buluğ çağına ermesi, hayız görmekle veya memelerinde süt birikmesiyle yahut rüyasında cinsel ilişki görmek ve ihtilam olmakla olur. Bir kız çocuk bunlardan hiç birini görmezse ay senesiyle onbeş yaşma geldiğinde buluğ çağına erdiğine hükmedilir.

Erkek çocuğun buluğa ermesi ise rüyasında cinsel ilişki görmesi (ihtilam) veya cinsel organından meninin akmasıyla olur. Bunlardan herhangi birini gör­mezse ay senesiyle onbeş yaşına geldiğinde buluğa ermiş sayılır. Bazı mese­leler gizli kalsa da bunlarla ilgili iddialann bulunması mümkündür. Dolayısıyla başkaları ile ilgili hüküm verilmesinde ve bazı uygulamalarda yaş, bir ölçüdür.

 

327- İbni Huzeyme, Harmele bin Abdulaziz (r.a)'den, o amcası Abdul-melik bin Rebi'den, o babasından, o da dedesinden rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[204]

"Çocuğa yedi yaşına geldiğinde namazı öğretin; on yaşına geldiğinde kıl­maması durumunda dövün."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Beğavi, Şerhu's-Sunne (2/407)'de bu hadisi şeriflerle ilgili olarak şu açık­lamayı yapmıştır:

"Bu hadisi şerif, bir çocuğun akıl (muhakeme) gücüne sahip olduktan sonra kıldığı namazın geçerli olacağına delil teşkil etmektedir. İlim adamları bu durumdaki bir çocuğun Müslümanlığının geçerli olup olmayacağı konu­sunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazıları böyle bir çocuğun Müslüman­lığının geçerli olup olmadığı (yani bu durumdaki bir çocuk için dini bir yü­kümlülük altında olmaması sebebiyle dine bağlılığının da gerçek anlamda değil, itibari anlamda olduğu - Çeviren) yönünde görüş bildirmişlerdir. Ni­tekim yaptığı anlaşmalar ve buna benzer diğer uygulamaları geçerli sayılma­maktadır. Bu görüş İmam Şafii'nin görüşüdür.

Bazı ilim adamları ise böyle bir çocuğun Müslümanlığının geçerli olaca­ğını bildirmişlerdir. Hasanı Basri'nin görüşü bu yöndedir. Ashabı re'y (içti­hada ağırlık veren ilim adamları) de bu görüşü kabul etmişler, ancak: "Böy­le bir çocuğun dinden dönmesi durumunda kâfirliğine hükmedilmez" de­mişlerdir.

Bir çocuğun, farz bir ibadeti daha vaktin ilk girdiği sıralarda ve henüz kendisinin buluğa ermemiş olduğu anda yerine getirmesi ve sonra daha vakit çıkmadan buluğa ermesi durumunda bu farzı yeniden yerine getirmesi­nin (iade etmesinin) gerekip gerekmeyeceği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları yeniden yerine getirmesini (iade etmesini) gerekli gör­müşlerdir. Ashabı re'yin (içtihada ağırlık veren alimlerin) görüşleri bu yön­dedir. Bazıları ise gerekli görmemişlerdir ki, İmam Şafii'nin açık olan görü­şü bu yöndedir.

İmam Şafii şöyle söylemiştir: "Annelerin ve babaların çocuklarını iyi yetiştirmeleri, onlara temizliği (tahareti) ve namazı öğretmeleri gerekir. A-kıllandıklannda bu görevleri yerine getirmemeleri durumunda, onları döv­melidirler. Hayız gören veya ihtilam olan yahut onbeş yaşını dolduran için artık farz bir yükümlülük altına girer."

Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edildiğine göre, o, İkrime (r.a)'yi Kur'an-ı Kerim'i, sünneti ve miras hukukunu öğretmesi üzere bir yere ba­ğışlamıştı.

Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söyledi: "Oğlunu eğit. Sen çocuğuna ne öğ­rettiğinden sorumlusun. O da sana iyilik etmekten ve senin sözünü dinle­mekten sorumludur."

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi ateşten koruyun"[205]

Aile fertlerine dinin hükümlerini ve İslam'ın prensiplerini öğretmek ve onları ateş azabından korumak için çalışmak hususunda da Yüce Allah, Pey-gamber'ine hitapla şöyle buyuruyor:

"Aile efradına namazı emret ve sen de ona tahammül et."[206]

Yüce Allah, Hz. İsmail (a.s)'i bu Özelliği ile Övmüş ve şöyle buyurmuş­tur:

"O, aile efradına namazı ve zekatı emrederdi."[207]

Ayeti kerimede geçen (bizim "aile efradı" anlamını verdiğimiz) "ehl" ile, Peygamber'in bütün ümmetinin kastedildiği söylenmiştir. Bu şekilde bîr Peygamber'in ehli, onun ümmetidir.

Yüce Allah'ın "Kendinizi ve aile fertlerinizi ateşten koruyon" sözü ile il­gili olarak Hz. Ali (r.a)'nin şöyle söylediği bildirilmiştir:

"Onlara Öğretin, onları eğitin."

Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan da buna benzer bir söz rivayet edilmiştir."

 

328- Buharı, Abdullah bin Mes'ud (r.a) şu şekilde etmiştir:

"Hz. Ali bin Ebİ Talib (r.a), filancaoğullarma ait bir deli kadının yanından geçti. Bu kadın zina etmişti ve Hz. Ömer (r.a) de recm edilmesini emret­mişti. Hz. AH (r.a), buna hayret etti ve Hz. Ömer (r.a)'e: "Ey mü'minlerin emiri! Sen bunu recmediyor musun?" dedi. O da: "Evet" dedi. Bunun üze­rine Hz. Ali (r.a) şöyle söyledi: "Sen, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duymadın mı:[208]

"Uç kişiden kalem kaldırılmıştır: Aklı konusunda yenilgiye uğramış olan deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan ve ihtilam oluncaya kadar ço­cuktan."

Hz. Ömer (r.a): "Doğru söyledin" dedi ve kadını serbest bıraktı."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

İlim adamları orucu da namaza kıyas etmişler ve çocuğa yedi yaşından iti­baren oruç tutmasının emredileceğini ve bu yaştan itibaren oruca alıştınlma-lannın gerektiğini söylemişlerdir. Bu itibarla çocuk on yaşına geldiğinde bede­nin tahammül ermesi mümkün olduğu halde oruç tutmazsa, kendisine kızıldı-ğının belli edilmesi için hafifçe dövülmesi gerekir.

Kız olsun erkek olsun bir çocuk buluğa erdiğinde inançtan ibadete, ahlak­tan helâl kazanca ve iyiliği emire, kötülükten sakındırmaya kadar bütün yü­kümlülüklerle sorumlu olur. Erkek aynı zamanda cihad ile yükümlü olur. Ka­dının da kendine özel yükümlülükleri bulunmaktadır. Dolayısıyla her insanın buluğ çağından önce bütün yükümlülüklere alıştınlması gerekmektedir. Çocuk temyiz çağına yani yedi yaşına geldikten sonra yaptığı iyiliklerden dolayı se­vap alır, ancak işlediği günahlardan dolayı hesabına bir şey yazılmaz.

Yine bir çocuğu güzelce eğiten kimseye de o çocuğun yaptığı iyiliklerden ötürü sevap yazılır. Çocuğun işlediği bir günah, eğer onun iyi yetiştirilmeme-sinden kaynaklanıyorsa onu eğiten kişi eğitiminde yaptığı kusur Ölçüsünde günaha girer. Hal böyleyken çocuğu fenalığa iten ve onu fenalıklara aliştıra-nın günaha gireceği ortadadır.

Fıkıhçilar, bir annenin çocuğunu çişe tutarken kıbleye doğru çevirmemesi gerektiğine dikkat çekmektedirler. İşte bu, bir çocuğu iyiliğe alıştırmaya ve fenalıktan sakındırmaya nasıl dikkat gösterilmesi gerektiği konusunda bir ör­nektir.

Bir kimse buluğa ermeden önce yükümlü değildir. Ancak Şafiiler, Malikiler ve Hanbeliler malından zekât verilmesini gerekli görmüşlerdir. Hanefiler ise bunu gerekli görmezler. Çünkü zekat bir ibadettir; buluğa ermemiş kişi ise i-badetleri yerine getirmekle yükümlü değildir. Ancak bir kimsenin buluğ çağına ermeden önce malının olması durumunda nafakası bu malından temin edilir.

Çocuğun velilerinin, çocuğun hakkını yerine getirebilmek, kendisine iyiliği hissettirmek ve layık olduğu şeyi belli etmek için onun hayatını çeşitli hayır­larla başlatmaları istenmiştir. Bir çocuğun, doğduğu zaman sağ kulağına ezan okunmasının müstehab olması bundan dolayıdır. Bazıları sağ kulağına ezan okunmasına ek olarak sol kulağına da kamet okunmasını müstehab görmüş­lerdir. Yine bazıları doğan çocuğun sağ kulağına Hz. Meryem (a.s)'in annesi­nin söylediği sözleri söylemeyi müstehab gürmüşlerdir. Bu sözler şunlardır:

"Allah'ın rızası üzerine olsun. Onu ve onun soyunu kovulmuş olan şeytanın şerrinden sığındırıyorum."[209]

Çocuğun doğumu; yedinci gününde saçlarının kesilmesi ve adına bir akika kurbanı kesilmesi ile kutlanır. Akika kurbanının eti ise hem yenilir hem dağı­tılır. Çocuğun bu günde kesilen saçlarının ağırlığında da altın veya gümüş sa­daka verilir. Yine çocuğa güzel bir ismin seçilmesi gerekir. İşte bütün bu uy­gulamalar çocuğa önem verilmesinin göstergeleridir.

Çocukla ilgili olarak ele alınması gereken konulardan birisi de sünnet ko­nusudur. Sünnet için müstehab olan vaktin ne vakit olduğu konusunda fıkıh-çilar arasında görüş ayrılığı vardır. Küçük çocuğun avreti konusunda Hanefi­ler, dört yaşında veya daha küçük olan bir çocuğun avretinin olmayacağını söylemişlerdir. Dolayısıyla bu yaştaki çocuğun bedenine bakmak ve dokun­mak mubahtır. Daha sonraki yaşlarda da çocuklara karşı şehevi bir duygu u-yanmadıkça Ön ve arka organları avret olur. Bundan sonra bu organların etra­fındaki avret yerleri genişler ve on yaşlarına kadar Ön ve arka organlarının et­raflarının da örtülmesi gerekir. On yaşından sonra ise çocuğun avret yerleri buluğa ermiş birinin avret yerleri ile birdir.

Malikilere göre ise, küçük erkek ve kız çocuğun namazdaki avret yerleri yedi yaşından sonra buluğa ermiş birinin avret yerleri ile birdir. Namaz dışın­da ise 32 aylık oluncaya kadar bir çocuğun avret yeri olmaz. Bir erkek dört yaşına kadar bir kız çocuğun bedenine bakabilir. Ancak bundan sakınmak da­ha iyidir.

Bununla birlikte erkeğin böyle bir kız çocuğu yıkama hakkı yoktur. Kız ço­cuk altı yaşma ulaştığında ise onunla ilgili avret hükümleri büyük kadınla ilgili avret hükümleriyle aynıdır. Erkek çocukla ilgili avret hükümlerine gelince: Bu çocuk namaz dışındaki avret bakımından onüç yaşına geldiğinde büyük adam­larla bir tutulur. Sekiz yaşındaki ve daha küçük bir erkek çocuğun avreti ol­maz. Dolayısıyla bir kadın böyle bir erkek çocuğun bütün bedenine bakabilir ve yıkayabilir. Ancak bir kadın, dokuz ile on>ki yaş arasındaki bir erkek çocu­ğun bütün bedenine bakabilir ama yıkaması caiz olmaz.

Şafiiler de şöyle söylemişlerdir: "Küçük erkek çocuk henüz muhakeme gücüne sahip olmasa da (mümeyyiz olmasa da) göbek ile diz kapağının arası büyük adamlannki gibi avrettir. Küçük kız çocuğun avreti ise büyük kadı­nın avreti gibidir. Dolayısıyla kız ve erkek çocuklar karşısında çok zorunlu haller dışında ihtiyatlı olunması gerekir."

Hanbeliler de şöyle söylemişlerdir: "Yedi yaşına girmemiş bir erkek ço­cuğun avreti olmaz. Yedi ile on yaş arasındaki bir kız çocuğun namazdaki avreti; göbek İle diz kapağı arasıdır. Namaz dışında ise avret yönünden bü­yük kadınlar gibidir. Ancak bu yaştaki çocuğun kendi mahremlerine karşı avreti göbek ile diz kapağı arasıdır. Bununla birlikte ihtiyaten buluğa ermiş kadın gibi örtünmesi ve başını örtmesi müstehabdır. Yabancılara karşı İse yüz, boyun, baş, dirseklere kadar kollar, ayaklar va baldırlar dışında bütün bedeni avrettir. On yaşına girmiş erkek çocuk için de kız çocuk için de avre­tle ilgili hükümler buluğa ermiş biri ile ilgili hükümlerle aynıdır."

Müslüman, erkek ve kız çocuğu hakkında mümkün olduğu kadar ihtiyatlı davranmalıdır. Onları küçük yaştan itibaren örtünmeye alıştırmalıdır. Yine en güzel şekilde giyinmeden ortalığa çıkmamaya alıştırmalıdır. Anne de imkânı ölçüsünde bu hususlara dikkat etmelidir. Zorunluluk halleri ise şeriatta mazur görülmüştür.

Çağımızda davetçiler, Müslüman olmayanları İslam'a davet ederken, İs­lam'ın çocuğa da, anneye de, zayıflara da önem veren, kadının hakkını göze­ten bir din olduğunu, insana da hayvana da acıyan bir din olduğunu özellikle anlatmaları gerekir. Bunların anlatılmasının pek çoklarının kalplerinde etkisi olacaktır. Ancak Müslümanın oldukça dikkatli davranması gerekmektedir. Bu konulan anlatırken fıkhi meselelere dikkat etmeden hatalı bir söz söyleyerek haramı helal veya helali haram gösterme hatasına düşmemelidir. Böyle bir hatası ise onu küfre [210]veya fişka götürebilir.

 

Bazı Namazları Kabul Edilmeyen Kimseler

 

329- Müslim, Resulullah (a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Köle kaçarsa, sahiplerine dönmesine kadar namazı kabul edilmez." Bir başka rivayette de şöyle bildirilmiştir: "Urve bin Ruveym, İbni Deylemi'den rivayet etmiştir:[211]

"İbni Deylemi, Kudüs'te oturmakta idi. Abdullah bin Amr bin el-As (r.a) ile görüşebilmek için Medine'de kaldı ve onu sordu. "O, Mekke'ye gitti" de­diler. O da ardından gitti. Mekke'ye vardığında, Abdullah bin Amr bin el-As'ın Taife gittiğini öğrendi, yine peşinden gitti ve kendisini bir tarlada bul­du. Şarap içmekle suçlanan Kureyşli bir adamı gözaltına almıştı ve tarlada dolaşıyordu. (İbni Deylemi dedi ki):

"Ben yanına varınca selam verdim. Selamımı aldı ve: "Seni bugün bura­ya getiren nedir ve nereden geldin?" diye sordu. Ben de kendisine bildirdim ve: "Ey Abdullah bin Amr! Resulullah (a.s)'ın şarap hakkında bir şey söy­lediğini duydun mu?" diye sordum. O da "Evet" dedi. Bu arada Kureyşli a-dam elini çıkardı ve sonra gitti. Sonra da Abdullah bin Amr (r.a) şöyle söy­ledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Ümmetimden herhangi bir adam şarap içerse, onun kırk sabah namazı kabul [212]edilmez."

 

Bir Açıklama

 

Namaz kılmanın iki ayn yönü bulunmaktadır.

Birincisi: Namazı kılmak suretiyle onu terketme günahından kurtulma yönü.

İkincisi: Namazı kılmaktan dolayı ecir alma yönü.

Haklarında namazlarının kabul edilmeyeceğine dair nasslar bildirilmiş çı­lanlar yine de namaz kıldıklarından dolayı namazı terketme günahından kurtu­lurlar. Ancak başkalarına vaadedilmiş olan Özel namaz sevabım kazanamaz­lar.

 

330- Tir m izi, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[213]

"Kim şarap içerse, onun kırk sabah namazı kabul edilmez. Eğer tövbe ederse, Allah da onun tövbesini kabul eder. Ama aynı günaha yeniden dö­nerse, Allah onun kırk sabah namazını kabul etmez. Eğer tövbe ederse, Al­lah da onun tevbesini kabul eder. Aynı günaha yeniden dönerse, Allah o-nun kırk sabah namazını kabul etmez. Eğer tövbe ederse, Allah da onun tövbesini kabul eder. Dördüncü kez yine aynı günaha dönerse, Allah onun kırk sabah namazını kabul etmez. Bu kez tövbe ederse, Allah onun tövbe­sini kabul etmez ve ona Habal ırmağından içirir."

Abdullah bin Ömer (r.a)'e: "Ey Ebu Abdurrahman! Habal ırmağı nedir?" diye soruldu. O da: "Cehennemliklerin irinlerinin oluşturduğu bir ırmak­tır" cevabını verdi."

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:

"Kİm şarap içer de sarhoş olmazsa, içinde veya damarında ondan bir şey bulunduğu sürece Allah onun namazını kabul etmez. Ölürse kâfir olarak ölür. Eğer sarhoş olursa Allah kırk gün onun namazını kabul etmez. Bu halde ölürse kâfir olarak ölür."

Bu hadisi şerif, Abdullah bin Ömer (r.a)'den mevkuf olarak rivayet edil­miştir. [214]

 

331- Müslim, Mu'sab bin Sa'd (r.a)'dan rivayet etmiştir:[215]

"İbni Amir'in hasta olduğu sırada Abdullah bin Ömer (r.a) onun ziyare­tine gitti. İbni Amir ona: "Benim için Allah'a dua etmiyor musun, ey İbni Ömer?" dedi. O da şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Temiz olunmadan namaz kabul edilmez. Hile ile ele geçirilen maldan sadaka kabul edilmez." Sen ise Basra üzerinde (yöneticilik görevinde) bu­lundun."

 

332- Buharı ve Müslim, Hemmam Vehb bin Münebbih (r.a)'ten şu şe­kilde rivayet etmişlerdir:

"Hemmam; "Bunlar Ebu Hureyre (r.a)'nin bize Allah'ın Resulü Hz. Mu-hammed (a.s)'den rivayet ettikleridir" diyerek bir kaç hadisi şerif okudu. Bunlardan birisi de şöyleydi:[216]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz abdest bozarsa, abdest alıncaya kadar namazı kabul olunmaz."

 

333- Ahmed bin Hanbel, Hz. Aişe (r.a)'nin Resulullah (a.s)'a ref ile (yani merfu olarak) şöyle söylediğim rivayet etmiştir:[217]

"Hayız gören (yani buluğ çağına ermiş) bir kadının namazı ancak başör­tüsü ile kabul edilir."

 

334- Ahmed bin Hanbel, Resulullah (a.s)'ın hanımlarından birinden şu[218] şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

Allah kırk gun sureyle onun namazını kabul ermez.

 

NAMAZIN ŞARTLARI

GiRİŞ

 

Şart: İlim adamlarının açıklamalarına göre şart bir şeyin varlığı, kendisine bağlı olan, ancak onun mahiyeti dışında kalan şeydir. Mesela abdest, nama­zın bir şartıdır ve namazın dışındadır.

Hanefîlere göre namazın şartlan beş tanedir. Bunlar ise tafsilat konusun­daki bazı görüş ayrılıklarının bulunmasıyla ve bazı ilim adamlarının bunlara bir takım ilaveler yapmalanyla birlikte bütün ilim adamlarının üzerinde görüş birliğine varmış oldukları (icma ettikleri) şartlardır. Bunlar: Birinci şart: Taha­ret (temizlik). İkinci şart: Vaktin girmesi. Üçüncü şart: Setri avret (avret yer­lerinin örtülmesi). Dördüncü şart: Kıbleye yönelme. Beşinci şart: Niyet.

Niyetin bir şart olduğunun Kur'an-ı Kerim'den delili şu ayeti kerimedir:

"Oysa kendilerine dini yalnız Allah'a halis kılarak Allah'ı bir bilenler o-larak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmiş­ti.[219]

Kıbleye yönelmenin bir şart olduğunun Kur'an-ı Kerim'den delili de şu aye­ti kerimedir:

"Her nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve içlerin­deki zalimlerin dışında, insanların ellerinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delillerinin olmaması İçin her nerede bulunursanız bulunun, yüzle­rinizi onun tarafına çevirin."[220]

Setri avretin (avret yerlerini örtmenin) bir şart olduğunun Kur'an-i Ke­rim'den delili şu ayeti kerimedir:

"Ey Adem oğullan! Her mescide gidişinizde süslerinizi alın."[221] Abdullah bin Mes'ud (r.a) şöyle söylemiştir:

"Burada süsler ile kastedilen, namaz kılma esnasında elbiselerin giyil-mesidir."

Vaktin girmesinin bir şart olduğunun Kur'an-ı Kerim'den delili ise şu ayeti kerimedir:

"Namaz mü'minlerin üzerine belli vakitlerde yerine getirilmek üzere farz kılınmıştır." [222]

Yani namaz, belirlenmiş sınırlı vakitler içinde yerine getirilmek üzere farz kılınmış bir yükümlülüktür.

Taharetin (temizliğin) bir şart olduğunun Kur'an-ı Kerim'den delili şu ayeti kerimedir:

"Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirsekleri­nize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünep iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta ya­hut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını gidermiş olur ya da kadınlara dokunmuş olursanız da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size bir zorluk çıkarmak İstemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz dîye üzerinize nimetini tamamlamak istiyor."[223]

Bir başka debi de şu ayeti kerimedir: "Elbiseni de temizle."[224]

Şartların tümü, fıkıhçıların ıstılahlarında farzlar olarak geçmektedir. Bun­lar, farz olmaları bakımından rükünler gibidirler. Ancak rükün yapılması gere­ken şeyin içinde, şart ise dışında olur. Buna göre namazın şartlan belirttiği­miz üzere beş tanedir. Namaz vaktinin girdiği kesin olarak bilinmez veya en azından vaktin girdiği konusunda kuvvetli bir kanaat oluşmazsa, kılınan na­maz geçerli olmaz. Karanlık bir yerde bile olunsa, imkân olunması durumunda avret yerlerinin örtülmesi gerekir. Namazda Örtülmesi farz olan avret yerleri, erkek için; ön ve arka haya yerleri ile bunların etrafları ve uyluklardır. Hanefi-lere göre ayrıca diz kapaklan da bu avrete girmektedir. Kadın avret yerleri ise yüz ile el ayalan dışındaki bütün vücududur. Hanefi'lere ve cumhura (çoğunluğa) göre ayaklar da avretten sayılmamaktadır. Cumhur (çoğunluk), erkeklerin diz kapaklarını örtmesinin gerekip gerekmediğinde ise Hanefılerin görüşle­rinden farklı görüş bildirmiştir. Ancak erkeklerin hem diz kapaklanndan ve hem de göbekten bir miktar örtmelerinin gerektiğini ifade etmişlerdir. Bazilan ise göbeğin Örtülmesinin gerektiği görüşündedirler.

Fıkıhçılar kıbleye yönelmenin, namazın geçerli olması için şart olduğu ko­nusunda ittifak etmişlerdir. Ancak aşın korku durumu veya yolcunun bineği ü-zerinde kıldığı nafile namaz bundan müstesnadır. Bunun yanısıra bir yere bağlı olmak veya hastalık sebebiyle kıbleye yönelme gücünün olmaması da bu konuda mazerettir. Ancak hasta birinin kendisini kıbleye çevirecek bir yar­dımcısının olup olmamasına göre hüküm değişir. Kıble yönünün belirlenmesi konusunda şüpheye düşülür ve bu konuda bilgi verecek güvenilir biri de bulu­namazsa, araştırma ve içtihad yapmak, bazı işaretlere ve delillere göre tes-bitte bulunmak gerekir.

Niyet Allah'a yakınlık için ibadette bulunmak üzere kalben kesin karar vermektir. Niyet, ilim adamlannın görüş birliği ile ibadeti adetten ayırmak ve namazda Allah için ihlas şartının gerçekleşmesi için namazda mutlaka gerek­lidir.

Taharetin içine büyük ve küçük hadesten temizlenme girer. Büyük hades; cünüplük, hayız ve nifastır. Küçük hadesten temizlenme abdest ile, büyük ha­desten temizlenme ise gusul ile olur. Teyemmüm ise şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmek Üzere her ikisinin de yerine geçebilir. İster farz olsun ister nafile olsun kılınacak her namaz için taharet (temizlik) şarttır. Hatta tilavet secdesi ve şükür secdesi için dahi taharet farzdır. Taharetlenmeden namaz kılan birinin namazı yerine gelmiş olmaz. Şeriatın necaset (pislik) olarak say­dığı şeylerin affedilmiş miktardan fazlasının temizlenmesi de taharete girer. Ancak bu konuda Malikilerden bazılan farklı görüşler bildirmişlerdir.

Maliki mezhebinin yaygın olan görüşüne göre necasetten (pislikten) te­mizlenme müekked sünnettir. Bu görüş ise zorunluluk durumunda başvuru­lacak bir ruhsat fetvası olarak kabul edilmiştir. Ancak Maliküerde de fetva, necasetten tenizlenmenin farz olduğu üzeredir. Çoğunluğun görüşüne göre de namazın g*.' erli olabilmesi için, gerek elbiseden ve gerekse bedenden affe­dilmiş miktar; aşan pisliğin temizlenmesi şarttır.

Biz söze mce namazın ilk şartını anlatarak başlayacağız ki, bu ilk şart da taharettir. Tj naret hem namazla hem de daha başka fiillerle ilgili olduğundan taharet koı: sunun etrafında pek çok konu toplanmaktadır. Biz de bu münase­betle büti'r bu konulardan söz edeceğiz.

 

TAHARET

(TEMİZLİK) GİRİŞ

 

Taharet: İbadet mahiyeti taşıyan bir fiildir. Temizlik ise taharetin eserle­rindendir. Ancak bu ikisi her zaman birbiri ile aynı anlama gelmez. Bazen in­san temiz (nazif) olduğu halde tahir (taharetti) olmayabilir. Bunun gibi yerine göre de tahir (taharetli) olduğu halde temiz (nazif) olmayabilir. Ancak taha­retin genellikle su ile bağlantısının olması, suyun de temizleyici maddelerin başında gelmesi nedeniyle taharet ile temizlik birbirleriyle bağlantılı bir du­rum almıştır. Bununla birlikte bu ikisinin birbirleriyle uyumlu olmaları gerek­mediği gibi birbirleri ile aynı anlama gelmez. Yani birinin varlığı, diğerinin de varlığını gerektirmez.

Taharet bizim şeriatımızda bizzat istenen bir şeydir. Temizlik de aynı şekilde şeriatımızda bizzat istenen bir şeydir. Birisi bir ibadettir, diğeri de niyetin yerinde olması durumunda ibadet sayılır. Hayızlı bir kadın temiz ve temizleyici bir su ile yıkandığında temiz olur ancak onun taharetlendiğine hükmedilemez. Bunun gibi cünüb biri kirli bir su ile yıkandığında taharetlen­diğine hükmedilir ancak temiz olmaz. Bazen elbiseler temizlenir ama tahir ol­mazlar. Alkolün necis olduğuna hükmedenlerin görüşlerine göre alkolle te­mizlenmiş elbiseler böyledir. Ancak bu konu, üzerinde görüş ayrılığı olan bir konudur. Bazen de bir elbise kirli olduğu halde tahir (taharetli) olduğuna hükmedilebilir. Buradan anlaşıldığına göre taharet, ibadetle ilgili bir anlam ta­şımaktadır. Şartların gerçekleşmesi, engellerin kalkması ve istenenin ortaya çıkması durumunda bir şeyin taharetli (tahir) olduğuna hükmedilir.

Taharetin tersi necasettir. Taharet ibadetle bağlantılı bir anlam taşıdığı, bunun Özelliği ve şartlarının sınırlan, şeriat tarafından belirlendiği gibi neca­setin özelliğini ve sınırlarını da şeriat belirler. Necaset bir zararı ve pisliği ge­rektireceği gibi bunları gerektirmeyebilir de. İnsanın bedeninden çıkan ve za­rarı yahut pislik mahiyeti taşıyan her şey ve gerek insanın gerek hayvanın kanı necistir ve zararlıdır. Ancak bunlardan bazıları pis görülmez. Bunun ya-nısıra mikroplar zararlı ve pis görülen varlıklardır ama necis değildirler. Bir şey kirli olduğu halde zararlı ve necis sayılmayabilir. Çamurla kirlenmiş bir elbise böyledir. Bundan dolayı taharet ve necaset konularında ölçüler, insan­ların kendi içtihadlan ve kafa yormalanyla bilebilecekleri şeyler değildir. Bu konularla ilgili hükümler bizzat şeriat tarafından belirlenmiştir.

Müslümanın taharet ve necaset ile ilgili hükümleri bilmesi gerekir. Bunun gibi Müslümanın ibadet etmesi gerektiğinde, tahareti gerçekleştirmesi gere­kir. Bunun yanısıra temiz olması, zararlı ve pis şeylerden uzak durması da gereklidir.

Necasetlerin değişik türleri vardır. Sidik, gaita, kan gibi bazı necesetler maddi (hissedilir) necasetlerdir. Bunun yanısıra küfür, büyük hades, küçük hades gibi bazı necasetler de vardır ki, manevi necaset tütündendirler.

Taharetin de değişik türleri vardır: Şirkten, küfürden ve kalp hastalıkların­dan arınma, manevi taharettir. Hayızlı ve nifaslının bu halden temizlendikten sonra gusletmesi, cünüp birinin gusletmesi, küçük hadeste bulunanın abdest alması yine namaz kılmak veya tavaf yapmak isteyenin elbisesindeki yahut bedenindeki bir necaseti gidermesi, Kur'an-ı Kerim'e dokunmak isteyenin kü­çük ve büyük hadesi gidermesi, camiden geçmek yahut Kur'an-ı Kerim oku­mak isteyenin büyük hadesten temizlenmesi gibi fiiller maddi (hissi) taharet türündendir.

Buna göre gerçekleştirilmesi gereken taharetin miktarı yapılacak ibadetin türüne göre değişir.

Bir insanın en başta Müslüman olmak suretiyle küfür pisliğinden temiz­lenmesi istenir. Müslüman olur ve bir namaz vakti girerse, hem büyük hades­ten ve hem de küçük hadesten temizlenmesi gerekir. Ancak kadın eğer hayız­lı veya nifaslı olursa, onun için bu taharet gerekmez. Kişi eğer küçük hadeste bulunur ve Kur'an-ı Kerim'e dokunmak isterse abdest alması gerekir.

Taharet fıkhının pek çok yükümlülükle bağlantısı bulunmaktadır. Taharetin namazla bağlantısı vardır. Çünkü taharet, namazın birinci şartıdır. Yine cami­lerle ilgili hükümlerle ve Kur'an-ı Kerim okuma hükümleriyle bağlantsı bulun­maktadır. Hayız ve nifastan temizlenme konusunda kadınla ilgili pek çok hü­küm bulunmaktadır. Ramazan'da oruç tutmasının gerekmemesi, hayız ve ni-fas döneminin bitiminde gusletmesinin gerekmesi, bu dönemin içerisinde na­maz kılmaması bu konuyla ilgili hükümlerdir.

Yine hayız, nifas ve bu hallerden temizlenme konusunda kan koca ilişki­leriyle ilgili çeşitli hükümler bulunmaktadır.

Yine boşanmış yahut kocalan ölmüş kadınlann ve bunlardan hamile olan-

lann iddet (bekleme) süreleri ile ilgili hükümlerin de hayız ve nifas konu­larıyla yahut en azından bunlardan biriyle bağlantısı vardır.

Taharetin haccla ilgili bazı hükümlerle de bağlantısı bulunmaktadır. Bu iti­barla taharet fıkhı, büyük bir öneme sahiptir. Dolayısıyla cahillerin cehaletini, kâfirlerin küfrünü yahut sağa sola çatan saldırganların tutumlarını bir yana bırakmak gerekir.

Hayız, nifas ve cünüplük; guslu gerektiren büyük hadese sebep olur. Kü­çük abdest bozma (bevl), büyük abdest bozma (gaita) ve yalanca hayız (isti-haze) ise abdesti gerektiren küçük hadese sebep olur. Maddi (hissedilir) ne­casetlerin temizlenmesini sağlayan temizleyicilerin başında su gelmektedir. Yine gerek büyük hadesten gerekse küçük hadesten temizlenmeyi sağlayan temel temizleyici sudur. Bazı istisnai durumlarda suyun yerine başka bir te­mizleyici kullanılabilir. Yine bazı normal dışı, olağanüstü ve özel durumlar vardır ki, bunlarla ilgili özel hükümler bulunmaktadır. Bütün bu meseleler do­layısıyla çok değişik konular taharet konusunun içine girmektedir. Bunlar:

a- Abdest ve gusül ile ilgili hükümler bahsi. Çünkü bu iki amel, küçük ve büyük hadesin gitmesini sağlayan iki ibadet türüdür.

b- Sularla ilgili hükümler bahsi. Çünkü su, temizleyicilerin başında gel­mektedir ve temel temizlik maddesidir.

c- Teyemmüm bahsi. Çünkü suyun bulunmaması veya kullanma imkanının olmaması durumunda teyemmüm; abdest ve gusül yerine geçmektedir.

d- Şartların gerçekleşmesi durumunda abdestte ayakların yıkanması ye­rine geçen mestler üzerine mesh ile ilgili bahisler de bu konuyla bağlantılıdır. Yaraların, çıbanların, yanıkların ve sivilcelerin üzerine sarılan sargıların ve bağların üstünün meshedilmesi ile ilgili meseleler de bu konunun içindedir. Büyük hadese sebep olan hayız, nifas ve cinsel ilişki, rüya görme (ihtilam) ve meni çıkması gibi durumlardan ileri gelen cünüplük bahisleri de genellikle ta­haret konusunun içinde ele alınmaktadır. Bazı esas hükümleri etkileyen özür hallerinin de taharet konusu içinde ele alınması bir adettir. Sürekli sidiğin (bevlin) akması, yel tutamama gibi haller, bu tür özür hallerindendir. Yine ta­haret ile bağlantılı olmaları dolayısıyla istinca, istibra ve banyolarla ilgili ba­hislere de bu konunun içinde yer verilmektedir.

Namazın şartlan içinde taharet birinci şart olduğundan dolayı bu konunun en başta ele alınması bir adettir.

Taharetin ve bununla ilgili hükümlerin pratik olarak uygulanmasının etki­leri Müslümanın kişisel hayatında, evinde, çevresinde ve toplumunda gayet açık bir şekilde görünür. Yine bu başlık altında toplanan hükümler, İslam me­deniyetinde de pratik olarak etkilerini gösterirler.

Temiz sular ve bunların temizlik için kullanılması, gerek evlerdeki ve ge­rekse camilerdeki İçerisinde su muslukları bulunan temiz banyolar ve tuvalet­ler, temizlik araçları ve maddeleri, ibadet görevlerinin temizlik esası-üzerine düzenlenmesi, bazı işlerin yapılmasının caiz ya da haram olmasının temizliği ile bağlantılı olması, bütün bunlar İslami hayatın başta gelen ayırıcı unsurla­rıdır. Bu unsurlar pek çok alanı doğrudan etkilemektedirler.

En başta insanın bedeninin, elbisesinin ve etrafının temizliği gelmektedir. İkinci olarak İslami toplumda bazı varlıklar arasındaki ilişkilere belli sınırlar getirildiği görülür. Mesela insanlarla köpekler arasındaki ilişkilerde böyle sınırlar vardır. Üçüncü olarak İslam toplumu bir koruyucu toplumdur.

Nasslann incelenmesi sonunda görülecektir ki, iç temizlik ile dış temizlik arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır. Dış temizliği içe akseder, yapı­lan hatalann izlerini siler ve ruhun temizlenmesine yardımcı olur. Bütün bun­lar da Müslümanlar arasındaki karşılıklı ilişkilerde etkilerini gösterir. İmama uyan birinin taharetinin eksik olması, imama rahatsızlık verir. Bu durum, ta­haretin ruh, kalp ve diğer organlar ve dolayısıyla gidişat üzerinde etkilerinin olduğuna delil değil midir?

Taharet, bazı ibadetler için ön hazırlık olduğu gibi yalnız başına da bir iba­det niteliği taşımaktadır. Bunun yanısıra pek çok ruhi anlamın taharet ile bağ­lantısı bulunmaktadır. Taharetin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkan göz­le görülebilecek (hissedilir) durumlar da taharet ile bağlantılıdır. Buna Örnek olarak misvak kullanmanın abdest ve namazla bağlantısını ele alabiliriz. Ağız hastalıklarının bütün beden üzerinde etkileri bulunmaktadır. Misvak veya onun yerini tutabilecek bir başka maddenin kullanılması ise ağız hastalıkla­rından korunma konusunda %90 oranında bir etki göstermektedir. Yine ab­destte kol ve ayak gibi organların yıkanması, gusülde bütün vücudun yıkan­ması, gündüz ve gecenin namazlara göre düzene konulması hep gözle görü­lebilecek (hissedilir) etkileri olan uygulamalardır.

Temizlik ile taharetin bazan birbirlerini gerektirdiklerine bazan de birbirle­rini bütünlediklerine daha önce dikkat çekmiştik. Her tahir (taharetli) temiz olmadığı gibi her temiz de tahir (taharetli) sayılmaz. Yine taharetin de temiz­liğin de şeriat tarafından istenen şeyler olduğunu daha önce söylemiştik. Bundan dolayı Müslümanın gücü nisbetinde hem tahir ve h»m de temiz (na-zif) olması gerekir. Dolayısıyla Müslüman, hem bedenini ve hem de elbisesi­ni görülen pisliklerden de manevi pisliklerden de görülen kirlerden de manevi kirlerden de temizlemesi gerekir.

Temizik istenen bir şey olduğu gibi dış görünüşün güzel ve kıyafetin düz­gün olması da istenen bir şeydir. Ancak bu konudaki uygulamanın bir bozul­maya yol açması veya gerekli olanının yapılmasını engellemesi durumu müs-

tesri ad ır. Müslüman için esas olan dış görünüşünün güzel ve kıyafetinin düz­gün olmasıdır. Ancak bazı yerler vardır ki, insan buna dikkat ettiğinde asıl ü-zerine düşen görevi yerine getiremez. İşte bu gibi yerlerde genel esası terke-derek özel esasa göre hareket eder. Hacc esnasında ihramlı iken genellikle bir dağınıklık olur. Ka'be'nin etrafında tavaf ve Safa ile Merve arasında sa'y Allah razası için adetlerin terkedilmesini gerektirir.

Çarpışma, cihad ve bazı dünya işlerinin yerine getirilmesi, bir takım şey­lerden fedakârlık edilmesini, nefsin biraz kabalığa alıştınimasını ve görünüş için ibadet duygusunu bırakmayı gerektirir. Bütün bu konular, şeriatın üzerin­de durduğu ve ölçülerini ortaya koymuş olduğu konulardır. Ancak bunların he­men hemen tamamı Müslümanın dikkat etmesi gereken dış güzellik ve kıya­fet düzgünlüğü prensibinden müstesna tutulan hallerdir. Bu istisnalar da bir takım özel durumlarla ilgili özel prensiplerin gözetilmesinin bir gereğidir. Şeriat bu özel durumların vakitlerini, yerlerini ve hükümlerini belirlemiştir.

Bu sayılanların çoğunu bu kitabın ilgili konulannda ele alacağız. Ancak Müslüman şahsiyetinin değişik yönleri ile bütünlük arzeden taharetin, tam bir bütünlük içinde nasıl gerçekleşebileceğine işaret etmek amacıyla hepsinden burada kısaca söz etmeyi uygun gördük. Çünkü temizlik ve kıyafet düzgünlü­ğü namazlarla bağlantılıdır. Dolayısıyla bunlardan söz edilmekle namaz konu­sunun dışına çıkılmış olmaz. Çünkü namaz, Müslümanın hayatını düzene koy­maktadır. Müslümanın güzel koku sürünmüş bir şekilde namaza durması ve­ya camiye gitmesi mendubdur. Müslümanın zorunlu haller dışında, başkaları­na eziyet etme veya başkalanna kir, pislik vs. bulaştırma ihtimalinin olması durumunda, iş elbisesi ile namaza durması veya camiye gitmesi mekruhtur. Müslümanın etrafa kirli bir koku yayması da mekruhtur.

Taharet, insan fıtratının bir Özelliği olduğu ve bu fıtrata bir tozun veya du­manın bulaşması durumunda onu ortadan kaldırmanın yolu temizlik olduğu gi­bi aynı zamanda taharet yüce Allah'ın sevgisini kazanmanın bir yoludur.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz Allah çokça tövbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever."[225]

Bir başka ayeti kerimesinde de şöyle buyuruyor:

"Orada kendilerini arındırmayı seven adamlar var.[226] Allah da arınanları sever."

 

TAHARETİN ÖNEMİ

 

335- Müslim, Ebu Malik el-Eş'ari (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[227]

"Temizlik imanın bir parçasıdır. el-Hamdu li'llah ("Allah'a hamdol-sun" sözü) mizanı (amel terazisini) doldurur. Subhanallah ve el-Hamdu li'llah ("Allah'ın şanı pek yücedir, O her türlü ihtiyaçtan münezzehtir" ve "Allah'a hamdolsun" sözleri) göklerle yerin arasını doldurur. Namaz nur­dur. Sadaka burhandır. Sabır ışıktır. Kur'an-ı Kerim senin lehine veya aley­hine bir hüccettir. Bütün insanlar sabah çıkarlar, bir kimse kendi nefsini sa­tar; onu ya kurtarır yahut helake atar."

 

Bir Açıklama

 

Bir hadisi şerifte iman kelimesi ile namaz kastedilmektedir. Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesinde de iman kelimesi ile bu anlam kastedilmektedir: "Allah sizin inancınızı boşa çıkaracak değildir elbette."[228]

Bu ayeti kerime, kıblenin değişmesinden önce namaz kılmış olanların na­mazlarının ne olacağı yolundaki sorulara cevap olarak inmiştir. Namaz, ima­nın bütün manalarını insana hatırlattığından, iman yollarının da namazın kılın­masıyla başlamasından dolayı bizzat iman olarak adlandırılmıştır.

Bu hadisi şerifte iman kelimesi ile kastedilen, ister namaz olsun isterse mutlak anlamda iman olsun hadisi şerif başta namaz açısından sonra da iman açısından taharetin önemine dikkat çekmektedir. İman açısından Önemi doğ­rudan olacağı gibi namaz vasıtasıyla dolaylı da olabilir.

 

336- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[229]

"Yüce Allah taharetsiz namazı ve hile yoluyla elde edilmiş maldan veri­len sadakayı kabul etmez."

 

337- Ahmed bin Hanbel, Hz. Ali (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[230]

"Namazın anahtarı taharettir: namaza giriş tekbir ile olur, çıkış da selam ile olur."

 

Bir Açıklama

 

Taharet, bir hadesin giderilmesi veya bir pisliğin yok edilmesi yahut şeri­atın belirlemiş olduğu hükümlere göre bir uygulamada bulunulmasıdır. Hades­ten taharet bedene özel bir şeydir. Pislikten taharet ise beden ve elbise de bu-lunulan yer için de söz konusudur.

Habeş (pislik), şeriatın bizzat pis gördüğü şeydir. Hades ise bir özellik yani bir vasıftır. Hades insanın organlarında olur ve taharet yoluyla giderilir. Hadesten taharet üç şekilde olur: Büyük hadesten taharet ki, bu gusül yoluy­la olur. Küçük hadesten taharet ki, bu da abdest ile olur. Bunlardan herhangi birini gerçekleştirme imkanının olmaması durumunda onun yerine geçecek uy­gulama ki bu da teyemmümdür.

 

Sularla Îlgîli Hükümler

 

Yüce Allah, Kur"an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi ve gökten tertemiz bir su indirdik."[231]

Yine şöyle buyuruyor:

"Allah kendi katından bir güven olarak sizi hafif bir uyku buruyordu ve sizi de temizlemek, üzerinizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sabit kılmak için üzerinize gökten su indiriyor­du."[232]

Sular konusundan söz edilmesi, taharetin temel konusundan söz edilmesi demektir. Çünkü su, taharetin temel maddesidir. Su hakkında esas hüküm, o-nun temiz ve temizleyici olduğudur. Ancak bazı dış etkenler, onun temiz kal­makla birlikte temizleyicilik özelliğini kaybetmesine sebep olabilir. Bu durum­da Hanefilere göre habesi (pisliği) giderdiği halde, hadesi gidermez. Yine ba­zı dış etkenler, suyu tamamen pis yapar ki, bu durumda ne habesi (pisliği) ne de hadesi giderir. Bu nitelikteki bir su, dokunduğu şeyi pis yapar.

İlim adamlarının ortak görüşlerine göre suyun pis olması şu üç Özelliğin­den birinin değişmesi ile gerçekleşir: Renginin, tadının ve kokusunun.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Temiz olduğu halde temizleyici olmayan su, Allah rızasını kazanma yolunda kullanılmış olan sudur. Mesela abdest suyu bir yerde toplanırsa, o su temizdir ancak temizleyici değildir. Gökten inen ve yerden çıkan sulann tümü, yaratılıştaki özelliklerini koruduğu, içerisine temiz toprak veya tuz yahut su bitkileri gibi suyun temizliğine zarar vermeyen maddeler dışında bir şey karışmadığı ve kullanılmış (müste'mel) hale gelmediği sürece, hem temiz ve hem de temizleyicidir."

Fıkıhçılar suyu değiştiren maddelerin, suda bir yoğunluk oluşturmamaları durumunda onun temizliğine etki etmeyeceği üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Buna göre uzun süre beklemek, temiz toprak, suyun yüzüne çıkan yeşil bitkiler, gerek beklediği gerekse geçtiği yerlerde suya kansan (katı) madde­ler, çamur ve ağaç yaprağı gibi kendilerinden sakınılması mümkün olmayan maddelerin karışması, madenlerin ve kükürt ün kanşması suyun temizliğini et­kilemez.

 

Deniz Suyunun Temizliği

 

338- İmam Malik, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Bir adam Resulullah (a.s)'ın yanına gelerek:[233] "Ya Resulullah (a.s)! Biz denize açılıyoruz ve yanımızda da az miktarda su bulunuyor. Bununla ab-dest almamız durumunda susuyoruz. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?" diye sordu. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onun (yani denizin) suyu temiz,[234] ölüsü helaldir."

 

339- Bezzar, Musa bin Selime (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:[235]

"Sinan bin Selime bana deniz suyu ve hangi ayda oruç tutacağım hak­kında Abdullah bin Abbas (r.a)'a soru sormamı tavsiye etti. Ben de Abdullah bin Abbas (r.a)'ın yanma gittim ve: "Kardeşim, deniz suyu ile abdest alınıp alınamayacağı hakkında soru sormamı istedi" dedim. "Onlar iki denizdir, hangisinden abdest alsan zaran olmaz" dedi. "Hangi ayda oruç tutayım?" di­ye sordum. "Bid günlerinde" cevabım verdi. Sonra şöyle söyledim: "Biz şu savaşlara katılıyoruz ve payımıza esirler düşüyor. Annem bana bir şey söyle­mediği halde annemin yerine esir azad edebilir miyim?" O da: "Annenin ye­rine azad et" dedi."

 

Suların Türleri

 

Temiz ve temizleyici su: Bu su fıkıh dilinde tahur olarak adlandırılır. Kendi zatında mutlak anlamda temiz, başkası için de temizleyicidir. Gökten inen veya yerden çıkan ve yaratılıştaki halini muhafaza eden, herhangi bir pislikle üç Özelliğinden yani renk, tat ve kokusundan biri değişmemiş olan su­lar bu niteliktedir. Yine toprak gibi suyun temizliğine zarar vermeyen madde­lerin kanşması sebebiyle söz konusu üç özelliğinden birini kaybeden sular da temiz ve temizleyici niteliktedir. Tatlı olsun tuzlu olsun vadi sulan, kaynak sulan, göze suları, kuyu sulan, ırmak sulan, deniz suyu, kar ve buz suyu bu guruba girer.

Temiz olmakla birlikte temizleyici olmayan sular Hanefilere göre habesi (pisliği) giderdiği halde hadesi gidermez. Kullanılmış su, bitkilerden elde edi­len sular ve gül suyu böyledir.

Pis su: İçerisine, bağışlanan miktardan fazla pislik kansan sulardır. Bu sularla ilgili hükümler konusunda, suyun azlığına, çokluğuna ve kansan pisli­ğin niteliğine göre mezhepler arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Hanefiler buna, temiz olmakla birlikte kullanılması tenzihen mekruh olan su türünü ilave etmektedirler. İçerisinden kedi ve benzeri hayvanlann içmiş olduğu sular böyledir. Bir de temizliğinden şüphe edilen sular vardır ki, bunlar da içerisinden eşek ve katır gibi hayvanların içmiş olduğu [236]sulardır. (1)

 

340- Ebu Davud, Ebu Said el-Hudri (r.a)'dan rivayet etmiştir:[237]

"Ya Resulullah (a.s)! Senin için Bu da'a kuyusundan su çekiliyor. Orası ise köpeklerin leşlerinin, hayızlı kadınların çaputlarının ve insanların artık­larının atıldığı bir kuyudur" denildi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Su temizdir, onu bir şey pis etmez."

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"(Resulullah (a.s)'a) "Ya Resulullah (a.)! Buda'a kuyusundan abdest ala­bilir miyiz? Oraya kadınların bezleri, köpeklerin leşleri ve kokmuş şeyler a-tılmaktadır" denildi. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Su temizdir, onu bir şey pis etmez."[238]

Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir ve şöyle söylemiştir:

"Kuteybe bin Sa'd'ın şöyle söylediğini duydum: "Buda'a kuyusunun so­rumlusuna bu kuyunun derinliğini sordum. "İçerisinde en çok su biriktiği zaman göbek hizasına kadar çıkar" dedi. "Peki azaldığı zaman ne kadar olu­yor?" dedim. "Haya yerlerinin hizasından daha aşağıda kalıyor" cevabını verdi."

Ebu Davud şöyle söyledi:

"Ben, Buda'a kuyusunu cübbemle ölçtüm. Onu kuyunun üzerine yayıp sonra zira1 (kol) hesabıyla ölçtüm. Eninin altı zira' (yaklaşık üç metre) oldu­ğunu gördüm. Bana bahçenin kapısını açarak içeri girmemi sağlayan kişiye: "Bu kuyunun yapısı bozulup önceki hali değiştirildi mi?" diye sordum. "Ha­yır" dedi. Kuyunun İçinde de rengi değişmiş bir su gördüm."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Buda'a kuyusu ile ilgili açıklamalar arasında, 'İ'la'u's-Sünen' adlı eserin müellifi uzun bir yorumdan sonra şurüan söylemektedir:

"Ya Resulullah (a.s)! Buda'a kuyusundan abdest alabilir miyiz? Oraya kadınların bezleri, köpeklerin leşleri ve kokmuş şeyler atılmaktadır" soru­sunun anlamı şudur:

"Söylenilenler, kuyuya atılmakta idî. Ancak soruyu soran kişi manzarayı tasvir etmek, mübalağa yapmak ve kuyuyu sevimsiz, çirkin göstermek için geçmiş zamanın hikaye sigasını şimdiki zaman, sigası ile ifade etmiştir. Bu ifade şu söze benzemektedir: "Dün gece o kadar yürüdüm ki, neredeyse şu beldeye girecektim."

Cami, 'Kifaye Şerhi'nde öyle açıklamada bulunmaktadır: "Bu ifade ise gerçekten güzel bir yönlendirmedir, Beyhakİ'nin Ma'rife'de isnadı ile rivayet ettiğine göre İmam Şafii şöyle söylemiştir:

"Buda'a kuyusu suyu çok olan geniş bir kuyuydu. İçerisine rengini ve tadını değiştirmeyecek ve kokusu içinde bilinmeyecek bir takım pislikler atılmaktaydı."[239]

Böyle bir şey ancak ebatları onar ziradan (beşer metreden) daha fazla olan bir kuyu için düşünülebilir. Çünkü büyük havuzlara da pişik atılması üe (suyunun) hemen değiştiği görülmektedir. Buna göre Buda'a kuyusunun içerisine atılan köpek leşleri, kadın bezleri ve çürümüş maddelerin atılması ile suyunun değişmeyeceğinden emin olunabilmesi için belirtilen ebatlarda-ki havuzlardan daha büyük olması gerekir.

Abdurrezzak'ın Musannaf ında Ebu Sa'id el-Hudri (r.a)'den rivayet et­miş olduğu hadisi söz konusu kuyusudan "derin kuyu" olarak söz edilmesi de bu düşünceyi desteklemektedir. Söz konusu rivayette şöyle denilmekte­dir:

"Resulullah (a.s), içerisine köpek leşleri ve cifeler atılan derin bir kuyu­dan abdest aldı. Bu husus kendisine hatırlatıldı. O da şöyle buyurdu: "Suyu hiç bir şey pis ermez."

Kenzu'1-Umal (5/140)'da da böyle bir rivayet vardır. Bu rivayetin delil olarak alınmasının sağlıklı olmaması da ihtimal dahilindedir. Şafii fıkhına bağlı biri açısından Buda'a kuyusu ile ilgili hadis esastan sahih değildir.

Buda'a kuyusu ile ilgili hadis hakkında geniş açıklama yapmaya bizi zor­layan durum, bu hadisin mutlak mahiyette zahiri anlamına göre ele alınmasının mümkün olmamasıdır. Bu durum ancak söz konusu kuyunun çok büyük olması veya içerisinde bol miktarda su bulunması hali için söz konu­su olabilir. Resulullah (a.s)'m, temizliğe oldukça önem vermesine, her za­man güzel kokuyu tercih etmesine, suyun içine burun silmekten, durgun suya işemekten (bevletmekten) nehyetmesine rağmen, belirtilen özellikteki bir kuyudan abdest almış olabileceği düşünülemez. Bu durum gösteriyor ki, söz konusu kuyunun içerisine belirtilen pişiklerin atılması, cahiliye döne­minde oluyordu. Daha sonra Resulullah (a.s), içerisinden çok miktarda su alınmasının ardından o pisliklerden bir eser kalmadığını açıklamıştır." (1)

Sonra, fıkihçılann sularla ilgili hükümler, onların temizliği ve sulan nelerin pis edeceği konusundaki hükümlerden neler üzerinde görüş birliğine vardıkla­rı konusunda, İbnu'l-Munzir şu açıklamalarda bulunmuştur:

"Miktarı az olsun çok olsun suyun içerisine pisliğin düşerek renk, tat ve kokusundan birini değiştirmesi durumunda, onun pis olacağı ve bu deği­şiklik devam ettiği sürece pis sayılacağı üzerinde bütün ilim sahipleri görüş birliğine varmışlardır. Buda'a kuyusunda meydana geldiği bildirilen deği­şikliğin pislikten kaynaklanan bir değişiklik olmaması gerekir. Aksi taktirde ondan abdest alınması caiz olmazdı. Ancak eğer suyun içerisine pislik düşer de renk, tat ve kokusundan birini değiştirmezse, o zaman ilim adamlarına göre o suyun akarsu veya miktarca çok olup olmadığına bakılır.

Malikilere göre bir abdest veya gusle yetecek miktarda olursa çok, bun­dan azı ise az sayılır. Bu itibarla onlara göre bu şekilde az miktarda kabul edi­len suyun içerisine bir damla gibi az bir pislik düşer de söz konusu üç özelli­ğinden herhangi birini değiştirmezse, o suyun kullanılması mekruhtur. An­cak daha fazla miktardaki sular için bir kerahet yoktur.

Şafiilere ve Hanbelilere göre ise iki kulleden daha az miktardaki su az sayılır. Dolayısıyla bu miktardaki bir suyun içerisine herhangi bir pislik düş­tüğünde üç özelliğinden birini değiştirmezse de pis olur.

Hanefilere göre ise ebatları onar zira'dan (beşer metreder) az olan bir su birikintisinin içerisine bir damla dahi pislik düşse o suyu pis eder. Yüzey ebatlan onar zira olan bir su yığınının içine pisliğin düşmesi durumunda onu etkilememesi için derinliğinin de içerisinden su alınırken dibi görün-meyecek miktarda olması gerekir. Eninin on zira olmayıp da derinliğinin fazla olması sebebiyle onar zira ebatlarındaki bir havuzu doldurabilecek ka­dar çok olan suyun da çok su sayılıp sayılmayacağı konusunda değişik görüş­ler ileri sürülmüştür. Bazıları bu miktardaki suyun çok su sayılacağını söyle­mişlerdir. Bu durumda Buda'a kuyusu bu şartı taşımaktadır. Dolayısıyla bu kuyunun suyu, çok su kabul edilebilir. İçine atılan pislikler renk, tat veya kokusundan birini değiştirmedikçe ona etki etmez.

Zira', bugünkü ölçülerle altmış santimetre veya altmış santimetreden bi­raz fazladır. Bir külle ise 270 litre olarak kabul edilmektedir.

Hanefilerin çok suyun miktarı konusunda esas aldıkları, ebatlarının o-nar zirayı bulması şartına had isçilerden bazıları itiraz etmişlerdir. Beğavi, Şerhu's-Sunne (2/59)'de şöyle söylemiştir:

"Ashabı re'yden (içtihada ağırlık verenlerden) bazıları pislikten etkilen­meyecek çok suyun miktarının onar zira ebatlarında olmasını şart koşmuş­lardır. Ancak bu görüşün herhangi bir şer'i dayanağı yoktur.

Bazıları ise bir tarafının dalgalandırılması durumunda diğer tarafı etki­lenmeyecek kadar derin ve geniş kuyuların sularının ancak çok su kabul e-dilebileceğini söylemişlerdir. Bu ise oldukça bilgisizce verilmiş bir fetvadır. Çünkü suyu hareket ettirecek kuvvetin güçlülüğüne ve zayıflığına göre su­yun ondan etkilenme ve dalgalanma oranı da değişecektir."

Durum Şeyh Beğavi'nin söylediği gibi değildir. Hanefiler herhangi bir şeye dayanmadan öyle ilk bakışta çok suyun miktarının onar zira ebatlarında olma­sı yahut bir tarafının hareket ettirilmesi halinde diğer tarafı etkilenmeyecek kadar miktarda olması gerektiğini söylemiş değillerdir.

Rivayetin zahirinden anlaşıldığına göre suyun miktarı konusunda, ondan yararlanacak kişinin görüşüne bakılır. Çok suyun alt sınırı konusunda ondan yararlanacak kişinin görüş ve kestirişine (içtihadına) göre bir kısmı diğer kıs­mına karışacak kadar olup olmadığına bakılır. Yani bir yerde birikmiş haldeki suyun içine pislik düştüğünde, bu pislikten etkilenen su, birikmiş haldeki su­yun her tarafına yayılır mı yayılmaz mı ona bakılır. Bu konuda görüş sahibi olana karşı da tartışmaya girilmez. İmam Muhammed önce bunun yani çok suyun ebatlarının onar zira olması gerektiğini söylüyordu sonra Ebu Hanife1-nin görüşüne dönmüş ve: "Bu konuda belli bir ölçü vermiyorum. Rivayetin zahirine göre hareket edilmesi daha uygundur" demiştir.

Ancak fikıhçılar, vesveseyi önlemek ve insanlara kolaylık sağlamak ama­cıyla çok suyun ebatlarının onar zira olması gerektiğini söylemişlerdir. Bu öl­çek herhangi bir dayanağa dayanmasa da insanlar için bir kolaylıktır. Sonra bu miktar İ'la'u's-Sunen müellifinin biraz sonra vereceğimiz açıklamalarının in­celenmesi esnasında da belirteceğimiz üzere, iki külle miktarına denk gel­mektedir. Kişilerin suyu hareket ettirme güçlerinin birbirinden farklı olması konusuna gelince, bu konuda her şahsın kuvvetine itibar edilir. Çünkü belirtti­ğimiz üzere esas olan, o sudan yararlanacak kişinin tesbit ve görüşüdür. Do­layısıyla Hanefilerin bu konudaki görüşlerine itiraz edilemez. Onların görüş­leri de, Allah kendisine rahmet eylesin Beğavi'nin ileri sürdüğü gibi bilgisizce ortaya atılmış görüşler değildir. [240]

 

Az Ve Çok Suyun Sınırları

 

341- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[241]

"Resulullah (a.s)'a, çölün ortasında bulunan ve değişik hayvanlann ve canavarların içerisine uğradığı suyun durumu hakkında soru sorulduğunda O'nun şöyle buyurduğunu duydum:

"Eğer su iki külle olursa pislik taşımaz."

Ebu Davud'un nakletmiş olduğu bir başka rivayette de şöyle buyurduğu bildirilmektedir:[242]

"(Belirtilen miktarda olursa) o zaman pis olmaz."

 

Bir Açıklama

 

Hattabi şöyle söylemiştir:

"Yukarıdaki hadisi şerifte "canavarların içerisine uğradığı" ifadesi geç­mesi sebebiyle, canavarların ağız artıklarını pis kabul edenler, bu hadisi şe­rifi, bu görüşleri için delil olarak göstermişlerdir. Çünkü sözü edilen sular­dan canavarların içmesi, o suların pislenmesine sebep olmasaydı böyle bir soru sorulmasına ve Resulullah (a.s)'ın da söz konusu suların iki külle miktarını aşması durumunda, onların pisliklerinden etkilenmeyeceğini be­lirtmesine gerek olmazdı.

Resulullah (a.s)'ın "pislik taşır" sözünün anlamı hakkında da şöyle söylenmiştir: Şayet su iki külle miktarını bulursa, onun içerisinde pislik bulun­ması ihtimali olmaz. Çünkü daha azı içerisine pislik düşmesi ile pis olur. Bu itibarla Resulullah (a.s) birinci ifadesiyle içerisine pislik düşmekle pis ol­mayacak suların miktarının en alt sınırını vermiş olmakta; ikinci ifadesiyle de içerisine pislik düştüğü zaman pis olacak suların miktarının en üst sı­nırını vermiş olmaktadır. Buradan anlaşıldığına göre içerisine pislik düştü­ğünde pis olmayacak sular iki külle ve daha fazla miktarda olanlardır. Böyle bir durumda pis olacak sular ise kulleden daha az olanlardır. Buna göre iki külle suyun içine düşen bir pislik iki parçaya ayrılır, yani parçalanır ve su üzerindeki etkisi azalır. Su iki kulleyi aştığında da pislik taşıyabilir. Bu ko­nuda mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte durum böyledir.

Mezheplerden bazıları suyun (azlığı İle çokluğu arasındaki) sınırını iki külle olarak belirlemişlerdir. İmam Şafii'nin görüşü bu yöndedir. O, bu ko­nudaki açıklamalarında, miktarı iki kulleyi bulan suyun içerisine bir pisli­ğin düşmesi halinde, bu pisliğin, o suyun renk, tat veya kokusundan birini değiştirmemesi durumunda o suyun pis olmayacağını belirtmek istemiştir. Bir başka yoruma göre ise onun görüşü bu yönde değildir."

Şafîiler ve Hanbeliler bu hadisi şerifi esas almışlardır. Hanefiler ve Mali-kiler ise bu hadisi şerifi esas almamışlardır. Çünkü kullenin kesin miktarının bilinmemesi ve hadisin rivayetine çeşitli itirazlarda bulunulmasından dolayı bu hadisin hükmünü geçersiz saymışlardır. Bu hadisi şerifi fetvalarına esas alanların bu itirazlara cevaplan ise şöyle olmuştur;

İki külle, çağımızın Ölçeklerine göre bir bermile denk gelmektedir. Yukarı­daki hadisi şerif ise fıkıhçılann artık sular (es'âr) adını verdikleri sular konu­sunda temel bir Ölçü ortaya koymaktadır. Bir canlının içmesinden sonra bir kapta veya havuzda kalan sudur. İlim adamları Müslümanların artıklannın ve etleri yenen ev hayvanlarından artan suların temiz olduğuna hükmetmişlerdir. Eğer artan suyun miktarı az olursa, Hanefi'lere göre onun hükmü, ondan içen canlının ağız köpüğü hakkındaki hükümle bağlantılıdır. Eğer o canlının ağız köpüğü pis olursa ondan artan az su da pis kabul edilir. Ama onun ağız köpü­ğü temiz olursa artık miktarca az da olsa pis olmaz.

İki külle konusunda şu etraflı incelemeyi burada veriyoruz: Î'la'u's-Sünen müellifi şöyle demektedir:

"İleride geleceği üzere iki külle ile ilgili hadisi şerifin mahiyeti tam ola­rak anlaşılabilmiş değildir. Bundan dolayı söylediklerine göre bu hadisi şeriften hüküm çıkarılması sağlıklı bir şey olmaz. Söz konusu hadisi şerifi İmam Şafi'i, Ahmed bin Hanbel, Kütübi Erba'a (Kütübi Sitte'nin Buhari ve Müslim dışında kalanları), İbni Huzeyme, İbni Hibban, Hakim, Darekutni ve Beyhaki rivayet etmiştir. Hadis, Abdullah bin Abdulah bin Ömer (r.a) bin Hattab (r.a)'m babasından rivayeti tankıyla nakledilmiştir. Söz konusu hadi­si şerifin Ebu Davud'un Sünen'inde yer alan metni şöyledir:

"Resulullah (a.s)'a hayvanların ve canavarların uğradıkları suyun ma­hiyeti hakkında soru soruldu. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Eğer suyun miktarı iki kulleyi bulursa pislik taşımaz."

Hakim'in rivayet etmiş olduğu metne göre de Resulullah (a.s) şöyle bu­yurmuştur:

"Su, eğer iki külle miktarını bulursa onu hiç bir şey pis etmez."

Ebu Davud ve îbni Mace'nin nakletmiş oldukları bir rivayete göre de Re­sulullah (a.s): "Artık o pis olmaz" diye buyurmuştur.

Hakim şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi şerif Buhari ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir. Onlar bu hadisi şerifin bütün ravilerinin rivayetlerini almışlardır."

İbni Mende de şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi şerifin isnadı Müslim'in şartına göredir."

İbni Abdilberr, Temhid'de şöyle söylemiştir:

"İmam Şafii'nin iki külle hadisine dayanarak ortaya atmış olduğu görüş muhakeme (nazarı) yönünden zayıftır, rivayet yönünden de sabit değildir. Çünkü bu hadis hakkında ilim adamlarından kalabalık bir gurup çeşitli iti­razlarda bulunmuşlardır. Ayrıca kullenin miktarını tam ve açık olarak bildi­ren bir rivayete rastlanılmadığı gibi bu konuda İlim adamları arasında görüş birliği de yoktur."

İstizkar'da da müellif şöyle söylemiştir:

"Bu hadîs, illetlidir (yani sağlam değildir.) İsmail el Kadı bunu kabul et­memiş ve hakkında çeşitli itirazlarda bulunmuştur."

Tahavi de şöyle söylemiştir:

"Bu hadîse dayanarak herhangi bir şey söylemeyiz çünkü kullenin mik­tarı kesin bir şekilde bilinmemektedir."

İbni Dakik, el-Iyd'de şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi bazıları sahih olarak görmüşlerdir. Fıkıhçilann metodlanna göre de sahihtir. Çünkü her ne kadar hadisin isnadı hakkında bazı itirazlar bulunsa ve rivayetleri arasında bir takım farklılıklar olsa da bütün bu itiraz­lara ve yorumlara hadisin sahih olduğu yolunda cevap verilebilir. Çünkü ri­vayetlerin arasını birleştirmek mümkündür. Ancak ben bu hadisi esas almadım. Çünkü kullenin miktarının belirlenmesi konusunda şer'i bir daya­nak sayabileceğimiz müstakil bir rivayete rastayabilmiş değiliz."

Müellif burada bir bakıma İbni Adiyy'in Abdullah bin Ömer (r.a) tankıyla rivayet ettiği hadisi şerife işaret etmektdir. Söz konusu hadiste Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğu bildirilmektedir:

"Eğer su, Hacer'in kulleleri ile iki kulleye ulaşırsa, artık onu hiç bir şey pis etmez."

Bu hadisin ravileri arasında Muğire bin Saklab'm adı geçmektedir. Bu kişi ise rivayet ettikleri hadisler kabul edilmeyen birisidir. Nufeyli onun hakkında şöyle söylemiştir:

"Bu kişi hadis konusunda güvenilmeyen birisidir." Talhisu'l-Hubeyr'de şöyle denilmektedir:

"Ancak Ebu Ubeyd'in Kitabu't-Tuhur'da söylediğini göre, İmam Şafii­'nin adamları Arapların şiirlerinde bundan sıkça söz etmesi sebebiyle, külle ile kasedilenin Hecer'in kullesi olduğu ihtimalini kuvvetli görmüşlerdir." Yine aynı kitapta şöyle denilmektedir: "Hattabi şöyle söylemiştir: "Hacer kul­lesi çok sık kullanılan ve miktarı belli olan bir ölçektir. Külle ibaresi ise de-ğişik ölçekler hakkında kullanılan ortak bir ibaredir. Bu kelimenin birbirin­den farklı kaplar hakkında kullanıldığını düşündüğümüzde, külle denilir­ken büyük ölçeklerin mi yoksa küçük ölçeklerin mi kastedildiği konusunda tereddüd ortaya çıkar. Ancak şeriatta sayı ile belirtilen bir ölçek olarak kul­lanılması, külle İle büyük ölçeklerin kastedildiğine bir delil teşkil eder. Bu şekilde sayı verilmesi en büyük kulleye işaret edildiğini gösterir. Çünkü bu büyük kullenin iki küçük kullenin yerini tutması söz konusu iken, küçük kullenin "iki külle" diye bir sınır olarak verilmesi anlamsız olur."

Fethu'1-Bari (l/300)'de de şöyle denilmektedir:

"Hicaz ahalisinin örfüne göre külle kelimesi, büyük kulleye delalet e-der."

Tabi'ul-Asar (sh. 68)'de de şöyle denilmektedir:

"İki külle konusu ile ilgili olarak rivayet edilen hadislerin taşıdığı hü­kümler, havuzlar gibi yeryüzüne yayılmış sular için esas alınmaktadır. Bu konudaki hadis de belirtilen nitelikteki su birikintileri hakkında sorulan so­ruya cevap olarak söylenmiştir. İki külle miktarım bulan yayılmış haldeki sulann derinliklerinin de içerisinden su alınırken dibine ulaşılamayacak miktarda olması gerekir. Genişliğinin ise bir tarafının hareket ettirilmesi du­rumunda diğer tarafı hareket etmeyecek kadar olması icab eder. Bu mezhebe göre -yani Hanefi mezhebine göre- çok suyun miktarı konusundaki alt sınır budur. İlim adamları halka kesin bir ölçek vermek amacıyla çok suyun ebatlannı onar zira olarak belirlemişlerdir. Bunlar, çağındaki ilim adamlarının efendisi olan hadisçi Mevlana Raşid Ahmed Kenkuhi'nîn açıklamaların-dandır. Biz kendimiz de hasabım yaptık böyle olduğunu gördük. (Yani veri­len ölçülerin kaynaklarda bildirilen sınırlara uygun olduğunu gördük.) Genişliğin bu şekilde belirlenmesinin sebebi, böyle bir suya düşen pisliğin, suyun içinde dağılıp kaybolması ve her tarafını etkilememesidir. Dolayısıyla pisliğin etkisi abdest alırken su alınan bölgeye ulaşmaz. Ama genişlik az olursa, pisliğin, suyun her tarafında daha çok etki göstermesi mümkündür. Buna göre düşünmek gerekmektedir."

İ'la'u's-Sünen müellifi "Köpek birinizin kabına dilini sokarsa o kabın için-dekini döksün ve sonra kabı yedi kere yıkasın" hadisi ile ilgili olarak da şu açıklamayı yapmıştır:

"Bu, Resulullah (a.s)'ın, suyun içerisine köpeğin dilini sokmasıyla pis olacağına hükmettiğini ve onun tamamen dökülmesini emrettiğini göster­mektedir. Çünkü o (su) değiştirilemez. Buradan, az suyun içerisine pislik düşmesiyle kullanılmaz hale geleceği (fasid olacağı) kesin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kap kelimesi ise büyük kaplan da küçük kapları da içine alan genel bir kelimedir. İbrikler de kap diye adlandırılan eşyaların içine girer. İki külle hadisi ise gerek metni ve gerekse isnadı konusundaki tereddütler do­layısıyla kesin bir hüküm ortaya koymamaktadır. Allame Nimevi, Asaru's-Sunen adlı kitabının 1. cildinin 4-6. sahifelerinde bu konu üzerinde etraflı bir şekilde durmuştur, isteyen oraya başvurabilir. Bu konuda Zehebi'nin 'Mizan' adlı kitabında yapmış olduğu açıklamalar yeterlidir. O, adı geçen ki­tabında, Hatib el-Bağdadi'nin, Hasan bin Muhammed bin Yahya el-AIe-vi'nin senedini vererek Hz. Cabir (r.a)'den merfu olarak rivayet ettiği hadis­le ilgili açıklamalarını verdikten sonra bu konunun üzerinde durmaktadır. Söz konusu rivayette şöyle denilmektedir:

"AH insanların en hayırhsıdır. Kim bunu kabul etmezse kâfir olmuş­tur." Hatib bu hadisle ilgili olarak şöyle diyor: Bu hadis münkerdir. [243] Bu hadisi Alevi'nin zikrettiği senediyle rivayetinden başka rivayet eden olma­mıştır. Alevi'nin senedi ise sabit (sağlam) bir senet değildir".

Hafız Ibni Hacer Askalani iki külle konusu ile ilgili hadisin benzeri için de "senedi sabit (sağlam) değildir" demektedir. "Dayı varistir" rivayeti hak­kında da aynı şeyi söylemektedir. Yanlış olduğu açık olan bu gibi rivayet hakkında yanılgıya düşmekten Allah'a sığınırız." (1/242) Zehebi'nin, Ha-tib'e cevap verirken iki külle ile ilgili hadisin sabit (sağlam) olmadığına dikkat çektiğini belirtmek istemektedir.

Söz konusu rivayet eğer senet itibariyle sabit (sağlam) kabul edilirse, o zaman yer üzerinde yayılmış sulara hamledilir. Yani bu gibi sular hakkında bir hüküm ifade eder. Tirmizi'nin Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayetle verdiği hadisin metni de bunu ortaya koymaktadır. Söz konusu rivayete gö­re Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'a, çölün ortasında bulunan ve değişik hayvanların ve canavarların içerisine uğradığı suyun durumu hakkında soru sorulduğunda O'nun şöyle buyurduğunu duydum:

"Eğer su iki külle olursa pislik taşımaz."[244]

Çöllerde bulunan suların yerin üzerinde yayılmış bir halde bulunacağı ga­yet açıktır. İki külle su ise bu şekilde yayıldığında enine ve boyuna onar zira ebadındakd bir alanı kaplar.

Tabi'u'l-Asar'da müellif, muhaddis Şeyh Kenkuhi'den rivayetle bunu ifade etmiştir. Eğer: "Çöllerde bulunan suların genellikle yeryüzüne yayılmış bir halde bulunduklarım kabul edelim. Ancak bu şekilde yayılmamış halde o-lanlarının bulunması da mümkündür. Hadisin metni ise genel bir anlam taşımaktadır. Durum böyleyken neye dayanılarak hadisin hükmü özelleş­tiriliyor?" diye bir soru akla gelirse, deriz ki: Bu hadisin hükmünün Özelleşti­rilmesinin dayanağı ileride geleceği üzere bir kuyunun içine düşen pisliğin o kuyunun suyunu değiştirmese de pis edeceğini gösteren delillerdir. Kuyu su­lan ise genellikle iki kulleden fazla olur. Özellikle Zemzem kuyusu, suyu ke­silmeyen bir kuyudur. Buradan anlaşılıyor ki, iki külle hadisi kuyular ve ben­zeri su birikintileri hakkında söylenmiş değildir. Bilakis bu hadis, bazı ibare­lerin de gösterdiği üzere yer üzerinde yayılmış haldeki su birikintileri hakkın­da söylenmiştir.

Zemzem kuyusuna düşen zenci ile ilgili hadis hakkında da şu açıklama yapılmıştır.

Zemzem suyunun iki kulleden bir hayli çok olduğu ortadadır. Dolayısıyla suyun içerisinde bir kişinin ölmesi ile değişebileceği düşünülemez. Buna rağ­men Abdullah bin Abbas (r.a), suyunun tamamen boşaltılmasını istemiştir. Abdullah bin Abbas (r.a) bunu, o suyun boşaltılmasının mendub olduğu dü­şüncesiyle değil, vacib (gerekli) olduğu kanaati ile istemiştir. Hatta bu esna­da, Rükn tarafından gelen kaynağının da ağaç parçalarıyla ve çaputlarla tıkan­masını istemiştir. Mendub bir şeyin yapılması için bu kadar çok şeye ihtiyaç duyulması din konusunda gereksiz bir hassasiyet olur ki, sahabiler bundan uzaktırlar. Anlatılan uygulama ise sahabilerin gözleri önünde gerçekleştirillannı onar zira olarak belirlemişlerdir. Bunlar, çağındaki ilim adamlarının efendisi olan had isçi Mevlana Raşid Ahmed Kenkuhi'nin açıklamaların-dandır. Biz kendimiz de hasabım yaptık böyle olduğunu gördük. (Yani veri­len ölçülerin kaynaklarda bildirilen sınırlara uygun olduğunu gördük.) Genişliğin bu şekilde belirlenmesinin sebebi, böyle bir suya düşen pisliğin, suyun içinde dağılıp kaybolması ve her tarafım etkilememesidir. Dolayısıyla pisliğin etkisi abdest alırken su alınan bölgeye ulaşmaz. Ama genişlik az olursa, kat

misti. Onların bu uygulama karşısındaki tutumları bir bakıma, bir kuyuya pis­liğin düşmesiyle suyu değişmese de kuyunun tamamen pis olacağı konusun­da aralarında bir görüş birliği olduğu anlamı taşıyordu. Bu ise bizim mezhebi­mizin mensuplarının görüşüdür. Beyhaki, İbni Şirin'in bu rivayaetini illetli (za­yıf) görmekte ve bu konuda Ma'rife'de şöyle söylemektedir;

"Bunu İbni Şirin Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rnürsel olarak rivayet et­miştir.[245]

Zeyla'i de ondan rivayetle şöyle bir ilavede bulunmaktadır:

"Kendisi onu görmüş ve ondan hadis duymuş değildir. Bu ancak ona başka biri tankıyla ulaşmış bir rivayettir." (Yani burada ibni Şirin'in Abdul­lah bin Abbas (r.a)'ı görmediğine ve ondan hadis duymadığına, dolayısıyla naklettiği rivayetin senedinin muttasıl olmadığına dikkat çekilmektedir." (Çeviren)

Allame Nevevi. Ta'liku'l-Hasen'de bu iddiaya şöyle cevap vermektedir:

"Rivayet sahihtir. İsnadı da muttasıldır. Bu rivayetin mürsel olduğu id­diaları ise doğru değildir. Çünkü İbni Şirin, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın ve­fatı sırasında otuzbeş veya buna yakın yaşlarda bir gençti. Şu halde ondan hadis duymuş olmasına engel ne olabilir? Bunun yanısıra Hafız Zehebİ, Ta-bakat'ta onun hayatından söz ederken onun, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan hadis almış olduğunu açık şekilde ifade etmiştir. Orada şöyle söylemiştir:

"Muhammed bin Sirİn, İmran bin Husayn (r.a)'den, Abdullah bin Ab­bas (r.a)'tan, Abdullah bin Ömer (r.a)'den ve bunların dışında bazılarından (yani daha başka sahabilerden) hadis duymuştur."

Bu rivayetin mürsel olduğu iddiası ise doğru olsa bile, bizim için bir zaran olmaz. Çünkü bazı ilim adamlarına göre İbni Sirin'in mürsel rivayetleri, İbnu'l-Müseyyib'in mürselleri gibi sahihtir.

Cevheru'n-Nakiyy (l/343)'de şöyle denilmektedir:

"Ebu Ömer'in 'Evailu't-Temhid'de bildirdiğine göre sadece güvenilir ki­şilerden rivayette bulundukları bilinen kimselerin, müdelles ve mürsel ri­vayetleri makbuldür. Buna göre onların nazarlarında Said bin el-Museyyib, Muhammed bin Şirin ve İbrahim en-Neha'i'nin mürselleri sahihtir."[246]

Bazılarının, Hanefi mezhebinin hadise muhalif hareket ettiği yolundaki şüphelerini gidermek amacıyla bu konu üzerinde biraz uzunca durduk.

 

Artık Ve Kuyular İle İlgili Hükümler

 

342- İmam Malik, Yahya bin Abdurrahman (r.a)'dan rivayet etmiştir:[247]

"Hz. Ömer (r.a), aralarında Amr bin el-As (r.a)'ın da bulunduğu bir sü­vari gurubu ile birlikte çıktı. Bir havuzun başına vardıklarında Amr (r.a): "Ey havuz sahibi! Senin havuzuna vahşi hayvanlar geliyor mu?" diye sor­du. Hz. Ömer (r.a) de: "Ey havuz sahibi! Bunu bize bildirme, biz vahşi hay­vanların bulundukları yerlere gidiyoruz, onlar da bizim yerlerimize geliyor­lar" dedi."

 

Bir Açıklama

 

Malikiler; "Hayvanların, canavarların, hatta köpeğin ve domuzun bile artığı temizdir" demişlerdir. Onların mezheplerine göre suyun rengini, tadını veya kokusunu değiştirmeyen bir şey onu pis etmez. Yukarıdaki rivayet, on­ların görüşleri için bir delil sayılabilir. Ancak bu rivayetin değişik açılardan ele alınması mümkündür. Hz. Ömer (r.a), insanların gördükleri şeylerden asıl mahiyeti üzerinde ihtilaf bulunan bir şey hakkında soru sorulmasını uygun görmüyor olabilirdi. Su hakkında esas olan hüküm, onun temiz olduğudur. Bu itibarla onun içinde pislik tadı veya rengi yahut kokusu görülmediğinde insa­nın onun hakkında soru sorması uygun olmayabilir. Bunun yanısıra yukarıdaki rivayette söz konusu olan havuzdaki suyun miktan iki külle veya daha fazla olduğundan dolayı suyun özelliklerini değiştirmeyen bir pisliğin onu etkileme­yeceğinin düşünülmüş olması da mümkündür.

 

343- Ahmed bin Hanbel, İbni Ebi Katade (r.a)ınin hanımı olan Kebşe bintu Ka'b bin Malik (r.a)'den rivayet etmiştir:[248]

"Ebu Katade kendisinin yanına girdi. O da ona abdest suyu koydu. O sırada bir kedi gelip su kabından içmek istedi. Ebu Katade de, kedinin su iç­mesi için kabı önüne koydu. Kebşe dedi ki: "O sırada (Ebu Katade) benim kendisine doğru baktığımı gördü ve: "Hayret mî ediyorsun, ey kardeşimin kızı?" dedi. Ben: "Evet" dedim. O da şöyle söyledi: "Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"O (yani kedi) pis değildir. O sizin etrafınızda dönenlerdendir."

 

Bir Açıklama

 

Beğavi, Şerhu's-Sunne'de şöyle söylemiştir:

"Hz.Aişe (r.a)'nin de kedi hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ben Resulullah (a.s)'ın onun artığı olan su ile abdest aldığını gördüm."

İlim sahiplerinin genelinin görüşlerine göre kedinin artığı temizdir. Resu­lullah (a.s)'ın: "O sizin etrafında dönenlerdendir" sözü ise, iki şekilde yo­rumlanabilir.

Birincisi: Resulullah (a.s) bu sözü ile kediyi, hizmet için sahiplerinin etra-finda dönen, onlann emirleriyle hareket eden hizmetçilere, köle ve cariyelere benzetmiştir. Bu söz Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesindeki İfadeye benze­mektedir:

"Onlar etrafınızda dolaşırlar, birbirinizin yanma girip çıkarsınız."[249]

Yani sizin etrafınızda dönen köle ve cariyeler ve hizmetçiler. İbrahim şöy­le söylemiştir:

"Kedi evin fertlerinden biri gibidir. Abdullah bin Abbas (r.a)'ın: "O, evin mallarındandır" sözü de bunu ifade etmektedir."

İkincisi: Resulullah (a.s), yukandaki ifadesi ile kediyi ihtiyaç ve dilenmek için insanın etrafında dönenlere benzetmiştir. Bunu söylerken ona kolaylık sağlamanın sevabının, ihtiyaç ve dilenme için insanın etrafında dönenlere yar­dımcı olmanın sevabı gibi olacağını ifade etmek istemiştir.

İlim sahipleri vahşi hayvanların artıkları konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Çoğunluğu köpek ve domuz dışında kalanların artıklarının temiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu ikisinin artığı, çoğunluğun görüşüne göre pistir. Bazı ilim adamları ise kedi dışında kalan bütün vahşi hayvanların artıklarının pis olduğunu ileri sürmüştür. Ashabı re'yin (içtihada ağırlık verenlerin) görüş­leri bu yöndedir.

İmam Malik ve Evzai şöyle söylemiştir:

"Köpek bir kaptan su içer de ondan başka kap bulunmazsa, o kaptan ab­dest alınabilir."

İmam Sevri de şöyle söylemiştir:

"Bu kaptan abdest alınır sonra teyemmüm edilir."

İçtihada ağırlık verenler (ashabı re'y) eşek ve katırın artıklarının şüpheli olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Eğer başka su bulunamazsa, hem bu gi­bi hayvanların artıklarından abdest alınır hem de teyemmüm edilir.

Rebi şöyle söylemiştir:

"İmam Şafii'ye kokmuş bir şeyin üstüne konup sonra uçan ve bir kimse­nin üstüne konan sineğin durumu hakkında soru soruldu. İmam Şafii de söyle söyledi:

"O, uçarken ayaklanndaki pisliğin kuruması ihtimali vardır. Böyle olur­sa bir şey yok. Aksi taktirde bir şey daraldığı zaman genişler."[250]

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

İnsanın ve pislik yemediği sürece eti yenen hayvanların artıkları temizdir. Köpeğm, domuzun ve vahşi hayvanların artıkları ise pistir. Kedinin artığının yanında başka suyun bulunması durumunda, onun artığının kullanılması ise tenâhen mekruhtur. Pençeli kümes hayvanlarının, vahşi kuşların ve yılan gibi eve giren hayvanların artıkları hakkında da, içerisinde herhangi pislik görül­mezse aynı hüküm geçerlidir.

Katırın ve evcil eşeğin artıkları ise şüphelidir. Başka suyun bulunmaması durumunda hem bunlann artıkları ile abdest alınır hem de teyemmüm edilir. Burada abdest ve teyemmümden hangisi istenirse o önce yapılır.

Mal i kiler ise artıklar konusunda oldukça geniş davranmaktadırlar.

Şafiiler ve Hanbeliler de, köpeğin ve domuzun artığının pis olduğunu, eti yenen hayvanların, kedinin, farenin, atların, katırların, eşeklerin ve vahşi hay­vanların artıklarının ise temiz olduğunu söylemişlerdir.

İbni Sirin'den rivayet edildiğine göre bir zenci Zemzem kuyusunun içeri­sine düştü. Yani düştü ve Öldü. Abdullah bin Abbas (r.a), zencinin ölüsünün çıkarılmasını. Zemzem kuyusunun da tamamen boşaltılmasını emretti. Rükn tarafından çıkan kaynak, boşaltma işini zorlaştırdı. Bunun üzerine bu kayna­ğın boşaltma işi tamamlanıncaya kadar çaputlarla ve ağaçlarla kapatılmasını emretti. Boşaltma işi bitince burası açıldı ve üzerlerine su fışkındı. Bunu Da-rekutni rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. [251]

Ata (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Habeşistanlı biri Zemzem kuyusu­nun içerisine düştü ve öldü. Abdullah bin Zubeyr (r.a) kuyunun suyunun çıka­rılmasını emretti. Bu sırada su kesilmedi. Baktı, Haceri Esved tarafından bir kaynak sürekli akıyordu. Bunun üzerine İbni Zubeyr (r.a): "Bu kadarı yeter" dedi. Bunu Tahavi rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. Aynca İbni Ebi Şeybe de rivayet etmiştir. İbni Ebi Şeybe'nin rivayetindeki raviler, Bu han ve Müslim'de isimleri geçen ravilerdir. İbni Humam, Fethu'l-Kadir'de bunun sahih olduğunu söylemiştir. [252]

Yine Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Birinizin kabına bir sinek düşürse, onu içine tamamen batırıp sonra çı­karsın. Onun bir kanadında dert, bir kanadında da şifa vardır."

Fıkhi açıdan akıcı kan taşıyan bütün canlılar sineğe kıyas edilebilir. Böyle bir canlının bir kabın içine düşmesi onu pis etmez. 'Er Resul' adlı kitabımızda bu hadisi şerifle ilgili derli toplu bir takım açıklamlarda bulunmuştuk. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için kitabın 36-40. sahifelerine bakmakta yarar var.

Akıcı kan taşımaması itibariyle sinek gibi sayılan bütün canlılar hakkında sinekle ilgili hüküm geçerlidir. Ancak sinekle ilgili hüküm nass ile sabittir. Diğerleri ise kıyasla geçerlidir.

Buradaki hadisi şerifin neye işaret ettiği açıktır. Resulullah (a.s), bir kaba mutlak mahiyette bir sineğin düşmesiyle, o kabın içinde bulunanın pis olma­yacağına hükmetmiştir. Sinek ölsün veya ölmesin farketmez. (2)

Bir insan bir kuyunun içine düşer de sağ kalırsa, eğer bedeninde herhangi bir pislik bulunmazsa o kuyunun suyu pis olmaz. Aynı şekilde eti yenen bir hayvan bir kuyunun içine düştüğü halde sağ kalır ve hayvanın bedeninde her­hangi bir pislik bulunmazsa kuyunun suyu pis olmaz.

Ancak kuyunun içine domuz düşürse sağ da kalsa, yahut bir köpek düşer ve su köpeğin ağız hizasına kadar ulaşırsa, köpek kuyudan sağ da çıksa için­deki su pis olur.

Hanbeliler şöyle söylemiştir:

"Fare veya kedi yahut bunların benzerleri sıvı bir şeyin veya az miktar­daki bir suyun içine düşer de sağ çıkarlarsa içine düştükleri şey temiz kalır."

Hanefilere göre bir insan, bir kuyunun içinde ölürse o kuyu pis olur. İlim adamlarının çoğunluğu ise bundan dolayı veya içinde akıcı kan taşımayan bir hayvanın ölmesinden dolayı bir kuyunun pis olmayacağını söylemişlerdir.

Bir damla şarap veya sidik damlası gibi az miktarda da olsa bir kuyunun içine bir pisliğin düşmesiyle, içindeki su pis olur. Bu durumda Hanefilere göre kuyunun bütün suyunun boşaltılması gerekir.

Kuru hayvan pisliği veya daha başka kuru pislikler eğer az olursa kuyuyu pis etmez, ancak çok olursa pis eder.

Güvercin ve atmaca gibi yenen kuşların pislikleri kuyuyu pis etmez. An­cak tavuk, ördek ve kaz gibi hayvanların pislikleri pis eder. En sağlam (es-sah) olan görüşe göre eti yenmeyen kuşların pislikleri ile kuyular pis olmaz. Şafiilere göre ise bütün hayvanların ve kuşların atıkları pistir. Malikilere ve Hanbelilere göre ise eti yenen hayvanların atıkları ve bevlleri temizdir, etleri yenmeyen hayvanların atıkları ve bevlleri ise pistir.

Bir kuyunun içinde bir insan veya bir büyük hayvan yahut köpek veya ko­yun ölürse, o kuyunun suyunun tamamının çıkarılması, suyun tamamının çıka­rılmasının mümkün olmaması durumunda ise içerisinden ikiyüz kova suyun çıkarılması gerekir. Eğer içerisinde küçük olsun büyük olsun bir hayvan ölüsü çözülmüş (tefessüh etmiş, çürümüş) olursa da aynı uygulamaya başvurul­malıdır. Eğer ölen hayvan güvercin ve tavuk gibi orta büyüklükte olursa o za­man da kırk ile altmış kova arası suyun çıkarılması icab eder.

Eğer orta büyüklükteki hayvanlardan iki adet Ölmüş olursa o zaman da suyun tamamı çıkanlm alıdır. Eğer ölen hayvanın üzerinde herhangi bir sebep­ten dolayı sidik ve kan gibi herhangi bir pisliğin bulunması ihtimali olursa, o zaman yine ölen hayvan küçük olsun, büyük olsun suyun tamamı çıkarılma­lıdır. Köpekten kaçan bir fare veya yaralı bir fare kuyunun içine düşerse yine suyunun tamamı çıkarılır.

Serçe ve fare gibi küçük hayvanların ölmesi durumunda da yirmi ile otuz kova arası su [253]çıkarılır.

 

Su Îçine İşemekten Nehiy

 

344- Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Biz öne geçen sonuncularız." Resulullah (a.s) daha sonra şöyle buyurdu:[254]

"İçinizden biri akmayan durgun bir suyun içine işeyip de sonra onunla yıkanmasın."

Buna benzer bir başka rivayette: "Biz öne geçen sonuncularız" ifadesi yer almamaktadır. [255]

Tirmizi ve Nesai'nin nakletmiş olduğu bir rivayette de şöyle denilmekte­dir

"Biriniz duran bir suyun içine işeyip de sonra ondan abdest almasın." [256]

Nesai'nin rivayetinde "duran su (el-mâ'u'd-dâim)" ifadesinin yerine "dur­gun su (el-ma'u'r-râkid)" ifadesi geçmektedir.

 

345- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir: [257]"Resulullah (a.s) durgun suyun içine işenmesinden nehyetti."

 

346- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[258]

"Biriniz duran bir suyun içine işeyip de sonra ondan abdest almasın ya­hut içmesin."

 

347- Taberani, Mu'cemu'l-Evsat'ında Cabir bin Abdullah (r.a)'m şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[259]

"Resulullah (a.s) akan suyun içine işenmesini nehyetmiştir."

 

Bir Açıklama

 

Bu yasağın hikmeti gayet açıktır. Bevl (sidik) pis, kötü ve zararlıdır. İn­sanın tabii zevki bu ihtiyacın suyun içerisine görülmemesini gerektirir. Ancak bevl (sidik) suyun temizliğine zarar verir mi? Bu mesele suyun azlığı ve çok­luğuyla, fikıhçılann azlık ve çokluk konusunda koymuş oldukları ölçülerle ve bevlin suyun Özelliklerini değiştirip değiştirmeyeceği konusuyla ilgilidir. An­cak sonuncu hadisi şerif, bizim daha önce söylediğiniz üzere Müslümanin ay­nı anda hem tahir (taharetti) ve hem de temiz olmasının istendiğine işaret et­mektedir.

 

Kullanılmış Su Ve Hükmü

 

348- Buharı, Ebu Cuhayfe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[260]

"Resulullah (a.s) Öğle saatlerinde yanımıza çıktı. Abdest suyu getirildi, abdest aldı. Biz de açık bir alanda bulunuyorduk. İnsanlar, Resulullah (a.s)-'ın abdest suyunun artığını alarak üzerlerine sürmeye başladılar."

Bir başka rivayete göre de şöyle söyledi:

"Bir de insanların bu abdest suyunu almaya çalıştıklarını ve ondan bir şey alabilenin onu üzerine sürdüğünü, alamayanın da arkadaşının elindeki ıslaklıktan yararlandığını gördüm. Sonra Hz. Bilal (r.a)'in bir baston çıkarıp yere sapladığını gördüm. Sonra Resulullah (a.s) yeşil cübbeye sarılmış halde çıktı. O çakılı bastona dönerek insanlara iki rekat namazı kıldırdı. Bu sırada insanların ve hayvanların o bastonun önünden geçtiklerini gördüm."[261]

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Sonra insanlar kalktılar, ellerini tutup yüzlerine sürmeye başladılar. Ben de elini tuttum ve yüzüme sürdüm. Kardan daha derin olduğunu ve miskten daha güzel bir kokusunun bulunduğunu gördüm."[262]

Nesai'nin bir rivayetine göre de (ravi Ebu Cuheyfe) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ı kumsal açık bir alan üzerinde gördüm. Hz. Bilal (r.a), Resulullah (a.s)'ın abdestinden artan suyu çıkardı. İnsanlar onu kapıştılar. Ben de ondan bir şey aldım. Hz. Bilal (r.a), O'nun için (yani Resulullah (a.s) için) bir baston çaktı. O da insanlara namaz kıldırdı. Bu sırada eşekler, ka­dınlar, köpekler önünden [263]geçiyorlardı."

 

349- Buharı ve Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:[264]

"Hasta oldum. Resulullah (a.s) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) ziyaretime geldiler. Beni baygın halde buldular. Resulullah (a.s) o zaman abdest aldı ve abdest suyunu üzerime döktü."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Yukarıdaki iki hadisi şerifin sularla ilgili bölümde verilmesinin sebebi, fı-kıhçılann hadesin giderilmesi ve Allah'a yakınlık için yapılan ameller konu­larında, kullanılmış sular üzerinde durmalarıdır. Yukarıdaki iki hadisi şerif, kullanılmış (musta'mel) suyun temiz olduğuna işaret etmektedir. Hanefiler bu nitelikteki suyu temiz kabul eder ancak temizleyici olarak görmezler. Yani Hanefılere göre kullanılmış bir su, habesi (pisliği) temizler ancak hadesi gi-dermez, yani abdest ve gusül amacıyla kullanılamaz.

Malikiler, bu tür bir suyun hadesin giderilmesinde kullanılmasını mekruh görür ancak onun pisliğin temizlenmesinde kullanılabileceği konusunda Hane-filerin görüşlerini paylaşırlar.

Şafiilere göre ise kullanılmış su temizdir ancak temizleyici değildir; ne hadesin giderilmesinde ne de pisliğin temizlenmesinde kullanılabilir.

HanbelUerin kullanılmış su konusundaki görüşleri, Şafıilerin görüşleri gi­bidir. Kullanılmış suyun serinleme ve normal temizlik amacıyla kullanılması durumunda temiz ve temizleyici olarak kabul edileceği konusunda ilim adam­ları arasında herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Ancak esas olan, zorunluluk dışında kullanılmış suyun kullanılmamasıdır.

Şevkani, Neylu'l-Evtar (l/24)'da Hanefilerin bazılarının kullanılmış suyu pis olarak gördüklerini söylemektedir, Tahkikçi alimlerin sonuncusu İbni Abi-din, Reddu'l-Muhtar (l/134)'da şöyle söylemektedir:

"Kullanılmış suyun temiz olduğu görüşünü İmam Muhammed, İmam Ebu Hanife'den nakletmiştir. Ondan meşhur olarak bilinen rivayet de bu­dur. Tahkikçi alimler de bu görüşü tercih etmiş ve: "Fetva bunun üzerine­dir. Bu konuda gusül alan bir kimsenin kullanılmış suyu ile, abdest alan bir kimsenin kullanılmış suyu arasında fark yoktur" demişlerdir."

Ancak Hanefilerden kullanılmış suyun pis olduğuna fetva verenler şunları delil göstermişlerdir:

"Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

"Cünüp olan birisi, bir su kabından avucuyla su alırsa, o kaptaki geriye kalan su pis olur."

Bunu îbni Ebi Şeybe, Musannefde rivayet etmiştir.[265]

Bu rivayetin senedi sahihtir. Ravilerinden Ebi Sinan dışında kalanlar Bu-hari ve Müslim'de adları geçen ravileridir. Ebu Sinan ise sadece Müslim'de adı geçen bir ravidir.

İ'Ia'u's-Sunen müellifi (l/173-174)'de şöyle diyor: "el-Ayni şöyle söylemiştir:

"Bu rivayet, Hanefilerden kullanılmış suyun pis olduğuna hükmeden­lerin en kuvvetli delîllerindendir." (2/23)

Bazıları rivayetteki hükmü, elini sokan kişinin elinde herhangi bir pis­lik bulunması durumuna hamletmişlerdir.

Bu durumda "cünüp olan biri" ifadesini kullanmasının bir anlamı ol­mazdı. Çünkü pisliği yıkamak sadece cünüp olanlara özel bir şey değildir. Bi­lakis cünüp olsun olmasın, kişinin üzerine bulaşan bir pisliği yıkaması her­kes için geçerli olan genel bir yükümlülüktür. Dolayısıyla "cünüp biri" ifa­desinin kullanılmasının rivayetteki hükümde, cünüp olmanın etkisinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Hanefilerin kullanılmış suyun pis ola­cağı yönündeki görüşleri dışında herhangi bir şekilde hüküm esas alınma­maktadır.

Yukarıdaki rivayet aynı zamanda cünüp kişinin, bir kaptan su alması durumunda, sadece aldığı suyun değil aynı zamanda kabın içinde kalan su­yun da pis olduğuna işaret etmektedir. Böyle bir şey ise ancak suyu alan kişinin elinde bir pislik bulunması durumu için söz konusu olabilir. Özetle bu rivayetin bu şekilde te'vil edilmesi, ancak ifadenin taşıdığı anlam dışına çekilmesiyle mümkün olur. Doğru olan ise Aynİ'nin söylediği gibi bu riva­yetin, kullanılmış suyun pis olduğuna fetva veren Hanefilerin en kuvvetli delilleri olduğudur. Bu yöndeki fetva ise Hasan'ın Ebu Hanife'den rivaye-tiyle nakledilmiştir. Fethu'l-Kadir (l/74)'de bildirildiği üzere İmam Ebu Yu­suf'un, Ebu Hanife'den rivayetine göre de belirtilen nitelikteki su, hafif de­recede pisliktir.

Eğer yukarıdaki hadis sahihse, onun ortaya koyduğu hüküm sadece cü-nüplüğün giderilmesi ile ilgilidir. Dolayısıyla bu hadisin hükmünün, kul­lanılmış suyun temiz olduğunu bildiren sahih hadislerin ifade ettiği hü­kümlerin önüne geçirilmesi söz konusu olamaz. Yaptığımız İnceleme so­nunda da Hanefİlere göre fetvaya esas alınan görüşün, kullanılmış suyun te­miz olduğu görüşü olduğunu tesbit ettik. Ancak yukarıdaki hadiste "cünüp biri" kaydının yer alması, cünüplük durumunda, kullanılmış suyun pis ol­ması ihtimalinin kuvvetli olduğunu ortaya koymaktadır."

 

Durgun Su Île Yıkanmanın Nasıl Olacağı

 

350- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[266]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz cünüp iken, durgun (kalıcı) suda yıkanmasın."

Ebu Hureyre (r.a)'ye: "Peki nasıl yapacak ey Ebu Hureyra (r.a)?" dediler. O da: "İçinden su alıp alıp yıkanır" dedi."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Eğer su akıcı olur veya onar zira ebatlarında olursa; Hanefi mezhebine göre bir kimsenin vücudunda pislik olsa bile böyle bir suyun içine girip cünüp-lükten dolayı yıkanması caizdir. Ama eğer su, belirtilen ebatlardan az olursa, o zaman bir insanın bedeninde pislik bulunursa, bu şekilde suyun içine girme­si, suyun pis olmasına sebep olur. Bu durumda üzerindeki pisliği gidermek i-çin avucuyla su alır. Bu pisliği gidermesinden sonra eğer su içine girip yıkanmasına yetecek miktarda olursa, suyun içine girip yıkanabilir. Ancak eğer su az miktarda olur ve içine girip yıkanmaya elverişle olmazsa, bu zaman içinde girip yıkanmak uygun olmaz. Mesela su, bir kabın içinde olur da insan o kabın içine ayaklarını koyar sonra onun içinden su alıp başına ve bedenine dökerse, bu zaman başından ve bedeninden damlayarak yeniden kabın içine giden su kullanılmış (musta'mel) su olur. Kabın içindeki kullanılmış suyun oranının çok olması durumunda da artık o su temizleyicilik özelliğini kaybeder.

İşte bu gibi durumlarda, kişinin mutlaka suyu kabın içinden avucuyla alıp kabın dışında bedeninin üzerine dökmesi gerekmektedir.

Şafiilere göre suyun iki kulleden daha az olması durumunda, insan bu su­dan abdest almak veya onunla gusletmek istediğinde elini onun içine ancak oradan bîr miktar su alıp organlarını su kabının dışında yıkamak amacıyla so­kabilir. Eğer kişi böyle bir suyun içine eline sokarken başlangıçta belirtilen niyeti taşımazsa o su, kullanılmış su haline gelir ve temiz olmaktan çıkar. Bundan dolayı biraz sonra vereceğimiz Ummu Seleme (r.a) hadisinin, bir erkeğin fıkhi anlayışa sahip olması şartıyla bir kadının artığı ile yıkanmasının caiz olduğunu bildirdiğine işaret etmek istiyoruz.

 

Kadının Ve Erkeğin Birbirlerinin Artık Suları İle Yıkanmaları

 

351- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlası) Nafî (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söylerdi:[267]

"Kadının hayızlı veya cünüp olmaması durumunda, artığı ile yıkanıl-masında bir mahzur yoktur."

 

Bir Açıklama

 

Bu, Abdullah bin Ömer (r.a)'in fıkhi görüşüdür (mezhebidir.) Bundan do­layı bazı fıkıhçılar suyun artığının temiz kalması için kullanımı ile ilgili bazı şartlar ileri sürmüşlerdir. Hanefıler hayızlı veya cünüp birinin kullanımından artan suyu, kullanılmış (musta'mel) veya pis su olarak görmezler. Ancak içerisine pislik karışması veya asıl suyun içine kansan kullanılmış suyun oranı­nın çok olması durumunda, bu suyu pis veya kullanılmış kabul ederler. Bu iti­barla suyun miktarı az da olsa hayızlı veya cünüp biri ondan bir miktar su al­dığında geriye kalan su temiz ve temizleyici olarak kalır.

 

352- Buharı ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir:[268]

Ben ve Resulullah (a.s) cünüp olarak aynı kaptan yıkanırdık. Birlikte ellerimizi kabın içine sokardık."

Buhari'nin bir rivayetine göre de Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir: "Ben ve Resulullah (a.s) cünüpken aynı kaptan abdest alırdık." [269] Yine Buhari'nin bir başka rivayetine göre de şöyle söylemiştir: "Ben ve Resulullah (a.s) için şu leğen konurdu, ikimiz birlikte onun içinden su alırdık."[270]

Müslim'in bir rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Ben ve Resulullah (a.s) ikimizin arasında duran bir kaptan yıkanırdık.

O benden Önce alırdı ve ben: "Bana da bırak, bana da bırak" derdim." Bu şekilde cünüp iken yıkandıklarını söylemiştir. [271] Yine Buhari ve Müslim'in her ikisinin de naklettikleri bir rivayete göre şöyle söylemiştir:

"Ben ve Resulullah (a.s) aynı kaptan yıkanırdık. Adına 'el-Fark' denilen bir kaptan yıkanırdık." [272]

 

353- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmişlerdir:[273]

"Resulullah (a.s) ve Meymune (r.a) aynı kaptan abdest alırlardı."

Bir başka rivayete göre de Resulullah (a.s),[274] Hz. Meymune (r.a)'nin artığı ile yıkanırdı.

 

354- Nesai, Ummu Hani (r.a)'den rivayet etmiştir:[275]

"Resulullah (a.s) ve Meymune (r.a) aynı kaptan yıkandılar. İçerisinde ha­mur izi bulunan bir taşta yıkandılar."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Bu hadisi şeriften ve benzerlerinden fıkıhçılar, temiz olan katı ya da sıvı bir maddenin suya karışması veya bunun suyun temizliği üzerindeki etkisi ile ilgili hükümleri çıkarmışlardır.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Toprak, ağaç yaprakları, ağaç parçaları, zaferan, sabun, keçe gibi temiz maddelerin suya karışması ile, su akıcılığını ve inceliğini koruduğu sürece onunla temizlenmekte bir mahzur yoktur. Ancak su normal tabiatım kay­beder veya sabun suyu yahut zaferan suyu gibi değişik bir ad verilmesini ge­rektirecek kadar bir değişikliğe uğrarsa, artık onunla temizlenmek caiz ol­maz. Bunun gibi değişiklik; pişirme yoluyla gerçekleştirilir ve koku, tat veya renginden biri ya da bu özelliklerinin tümü değişirse, onunla da temizlenil­mez. Hadisi şerif ise hamurun izinin suyun temizliğini herhangi bir şekilde etkilediğini açıkça ortaya koymaktadır."

İlim adamları arasında, içerisinde onun mahiyetini değiştirmeyen temiz bir madde karışmış olan su ile abdest almanın caiz olduğu konusunda her­hangi bir görüş ayrılığı yoktur. Hanefilerin açıklamalarından anlaşılana göre yine temizlik amacıyla suya karıştırılan sabun, keçe, hatmi bitkisi gibi mad­delerin, suyun temizliğini etkilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Hanefilerin temiz sıvı maddelerin suya karışması konusu ile ilgili açıkla­malarından anlışıldığına göre, eğer kansan şey kullanılmış su, kokusunu kay­betmiş gül suyu gibi kendine özel tek bir sıfat taşıyorsa, o zaman oran çoklu­ğuna itibar edilir. Eğer kansan şey sirke gibi üç sıfat taşıyorsa yani hem tat, hem koku ve hem de renk yönünden kendine özel sıfatlar taşıyorsa, o zaman kansan maddenin sıfatlarının baskın çıkmasına itibar edilir. Mesela kansan şeyin iki özelliği birden kendini hissettirirse, o zaman ondan abdest alınması uygun olmaz. Ama sadece bir özelliği kendini hissettirirse, o zaman bu dur­um, kansan maddenin azlığını göstereceğinden suyun kullanılmasının bir mahzuru olmaz. Kansan şey süt gibi kendine özel sadece iki sıfat taşıyan bir madde ise, o zaman da çokluğa veya bir özelliğin kendini hissettirmesine iti­bar edilir. Süt, rengi ve tadı olan ancak kokusu olmayan bir maddedir.

Hanefilerin ortak görüşlerine göre (sudan başka) temiz sıvı maddeler, hadesin giderilmesi amacıyla yani abdest ve gusül için temizlikte kullanı­lamaz. Çünkü Kur'an-ı Kerim ayetinin delaleti ile hadesin giderilmesi işi, an­cak su ile olur. Ancak elbiseden ve bedenden bir pisliğin giderilmesi gibi ger­çek temizlik için bu gibi maddelerin kullanılması mümkündür. Temiz sıvı mad­deler ile kastedilen gül suyu, sirke, ağaç suyu ve meyva suyu gibi akıcılardır.

Malikiler de şöyle söylemişlerdir:

"Özellikleri yönünden sudan büyük ölçüde farklı olan, onun özellik­lerinden birini değiştiren, toprak parçalanndan olmayan, kaba yapıştırılmış halde olmayan ve kendilerinden kaçınılması oldukça zor maddelerden ol­mayan herhangi temiz madde olursa olsun suya karıştığında onun temiz­liğini giderir. Süt, bal, suda ekşiliği alınmış üzüm şırası ve limon suyu gibi maddeler de bu şekilde suya karıştıklarında onun temizliğini gideren mad­delerdir."[276]

Şafiilerin konuyla ilgili açıklamalarına göre hurma ve suyun içine atılmış un, içine dökülen suyun temizliğini gideren maddelerdendir.

 

355- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın hanımlarından bir kadın, cünüplükten dolayı gus­letti. Resulullah (a.s) da ondan artan su ile abdest aldı. Ben kendisine bu du­rumu sordum ve şöyle buyurdu:

"Suyu hiç bir şey pis etmez."[277]

Bezzar'ın yine Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet ettiğine göre de: "Re­sulullah (a.s) bu nitelikteki sudan abdest almak istedi. Hanımlardan birisi "Ben ondan abdest aldım" dedi. Resulullah (a.s) yine abdest aldı ve şöyle bu­yurdu:

"Suyu hiç bir şey pis etmez."

 

Bîr Açıklama

 

Hadisin siyakından anlaşıldığına göre Resulullah (a.s) "Suyu hiç bir şey pis etmez" sözü ile hadesi kasdetmiştir. Şu halde daha önce de gördüğümüz üzere hades suyu pis etmez. Habesin (pisliğin) ise suyun çok olması durumunda onun tadını, rengini veya kokusunu değiştirmesi halinde, onu pis ede­ceği, az olması durumunda ise söz konusu özelliklerinden birini değiştirse de değiştirmese de pis edeceği konusunda görüş birliği vardır.

 

356- Nesai, Ümmü Seleme (r.a)'nin mevlası (azatlısı) Naim'den şu şe­kilde rivayet etmiştir:[278]

"Ümmü Seleme (r.a)'ye "Kadın adam ile yıkanır mı?" diye soruldu. Ümmü Seleme (r.a): "Akıllı ve zeki olursa evet" dedi. Ben ve Resulullah (a.s) aynı leğenden yıkandık. Onu bedenlerimize dökerek temizliyor sonra üzerine su döküyorduk."

Ümmü Seleme (r.a)'nin cünüplükten temizlenmek için Resulullah (a.s) ile birlikte aynı kaptan guslettiği Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde de bildiril­mektedir.

 

357- Ebu Davud, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan rivayet etmiştir:[279]

"Resulullah (a.s)'m hanımlanndan biri, bir teknede yıkandı. Sonra Re-sulullah (a.s) gelip oradan abdest almak veya yıkanmak istedi. Hanımı: "Ben cünüp îdim" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Su cünüp olmaz."

 

Bîr Açıklama

 

Daha önce geçtiği üzere bazıları cünüplükten temizlenmek için bir kaba elini sokanın, oradan su almak niyeti ile elini sokmuş olmasını şart koşmak­tadırlar. Ancak hadisi şerifin zahirî anlamından anlaşıldığına göre böyle bir şart söz konusu değildir.

Hanefi'ler ise insanın ellerinde pisliğin bulunması durumunda, ellerini ka­bın içine sokmak için önce mutlaka yıkamasının gerektiğini söylemektedir-ler. Bu durumda kabı kendine doğru eğerek ellerindeki pisliği yıkar. Yahut e-liyle bir miktar su alır, önce bu suyla elini yıkar sonra gusül için su alır.

 

358- Ahmed bin Hanbel, Humeyd Himyeri (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Dört yıl kadar Resulullah a.s)'ın sahabisi olmuş (O'nunla İlişkilerde bu­lunmuş) bir âdâmla karşılaştım. Bu kişi ile Ebu Hureyre (r.a)'nin de arka­daşlığı olmuştu. Şöyle söyledi:[280]

"Resulullah (a.s) kadının erkekten artan su ile, erkeğin de kadından ar­tan su ile yıkanmasını nehyettİ."

Museddid şöyle bir fazlalığa yer vermiştir: "... ve birlikte aynı kaptan su almalarını..."

Bunu Ebu Davud ve Nesai rivayet etmiştir. Ancak onun (yani Museddid'-in) rivayetinin baş tarafında şöyle bir fazlalığa yer vermiştir:

"(Resulullah (a.s) birimizin, her gün taranmasını ve yıkandığı yere işe­mesini nehyetti". Bu fazlalığa sadece Ebu Davud yer vermiştir.[281]

 

Bir Açıklama

 

İleride zînet bölümünde geçeceği üzere Resulullah (a.s) bize saçlarımıza özen göstermemizi emretmiştir. Kişinin her gün taranmasının yasak edilmesi ya neshedilmiş bir hükümdür yahut da bunu zorunluluk olmadan yapan için geçerli olan bir tenzihi ve keraheti ifade etmektedir.

Kadının kullandığı sudan artan su ile yıkanma yasağı da ya neshedilmiştir ya da suyu düzenli bir şekilde kullanmayı bilmeyen kadınlardan artan sular için geçerlidir. Bu gibi durumda bile yasak ancak tenzihi kerahet bildirir.

 

359- Ebu Davud, Hakem bin Amr el-Gıfari (r.a)'den rivayet etmiştir:[282]

"Resulullah (a.s), adamın, kadının kullandığı sudan artan su ile abdest almasını yasak etti."

Tirmizi, bir rivayetinde şöyle bir fazlalığa yer vermiştir: "Yahut artığı ile" dedi."[283]

Bu gibi bir hadisin ne anlama alınması gerektiği daha önce beli itilmişti.

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Avnul-Ma'bud müellifi bu hadis hakkında şöyle söylemiştir: "Nevevi şöyle söylemiştir:

"Hakem bin Arar hadisi zayıftır. Hadis alimleri bu hadisi zayıf görmüş­lerdir. Bunu zayıf gören hadis alimleri arasında Buhari ve daha başkaları bu­lunmaktadır. Muhammed bin İsmail, Akra'nın nehiy bildiren rivayetleri­nin sahih olmadığım söylemiştir. Bir erkeğin kadının kullandığı sudan ar­tan su ile yıkanması ve bir kadının erkeğin kullandığı sudan artan su ile te­mizlenmesi konusunda değişik görüşler bulunmaktadır.

Birinci görüşe göre gerek erkeğin ve gerekse kadının bir diğerinden kul­landığı sudan artan suyla temizlenmesi caizdir. Bunların her ikisinin bir­likte aynı kaptan yıkanmaları da birinin önce, diğerinin sonra yıkanması da caizdir.

İkinci görüşe göre ise gerek erkeğin kadından artan su ile, gerekse kadı­nın erkekten artan su ile temizlenmesi mekruhtur.

Üçüncü görüşe göre ise her ikisi birlikte aynı kaptan su alırlarsa caiz olur.

Dördüncü görüşe göre kadının hayızlı, erkeğin de cünüp olmaması du­rumunda sözü edilen uygulama caizdir.

Beşinci görüşe göre: Kadının erkekten artan su ile yıkanması caiz, tersi ise mekruhtur.

Altıncı görüşe göre: İkisinin aynı anda bir kaptan su almaya başlamaları durumunda caizdir. Bu durumda birlikte su almaları İle almamaları ara­sında fark yoktur.

Bu görüşleri ileri sürenlerin her birinin görüşlerine ve sözlerine daya­nak olarak gösterdikleri delilleri bulunmaktadır. Ancak bütün bu görüşlerin içinden tercihe uygun görülen, birinci görüşü ileri sürenlerin söyledikleri­dir. Çünkü sahih hadisi şeriflerde Resulullah (a.s)'ın hanımları ile birlikte yıkandığı ve her birinin diğerinden artan suyu kullandığı bildirilmiştir. Re­sulullah (a.s)'ın bazı hanımlarından artan sularla yıkandığı sabit olmuştur ve kuvvetli delillerle bildirilmiştir.

Hafız Hattabi, bu uygulamayı caiz gören ve yasaklayan hadislerin arasını birleştirmiş ve Me'alİmi's-Sünen'de şöyle söylemiştir:

"Akra'nın rivayet etmiş olduğu ve bu uygulamayı yasaklayan hadis eğer sahih ise, bununla bu uygulamayı mubah kılan hadislerin arasını birleştir­mek şu şekilde mümkün olur: Bir kadının kullandığı sudan artan su ile yıkanılması yasağı, kadının üzerinden akan ve onun tarafından kullanıldık­tan sonra bir yere toplanan su için söz konusudur. Yoksa kabın içinde kal­mış olan su için değildir."

Bazıları buradaki yasağın bir gereklilik değil müstehablık ifade ettiğini söylemişlerdir. Yani kadının kullandığı sudan artan su ile temizlenmenin ke­sinlikle yasak olduğunu değil, yıkanmamanın daha güzel olacağım ifade etti­ğini bildirmişlerdir.

Abdullah bin Ömer (r.a), bir kadının kullandığı sudan artan su ile abdest almanın yasaklılığının, kadının hayızlı veya cünüp olması durumuna Özel ola­rak görmüştür. Onun görüşüne göre kadının temiz olması durumunda, kullan­dığı sudan artan su ile abdest almanın herhangi bir mahzuru yoktur.

Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edilen ve söz konusu uygulamayı mubah olarak gösteren hadisi şerifin isnadı bu uygulamanın yasak olduğunu bildiren hadisin isnadından daha sağlamdır.

Nevevi şöyle söylemiştin

"Yasak hadisinde kastedilen şey, kadının bedeninden akan su ile yıkan­maktır. Bu su da yıkanırken organlarından akarak bir yere biriken sudur. Bu ise kullanılmış (musta'mel) sudur."

Hafız İbni Hacer de Feth'de şöyle söylemiştir:

"Ahmed bin Hanbel'in söylediğine göre her İki tanktan rivayet edilen hadisler de isnad yönünden zayıftırlar. Bu gibi hadislere ancak aralarının birleştirilmesinin mümkün olmaması durumunda başvurulur. Bu itibarla yasak hadisi ile, organlardan akan sularla yıkanıl masının yasak edildiği ve kabın içinde kalan su İle yıkanmaya cevaz verildiği anlamının çıkarıl-ması mümkündür. Hattabi bu hadislerin arasını bu şekilde birleştirmiştir. Yahut delillerin aralarının birlişterilmesi açısından yasağın tenzihi yasak ifade ettiğinin söylenilmesi de mümkündür. Yani yasak hadisi ile kastedilen an­lamın söz konusu uygulamanın tenzihen mekruh olduğunun söylenil­mesi de mümkündür. En doğrusunu ise ancak Yüce[284] Allah bilir."

 

360- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:[285] "Resulullah (a.s)'ın zamanında erkekler ve kadınlar aynı kaptan abdest alırlardı.[286]

Ebu Davud'un rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) zamanında biz ve kadınlar aynı kaptan abdest alırdık."

Bir rivayette de şöyle bir fazlalığa yer vermiştir: "Bu kabın içerisine ellerimizi sokardık."

 

361- Buhari, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:[287]

"Hz.Omer (r.a), bir Hıristiyan kadının güveğinde bulunan sıcak su ile ve o kadının evinde abdest aldı."

Bu husus Buhari'nin bab başlıklarında da belirtilmektedir. Buhari'nin 'Ki-tabu'1-Vudu* isimli bölümünün bir babının başlığında bu olay özet bir cümle ile ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir:

"Hz. Ömer (r.a), sıcak suyla ve Hıristiyan bir kadının evinde abdest aldı."

 

Bir Açıklama

 

Hafiz İbni Hacer, Feth'de şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi Said bin Mansur, Abdurrezzak ve daha başkaları sahih bir is-nadla mevsul olarak rivayet etmişlerdir. Onların rivayetlerinin metni şöy­ledir:

"Hz. Ömer (r.a), sıcak su ile abdest alır ve guslederdi."

Bu hadisi İbni Ebi Şeybe ve Darekutni de şu metinle rivayet etmişlerdir:

"Onun için (yani Hz. Ömer (r.a) için) bakır göğümde su ısıtılırdı sonra onunla guslederdi."

Darekutni bu hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir. "Bir Hı­ristiyan kadının evinden..." ibaresini, Şafii, Abdurrezzak ve daha başkaları mevsul olarak vermişlerdir. Onların verdikleri mevsul senede göre bu ibare ibni Uyeyne'nin Zeyd bin Eslem'den, onun da babasından rivayeti tankıyla nakledilmiştir. Şafii'nin verdiği metin şöyledir:

"(Hz. Ömer r.a) Hıristiyan bir kadının güveğinde (topraktan yapılmış bü­yükçe bir ibrik) bulunan sudan abdest aldı."

Bunu İbni Uyeyne, Zeyd bin Eslem'den duymamıştır. Yine bu hadisi İs-maili bir başka yoldan aradaki bağlantıyı kurarak Zeyd bin Eslem'in baba­sından rivayeti tankıyla nakletmiştir."

Hafiz İbni Hacer daha sonra şöyle söylemiştir:

"Bu hadis aynı zamanda Müslüman bir kadının abdestinden artan su ile abdest almanın caiz olduğuna işaret etmektedir. Çünkü onun durumu, Hıristiyan bir kadının durumundan daha kötü değildir. Bu rivayet, Hıristi­yanların sularının incelikli bilgi istemeden kullanılabileceğine de işaret et­mektedir."

 

Sudan Başka Şeyle Abdest Almak

 

362- Ebu Ya'la, İkrime (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Başka bir şey bulamayan için şıra, abdest maddesidir."[288]

Evza'î, şıranın sarhoş edici nitelikte olması durumunda, onunla abdest alı­namayacağını söylemiştir.

 

Bir Açıklama

 

Sarhoş edici bir şey pistir ve necistir. Alelade bir şey ise esas itibariyle belirtilen amaçlar için kullanılmaz. Hurma ve üzümün şırası ise hadesi gider­meye elverişli değildir.

Hanefilere göre ise bu, habesin (pisliğin) giderilmesinde işe yarar. Yuka­rıdaki rivayette bunun kastedilmiş olması mümkündür. Abdest kelimesi ba­zen normal temizlik için de kullanılmaktadır. Her halükârda bu bir rivayettir, eserdir ve herhangi bir sahabiye ait sözdür. Bu şekilde rivayet edilen bir nas ise, onu söyleyenin görüşünü ortaya koyar.

 

363- Taberani, Humeyd bin Hilal (r.a)'den rivayet etmiştir:[289]

"Ebu Rifa'a, arkadaşları için su ısıtır sonra: "Bununla güzelce abdest a-lın. Ben sununla güzelce abdest alacağım" derdi ve kendisi soğuk suyla ab­dest alırdı."

"Ben sununla güzelce abdest alacağım": Demekle, bense soğuk suyla ab­dest alacağım ve onunla abdestimi güzel yapacağım anlamı kastedilmiştir.

 

364- Darekutni, Hz. Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Eslem'den şu şe­kilde rivayet etmiştir:[290]

"Hz. Ömer (r.a) kendisi için bakır bir güğümde su ısıtır ve onunla abdest alırdı."

 

365- Ibni Ebi Şeybi'nin Seleme bin el-Ekva (r.a)'dan rivayet ettiğine göre:[291]

"O (yani Seleme bin el-Ekva' r.a) kendisi için su ısıtır ve onunla abdest alırdı."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Bazı insanlar taharet konusunda bir vesvese hastalığı taşımaktadırlar. Bunun tedavisi ilimle ve alimlerin gösterdikleri ruhsatlardan yararlanmakla olur.

Sufyani Sevri şöyle söylemiştir:

"Ilım, güvenilir bir kimseden verilen ruhsattır. Katılık ise bütün insan­ların bildiği bir şeydir."

Müçtehid bir imamın gösterdiği ruhsattan daha kuvvetli ruhsat hangisi olabilir? Fıkıhçının gözettiği edep, bir insanda bir vesvese gördüğünde ona ruhsatların yolunu göstermektir. Malikilerin, su az da olsa onun renk, tat ve­ya kokusundan birini dğiştirmeyen bir maddenin suyu pis yapmayacağı yolun­daki sözleri, bu tür, ruhsatlara bir örnektir. Yine Malikilerden bazılarının be­den, elbise ve yerin temizliğinin, namazın geçerliliği için bir şart olmadığı ancak sünnet olduğu yolundaki sözleri de bir başka ruhsat Örneğidir. Bu tutum yani bu gibi ruhsatların bir çıkış yolu olarak değerlendirilmesi vesveseli in­sanlar için söz konusu olduğu gibi hastalar, özürlüler ve bazı zorunlulukları olanlar için de söz konusu olmaktadır.

Şafii fıkhındaki Önemli ruhsatlardan birisi, gözle görülmeyen bir pisliğin üzerinden suyun geçmesi durumunda, onu temiz edeceği ve suyun temiz ola­rak kalacağı ancak bu gibi görülmeyen pisliğin suyun içine atılması durumun­da hem o şeyin pis olarak kalacağı hem de suyu pis edeceği fetvasıdır. Bunun örneği şudur: Bir kadın, üzerinde görülmeyen pislikler bulunan pis çam aşırtan çamaşır makinesinin içine koyar da sonra üzerine su dökerse, hem bu çama­şırlar temizlenir hem de su temiz kalır. Ama önce suyu koyar da sonra içine çamaşırları atarsa, hem çamaşırlar pis kalır hem de makinanın içindeki su pis olur. Birinci durumda su, onlara göre kullanılmış (musta'mel) su olmakta do­layısıyla gerek hadesin giderilmesinde ve gerekse habesin (pisliğin) gideril­mesinde kullanılmamaktadır.

Suyun temiz kalmasının üç şartı vardır: Su pis şeyin üzerine dökülmeli, pis şey suyun içine atılmamalıdır. Su pis şeyin üzerinden geçip onu temizle­dikten sonra renk, tat, koku gibi özelliklerinden herhangi biri değişmemiş ol­malıdır. Elbisenin suan bir miktar alıp içine biraz kir bırakacağına itibar edi­leceğinden suyun miktarı artmış olmamalıdır. [292]

Akar suyu, onun renk, tat ve kokusundan birini değiştiren madde dışında herhangi bir şeyin pis etmeyeceği daha Önce geçmişti. Hanefilere göre ise a-karsu bir saman sapını götürebilecek kuvvette olan sudur.

Eğer su, bir havuzun içine akıp sonra oradan çıkıyorsa, Hanefilere göre bu su akarsu hükmündedir. Yine içerisine su akan ve insanların içinden su al­dıkları hamam havuzu da Hanefilere göre akarsu hükmündedir.

Şafiilere ve Hanbelilere göre suyun miktarının iki kulleyi bulması duru­munda renk, tat ve kokusundan biri değişmedikçe pislik taşımayacağı daha önce geçmişti. Ancak değişen renk veya tat yahut koku kendiliğinden ya da suyun artmasından dolayı giderse, su yine temiz olur. Bu değişimin semeresi pek çok konuda görülebilir. Mesela bir şehirden geçen ve içerisine o şehrin çöpleri dökülen bir ırmağın renk, tat veya kokusu o çöpler yüzünden değişir­se, o ırmağın suyu pis olur. Ancak ırmak aktıkça o atılan pisliklerin etkisi kaybolur ve ilerde onların renk, tat ve kokularından herhangi bir eser kalmaz­sa, bu ırmağın suyu yeniden temiz olur. Bunun gibi suyunun miktarı iki külle veya daha fazla olan bir ırmağın suyu arındırılır da içerisinde pislikten herhan­gi bîr iz kalmazsa, o zaman ırmağın suyu yine temiz olur.

Bulutların buharlaşan sulardan oluştuğu bilinmektedir. Yağmur suyu ise temizdir. Buna göre buharlaştırıldıktan sonra yeniden sıvılaştınlıp (damıtılıp) bir yerde biriktirilen su temiz ve temizleyici olur.

Suyun iki kulleyi bulması durumunda Şafiilere ve Hanbelilere göre pis ol­mayacağı daha önce geçmişti. Bu hüküm, sudan başka maddeler için geçerli değildir.

Hanbeli fakihleri ölü yıkamada kullanılan suyun temizlik Özelliğini kaybe­deceğini bildirmişlerdir. Çünkü bu yıkama işi ibadet kasdıyla olan bir yıka­madır. Yine gece ibadete kalkan buluğ çağma ermiş ve Müslüman bir kimse, ellerini üç kere yıkamadan bir kabın için sokar da yıkarsa, o su, temizlik özel­liğini kaybeder.

Su kullanılma yerinden ayrılıncaya kadar, kullanılmış (musta'mel) su ö-zelliği almaz. Temiz suyun içine akan az miktardaki kulanılmış suyun ise her­hangi bir mahzuru yoktur ve bu bağışlanmıştır.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta bulunmaktadır: Bir insan, me­sela abdest için eline su dökerse bu su kullanılma yerine ulaşıncaya kadar elini oradan ayırmaması gerekir. Eğer daha Önce elini oradan ayırırsa elindeki su kullanılmış su özelliği alır. Abdest organlarından damlayan sular da kulla­nılmış su olarak kabul edilir. Eğer elindeki suyu tam kullanılma mahalline u-lastırmadan elini çeker de sonra elinde kalan suyu yıkanmaması gereken ma­halle götürürse, bu ayırmadan sonra bir bakıma kullanılmış su ile yıkama yap­mış olur.

Burada anlatılmak îstenenin açıklık kazanması için bir örnek vermekte ya­rar görüyoruz: Bir kimse kolunu yıkamak için eline su alır sonra kolunun dir­seğine kadar suyu ulaştırmadan eline çeker sonra avucundan kalan su ile dir­seğini yıkarsa dirseğini kullanılmış su ile yıkamış gibi olur. Bundan dolayı av-ucuna su doldurduğunda bütün kolunu yıkayıncaya kadar elini çekmemelidir.

Haneliler şöyle söylemişlerdir:

"Deve, koyun, at, katır, eşek ve inek gibi hayvanların katı pislikleri ku­yuyu pisletmez. Ancak bu pisliklerin, bakanın gözüne çok görünmesi veya kuyudan çekilen her kovaya pislik gelmesi durumunda kuyu da pis olur. Güvercin ve serçe gibi eti yenen kuşların katı pislikleriyle kuyu pis olmaz. Ancak tavuk, ördek ve kaz gibi hayvanların pislikleri pis eder. Kuvvetli olan görüşe göre vahşi kuşlar gibi eti yenmeyen kuşların pislikleri kuyuyu pis etmez."

Malikiler ve Hanbeliler de şöyle söylemişlerdir:

"Eti yenen hayvanların katı pislikleri ve sidikleri temizdir. Eti haram olan hayvanların katı pislikleri ve sidikleri ise pistir ve necistir. Ancak Han-belilerin mezheplerine göre suyun miktarının iki kulleyi bulması duru­munda renk, tat ve kokusundan biri değişmedikçe pis olmaz."

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Pis bir hayvan, bir kuyunun içine düşer de suyunu değiştirirse, o kuyu­daki suyun tamamının çıkanlmasx gerekir. Ancak suyunu değiştirmemesi durumunda, düşen hayvan hacminde ve biraz daha fazla su çıkarılması müstehab olur."

Hanefilerin kuyularla ilgili çok tafsilatlı açıklamaları bulunmaktadır. Onla­rın bu açıklamalarının sahabilerin ve tabiilerin fetvalarından sahih dehllen de mevcuttur. Bazılarının sandığı gibi delilsiz değildir.

Burada bu kadar bilgi vermekle yetiniyor ve her Müslümanı, karşısına çıkan meselelerle ilgili olarak mezhebinin fetvalarını bilmesi için kendi fıkhı mezhebini iyi öğrenmeye çağırıyoruz.

 

TEMİZ KAYNAKLAR, PİSLİKLER VE TEMİZLEYİCİLER

GİRİŞ

 

Eşya hakkında esas olan hüküm, pis olduğu şer'i bir delille kesinlik ka­zanmadıkça temiz olduğudur. Bazı şeyler vardır ki, pis olduğu üzerinde fikıh-çılar arasında görüş birliği vardır. Bazı şeyler de vardır ki, pis olup olmadığı üzerinde görüş ayrılığı bulunmaktadır. Pislikleri temizleyen maddeler için de aynı şey söz konusudur. Bazı maddelerin temizleyici olduğu konusunda görüş birliği varken bazı maddelerin temizleyici olup olmadığı üzerinde ihtilaf edil­miştir.

Pislikler konusuyla bağlantılı çok değişik hükümler bulunmaktadır. Bu hü­kümlerin bazıları namazla, bazıları yiyeceklerle, bazıları içeceklerle, bazıları da daha başka şeylerle ilgilidir.

Pisliklerin (necasetlerin) farklı türleri bulunmaktadır. İnanç ve itikaddaki pislik bu türlerden biridir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Allah'a ortak koşanlar pistirler." [293]

Bir diğer necaset (pislik), hadesten ileri gelen necasettir. Hissedilebilen maddi pislikler de bu türlerdendir. Hanefîler hissedilebilen maddi pislikleri; kaba (galiz) pislikler, hafif pislikler, kuru pislikler, sıvı pislikler, görülen pis­likler ve görülmeyen pislikler diye sınıflandırmışlardır. Temizleyici maddelerin türlerini de onsekiz olarak belirlemişlerdir.

Buradan anlaşılıyor ki, bu konuyla ilgili fıkıh gayet geniştir. Biz de nasslar arasında ve 'Dersler ve Öğütler' başlığını taşıyan kısımlarda bilinmesine ihti­yaç olan hususlar üzerinde duracağız. Bunların üzerinde dururken dört mez­hebin görüşlerine de işaret edeceğiz. Kendi mezhebinin görüşlerini daha etraflıca öğrenmek veya konuları biraz daha derinlemesine bilmek isteyenlere de genel fikıh kitaplarını, ahkâm ayetleri ile ilgili kitapları ve ahkâm hadisleri­ni şerheden kitapları incelemeyi tavsiye ederiz.

 

Küçük Kız Ve Erkek Çocuğun Sidiği İle İlgîli Hüküm

 

366- Buhari ve Müslim, Ümmii Kays bintu Mihsan (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmişlerdir:[294]

"O (Ümraü Kays) henüz yemek yemeyen küçük erkek çocuğunu Resu-lullah (a.s)'ın yanına götürdü. Resulullah (a.s) da onu kucağına oturttu ve çocuk Resulullah (a.s)'ın elbisesine işedi. Resulullah (a.s) su istedi, elbisesini su ile oğdu ancak yıkamadı."

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) onu su ile oğmaktan fazla bir şey yapmadı."[295]

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:[296]

"Resulullah (a.s) su İstedi ve onu oğdu."

 

367- Buhari ve M üs i m, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir:[297]

"Resulullah (a.s)'a bir bebek getirildi. Bu bebek onun elbisesine işedi. Re-sulullah (a.s) da su istedi, onu üzerinden (yani çişin yayıldığı yerin üzerin­den) gezdirdi."

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s)'a bir bebek getirildi, ağzında hurma çiğneyip çocuğun ağzına koydu (tahnik yaptı)/ o da üzerine işedi." [298]

Müslim'in bir rivayetine göre de, "Resulullah (a.s)'a bebekler getirilir, O da onlara bereketle dua eder ve ağızlarına tükürüğünden sürerdi. Bir kere­sinde yine bir bebek getirildi..." daha sonra yukarıdaki hadisi [299]şerifi vermekte­dir.

 

368- Ahmed bin Hanbel, Ebu Leyla (r.a)'dan rivayet etmiştir:[300]

"Resulullah (a.s)'ın yanında bulunuyordum. Göğsünde veya kucağında da Hz. Hasan ya da Hz. Hüseyin (a.s) bulunuyordu. Bu çocuk işedi. Çişinin damla damla aktığını gördüm. Ben hemen kalkıp yanına vardım. Resulul­lah (a.s):

"Oğlumu bırakın. Onu endişelendirmeyin de çişini tamamlasın" dedi. Sonra üzerine su döktü. Sonra kalktı sadaka (zekat) hurmalarının toplandığı eve girdi. Yanında da çocuk vardı. Bu çocuk oradan bir hurma alıp ağzına koydu. Resulullah (a.s) hemen onu ağzından çıkardı ve şöyle buyurdu:

"Sadakalar (zekatlar) bize helal olmaz."

 

369- Ebu Davud, Lubabe bintu'l-Haris (r.a)'den rivayet etmiştir:[301]

"Hz. Ali (r.a)'nin oğlu Hz. Hasan (r.a), Resulullah (a.s)'ın kucağında bu­lunuyordu. Elbisesine işedi. Ben: "Ya Resulullah (a.s)! Sen bir elbise giy de İzannı bana ver yıkayayım" dedim. Şöyle buyurdu:

"Kız çocuğun çişinden dolayı yıkanır, erkek çocuğun çişinden dolayı ise oğulur."

 

370- Ebu Davud, Ebu Semeh (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:[302]

"Ben, Resulullah (a.s)'a hizmet ediyordum. Yıkanmak istediğinde: "Ba­na arkanı dön" derdi. Ben de arkamı O'na döner ve bu şekilde O'nu gizler­dim. Bir kere Hz. Hasan (r.a) -veya Hz. Hüseyin (r.a)- getirildi. Göğsüne işedi. Gidip yıkamak istedim. Şöyle buyurdu:

"Kız çocuğun çişinden dolayı yıkanır, erkek çocuğun çişinden dolayı ise oğulur."

Nesai bunu muhtasar olarak rivayet etmiştir ve şöyle bildirmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kız çocuğun çişinden dolayı yıkanır, erkek çocuğun çişinden dolayı ise oğulur."

 

371- Tirmizi, Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) emzik emen erkek çocuk hakkında şöyle buyurdu: "Erkek çocuğun çişi ovulur, kız çocuğun çişi İse yıkanır." Katede şöyle söylemiştir:[303]

"Bu uygulama, çocukların henüz yemek yemeye başlamadıkları dönem içindir. Yemek yemeye başladıklarında her ikisinin çişleri de yıkanır."

Ebu Davud'un bir rivayetine göre de Hz. Ali (r.a) şöyle söylemiştir:[304]

"Yemek yemeye başlamadıkları sürece kız çocuğun çişinden dolayı yıka­nır, erkek çocuğun çişinden dolayı ise oğulur."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

İmam Luknevi (rh.a) şöyle söylemiştir:

"Bizim mezhebimizin ileri gelenleri (yani Hanefiler) oğmakla kastedile­nin çok fazla uğraşmadan ve sıkmadan hafifçe su döküp sıkmak olduğunu, yıkamak ile kastedilenin ise iyice temizlenmek olduğunu bildirmişlerdir. Ebu Davud'un Hasan'ın annesinden rivayeti tankıyla naklettiği nass da bu­nu desteklemektedir. Bu rivayete göre Hasan'ın annesi, Ümmü Seleme (r.a)-'nin henüz yemek yemeye başlamamış olan erkek çocuğun çişinin üzerine sadece su döktüğünü, yemek yemeye başlamasından sonra da yıkadığını, kız çocuğun çişini ise her zaman yıkadığını görmüştür."[305]

Şeyh Zafer Ahmed şöyle söylemiştir:

"Bu rivayetlerle erkek çocuğun çişi hakkındaki hükmün, onu yıkama­nın gerekeceği olduğu sabit olmakta ve kesinlik kazanmaktadır. Ancak hafifçe su dökmek de bu yıkamanın yerine geçer. Kız çocuğun çişi ile İlgili hü­küm de aynı şekilde onu yıkamanın gerektiğidir. Ancak onun için sadece su dökmek yeterli olmaz. Çünkü erkek çocuğun çişinin çıkış yeri dar oldu­ğundan sadece bîr yere yayılır. Bu itibarla erkek çocuğun çişinin üzerine su dökülmesi emredilmiştir. Bununla kastedilen, belli bir yerin üzerinde su gezdirilmesidir. Kız çocuğun çişinin İse yıkanması emredilmiştir. Çünkü o, değişik yerlere yayılır. Bunu Zeyla'i, Tahavi'den rivayetle söylemiştir."

Metindeki oğmak (nedh) ibaresinin yıkamak anlamına alınmasının uygun olacağını Tirmizi'nin rivayet etmiş olduğu elbiseye bulaşan mezinin temizlen­mesi ile ilgili rivayet de desteklemektedir. Sehl bin Hanif in şöyle söylediği ri­vayet edilmiştir:

"Ya Resulullah (a.s)! Ondan (yani meziden) elbiseme bulaşan hakkında ne yapacağım?" diye sordum. Şöyle buyurdu: "Bir avuç su alıp onunla elbi­seni oğman yeterlidir." Tirmizi bu hadisin sahih ve hasen olduğunu söylemiş­tir.[306]

Müslim'in, Hz. Ali (r.a)'den rivayet ettiği bir nass da bu konuyla ilgilidir. Bu rivayete göre Hz. Ali (r.a) şöyle söylemiştir:

"Mikdad bin Esved'İ Resulullah (a.s)'a gönderdim. O da kendisine, in­sandan çıkan mezİ hakkında kişinin ne yapmasının gerektiğini sordu. Resu­lullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Abdest al ve bacaklarının arasını oğ." (1/143) Nevevi şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın "bacaklarının arasını oğ" sözü, "oranı yıka" anla­mındadır. Oğmak, yerine göre yıkamakla yerine göre de kuru bir şekilde sürtmekle olur. Bir başka rivayette de bu konuyla ilgili olarak "erkeklik or­ganını yıkar" ifadesi geçmektedir. Buradan anlaşıldığına göre oğmak kelime­si de bu anlamda kullanılmıştır. "[307]

Küçük çocuğun çişinin oğulması gerektiği hakkında rivayet edilen hadisi şeriflere Haneflerin ve Malikilerin verdikleri anlam böyledir. Onlar küçüğün sidiği ile büyüğün sidiği arasında bir fark görmezler. Ancak Malikiler, anne ol­sun veya başka biri olsun çocuk emziren kadının, çocuğun üzerine pislemesi durumunda bu pisliğini temizlemeye çalışması sırasında elbisesine veya be­denine çocuğun çişinden ya da kaba pisliğinden (gaitasından) bulaşan şeyin bağışlanacağını söylemişlerdir. Ancak bu konuda oldukça dikkatsiz davranan için aynı hüküm söz konusu değildir. Söz konusu kadının üzerine bulaşan pis­liğin fazla olması durumunda, yıkaması iyi olur.[308]

Şafiiler ve Hanbeliler ise gıda için sütten pisliklerin oğularak çıkarılması gerektiğine hükmetmişlerdir. Çocuğun ilk doğumunda tahnik edilmesi yani tatlı bir şeyin çiğnenip ağzına konulması ve bu esnada çocuk için dua edilmesi durumu değiştirmez. Kız çocuğun çişinin temizlenmesi ise ancak yıkanması ile mümkündür.

 

372- Ebu Davud, Hasanı Basri (r.a)'den, o da annesinden şu şekilde rivayet etmiştir:[309]

"O (yani Hasanı Basri'nin annesi), Ümmü Seleme (r.a)'nin erkek çocu­ğun yemek yemeye başlamadan önce çişinin üzerine su döktüğünü, yemek yemeye başlamasından sonra yıkadığını; kız çocuğun çişini ise devamlı yıka­dığını görmüştür."

 

Sidiğin Pisliği Ve Nasıl Temizleneceği

 

373- Buharı ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s), bir bedevinin Mescid'de işediğini gördü. "Onu bırakın" dedi. Adam işini bitirince su istedi ve (pislettiği yerin) üzerine döktü."[310]

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Bizim, Mescid'de Resulullah (a.s) ile birlikte bulunduğumuz bir sırada bir bedevi geldi ve Mescidin içinde işemeye durdu. Resulullah (a.s)'ın saha-bileri: "Bırak, bırak" dediler. Resulullah (a.s): "Onun işini kestirmeyin, bırakın" diye buyurdu. Onlar da adamı bıraktılar ve işini bitirdi. Sonra Resulul­lah (a.s) adamı yanına çağırdı ve kendisine şöyle buyurdu:

"Bu mescidlere böyle işenmesi ve pisletilmesi uygun olmaz. Buralar Al­lah'ı anmak, namaz ve Kur'an-ı Kerim okumak içindir."

Yahut Resulullah (a.s) buna benzer bir söz söyledi. Sonra oradakilerden bir adama emretti, adam bir kova su getirdi ve üzerine döktü."[311]

Bîr başka rivayete göre de:

"Bir bedevi Mescid'in bir köşesinde durup oraya işedi. İnsanlar ona bağırdılar. Resulullah (a.s) ise: "Onu bırakın" diye buyurdu. Adam işini biti­rince Resulullah (a.s) büyük bir kova istedi ve adamın bevlinin (sidiğinin) üstüne döktü." [312]

Bir başka rivayete göre de:

"Adam Mescid'in bir tarafına işedi. İnsanlar ona engel oldular. Resulul­lah (a.s) onları bundan nehyetti. Adam işini bitirdi. Sonra bir büyük kova is­tedi ve bu su, oranın (adamın pislettiği yerin) üzerine döküldü."[313]

 

Bir Açıklama

 

Hanefilere göre, yer ve ağaç, ot, sergi gibi sabit şeyler, güneş ısısıyla ve­ya havayla yahut başka şeylerle kuruyunca temiz olurlar. Ancak bu şekilde temiz olabilmesi için pisliğin herhangi bir izinin kalmaması şarttır. Ancak on­lara göre bu yolla temizlenen bir yerin üzerinde namaz kılmak caiz olmakla birlikte oradan teyemmüm edilmesi caiz olmaz. Böyle bir yerin üzerinden te­yemmüm edilecek derecede temiz olabilmesi için onlara göre pislendikten sonra üzerine üç kere su dökülmesi gerekir.

Hanefilerin dışındakiler ise yerin kurumakla temiz olmayacağım söylemiş­lerdir. Onlara göre yer üzerine yağmur yağması veya başka bir sebeple bol miktarda suyun dökülmesi suretiyle necasetin ayninin yani bizzat necaset unsurunun gitmesi ile temiz olur. Bu görüşlerinde yukarıdaki hadisi şerifi e-sas almaktadırlar.

Hanefiler ise bu hadisi şerifi, yukarıda kendileri hakkında bildirdiklerimiz görüş yönünde yorumlamışlardır. Yukarıdaki hadisi şerif, bevlin pis olduğu üzerindeki görüş birliğinin delilierindendir.

 

374- Buharı, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:[314]

"Resulullah (a.s)'m içerde oturduğu sırada bir bedevi Mescid'e girdi. İki rek'at namaz kıldı. Sonra kalktı ve:

"Ey Allah'ım! Bana ve Muhammed'e rahmet et, bizimle birlikte başka birine rahmet etme!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s):

"Rahmet sınırlarını oldukça dar tuttun" diye buyurdu. Sonra çok vakit geçmeden Mescid'in bir kenarına işedi. İnsanlar hemen adamın üzerine doğru gittiler. Resulullah (a.s) onlan alıkoydu ve şöyle buyurdu:

"Sız kolaylaştırıcı olarak gönderi İdiniz, zorlaştırıcı olarak gönderilme-diniz. Üzerine bir miktar su dökün" veya "Bir büyük kovayla su dökün."

 

Bazı Temizleyici Türleri

 

375- İmam Malik, Ümmü Seleme (r.a)'den rivayet etmiştir:[315]

"Bir kadın Ümmü Seleme (r.a)'ye : "Ben arkadan eteğimi uzun yapıyor ve bazen pis yerlerde yürüyorum (bunun hükmü nedir)?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Sonrası onu temizler."

 

Bîr Açıklama

 

Yukarıdaki hadisi şerifte geçen: "Sonrası onu temizler" ifadesinin ve biraz sonra gelecek olan hadisi şerifte geçen: "O, bununla gider" ifadesi ile ilgili o-larak İmam Şafii (rh.a) şu açıklamayı yapmıştın

"Bu durum, elbiseye bulaşmayan kuru pislikler için söz konusudur. Ama eğer yaş pislik olursa, o ancak yıkanarak temizlenebilir. Yani yürürken elbise yerlerde sürünür ve elbiseye ona yapışmayan kuru pislikler dokunur­sa, daha sonra temiz yerlere sürtündükçe bunlar gideceğinden, bunlardan dolayı ayrıca elbisenin yıkanması gerekmez. Ama yaş pisliklerin dokunması durumunda bunlar elbisede iz bırakacağından, bunların temizlenmesi için elbisenin mutlaka yıkanması gerekir."

İmam Malik de şöyle söylemiştir:

"Bu ifade ile kişinin önce pis bir yere basması sonra da temiz ve kuru yere basması durumu kastedilmektedir. Bu yerlerin birinde bulaşan şey, di­ğerinde temizlenir."

Ama elbiseye veya bedenin bir yerine bulaşan bevl (sidik) vs. gibi pislik­lerin ancak su ile temizlenebileceği üzerinde görüş birliği vardır.

 

376- Ebu Davud, Abduleşheloğullanna mensup bir kadının şöyle söy­lediğini rivayet etmiştir:[316]

"Ben dedim ki: "Ya Resulullah (a.s)! Bizim Mescid'e gelmemiz üzerinde pislikler bulunan bir yolumuz var. Yağmur yağması durumunda ne yapaca­ğız?" Resulullah (a.s): "Ondan sonra, ondan daha temiz olan bir yol yok mu­dur?" diye sordu. "Evet, var" dedim. O zaman: "İşte o, bununla gider" diye buyurdu."

 

Bir Açıklama

 

Hanefilere göre, kişi uzun bir elbise ile önce pis yerlerde sonra temiz yer­lerde gezerse, pis yerlerde elbiseye bulaşan şeyleri temiz yerler giderir.

Malikiler ise şöyle söylemişlerdir:

"Bir kadının kuru ama üzerinde pislikler bulunan yerlerde sürünen elbi­sesine takılan toz vs. gibi maddeler kendiliğinden temizlenir. Ancak bu şe­kilde elbisesini uzun yapmaktaki amacı gösteriş değil, örtünme olmalıdır.[317]

Yaş pislikler konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Kadın eğer mest giymemiş olursa, temizlik gerçekleşir ama mest giymiş olursa o zaman affedilmez. [318]

Hanbelilerin görüşleri, Hanelilerin görüşlerine uymaktadır. Ancak elbise­ye bulaşan pisliğin miktarının az olmasını şart koşmaktadırlar. Aksi taktirde onlara göre bu pisliklerin yıkanması gerekir.

Şafiiler ise yukarıdaki hadisi şeriflerde kastedilen pisliklerin, kuru pislik­ler olduğunu bildirmekte ve böyle olmayanların mutlaka yıkanmasının gerek­tiğini söylemektedirler.

 

377- İbni Huzeyme, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:[319]

"Resulullah (a.s) namaz kılıyordu. Ayakkabılarını çıkardı. İnsanlar da a-yakkabılannı çıkardılar. Namazı bitirince Resulullah (a.s): "Ayakkabılarınızı niye çıkardınız?" diye buyurdu. Onlar: "Ya Resulullah (a.s)! Senin ayakka­bılarını çıkardığını gördük biz de çıkardık" dediler. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Bana, Cibril (a.s) geldi ve onlarda bir pislik bulunduğunu bildirdi. Biri­niz Mescid'e geldiğinde ayakkabılarını çevirip üzerinde pislik bulunup bu­lunmadığına bir baksın. Onları yere sürtsün sonra onlarla birlikte namaz kılsın."

Bu, Yezid bin Harun'un rivayet etmiş olduğu bir hadisi şeriftir. Muham-med bin Yahya'nın bildirdiği ve Ebu'l-Velid'den rivayet edilen hadise göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:[320]

"Cibril (a.s) bana, onlarda bir pislik ve rahatsız edici bir şey olduğunu ha­ber verdi."

 

378- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[321]

"Biriniz ayakkabıyla bir pisliğin üzerine basarsa, toprak onu temizler." Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:[322]

"Mestleriyle rahatsız edici bir şeye (pisliğe) basarsanız, onların temizleyi­cisi topraktır."

 

379- Taberani, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: [323]"Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kılardık ve ayak basılan yerlerden ab-dest almazdık."

 

Bir Açıklama

 

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Üzerlerine, gerek kuru gerek yaş hacim sahibi pislik bulaşmış olan mest­ler ve ayakkabılar oğularak temizlenir. Hacim sahibi pislik ile kastedilen, in­san pisliği, hayvan pisliği, kan, meni, bevl ve toprakla karışmış şarap gibi kuruduğu zaman gözle görülebilen pisliklerdir. Eğer pislik belli hacim sahi­bi değilse, kurumuş dahi olsa üç kere yıkanması gerekir. Yıkarken her kere­sinde mestin üzerindeki suların tamamen damlaması ve suyun çekilmesi için beklenir. Ama kuruması şart değildir."

İmam Şafii ve Hanefilerden İmam Muhammed: "Yaş da olsa kuruda olsa ayakkabı üzerindeki pislik oğmakla giderilmez" demiştir.

M al ikiler de şöyle söylemişlerdir:

"Mestler ve ayakkabılar yollarda ve hayvanların sıkça dolaştıkları yer­lerde bulunan kaba ve hafif hayvan pisliklerinden temizlenir. İnsan, kedi, köpek ve benzerlerinin pisliklerinin durumu ise farklıdır."

Hanbelİler de şöyle söylemişlerdir:[324]

"Ayakkabılar oğularak temizlenemez, bilakis yıkanması gerekir. Ancak oğalamadan sonra mestlerin ve ayakkabıların altında kalan az miktardaki pislik affedilir."

 

Meninin Hükmü

 

380- Buhari ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir:[325]

"Resulullah (a.s)'ın elbisesinden akıntıları yıkıyordum ve elbisenin üze­rinde ıslak kısımlar bulunarak namaza çıkıyordu."

Bir başka rivayete göre de Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) meniyi yıkardı sonra o elbise ile namaza çıkardı ve ben yıkama izinin üzerinde bulunduğunu görürdüm." [326]

Müslim'in rivayetine öre de bir adam Hz. Aişe (r.a)'nin yanına gitti, elbi­sesini yıkamaya koyuldu. Hz. Aişe (r.a) de şöyle söyledi:

"Eğer gördüysen bulaştığı yeri yıkaman yeter. Görmediysen de etrafını oğarsın. Ben onu Resulullah (a.s)'ın elbisesinin üzerinden oğarak çıkarır­dım.'[327]

Yine Müslim'in başka bir rivayetine göre de Hz. Aişe (r.a) meni hakkında şöyle söylemiştir:

"Ben, onu Resulullah (a.s)'ın elbisesinden oğardım." [328] Müslim'in bir başka rivayetine göre de Abdullah bin Şihab Havlani şöyle söylemiştir:

"Ben, Hz. Aişe (r.a)'nin yanında kalırdım. Bir keresinde ihtilam oldum ve üstüme bulaştı. Ben de elbisemi suya bandırdım. Hz. Aişe (r.a)'nin bir ca­riyesi beni gördü ve yaptığımı ona bildirdi. Hz. Aişe (r.a) de bana birini gön­derdi: Ben: "Uyuyanın uykusunda gördüğünü gördüm" dedim. Bu kez: "Onda bir şey gördün mü?" dedi. Ben: "Hayır" dedim. Bunun üzerine şöyle söyledi: "Eğer onda bir şey gördüysen yıkarsın. Ben onu Resulullah (a.s)'ın elbisesinden kuru olarak tırnaklarımla kazıyarak çıkarırdım." [329]

Tirmizi de şöyle rivayet etmiştir:

"O (yani Hz. Aişe r.a), Resulullah (a.s)'ın elbisesinden meniyi yıkamış­tır." [330]

Bir başka rivayete göre de Hemmam bin Haris şöyle söylemiştir:

"Hz. Aişe (r.a)'ye birisi misafir oldu. Kendisine bir sarı yorgan verilmesi­ni söyledi. Misafir de onun içinde uyudu ve ihtilam oldu. Üzerinde ihtilam izi olarak yorganı geri göndermeye utandı ve onu suya soktu. Sonra gönder­di. Hz. Aişe (r.a) de şöyle söyledi:[331]

"Bizim örtümüzü niye bu hale soktu? Onu parmaklarıyla kazıyıp temiz­lemesi yeterli olurdu. Ben de bazen Resulullah (a.s)'ın elbisesinin üzerinden onu parmaklarımla kazıyarak çıkarırım."

 

381- Taberani, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: [332]"Biz onu -yani meniyi, bazen kenevir veya yün ile temizlerdik."

 

Bir Açıklama

 

Hanefîler ve Malikiler, meninin necis olduğunu söylemişlerdir. Şafiiler da­ha açık bir şekilde necis olduğunu söylemişlerdir. Hanbeliler ise temiz oldu­ğunu söylemişlerdir. Ancak Hanbelilere göre de yıkanması veya kazılması müstehabdır.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Meninin yaş olanının yıkanması gerekir. Ama elbise üzerinde kurursa, kazınarak çıkarılması yeterli olur."

Malikiler de: "Yaş da olsa kuru da izinin yıkanması gerekir" demişlerdir. Bütün mezheplerin meniden önce çıkan mezinin yıkanmasının uygun olacağı ve organın önceden su ile yıkanmış olmasının iyi olacağı üzerinde görüş birliği içinde oldu ki an anlaşılmaktadır. Eğer organının yıkanmadan önce kurutulması sebebiyle üzerinde bevl izi bulunursa, meni bununla necis olur ve yıkanması gerekir.

î'la'uVSunen (l/270-273)'de uzun bir incelemeden sonra müellif şöyle de­mektedir:

"Doğru olan, meninin necis olduğu ve onu, rivayetlerde belirtilen şekil­lerden herhangi biri ile temizlemenin caiz olduğudur. Her kesimin mese­leyle ilgili olarak ortaya sürdükleri delillerin özü de budur."

Rivayetlerde bildirilen temizleme şekilleri ise şunlardır: Kuruduktan sonra kazılması, oğulması, kenevir vs. parçalan ile giderilmesi gerekmektedir.

Durru'l-Muhtar (l/207)'da kurumuş meninin kazılarak temizlenebileceği, sünnet yerinin baş tarafının temizlenmesi durumunda, bazı izlerin kalmasının zarar vermeyeceği bildirilmiştir

 

382- İbni Huzeme, Ümmü Kays bintu Muhsan (r.a)'in şöyle söylediği­ni rivayet etmiştir:[333]

"Resulullah (a.s)'a elbiseye bulaşan hayız kanı hakkında soru sordum. Şöyle buyurdu:

"Onu su ile sidr (temizlikte kullanılan bir ot) ile temizle ve kuvvetlice kazı."

 

Bîr Açıklama

 

İnsanın ağız köpüğü ve teri temizdir. Eğer arkasını, önünü veya menisini temizlemek için taş, yaprak veya bunların yerine kullanılan herhangi bir şey kullanmış olur ve bu arada terlerse, terlemesinin elbisesinin pisliğine ek bir etkisi olmaz ve bedeninden pislenen bölgenin genişlemesine sebep olmaz. Ancak eğer gaitanın (dışkısının) izi ortaya çıkarsa, Hanefılere göre bunun miktarının bir dirhemi aşması durumunda yıkanması gerekir.

 

383- İbni Huzeyme, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:[334]

"Kadın bir çaput kullanılır. Kocasının işi bitince çaputu alıp kocasına bulaşan şeyleri de kendine bulaşan şeyleri de onunla siler. Sonra her ikisi de o elbiselerle namaz kılabilirler."

 

384- Ebu Davud, Muaviye bin Ebi Sufyan (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Muaviye (r.a), Resulullah (a.s)'ın hanımı olan kızkardeşi Ümmü Habibe'ye: "Resulullah (a.s) cinsel ilişki esnasında giydiği elbisesiyle namaz kı­lar mıydı?" diye sordu. O da şöyle söyledi:[335]

"Evet, üzerinde herhangi bir rahatsız edici şey (pislik) görmedikçe kılar­dı."

 

385- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[336]

"Resulullah (a.s) bizim örtülerimizde -yahut çarşaflarımızda- (buradaki şüphe, hadisin ravilerinden birinden kaynaklanmaktadır) namaz kılmazdı."

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bizim örtülerimizde namaz kılmazdı." [337]

Nesai ikinci rivayeti nakletmiştir.[338]

Tirmizi'nin rivayeti ise şöyledir:[339]

"Resulullah (a.s) hanımlarının örtülerinde namaz kılmazdı."

 

386- imam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:[340]

"Abdullah bîn Ömer (r.a), cünüp olduğu sırada terlerdi ve sonra o elbi­selerin İçinde namaz kılardı." (Yani o elbiselerini değiştirmeden ve yıka­madan onlarla namaz kılardı -Çeviren)

 

387- İmam Malik, Yahya bin Abdurrahman bin Hatib (r.a)'den şu şe­kilde rivayet etmiştir:[341]

'Yahya bin Abdurrahman bin Hatib, Hz. Ömer (r.a) ile birlikte bir binekli gurubun içinde umreye gitti. Gurubun içinde Amr bin el-As (r.a) da vardı. Hz. Ömer (r.a), yolun bir yerinde suya yakın bir mevkide istirahata çekildi. Burada Hz. Ömer (r.a) ihtilam oldu. Sabah olmaya da az kalmıştı. Yolcularda su bulamadı. Bineğine binip suyun yanına gitti. İhtilamdan üzerine bulaşan yerleri yıkayıverdi. Sonra yola çıktı. Amr bin el-As (r.a):

"Yanımızda elbise bulunarak sabahladın. Kendi elbiseni bırak da yıkan­sın" dedi. Hz. Ömer (r.a) de ona şöyle söyledi:

"Hayret sana ey As'ın oğlu! Sen elbise bulabiliyor san, bütün insanlar el­bise bulabileek mi? Vallahi, ben bunu yapacak olsam bu bir sünnet olur. Bi-lakis gördüğümü yıkar, göremediğimi de oğarım."

 

Bir Açıklama

 

Zerkani, Muvatta Şerhi'nde şöyle söylemiştir: "Ebu Abdulmelik şöyle söyledi:

"Bu rivayet, İmam Malik'in üzerinde vehme (yanılgıya) düştüğü riva­yetlerden sayılmaktadır. Çünkü Hişam'ın arkadaşları, Fadl bin Fudale, Hammad bin Seleme ve Muammer, bu metni Hişam'm babasından, onun Yahya bin Abdurrahman bin Hatib'den, onun da kendi babasından rivayeti tan­kıyla nakletmişlerdir. İmam Malik'in rivayetinde ise 'babasından' kaydı düşmüştür. Yani İmam Malik olayı Yahya bin Abdurrahman bin Hatib'in başından geçmiş bir olay gibi vermiştir. Ancak sözü edilen rivayete göre o bu olayı kendi babasından nakletmiştir."

 

Kanın Ve Hayız Kanının Hükmü

 

388- Kutubi Sitte sahiplerinden Nesai dışında kalanlar, Esma bintu Ebu Bekir (r.a)'den rivayet etmişlerdir:[342]

"Bir kadın, Resulullah (a.s)'a gelerek: "Birimizin elbisesine hayız kanı bulaşıyor. Onun hakkında ne yapacak?" diye sordu. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onu kazır, sonra su ile sıkar, sonra oğar, sonra o elbisenin içinde namaz kılar."

Nesai'nin rivayetinde de şöyle bildirilmiştir:

"Bir kadın Resulullah (a.s)'a elbiseye bulaşan hayız kanının hükmünü sordu. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Onu kazı, sonra su ile sık, sonra oğ, sonra o elbisenin içinde namaz kıl."[343]

Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre de Hz. Esma (r.a) şöyle söyle­miştir:

"Bir kadının Resulullah (a.s)'a, birimizin temizlendiğini görmesi duru­munda elbisesine bulaşan şey hakkında ne yapacağını, onunla namaz kılıp kılamayacağını sorduğunu duydum. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Baksın, eğer kan görürse, onu bir miktar su ile sıksın. Görmediğini de oğsun ve onunla namaz kılsın."[344]

Buna benzer bir başka rivayette de Resulullah (a.s)'ın:[345] "Onu kazı, sonra su ile sık, sonra oğ" diye buyurduğu bildirilmiştir.

 

389- Buharı, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Birimiz hayız olur sonra temizlenmesinin ardından kanı kazır, diğer­lerini de oğar, sonra o elbisesiyle namaz kılardı."[346]

Ebu Davud'un rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) İle birlikte bulunuyorduk. Üzerimizde örtülerimiz vardı. O'nun üzerine de bir giysi atmıştık. Sabah olunca Resulullah (a.s) giy­siyi alıp giydi. Sonra çıkıp sabah namazını kıldı. Sonra oturdu. Bir adam "Ya Resulullah (a.s)! Şu bir kan damlası" dedi. Resulullah (a.s) da onu ve etra­fını kazıdı. Bana bir genç çocukla temizleyici ot gönderip: "Şunu yıka sonra kurut ve sonra bana gönder" dedi. Ben de leğenimi istedim. Onu yıkadım, sonra kuruttum ve yeniden kendisine gönderdim. Daha sonra Resulullah (a.s) günün ortasında üzerinde bir giysi bulunarak geldi."[347]

Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre Muaz şöyle söylemiştir:

"Hz.Aİşe (r.a)'ye üzerine kan bulaşan hayızlı kadın hakkında soru sor­dum. Şöyle söyledi:

"Onu yıkasın. Eğer izi kaybolmazsa bir miktar sufre ile onu gidersin." Sonra şöyle söyledi:

"Benim, Resulullah (a.s)'ın yanında (O'nun zamanında) hiç elbisemi yı­kamadan toplam üç hayız gördüğüm olurdu." [348]

Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre Hilas Hecen şöyle söyle­miştir:

"Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini duydum:

"Benîm hay izli olduğum sırada Resulullah (a.s) ile birlikte aynı yorganın altında yattığım olurdu. Bazen benden kendisine bir şey bulaşırdı. O da o şeyin bulaştığı yeri yıkar diğer kısımları yıkamazdı."[349]

Nesai, bu sonuncu rivayete kitabında yer vermiştir.[350]

 

390- Ebu Davud, Ümmü Kays bintu Mihsan (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[351]

"Resulullah (a.s)'a elbiseye bulaşan hayız kanı hakkında soru sordum. Şöyle buyurdu:

"Onu kuvvetlice oğ, su ve sidr ile yıka."

 

Bir Açıklama

 

Şehitlerin kanlan dışındaki insan kanı ve sıvı olmayan hayvan kanı, ilim adamlannın görüş birliği (icma) ile necistir ve pistir. Ancak bunun affedilmiş miktarının ne kadar olduğu konusunda fıkıhçılar arasında görüş aynlıklan bu­lunmaktadır. Şehit kanı ile kastedilen, onun kendisinden akıp vücuduna bula­şan kandır. Onun bu kanı temizdir, tster hayızlı birinin kanı olsun ister bir başkasının kanı olsun akıcı kanın yıkanması uygun olur.

Balık kanı, karaciğer, dalak, yürek gibi organlann kanlan ve şer'i bir şekil­de kesilen hayvanın kesimden sonra damarlarında kalan kan, kannca ve pire kanı ise pis (necis) değildir.[352]

 

391- Buhari, Hz.Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Bizden birinin, hayızlı iken bir elbiseden başka giydiği bir şey olmazdı. Ona kanından bir şeyler bulaşacak oldu mu tükürüğüyle kazıyarak temiz­lerdi."[353]

Ebu Davud da bunun benzeri bir rivayet nakletmiştir. Yine bir başka ri­vayetine göre de Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:

"Birimizin bir elbisesi olur, hayızlı iken de onu giyerdi, cünüp olduğu zaman da onu giyerdi. Sonra onda bir kan damlası görür ve onu tükürük ile kazırdı."[354]

Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre de Hz. Aişe (r.a) şöyle söy­lemiştir:[355]

"Birimizin bir tek elbisesinden başka bir şeyi olmaz, hayızlı iken de onu giyerdi. Ona kandan bir şey bulaştığında, tükürüğü ile ıslatır sonra yine tü­kürüğü ile kazırdı." (2)

 

Bir Açıklama

 

Tükürük Hanefi'lere göre temizleyici maddelerdendir. Kusmukla pis olan parmak veya meme ucu, üç kere dil sürtülmesiyle yahut çocuğu emzirmekle temiz olur. Şarap içen birinin ağzı sürekli tükürmek veya ağzmdakini yutması sebebiyle temiz olur. Bununla birlikte yükümlülük altında olan akıllı birinin pis olmuş tükürüğünü yutması caiz olmaz. [356]

 

Köpek Salyasının Hükmü

 

392- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir:[357]

 

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Köpek birinizin kabından içerse, onu yedi kere yıkasın."

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu:

"Köpek birinizin kabını yalarsa, onun içindekini döksün ve o kabı yedi kere yıkasın."[358]

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:

"Birinizin, köpeğin yalamış olduğu bir kabının temizliği, ilki toprakla ol­mak üzere o kabı yedi kere yıkamasıyla olur."[359]

Ebu Davud'un aynı anlamda ve merfu olmaksızın rivayet etmiş olduğu ha­diste de şöyle bir fazlalık bulunmaktadır:

"Onu yedi kere yıkayın. Yedincisi toprak ile olsun." [360]

Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Köpek bir kabı yaladığında, onu yedi kere yıkayın. Onu yedi kere yıka­yın. Yedincisi toprakla olsun."[361]

Tirmizi'nin rivayetine göre de Ebu Hureyre (r.a) şöyle söyledi:[362]

"Köpek bir kabı yaladığında, o kap yedi kere yıkanır. İlkinki veya sonun­cusu toprakla olmalıdır. Eğer kedi yalarsa, o zaman da bir kere yıkanmalı­dır."

 

393- Müslim, Abdullah bin Muğaffel (r.a)'den rivayet etmiştir:[363]

"Resulullah (a.s) köpeklerin öldürülmesini emretti. Sonra "Onların köpekler karşısındaki tutumları nedir?" diye buyurdu. Sonra av köpeklerine ve çoban köpeklerine müsaade etti ve şöyle buyurdu:

"Köpek kabı yaladığında, onu yedi kere yıkayın. Sekizincide de toprak ile silin."

 

394- Buhari, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın zamanında köpekler Mescid'e gelip gidiyorlardı ve orada hiç bîr şeye ağızlarını sürmüyorlardı."[364]

Ebu Davud'un bir rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın zamanında ben, Mescid'de gecelerdim. O zaman he­nüz bekâr olan bir gençtim. Köpekler Mescid'e gelir, gider, bevlederlerdi..." Hadis bu şekilde devam etmektedir.

 

Bir Açıklama

 

İbnül Esir şöyle demiştir:

"Köpekler Mescid'e gelir, gider, bevlederlerdi": Abdullah bin Ömer (r.a), bu sözü ile Mescid'in dışına bevlettiklerini ve gelip geçerken Mescid'e de girdiklerini anlatmak istemiştir. Çünkü köpeklerin Mescid'in içinde istedik­leri gibi hareket etme ve içine bevletme imkanı verilmesi caiz olmaz. Ancak sağa sola giderken Mescid'in içinden geçiyor olmaları mümkündür. Çünkü o zaman Mescid'in kapıları bulunmuyordu. Bevletmeleri ise söz konusu o-lamaz."

 

395- Ebu Davud, Davud bin Salih bin Dinar Temmar (r.a)'dan, o da an-nasinden rivayet etmiştir:[365]

"O, (yani Davut bin Salih'in annesi) cariyesiyle Hz. Aişe (r.a.)' ye keşkek gönderdi. Cariye dedi ki:

"Vardığımda (Hz. Aişe r.a.) namaz kılıyordu. Bana: "Koy" diye işaret etti. O sırada bir kedi gelip yemekten yedi. Hz. Aişe (r.a.) namazını bitirince kedi­nin yediği yerden yedi ve şöyle söyledi:

"Resulullah a.s.) şöyle buyurdu:

"O pis (necis) değildir. O sizin etrafınızda dolaşanlardandır".

(Hz. Aişe (r.a.) sözüne şöyle devam etti): "Ben Resulullah (a.s.)' in, onun artığı ile abdest aldığını gördüm."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Daha önce artıklar konusu üzerinde durmuştuk. Orada işaret ettiğimiz üzere Şafiiler bu konuda şöyle söylemektedirler:

"Bir şeyden içen canlının artığının temiz olup olmaması, o canlının eti­nin temiz olup olmamasına göre değişir. Çünkü bu konudaki hükümde su­dan veya bir başka şeyden içen canlının salyasının, içilen maddeye karış­masının etkisi olmaktadır. Dolayısıyla onlara göre köpek pis olduğundan onun artığı da pistir. Kediye gelince, onun sıvı artıkları temiz ve temizleyici­dir. Ancak onlara göre başkası varken kedinin artığının kullanılması tenzi-hen mekruhtur."

Malikilere göre ise köpeğin artığı temizdir. Ancak onun yaladığı kabın yedi kere yıkanması bir ibadettir. Kedinin artığı ise temizdir. Ama ağzında bir pislik (necaset) görülürse, o zaman artığı da pis (necis) olur. Bununla birlikte onlar da Hanefiler gibi kedinin artığını kullanmayı mekruh olarak görmekte­dirler.

Şafiiler ve Hanbelilerin görüşleri ise şöyledir:

Köpeğin artığının pis olduğunu söyleyenler, onun az sudan içmesi duru­munda geriye kalan suyun pis olduğuna hükmetmektedirler. Ancak az su ile çok su arasındaki sınır konusunda .görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Burada raüşahade edildiği üzere bazı rivayetlerde özellikle kaptan söz edilmektedir.

Malikilerin, köpek tarafından yalanmış bir kabın yedi kere yıkanmasının, kabı necasetten (pislikten) temizlenme amacıyla yapılan bir iş değil ibadet amacı tayışan (taabbudi) bir iş olduğunu söylediklerini gördük. Şafiilerin, Hanbelile-rin ve Hanefilerin görüşlerine göre ise, köpeğin yaladığı bir kabın ilkinki veya herhangi birisi toprakla olmak şartıyla yedi kere yıkanmasının, onu pislikten temizlemek amacıyla yapıldığını söylemişlerdir. Ancak Hanefiler ilk üçünü farz olarak, diğerlerini ise mendub olarak görmektedirler. Anlaşıldığına göre temizlikte toprağın kullanılmasının hikmeti, sağlık yönünün gözetilmesidir.

 

Fare Ve Benzerlerinin Düştüğü

Kapların Hükmü Ve Bunların Temizlenmesi

 

396- Buharı, Meymune (r.a)'den rivayet etmiştir:[366]

"Resulullah (a.s)'a yağın içine düşen fare hakkında soru soruldu. Resu­lullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onu ve etrafındakileri atın sonra yağınızı yiyin."

 

397- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[367]

"Fare yağın içine düşerse, eğer yağ katı ise onu (düşen fareyi) ve etrafın-dakileri atın. Ama yağ sıvı ise yaklaşmayın."

 

Bir Açıklama

 

Hanefi'lere göre mümkün olması halinde pislenmiş parçanın atılması te­mizleme yollarından biridir. Katı yağların bu yolla temizlenmesi mümkündür. Ancak zeytinyağı ve erimiş tereyağı gibi sıvı maddelerin içine pislik düşerse,

çoğunluğun görüşüne göre bunları temizlenmesi mümkün değildir. Ancak Ha-nefilere göre pislenen maddenin üç katı kadar içerisine su dökülmesi duru­munda temizlenmesi mümkündür. Yahut delikli bir kabın içine konur sonra üzerine su dökülür. Bu durumda yağ üste çıkar ve bir şeyle bu alınır. Yahut suyun gitmesi için deliği açılır. Buradan Hanefi'lerin, eritilmiş katı yağların ve­ya sıvı yağların içine fare düşmesi ve ölmesi durumu ile ilgili görüşlerini anla­maktayız. Onlar yağın içinden fareyi çıkarır ve yağı dediğimiz şekilde temiz­lerler. Onlar, içine böyle fare düşmüş sıvı yağların dökülmesi ile ilgili hadisi şerifin de mendubiyet ifade ettiğini bildirmektedirler. Bu fetvalar, farenin Öl­mesi durumu ile ilgilidir. Ancak sağ kalırsa, içine düştüğü şey pis olmaz. Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Bir fare, kedi veya benzeri bir canlı, sıvı bir maddenin yahut akan su­yun içine düşer de sağ olarak çıkarsa, içine düşmüş olduğu madde temiz ka­lır."[368]

şer! şekilde kesilen hayvanın hükmü

 

398- Ebu Davud, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:[369] "Resulullah (a.s) bir koyun yüzmeye çalışan ancak beceremeyen bir ço­cuğun yanından geçti. Ona: "Şöyle biraz dur sana göstereyim" diye buyurdu. Sonra elini deri ile etin arasına soktu ve ta koltuğunun alhna gelinceye ka­dar elini içeriye doğru soktu. Sonra geçti ve abdest almadan insanlara namaz kıldırdı."

Bir rivayette şöyle bir ilaveye yer verilmektedir: 'Yani: Elini suya dokundurmadan."[370]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisi şerif, herhangi bir sebeple ölmeden önce şeriat hükümlerine göre kesilen eti yenen bir hayvanın temiz olduğuna işaret etmektedir. Fıkıhçı-lann temiz olduğu üzerinde görüş birliğine vardıktan şeylerden birisi de şer'i şekilde kesilerek arı kılanın hayvandır. Buna göre kesimden sonra hayvanın damarlarında ve etinde kalan kan temizdir. Çünkü bu kan akıcı değildir. Bu yüzden bu kanın ete karıştırılıp et ile birlikte alınması helal görülmüştür.

Malikilerin görüşlerine göre, şer'i şekilde kesilen hayvanın damarlarında, yüreğinde veya doğranan etinde kalan kan temiz maddelerdendir. Çünkü bu­ralar temiz kılınan yerlerdir. Ancak kesim yapılan bölge üzerinde kalan kan akıcı kandan arttığından dolayı pistir ve necistir. Bunun gibi hayvanın boğa­zına kaçarak midesine ulaşan kan da pis olduğundan sakınılması gerekir.

 

Tabaklamanın Ve Tabaklanmış Derinin Hükmü

 

399- Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan rivayet etmiştir: [371]"Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Deri tabaklandığında teiniz olur."

Bir başka rivayete göre de Mersed bin Abdullah Yezeni (r.a) şöyle söy­lemiştin

"Abdurrahman bin Va'le Sebi'İ'nin üzerinde bir baş derisi gördüm ve elimi sürdüm. Şöyle söyledi:

"Ne oluyor da elini sürüyorsun? Ben onun hakkında Abdullah bin Ab­bas (r.a)'a soru sordum ve: "Biz Mağrib'de (Kuzey Afrika'da) bulunuyoruz. Bizimle birlikte Berberiler ve Mecusiler bulunuyor. Bize kendilerinin kes­tikleri koç verdikleri oluyor. Biz onların kestiklerini yemiyoruz. Yine bize içinde yağ bulunan deriden su kapları getiriyorlar. (Bunlar hakkında ne ya­palım) dedim. Abdullah bin Abbas (r.a) da şöyle söyledi:

"Biz bunu Resulullah (a.s)'a sorduk. O da şöyle buyurdu: "Onun tabaklanmışı temizdir."[372]

Tirmizi ve Nesai de şöyle rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Herhangi deri tabaklanırsa temiz olur."[373]

Nesai'nin bir rivayetine göre de Abdurrahman bin Va'le, Abdullah bin Ab-bas (r.a)'a: "Biz, Mağrİb (Kuzey Afrika) taraflarına savaşa çıkıyoruz. Oraların ahalileri ise puta tapıcı insanlardır. Onların içine süt ve su konulan kırbaları (deriden yapılma tulumları) olmaktadır" dedi. Abdullah bin Abbas (r.a) da şöyle söyledi:

"Tabaklanmışı temizdir." Abdurrahman bin Va'le:[374]

"Sen bunu kendi görüşüne dayanarak mı söylüyorsun yoksa Resulullah (a.s)'tan mı duydun?" diye sordu. O da: "Resulullah (a.s)'tan" cevabını ver­di."

 

400- Ebu Davud, Aliye bintu Subey (r.a)'den rivayet etmiştir:[375]

"Benim Uhud'da koyunlarım vardı. Bu koyunlara ölüm (öldürücü has­talık) düştü. Ben, Resulullah (a.s)'ın hanımı Meymune'nin yanına giderek bu durumu kendisine bildirdim. Meymune bana: "Keşke derilerini alıp da onlardan yararlansaydın!" dedi. Ben: "Bu helal olur mu?" dedim. O da şöyle söyledi:

"Evet. Resulullah (a.s), Kureyş'ten eşek gibi (yani bu derece büyük) bir koyunlarını çekip götüren bir takım adamların yanından geçti ve: "Keşke derisini alsaydınız!" diye buyurdu. Onlar: "Bu leş olmuştur" dediler. Resu­lullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onu su ve karaz (bir çeşit ağaç yaprağı) temizler."

 

401- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmişlerdir:[376]

"Resulullah (a.s) bir koyun leşinin yanından geçti ve şöyle buyurdu: "Bunun derisinden yararlansaydınız ya!" Oradakiler: "Bu leştir" dediler. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onun sadece yenmesi haram kılınmıştır," Bir başka rivayete göre Abdullah bin Abbas (r.a) şöyle söyledi: "Meymune'ye bir koyun bağışlandı. Sonra bu koyun öldü. Resulullah (a.s) onun yanından geçti ve şöyle buyurdu:

"Bunun derisini alıp, tabaklayıp ondan yararlansaydınız."

Oradakiler: "Bu leştir" dediler. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Onun sadece yenmesi haram kılınmıştır." [377]

Buhari'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bir keçi ölüsünün yanından geçti ve şöyle buyurdu:[378]

"Sahipleri niçin bunun derisinden yararlanmıyorlar?"

 

402- İmam Malik, Hz. Aişe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:[379]

"Resulullah (a.s). Ölü hayvanlann derilerinden tabaklanmak suretiyle yararlanılmasını emretti."

Nesai'nin rivayetine göre de Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'a ölü hayvanların derileri hakkında soru soruldu. O da şöyle buyurdu:

"Onun temizlenmesi, tabaklanma sidir."[380]

Bir başka rivayete göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ölü hayvanın (derisinin) temizlenmesi, tabaklanmasıdır."[381]

 

403- Buharı, Şevde bintu Zem'a (r.a)'dan rivayet etmiştir:[382]

"Bizim bir koyunumuz öldü. Onun derisini tabakladık. Sonra iyice es-kiyinceye kadar içinde şıra çıkardık."

 

404- Ebu Davud, Seleme bin Mehbak (r.a)'tan rivayet etmiştir:[383]

"Resulullah (a.s), Tebük Savaşı sırasında bir aileye uğradı. Onlarda asılı bir kırba (deriden su kabı) vardı. Resulullah (a.s) su istedi. "Ya Resulullah (a.s)! O ölü hayvan derisindendir" dediler. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Tabaklanması, onun temizlenmesidir."

 

Bir Açıklama

 

Eti yenen bir hayvanın kesilmesi durumunda, derisinin temiz olduğu konu­sunda fikıhçılar arasında herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Ölü hayvanın derisine gelince: Malikilerin ve Hanbelilerin meşhur olan görüşlerine göre bu deri tabaklansın tabaklanmasın pistir. Bu nedenle haramdır ve kullanılması caiz değildir.

Hanefiler ve Şafîiler ise şöyle söylemişlerdir:

"Ölen bir hayvanın ve daha başkalarının derileri tabaklanmakla temiz olur."

Hanefller ise temizlenmesi için topraklanmasını, güneşte kurutulmasını ve derinin üzerindeki fazlalıklarının kurutulmasını ve temizlenmesini sağlaya­cak maddelerin kullanılmasını gerekli görürler. Bütün bunlar deriyi tabakla­mak içindir.

Şafiiler ise derinin temiz ve kullanılmaya elverişli olabilmesi için karaz denilen yaprak, nar kabuğu ve benzerleri gibi deri tabaklamada kullanılması adet olan maddelerin kullanılmasını şart görürler.

 

405- Malikiler ve Hanbeliler, Ahmed bin Hanbel'in,[384] Abdullah bin Ukeym'den rivayet ettiği hadisi delil göstermektedirler. Bu rivayete göre Ab­dullah bin Ukeym (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bize vefatından bir ay kadar önce şöyle yazdı; "Ölü hayvan derisinden de sinirlerinden de yararlanmayın."

 

Bir Açıklama

 

Bu itibarla Malikiler ve Hanbeliler yukarıdaki hadisin konuyla ilgili olarak daha önce varid olmuş hadisleri neshettiğini, Resulullah (a.s)'ın bir derinin tabaklanmasının onun temiz olmasını sağlayacağına dair sözünde kastedilen temizliğin de şer"i anlamda değil, sözlük anlamında temizlik olduğunu ve bu nedenle üzerinde namaz kılmanın caiz olmayacağını söylemişlerdir.

Diğerleri ise yukarıdaki hadis üzerinde bazı görüş ayrılıklarının bulun­duğunu ve bu hadisin pek sağlam olmadığını, dolayısıyla sahih yollardan riva­yet edilmiş olan ve tabaklanmış derinin temiz olduğunu kesin şekilde bildiren hadislerin hükmünü değiştirmeyeceğini ifade etmişlerdir. Bu itibarla onlara göre İbni Ukeym'den rivayet edilen hadiste ölü hayvanın derisinden faydalan­ma yasağı, bu derinin tabaklanmasından Önceki hali için sözkonusu olabilir. Bu şekildeki bir deri "ihab" olarak adlandırılır, tabaklandıktan sonra ise "cild" adı verilir. [385]Abdullah bin Ukeym'den rivayet edilen hadisin metninde "deri" karşılığı olarak "ihab" kelimesi geçmektedir.

 

Vahşi Hayvanların Derilerinin Hükmü

 

406- Ebu Davud, Usame Huzeli (r.a)'den rivayet etmiştir:[386]

"Resulullah (a.s) vahşi hayvanların derilerini kullanmaktan nehyetti."

 

Bîr Açıklama

 

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Vahşi bir hayvan kesilirse, derisi her halükârda temiz olur. Ancak do­muzun derisi müstesnadır. Hayvan kendiliğinden ölürse, o zaman da derisi tabaklanmak suretiyle temizlenir. Ancak bize temizlik dışındaki bir takım sebeplerden dolayı bazı vahşi hayvanların derilerini kullanmak yasak edil­miştir."

Malikiler ve Hanbeliler de şöyle söylemişlerdir:

"Eti yenmeyen bir hayvan kesilirse, derisi tabaklansın tabaklanmasın pis olur. Kendiliğinden ölmesi durumunda, derisinin pis olması ise öncelikle söz konusudur."

 

Salya Ve Tükürüğün Hükmü

 

407- İbni Mace, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:[387]

"Resulullah (a.s)'ı Hz. Ali (r.a)'nin oğlu Hz. Hüseyin (r.a)'i omuzunda taşırken gördüm. Çocuğun tükürükleri de üzerine akıyordu."

Bu, insanın artığının ve tükürüğünün temiz olduğuna işaret etmektedir.

 

408- Ebu Davud, Ebu Nadra (r.a)'dan rivayet etmiştir:[388]

"Resulullah (a.s) elbisenin üzerine tükürdü ve onu (tükürüğünü) birbi­rine sürttü."

Enes (r.a)'ten buna benzer bir hadis rivayet edilmiştir:

 

Eti Yenen Hayvanların Bevli

 

409- Taberani, İbni Şirin (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[389]

"Abdullah bin Mes'ud (r.a) bir koyun boğazladı. Üzerine koyunun kanı ve pisliği bulaştı. Bu arada namaza duruldu ve (Abdullah bin Mes'ud r.a) ab-dest almadan (yani üzerindekini temizlemeden) namaza durdu."

 

Bir Açıklama

 

Maliküer ve Hanbeliler eti yenen hayvanların bevllerinin ve kaba pislikle­rinin temiz olduğunu söylemişlerdir. Şafîİler ve Hanefîler ise: "İster hayvan­dan, ister insandan olsun, bevl, kaba pislik ve kusmuk mutlak surette pistir" demişlerdir. Ancak Hanefiler eti yenen hayvanların bevllerini hafif necaset (pislik) olarak saymışlardır. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre bu tür hayvanların kaba pislikleri de hafif necasettir. Hafif necaset ise küçük bir giysinin dörtte biri miktarında bir alanı kapatacak kadar veya daha az olursa affedilmiştir. Bu kadar bir hafif necasetle namaz kılınması caizdir. Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un hareketinin de bu esasa göre izah edilmesi mümkündür. Kandan bulaşana gelince, hayvanın kesilmesinden sonra o, kan olarak değer­lendirilir.

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Kılıç, ayna, cam, cilalı kaplar, tırnak, kemik, çini eşyalar, üzeri nakışlı olmayan gümüş süs eşyaları gibi üzerinde tırtık bulunmayan sivri ve cilalı şeyler, silinerek temizlenir. Ancak üzerinden pisliğin izi gidinceye kadar si­linmesi gerekir."

Yine Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Yer ve ağaç, ot, sabit sergi gibilerin üzerinde sabit ve ona yapışık durdu­ğundan dolayı ondan bir parça olarak değerlendirilen şeyler; güneş, hava ve­ya bir başka şeyle kuruyarak temiz olur. Ancak üzerinden necasetin izinin tamamen kaybolması şarttır. Buradan, günümüzde kullanılan, yere yapışık durumdaki seccadelerin, duvarlara yapıştırılan kağıtların hükümlerini çıka­rabiliriz. Bu gibi şeyler öyle yapışık halde kaldıkları sürece üzerinden pis­liğin İzi herhangi bir yolla kaybedilir ve kurumaları üzere bırakılırsa temiz olurlar."

Yine Hanefiler pamuğun ve benzeri şeylerin üzerlerindeki pisliğin az ol­ması durumunda bunların silkinmesi ve üzerlerinden pisliğin izinin kaybolma­sıyla temizleneceğini söylemişlerdir.

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Eğer et, pis bir şeyin içinde pişirilir veya içine pis taneler süzerse, içeri­sine su dökülmesiyle temizlenir."

Bazıları kuş cinsinden hayvanların üzerlerindeki tüylerinin kolay temiz­lenmesi için bu hayvanları kestikten sonra kaynar suya atmakta, sonra çıka­rıp tüylerini temizlemektedirler. Şafii ve Hanefi mezheplerine göre bunun üzerine su dökülürse temizlenir. Ancak Hanefilere göre bunun üç kere yıkan­ması gerekmektedir. Hanefilere göre bu, pişirmeden önce gerçekleştirilme­lidir.

Yine Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bizzat pis olan bir şey, kendiliğinden bir şeyin aracılığıyla tümden deği­şirse temiz olur. Mesela şarap kendiliğinden veya bir şeyin aracılığıyla maya­lanıp tamamen değişirse temiz olur. Bunun gibi ölü bir hayvan tuz halini alırsa, bir pislik yakılarak kül haline getirilirse, pis bir yağ sabun yapılırsa, ye­rin altına gömülür de zaman içerisinde üzerindeki pislik izleri tamamen gi­derse temiz olur. Şarap da mayalanarak temizlenirse kendisi temizlendiği gibi içerisinde bulunduğu kap da temiz olur."

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Şartlarına uygun olarak gerçekleştirilen şer'i kesim, eti yenen hayvanın her şeyini temiz kılar. Eti yenmeyen hayvanın ise derisini temiz kılar. An­cak üstün tutulduğundan dolayı insan ve pis olduğundan dolayı domuz bundan müstesnadır."

Hanefiler bu iddialarına Resulullah (a.s)'m şu hadisi şerifini delil olarak göstermektedirler:

"Onun temizlenmesi (yani kesim yoluyla arındırılması, zekatı) tabaklan-masidır."

Burada derinin tabaklanması, temiz kılınması (yani kesim yoluyla temiz kılınması, zekatı) ile birarada anılmıştır. Bu itibarla deri tabaklanmak sure­tiyle temiz kılınacağı gibi şer'i kesim yoluyla da temiz kılınır. Çünkü akıcı kan­ların ve pis sıvıların giderilmesi konusunda şer'i kesim tabaklama gibidir. Dolayısıyla şer'i kesim tabaklama gibi temizlemeye yarar. Hanefilerin delil ola­rak gösterdikleri hadisi şerifi Nesai rivayet etmiştir ve Nesai'nin verdiği me­tin şöyledir:

"Resulullah (a.s)'a ölü hayvanın derisi hakkında soru soruldu. Darekut-ni'nin rivayet etmiş olduğu bir hadisi şerife göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Her bir derinin temizliği, tabaklama yoluyla sağlanır." Darekutni bu ha­disi rivayet eden ravilerin tümünün sika kişiler olduklarını söylemiştir.[390]

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir yerin kazınıp sürülmesi sonucu üzerindeki pisliklerin izi tamamen kaybolursa, orası temiz olur. Bir insanın elbisesine veya bedenine veya her­hangi bir yerine pislik bulaşır, sonra bu pisliğin nereye bulaştığını unutursa, pislik bulaşan şeyin temiz olduğuna hükmedilmesi için ondan herhangi bir bölgenin yıkanması yeterli olur."

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir insanın, bir elbisenin veya serginin pis olup olmadığı konusunda tereddüde düşülürse, onun temiz olduğuna hükmedilebilmesi için ovulma­sı veya benzer bir şey yapılması yeterli olur. Ovma elle ıslatarak silmek veya ağızla ıslatıp silmek yoluyla ya da yağmurun ıslatmasıyla gerçekleşir."

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse ıslak ayakla, pis ancak kuru olan bir serginin veya seccadenin yahut buna benzer bir şeyin üzerinde yürürse, bundan dolayı ayağı pis ol­maz."

Malikiler de şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse ıslak ayakla kuru bir pisliğe basarsa, daha sonra bastığı yerler ayağına bulaşan pisliği temizler."

Yine Malikiler: "İçerisinde pislik çoğunlukta olmaz veya bizzat pis ol­mazsa yağmurdan dolayı oluşan çamurlar affedilmiştir" demişlerdir. Yine onların görüşlerine göre iki yaşından küçük olan ve henüz sütten başka gıda almayan bebeğin bevlinin veya kusmuğunun sadece ıslatılıp oğulması yeterli olur.

Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Geniş bir sahra veya geniş bir ev gibi büyük bir alan içinde pis olan mevki gizli kalır, görünmezse ona itibar edilmez ve bütün alan temiz kabul edilir."

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir şey içerisinde sinek, çekirge, dokuzlan böceği, an, bit, sivrisinek ve akreb gibi akıcı kan taşımayan bir canlının ölmesiyle pis olmaz. Yine kur­bağa, balık, timsah, yılan, su köpeği ve su domuzu gibi suda yaşayan canlılar­dan birinin ölmesiyle pis olmaz." Bu sonuncuların akıcı kan taşımalarına rağmen Hanefiler bunların kanlarını normal kan hükmünde saymamışlardır.

İlim adamları şöyle söylemişlerdir:

Bitkilerin tümü temizdir. Bir bitkinin zehirli olması veya uyuşturucu taşı­ması sebebiyle kullanılması haram olsa da temiz sayılır.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"İnsanın ve sağ olsun, ölü olsun, eti yensin yenmesin domuz dışındaki bütün hayvanların kan taşımayan tüm parçalan temizdir. Kıl, sökülmüş tüy, gaga, tırnak, sinir, boynuz, hayvan tırnağı üzerindeki yağ, kaybolmuş veya üzerindeki kan bölgeleri temizlenmiş kemik böyledir. Yine fildişi de bu şekilde temizdir. Ancak sökülen kılların kökleri pistir."

Canlı bir şeyin gözyaşı, teri, salyası, burun pisliği gibi şeyler konusunda bunların artıkları hakkında mezhepler arasında görüş ayrılıkları bulunmakta­dır. Ancak Malikilere göre domuz ve köpek dahil olmak üzere bütün canlıların temiz olduğunu belirtelim. Bu itibarla onlara göre canlıların gözyaşları, terleri, salyaları ve burun pislikleri de temizdir.

İmamı Azam Ebu Hanife şöyle söylemiştir:

"Yumurta kuştan çıktıktan sonra temizdir. Ancak üzerinde pislik olursa bunun temizlenmesi gerekir."

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

'Temiz olan kuru bir elbise, yaş olan pis bir elbiseye sarılırsa, yaş elbise sıkılmaz. Ancak sıkılacak olursa içindeki kuru elbise bundan dolayı pis ol­maz. Bunun gibi yaş ve temiz bir elbise, kuru pis bir elbiseye serilmekle veya kuru pis bir yere serilmekle pis olmaz. Hatta yer rutubetlenir ve üzerindeki pislik izi görülmezse yine elbise pis olmaz."

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Çırpılarak beyazı şansına kanştmlmış bir yumurta, eğer bayat olmazsa temizdir. Ancak bayatlamış, dolayısıyla rengi değişmiş veya kan haline gel­miş yumurta pistir. Eğer bu nitelikteki bir yumurta kırılır da diğer yumurta­lara kanşıhrsa, onun diğerlerinden ayrılması mümkün olursa geriye kalan temiz olur."

Yine Malikiler şöyle söylemişlerdin "Eti yenen hayvanların kaba artıkları yiyecek ve içecekle birlikte kul­lanılmadığı sürece temizdir. Ancak yiyecek ve içecekle kullanılması duru­munda pis olur."

Malikilere göre farenin kaba arlığı, şüphe ile de olsa bir pisliğe bulaşma­dıkça pis değildir. Malikilerin fare hakkındaki hükümleri ile tavuk hakkındaki hükümleri aynıdır.

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Gerek insanların ve gerekse eti yenen veya yenmeyen hayvanların ferç-lerinde görülen beyaz su şeklinde ve mezi ile ter arası bir görünüme sahip olan yaşlık, temizdir."

Bütün fıkmçılann ortak görüşlerine göre bir hayvandan, daha canlı iken kesilen parça hakkındaki hüküm, leş parçası hükmüdür. Mesela daha hayvan sağken kesilen koyun kuyruğu ve deve hörgücü hakkındaki hüküm böyledir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Ağırlığı bir dirhem (3.17 gr.) veya daha az yahut bir el ayası kadar alanı kapatacak miktardaki kaba pislik, namaz hakkında bağışlanır. Yani kişi bu kadarlık bir pislikle namaz kıldığında namazı geçersiz sayılmaz. Eti yenen hayvanın bevli gibi hafif necasetin (pisliğin) ise, namazda giyilmesi caiz olan en küçük giysinin dörtte biri oranında yer kapatacak kadan bağışlanır."

Bazı Hanefiler "alkollerden kaynaklanan necasetin hafif necaset, necaset olduğuna kesin olmayan (gayr-i kafi) bir delille hükmedilen şeydir." de­mişlerdir.

Eti yenen hayvanların bevlleri ve eti yenmeyen kuşlann kaba pislikleri böyledir. Onlara göre kaba necaset de, kesinlik arzeden bir delille necaset olduğuna hükmedilen şeydir. Akıcı kan, dışkı, eti yenmeyen hayvanların bevl­leri, şarap, tavus, kaz ve ördek gibi havada uçamayan kuşlann kaba artıkları, leş eti ve derisi, köpek pisliği, vahşi hayvanların pislikleri, bunlann salyaları, ağız dolusu kusmuk, akıntı, meni, mezi ve akıcı kan gibi kadınlardan çıktığın­da abdestin bozulmasına sebep olan şeyler, sığır, at ve eşek gibi hayvanların kaba artıkları Ebu Hanife'ye göre kaba pisliklerdendir. Ancak onun iki Öğren­cisine yani İmam Muhammed ve İmam Ebu Yusuf a göre genel bir yaygınlık olması durumunda bunlar hafif pisliklerden sayılır. Yani bir yerde bu gibi pis­liklerin her tarafa yayılması sebebiyle onlardan sakınmak zorlaşırsa hafif pis­lik sayılır.

Yine Hanefiler şöyle söylemişlerdin

"iğne uçları gibi şeyler yoluyla elbiseye veya bedene bevlin bulaşması ba­ğışlanır. Ancak bunun birikmesi sebebiyle miktarı artarsa, bağışlanan miktan aşmış olur. Bunun gibi kasabın üzerine dokunan az miktardaki kan ve pisliğe konan sineklerin bıraktıkları izler de bağışlanır. Ölüyü yıkayan biri­nin, yıkama sırasında üzerine dökülen su da bağışlanır. Yine pisliğin buharı, tozu ve külü de bağışlanır."

Malikiler de şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimsede sürekli akıntı olması sebebiyle onun özür sahibi olduğuna hükmedilirse, onun akıntılarından bulaşan pislik bağışlanır. Bu durum on­lara göre bir kimseden, iradi olarak değil de kendiliğinden bevl, mezi, meni ve dışkı gibi şeylerin çıkması veya akmasıdır. Bu gibi akıntılar günde bir kere de olsa her gün de olsa zorunluluk söz konusudur. Elin ve yara üstü-ne sarılan sargının ise yıkanmadan bırakılması olmaz. Ancak eğer günde iki kereden fazla olacak şekilde çok akıntı olursa basur hakkındaki hüküm uy­gulanır."

Yine Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Hacamat bölgesi ve cerrahi ameliyatın gerçekleştirildiği kısım eğer sargı ile sanlırsa, orası iyileşinceye kadar (üstten) temizlenir. Bunun gibi bir çı­bandan kendiliğinden veya ihtiyaçtan dolayı sıkılması sebebiyle çıkan akıntı da bağışlanır. Ancak ihtiyaç olmadan sıkılırsa, bir dirhem veya daha fazla akıntı çıkarsa bağışlanmaz."

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Sivilcelerden, yaralardan ve çıbanlardan çıkan kanlar, irinler ve benzeri akıntılar bağışlanır. Yine hacamat, damar kesintisi ve sürekli bevl akıntısı da bağışlanır. Ancak sivilce ve çıban sıkılırsa, bundan çıkan şeyin sadece az miktarda olanı bağışlanır."

Onlara göre bir başkasına ait az miktardaki kan da bağışlanır. Bunun gibi bir kimsenin bedeninden çıkan kan eğer başka birinin kanıyla veya kendi be­deninin bir başka yerinden çıkan karda karışmazsa bağışlanır. Şarap üreticile­rinin, çocukların, kasapların ve kâfirlerin elbiseleri, eğer üzerlerinde herhangi bir pislik izi görünmezse temizdir. Yine pisliği sebebiyle akıntısı devam eden oluktan akan su da böyledir. Yine onlara göre meyva kurtlarının, sirke ve peynir kurdunun ölüsü, adı geçen şeylerin içinde kaldığı, onlann içerisinden çıkarılıp yeniden atılmadığı ve bulunduğu şeyi değiştirmediği sürece bağışla­nır. Peynirler için kullanılan mayalar ve ilaçlar ve kokular için kullanılan alkol­ler de onlara göre bağışlanır. Yine onlara göre sağılan hayvanların sütlerine sağım esnasında kaba pisliklerinden veya memelerinde bulunan pisliklerden bir şey düşürse bağışlanır. Çocuğun emzirilmesi veya öpülmesi esnasında ağzından bulaşan pislik, arıların peteklerine bulaşan çamura karışan hayvan artıkları hakkında da aynı şeyi söylemişlerdir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Gözle görünmeyen pisliklerin temizlenmesi, onun üç kere yıkanıp sı-kılmasıyla yahut akarsuyun veya akarsu hükmündeki suyun içine sokul­masıyla gerçekleşir. Mesela pislenmiş bir şeyin bir kabın içine konulup üzerine o kaptan taşıncaya kadar su dökümesi, bu şekilde akarsu hükmün­deki suya konulması anlamı taşır. Görünebilen pisliğin temizlenmesi ise ancak onun tamamen yok olmasıyla gerçekleşir. Ancak su ile silinmesi zor olan ve silinmesi için sabun gibi temizleyici maddeleri gerektiren izlerden kalanlar bağışlanır."

Pis bir şey ile boyanan elbise, üzerinde boya kalsa dahi sıkılınca temiz su bırakacak kadar yıkandığında temiz olur. Süt, bal ve pekmeze pislik karışırsa, üzerine su katılıp eski haline dönmesi için üç kere kaynatılırsa temiz olur. Bazı fıkıhçüara göre pis şeyde pişirilen et, üzerine su dökülüp kaynatılmak ve sonra soğutulmak suretiyle temizlenir.

Malikiler köpeğin yaladığı bir kabı temiz olarak görmekte, dolayısıyla böyle bir kabın temizlenmesini ibadet olarak değerlendirmektedirler. Hanefi-lere göre ise böyle bir kap ve domuzun salyası bulaşmış bir şey üç kere yı­kanmak suretiyle temizlenir. Ancak daha fazla yıkanırsa bu fazlası mendup yani sevap olur. Şafıilere ve Hanbelilere göre ise köpeğin ve domuzun yala­dığı kap, biri toprakla olmak şartıyla yedi kere yıkanmalıdır. Şafıilere göre toprakla yıkama işi ilk keresinde olmalıdır. Hanbelilere göre çöğen, sabun ve kepek gibi şeyler de toprağın yerini tutar. Toprak bulunsa bile bu gibi temiz­leyicilerin kullanılmasında mahzur yoktur.

Haneliler şöyle söylemişlerdir:

"Hasır, seccade ve tahta gibi sıkılamayan maddelere pislik bulaşırsa, üç kere suyun içine batınhp her keresinde kurutulur ve böylece temiz olur."

Bu konuda en kolay uygulama ise Şafîilerin uygulamalarıdır. Onlara göre bu gibi eşyaların üzerinden pislik maddesinin temizlenmesinden sona üzerle­rinden su geçirilmesi, temizlenmeleri için yeterli olur.

Hanefiler şöyle söylemişlerdin

"Namaz kılan birinin aba vs. gibi bir giysisi secde esnasında pis bir yere değerse, bunun bir zararı olmaz."

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse bilmeden, üzerinde bağışlanan miktardan fazla necaset (pis­lik) bulunarak namaz kılar ve namazını bitirdikten sonra bunun farkına va­rırsa, namazı geçerlidir ve namazını tekrar kılması gerekmez."

Aynı şekilde unutarak böyle üzerinde pislik bulunduğu halde namaz kilmak hakkındaki hüküm de onlara göre aynıdır. Yine onlar şöyle söylemişler­dir

"Bir kimse üzerinde pislik bulunan elbiseden başka elbise bulamazsa, onunla namaz kılabilir. Bu şekilde kıldığı namazı iade etmesi gerekmez. Ü-zerinde pislik bulunan elbiseden dolayı çıplak olarak namaz kılamaz."

Hanefilere göre bir kimse üzerinde, içindeki madde bozulmuş ve kana dö- . nüşmüş bir yumurta taşıyarak namaz kılarsa, kıldığı namaz geçerlidir. Ancak üzerinde, içinde bevl veya kan bulunan bir şişe taşıyarak kıldığı namaz ge­çerli değildir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Namaz kılan biri, üzerinde pislik bulunan ve kendine hâkim olamayan küçük bir çocuk taşırsa namazı geçersiz olur. Ancak çocuk kendine hâkim olabüiyorsa namaz kılan kişi onu taşıyor sayılmaz ve dolayısıyla namazı geçerli olur."

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Temiz bir şeyin bulunmaması sebebiyle bir kimsenin kırılmış bir ke­miği, pis bir şeyle bağlanırsa, bu kişi özürlü sayılır ve söz konusu sargı ile kıldığı namaz geçerli olur."

Buradan, ameliyat yoluyla bir kimsenin bedeninin bir yerinden başka ye­rine yahut bir başkasının bedeninden kendi bedenine parça veya organ nakle­dilmesi ile ilgili hükmü çıkarmak da mümkündür. Daha önce geçtiği üzere can­lı bir varlıktan alınan parçanın, ölü parçası hükmünde olduğuna dair bir kural bulunmasıyla birlikte, belirtilen uygulamaya tabi tutulan kişi özürlüdür, affe-dilmiştir.

Fıkıhçılar, üzerinde necaset bulunan ve şeffaf olmayan, yeri tamamen ka­patan bir Örtünün serilmesi durumunda, o örtünün üzerinde namaz kılmanın caiz olacağı üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Hanefiler üst tarafı temiz, alt tarafı pis olan kalın bir şeyin üzerinde namaz kılmanın caiz olduğunu söy­lemişlerdir. Ancak kişinin üstünün sarılı veya giyili olması durumunda, dışı temiz, içi pis bir elbise ile namaz kılmak caiz olmaz.

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse pis bir yerde hapsedilirse, gücü nisbetinde ima ile veya biraz eğilmek (inhina yapmak) suretiyle namaz kılar. Ancak bu durumda pisliğin üzerine secde etmez."

Hanefilere göre bir kişinin belirtilen şekilde kıldığı namazını iade etmesi (tekrar kılması) müstehabdır.

Pis (necis) olduğu üzerinde görüş birliği bulunan maddelerden bazıları şunlardır: Domuz eti ve domuzun bütün parçalan, şehitlerin kanlan dışındaki insan kanı, hayvandan ayrılan sıvı haricindeki akıcı hayvan kanı, -Malikilere ve Şafiilere göre balık ve sinek gibi canlılardan da çıksa akıcı olan kan pistir-insanın bevli, kusmuğu ve dışkısı- ancak henüz ana sütü emmekte olan bebe­ğin bevli müstesnadır. Şafiilere ve Hanbelilere göre bu da pis olmakla birlikte su ile oğulması, temizlenmesi için yeterli olur- eti yenmeyen hayvanların bevlleri, kusmukları ve dışkıları (kaba pislikleri), -ancak Hanefilere göre kuş­ların kaba pislikleri ile farenin bevli müstesnadır. Bunların elbiselere ve kap­lara doldurulmuş sular dışındaki yiyeceklere bulaşanı bağışlanır- yine şarap, irin, mezi ve vedi (fercden çıkan san sıvı).

Eti yensin yenmesin karada yaşayan ve akıcı kan taşıyan hayvanların leşlerinin etleri, etleri yenmeyen hayvanların etleri ve sütleri, canlı bir varlık­tan daha hayatta iken koparılan saç ile onunla aynı hükümde olan parçaların dışında kalan parçalar da pistirler.

 

Üzerinde Görüş Ayrılığı Bulunan Bazı Pislikler (Necasetler)

 

Pis olup olmadığı üzerinde görüş ayrılığı bulunan şeylerden birisi köpektir. Hanefiler onun bizzat pis olmadığını ancak ağzının ve salyasının pis olduğunu söylemişlerdir. Malikiler köpeğin temiz olduğunu, Şafıiler ve Hanbeliler ise bizzat pis olduğunu söylemişlerdir.

Akıcı kan taşımayan hayvan ölüsü: Şafiiler bunu necis (pis) olarak kabul etmişlerdir. Hanefi mezhebi dışındaki mezheplere göre bir ölü hayvanın boy­nuz, kemik, diş, tırnak gibi kan taşımayan sert parçalan da pistir.

Şafiilerin dışındakilere göre ölü hayvanın saçı, yünü ve tüyü temizdir. Ma­likilere ve Hanbelilere göre tabaklansın tabaklanmasın ölü hayvanın derisi te­mizdir. Şafiiler ve Hanbeliler ise öldüklerinden dolayı derileri pis olan hayvan­ların derilerinin tabaklanmak suretiyle temiz olacağını söylemişlerdir. Ancak tabaklama metodu konusunda aralarında görüş ayrılığı bulunmaktadır.

Hanefiler ve Şafiiler eti yenen hayvanın bevlini, artıklarını ve kaba pis­liğini necis (pis) görmüşlerdir. Ancak Hanefilere göre eti yenen bir hayvanın bevli hafif necasettir. Atın ve ineğin kaba pisliği ise Ebu Hanife'ye göre kaba necasettir. Malikiler ve Hanbeliler ise bu sayılanları temiz olarak görmüş­lerdir. Ancak Malikiler necaset yiyen veya içen hayvanların artıklarını müs­tesna tutmuşlardır.

Hanefilere ve Malikilere göre meni pistir ve necistir. Bunun izinin tama­men yıkanması gerekir. Hanefiler, yaş olması durumunda yıkanmasının ge­rektiğini ancak kurumuş olması halinde oğularak giderilmesinin yeterli ola­cağını söylemişlerdir.[391]

Şafii mezhebi, sivilcelerden çıkan kanın, pirelerin kanlarının, sineğin bırak­tığı şeylerin, yaralardan çıkan suyun ve neft yağının temiz olduğu görüşünü taşımaktadır. Hanefi'lerin dışında kalan çoğunluk, insan Ölüsünün temiz oldu­ğu görüşündedir.

 

TUVALET İHTİYACINI GİDERME TAHARETLENME VE ÎSTÎBRA

GİRİŞ

 

İnsandaki fazlalıkların normal çıkış yollan, ön ve arkadır. Arkadan dışkı çıkar. Bu, icrna ile yani bütün ilim adamlarının görüş birliği ile sabittir ki, pistir (necistir.) Önden çıkan da bevldir. Bunun da pis olduğu üzerinde icma (görüş-birliği) vardır. Erkeğin ön tarafından mezi de çıkar. Bu, şehvet anında çıkan şeffaf, ince bir sıvıdır. Yine önden vedi denilen bir sıvı çıkar, bu da beyaz kalın bir maddedir. Bazen bevlden sonra çıkar. Meniye benzemektedir ancak meni değildir. Bütün bunlar, küçük hadese sebep olan şeylerdir. Namazın geçerli olması için bundan (yani küçük hadesten) temizlenmek farzdır. İnsan önün­den bir de meni çıkmaktadır ki bu, akıcı, beyaz bir maddedir. Erkekte normal durumlarda şehvet dolayısıyla ve fışkırıkla çıkar. Kadından da meni, hayız kanı ve nifas kanı çıkar. Kadından çıkan bu üç şey ve erkekten çıkan meni, bü­yük hadese sebep olur. Namazın geçerli olması için bundan da (büyük hades­ten de) temizlenmek farzdır. Kadından temizlik dönemi akıntısı diye bir sıvı da çıkar. Bu akıcı ve beyaz renkli bir sıvıdır, ama çok olduğunda rengi sanya yakındır. Bu akıntının da kendine göre hükümleri bulunmaktadır. Namazın ge­çerli olması için gerekli olan temizlenmeye ve insanın sürekli kafasını kurca­layan meselelerle karşılaştığı tuvalet ihtiyacım giderme konusunun da kendi­ne göre hükümleri bulunmaktadır.

Bu konularla ilgili farzlar, sünnetler, edepler, mekruhlar ve haramlar bu­lunmaktadır. Müslümanm bütün bu konularda bilgi sahibi olması gerekir. Biz de bu konularla ilgili rivayetleri verirken, bu konulara giren çok sayıda fıkhi meselenin üzerinde duracağız.

Bu giriş kısmında bazı ibareler ve tanımlar üzerinde duracağız. Fıkıh kitapl arını okuyan kişi istinca, isticmar, istibra, istinzah ve istinka gibi ibare­lerle karşılaşır. Bu ibarelerin tanımlan ve bunlarla ilgili açıklamalar şöyledir:

İstinca: Taş yahut onun yerini tutacak kağıt vs. gibi maddelerle veya su kullanarak Önden veya arkadan necaseti (pisliği) gidermektir. Esas itibariyle yalnız taşın veya onun yerini tutacak bir maddenin kullanılması yeterlidir. Aynı şekilde yalnız başına suyun kullanılması da yeterli olur. Ancak her ikisi­nin birlikte kullanılması daha güzeldir. Böylelikle insan hem temiz, hem nazif ve hem de sağlıklı olur.

İsticmar: Taş ile istinca etmektir.

İstibra: Önden veya arkadan çıkan şeyin herhangi bir izinin kalmadığını kesin şekilde bilmeye çalışmak ve bunun için gerekeni yapmaktır.

İstinzah: Bevlin çıkış yolunu bevl kalıntılarından, damlalardan vs. tama­men temizlemeye çalışmaktır.

İstinka: Pisliğin çıktığı kısmı tamamen temizlemeye çalışmaktır.

Esas itibariyle bir kimsenin, bevlin bütün kalıntılarının çıktığını kesin ola­rak anlamadan abdeste başlaması caiz olmaz.

Fıkıhçılann çoğunluğu şöyle söylemiştir:

"Bevl veya mezi yahut dışkı gibi önden veya arkadan normal olarak çı­kan şeylerin tümünden temizlenmek (istinca etmek) gerekir. Bunun gibi beden veya elbiseden pislik bulaşan her yerin temizlenmesi gerekir. "

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Eğer pislik, çıkış yolunun etrafına taşmazsa, ondan istinca erkekler için de kadınlar için de müekked sünnettir. Ama eğer çıkış yolunun dışına taşar ve bir dirhem miktarını aşarsa, o zaman su ile giderilmesi vacip olur. Eğer bir dirhem miktarını çok aşarsa, o zaman su ile veya pislik temizlemede su yerine geçebileceğine hükmedilen bir sıvı madde ile yıkanması farz olur."

Çoğunluk ise, önden veya arkadan normal şekilde çıkan sıvıların tümün­den temizlenmek gerektiğini söylemiştir.[392]

Kişinin gerek bevl ve gerekse dışkı dolayısıyla tuvalete sıkça ihtiyacı olur. Bu konu ile ilgili fıkhi ölçüler ve edep ölçüleri pek çok şeyi ilgilendirmek­tedir. İnsanlar normal konuşmalarında bu konudan söz etmekten sıkılırlarsa da öğretim alanında bu konudan bahsedilmesi zorunluluk arzetmektedir.

Tuvalet ihtiyacının giderilmesi sırasında gözetilmesi iyi olan çeşitli edep Ölçüleri vardır. Bunların yanısıra tuvalet ihtiyacını gideren birinin mutlaka uyması gereken hükümler vardır. Biz burada bazı meselelere genel şekilde te­mas etmek istiyoruz:

Esas itibariyle bir insan evindeki tuvaletin temizliğine ve nezafetine ge­reken dikkati göstermeli, temizlik (taharet) ve nezafet için gereken malzeme­leri bulundurmalıdır. Tuvaletin de, temizlik ve nezafet için elverişli olması, kokunun giderilmesini sağlayacak şartları taşıması, içinde su ve tuvalet kağıdı bulundurulması, suyun dökülmesi ve kullanılmış kağıdın atılması için uygun yer olması gerekir.

Bunların yanısıra başkalarına karşı uyulması gereken, İslam adab ve ah­lakının gerektirdiği bir takım kurallar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şun­lardır.

Kenar bir yerde ihtiyacını gidermek. Meyveli ağaçların veya insanların altında gölgelenmek için oturdukları ağaçların altında ihtiyacını gidermekten kaçınmak. İnsanların gelip geçtikleri yollara ihtiyacını gidermekten kaçınmak. Başkalarının önünde avret yerlerini açmaktan sakınmak. Durgun veya akar suyun içine işemekten sakınmak. İhtiyacını gidermekte olduğu sırada konuş­mamak. Tuvalet ihtiyacını gidermekte olan birine selam vermemek ve kendi­sine aynı durumda selam verilmesi halinde selam almamak.

 

Bevlden Sakınmak

 

410- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmişlerdir:[393]

"Resulullah (a.s) içindekiler azap gören iki kabrin yanından geçti ve şöy­le buyurdu:

"Bu ikisi azap görmektedir. Ancak büyük bir şeyden azap görüyor değil­ler. Bunlardan birisi bevlden sakınmazdı, diğeri ise insanlar arasında söz tasırdı." Resulullah (a.s) daha sonra taze bir hurma yaprağını alarak ikiye ayır­dı ve bunların her birini (söz konusu) kabirlerin her birine dikti. Oradakiler

"Ya Resulullah (a.s)! Bunu niye yaptın?" diye sordular. O da şöyle buyur­du:

"Umulur ki, bunlar kuruyuncaya kadar onların üzerlerindeki azap ha­fifletilir."

Bu hadisin değişik rivayetlerinde "bevlden sakınmazdı" cümlesindeki "sakınmazdı" anlamına gelen ibare farklı şekillerde geçmektedir. Yukarıdaki rivayette bu anlamdaki "lâ yestetiru" ibaresinin yerine, bir rivayette "la yes-tebri'u" ibaresi geçmekte [394], bir başka rivayette ise "lâ yestenzihu" ibaresi geçmektedir.[395] "Lâ yestetiru" ibaresi: "Bevlini yaparken, bevli üzerine sıç­ramaması için önüne bir engel koymazdı, yani bevlden sakınmazdı anlamı ta­şımaktadır. Ancak yukarıdaki ibareler içinde kastedilen anlama en uygun olanı, "lâ yestenzihu" ibaresidir. Yine bir rivayette de bu anlamda "lâ yetev-ka" ibaresi geçmektedir. [396]

Şerhu's-Sunne (İ/37l)"de şöyle denilmektedir:

"Ancak büyük bir şeyden azap görüyor değiller" sözünde kastedilen an­lam şudur:

Onlar kendilerine büyük gelen ve sakınılması güç olan işlerden dolayı azap görüyor değiller. Çünkü bevlden sakınmak ve söz taşıyıcılıktan kaçın­mak, sakınılması zor olan bir iş değildir. Yoksa Resulullah (a.s) bu sözü ile, söz konusu iki İşin dinde büyük sayılmayan, önemsiz işlerden olduğu anla­mını kasdetmiş değildir. Resulullah (a.s)'ın söz taşıyıcılık hakkındaki "Bila­kis o büyüktür" sözü de buna işaret etmektedir."

Şu'ayb de şöyle söylemiştir:

"İbni Dakik İyd ve bir gurup hadisçi bu açıklamayı tercih etmiştir. Yine şöyle bir açıklamada bulunulmuştur:

"Bu sözün anlamı şudur. Belirtilen günahlar görünüş itibariyle büyük değildir. Çünkü bunların işlenmesi aşağılığa ve basitliğe işaret eder. Ancak bunlar bütün itibariyle büyüktürler." Yine şöyle denilmiştir:

"Bunlar kastedilen iki kişinin inançlarına göre veya söylenilen söze mu­hatap olanların inançlarına göre büyük değildir. Ancak yüce Allah katında büyüktür. Bu, yüce Allah'ın şu sözünde ifade edilen anlama benzemektedir: "Siz onu basit bir şey sanırsınız, ama o Allah katında büyüktür" [397] Beğavi, Resulullah (a.s)'ın: "Umulur ki bunlar kuruyurıcuya kadar on­ların üzerlerindeki azap hafifletilir" sözü hakkında şu açıklamayı yapmıştır. "Ebu Süleyman Hattabi şöyle söylemiştir:

"Bu, Resulullah (a.s)'m bıraktığı eserin bereketi ve O'nun söz konusu iki kişi için dua etmesi sebebiyledir. Resulullah (a.s) bu uygulaması ile bir ba­kıma onlardan azabın hafifletilmesi isteğinin gerçekleşeceği süre konusunda bir sınır koymuştur. Yoksa bu taze yaprağın bir anlam taşıdığı, kurusunun ise böyle bir anlam taşımadığı dolayısıyla değildir."

Bazılarına göre taze (yeşil) şeyin bir üstünlüğü vardır ve bundan dolayı onun civarında olanlara rahmet edilir.

 

411- Ahmed bin Hanbel, Ebu Bekre (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) benimle bir başka adamın arasında yürüyordu. Bu ara­da, iki kabrin yanma geldi ve şöyle söyledi:[398]

"Şu iki kabirde yatanlara azab edilmektedir. Bana bir yaprak getirin." Ebu Bekre dedi ki: "Ben ve arkadaşım hemen koşuştuk. Ben bir yaprak (hurma yaprağı) getirdim. Resulullah (a.s) bunu iki parçaya ayırdı. Bir parçasını kabirlerin birine, diğer parçasını da ötekine koydu ve şöyle söyledi:

"Umulur ki, bu ikisi taze kaldıkça onların üzerlerindeki azap hafifletilir. Bunlara büyük olmayan şeylerden dolayı azap edilmektedir: Gıybet ve bevl."

Ahmed bin Hanbel dedi ki: "Büyük şeylerden dolayı azap edilmiyorlar, gerçekten büyük şeylerden dolayı azap edilmiyorlar: Gıybet, söz taşıyıcılık ve nemime."

 

Bir Açıklama

 

Bevlin sıçramasından sakınma konusundaki hassasiyet, Müslümanların gösterdikleri büyük hassasiyetler arasındadır. Bundan dolayı bevlden sakınır ve üzerlerine bundan bir şey bulaşmaması için gereken özeni gösterirler. Bevl damlalarının üzerine sıçramaması için kişinin oturarak bevletmesi müs-tehabdır. Herhangi bir özür olmaksızın ayakta bevletmek ise mekruhtur. Yine pisliğin geriye doğru dönmemesi için rüzgar esintisinin olduğu yerde bevlet-memek müstehabdır. Beden için dikkatli davranılması gerektiği gibi elbise i-çin de gereken dikkatin gösterilmesi gerekir.

 

412- Ebu Davud, Abdurrahman bin Hasene (r.a)'den rivayet etmiştir:[399]

"Ben ve Amr bin el-As (r.a) birlikte Resulullah (a.s)'ın yanına gittik. Re­sulullah (a.s), deriden yapılmış bir kalkan ile çıktı. Sonra onu önüne koydu, sonra bevletti. Biz: "Bakın, kadının bevlettiği gibi bevlediyor dedik. O bu sözü duydu ve şöyle buyurdu:

"İsrailoğullarından olan şu kişinin başına ne geldiğini bilmiyor musu­nuz? Onlar üzerlerine bevl sıçradığında, bu bevl sıçrayan kısmı kesip atar­lardı. O, onları bundan alıkoydu. Bu yüzden kabrinde kendisine azap edil­di."

 

413- Ahmed bin Hanbel, Hz. Aişe (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[400]

"On şey insanın fıtrahndandır: Bıyıkları kısaltmak, sakal bırakmak, diş­leri misvaklamak, burna su çekmek, tırnakları kesmek, eklem yerlerini yı­kamak, koltuk altlarını temizlemek, haya yerlerini traş etmek, su kullan­mak." "(Hadisin ravilerinden) Mus'ab dedi ki: "Onuncuyu unuttum. Ancak ağzı su ile çalkalama (mazmaza) olabilir."

 

Bir Açıklama

 

Beğavi şöyle söylemiştir:

"İlim adamlarının çoğunluğu bu hadisi şerifteki fıtratı sünnet olarak açıklamışlardır. Yorumu ise şudur: Bu sayılan özellikler, bizim kendilerine uymakla emrolunduğumuz peygamberler (a.s)'ın sünnetlerindendir. Bun­ları yapmakla emrolunan peygamberlerin ilki de Hz. İbrahim (a.s)'dir. Nite­kim yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Hani, Rabb'i İbrahim'i bazı sözlerle imtihan etmişti; o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabb'İ ona: "Ben, seni insanlara Önder kılacağım" dedi. O: "Soyumdan da!" dedi. Rabb'i de: "Benim ahdim (sözüm) zalimlere erişmez" diye söyledi." [401]

Sakalın kesilmesi mekruh görülmüştür. İbni Rifa, İmam Şafii'nin sakalı kesmeyi haram olarak gördüğünü bildirmiştir. Eklem aralarının temizlenmesi ile kastedilen, içerisinde kir birikmesi ihtimali bulunan yerlerin su ile güzelce temizlenmesidir.

Su kullanmakla kastedilen anlam da tuvalet ihtiyacını gördükten sonra su le temizlenmektir. Bunun anlamının bevlin su ile durdurulması olduğu da söy­lenmiştir. Bu ise cinsiyet organının yıkanması ile olur. Cinsiyet organı yıka­nınca, bevl damlaması durur ve artık akmaz. Ama yıkanmazsa daha sonra on­dan az miktarda bir şey akar. Bu ibare ile kastedilen anlamın su ile ovma ol­duğu da söylenmiştir.

 

Tuvalet İhtiyacının Giderilebileceği Ve Giderilemeyeceği Yerler

 

Tuvalet ihtiyacının giderilmesi sırasında insanlardan uzak durulmasının sebebi açıktır. Bunun sebebi, insanların tuvalet ihtiyacını gideren kimseden çıkacak sesi duymamalarının veya ondan çıkacak kokudan rahatsız olmama­larının yahut onun avret yerini görmemelerinin sağlanmasıdır. Bir kimse bu gibi ihtiyaçlarını giderirken, yakınında başka biri bulunursa mümkün oldukça ihtiyatlı davranmaya çalışır. Mühendislerin, binaların inşaatında banyoları ve tuvaletleri kolay ulaşılabilecek yerlere koymaları ve bunların yerlerini tesbit ederken yukarıda işaret ettiğimiz hususlara dikkat etmeleri yerinde olacaktır.

 

414- Tirmizi, Muğire bin Şu'be (r.a)'den rivayet etmiştir:[402]

"Bir yolculukta Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyordum. Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacını gidirmek için çıktı ve bu ihtiyacını gidermek için hay­li uzağa çekildi."

Ebu Davud'un rivayetine göre de Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacını gider­meye çıkınca uzak bir yere çekilirdi. [403]

Nesai'nin rivayetinde şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacını gidermeye çıkınca, uzak bir yere çekilirdi." Ravi dedi kî:

"Resulullah (a.s) yolculuklarından birinde ihtiyacını gidermeye çıktı. Sonra: "Bana abdest suyu getirin" diye buyurdu. Abdest aldı ve mestler üs­tüne mesnetti." [404]

 

415- Ebu Davud, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir:[405]

"Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacını gidermek istediğinde, kimse kendisi­ni göremeyecek kadar kenara çekilirdi."

Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:

"Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacına Muğammes'e giderdi."

Nafi, buranın Mekke'den iki mil mesafede olduğunu söylemiştir.[406]

Mavsıli'nin bildirdiğine göre bu rivayetin ravileri sika ve Sahihte isimleri geçen kimselerdir.

 

Bir Açıklama

 

İlim adamları şöyle söylemişlerdir:

"İstinca ve tuvalet ihtiyacının giderilmesi sırasında önüne sütre (engel) koymak ve kendisini görenlerden avret yerini gizlemek vaciptir. Çünkü av­ret yerinin gösterilmesi haramdır ve fısk sebebidir. Bu durumda fazlalığın çıktığı yer, elbise altından temizlenir. Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esna­sında başkaları ile konuşmak ise, avret yerleri açık olursa haramdır ama av­ret yerleri açık olmazsa mekruhtur. Eğer istinca yapılması, avret yeri açılma­dan mümkün olmayacaksa istinca bir başka vakte bırakılır."

 

416- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:[407] "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "İki lanetlikten sakının."

"Ya Resulullah (a.s)! İki lanetiİk nedir?" denildi. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"İnsanların yollarına veya gölgeliklerine tuvalet ihtiyacını giderendir."

 

417- Ebu Davud, Muaz bin Cebel (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[408]

"Üç lanetlikten sakının: Su akan yerlere, yolun ortasına ve gölgeliklere tuvalet ihtiyacını gidermeyin."

 

Bir Açıklama

 

Fıkı hç il ar şöyle söylemişlerdir:

"Meyvenin pisliğin üzerine düşmemesi için, meyvah ağacın altına da tuvalet ihtiyacının giderilmemesi gerekir."

Şafiiler: "Meyveli ağacın altına ürün dönemi dışında da İhtiyaç gideril-memelidir" demişlerdir. Ancak Hanbeliler, ağacın altının insanların gölgelen­dikleri ve dinlendikleri bir yer olmaması durumunda ürün dönemi dışında ih­tiyaç giderilmesini caiz görmüşlerdir.

 

418- Ebu Davud, Abdulah bin Serces (r.a)'ten şöyle rivayet etmiştir: [409]"Resulullah (a.s) deliğin içerisine bevl edil meşini nehyetti."

Nesai'nin rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle söylemiştir: "Biriniz bir deliğin içerisine bevletmesin." [410]

 

Bir Açıklama

 

Deliğin veya yer yangının yahut oyuğun içerisine bevledilmesinin yasak olması, buralarda canlıların yaşıyor olması ihtimali nedeniyledir. Bu canlılar, bazen bundan dolayı çıkıp eziyet edebilirler.

 

419- Tirmizi, Abdullah bin Mağfıl (r.a)'den rivayet etmiştir:[411]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz banyo yaptığı yere bevletmesin. Vesveselerin geneli ondandır."

Ebu Davud'un rivayetinde bir fazlalığa yer verilerek: "Biriniz banyo yaptı­ğı yere bevledip de sonra İçinde banyo yapmasın" denilmektedir.[412]

Bir başka rivayette ise: "..sonra orada abdest almasın" denilmektedir.[413]

Kazvini buna ilave yaparak Tanifisi'nin şöyle söylediğini duyduğunu bildir­miştir:

"Bu yasak, çukur haldeki yerler için söz konusudur. Günümüzde ise yı­kanma yerleri kireç, alçı ve zift gibi maddelerden yapılmaktadır. Dolayısıyla bir kimse böyle bir yere bevledip sonra üzerine su dökerse herhangi bir mah­zuru olmaz."

İbni Mübarek de şöyle söylemiştir: h> "Yıkanılan yerin içinde su akarsa, onunla ilgili hüküm geniş tutulmuş-

 

420- Ebu Davud, Umeyme bintü Rukayka (r.a)'nın söyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın divanının (sedirinin, karyolasının) altında hurma ağacından yapılma bir kâsesi vardı. Geceleri onun içine bevlederdi."[414]

Nesai'nin rivayet ettiğine göre de, "Resulullah (a.s)'ın hurma ağacından yapılma kasesi vardı, onun içine bevleder sonra onu divanının (sedirinin) [415]altına koyardı."

 

Bir Açıklama

 

Bu, bir kimsenin biriken şeyi ilk fırsatta uygun bir yere dökmek şartıyla evinde böyle bir uygulamaya başvurmasının caiz olduğuna işaret eder. Fıkıh-çılartn açıklamalarına göre, camide bir kabin içinde de olsa bevletmek haram­dır. Çünkü cami için böyle bir uygulama doğru değildir.

 

421- Taberani, Evsafta Bekr bin Ma'iz (r.a)'den rivayet etmiştir: "Abdullah bin Yezid (r.a)'den duydum, o Resulullah (as)'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etti:

"Evde bir leğenin içine bevl biriktirilmez. Çünkü melekler, içinde birik­miş bevl bulunan eve girmezler. Aynı şekilde yıkandığın yere de bevletme."

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisi şeriften de anlaşıldığı üzere bir kimsenin bevli ilk fırsatta uygun bir yere dökmesi gerekir. Burada oldukça önemli bir konuya dikkat çekmek is­tiyoruz: Bir insanın mubah olan maslahatı (çıkan) meleklerin adabına ters düştüğünde, insanın kendi maslahatına uygun olanı yapma hakkı vardır. Me­sela bir başkasına eziyet etmemek şartıyla evde sarmısak yenilmesi böyle­dir.

 

422- Taberani, Huzeyfe bin Useyyid (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[416]

"Kim Müslümanlara yollarında eziyet ederse, onların lanetleri onun (eziyet edenin) üzerine hak olur."

 

Tuvalet İhtiyacının Giderilmesinde Kıbleye Ön Veya Arkasını Dönmek

 

423- Taberani, Evsafta Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[417]

"Kim büyük ihtiyacını giderirken, önünü veya arkasını kıbleye dönmez­se, onun için bir iyilik yazılır bir kötülüğü de silinir."

 

424- Buhari ve Müslim, Ebu Eyyub el-Ensari (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:[418]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Büyük tuvalet ihtiyacınıza çıktığınızda, önünüzü de arkanızı da kıbleye dönmeyin. Ancak kıbleyi doğu yanınıza veya batı yanınıza getirin." (Yani sağ veya sol yanınızı kıbleye çevirin - Çeviren)

Ebu Eyyub el-Ensari (r.a) dedi ki:

"Şam'a geldiğimizde tuvaletlerin kıble tarafına doğru inşa edilmiş oldu­ğunu gördük. Artık becerebildiğimiz kadarıyla başka yöne dönmeye çalışıyor ve Allah'tan mağfiret diliyoruz."

Muvatta'daki rivayete göre Şifa ailesinin azatlısı (mevlası) Rafı bin İshak -ki ona Ebu Talha'nın mevlası denirdi- şöyle bildirmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın sahabisi Ebu Eyyub el-Ensari (r.a) Mısır'da olduğu sırada şöyle söylemiştir:

"Şu tuvaletler hakkında ne yapacağımı bilmiyorum. Oysa Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz büyük ya da küçük tuvalet ihtiyacına giderse, Önünü kıbleye çevirmesin. Aynı şekilde arkasını da kıble tarafına getirmesin"[419]

Nesai, Muvatta'daki rivayeti nakletmiştir. [420]

Yine Nesai'nin rivayetine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:[421]

"Küçük ya da büyük tuvalet ihtiyacınızı görürken, kıbleye önünüzü de evirmeyin arkanızı da. Ancak kıbleyi doğu ya da batı tarafınıza (yani sağ ya da sol yanınıza getirin.)"

 

425- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah {a.s) şöyle buyurdu:[422]

"Biriniz tuvalet ihtiyacını gidermek için oturduğunda önünü veya ar­kasını kıbleye dönmesin."

Ebu Davud ve Nasai'nin rivayetine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuş­tur:

"Ben sizin için bir baba yerindeyim. Size öğretiyorum. Biriniz büyük tu­valet ihtiyacına çıktığında, kıbleye önünü veya arkasını dönmesin ve sağ eliyle taharetlenmesin."[423]

Resulullah (a.s) taharetlenmede üç taş kullanılmasını emir ve tavsiye eder, hayvan pisliğinin ve kemiğin kullanılmasından nehyederdi. (2)

 

426-Ebu Davud, Mervan  el-Asfar (r.a)'dan rivayet etmiştir:[424]

"Abdullah bin Ömer (r.a)'in bineğini önünü kıbleye dönmüş halde çö­kerttiğini ve sonra da oturup o yana doğru bevlettiğini gördüm.

"Ebu Abdurrahman! Bu işten nehyedilmemiş miydi?" dedim. Şöyle söy­ledi:

"Evet. Açık bir alanda böyle yapılması nehyedilmiştir. Ancak seninle kıble arasında önünü kapatacak bir şey bulunursa, bir mahzuru yoktur."

 

427- Ebu Davud, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir:[425]

"Resulullah (a.s) bevletme esnasında kıble tarafına yönelmemizi yasak­ladı. Ancak ben O'nu vefatından bir yıl önce (bu halde) kıbleye yönelmişken gördüm."

 

428- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:[426]

"Bir ihtiyacım için Hafsa'mn evinin üstüne çıktım. Resulullah (a.s)'ın Ö-nünü Şam tarafına, arkasını kıbleye dönmüş halde tuvalet ihtiyacını gider­mekte olduğunu gördüm."

Buhari ve Müslim'in bir başka rivayetlerine göre de Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söylerdi:

"Bazı kimseler: "Tuvalet ihtiyacını gidermek için oturduğunda kıbleye veya Beyti Makdis'e (Kudüs'e) önünü dönme" diyorlar." Abdullah bin Ö-mer (r.a) şöyle söyledi:

"Ben bir gün bize ait bir evin üstüne çıktım. Resulullah (a.s)'i Beyti Mak­dis'e Önünü dönmüş halde, ihtiyacını gidermek üzere iki kerpicin üstünde gördüm. "Olur ki, sen kaba etleri üstüne namaz kılanlardansın" dedi. Ben de: "Vallahi, bilmiyorum" dedim. İmam Malik dedi ki: "Yani yerden kalk­madan namaz kılan ve yere yapışarak secde eden."[427]

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Hanefılere göre bir binanın içinde de olsa tuvalet ihtiyacının giderilmesi sırasında kıbleye önü veya arkayı dönmek tahrimen mekruhtur. Hanefılerin dışında kalan çoğunluk ise şöyle söylemiştir:

"Bu, özellikle tuvalet ihtiyacının giderilmesi amacıyla yapılmış bir yerde mekruh olmaz. Ancak bir binanın içinde tuvalet ihtiyacının giderilmesi için yapılmış olmayan bir yerde yahut açık alanda önünde yaklaşık bir zira'nın üçte ikisi kadar veya bundan daha fazla yükseklikte ve kendisinden üç zira-dan daha fazla bir uzaklıkta olmayan bir engel bulunmaksızın kıbleye önü­nü veya arkasını dönmek haramdır. Cinsel organını doğrudan güneşe veya aya çevirmek de mekruhtur. Müslümanın evinde gözetmesi gereken Öl­çülerden biri de tuvaletleri yaparken buraya giren kişinin ihtiyacını görür­ken, önünü veya arkasını kıbleye dönmek zorunda kalmayacağı şekilde yap­maktır."[428]

Hanefilerin bu konudaki görüşlerine uygun düşmesi için bu ölçüye riayet edilmesi iyi olur. Bir konuda görüş ayrılığı olduğunda, bu görüşlerden birine uyulması, diğerleri açısından zararlı veya mekruh sayılan bir sonuca sebep ol­mayacaksa, böyle yapılması ilim adamlarına göre müstehabdır.

 

Ayakta Bevletmenîn Hükmü

 

429- Buhari ve Müslim, Huzeyfe bin Yeman (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:[429]

"Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyordum. Bir topluluğun çöplüğünün yanına vardık. (Resulullah a.s) ayakta bevletti. Ben kenara çekildim. "Yak­laş" dedi. Yaklaştım. Hatta iki ökçesinin yanına geldim. Abdest aldı ve mest­lerinin üzerine meshetti."

Ebu Vail'den nakledilen bir rivayete göre de Ebu Vail şöyle söylemiştir:

"Ebu Musa, bevl konusunda oldukça katı (dikkatli) davranırdı. Kendisi bir şişeye bevleder ve şöyle derdi:

"İsrailoğullarından birinin, derisinin üzerine bevl dokunacak olsa orayı makaslarla keserdi."

Huzeyfe (r.a) de şöyle söyledi:

"İsterdim ki, arkadaşınız bu derece katı davranmasın. Ben ve Resulullah (a.s) birlikte dolaşıyorduk. (Resulullah a.s) bir topluluğun duvarının ar­kasında bulunan bir çöplüğün yanına vardı. Birinizin ayakta durması gibi durdu. Bevletti. Ben bir kenara çekildim. Bana işaret etti. Yanma gittim ve İşini bitirinceye kadar hemen Resulullah (a.s)'ın arkasında durdum." [430]

Hattabi şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın ayakta bevletmesinin sebebi, maruz kaldığı bir has­talık olabilir. Rivayete göre Resulullah (a.s) dizlerinin içindeki bir ağrıdan dolayı ayakta bevlederdi. Yine idrar yollarındaki bir ağrının tedavisinden do­layı ayakta bevlettiği de söylenmiştir. Onlar bu şekilde idrar yollarındaki ağrıları tedavi ederlerdi. Yahut bulunduğu yer, O'nu böyle ayakta bevlet-meye zorlamış olabilir. Çünkü orada oturmak için müsait bir yer bulamamış olabilir.[431]

Bu rivayetten, bevli bekletmenin mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Resulullah (a.s) çöplüğe ayakta bevletmiş, ancak geciktirmemişrir. Resulullah (a.s)'ın normalde ihtiyacını giderirken başkalarını kendisinden uzaklaştırmasına rağmen, yukarıda anlatılan olayda Huzeyfe (r.a)'yİ kendine yaklaştırmasının sebebi, çöplüğün İnsanların evlerinin aralarında bir yerde ulunmasıdır. Çünkü böyle bir yerde mutlaka birileri geçebilir. Bu yüzden Resulullah (a.s) kendisini kapatması için Huzeyfe (r.a)'yi yanma yaklaş­tırmıştır."

 

430- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Nafî'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[432]

"Abdullah bin Ömer (r.a)'i ayakta bevlederken gördüm." Hafız İbni Hacer, Feth'de şöyle söylemiştir:

"Benim görüşüme göre, Resulullah (a.s)'ın hemen hemen sürekli uygu­ladığı sünneti, oturarak bevletmekti. Bu yüzden ilim adamları da herhangi bir mazeret olmadığı takdirde oturarak bevletmeyi müstehab saymışlardır."

 

431- Tirmizi, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[433]

"Kim size Resulullah (a.s)'m ayakta bevlettiğini söylerse, onun sözüne inanmayın."

 

Tuvalet İhtiyacının Giderilmesiırasında Avret Yerlerini GizlemekVe Konuşmaktan Sakınmak

 

432- Müslim, Abdullah bin Ca'fer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet et­miştir:[434]

"Resulullah (a.s) bir gün beni arka tarafına bindirdi. Bana gizlice bir şey söyledi ki, onu insanlardan hiç kimseye söylemem. Resulullah (a.s)'ın tuva­let ihtiyacını giderirken en çok arzuladığı şey, yüksekçe bir engeli veya bir hurma kütüğünü önüne sütre (engel) yapmaktı."[435]

Bir rivayette: "Yani hurma duvarını" demiştir.

 

433- Ahmed bin Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a)'nm şöyle söylediğini rivayet etmiştir.[436]

"Resulullah (a.s)'ın şöyle söylediğini duydum:

"Her ne zaman iki kişi büyük ihtiyaçlarını gidermek üzere çıkar, avret yerlerini açar ve aralarında konuşursa şüphesiz Allah bu duruma kızar."

 

Tuvalet İhtiyacını Gidermenin Bazı Edepleri

 

434- Ebu Davud, Enes bin Malik (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s), helaya girerken yüzüğünü çıkarırdı."[437]

Üzerinde Allah'ın adı veya kıymetli bir isim yazılı olan bir şey taşıyan kimsenin, tuvalete girerken bu şeyi çıkarması menduptur.

 

435- İbni Huzeyme, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir: [438]"Resulullah (a.s) bevlederken, bir adam yanından geçti ve kendisine se­lam verdi. Ancak Resulullah (a.s) onun selamını almadı."

 

Tuvalet İhtiyacını Gidermek İsteyenin Okuyacağı Zikirler

 

436- Kütubi Sitte'de, Enes bin Malik (r.a)'den rivayet edilmiştir: "Resulullah (a.s) helaya girerken şöyle derdi: [439]"Ey Allah'ım! Pislikten ve pisliklerden sana sığınırım." Bir rivayette: "Helaya girmek istediğinde." [440] bir başka rivayet de: "Ke-nife (tuvalete) girerken" denilmektedir. [441]

 

Bir Açıklama

 

"Tuvalete girerken" ifadesi: "Tuvalete girmek istediğinde" anlamındadır. Bu ifade, Kur'an-ı Kerim'deki: "Namaza kalktığınızda" ifadesine benzemekte­dir. Bu ifade de: Namaz kılmak istediğinizde, ona niyetlendiğinizde anlamı taşır. Yukarıda kastedilen de, rivayetlerde bildirilen zikirleri daha kişinin pis­lik yerine varmadan ve avret yerini açmadan önce okumasının müstehab oldu­ğudur. Bunun gibi ihtiyacın giderilmesinden sonra okunacak zikirlerin de avret yerlerinin örtülmesinden ve pislik yerinden çıkılmasından sonra okunması ge­rekir. Bu yerde aksınrsa Allah'a kalben hamdeder.

 

437- Ebu Davud, Zeyd bin Erkam (r.a)'dan rivayet etmiştir:[442]

"Şu tuvalet ihtiyacının giderildiği yerlere (cinler vs.) gelmektedir. Biriniz helaya girmek istediğinde: "Pislikten ve pisliklerden Allah'a sığınırım" desin.

 

438- Ahmed bin Hanbel, Hz.Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:[443]

"Resulullah (a.s) heladan çıktığında; "Bağışlamanı diliyorum (ey Al­lah'ım)" derdi."

 

Bir Açıklama

 

"Bağışlamanı diliyorum": Özellikle bu duanın okunması konusunda iki görüş ortaya atılmıştır:

Birincisi şöyledir: Bu duayla, Allah'ın kendisine olan nimetlerine şükürde kusur etmesine tevbe etmesi anlamı kastedilmektedir. Allah onu nimetlendir-mekte, hazmetmesini sağlamakta, sonra bedeninden çıkmasını kolaylaştır­maktadır. Resulullah (a.s) bütün bu nimetler karşısındaki şükrünün, o nimet­lerin hakkını vermeye yeterli olmadığını gördüğünden bağışlanmasını dile­mekten başka bir yol görememiştir.

İkinci görüşe göre ise: Resulullah (a.s) tuvalette bulunduğu süre içinde, şanı yüce olan Allah'ı zikretmeyi terketmesinden dolayı bağışlanma dile­miştir. Resulullah (a.s), tuvalet ihtiyacını giderdiği vakit dışında hiç Allah'ı zikretmekten geri kalmazdı. Dolayısıyla O, bu vakitte Allah'ı zikri terketmeyi kendi açısından bir kusur olarak görmüş ve bağışlanma dilemiştir.

 

439- Tirmizi, Hz. Ali (r.a)'den rivayet etmiştir:[444]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz helaya girdiğinde, cinlerin gözlerinin önleri ile insanların avret yerlerinin arasını kapatmasının yolu: "Bismillah" demesidir."

 

Tuvalet İhtiyacının Giderilmesinden Sonra Ellerin Yıkanması

 

440- Ebu Davud, Cabir bin Abdullah (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[445]

"Resulullah (a.s), dağdan bir dar yoldan geldi ve tuvalet ihtiyacını gördü. Bizim de önümüzde kalkan veya yay üzerinde hurma bulunuyordu. (Re­sulullah (a.s)'ı) davet ettik. Bizimle beraber yedi ve suya elini dukunmadı."

 

441- Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmiştir:[446]

"Resulullah (a.s) bir gün heladan çıktı, önüne yemek konuldu. "Sana bir abdest suyu getirmeyelim mi?" dediler. O da şöyle buyurdu:

"Ben namaza kalktığım zaman abdest suyunu kullanmakla (abdestle) emrolundum."

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu:

"Namaz kılmak mı istiyorum ki abdest alayım?"[447]

Bir başka rivayette de şöyle bildirilmiştir:[448]

"Helada ihtiyacım giderdi. Sonra yanına yemek konuldu. O da yedi ve suya elini sürmedi."

 

Bir Açıklama

 

Tuvalet ihtiyacım gideren ve istinca eden bir kimsenin ellerini yıkaması müstehabdır. Ama ellerinde pislik bulunmazsa, onlarla yemek yemesinde mahzur yoktur. Bu son iki hadisi şerif, ümmetin zor durumda kalmasını önle­mek amacıyla bunun caiz olacağını ortaya koymuştur.

 

Îstînca Yolları Ve Nasıl Yapılacağı

 

442- Müslim, Selmanı Farisi (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:[449]

"Ona: "Peygamberiniz size tuvalet ihtiyacını giderme konusu da dahil her şeyi öğretti mi?" denildi. O da şöyle söyledi:

"Evet. Büyük tuvalet ihtiyacının giderilmesi veya bevl esnasında Önü­müzü kıbleye çevirmekten veya sağ elle İstinca etmekten yahut üç taştan daha azıyla istinca etmekten ya da hayvan artığı veya kemik ile istinca et­mekten bizi nehyetti."

Bir başka rivayete göre şöyle söylemiştir:

"Müşrikler ona (yani Selmanı Farisi (r.a)'ye): "Arkadaşınızın size Öğretti­ğini görüyoruz: Hatta tuvalet ihtiyacını gidermesini bile öğretiyor (öyle mi?)" dediler. O da şöyle söyledi:

"Evet. O bizi, birimizin sağ eliyle istinca etmesinden, yahut (bu esnada) kıbleye yönelmesinden nehyetti. Yine (istincada) hayvan pisliği ve kemik kullanmaktan nehyetti ve şöyle buyurdu: "Biriniz üç taştan daha azıyla is­tinca etmesin." [450]

 

Bir Açıklama

 

"Bizi üç taştan daha azıyla istinca etmekten nehyetti."

Bu ifade, istincanın iki türü olduğunu, bunda suyun kullanılmaması duru­munda mutlaka taşın kullanılması gerektiğini bildiriyor. Yine temizlenmeyi sağlasa bile üçten az taşın kullanılmasının taharet için yeterli olmayacağını bildirmektedir. Çünkü Resulullah (a.s), yerine göre temizliğin üçten daha az taşla gerçekleşebileceğini biliyordu. Ancak buna rağmen en az üç taş kulla­nılmasını şart koştu. Bunu şart koşması, kulluk görevini hakkıyla yapma ve temizliği gereği gibi gerçekleştirme anlamı taşıyordu. Bunu Şafii olan İbnu'l-Esir söylemiştir.

Daha önce geçtiği üzere Hanefilere ve Hanbelilere göre bu konuda temiz­liğin gerçekleşmesine itibar edilir. Üç taşın kullanılması şart değildir ama müstehabdır. Su ile istinca yapılırken yıkamanın kaç kere yapılacağı konusu, kişinin kendi görüşüne bırakılmıştır. Temizliğin gerçekleştiği konusunda kalbi mutmain oluncaya veya bu konuda kendisinde kuvvetli bir zan oluşuncaya ka­dar yıkamaya devam eder.

"Birimizin sağ eliyle istinca etmesinden bizi nehyetti."

İlim adamlarının çoğunluğunun görüşlerine göre sağ elle istinca etme ya­sağı bir edep Ölçüsü olarak ve nezihlik açısından konulmuştur. Çünkü sağ el yemede, içmede ve insani ilişkilerin çoğunda, örneğin musafahada vs. kul­lanılmaktadır. Bu yüzden de elin pisliğe dokundurulmamakla nezih tutulması istenmiştir.

 

443- Ahmed bin Hanbel, Cabir (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: [451]"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Biriniz taşla temizlendiğinde üç taş kullansın." Bir rivayette de şöyle denilmiştir:[452]

"Bîriniz kaba ihtiyacını giderdiğinde üç kere sİlsin."

 

444- Taberani, Tank bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[453]

'Taş kullandığınızda tek sayıda kullanın. Abdest aldığınızda burnunuzu temizleyin."

 

445- Bezzar, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:[454]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz taşı kullandığında tek sayıda kullansın. Allah tektir, teki sever.

Görmüyor musun, göklerin sayısı yedi, yerlerin sayısı yedi, tavaf yedi kere oluyor...." yine başka eşyaları da saydı."

 

446- Bezzar, Alkame (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[455]

"Müşriklerden birisi Abdullah'a: "Sanıyorum arkadaşınız size her şeyi öğretti. Hatta helaya nasıl gideceğinizi bile Öğretti" dedi. O da şöyle söyledi:

"Eğer bizi alaya alıyorsan (bil ki) O bize, cinsel organlarımızı kıble ta­rafına çevirmememiz gerektiğini öğretti." Sanıyorum devamında da şöyle dedi:

"Yine sağ ellerimizle, hayvan pislikleriyle, kemikle ve üçten az sayıda taşla istinca etmememiz gerektiğini öğretti."

 

Bir Açıklama

 

Hanefıler ve Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Üç taşla istinca yapılması müstehabdır, ancak vacib değildir. Temizliğin ve taharetin tam olarak gerçekleşmesi durumunda, daha azı da yeterli olur."

Şafîiler ve Hanbeliler ise şöyle söylemişlerdir:

"Vacib olan hem temizliğin gerçekleşmesi hem de taş sayısını üçe ta­mamlamaktır. Eğer üç taşla temizlik gerçekleşmezse, dört veya daha fazla taş kullanmak gerekir. Eğer üçten fazla taş kullanılması gerekirse, taş sayısını tek yapmak sünnet olur."

Hanefılere göre hayvan pisliği gibi pis şeylerle istinca yapılması tahrimen mekruhtur. Bunun gibi kemik ve yiyecek maddesi ile istinca da mekruhtur. Yine cam türü maddelerle istinca edilmesi de mekruhtur. Mazeret olmadığı taktirde sağ elle istinca edilmesi de mekruhtur. Hayvanların katı artıklarından bazıları üzerinde yani onlarla istinca edilip edilmeyeceği konusunda görüş yrılığı bulunmaktadır. Ancak onların hakkında nas bulunduğundan dolayı on­larla isti ne a edilmesi mekruhtur.

 

447- Taberani, Suraka bin Malik bin Cu'şum (r.a)'dan rivayet etmiştir: "O, Resulullah (a.s)'ın yanından geldiğinde kavmine konuşur ve onlara İlim öğretirdi. Bir gün bir adam onunla alay edercesine Suraka'ya şöyleöyledi:[456]

'Yoksa O (yani Resulullah a.s) size büyük tuvalet ihtiyacının nasıl gideri­leceğini de öğretiyor mu?" dedi. Suraka da şöyle söyledi:

"Büyük tuvalet ihtiyacınıza çıktığınızda gölgelere ve yollara oturmaktan sakının. Taş alın. Baldırlarınız üstüne çökün. Taşlarla taharetlenin ve tek sayıda taş kullanın."

 

448- Ahnıed bin Hanbel, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) söyle buyurdu:[457]

"Biriniz büyük tuvalet ihtiyacını gidermeye gittiğinde, beraberinde taha­retlenmede kullanmak üzere üç taş alsın. Bu kadarı kendisine yeter."

 

Bîr Açıklama

 

Tuvalet ihtiyacını gideren kimsenin uyması gereken edep ölçülerinden biri­si, istincada kullanacağı şeyi önceden hazırlamaktır. Taş kullandığı zaman ek sayıda taş kullanmalıdır. Yani üç, beş veya yedi adet taş kullanmalıdır. Bu konudaki hükümle ilgili tafsilatlı bilgi ileride gelecektir. Bu gibi hadisi şeriflerden anladığımıza göre Müslümanın evindeki tuvalette istincada kul­lanmaya yarayacak tuvalat kağıdının bulundurulması uygun olacağı anlaşıl­maktadır. Yine bu gibi kağıtların kullanıldıktan sonra atılacağı yer de ol­malıdır. Camilerin tuvaletleri gibi umuma açık tuvaletler açısından da aynı şeyi söylemek mümkündür.

 

449- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir:[458]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz taşla temizlendiğinde tek sayıda taş kullansın."

 

450- Ebu Davud, Ebu Katade (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir[459]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz bevlettiği zaman, cinsel organını sağ eliyle tutmasın. Helaya gir­diğinde sağ eliyle silinmesin. Su içtiğinde de tek nefeste (suyun tamamını bir kerede) içmesin."

Buhari'nin rivayetine göre de şöyle buyurmuştur:

"Biriniz bevlettiği zaman, cinsel organını sağ eliyle tutmasın ve sağ e-liyle istinca etmesin. Kabın içerisine de nefes vermesin." [460]

Müslim'in rivayetine göre de Resulullah (a.s), kabın içerisine nefes veril­mesinden, cinsel organın sağ elle tutulmasından ve sağ elle taharetlenilme-sinden nehyetti.[461]

Tirmizi'nin rivayetine göre de Resulullah (a.s), bir adamın sağ eliyle cin­sel organını tutmasını nehyetti (yasakladı.)[462]

 

451- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[463] "Resulullah (a.s)'ın sağ eli; temizliği ve yemeği içindi. Sol eli ise helası ve temizliği gerektiren işleri içindi."

 

452- Ebu Davud, Hafsa (r.a)'dan rivayet etmiştir: [464]"Resulullah (a.s) sağ elini yiyeceği - içeceği alması ve vermesi için kul­lanırdı. Sol elini ise bunların dışındaki işleri için kullanırdı."

 

453- Buharı ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini ri­vayet etmişlerdir:[465]

"Resulullah (a.s) ihtiyacı için çıktığında ben ve bize ait bir çocuk ardın­dan giderdik. Yanımızda da bir su kabı bulunurdu. Yani onunla istinca eder­di."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) helaya girdiğinde, ben ve (nehavi) bir çocuk, bir su kabı ve baston götürürdük. Su ile istinca ederdi."[466]

Bir başka rivayete göre de; "Resulullah (a.s) helaya girdi, bir çocuk ar­kasından giderek su kabı götürdü. O en küçüğümüzdü. Onu sidrenin (bir tür ağaç) yanına bıraktı. Resulullah (a.s) ihtiyacını giderdi. Sonra su ile istinca etmiş olarak yanımıza[467] geldi."

 

Bir Açıklama

 

Bu hadis, taşın yalnız başına yeterli olacağı gibi suyun da yalnız başına yeterli olacağına delildir. Ancak her ikisini de kullanmak efdaldir. İlim adam­larının söylediklerine göre su ile istinca edilirken, sol el daha temizlenecek şeye götürülmeden üzerine su dökülür. Sonra ön taraf yıkanır, ardından da arka taraf yıkanır. Yıkama ile birlikte devamlı su dökülüp yıkanması gereken yer elle oğulur. Sonra temizlenmesi için biraz çömelip kalkılır.

 

454- Tirmizi'nin Muaze bintu Abdurrahman (r.a)'dan rivayet ettiğine göre Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:[468]

"Kocalarınıza su ile taharetlenmelerini söyleyin. Ben onlardan utanı­yorum. Resulullah (a.s) öyle yapardı."

 

455- Nesai, Cerir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir: [469]"Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyordum. Helaya gitti. İhtiyacını gider­di. Sonra: "Ey Cerir! Bana temizleyici getir" diye buyurdu. Ben de su götür­düm. Onunla istinca etti. (Cerir r.a) eliyle istinca ettiğini, sonra elini yere sürttüğünü söyledi."

"Elini yere sürttü"  sözü, eliyle istinca eden birinin, elini yere sürtmeye kıyasla, elini sabun veya benzeri şeyle yıkamasının müstehab olduğuna delalet etmektedir. Elinde kalması ihtimali bulunan koku vs.'nin giderilmesi için buna ihtiyaç vardır.

 

456- Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[470]

"Cibril bana geldi ve şöyle söyledi: "Ey Muhammed! Abdest aldığın za­man haya yerlerine su serp."

 

457- İmam Malik, Abdurrahman bin Osman bin Ubeydullah Teyyimi (r.a)'den rivayet etmiştir:[471]

"Bu kışı Hz. Ömer (r.a)'in abdest esnasında izarının altına su serptiğini görmüştür."

Bu rivayette kastedilen, yukarıdaki hadisi şerifte geçen haya yerlerine su serpme (ıntidah) uygulamasıdır.

 

458- Bezzar, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) Küba ahalisine şöyle buyurdu:

"Yüce Allah, sizi temizlik konusunda övdü. Bunun sebebi nedir?" Onlar da şöyle söylediler:[472]

"İstincada hem taşları hem de suyu kullanmaktayız."

 

459- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[473]

"Biriniz büyük tuvalet ihtiyacına gittiğinde, taharetlenmede kullanıl­mak üzere yanına üç adet taş alsın. Bu kadarı onun için yeterli olur."

 

Bir Açıklama

 

Fıkıhçılar taş ile istincanın nasıl olacağından söz etmiş ve şöyle söyle­mişlerdir:

Birinci taş ile önden arkaya doğru silinir. İkincisi ile arkadan öne doğru silinir. Üçüncüsü de, eğer husyelere pislik bulaşmış olursa birincisi gibi, bu­laşmamış olursa ikinci gibi kullanılır. Kadın ise birinciyi de, ikinciyi de, üçün­cüyü de önden arkaya doğru sürer.

Şafıiler ise şöyle söylemişlerdir:[474]

"Sağ tarafta pisliğin bulaştığı noktadan başlayıp hafifçe döndürerek ilk başladığı yere kadar getirir. İkincide ise sol taraftaki bulaşık yerden başlatıp aynı şekilde döndürür. Üçüncüyü de bütün bulaşık yerlerde dolaştırıp siler."

 

460- Buharı, Abdullah bin Mes'd (r.a)'dan rivayet etmiştir:[475]

"Resulullah (a.s) büyük tuvalet ihtiyacını gidermeye çıktı. Benim kendi­sine üç adet taş götürmemi İstedi. Ben de iki taş buldum, üçüncüsünü ara­dım ancak bulamadım. Bir kaba hayvan pisliği buldum ve onu götürdüm. İki taşı aldı, kaba hayvan pisliğini ise attı ve şöyle buyurdu:

"O kaba pisliktir."                                                           

 

461- Tirmizi, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[476]

"Hayvan pisliği ile veya kemikle istinca etmeyin. O, cinlerden olan kar­deşlerinizin azığıdır."

Tirmizi şöyle söylemiştir:

"Yine Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet edildiğine göre cin gecesi (yani cinlerin Resulullah (a.s)'a geldikleri gece) Resulullah (a.s) ile birlikte idi..." Hadis böyle devam etmektedir ve hayli uzundur.

Şa'bi şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hayvan pisliği ile istinca etmeyin..." sonra hadisin tamamını vermiştir.

Nesai'nin rivayetine göre de Resulullah (a.s) bir kimsenin kemikle veya hayvan pisliğiyle istinca etmesini nehyetti. [477]

Ebu Davud'un rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Cinlerden bir gurup Resulullah (a.s)'a geldi ve şöyle söylediler:

"Ey Muhammedi Ümmetini hayvan pisliğiyle veya kemikle yahut kö­mürle istinca etmekten nehyet. Şanı yüce olan Allah, onlarda bizim için nzık yarattı."[478]

Bunun üzerine Resulullah (a.s) adı geçen şeyleri(n istincada kullanıl­masını) nehyetti."

 

462- Buharı, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[479]

"Resulullah (a.s) tuvalet ihtiyacını gidermeye çıktığında ardından gittim. Sağa sola bakıyordu. Yanma yaklaştım. "Bana taharetlenmede kullanacağım taşlar bul" dedi veya buna benzer bir söz söyledi. Yine şöyle dedi: "Ancak ke­mik veya hayvan pisliği getirme." Elbisemin bir kenarında kendisine taşlar getirip yanına koydum. Sonra yanından çekildim. İşini bitirince/ onları (muhtemelen kullanılmamış taşlan) yanma aldı."

Rezin'in naklettiği ve Buhari'de de geçen bir rivayete göre de Ebu Hurey­re (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bana taharette kullanacağım taşlar getir. Ancak hayvan pisliği veya ke­mik getirme." Ben: "Hayvan pisliğinin ve kemiğin ne özelliği var?" dedim. Şöyle buyurdu:

"Onlar cinlerin yiyeceklerindendir. Bana Nasibeyn cinlerinden bir gurup geldi -ki ne iyi cinlerdi.- Benden azık istediler. Ben de, onların herhangi hay­van tezeğinin veya kemiğinin yanından geçseler, onda kendileri için yiyecek bulmaları üzere Allah'a dua ettim." [480]

 

Bir Açıklama

 

İlim adamlarının Resulullah (a.s)'ın yukarıdaki hadisi şerifinde geçen ve bizim taharetlenme anlamı verdiğimiz "estenfidu" sözünden çıkardıkları anla­ma göre istibra, cinsel organı üç kere hafifçe sıkmakla ve içinde olanı çıkar­makla gerçekleşir. Buna göre sol elin işaret parmağı dibinden itibaren cinsel organın altına, baş parmak da üstüne konur. Sonra içinde kalan bevlin çıkması için hafifçe sıkılarak çekilir.[481] Bu, organın bevlden tamamen temizlendiğine dair kuvvetli kanaat oluşuncaya kadar yapılır. Kadının istibrası ise sol elin par­maklarının kenarlannı cinsel organına koymasıyla olur. Genelde ise istibra in­sanların durumlarına göre değişir. Bunda esas olan ise kişide, bevlin çıkış yollarında daha sonra çıkabileceğinden korkulan herhangi bir şeyin kalmadı­ğına dair kuvvetli bir kanaatin oluşmasıdır.

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

İlim adamlarının görüş birliğine göre, uyuyana ve kendisinden koku çıkan kimseye istinca gerekmez.

Şafiilerin en açık görüşlerine göre kurttan ve pislenmeye yol açmayan kuru pislikten dolayı istinca gerekmez.

Her insanın istibrası, kendisine göredir. Bazı insanların bevl damlalarının kesilmesi için yürümeye, öksürmeye veya biraz beklemeye ihtiyaçları olur. Her insanın kendi durumunu bilmesi ve buna göre uygulamada bulunarak ves­veseye düşmekten kendini sakındırması gerekir.

Bazı Hanefi fikıhçılan, bir kimsenin bevünin uzun süre damlamaya devam etmesi veya vesveseye düşmesi durumunda, yumuşak bir kağıttan yapılı ve damlaları emecek incecik bir fitili, cinsel organının içine dışarı çıkmayacak şe­kilde koymasının mümkün olacağını söylemişlerdir. Damlama ne kadar devam etse de fitil onların dışarı çıkmasını önler dolayısıyla abdesti bozulmaz. Bazı­ları bu tür bir uygulamayı pek hoş görmemişlerdir. Bazıları ise bunda, alela­cele abdest almak isteyen ancak damlamanın durduğu konusunda kalbi mut­main olmayan birine yarar sağlayacak bir çözüm olabileceğini söylemişlerdir.

Bazı durumlar vardır ki, kağıt veya bunların yerini tutacak bir şeyle temiz­lenmek yeterli olmaz. Bu gibi durumlarda mutlaka su kullanılması gerekir. Dışarı çıkan pisliğin kuruması durumu böyledir. Pislik etrafa bulaşır ve bula­şan miktar bir dirhemi aşabilecek kadar olursa yine mutlaka su ile temizlenil-mesi gerekir. Yahut dışarıdan yaş bir şey dokunur da pisliğin bulaştığı alanı genişletirse, yine mutlaka su ile tem izlenilmesi gerekir. Ameliyatlarda olduğu gibi çıkan maddelerin normalden farklı olması ve çıkış yerinin etrafını pisletmesi durumu için de aynı şey söz konusudur. Bütün bu durumlarda mutlaka su kullanılmalıdır.

Malikİlere göre meni, mezi ve hayız kanı için de mutlaka su kullanılmalı­dır. Yine Malikİlere göre bekâr olsun, evli olsun kadının bevlinin çıktığı yer­den mak'ada doğru bulaşması durumunda su ile temizlenmesi gerekir.

Hanefilere göre, pisliği temizlemesi durumunda gülsuyu ve sirke gibi su­dan başka sıvılarla da istinca yapılması caizdir.

Hanefiler belli bir değere sahip en basit bir şeyle bile istinca etmenin mekruh olduğunu söylemişlerdir. İlim adanılan da, istincanın ancak kıymetli tutulmayan, pisliği çıkaran temiz bir şeyle yapılabileceği üzerinde görüş bir­liğine varmışlardır.

Oruçlu kişiler tuvalet ihtiyacını görmesinden sonra kalkmadan önce içeri­ye su girmesi ihtimaline karşı mak'adını kurular ve orucunun bozulmaması için elini çok götürmez.

Tuvalet ihtiyacını görmek isteyenin nalinlerini (terliklerini) giymesi, başı­nı örtmesi, helaya sol ayağıyla girip sağ ayağıyla çıkması ve oturunca da sol ayağına dayanması mendubdur. Çünkü böyle sol ayağa dayanılması fazlalık­ların kolayca çıkmasını sağlar.

Zorunlu olmadıkça da konuşmamalıdır. İhtiyacını gördükten sonra tuva­lette beklemelidir. Elbisesinin yere yakın olmasına dikkat etmeli ve çok fazla kaldırmamalıdır. Bu durum açık alanlar içindir. Eğer ihtiyacını gördüğü yer özellikle bu amaç için yapılmış bir yer değilse, hemen orada değil de ayrı bir yere çekilerek istinca yapar. Göğe, cinsel organına ve çıkan şeye bakmaması, kalkarken de elbisesini (yani eteğini) yavaş yavaş bırakması müstehabdır. İtibarlı bir kabrin üstünde tuvalet ihtiyacını yapmak haramdır. Kabrin yakı­nında bu işi yapmak ise mekruhtur.[482]

Hacmi büyük olmayıp gözle görünmeyen pisliğin üzerinden geçmesi duru-munda, hem bu pisliğin temizleneceği hem de suyun temiz kalacağı daha önce geçmişti. Buna göre bir kimse insanların kendini gördükleri bir yerde bulunur ve cinsel organı mezi veya bevl ile pislenmiş, ancak kuru olursa avret yerini izar veya şalvar ile örtülü tutarak (eteğine) su dökebilir. Böylelikle pislenmiş yer temiz olduğu gibi elbisesine bulaşan su da temizdir. (1)

 

ABDEST VE ABDESTİ BOZAN ŞEYLER

ABDESTÎN HÜKÜMLERİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

GİRİŞ

 

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirsekleri­nize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta ya­hut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş olur ya da kadınlara dokunmuş olursanız da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz diye üzerinize nimetini tamamlamak istiyor."[483]

Küçük hadesten temizlenmenin abdestle, büyük hadesten temizlenmenin de gusül ile olacağı ve namazın geççrli olabilmesi için bunların gerçekleştiril­mesinin şart olduğu üzerinde icma (görüş birliği) vardır.

Abdest ve gusül yoluyla Müslümanın hayatında düzenli bir temizlik ve nezafet gerçekleştirilmiş olur. Bunda aynı zamanda bir gönül rahatlığı vardır. Ruh, gönül, akıl ve bedenin hepsi, abdestten ve gusülden etkilenir.

Yüzün, ellerin ve ayakların yıkanmasının ve başın meshedilmesinin ab­dest için farz olduğu üzerinde bütün ilim adamları görüş birliğine varmışlardır.

Malikiler, Şafiiler ve Hanbeliler ayrıca organların sırayla yıkanmasını, Malikiler de oğulmasını gerekli görmüşlerdir.

Hanbeliler ve Malikilerde aynca organların ardarda yıkanma da eklenince abdestin yedi farzı olmaktadır.

Şafıilere göre de söz konusu dört farza, niyet ve organların sırayla yıkan­ması şartlan eklenince altı farzı olmaktadır.

Hanbelilere göre ise niyet, sırayla yıkama ve ardarda yıkama şartlan ek­lenince yedi farz olmaktadır. Yüzün yıkanması gereken kısmı boyuna, normal olarak başın tüylerinin çıktığı yer ile çenenin en altı arasıdır. Buna üzerinde alt dişler çıkan iki kemik (yani bu iki kemiğin üstüne gelen kısım) da dahildir. Yüzün yıkanması gereken kısmın enine sınırlan ise Hanefilere ve Safi ilere göre kulak ibikleri (yani kulak ibiklerinin hizası), kulakla zilifler arasında ka­lan beyaz kısımdır. Malikiler ve Hanbeliler ise bu kısmın baştan itibaren olduğunu söylemişlerdir.

Elden yıkanması gereken kısma dirsekler dahildir. Dirsekler ise pazu ke­miği ile kol kemiğinin birleşme (eklem) noktalandır. Dirseklerin ve daha ile­risinin abdestte yıkanması farzdır. Ayaklardan yıkanması gereken kısma ökçeler de dahildir. Bunlar ise ayak eklemleri ile birleşen kemiklerdir. İşte bu üç organın yani yüzün, ellerin ve ayaklann yıkanması farzdır. Yıkanması ise üzerine damlayacak kadar su dökmektir. En kuvvetli görüşe göre en az iki damlanın damlaması gerekir. Farz olan bir kere yıkamaktır. Yıkamanın üç kere tekrar edilmesi ise farz değil sünnettir.

Başın meshedilmesİ farzdır. Meshetmek ıslak elin organın üstüne sürül-mesidîr. Baş, alnın üstünde normal olarak saçın çıktığı yer ile ense çukuru a-rasında kalan kısımdır. Yüz kemiği ile birleşen iki yandaki kafatası kemikleri (yani bunların üstünde kalan kısım) baştandır. Hanefilere göre kafanın per­çeminden, kulaklann üstüne gelen bölümden dörtte birlik bîr kısmı meshet­mek farzdır. Saç örgülerinin bulunduğu kısmın meshedilmesi ise farz değildir.

Malikilere ve Hanbelilerden rivayet edilen iki görüşten tercihe şayan gö­rülene göre başın tamamının meshedilmesi gerekir. Ancak başın meshedilme­si esnasında saç örgülerinin çözülmesi gerekmez. Yine baştan aşağıya doğru uzayan saçlann meshedilmesi de gerekmez.

Hanbelilerin yaygın olan görüşlerine göre erkeğin kafasının tamamını mes-hetmesi gerekir ancak kadının sadece başının ön tarafını meshetmesi yeterli olur.

Şafiiler şöyle söylemişlerdir:

"Farz olan, başın bir kısmının meshedilmesidir. Baştan sayılabilecek bir  tüyün bile meshedilmesi yeterli olur. Ancak meshedilen tüyün baştan aşağıya uzamış olması sebebiyle başın dışına çıkmış olmaması gerekir."

Niyet ise temizliği gerçekleştiren kişinin kalbiyle farz görevi yerine getir­diğini veya hadesten kurtulmayı yahut kendisi için gerekli olan temizliği ger­çekleştirmeyi amaçladığını düşünmesidir.

Haneliler niyeti sünnet olarak görmektedirler. Niyetin vakti, istincadan Öncedir. Hanbelilere göre niyetin vakti vacib olan ilk görevi yapmaya başla­maktır ki, o da fiilen abdeste başlamaktır.

Malikiler niyetin vaktinin yüzü yıkamaya başlama vakti olduğunu söyle­mişlerdir. Niyet vaktinin taharete ilk başlama vakti olduğu da söylenmiştir.

Şafiiler ise niyet vaktinin yüze en yakın olan organı yıkamaya başlama vakti olduğunu söylemişlerdir.

Organları sırayla yıkamak Hanefîlere ve Malikilere göre müekked sün­nettir. Şafiilere ve Hanbelilere göre ise farzdır. Bu ise abdest organlannı Kur'-an-ı Kerim'de geçen sırasına göre yıkamaktır. Yani: Önce yüzün, sonra ellerin yıkanması, sonra başın meshedilmesi, sonra da ayakların yıkanmasıdır. Or­ganların ardarda yıkanması ise Şafiilere ve Hanefîlere göre sünnettir. Maliki­lere ve Hanbelilere göre ise farzdır. Bu ise abdest organlarını ardarda yıka­mak arada örfen ara verme (fasıla) sayılacak kadar bîr vakit geçirmemektir. Bir başka ifade ile normal şartlarda, yıkanan bir organ, daha kurumadan onun ardından yıkanması gereken organın yıkanmasıdır.

Ovmaya gelince: Bu Hanefîlere, Şafiilere ve Hanbelilere göre sünnettir. Malikiler ise bunun farz olduğunu söylemişlerdir. Ovmak bir organın üzerine suyu döktükten sonra organ daha kurumadan eli üzerine sürtmektir. Ovma, elin dışıyla değil avuç içiyle yapılır. Ovmanın hafifçe yapılması mendubdur. Bir kere ovmakla farz yerine gelmiş olur.

Abdestin sünnetleri ve adabı çoktur. İleride abdestle ilgili rivayetleri ve­rirken bunlardan söz edeceğiz. Burada abdestin Hanefi mezhebine göre olan sünnetlerinden kısaca ve özet halinde söz edeceğiz.

Abdestin sünnetleri onyedidir

Bunlar: Abdestin başında elleri bileklere kadar yıkamak, besmele çekmek ve dişleri misvaklamak. Bir avuç suyla da olsa üç kere ağzı çalkalamak. Üç avuç suyla burnu temizlemek (istinşak). Oruçlu olmayanın ağzım çalkalarken ve burnunu temizlerken mübalağa yapması yani ağzında suyu iyice çalkala­ması ve burnuna suyu iyice çekmesi, sık sakalın altından su verilerek hilal-lenmesi yani tahlil edilmesi. Parmak aralarının temizlenmesi. Yıkamaların üçer kere yapılması. Kafanın bir kerede tümünün meshedilmesi. Başın suyuyla da olsa kulakların meshedilmesi. Ovma. Organları ardarda yıkama. Niyet. Organların Yüce Allah'ın kitabında bildirilen sırasına göre yıkanması. Yıka­maya sağ taraftan ve parmakların baş taraftarıyla başlamak. Başı meshet-meye başın ön kısmından başlamak.

Abdestin adabı onbeşdir

Gıdığın (gırtlağın) değil de boynun meshedilmesi. Yüksekçe bir yere otur­mak. Kıbleye dönmek. Başkasının yardımına başvurmamak. İnsanlar arasın­da konuşulan sözlerle konuşmamak yani zikir ve dua dışında bir şey söyle­memek. Hem kalple niyet etmek hem de bu niyetini dil ile söylemek. Rivayet­lerde bildirilmiş olan duaları okumak ve her organı yıkamaya başlarken bes­mele çekmek. Serçe parmağını kulak deliğine sokmak. Geniş olan yüzüğünü oynatmak. Eğer yüzük oynatılmadan altına su gitmezse o zaman yüzüğün oy­natılması vacib olur. Mazmaza ve istinşakı (ağza ve burna su verme işini) sağ elle yapmak. Burnu sol elle temizlemek. Mazereti olmayan birinin, daha namaz vakti girmeden abdest alması. Abdestten sonra iki şehadet kelimesi söylemek. Abdestten artan suyu ayakta içmek ve şöyle söylemek:

"Ey Allah'ım! Beni tevbe edenlerden kıl ve beni temizlenenlerden eyle!"

Kader suresinin okunması ve abdestten sonra kerahet vakit değilse iki rek'at namaz kılınması da abdestin adabındandır. Yüzü yıkarken göz pınar­larını yoklamak, abdest suyunu dirseklerin ve topukların yukarılarına kadar eriştirmek de abdestin adabındandır.

Hanefîlere göre abdestin beş türü vardır:

1-  Farz olan abdest: Farz olsun nafile olsun namaz veya cenaze namazı için yahut tilavet secdesi için ya da Kur'an-ı Kerim'e dokunmak için alı-nan abdest böyledir.

2- Vacib olan abdest: Ka'be'yi tavaf için alınan abdest böyledir. An-cak çoğunluğa göre bu abdest farzdır.

3- Mendub olan abdest: Her namaz için abdest alınması, şer'i kitap-lara dokunmak için, uykuya yatarken, uykudan uyanır uyanmaz, cünüplükten do­layı gusl etmeden önce abdest almak, cünüp birinin bir şey yemek - içmek veya uyumak istediğinde abdest alması, cinsel ilişkide bulunmadan önce, ez­berden Kur'an-ı Kerim okumak istediğinde, kamet getirmeden önce, hutbe o-kumak istediğinde, Arafat'ta vakfeye durmadan önce. Safa ve Merve arasında sa'y yapmadan önce, herhangi bir günah işleme durumunda, namaz dışında kahkaha ile gülünce, ölüyü yıkama ve taşıma ameliyesinden sonra, ilim adam­larının ortak görüşlerine muhalefetten vazgeçme durumunda abdest almak böyledir.

4- Mekruh olan abdest: Birinci abdestle namaz kılmadan önce yeni-den abdest almak böyledir.

5-  Haram olan abdest: Gasbedilmiş su ile veya yetimin suyuyla abdest alınması böyledir.

Bir insana abdestin farz olması şartlan sekizdir: Akıllı olmak, buluğ ça­ğına ermiş olmak, Müslüman olmak, temiz ve yeterli miktarda su kullanma gücüne sahip olmak, hadese maruz kalmak (yani abdestsizlik durumunun or­taya çıkması, abdestinin bozulmuş olması) hayızlı veya nifaslı olmak, vaktin darlığı, vaktin girmesi ile birlikte abdest almak farz olmaz ancak vakit sıkış­tığında abdest farz olur.

Abdestin geçerli olmasının şartları üçtür:

1-Yıkanması gereken cildin tamamına temiz suyun dokunması.

2- Suyun yıkanması gereken organa ulaşmasını engelleyen şeyin gideril-;i.mesı.

3- Mazeret olması dışında abdestin bozulmasına sebeb olan durumun, ab-deste başlamadan önce kesilmiş olması.

Hanefilerin dışında kalan çoğunluk Müslüman olmayı abdestin farz olma­sının şartlarından değil de geçerli olmasının şartlarından saymışlardır. Abdestin mekruhları:

Suyu gerektiğinden fazla dökmek, yüze veya bir başka organa suyu çarp­mak, insanların normal konuşmalarıyla konuşmak yani zikir ve dua dışında sözler söylemek, mazereti olmadığı halde başkasının yardımına başvurmak, pis bir yerde abdest almak, oruçlu olan birinin ağzına ve burnuna su verirken mübalağa yapması, ağzı çokça çalkalaması ve suyu burnuna çok çekmesi ve abdestin sünnetlerinden herhangi birini terketmek.

Abdesti bozan şeyler:

1- Özürlülük durumu dışında artığın çıktığı yolların birinden normal ya da normal dışı bir şeyin çıkması, özürlü obua durumunun kendine özel hükümleri bulunmaktadır.

2- Kan görmeden (kaasız) doğum yapmak. Hanefilere göre bu durumda kadın lohusa olmaz ancak (gerektiğinde) abdestini tazelemesi gerekir.

3- Artığın çıktığı yollardan başka bir yerden kan, irin, cerahat gibi pis bir şeyin çıkması. Bu gibi şeylerin çıktıkları alanların etrafına yayılması durumun­da Hanefilere göre bunlar hakkında temizleme hükmü uygulanır.

4- Hanefilere ve Hanbelilere göre kusmak. Hanefilere göre bu konunun tafsilatı bulunmaktadır ve onlar şöyle söylemektedirler:

"Eğer ağız dolusu kusulursa abdest bozulur. Bu miktar ise ağıza, zorlan­madan tutulamayacak miktarda kusmuk gelmesidir."

5-Sarhoş edici veya uyuşturucu bir şeyin alınması yahut bayılma, de­lirme, sar*a nöbeti veya uyku gibi sebeplerden şuurunu veya aklını kaybetme. Ancak uyku konusunda bazı açıklamalar bulunmaktadır.

6- Şafiilere göre yabancı yani mahrem olmayan bir kadına dokunmak. Ha­nefilere göre ise ileri derecede dokunma (fahiş mübaşeret) olmadan abdest bozulmaz. Bu ise kadın ve erkeğin cinsel organlarının bütünüyle birbirine do-kunmasıdır. Malikilere ve Hanbelilere göre ise kadınla erkeğin derisi, şehvet veya zevkle birbirine dokunursa abdest bozulur. Ancak Malikilere göre konu­nun bazı açıklamaları bulunmaktadır.

7-Hanefilerin dışında kalan çoğunluğa göre Ön ya da arka organlardan bi­rine dokunmak. Malikilere göre ise erkeklik organının (zekere) dokunmasıyla abdest bozulur ancak arka organa dokunmakla bozulmaz.

8-Hanefilere göre namazın içinde başkası duyabilecek derecede sesli gül­mek. Diğerlerine göre ise bu abdesti bozmaz.

9- Hanbelilere göre deve eti yemek. Diğerlerine göre bu abdesti bozmaz. Hanbeliler bu konuda mürsel bir hadise dayanmaktadırlar.

10- Hanbelilerin çoğunluğuna göre cenaze yıkamak. Diğerlerine göre bun­dan dolayı abdest bozulmaz.

11-Malikilere göre abdest konusunda tereddüde düşmek. Çoğunluk ise tereddütten dolayı abdestin bozulmayacağım söylemiştir. Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bilir ancak abdestin bozulup bozulmadığı konusunda te­reddüde düşerse o abdestlîdir.

12- Guslü gerektiren bir şey zorunlu olarak abdesti de bozar.

Bunun yanısıra özür sahiplerinin kendilerine Özel hükümleri bulunmak­tadır. Küçük hadesin vukuunda abdest almadan namaz kılınması, Ka'be'nin tavaf edilmesi ve Kur'an'a dokunulması haramdır. Şartlarına uygun olarak mestlerin üzerine mesh, iki ayağın yıkanması yerine geçer. Yine şartlarına uygun olarak gerçekleştirilen teyemmüm abdest yerine geçer. [484]

 

ABDESTİN FAZİLETİ

 

463- İmam Malik/Ebu Hureyre (r.a)'nin merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[485]

"Allah'ın, günahları silmesine ve dereceleri yükseltmesine sebep olan şeyi size bildireyim mi?" Oradakiler:

"Evet, ya Resulullah (a.s)!" dediler. Resululah (a.s) şöyle buyurdu:

"Mekruhlardan sakınarak abdesti güzelce almak, mescide gitmek için çok adım atmak ve bir namazın ardından diğer namazı beklemek. İşte bunlar kişinin gözeteceği üç şeydir."

 

464- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[486]

"Müslüman -veya mü'min- kul abdest almaya başlayıp yüzünü yakadı-ğmda gözleriyle bakması suretiyle işlemiş olduğu bütün günahlar su ile -yahut suyun en son damlası ile- birlikte yüzünden çıkar (dökülür).

Ellerini yıkadığında eliyle tutmak suretiyle işlemiş olduğu bütün günah­lar suyla -yahut suyun son damlası ile- birlikte ellerinden çıkar (dökülür).

Ayaklarını yıkadığında ayaklarıyla yürümek suretiyle işlemiş olduğu bütün günahlar su ile -yahut suyun en son damlası ile- birlikte ayaklarından çıkar (dökülür). Böylece bütün günahlardan temizlenmiş olarak çıkar."

 

465- Müslim, Ukbe bin Amir Cuheni (r.a)'den rivayet etmiştir:[487]

"Bizim deve otlatma nöbetlerimiz oluyordu. Benim otlatma nöbetim geldi. Akşam olunca develeri yatırdım. Ayakta İnsanlara konuşmakta oldu­ğu sırada Resulullah (a.s)'ın yanına vardım. Sözlerinden şunları dinledim:

"Herhangi Müslüman abdcst alır ve abdestine Özen gösterir, sonra kal­kar, hem kalbini hem yüzünü çevirerek (kendini namaza vererek) iki rek'at namaz kılarsa ona cennet hak olur." Ben: "Bu ne kadar güzel bir şey!" de­dim, önümde duran kişi: "Bundan önceki daha güzeldi" dedi. Baktım Hz. Ömer bin Hattab (r.a) orada bulunuyordu. Şöyle söyledi:

"Gördüğüm kadarıyla sen biraz önce geldin." (Resulullah a.s) şöyle bu­yurdu:

"Sizden her kim abdest alır, abdestine özen gösterir, sonra: "Allah'tan başka İlah olmadığına şehadet ediyorum. O birdir, O'nun ortağı yoktur. Mu-hammed'in O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum" derse, ona sekiz cennet kapısı açılır ve istediğinden girer."

Tirmizi'nin Ebu İdris Havlani ve Ebu Osman Nehdi'den rivayet ettiğine göre de Hz. Ömer (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[488]

"Kim abdest alır, abdestine özen gösterir, sonra: "Allah'tan başka ilah ol­madığına, O'nun bir olduğuna, ortağının olmadığına Muhammed'in de O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum" derse, ona sekiz cennet kapısı açılır, istediğinden girer."

 

Bir Açıklama

 

Ukbe (r.a)'nin: "Ayakta, insanlara konuşmakta olduğu sırada Resulul­lah (a.s)'ın yanına vardım" sözü, Resulullah (a.s)'ın sahabilerine ilim Öğret­me ve vaaz konusunda izlediği metod konusunda bir örnek ortaya koymak­tadır. Bu gibi hadislerden ilim adamlarının, özellikle akşam ile yatsı arasım vaaz ve öğretime ayırmalanndaki amaçlarını anlamaktayız. Bazıları yatsı na­mazı sonrasını bu işe ayırıyordu. Çünkü insanlar genellikle bu vakitten sonra günlük dünyevi işlerini bitirmiş olmaktadırlar.

 

466- Müslim, Hz.Osman bin Affan (r.a)'dan rivayet etmiştir: "(Resulullah a.s) şöyle buyurdu:[489]

"Kim abdest alır ve abdestine özen gösterirse, günahları bedeninden çı­kar. Sonra tırnaklarının altından çıkar."

Bir rivayete göre de Hz. Osman (r.a) abdest aldı ve sonra şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın şu aldığım abdest gibi abdest aldığını, sonra da şöyle buyurduğunu duydum:

"Kim bu şekilde abdest alırsa, onun geçmiş günahları bağışlanır. Namazı ve camiye yürümesi ayrıca sevap kazanmasına vesile olur." [490]

 

467- Taberani, Sa'd bin Bekroğullarının kardeşi Sa'd bin Umare (r.a)1-den rivayet etmiştir:[491]

"Bu kişi Resulullah (a.s)'ın sohbetinde bulunmuştu. Bir adam ona: "Allah sana rahmet eylesin nefsim hakkında bana nasihatta bulun" dedi. O da şöyle söyledi:

"Namaza durmak istediğinde güzelce abdest al. Abdesti olmayanın na­mazı da olmaz. Namaz kılmayanın da imanı olmaz. Namaza durduğunda da son namazını kılan biri gibi namaz kıl. İhtiyaçların çoğunun peşine düş­meyi de bırak. Bu durum, hemen üzerinde duran bir fakirliktir. İnsanların yanında olandan tamamiyle ümidini kes. İşte bu zenginliğin kendisidir. Sözden ve fiilden özür dileme gereği duyacağına bak ve ondan sakın."

 

468- İmam Malik, Abdullah Sunabihiyy (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[492]

"Mü'min kul abdest alırsa, ağzını çalkaladığında günahları ağzından çı­kar. Burnuna su verdiğinde günahlar burnundan çıkar. Yüzünü yıkadığında günahlar yüzünden çıkar (dökülür). Hatta göz kapaklarının altından bile çı­kar. Ellerini yıkadığında günahlar ellerinden çıkar. Hatta ellerinin tırnak­larının altından bile çıkar. Başını meshettiğinde günahlar başından çıkar. Hatta kulaklarından bile çıkar. Ayaklarını yıkadığında günahlar ayakların­dan çıkar. Hatta ayaklarının tırnaklarının altından bile çıkar. Sonra camiye yürümesi ve sevap alması nafile olur (yani günahlarının keffaretine vesile değil ayrıca sevap kazanmasına vesile olur- Çeviren)"

 

469- Hakim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:[493]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim abdest alır ve ardından: "Ey Allah'ım! Senin şanın pek yücedir. Sana hamdederim. Senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim" derse, bu (söylediği) bir kağıda mühürlenir sonra Arş'ın altına yükseltilir ve kıyamet gününe kadar yırtılmaz."

 

470- Nesai, Ebu Umame Bahili (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Amr bin Abese (r.a)'nin şöyle söylediğini duydum:

"Resulullah (a.s)'a: "Abdest nasıldır?" diye sordum. Şöyle buyurdu:[494]

"Abdeste gelince: Sen avuçlarını yıkadığında onları temizlemiş olursun. Günahların, tırnaklarının ve parmaklarının arasından çıkar. Ağzını çalka­ladığında, iki burun deliğine su verdiğinde, yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini (kollarını) yıkadığında, başını meshettiğinde ve ayaklarını yıkadı­ğında tıpkı annenin seni doğurduğu gündeki halin gibi bütün günahların­dan temizlenmiş olursun."

Ebu Umame dedi ki:

"Ben: "Ey Amr bin Abese! Ne dediğine bak. Bu söylediklerinin tümü Öy­le bir uygulama ile verilecek mi?" dedim. Şöyle söyledi:

"Vallahi, benim yaşım ilerledi. Ecelim yaklaştı. Benim bir sıkıntım yok ki, Resulullah (a.s) hakkında yalan uydurayım. Bunu Resulullah (a.s)'tan benim kulaklarım duydu ve kalbim de belledi."

 

471- Taberani, Ebu Umame (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Abdesti yerli yerince alırsan bağışlanmış olarak oturursun." Bir adam:[495]

"Ey Ebu Umame! Buna göre bu kişi (yani söylediğini yapan kişi) kalkıp namaz kılarsa, bu onun İçin nafile mi olur?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Hayır. Nafile, ancak Resulullah (a.s) içindir. Beriki, günahlar ve hatalar içinde yüzürken onun kıldığı (namaz) nasıl nafile olur? Ancak fazilet ve ecir vesilesi olur."

 

472- Ahmed bin Hanbel, Ukbe bin Amir (r.a)'in merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[496]

"Ümmetimden iki adam var. Birisi gece kalkıp kendini temizlemeye yöneltiyor. Bunun üzerinde bazı düğümler bulunmaktadır. Abdest alır. Eli­ni yıkadığında bir düğüm çözülür. Yüzünü yıkadığında bir düğüm daha çözülür. Başını meshettiğinde bir düğüm daha çözülür. Ayaklarını yıkadı­ğında bir düğüm daha çözülür. Bunun üzerine Rabb Teala şöyle buyurur:

"Şu kuluma bakın. Kendini amele yöneltiyor. Kulum ne isterse onundur."

 

473- İmam Malik, Sevban (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[497]

"Doğru olup, ancak buna güç yetiremeyeceksiniz. Bilin ki, amellerinizin en hayırlısı namazdır. Abdesti alma işini devam ettirmeyi mü'minden baş­kası başaramaz."

 

474- Bezzar, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[498]

"Kim temiz olarak gecelerse (yani abdest alıp da uyursa), bir melek de el­bisesinin üstünde geceler. Geceleyin her ne vakit uyansa melek: "Allah'ım kulun temiz olarak gecelediği gibi sen de onu bağışla" der."

 

475- Müslim, Hz.Osman (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[499]

"Kim Allah'ın emrettiği şekilde abdesti tam (usulüne uygun) alırsa, o-nun kıldığı beş vakit namaz, aralarında işlenen günahlara keffaret olur."

 

476- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) kabristana gitti ve şöyle buyurdu:

"es-Selamu aleykum (size selam olsun) ey mü'minler topluluğu yurdu! Allah dilerse biz de size kavuşacağız. Ben isterdim ki, kardeşlerimizi görebil­seydim." Yanındakiler:[500]

"Ya Resulullah (a.s)! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?" dediler. Resulu-lah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Hayır, siz benim sanabil erimsiniz. Kardeşlerim ise henüz gelmemiş o-lanlardır. Ben onlardan önce Havz'ın (Kevser Havuzu'nun) başına gidece­ğim. Yanındakiler:

"Ya Resulullah (a.s)! Ümmetinden senden sonra gelenleri nasıl tanır­sın?" dediler. O da şöyle buyurdu:

"Ne dersiniz? Bir adamın simsiyah atlar arasında alnı ve bacakları ak bir atı olsa onu tanımaz mı?" "Evet, tanır" dediler. Bunun üzerine Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"İşte onlar da abdestin bıraktığı izler nedeniyle kıyamet günü alınları ve bacakları ak olarak gelirler. Ben onların hepsinden önce Havz'ın başına gi­deceğim. Bazı kimseler başıboş develerin uzaklaştırılmaları gibi Havz'ın başından uzaklaştırılacaklar. Ben onlara: "Hey gelin! Hey gelin! Hey gelin!" diyeceğim. "Onlar senden sonra değiştirdiler" denilecek. Ben de: "Öyleyse uzak olun, uzak olun, uzak olun" diyeceğim."

 

Abdestîn Özellikleri

 

477- Buhari ve Müslim, Hz. Osman bin Affan (r.a)'dan şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:

"Hz. Osman (r.a) bir kap istedi. İki avucuna üç kere su döktü ve bunları (ellerini) yıkadı. Sonra sağ elini kabın İçine soktu. Ağzını çalkaladı ve bur­nuna su verdi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı. Kollarını dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını mesnetti. Sonra ayaklarını topuklarına kadar üç kere yıkadı. Sonra şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın aynen şu benim aldığım gibi abdest aldığını gördüm. (Resulullah a.s) bu şekilde abdest aldıktan sonra şöyle buyurdu:[501]

"Kim şu benim aldığım gibi abdest alır, sonra iki rek'at namaz kılar ve bu namazında kendiyle konuşmazsa (yani içinden bir şeyler geçirmeden, yalnız ibadetini düşünerek namaz kılarsa- Çeviren), onun geçmiş günahları bağışlanır."

 

478- Ebu Davud, Humran (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Osman (r.a)'in abdest aldığını gördüm..." devamında, yukarıda­kinin benzeri bir hadis nakletmiş ancak ağza ve burna su vermekten söz et­memiştir. Ancak onun rivayetinde şöyle denilmektedir:[502]

"(Hz. Osman r.a.) başını üç kere mesnetti, sonra ayaklarını üç kere yıkadı. Sonra şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'ın bu şekilde abdest aldığını gördüm. (Resulullah a.s) daha sonra şöyle buyurdu:

"Bundan daha azıyla abdest alanın (yani organlarını daha az sayıda yıka­yanın) abdesti de yeterli olur." Ancak namaz konusundan söz etmedi."

Yine Ebu Davud'un rivayetine göre İbni Ebi Muleyke şöyle söylemiştir:

"Hz. Osman bin Affan (r.a)'a abdest hakkında soru sorulduğunu gör­düm. Bunun üzerine su istedi. Kendisine su kabı getirildi. Kabı sağ eline doğru eğdi. Sonra bu elini suyun içine soktu. Üç kere ağzını çalkaladı. Üç kere de burnuna su verdi. Üç kere de yüzünü yıkadı. Sonra sol elini yıkadı. Sol elini de üç kere yıkadı. Sonra elini sokup su alıp başını ve kulaklarını mesnetti. (Kulaklarının) içini ve dışını birer birer yıkadı. Sonra ayaklarını yıkadı. Sonra şöyle söyledi:[503]

"Abdest hakkında soru soranlar nerede? İşte ben Resulullah (a.s)'ın böyle abdest aldığını gördüm."

 

479- Ahmed bin Hanbel, Harnran bin Ebban (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Osman bin Affan (r.a)'ın Mescid'in kapısında abdest suyu İstediğini gördüm. Ellerini yıkadı. Sonra ağzını çalkaladı ve burnuna su verdi. Sonra üç kere yüzünü yıkadı. Sonra kollarını dirseklerine kadar üçer kere yıkadı. Sonra üç kere başını meshetti. Sonra ellerinin dışını, kulaklarının dışına sürdü. Sonra bunları (yani ellerini) sakalına sürdü. Sonra topuklarına kadar ayaklarını üçer kere yıkadı. Sonra kalktı iki rek'at namaz kıldı. Sonra (şöyle söyledi):[504]

"Sizin için Resulullah (a.s)'tan gördüğüm şekilde abdest aldım. Sonra Resulullah (a.s)'tan gördüğüm şekilde sizin için iki rek'at namaz kıldım. Resulullah (a.s) İki rek'at namazını bitirdikten sonra şöyle buyurdu:

"Kim benim aldığım gibi abdest alır sonra da içinden konuşmaksızm (yani kalben muhtelif şeyler düşünmeden) iki rek'at namaz kılarsa, bu na­mazla bir Önceki gün kıldığı namazı arasındaki günahları bağışlanır."

Bir Açıklama

Kendileri raşid halifelerden olan Hz. Osman (r.a) ile Hz. Ali (r.a)'nin in­sanlara abdesti öğretmeleri; raşid halifelerin uygulamaları, bu uygulamaları­nın ne derece tabii ve fıtrata uygun olduğu, onların sahabilerine karşı alçak gönüllülükleri ve görevlerini bildikleri konusunda bir örnektir.

 

480- Ebu Davud, Hz.Aîi (r.a)'den rivayet etmiştir:[505]

"Abdu Hayr şöyle söyledi:

"Bize Hz.Ali (r.a) geldi. Abdest suyu istedi. Biz: "Namaz kıldığı halde ab-dest suyunu ne yapacak? Olsa olsa bize öğretmek için istiyordur" dedik. Ken­disine içinde su bulunan bir kap ve leğen getirildi. Kaptan sağ eline su dök­tü. Ellerini üç kere yıkadı. Sonra üçer kere ağzını çalkaladı ve burnuna su verdi. Sağ kolunu üç kere yıkadı. Aynı şekilde sol kolunu da üç kere yıkadı. Sonra elini kabın içine soktu. (Aldığı suyla) başını bir kere meshetti. Sonra sağ ve sol ayağını üçer kere yıkadı. Sonra şöyle söyledi:

"Resuhıllah (a.s)'ın abdestinî öğrenmeyi kim arzularsa, bilsin ki işte bu odur."

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Hz.Alİ (r.a) sabah namazını kıldı. Sonra avluya girdi ve su istedi. Bir çocuk kendisine, içinde su bulunan bir kap ve leğen getirdi. Kabı sağ eliyle aldı ve sol eline su döktü. Bu şekilde ellerini üç kere yıkadı. Sonra sağ elini kabın içine soktu ve üç kere ağzını çalkaladı, üç kere de burnuna su verdi..."

Ravinin bundan sonra nakletmiş olduğu ifadeler, Ebu Avane'nin hadisinde yani birinci rivayette yer alan ifadelere yakındır. Şöyle söylemiştir:

"Sonra başının ön ve arka kısmını bir kere meshetti..." devamı yukarı­daki gibidir. [506]

Bir başka rivayete göre de ravi şöyle söylemiştir:

"Hz.Ali (r.a)'ye bir oturak getirildiğini gördüm. Ona oturdu. Sonra ken­disine bir su ibriği getirildi. Bununla elini üç kere yıkadı. Sonra tek su ile ağzına ve burnuna su verdi..."[507] Bundan sonra yukarıdakine benzer şekilde hadisin devamım vermiştir.

 

481- Nesai, Hz.Ali (r.a)'nin oğlu Hz.Hiiseyin (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Babam Hz.Ali (r.a) benden abdest suyu istedi. Götürdüm. (Abdest al­maya) başladı. Elini su kabına sokmadan önce ellerini üç kere yıkadı. Sonra üç kere ağzım çalkaladı ve üç kere de burnuna su verdi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı. Sonra sağ kolunu dirseğine kadar üç kere yıkadı. Sonra aynı şekilde sol kolunu yıkadı. Sonra başını bir kere mesnetti. Sonra sağ ayağım topuklarına kadar (üç kere) yıkadı. Sonra aynı şekilde sol ayağını yıkadı. Sonra ayağa kalktı ve: "Ver şunu" dedi. Ben içerisinde abdest suyunun artığı bulunan kabı eline verdim. Sonra abdestinden artan sudan ayakta içti. Ben hayTet ettim. Benim bu halimi görünce şöyle söyledi:[508]

"Hayret etme! Ben, baban Resulullah (a.s)'ın, benden gördüğün şu işi yaptığını gördüm."

Bu sözünü, aldığı söz konusu abdest ve abdestinden artan suyu ayakta içmesi hakkında söyledi."

Tirmizi, Abdu Hayr'dan buna benzer bir hadisi şerif rivayet etmiştir An­cak onun rivayetinde şöyle denilmektedir:

"Abdestini tamamladıktan sonra, abdestinden artan sudan avucuyla ala­rak içti." [509]

 

482- İbni Huzeyme, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın abdest aldığım gördüm. Bir avuç su aldı. Ağzına ve burnuna su verdi. [510]Sonra bir avuç su daha aldı, yüzünü yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı sağ kolunu yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı sol kolunu yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı başını, kulaklarının içini ve dışını mes-hetti. (Kulaklarını meshederken) parmaklarını kulaklarının içine soktu. Sonra bir avuç su daha aldı sağ ayağını yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı sol ayağını yıkadı."

 

483- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Zeyd bin Asım Ensari (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:[511]

"Ona: "Bizim için Resulullah (a.s)'ın aldığı şekilde abdest al" denildi. O da bir kap istedi. Ondan ellerine su döktü ve bunları (ellerini) üç kere yıkadı. Sonra elini (kabın içine) soktu ve içinden (su) aldı. Bununla yüzünü üç kere yıkadı. Sonra tekrar elini (kabın içine) soktu ve içinden (su) aldı ve bununla kollarını dirseklerine kadar üçer kere yıkadı. Sonra yine elini (kabın içine) soktu ve içinden (su) aldı. Bununla da başını mesnetti. (Meshederken) elle­rini Öne ve arkaya doğru sürdü. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkadı. Sonra da şöyle söyledi: "Resulullah (a.s)'ın abdesti işte böyle idi."

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"(Başını meshederken) ellerini öne ve arkaya doğru sürdü. Başının ön tarafından başlayarak ensesine doğru götürdü sonra geriye doğru başladığı noktaya kadar getirdi."[512]

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) yanımıza geldi. Kendisine bakır bir kap içinde su ver­dik. Bununla abdest aldı. Yüzünü üç kere yıkadı. Kollarını ikişer kere yıkadı. Başını mesnetti. Ellerini öne ve arkaya doğru sürdü. Bir de ayaklarını yı­kadı." [513]

Buhari'nin bir rivayetinde de Resulullah (a.s)'ın abdest alırken organlarını ikişer kere yıkadığı bildirilmektedir."[514]

Yine aynı kişiden rivayet edildiğine göre o, Resulullah (a.s)'ı abdest alır­ken görmüş, nasıl abdest aldığını bildirmiş ve şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s), kollarını yıkamakta kullandığı suyun fazlasından ayrı bir suyla başını meshetti. Ayaklarını da iyice temizleyinceye kadar yıkadı."[515]

Tirmizi'nin hasen, sahih bir senedle rivayet ettiğine göre de:[516] "Resulullah (a.s) yüzünü üç kere, kollarını ikişer kere yıkadı. Ayaklarını da ikişer kere yıkadı. Başını ise iki kere meshetti."

 

484- Ahmed bin Hanbel, zamanında Umman em iri olan ve emirlerin en değerlisi sıfatını taşıyan Yezid bin Bera bin Azib (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[517]

"Babam: "Toplanın, ben size Resulullah (a.s)'ın nasıl abdest aldığını ve nasıl namaz kıldığını göstereceğim. Ben sizinle daha ne kadar bir arada bu­lunabileceğimi bilmiyorum" dedi. Böylece çocuklarını ve diğer aile fertlerini topladı. Abdest suyu istedi. Ağzına, burnuna üçer kere su verdi; yüzünü de üç kere yıkadı. Yine sağ elini üç kere yıkadı. Şunu yani sol kolunu da üç kere yıkadı. Sonra başını ve kulaklarının gerek içini gerekse dışını meshetti. Son­ra şu ayağını yani sağı üç kere yıkadı. Sonra şu ayağını yani solu üç kere yıkadı. Sonra şöyle söyledi:

"İşte Resulullah (a.s)'ın, size göstereceğimi söylediğim abdest alış şekli böyleydi."

 

Bir Açıklama

 

Abdestte yıkanması gereken organları birer kere yıkamak, meshedilmesi gereken organları da birer kere meshetmek farzdır. Yıkanması gereken or­ganları üçer kere yıkamak ise bütün ilim adamlarının görüş birliği ile sün­nettir. Bazı ilim adamları başı Üç kere meshetmeyi mekruh saymış, bazıları ise caiz görmüşlerdir. Başı üç kere meshetmeyi mekruh sayan ilim adamla­rına göre, başın meshedilmesi işinin birden fazla yapıldığına dair rivayetlerde kastedilen, başın bir önden enseye doğru, bir de buradan öne doğru meshedil-mesidir. Nitekim yukarıdaki rivayetlerde de böyle bildirilmiştir. Konu ile ilgili hüküm ise geniştir.

 

485- Ebu Davud, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Bir adam Resulullah (a.s)'ın yanına geldi ve: "Ya Resulullah (a.s)! Ab­dest nasıldır?" diye sordu. O da kap içinde su istedi. Bununla ellerini yıkadı. Sonra yüzünü yıkadı. Sonra yüzünü üç kere yıkadı. Sonra kollarını üç kere yıkadı. Sonra başını meshetti. Bu sırada İki şehadet parmağını kulaklarının içine soktu ve baş parmaklarıyla kulaklarının dışını, şehadet parmaklarıyla da içlerini meshetti. Sonra ayaklarını üçer kere yıkadı. Sonra şöyle buyurdu: "Abdest işte böyledir: Kim bundan daha fazla veya eksik yaparsa, yanlış yapmış, sınırı aşmış ve haksızlık etmiş olur."[518]

Nesai'nin muhtasar olan rivayetine göre de şöyle söylemiştir: "Bir bedevi Resulullah (a.s)'ın yanma gelip kendisine abdest hakkında soru sordu. (Resulullah (a.s) da) organlarım üçer kere yıkamak suretiyle ab­dest almayı ona gösterdi sonra da şöyle buyurdu:[519]

"Abdest işte böyledir. Kim bundan daha fazla yaparsa, yanlış yapmış, sı­nırı aşmış ve haksızlık etmiş olur."[520]

 

486- Buharı, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Abbas (r.a) abdest aldı. Yüzünü yıkadı. Ardından bir avuç su aldı; ağzına ve burnuna su verdi. Sonra bir avuç su daha aldı. Sonra onu şöyle yaptı -yani diğer elinin üzerine döktü- ve onunla yüzünü yıkadı. Son­ra bir avuç su daha aldı ve onunla sağ kolunu yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı ve onu sağ ayağının üzerine döktü ve onunla bu ayağını yıkadı. Ardın­dan bir avuç su daha aldı ve onunla da diğer ayağını yani sol ayağını yıkadı. Sonra da şöyle söyledi:[521]

"İşte Resulullah (a.s)'ı bu şekilde abdest alırken gördüm."

Yine ondan nakledilen bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) birer birer (yıkamak veya meshetmek suretiyle) abdest aldı. Bundan fazlasını da yapmadı."

 

487- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Hz.Ömer (r.a)'in bana bildirdiğine göre bir adam abdest aldı ve ayakla­rından tırnak bölgelerini bıraktı. Resulullah (a.s) bunu gördü ve şöyle bu­yurdu:[522]

"Dön ve abdestinİ güzel al."

(Hz.Ömer (r.a)'in) söylediğine göre adam geri dönüp yeniden abdest aldı ve namazını kıldı."

 

Bir Açıklama

 

Daha önce gördüğümüz üzere abdestin geçerli olmasının şartı, yıkanması farz olan organların tümüyle yıkanmasıdır. Dolayısıyla bir kimse bu organ­larını bütünüyle yıkamazsa abdesti ve kıldığı namazı geçerli olmaz. Organ­ların peşpeşe yıkanmasını farz görmeyenlerin mezheplerine göre ise bir adam yıkanması gereken organlarının birini tümüyle yıkamayıp bir ihmalde bulunursa, sadece ihmal edilen (yıkanmayan) kısmı yıkaması yeterlidir.

 

488- Ahmed bin Hanbel, Halid bin Mad'an (r.a)'dan. o da Resulullah (a.s)'m sahabelerinden birinden rivayet etmiştir:[523]

"Resulullah (a.s) bir adamın abdest aldığını ve ayağının üstünde bir dir­hem miktarınca bir bölgeye suyun dokunmamış olduğunu gördü. Bunun üzerine Resulullah (a.s) adama hem abdestini yeniden almasını ve hem de namazını tekrar kılmasını emretti."

 

489- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'ın şöyle söy­lediğini rivayet etmişlerdir:

"Beraber çıktığımız bir yolculukta Resulullah (a.s) bizden geriye kaldı. Sonra bize yetişti. Biz de namaz telaşına düşmüş ve abdest almaktaydık. Bu arada ayaklarımızın üstlerini mesnedi yorduk. Resulullah (a.s) bunu görün­ce sesinin çıktığı kadarıyla bağırarak şöyle buyurdu:[524]

"Yazıklar olsun, ateş dokunacak topuklara!" Bu sözünü iki ya da üç kere tekrar etti." Buhari'nin rivayetine göre şöyle söylemiştir: "Bİz de ikindi namazının telaşına düşmüştük." [525] Bir başka rivayete göre ise şöyle söylemiştir:

"İkindi namazının vakti girmişti." [526] Müslim'in rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) ile birlikte Mekke'den Medine'ye dönüyorduk. Yolda bir su bulunca insanlar ikindi namazını kılmak İçin acele ile hareket etmeye başladılar. Bu şekilde alelacele abdestlerini aldılar. Yanlarına vardığımızda topuklarına suyun dokunmadığı belli oluyordu. Resulullah (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:[527]

"Yazıklar olsun, ateş dokunacak topuklara! Abdestlerinizi güzelce alın."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

"Ayaklarımızın üstlerini meshediyorduk" sözünden Buhari, kastedilen kişilerin ayaklarının bir bölümünü yıkamaları sebebiyle değil de sadece ayak­larını meshetmekle kalmaları sebebiyle azarlandıkları anlamını çıkarmıştır. Müslim'in tek başına nakletmiş olduğu rivayette ise: "Yanlarına vardığımız­da topuklarına suyun dokunmadığı belli oluyordu" ifadesi geçmektedir.[528]

Birinci rivayette, yanlış bir yol tutarak ayakların meshedilmesinin yeterli olacağı, yıkanmasının gerekmediği iddiasında bulunan için, herhangi bir daya­nak yoktur. Böyle bir iddia, ilim adamlarının görüş birliklerine (icma'ma) ay­kırı olur.

Dinul-Halis (l/226)'de ayakların yıkanmasının gerekli olduğuna dair delil­ler sıralandıktan sonra şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s), ayaklar konusunda farz olanın, onları meshetmek değil yıkamak olduğunu ümmetine bildirmiştir. Sahabilerden Resulullah (a.s)'ın nasıl abdest aldığına dair çok sayıda hadisi şerif rivayet edilmiş ve tü­mü de yıkamanın gerektiğini açıkça bildirmiştir. Ayaklara mestlerin giyil­mesi durumunda meshin caiz olacağını bildiren hadisi şeriflerin dışında, a-yakların meshed ilebileceği ne dair herhangi bir hadis rivayet edilmiş değil­dir. Abdestle ilgili ayeti kerime, ayaklardan mücmel olarak söz ettiğinden, yıkama veya meshten birinin kastedilmiş olması ihtimali bulunmakla bir­likte farz olan yıkamaktır. Çünkü Resulullah (a.s) bütün ömrü boyunca yürüttüğü uygulaması ile bunu bu şekilde açıklamıştır. Hadislerde ayakların yıkanması açık bir şekilde emredilmiştir. Bu arada (ayak) parmaklarının ara­larının temizlenmesi de hadislerde emredilmiştir. Bu emir de yıkamanın gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü mesihte parmakların araları­nın temizlenmesi söz konusu olmaz. Bilakis mesihte su, bazı yerlere doku­nur, bazı yerlere ise dokunmayabilir."

Huccetullahi'l-Baliğa (l/75)"da şöyle denilmektedir:

"Arzularına yenilmiş olan ve ayeti kerimenin zahiri anlamına dayana­rak ayakların yıkanmasının gerektiğine karşı çıkan topluluğun söyledikleri­ne itibar edilemez. Benim nazarımda bunu söyleyenle, Bedir ve Uhud Sa-vaşlan'nm meydana geldiğini inkâr eden arasında bir fark yoktur. Çünkü bu gerçek, gündüzün ortasında açık havada görünen güneşin varlığı kadar ke­sin olan bir gerçektir."

 

490- İbni Huzeyme, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştir: [529]"Resulullah (a.s) bize abdesti güzelce almamızı emretti."

 

491- A hm e d bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'nin merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[530]

"Ateş dokunacak topuklara ve ayak altlarına yazıklar olsun!"

 

492- Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.â)'dan rivayet etmiştir:[531]

"Vallahi, Resulullah (a.s) şu üç şeyin dışında bir şeyi insanlardan ayrı o-larak bize Özel kılmamıştır: Abdeste özen göstermemiz, sadaka (zekat) yeme-memiz ve eşekleri atlara aşır mamamız."

İbni Huzeyme, eşeklerin atlara aşırılmasının nehyinin açıklanması konu­sunda ravilerden birinin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Haşimoğullannda at azdı. Bu yüzden onlarda atların sayısının artma­sını istedi."

 

493- İbni Huzeyme, Hz.Osman bin Affan (r.a)'ın şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:[532]

"Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum: "Kim abdest alır ve abdesdne özen gösterir, sonra farz namaz için camiye yürür ve namazını imamla birlikte kılarsa, günahı bağışlanır."

 

494- Ebu Davud, Muaviye bin Ebi Sufyan (r.a)'dan rivayet etmiştir:[533]

. Nesai (1189) Kitabu't-Tahare, 106-Abdeste özen göstermekle emir babı.

"Muaviye bin Ebi Sufyan (r.a) insanlar için Resulullah (a.s)'tan gördüğü şekilde abdest aldı. Başına sıra gelince bir avuç su aldı. Suyu sol (eliyle) alıp başının ortasına koydu. Öyle ki, (başından) su damladı veya damlayacak gibi oldu. Sonra önden arkaya doğru ve arkadan öne doğru mesnetti."

 

495- İbni Mace, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[534]

"Abdest alırken (yıkamaya veya meshetmeye) sağ organlarınızdan baş­layın."

 

496- D ar i mi, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[535]

"(Abdest esnasında) Allah'ın adını anmayanın abdesti olmaz."

 

497- Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[536]

"Abdest almayanın namazı olmaz. Abdestinde Allah'ın adını anmaya-nın da abdesti olmaz."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Nevevi, Ezkar*da şöyle söylemiştir:

"(Abdestte) Allah'ın adını anmak konusunda zayıf hadisler rivayet edil­miştir. Ahmed bin Hanbel'in şöyle söylediği bildirilmiştir:

"Abdestte Allah'ın adını anmanın gerekliliği konusunda sabit bir hadis bilmiyorum..."[537]

Anlaşıldığı kadarıyla sünnette, abdestte Allah'ın adını anmanın gerekli­ğinden söz eden sabit hadisi şerifler bulunmaktadır. Ancak Hanefiler bunların mendubiyet ifade ettiğini ve: "Allah'ın adını anmayanın abdesti mükemmel olmaz" anlamı taşıdığını bildirmişlerdir. Bunu da, Resulullah (a.s)'ın bir bede­viye abdest öğretmesi ve Allah'ı anmaktan söz etmesi konusundaki rivayete dayandırmaktadırlar. Çünkü bazı ilim adamlarının, abdestte Allah'ın adını ananın gerektiğine dair rivayetlerin kesinliği (sübutu) hususunda itirazları bu­lunmaktadır.

Beğavi (1/410) şöyle söylemiştir:

"Ahmed bin Hanbel: "Bu konuda iyi bir isnadla rivayet edilmiş bir hadis bulunduğunu bilmiyorum" demiştir. Bununla birlikte bazı ilim adamları, bir kimsenin abdestte Allah'ın adını anmaması durumunda, abdestini yeni­den almasının gerekeceği iddiasında bulunmuşlardır. Ancak ilim adamları­nın çoğunluğu, Allah'ın adını anmanın, abdestin geçerliliğine bir zararının olmayacağını söylemişlerdir. Eğer bu konudaki rivayetler kesinse, Allah'ın adını anmanın sadece abdestin sevabının daha çok olmasını sağlayacağı an­lamına alınır. Bir gurup ilim adamı da, bu konudaki hadisi şeriflerinde Allah'ın adını anmayı niyet anlamına almışlardır. Onlara göre burada an­makla kastedilen, kalple anmaktır. Bu ise kişinin kalbinden, Allah için ve O'nun emrini yerine getirmek amacıyla abdest aldığını düşünmesidir.

Ahmed bin Hanbel'in mezhebinin zahirine göre Allah'ın adını anmak vaciptir. Ondan nakledilen bir rivayete göre de bu, hem gusülde, hem ab­destte, hem de teyemmümde vaciptir." [538]

 

498- Nesai ve İbnu's-Sunni, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"Abdest almakta olduğu sırada Resulullah (a.s)'ın yanına gittim. Şöyle söylediğini duydum:[539]

"Ey Allah'ım! Benim günahlarımı bağışla. Yurdumu (veya evimi) geniş eyle. Rızkımı bereketli kıl."

 

499- Teberani, Mu'cemu's-Sağir'de Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[540]

"Ey Ebu Hureyre (r.a)! Abdest aldığında: "Allah'ın adıyla! Allah'a ham-dolsun" de. Bu durumda senin hafaza (koruyucu) meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar sana sevap yazarlar..."

 

Bir Açıklama

 

Daha önce abdest alan birinin abdestinden sonra iki şehadet sözünü söy­lemesinin ve: "Ey Allah'ım! Beni çok tevbe edenlerden ve çok temizlenen­lerden eyle" duasını okumasının mendub olduğundan söz edilmişti. Yine: "Ey Allah'ım! Senin şanın pek yücedir. Sana hamdederim. Senden mağfiret di­lerim ve sana tevbe ederim" sözünü söylemenin de mendub olduğu belirtil­mişti.

 

Parmak Ve Sakal Arasının Temizlenmesi Ve Misvak Iojllanılması

 

500- Tirmizi ve Hakim, Abdujlah bin Abbas (r.a)'ın merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:[541]

"Abdest aldığında el ve ayak parmaklarının aralarını temizle."

 

501- Tirmizi, Lakit bin Sabra (r.a)'dan rivayet etmiştir:[542]

"Ya Resulullah (a.s)! Bana abdestin nasıl olduğunu bildir" dedim. Resu-lullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Abdeste özen göster ve parmaklarının arasını temizle. Oruçlu olmadı­ğın zaman burnuna iyice su ver."

 

502- Ebu Ya'Ia, Şakik (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[543]

"Hz. Osman bin Af fan (r.a) abdest aldı, ayaklarının parmaklarının arasını temizledi ve şöyle söyledi:

"Ben Resulullah (a.s)'ın böyle yaptığını gördüm."

 

503- Ahmed bin Hanbel, Mustevrid bin Şeddad (r.a)'m şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir:[544]

"Resulullah (a.s)'ın abdest alırken ayak parmaklarının arasım küçük par­mağı ile ovduğunu (temizlediğini) gördüm."

 

504- Tirmizi, Hassan bin Bilal Müzeni (r.a)'den rivayet etmiştir:[545]

"Ammar bin Yasir (r.a)'in abdest aldığını ve (abdest esnasında) sakalının arasına parmaklarını soktuğunu (sakalını tahlil ettiğini) gördüm. Kendisine: "Sakalının arasına parmaklarını sokuyor musun (tahlil ediyor musun)?" denildi. -Yahut: "Ben böyle dedim" demiştir- O da şöyle söyledi:

"Niçin yapmayayım. Oysa Resulullah (a.s)'ın böyle sakalının arasına par­maklarını soktuğunu (tahlil ettiğini) gördüm."

Sık sakalın altından su verilmesi suretiyle tahlil edilmesi (aralarının temiz­lenmesi) fıkıhçılann görüş birliği ile sünnettir.

 

505- Buharı, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Eğer ümmetime zorluk çıkarma endişem olmasaydı, onlara misvakı emrederdim."

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:[546]

"Eğer ümmetime -yahut insanlara- zorluk çıkarma endişem olmasaydı, onlara her namaz için misvak kullanmalarını (dişlerini temizlemelerini)[547] emrederdim."

 

506- Müslim'in rivayetine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer mü'minlere zorluk çıkarma endişem olmasaydı." Bir başka rivayete göre de şöyle buyurmuştur:[548]

"Ümmetime zorluk çıkarma endişem olmasaydı; her namaz için mis-vaklanmalarını (dişlerini temizlemelerini) emrederdim." [549]

Ebu Davud'un rivayetine göre de şöyle buyurmuştur:

"Eğer ümmetime zorluk çıkarma endişem olmasaydı, yatsıyı geciktirme­lerini ve her namaz İçin m i svakl anmalarını (dişlerini temizlemelerini) em­rederdim."[550]

 

507- Ahmed bin Hanbel'in hasen isnadla rivayet ettiğine göre (Resu­lullah (a.s) şöyle buyurmuştur):[551]

"Eğer ümmetime zorluk çıkaracağım endişesi olmasaydı, her namaz için abdest almalarını ve her abdestle birlikte misvaklanmalarım (dişlerini te­mizlemelerini) emrederdim."

 

508- Ebu Davud, Zeyd bin Halid Cuheni (r.a)'den rivayet etmiştir:[552]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Eğer ümmetime zorluk çıkaracağım endişesi olmasaydı, her namaz için misvaklanmalarım emrederdim."

Ebu Seleme (yani İbni Abdurrahman) şöyle söyledi:

"Nitekim ben Zeyd'i camide otururken gördüm. Misvakı kulağının üze­rine, kâtibin kalemi koyması gibi koymuştu. Her namaza kalkışında dişle­rini misvaklıyordu."

 

509- Taberani, Evsafta, Hz.Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[553]

"Misvakı o kadar çok kullandım ki, dişlerimi döktüreceğinden kork­tum."

 

510- Ebu Davud, Hz.Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[554]

"Resulullah (a.s)'ın yanına, abdest suyuyla birlikte misvakı da konurdu. Gece kalktığında ihtiyacını giderir sonra misvaklanırdı."

 

511- Müslim, Şureyh bin Hani (r.a)'den rivayet etmiştir:[555]

"Hz.Aişe (r.a)'ye: "Resulullah (a.s) eve girdiğinde ilk iş olarak ne yapar­dı?" diye sordum. "Misvaklanırdı" dedi."

 

512- Buhari ve Müslim, Huzeyfe bin Yeman (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:[556]

"Resulullah (a.s) gece kalktığında ağzını misvakla temizlerdi."

Müslim'in bir başka rivayetinde: "Gece teheccüde kalkhğında" denilmek­tedir. [557]

Nesai'nin rivayetine göre de Huzeyfe bin Yeman (r.a) şöyle söylemiştir:[558]

"Gece kalktığımızda misvaklanmakla, ağızlarımızı misvakla temizle­mekle emrolunduk."

 

513- Taberani, Zeyd bin Halid Cuheni (r.a)'den rivayet etmiştir:[559]

"Resulullah (a.s) herhangi bir namaza giderken, misvaklanmadan evin­den çıkmazdı."

 

514- Ahmed bin Hanbel, Hz.Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[560] "Misvaklanmak ağzı temizler: Rabb'i razı eder."

 

515- Buhari, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın yanına gittim. Eliyle dişlerini misvaklıyor ve ağ­zında misvak varken adeta kusuyormuş gibi: "Uv, uv" diyordu."[561]

Müslim'in rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Misvakın bir ucu dilinin üzerinde olduğu sırada Resulullah (a.s)'ın ya­nına gittim."[562]

Ebu Davud'un rivayetine göre ise şöyle söylemiştir:

"Kendisinden binek istemek amacıyla Resulullah (a.s)'m yanına gittik. O'nu dilinin üstünden mİsvaklandığını gördüm."[563]

Ebu Davud'un bildirdiğine göre Süleyman şöyle söylemiştir:

"Misvaklanmakta olduğu bir sırada Rcsuruflah (a.s)'ın yanına gittim. Misvakı dilinin bir tarafına koymuştu ve: "İh, ih" diyordu yani kusuyor­muş gibi yapıyordu."

Musedded şöyle söylemiştir:

"Hadis hayli uzundu ben kısalttım (ihtisar yaptım.)"

Nesai'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın yanına girdim. Misvaklanıyordu. Misvakın bir ucu dilinin üzerindeydi ve: "Av, av" diyordu.[564]

 

516- Buhari, Enes bin Malik (r.a)'ten şu şekilde rivayet etmiştir:[565]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Misvak konusunda size çok şey söyledim."

 

517- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[566]

"Rüyamda bir misvakla temizlendiğimi (dişlerimi temizlediğimi) gör­düm. Bu sırada iki adam yanıma geldi. Biri diğerinden daha büyüktü. Onu (misvağı) küçük olanına verdim. Bunun üzerine bana: "Büyükle" denildi. Ben de büyük olanına verdim."

 

518- Ebu Davud, Hz.Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[567]

"Resulullah (a.s)'ın yanında, biri diğerinden daha büyük iki adam var­ken misvaklanıyordu. Kendisine misvaklanmanın fazileti hakkında vahiy­de bulunularak: "Büyükle" denildi. O da misvakı söz konusu iki kişiden bü­yük olanına verdi."

 

519- Ebu Davud, Hz.Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[568]

"Resulullah (a.s) rnisvaklanır sonra yıkamam için misvakı bana verirdi. Ben da alıp önce kendim misvaklanır sonra yıkar sonra kendisine geri verir­dim."

 

520- Taberani, Ebu Hayra Subahi (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın yanına giden heyetin içinde bulunuyordum. Resu­lullah (a.s) bize mis vaki anmakta kullanmamız üzere erak (dallarından mis­vak yapılan ağaç) hediye etti. "Ya Resulullah (a.s)! Bizde hurma dallan var. Ancak biz senin ikramını ve hediyeni kabul ediyoruz" dedik. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:[569]

"Ey Allah'ım! Abdulkays'ı (yani Abdulkays kabilesini) bağışla. Çünkü onlar, bir topluluğun zorlanmadan Müslümanlığı kabul etmeksizin otur­duğu bir zamanda, istemeyerek değil gönülden Müslüman oldular."

 

DERSLER VE ÖĞÜTLER

 

Misvak veya fırça, bez parçası gibi onun yerini tutacak şeyle yahut par­makla dişlerin ve etrafının temizlenmesi fıtrattandır. Bu, Hanefîlere göre her zaman için her abdestle birlikte sünnettir. Misvaklanma işi, ağzın çalkalan­ması esnasında yapılır.

Malikilere göre de ağzın çalkalanması esnasında misvak kullanılması ab-destin faziletlerindendir ve abdestin sevabını artıran uygulamalardandır.

Şafiilere ve Hanbelilere göre ise abdestte ellerin yıkanmasından sonra ve ağzın çalkalanmasından önce dişlerin misvaklanması sünnettir.

Çünkü uyku, yemek, açlık, uzun süre sessizlik yahut çok konuşma sebe­biyle ağzın ve dişlerin kokusu değişebilir dolayasıyla misvak bu kokuyu gide­rir. Her namaz için misvaklanmak ise müstehab sünnettir. Ağız kokusunun değişmesi veya dişlerin sararması sebebiyle yahut Kur'an-ı Kerim okumak, sert bir konuşma yapmak, şer'i bir ilmi çalışma yapmak, Yüce Allah'ı anmak isteyince ya da eve girerken, bir yerden gelince, sabah kalktığında, yatsı vitir namazından sonra misvaklanmak ise miiekked (kuvvetli) sünnettir.

Şafiiler, misvak kullanmadan önce ve kullandıktan sonra yemek kalıntı­larının giderilmesi için parmaklarla dişlerinin aralarının temizlenmesinin sün­net olduğunu söylemişlerdir. Şafiilere ve Hanbelilere göre ise mekruh değil­dir.

Misvak sağ elle kullanılır ve misvaklanmaya sağ yandaki dişlerden baş­lanılır. Dişler uzununa değil enine misvaklanır. Önce ön dişler sonra sağ azı dişler sonra da sol azı dişler misvaklanır. Dilin de uzununa misvaklanması sünnettir. Misvaklamada eziyet verici bir şey kullanılmaz. [570]

 

Abdestin Alınış Şekli Ellerin Yıkanması

 

521- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah <a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz uykudan uyandığında ellerini üç kere yıkamadan kabın içine sokmasın. Çünkü ellerinin nerede gecelediğini bilemez."[571]

Bir başka rivayete göre şöyle buyurmuştur:

"Biriniz uyandığında ellerini kabın içine sokmadan üzerine üç kere su döksün. Çünkü ellerinin nerede gecelediğini bilemez." [572]

Bir rivayette de: "Yıkamadan" denilmiş ancak "üç kere" ifadesine yer ve­rilmiştir. [573]

Buhari, bu anlamda bir hadisi şerifi bazı fazlalıklarla rivayet etmiştir. Bu­hari, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz abdest alırken burnuna (su) versin, sonra burnunu temizlesin.

Kim taş ile taharetlenirse tek sayıda taş kullansın. Biriniz uykusundan uyan­dığında elini abdest suyunun içine sokmadan önce yıkasın. Çünkü biriniz elinizin nerede gecelediğini bilemez."[574]

Muvatta'da da Buhari'nin rivayeti bazı fazlalıklarla nakledilmiştir. [575]

Ebu Davud birinci rivayeti nakletmiştir. Ebu Davud'un ve Tirmizi'nin ri­vayetinde: "Üzerine iki veya üç kere su dökmeden (elini kabın içine sokma­sın)" denilmektedir. [576]

Yine Ebu Davud'un bir rivayetinde: [577]"Çünkü elinin nerede gecelediğini ve nerelerde dolaştığını bilemez." denilmektedir.

 

Bir Açıklama

 

Huccetu'llahi'l-Baliğa'da müellif şöyle demektedir:

"Yukarıdaki hadisi şerifte kastedilen anlam şudur: Temizlenmenin üze­rinden zaman geçmesinden ve ellerden belli bir süre gaflet edilmesinden sonra/ Önce bir yıkanması gerekir. Çünkü ellere pislik ve bîr şey bulaşmış ol­ması ve dolayısıyla bu şekilde ellerin suya sokulması durumunda suyu pis etmesi veya bulandırması yahut temizliğine zarar vermesi ihtimali vardır." [578]

 

522- İbnı Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[579]

"Biriniz uykusundan uyandığında ellerini yıkamadan kabın veya abdest suyunun içine sokmasın. Çünkü elinin kendisinin nerelerine dokunduğu­nu bilemez."

 

Burna Su Verme, Burnu Temizleme Ve Ağzı Çalkalama

 

523- Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim abdest alırsa burnunu temizlesin. Kim de taşla taharetlenirse tek sayıda taş kullansın."[580]

Yine Ebu Hureyre (r.a) ve Ebu Said (r.a)'den buna benzer bir hadisi şerif rivayet edilmiştir. [581]

Müslim'in Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiş olduğu bir hadisi şerife göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Biriniz taşla taharetlenirse tek sayıda taş kullansın. Biriniz de abdest alırsa burnuna su versin sonra burnunu temizlesin." [582]

Bir başka rivayete göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Biriniz abdest aldığında iki burun deliğine su versin sonra da burnunu temizlesin." [583]

 

524- Nesai, Hz.Ali bin Ebi Talib (r.a)'den rivayet etmiştir[584]

"Ali bin Ebi Talib (r.a) abdest suyu istedi. Ağzını çalkaladı, burnuna su verdi ve sol eliyle burnunu temizledi ve şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın ağzını çalkaladığını ve tek avucuyla burnuna su verdiğini aynı zamanda bu işi üç kere yaptığım gördüm."

 

525- Tirmizi, Abdullah bin Zeyd bin Asım bin Amr bin Avf Mazini (r.a)'nîn şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[585]

"Ben Resulullah (a.s)'ın ağzını çalkaladığını, tek avucuyla burnuna su verdiğini ve aynı zamanda bu İşi üç kere yaptığım gördüm."

 

526- Kutubi Sitte sahipleri, Abdullah bin Abbas (r.a)'fan şu şekilde rivayet etmişlerdir:[586]

"Resulullah (a.s) süt içti. Sonra su istedi, ağzını çalkaladı ve şöyle buyur­du: "Bunun yağı vardır."

 

527- Buhari, Suveyd bin Nu'man (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Hayber Gazvesi yılı Resulullah (a.s) ile birlikte çıktık. Hayber'in oldukça yakınında bulunan Sabha'ya geldiğimde Resulullah (a.s)[587] ikindi namazını kıldı. Namazını bitirince yiyecek bir şeyler istedi. Kavuttan başka bir şey geti­rilmedi. Onun hazırlanmasını istedi. Hazırlanıp ortaya kondu. O da biz de yedik. Resulullah (a.s) daha sonra akşam namazı için kalktı. O ağzını çalkaladı biz de çalkaladık. Sonra abdestini tazelemeden namaz kıldı."

 

528- İmam Malik, Ebban bin Osman (r.a)'clan rivayet etmiştir: [588]"Hz.Osman bin Affan (r.a) ekmek ve et yedi. Sonra ağzını çalkaladı ve el­lerini yıkadı. Sonra ellerini yüzüne sürdü. Sonra abdestini tazelemeden na­maz kıldı."

 

Bir Açıklama

 

Bir kimsenin ağzında izi kalabilecek bir şey yedikten veya içtikten sonra namaza kalktığında ağzını çalkalaması mendubdur. Esas itibariyle her namaz için ağzın misvaklanması da mendubdur.

 

529- Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[589]

"Biriniz uykusundan uyandığında, burnunu üç kere temizlesin. Çünkü şeytan burun deliklerinin içinde geceler."

 

530- Ebu Davud, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[590]

"İki veya üç kere burnunuzu iyi bir şekilde temizleyin."

 

Bir Açıklama

 

Ağzı çalkalamak, burna su vermek ve burnu çalkalamak, Hanbelilerin dı­şında kalan çoğunluğa göre müekked sünnettir. Hanbelilerden meşhur olan ri­vayete göre ise onların nazarında ağza ve burna su vermek gerek gusülde ve gerekse abdestte vaciptir.

 

531- Buhari ve Müslim, Nuaym bin Abdullah Mucmir (r.a)'in rivaye-tiyle Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:[591]

"Ümmetim kıyamet gününde üzerlerindeki abdest izleri dolayısıyla alın­ları ve ayakları ak olanlar diye çağrılırlar. Sizden kim aklığını artırabilecek-se yapsın."

Bir başka rivayete göre ravi (Nuaym bin Abdullah) şöyle söylemiştir: "Ebu Hureyre (r.a.)'yi abdest alırken gördüm. Yüzünü yıkadı ve abdes-tine özen gösterdi. Sonra sağ kolunu pazusunun başlangıç yerine kadar yı­kadı. Sonra başını mesnetti. Sonra sağ ayağını baldırının başlangıç yerine ka­dar yıkadı. Sonra sol ayağını baldırının başlangıç yerine kadar yıkadı. Sonra bana şöyle söyledi:

"İşte ben Resulullah (a.s)'ın bu şekilde abdest aldığını gördüm." Yine şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Siz kıyamet gününde abdeste özen göstermek sebebiyle alınları ve ayak­ları ak olacaksınız. Sizden kim yapabilirse, alnının ve ayaklarının aklığını artırsın." [592]

Bir başka rivayete göre ravi, Ebu Hureyre (r.a)'yi abdest alırken gördü. Ebu Hureyre (r.a) yüzünü ve neredeyse omuzlarına kadar kollarını yıkadı. Sonra baldırlarına ulaşıncaya kadar ayaklarını yıkadı. Sonra şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum:

"Ümmetim kıyamet gününde abdest izleri dolayısıyla alınları ve ayak­ları ak olarak gelecektir. Sizden kim aklığını artırabilecekse yapsın." [593]

Müslim'in Ebu Hazim'den rivayetine göre de Ebu Hazim şöyle söylemiş­tin

"Ebu Hureyre (r.a) namaz için abdest alırken ben arkasında duruyordum. Ellerini koltuk altlarına ulaştırıncaya kadar uzatıyordu. Kendisine: "Ey Ebu Hureyre (r.a)! Bu neyin abdesti böyle?" dedim. O da şöyle söyledi:

"Ey Ferruhoğu 1ları! Siz burda mısınız? Sizin burda olduğunuzu bilsey­dim bu şekilde abdest almazdım. Ben, dostum Resulullah (a.s)'ın şöyle bu­yurduğunu duydum:[594]

"Süs, mü'minin abdestinin ulaştığı yerlerine kadar ulaşır."

 

532- Taberani, Ebu Umame (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ümmetimden kıyamet gününde kendisini tanımayacağım kimse yok­tur."[595]

"Ya Resulullah (a.s)! Gördüklerini de görmediklerini de mi?" dediler. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Gördüklerimi de görmediklerimi de. Abdest izleri dolayısıyla alınları ve ayaklan ak olurlar."

 

Bir Açıklama

 

Alnın aklığının artırılması farz olan kısımlarından ayrı olarak her yanında yıkanan yerleri artırmakla olur. Ayakların ve kolların aklığının artırılması ise ayaklardan ve kollardan yıkanması farz olan yerlere ek olarak dirseklerden ilerisini ve topuklardan yukarısını yıkamakla olur. Buraları yıkamak ise ço­ğunluğa göre mendubdur.

Malikiler ise yüzden yıkanması farz olan kısımdan fazlasını yıkamayı mekruh görmüş ve alnın aklığının artırılması ile ilgili hadisi şerifi te'vil etmiş­lerdir.

 

Abdestte Kullanılacak Suyun Miktarı

 

533- Buhari ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'den rivayet etmiştir:[596]

"Resulullah (a.s) bir sa' ile beş mud arası bir miktar suyla gusleder; bir mudd su ile de abdest alırdı."

Bir başka rivayete göre, Resulullah (a.s) beş mekkuk suyla gusleder, bir mekkuk suyla da abdest alırdı. [597]

Bir başka rivayette ise (mekkuk kelimesinin çoğulu olan mekaik yerine): "Mekaki" ibaresi geçmektedir. [598]

Tirmizi'nin rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Abdest için iki retl su yeterli olur."[599]

Yine Tirmizi'nin bir başka rivayatine göre "Resulullah (a.s) bir mekkuk suyla abdest alır, beş mekkuk suyla da guslederdi."[600]

 

534- Müslim, Sefine (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[601]

"Resulullah (a.s)'a, cenabetlikten gusletmek için bir sa', abdest almak için de bir mudd su yeterdi."

 

535-  İbni  Huzeyme,  Cabir bin  Abdullah  (r.a)'tan  şöyle  rivayet etmiştir:[602]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Abdest için bir mudd, cenabetlikten temizlenmek için de bir sa' (su) ye­terli olur." Bir adam kendisine (yani Cabir bin Abdullah (r.a)'a):

"Bize bu kadarı yeterli olmuyor ey Cabir!" dedi. O da şöyle söyledi: "Bu miktar senden daha hayır ve daha çok tüyü olana yetti."

İbni Huzeyme, Resulullah (a.s)'ın: "Abdest için bir mudd (su) yeterli o-lur" sözü ile ilgili olarak şöyle söylemiştir:

"Abdest için bir mudd suyun yeterli su olarak belirlenmesi, bunun bu miktarın az veya çok gelmeyeceğine işaret eder. Yoksa daha azının veya da­ha çoğunun kullanılmasının caiz olmadığı anlamını taşımaz."

 

536- Ebu Davud, Ümmü Umare (r.a)'den rivayet etmiştir:[603]

"Resulullah (a.s) abdest almak istedi. Kendisine içinde üçte iki mudd miktarınca su bulunan bir kap getirildi."

Nesai şöyle bir fazlalığa yer vermiştir: "Şu'be şöyle söyledi:[604]

"Ezberimde kaldığı kadarıyla Resulullah (a.s) kollarını yıkadı ve ovdu. Kulaklarının iç kısımlarını meshetti. Dış kısımlarını meshettiğine dair bir ifade ezberimde yok."

 

Bir Açıklama

 

Şer'i ihtiyacın yani yeterli olan miktarın üstünde su kullanılması suretiyle suyun israf edilmesi, abdestin mekruhlarındanir. İsraf ise yıkanması gereken yerlerin üç kereden fazla yıkanması ve Şafiiler'in dışındaki çoğunluğa göre meshedilmesi gereken yerlerin bir kereden fazla meshedilmesidir.

 

Abdestte Koku Kullanılması

 

537- Taberani, Yezid bin Ebi Ubeyde (r.a)'den rivayet etmiştr:[605]

"Seleme bin Ekva' (r.a) abdest aldığında misk alıp eline sürer sonra da sakalına sürerdi."

 

Abdeste Özen Gösterilmesi

 

538- Ahmed bin Hanbcl, Abdulmelik bin Umeyr (r.a)'in şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir:[606]

"Zi'1-Cila'dan Şebib Ebu Revh'den duyduğuma göre o Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kılmış. (Resulullah a.s) namazda Rum suresini okumuş ve bir yerde takılmış. Namazı bitirince de şöyle buyurmuş:

"Kur'an-ı Kerim okurken şaşırdık. Sizden bazı kimseler bizimle birlikte namaz kılıyor ve abdestlerine özen göstermiyorlar. Sizden kim bizimle na­maz kıhrsa (yani kılacak olursa) abdestini özenle alsın."

 

Her Namaz İçin Ayrı Abdest Almak

 

539- Buhari, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) her namaz için abdest alırdı." Kendisine (Yani Enes bin Malik (r.a)'c): "Siz nasıl yapardınız?" diye soruldu. O da şöyle söyledi:[607]

"Bizden biri için abdest bozmadığı sürece bir abdest yeterli olurdu."

 

540- Müslim, Bureytle (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:[608]

"Resulullah (a.s) Fetih gününde birden fazla namazı, bir abdestle kıldı. Bunun üzerine Hz.Omcr (r.a): "Şimdiye kadar yapmakta olmadığın bir şey yaptın!" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Bunu bilerek yaptım ey Ömer!"

 

541- Tirmizi, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan rivayet etmiştir:[609]

"Resulullah (a.s), (bir keresinde) öğle ve ikindi namazlarını bir abdestle kıldı."

 

542- İbnî Huzeyme, Muhammed bin Yahya bin Hibban (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Bu kişi (yani Muhammed bin Yahya), Ubeydullah bin Abdullah bin Ömer'e: "Ne dersin, Abdullah bin Ömer (r.a)'in abdestli olsun olmasın her namaz için abdest almasının dayanağı kimden geliyordu?" diye sordu. O da şöyle söyledi:[610]

"Ona Esma binhı Zeyd bin Hattab (r.a)'ın, ona (yani Esma (r.a)'ya) da şehid olduğunda, cenazesi melekler tarafından yıkanan Hanzala bin Ebi Amir (r.a)'in rivayet ettiğine göre, Resulullah (a.s) abdestli olsun olmasın her namaz için abdest almakla emrolunmuştu. Bu, Resulullah (a.s) için bi­raz zor (sıkıntılı) gelince abdestinin bozulması durumu dışında (her namaz için) abdest alma yükümlülüğü üzerinden kaldırılarak her namaz için mis-vaklanmakla emrolundu. Abdullah bin Ömer (r.a) ise kendisinde buna (yani her namaz için abdest almaya) güç olduğunu görüyordu dolayısıyla ölünceye kadar bunu devam ettirdi."

Bu hadis, Ya'kub bin İbrahim'den rivayet edilmiştir. Ancak Muhammed bin Mansur şöyle söylemiştir:

"O (Abdullah bin Ömer r.a) ölünceye kadar böyle yapardı."

 

Abdeste Sağdan Başlamak

 

543- Kutubi Sitte'de, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edilmiştir:[611]

"Resulullah (a.s) her işinde, abdestinde, yürümeye başlamasında, ayak­kabısını giymesinde hep sağdan başlamayı severdi."

 

Abdest Alırken Konuşmaktan Sakınmak

 

544- İbni Huzeyme, Muhacir bin Kunfuz bin Ömer bin Cud'an (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"O, (Muhacir r.a.) abdest almakta olduğu bir sırada Resulullah (a.s)'m yanma gitti, selam verdi. Ancak Resulullah (a.s) abdestini bitirinceye kadar selamını almadı. Sonra özür dileyerek şöyle buyurdu:[612]

"Ben Allah'ın adını temiz (abdestli) değilken anmak İstemedim." Hasam Basri (rh.a) bu hadisi şerifi, hükmünde esas alırdı.

 

Bir Açıklama

 

Abdest alan birine selam verilmez. Biri abdest alırken kendisine selam verilirse, abdestini bitirinceye kadar bu selamı alması, zorunlu (vacib) de­ğildir.


[1] Taha Suresi: 14

[2] İbrahim Suresi: 40

[3] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[4] Ebu Davud (3/163-164) Kitabu'l-Harac ve'l-îmare ve'l-Fey, Taif olayı hakkında ge­len rivayetler babı. İsnadı

hasendir.

[5] Hud Suresi: 8

[6] Ankebut Suresi: 45

[7] A'raf Suresi: 31

[8] Maide Suresi: 6

[9] Bakara Suresi; 150

[10] Nisa Suresi: 103

[11] Bakara Suresi: 238

[12] Müzzemmİl Suresi: 20

[13] A'raf Suresi: 204

[14] Hacc Suresi: 77

[15] Vah'aSuresi:74

[16] A'la Suresi: 1

[17] Rum Suresi: 17-18

[18] Ahzab Suresi: 56

[19] Bakara Suresi: 45

[20] Beyyine Suresi: 5

[21] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[22] Buharı (1/49) 2-Khabu'l-İman. 2-"Duantz imammzdır" babı. Müslim (1/45) 1-Ki-tabu'l-İman, 5-fslam'ın temel

ilkelerinin ve basta gelen prensiplerinin neler oldu­ğu ile ilgili bab.

[23] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[24] Müslim (4/2073) 48-Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua. 10-Tehlil, teşbih ve duanın fazileti babı.

[25] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[26] Müslim (1/88) 1-Kitabu'l-İman, 35-Namazı terkedenin kâfir olarak adlandırılması ile ilgili bab.

[27] Tirmizi (5/13) 41-Kitabu'l-İman, 9-Namazı terketmek hakkında gelen rivayetler babı.

[28] Tirmizi (5/13) 41-Kitabu'l-İman, 9-Namazı terketmek hakkında gelen rivayetler babı.

[29] Tirmizi, (5/13) 41-Kitabu'l-İman, 9-Namazı terketmek hakkında gelen rivayetler babı.

[30] Ebu Davud (4/219) Kitabu's-Sünne, 15-İrça'nın reddi babı.

[31] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[32] Ahmed bin Hanbel (51346) Tirmizi (5114) 41-Kitabu'l-împn, 9-Namazı terketmek hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (î/231) Kitabu's-Salat, 8-Namazı terkedenle ilgili hüküm babı. Hakim (1/6) Kitabu'l-İman. Hakim bunun sahih olduğunu söy­lemiş, Zehebi de onun açıklamasına muvafakat etmiştir.

[33] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[34] Tirmizi (5117) 41-Kitabu'l-İman, 9-Namazı terketmek hakkında gelen rivayetler babı. İsnadı hasendir.

[35] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[36] Ahmed bin Hanbel (6/442) Kavileri. Sahih'te isimlen geçen ravilerdir.

[37] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[38] Nisa Suresi: 116

[39] El Akaidetu'l Tahaviyye

[40] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[41] Müslim (1/40, 41, 42) 1-Kitabu'i-İman, 2-Namazlarla ilgili bilgiler babı. 3-lsla-m'ın temel ilkelerinin sorulması babı. 4-Kişiyi cennete sokacak imanın ne olduğu­nun bildirilmesi babı. Tırmizi (3/14) Kitabu'z-Zekat, Kişinin zekatı ödemesi duru­munda üzerindeki görevi yerine getirmiş olacağı hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (J/228) 5-Kitabu's-Salat, 4-Gece ve gündüzde kaç namazın farz kılındığı babı.

[42] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[43] Buhari (6/374) 60-Kitabu Ehadasi'l-Enbiya. 5-İdris (a.s) ile ilgili bab. Müslim (11145) 1-Kitabu'l-İman. 74-Resulullah (a.s)'tn göklere yükseltilmesi ve namaz­ların farz kılınması babı. Tirmizi (1/417) Namaz babtarı . 159-Yüce Allah'ın kul­larına kaç namaz farz kıldığı babı. Nesai (11217) 5-Kitabu's-Salat, 1-Namazınfarz kılınması ve rivayet edenle arasındaki ihtilafın bildirilmesi babı.

[44] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[45] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[46] Tirmizi (5/148) 45-Kitabu'l-Emsal 3-Namaz, oruç ve sadakanın örnekleri hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi, bu hadisin hasen, sahih, garib olduğunu söylemiştir. Hadis de onun söylediği gibidir. İbni Hibban (8/43) Resulullah (a.s)'tn İsa bin Meryem'i Urve bin Mcs'ud (r.a)'a benzetmesi ile ilgili bab. Hakim (1/421) Kita-bu's-Savm.

[47] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[48] Ahmed bin Hanbel (5/251) Tirmizi, (2/516) Kitabu's-Salat, Tirmizi, bu hadisin ha-sen sahih olduğunu söylemiştir. Hakim (11389) Kitabu'z-Zekat, Zekatı vermemenin büyük günah olduğu babı. Müelilf söyle söylemiştir: "Bu hadis Müslim'in şartına göre sahihtir. Ancak Buharı ve Müslim bunu kitaplarına almamışlardır."

[49] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[50] ibni Huzeyme (2/180) Gece kılınan nafile namazlarla ilgili bablar. İsnadı sahihtir.

[51] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[52] İbnİ Huzeyme (2169) Namazda İstenilmesi mekruh olan fiillerle ilgili bablar. 365-Farz olan namaz vaktinde uyumanın fena bir şey olduğu babı.

[53] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[54] Bakara Suresi: 238

[55] Arapçada iki sayısı çoğul sayılmamaktadır. Buna müsenna (ikil) denilir. (Çeviren)

[56] Rum Suresi: 17

[57] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[58] Müslim (J/209) 2-Küabu't-Tahare, 5-Büyük günahlardan kaçınılması halinde beş vakit namazın, bir cumadan diğerine cuma namazlarının ve bir Ramazan'dan dige* rine Ramazan orucunun arada islenen günahlara kejfaret olduğu babı.

[59] Müslim (1/209) Aynı yer.

[60] Müslim (1/209) Aynı yer.

[61] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[62] Buhari (2/11) 9-Kitabu Mevakiti's-Sala. 6-Beş vakit namazın günahlara keffaret olduğu babı. Müslim (1/462) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mev adi'i's-Salat. 51-Namaza yürüme babı.

[63] Tirmizi (5/151) 45-Kitabu'l-Emsal. 5-Beş vakit namazın örneği babı. Nesai (1/230) 5-Kitabu's-Salat, 7-Beş vakit namazın fazileti babı.

[64] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[65] Tirmizi (1/463) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mev adi'i's-Salat, 51-Namaza yürüme babı

[66] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[67] Ahmed bin Hanbel (11177) Mecmeu'z-Zevaid (1/297) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Evsat'ta rivayet etmiştir ve Ahmed bin Hanbel'in ra-vileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir." İbni Huzeymc (1/160) Kitabu's-Salat, 7-Beş vakit namazın faziletleri babı.

[68] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[69] Müslim (1/206) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve arkasından namaz kılmanın fazileti babı.

[70] Buharı (1/259) 4-Kitabu'l-Vudu. 24-Abdestte organları yıkamanın üçer kere ola­cağı babı. Müslim (11207) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve arkasından na­maz kılmanın fazileti babı.

[71] Bakara Suresi: 159

[72] Buhari (1/266) 4-Kitabu'l-Vudu, 28-Abdest alırken ağzı çalkalama babı.

[73] Müslim (1/208) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve arkasından namaz kılmanın fazileti babı.

[74] Buhari (1/259) 4-Kitabu'l-Vudu, 24-Abdestte organları yıkamanın üçer kere olacağı babı. Müslim (1/208) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve arkasından namaz kıl­manın fazileti babı.

[75] Müslim (1/206) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve arkasından namaz kılmanın fazileti babı.

[76] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[77] Muvatta (J/30) 2-Kitabu't-Tahare, 6-Abdest hakkında genel bilgiler babı.

[78] Hud Suresi: 114

[79] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[80] Müslim (4/2117) 49-Kitabu't-Tevbe. 7-Yüce Allah'ın "İyilikler kötülükleri gide­rir" sözü ile ilgili bab.

[81] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[82] İbni Huzeyme (11160-162) Kitabu's-Salat, 7-Beş vakit namazın faziletleri babı.

[83] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[84] Ahmed bin Hanbel (1/445) İsnadı sahihtir.

[85] Hud Suresi: 115

[86] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[87] Ebu Davud (2/4) Yolcu namazı ile ilgili bablar; Yolculukta ezan okunması babı. Nesai (2/20) Kitabu'l-Ezan, 26-Yalmz başına namaz kılanın ezan okuması babı. İsnadı sahihtir,

[88] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[89] Ahmed bin Hanbel (5/282)

[90] Muvatta (1/34) 2-Kitabu't-Tahare, 6-Abdest ile ilgili genel konular. Darimi (1/168) Kitabu's-Salat, Taharet (temizlenme) hakkında gelen rivayetler babı. İbni Hibban (2/187) Kitabu't-Tahare, Abdestin fazileti babı. Bu hadis değişik rivayet tankıyla sa­hihtir.

[91] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[92] Ahmed bin Hanbel (3/199; 31128. 285). İsnadı sahihtir. Nesai (7/61, 62) 36-Kitabu 'Isreti'n-Nisa. 1-Kadınlan sevme babı.

[93] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[94] Müslim (1/353) 4-Kitabu's~Salat. 43-Secde etmenin fazileti ve ona teşvik babı. Ebu Davud (2/35) Kitabu's-Salat, 23-ResuluHah (a.s)'tn gece ibadete kalkma vakti ile ilgili bab.

[95] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 1/

[96] Müslim (1/353) 4-Kitabu's-Salat, 43-Secde etmenin fazileti ve ona teşvik babı. Tir-mizi (2/230) Namaz babları, 286-Rüku ve secdeyi çok yapmak ve bunların fazileti babı. Nesai (2/228) 12-Kitabu't-Tatbik, 80-Yüce Allah'a bir secde edenin sevabı babı

[97] Ahmedbin Hanbel (5/455) Mecmeu'z-Zevaid, (2/260) Muzaffer bin Müdrik dı­şında kalan ravileri, Sahih'te isimleri geçen raviterdir. Bu kişi ise sikadır.

[98] Taberani. Mu'cemu'l-Kebir (9/161) Taberani, Mu'cemu's-Sağir. Ravdu'd-Dani (1/19) Mecmeu'z-Zevaid (11298) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani üç Mu'cem'inde de rivayet etmiştir. Ancak Mu'cemu'l-Kebir'deki rivayeti mevkuftur. Mevkuf olan rivayetin ravileri arasında ise Asım bin Behdele bulunmaktadır ki. bu kişinin rivayet ettiği hadisler hasendir."

[99] Ahmed bin Hanbel (51413) Mecmeu'z-Zevaid (11298) Heysemi isnadının hasen olduğunu söylemiştir.

[100] Ahmed bin Hanbel (1171) Bezzar, Keşfu'l-Estar (1 1143) Kitabu't-Tahare, Abdes-tin özelliği babı. Mecmeu'z-Zevaid (10/89) Heysemi şöyle söylemiştir: "Osman bin Affan (r.a)'ın mevlası (azatlısı) Haris bin Abdullah dışında kalan ravileri, Sa-hih'te isimleri geçen ravîlerdir. Adı geçen kişi ise sıkadır."

[101] Buhari (219) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat. 5-Bir namazı vaktinde kılmanın fazileti babı. Müslim (1190) 1-Kitabu'l-İman, 36-AUah'a iman etmenin amellerin en üstü­nü olduğunun bildirilmesi babı. Nesai (1/292) Kitabu'l-Mevakit. 51-Namazları va­kitlerinde kılmanın fazileti babı.

[102] Tirmizi (1/325,326) Kitabu Ebvabi's-Salat, 127-Namazı İlk vakitte kılmanın bin kat üstün olduğu hakkında gelen rivayetler babı.

[103] Müslim (1/89) 1-Kitabu'l-İman, 36-Allah'a iman etmenin amellerin en üstünü oldu­ğunun bildirilmesi babı.

[104] Ebu Davud (2/69) Kitabu's-Salat, 120-Gece ibadetine kalkma babı.

[105] Nesai (5158) Kitabu'z-Zekat, 49-Az varlığı olanın gayret etmesi babı. Bu hadis kasen-dir.

[106] Ahmed bin Hanbel (2/352) Mecmeu'z-Zevaid (2/36) Hcysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Evsat'ta Taberani rivayet etmiştir. Rivayetinde Nafi' bin Suleym Kirşi bulunmaktadır. Ebu Hatem bu kişiyi sika görmüştür. Geriye ka­lan ravileri ise, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir." Ta'cilu'l-Menfa'a, sh*409'da Şöyle denilmektedir: "Nafi' bin Süleym Kirşi hakkında Buharı, Medeni (ya-ni) Me-dİneli) demiştir. İbni Hacer, İbni Mu'in'İn onu sika gördüğünü söylemiştir." Ebu Hatem de şöyle söylemiştir: "Saduktur doğru sözlüdür." Saduk: Hadis rivayetinde sikadan sonra gelen- Çeviren). Ancak Bakiyye gibi zayıf ravücrden hadis rivayet etmiştir.

[107] Ahmed bin Hanbel (1/368) Tirmizi (5/366) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an. 39-Sad Su­resi babı.

[108] Mecmeu'z-Zevaid (1/295) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Evsafta ri­vayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir." Mele-i A'ia: İnsanların üstünleri ve derece, mevki sahipleri. Burada mele-i a'la ile yüce Allah'a yakın (mukarreb) melekler kastedilmiştir.

İbnu'l-Kayyİm el-Cevziyye'nİn İbni Teymiyye'den naklettiğine göre bu olay Medine'yi Münevvere'de olmuştu. Sabah namazına kalkamadıkları gece, Resululah (a.s) kalktığında o gece rüyasında Rabb'ini gördüğünü bildirdi.

[109] Müddesir Suresi: 42

[110] Şerhu's Sünne (2/174)

[111] Muvatta (1/123) 7-Kitabu Salati'l-Leyl, 3-Vitir namazını kılmakla emir babı. Ebu Davud (2/62) Kitabu's-Salat, 2-Vitir namazını kılmayanla ilgili bap. Nesai (1/230) 5-Kitabu's-Salat, 6-Beş vakit namazını düzenli bir şekilde kılma babı. İbni Mace (II 449) 5-Kitabu İkameti's-Salati ve-s-Sunne fîha. 149-Bcş vakit namazın farzltğı ve bunları düzenli bîr şekilde kılmak hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis değişik tanklarla sahihtir.

[112] Ahmed bin Hanbel (4/267) Tabcrani. Mu'ccmu'l-Kebir (4/12) Mecmcu'z-Zevaid (1/289) Heysemi şöyle söylemiştir: "Ahmed bin Hanbel'in ravileri Sahİh'te isim­leri geçen ravi terdir."

[113] Ahmed bin Hanbel (2/269) Mecmeu'z-Zevaid (1/292) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir ve Evsat'ta Tabcrani rivayet etmiş­tir; Ahmed bin Hanbel'in ravileri sikadırlar." Darimi, (2/301) Kitabu'r-Rekaik, Na­mazları düzenli bir şekilde kılmakla ilgili bab. İbni Hibban (3/14) Bir kimsenin farz namazları terketmesi durumunda bunları kılmaya zorlanması ile İlgili bab.

[114] Ahmed bin Hanbel (5/251) Ravileri, Sahih'tc isimleri geçen raviterdir. İbni Hibban (8/252, 253) İslam'ın yöneticiler tarafından koparılacak kulplarının ilkinin hüküm (yönetim, yargı) alanında bozulma ve yöneticilerinin bozulmaları olacağı ile ilgili bab. Hakim (4/469) Müellif şöyle söylemiştir: "Bu hadisin isnadı Buharı ve Müs­lim'in şartlarına göre sahihtir." Zehebi de sahih olduğunu söylemiştir.

[115] Mecmeu'z-Zevaid (î/291) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'ccmu'l-Kebir'ae rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[116] Ebu Davud (1/229) Kitabu's-Salat; 148-Resulullah (a.s)'ın, bir kişinin tamam etme­diği namazlarının nafilelerinden tamamlanacağı yolundaki sözü ile ilgili bab. Tir-mizi (21269,270) Ebvabu's-Salat, 305-Kulun kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şeyin namaz olduğu babı. Nesai (1/232) 5-Kitabu's-Salat, 9-Namazdan

hesaba çekil­me babı. Sahih hadistir.

[117] Taberani, Mu'cemu'l-Kcbir (9/195) Mecmeu'z-Zevaid (2/257) Heysemi: "Ravilcri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir" demiştir.

[118] Buhari (U/340) 81-Kitabu'r-Rikak. 38-Alçakgönüllülük babı.

[119] AN İmran Suresi: 41

[120] İsraSure§i:78

[121] Tirmizi (5/302) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an, 18-İsra Suresi babı. Tirmizi bu hadisin hasen sahih olduğunu söylemiştir,

[122] İsra Suresi: 78

[123] Müslim (11454) 5-Kitabul-Mesacid ve Mevaidi'i's-Satat, 46-Yatsı ve sabah namaz­larını cemaatle kılmanın fazileti babı.

"O, kimden zimmetine giren bir şeyi isterse onu elde eder": Yani yüce Al­lah, kendi hakkını yerine getirme ve ahdine uymada kusur eden birini sorguya çek-mek istediğinde onu elle alır; çünkü hiç kimse Allah'ın hesabından

kaçamaz.

[124] Tirmizi (11434) Kitabu's-Saîat, 165-Yatsı ve sabah namazlarım cemaatle kılmanın fazileti hakkında gelen rivayetler babı.

[125] Tirmizi (2/480) Ebvabu's-Salat, 412-Sabah namazından sonra camide oturmanın müstehablığı konusu ile ilgili bab. Bu hadisin ravileri arasında Ebu Zilal bulun-tnaktadır ki, bu kişi zayıftır. Ancak bu hadisin kuvvetlenmesini sağlayan başka şahitleri bulunmaktadır. Bu şahitleri Munziri, et-Tergib ve't-Terhib, (1/164-166)-'de nakletmistir.

[126] Müslim (1/463) 5-Kitabu'l-Mesacid ve MevadiTs-Salat, 52-Sabah namazından son­ra namaz kıldığı yerde oturmanın fazileti babı.

[127] Müslim (11464) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevai'i-Salaî, 52-Sabah namazından sonra na­maz kıldığı yerde oturmanın fazileti babı.

[128] Tirmizi (2/480) Kitabu's-Salat, 412-Sabah namazından sonra camide oturmanın mustehabhğı konusu ile ilgili bab.

[129] Ebu Davud (2/29) Kitabu's-Salat, Duha (kuşluk) namazı babı.

[130] Nesaı (3/80) 13-Kitabu's-Sehv, 99-İmamın selam verdikten sonra namaz kıldığı yerde oturması babı.

[131] Müslim (11440) 5-Kitabu'l-Mesacid ve MevaidiTs-Salat, 37-Sabah ve ikindi na­mazlarının faziletleri babı.

[132] Ebu Davud (İl 116) Kitabu's-Salat, 8-Namazları vaktinde kılmaya dikkat etme babı.

[133] Buhari (2152) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat. 26-Sabah namazının fazileti babı; Müs­lim (11440) 5-Kitabu'l-Mesacid

ve Mevadi'i's-Salat, 37-Sabah ve ikindi namazla­rının faziletleri babı.

[134] Buharı (2/52) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat, 26-Sabah namazının fazileti babı; Müs­lim (J/439) 5-Kitabu'l~Mesacid ve Mevai'i's-Salat, 37-Sabah ve ikindi namazlarının faziletleri babı, İbni Huzeyme (1/164) 11-Sabah ve ikindi namazlarının fazileti babı.

[135] Buhari (2/33) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat, 16-İkindi namazının fazileti babı; Müslim (1/439) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat. 37-Sabah ve ikindi namaz­larının faziletleri babı. Nesai (1/240) Kitabu's-Salat, 21-Cemaatle namaz kılma babı. İbni Huzeyme (1/165) Kitabu's-Salat, 12-Gece ve gündüz meleklerinin sabah ve ikindi namazlarında biraraya geldikleri ile ilgili bab.

[136] Muvatta (İl 130) 8-Kitabu Salati'l-Cema'a, 2-Yatsı ve sabah namazları hakkında ge­len rivayetler babı. İbni Abdilberr söyle söylemiştir: "Değişik yollardan bunun an­lamı sabittir."

[137] Mecmeu'z-Zevaid (2/40) Heysemi §Öyîe söylemiştir: "Bunu Taberani Ebu Musa el' Eş'ari (r.a)'den rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[138] Müslim (1/325) 4-Kitabu's-Salat, 28-Saflan düz tutmanın, düzenli yapmanın ve ilk safın fazileti babı.

[139] Müslim (1/454) 5-Kitabu't-Mesacid ve Mevaidi'i's-Salat, 46-Yatsı ve sabah namaz­larını cemaatle kılmanın fazileti babı.

[140] Buhari (2/30) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat, 14-İkindi namazını kaçıranın günahı babı; Müslim (1/435) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 35-İkindi namazını kaçırmanın oldukça büyük günah olduğu ile ilgili bab. Ebu Davud (1/113) Kitabu's-Salat, 4-İkindi namazının vakti ite ilgili bab. Tirmiıi (1/331) 128-İkindi namazının vakti konusunda yanılma hakkında gelen rivayetler babı. Nesaİ (1/236) 5-Kitabu'l-Mevakit, 9-lkindiyi geciktirmenin günah olduğu babı. İbni Mace (1/224) 2-Kitabu's-Salat, 7-Akşam namazının vakti babı.

[141] Buhari (2/31) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat. 14-İkindi namazım terkedenle ilgili bab. Nesai (1/236) 5-Kitabu's-Salat. 15-İkindi namazını terkedenle ilgili bab.

[142] Müslim (1/438) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 36-Orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyenin delili babı.

[143] Bakara Suresi: 238

[144] Müslim (1/437) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 36-Orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyenin delili babı. Ebu Davud (11113) Kitabu's-Salat, 4-İkindi namazının vakti ile ilgili bab. Tirmizi (5/217) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an, 3-Bakara Suresi ile ilgili bab. Nesai (1/236) 5-Kitabu's-Salat, 14- İkindi namazına dikkat etme babı, Muvatta (1/138) 8-Kitabu Salati'l-Cema'a, 8-Orta namaz babı.

[145] Bakara Suresi: 238

[146] Tirmizi (1/340) Ebvabu's-Salat. 133-Orta namazın ikindi namazı olduğu hakkında gelen rivayetler babı.

[147] Buhari (11/194) 80-Kitabu'd-Da'avat, 58-Mü§riklerin aleyhine dua etme babı. Müs­lim (1/436) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat. 35-İkindi namazım kaçırmanın oldukça büyük günah olduğu ile ilgili bab.

[148] Ahzab Savaşı denilirken de Hendek Savası denilirken de kastedilen olay birbirinin aynıdır. (Çeviren)

[149] Müslim (11437) 5-Kitabu'l-Mcsacid ve Mevaidi'i's-Salat, 36-Orîa namazın ikindi na­mazı olduğunu söyleyenin delili babı.

[150] Müslim, aynı rivayet. Tirmizi (5/216) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an. 3-Bakara Suresi ile ilgili bab. Ebu Davud (1/112) Kitabu's-Salat, 4-İkindi namazının vakti ile ilgili bab. Nesai (1/236) 5-Kitabu's-Salat, 14-İkindi namazına dikkat etme babı.

Cami'in tahkikçi şöyle söylemiştir: "Miskat'ın sarihi şöyle demiştir: Bu, onların iki dünya azabı görmeleri için aleyhlerine bir duadır. Dünyada evlerinin harab olması için dua edilmiştir. Burada "ateş" fitneden isti'are olabilir yahut kabirlerinin ateş tutuşmasına işaret için söylenilmiş olabilir."

[151] Müslim (1/437) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevaİ'i's-Salat. 36-Orîa namazın ikindi na­mazı olduğunu söyleyenin delili babı,

[152] Bakara Suresi: 238

[153] Isra Suresi: 78

[154] Hanefi mezhebi dışında kalan fıkhi mezheplere göre öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları yolculuk gibi bir takım zorlayıcı sebeplerden dolayı birleştirilerek kılt-nabilir. (Çeviren)

[155] Ebu Davud (1/112) Kitabu's-Salat, 4-İkindi namazının vakti ile ilgili bab. Ahmed bin Hanbel (5/183) Arnaut, Beğavi'nin Şehru's-Sunne'sinde bu hadisin İsnadının sa­hih olduğunu bildirmiştir.

[156] Bakara Suresi: 238

[157] Şerhu's Sünne (21235 ve devamı...)

[158] Müslim (1/448) 5-Kitabu'i-Mesacid ve Mevaidi'i's-Salat, 41-Namazı seçilmiş olan vaktinden sonraya bırakmanın kerahiyeti babı. Ebu Davud (1/117) Kitabu's-Salat, 9-Imamın namazı vaktinden sonraya bırakması durumunda ne yapılacağı babı. Tirmizi (1/332) Ebvabu's-Salat, 129-İmamtn namazı geciktirmesi durumunda onu kılmakta acele etmek hakkında gelen rivayetler babı.

[159] Şerhu's-Sünne (2/240)

[160] Ahmed bin Hanbel (J/450) Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (9/346, 347) Mecmeu'z-Zevaid (1/324) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[161] Ebu Davud (4/296) Kitabu'l-Edeb, 86-Yatsı namazı ile ilgili bab. İsnadı sahihtir.

[162] Ebu Davud (4/296) Kitabu'l-Edeb, 86-Yatsı namazı ile ilgili bab. Ibnu'l-Esır şöyle söylemiştir: "Bizi namazla rahatlat": Yani kalk namaz için ezan oku ki, biz de onu ye­rine getirmek ve kalbimizin onunla meşgul olmasıyla rahatlayalım. Bildirildiğine göre, Resulullah (a.s)'ın namazla meşgul olması, O'nu rahatlatıyordu. O, namaz dışındaki çeşitli dünya işlerini yorucu işler olarak görüyordu. Bu itibarla namazla is­tirahat ediyordu. Çünkü namazda yüce Allah'a münacaat ediyor, O'na sesleniyordu. Bundan dolayı Resulullah (a.s) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: "İki gözümün nuru. namazda kılınmıştır." İnsanın göz nuru olan bir işten daha çok onu rahatlatıcı bir şey olamaz."

[163] Buharı (2/49) 9-KitabuMevakiti's-Salat, 23-Yatstdan önce uyumanın mekruh oldu­ğu babı. Müslim (İ/447) 40-Sabah namazı için ilk vaktinde tekbir getirmenin müs-tehab olduğu babı. Ebu Davud (İli 10) Kitabu's-Salai, 2-Resulullah (a.s)'tn nama­zının vakti ile ilgili bab. Tirmizi (1(312) Ebvabu's-Salat, 125-Yatsıdan önce uyu­manın, yatsıdan sonra da sohbet etmenin mekruh olduğu babı.

[164] Ahmed bin Hanbel (1/26. 34) Tirmizi (1/215) Ebvabu's-Saîat. 126-Yatsıdan sonra sohbet etmeye ruhsat olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi, Hz.Ömcr (r.q)'den rivayet edilmiş olan hadisin hasen olduğunu söylemiştir.

[165] Bu hadisi şerifin metninde yatsı namazı anlamında "salatu'l-ateme" ibaresi geçmek­tedir. Genelde ise "yatsı namazı" Arapçada "salatu'l-'asa" olarak adlandırılır. (Çev.)

[166] Buharı (2/43) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat. 19-Akşam namazına yatsı namazı denil­mesinden hoşlanılmaması babı.

[167] Enfal Suresi: 38

[168] Ahmed bin Hanbcl (4/199)

[169] Bkz. Meraki'l-Fctah. sh.28: Mulıazzeb 1/50 ve sonrası; (Muğni (1(396-401) Fıkhu'l-Islami (11564-567)

[170] Buhari (2/70) Kitabu Mcvakiti's-Saht. 37-"Kim bir namazı unutursa hatırladı­ğında kılsın" başlıklı bab. Müslim (1/471) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 55-Vaktinde kıttnamayan namazın kaza edilmesi babı.

[171] Taha Suresi: 14

[172] Müslim (1/477) 5-Kitabu'l-Mcsacid ve Mevadi'i's-Salat, 55-Vaktinde kıhnamayan namazın kaza edilmesi babı. Ebu Davud (1/119) Kitabu's-Salat, 10-Iİir namazı uyuya­rak veya unutarak kaçıma babı. fbni Huzcyme (2/96) Kitabu's-Salat, 131-Bir namazı uyuyarak veya unutarak kaçıranın uyandığında yahut hatırladığında normal vakti dışında kaza edeceği babı.

[173] Tirmizi (1/335) Ebvabu's-Salat, 131-Namazt unutan bir kimse hakkında gelen riva­yetler babı.

[174] Nesai (11294) 6-Kitabu'l-Mevakİt, 53-Bir namazı uyuyarak kaçıran hakkında "Bunun bundan başka bir keffareti yoktur": Yani namazın terkedilmesi durumunda kişi borç altına girer. Bundan kurtulmanın yolu ise sadaka veya keffaret vermek değildir. Yani' Ramazan'da özürsüz olarak orucun terkedilmesi durumunda keffaret verilebildiği, yine ihramh birinin üzerindeki görevlerinden birini özürsüz olarak ve zorunluluk bulunmadan ihmal etmesi halinde kurban kesmek yoluyla keffarette bulunabildiği gibi namaz İçin keffaret olmaz.

[175] Meraki'l-Fclah (87-88)

[176] Buharı (2166) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat, 35-Vaktin geçmesinden sonra ezan babı. Nesai (21106) 10-Kitabu'l-İmame, 47-Kazaya kalmış namaz için cemaat yapılması babı.

[177] Ebu Davud (11119) Kitabu's-Salat, 10-Bir namazı uyuyarak veya unuturak kaçıran babı. Müslim (11472) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Satat, 55-Vaktinde kalınama-yan namazın kaza edilmesi ve vaktinde kılınmamış namazın kazasında acele edilmesi­nin müstehab olduğu babı.

[178] Ebu Davud (J/120) Kitabu's-Salat, I0-Bir namazı uyuyarak veya unuturak kaçıran babı.

[179] Ebu Davud (11121) Kitabu's-Salat, 10-Bir namazı uyuyarak veya unuturak kaçıran ba­bı. Tirmizi (1/334) Ebvabu's-Salat, 130-Uyuyarak namazı kaçırmak hakkında gelen ri­vayetler babı. Nesai (11294) 6-Kitabu'l-Mevakit, 53-Uyuyarak namazı kaçıran hak­kında.

[180] Ahmed bin Hanbel (i/259) Mecmeu'z-Zevaid (1/321) Kİtabu's-Satat. Bir namazı uyuyarak veya unutarak kaçıranla ilgili bab. Kesfu'l-Estar (1/201) Kitabu's-Salat, Bir namazı uyuyarak veya unuturak kaçıranla ilgili bab.

[181] Müslim (1/471) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 55-Vaktinde hlınamayan namazın kaza edilmesi ve vaktinde kılınmamış namazın kazasında acele edilmesi­nin müstehab olduğu babı.

[182] Taha Suresi: 14

[183] Aynı yer.

[184] Ebu Davud (1/119) Kitabu's-Salat, 10-Bir namazı uyuyarak veya unutarak kaçıran babı.

[185] Ebu Davud (II122) Kitabu's-Salat, 10-Bir namazı uyuyarak veya unuturak kaçıran babı.

[186] Nesai (11298) Kitabu Mcvakiti's-Salat, 55-Vaktiride kılınmayan namazın nasıl ka­za edileceği babı.

[187] Nesai (1/299) Kitabu Mevakiti's-Salat, 55-Vaktinde kılınmayan namazın nasıl kaza edileceği babı.

[188] Muvatta (1/14) 1-Kitabu Mevakiti's-Salat, 6-Vyuyarak bir namazı kaçırma babı.

[189] Nesai (1/297) Kitaba Mevakiti's-Salat, 55-Vaktinde kılınmayan namazın nasıl ka­za edileceği babı.

[190] Buhari (2168) 9-Kitabu Mevakiti's-Salat, 36-Vaktin geçmesinden sonra cemaate na­maz kıldırma (yani kaza namazını cemaatle kılma) babı. Müslim (1/438) 5-Kita-bu'l-Mesacid ve Mcvadi'i's-Salat, 36-Orta namazın ikindi namazı olduğunu söyle­yenin delili babı. Tirmizi (1/339) Ebvabu's-Salat, 132-Birkaç namaz kaçıran kişinin kazaya bunların hangisinden başlayacağı babı. Tirmizi bu hadisin hasen sahih ol­duğunu söylemiştir. Nesai (2/17) 7-Kitabu'l-Ezan, 22-Birkaç namazınbir ezanla kı­lınması babı.

[191] Tirmizi (11337) Ebvabu's-Salat, 132-Birkaç namaz kaçıran kişinin kazaya bunların hangisinden başlayacağı babı. Nesai (2117) 7-Kitabu'l-Ezan, 22-Birkaç namazın bir ezanla kılınması babı.

[192] Aynı yerde diğer bir rivayet, 23-Hcr bir namaz için kametle yetinilmesi babı.

[193] Nesai (2/17) 7-Kitabu'l-Ezan, 21-Kazaya katmış namazlar için ezan okunulması babı.

[194] Akzab Suresi: 25

[195] Muvatta (1/13) 1-Kitabu Mevakiti's-Satat, 5-Vakitlerle ilgili genel bab. İsnadı sa­hihtir.

[196] Muvatta (h 68) 9-Kitabu Kasn's-Salafi's-Sefcr. 23-Namaz camiinde çulı§ma babı. İsnadı şali ıtir. Merf

olarak da rivayet edilmiştir ki bazı ilim adamları bu rivaye­tin isnadn hasen görmüşlerdir.

[197] Bkz. Durru't-Muhtar ve sonrası; (1/485) Şerhu's-Sağir ve sonrası; (1/364) Muhezzeb (1151) Muğni ve sonrası; (1/607) Ftkhu'l-İslami (21131-145)

[198] Ebu Davud (1/133) Kitabu's-Salat, 25-Erkek çocuğa namaz kılmasının ne zaman emredileceği babı.

[199] Tirmizi (2/259) Ebvabu's-Salat, 299-Çocuğa namaz kılmasının ne zaman emredile­ceği hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi bu hadisin hasen, sahih olduğunu söyle­miştir.

[200] Ebu Davud (11133) Kitabu's-Salat. 25-Erkek çocuğa namaz kılmasının ne zaman emredileceği babı.

[201] Ebu Davud (1/133) Kitabu's-Salat, 25-Erkek çocuğa namaz kılmasının ne zaman em­redileceği babı.

[202] Ebu Davud (11134) Kitabu's-Salat, 25-Erkek çocuğa namaz kılmasının ne zaman emredileceği babı.

[203] Buharı (5/276) 52-Kitabu'ş-Şehadet, 18-Çocuktann buluğa ermeleri ve şahitlikleri babı, Müslim (3/1490) 33~Kitabu'l~İmare, 23-Buluğ çağına erme yasının kaç ol­duğu babı, Tirmizi (4/211) 124-Kitabu'l-Cihad, 31-Erkek çocukların buluğ yaşları ve kendilerine ganimetten ne zaman pay ayrılacağı hakkında gelen rivayetler babı, Tirmizi. bu hadisin hasen, sahih, garib olduğunu ve Sufyanı Sevri tankıyla rivayet edilmiş olduğunu bildirmiştir. Nesai (6/155) 27-Kitabu't-Talak. 20-Küçük ço­cuğun verdiği talakın ne zaman geçerli olacağı babı. Ebu Davud (3/137) Kitabu'l-Haraç ve'l-İmare vc'l-Fcy', Savaşa katılan erkek çocuklara ganimetten ne zaman pay verileceği babı.

[204] İbni Huzeyme (21102) Cemma'u Ebvabi'l-Farida, 402-Çocuklara namaz kılmala­rının emredilmesi ve terketmeleri durumunda dövülmeleri babı.

[205] Tahrim Suresi: 61

[206] Taha Suresi: 132

[207] Meryem Suresi: 55

[208] Buharı (12/120) 86-Kitabu't-Hudud, 22-Dcli erkeğin ve deli kadının recm edilme­yeceği babı.

[209] AUi İmran Suresi: 36

[210] Avretle ilgili hükümler hakkında bkz. Rcddu'l-Muhtar ve sonrası; (1/270) Şerhu's-Sağir (1/285) Muhazzeb ve sonrası; (1164) Muğni (1(577) Fukhu'l-hlami (1/584) yerine 596 ve sonrası)

[211] Müslim (1/83) 1 •Kitabu'l-fman. 32-Kaçan kölenin kâfir olarak adlandırılması ba­bı, ibni Huteyme (2/69) Cemma'u Ebvabi's-Salat, 364-Kocasına kızan kadının ve kaçan kölenin namazının kabul edilmeyeceği babı.

[212] İbni Huzeyme (2/68) Cemma'u Ebvabi's-Salt. 363-Şarap içenin namazının kabul edil­meyeceği babı.

[213] Tirmizi (4/290) 27-Kitabu'l-Esribe, l-'içki içen hakkında gelen rivayetler babı. Tir-mizi bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.

[214] Nesai (81316) 51-Kitabu'l-Esribe, 44-Şarap içmekten kaynaklanan durumlarla İlgili bab.

[215] Müslim (11204) 2-Kİtabu't-Tahare. 2-Namaz için taharetin (temizlenmenin) ge­rekliliği babı.

"Sen ise Basra üzerinde (yöneticilikgörevinde) bulundun'*: Yani sen hil­eden uzak kalmış olamazsın. Çünkü Basra valiliği yaptın. Gerek Allah'ın hak­larından, gerek kulların haklarından üzerinde bir takım şeyler vardır. Dolayısıyla kendini fenalıklardan korumayanın namazı ve sadakası kabul edilmeyeceği gibi be­lirtilen özelliğe sahip biri için yapılan dua da kabul edilmez.

ifadeden anlaşılana göre Abdullah bin Ömer (r.a), İbni Amir'İ sıkıştırıp tevbeye teşvik etmek ve aykırı

tutumlarından vazgeçmeye yöneltmek istiyordu. Yoksa söy­lediği söz ile, duanın fasıklara bir yarar sağlamayacağım ifade etmek suretiyle bü­tün imitleri kesmek istiyor değildi. Nitekim gerek Resulullah (a.s), gerek geçmiş büyükler ve gerekse sonraki dönemlerde yaşamış olan İslam büyükleri kâfirler için de, günahkârlar için de Yüce Allah'ın onları doğru yola eriştirmesi, onlara hidayet vermesi İçin dua ediyorlardı. En doğrusunu ise

ancak Yüce Allah bilir.

[216] Buharı (121329) 90-Kitabu'l-Hayl, 2-Namazla ilgili bab. Müslim (11204) 2-Kita-bu't-Tahare, 2-Namaz için taharetin (temizlenmenin) gerekliliği babı.

[217] Ahmed bin Hanbel (6/150) Tirmizi (21215) Ebvabu's-Salat, 277-Kadımn namazı­nın ancak başının Örtülü olması halinde kabul edileceği babı. İbni Mace (1/215) î-Kİtabu't-Tahare ve Suneniha, 132-Bİr kız çocuğun hayız görmeye başlamasından sonra ancak başı örtülü olarak namaz kılabileceği babı. Burada "hayız gören" deni­lirken, "hayız görmeye başlamış olan, buluğ çağına ermiş olan" anlamı kastedil­mektedir. Yoksa burada "hayızlı kadın" anlamı kastedilmiyor. Çünkü hayızlı bir kadının namazı hiç bir şekilde kabul edilmez. Zaten hayızlı bir kadın namaz kıl­makla da yükümlü değildir.

[218] Ahmed bin Hanbel (4/68) Müslim (411751) 39-Kitabu's-Selam, 35-Kehanetin ve kahinlere gitmenin haram olduğu babı.

[219] Beyyine Suresi: 5

[220] Bakara Suresi: 150

[221] A'raf Suresi: 31

[222] Nisa Suresi: 103

[223] Maide Suresi: 6

[224] Müddesir Suresi: 4

[225] Bakara Suresi: 222

[226] Tevbe Suresi: 108

[227] Müslim (1/303) 2-Kitabu't-Tahare, 1-Abdestin fazileti babı. Tirmizi (5/535) 49-Kitabu'd-Da'avat. 86. bab. Ncsai (5/5) 23-Kitabu'z-Zekat. 1-Zekatın farziyeti babı. "veya aleyhine bir hüccettir" sözünün sonuna kadar olan kısmı rivayet etmiştir. İbni Mace, "Abdesti güzelce almak imanın şartıdır" diye buyurdu" seklinde rivayet etmiştir (1/102) Kitabu't-Tahare ve Suneniha. 5-Abdestin İmanın şartı olduğu babı.

[228] Bakara Suresi: 143

[229] Müslim (1/204) 2-Kitabu't-Tahare, 2-Namaz için taharetin (temizlenmenin) vacib olduğu babı.

[230] Ahmed bin Hanbel (î/123) Ebu Davud (1/16) 1-Kitabu't-Tahare, 31-Abdestin farz olduğu babı. Tirmizi (119) Kitabu't-Tahare, 3-Namazm anahtarının temizlik oldu­ğu hakkında gelen rivayetler babı. İbni Mace (î/101) 1-Kitabu't-Tahare. 3-Namazm anahtarının temizlik olduğu babı.

[231] Furkan Suresi; 48

[232] Enfal Suresi: 11

[233] Muvatta (1/22) 2-Kitabu't-Taharc, 3-Abdest için temizlenme babı. Ahmed bin Hanbel (5/365) Senedindeki raviler sikadırlar. Tirmizi (1/101) Kitabu't-Tahare. 52-Deniz suyunun temiz olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Ebu Davıtd (1/61) 1-Kitabu't-Tahare. 41-Deniz suyu ile abdest babı. Ncsai (1/50) Kitabu't-Tahare, 47-Deniz suyu babı.

"Suyu temiz": Tahir (temiz) su. pis (necis) olmayan sudur. Dolayısıyla mut­lak su gibi temizleyici olabileceği gibi kullanılmış (musta'mel) su gibi temizleyi­ci olmayan dolayısıyla hadesten taharette kullanılamayan nitelikte de olabilir. Ta-hur ise hem temiz, hem temizleyicidir. Tahur kelimesinin vezni olan "Fa'ul" vezni mübalağa sigalanndandır. Yani bu özelliğe sahip bir su, bir bakıma son derece te­miz niteliği taşımaktadır. Hadisin metninde deniz suyunun özelliğini bildirmek üzere "tahur" kelimesi kullanılmaktadır.

[234] Yani denizden ölü olarak çıkan balık, kokmuş olmadığı sürece yenir.

[235] Kesfu'l-Estar (1/143-144) Kitabu't-Tahare, Deniz suyu ile abdest babı. Mecmeu'z-Zevaid (1/126) Heyscmi söyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve ravi-leri. Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[236] Bu konuda bkz. Meraki'l-Felah (3-4) Şerhu's-Sağir (1/30-36) Muhazzeb (1/5) Ftk-hu'l-İslami (1/113 ve sonrası.)

[237] Ebu Davud (1118) Kitabu't-Tahare, 34-Buda'a kuyusu hakkında gelen rivayetler babı.

[238] Ebu Davud (1/17) Kitabu't-Tahare. 34-Buda'a kuyusu hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi (1/95) Kitabu't-Tahare. 49-Suyu bir şeyin pis etmediği babı. Nesai (î/174) 2-Kitabu'l-Miyah. 1-Buda'a kuyusu ile ilgili bab. Bu hadis rivayet tankları itibariyle ve şahitlerinin bulunması dolayısıyla hasen sahihtir.

[239] Esaru's-Sünen(l/6)

[240] et-Lubab (1/21-22)

[241] Ahmed bin Hanbel (2/12) Ebu Davud (1/17) Kitabu't-Tahare, 33-Suyu pisletenler babı. Tirmizi (i/97) Kitabu't-Tahare 50-Suyu pisletenler babı. Nesai, (11175) 2-Kitabu'l-Miyah, 2-Suyun miktarının belirlenmesi babı. Darimi (1/186) Kitabu's-Salat, Abdest ve namazın farziyeti babı ve Pislenmeyen suyun miktarı babı. Hakim (11133) Bu  hadis sahihtir

[242] Ebu Davud (i/17) Kitabu't-Tahare, 33-Suyu pisletenler babı.

Külle: Arapların kullandığı büyükçe bir kaptır. Bu kap Hicaz ve Hecer böl­gelerinde bilinir. Külle bir hayli su almaktadır. Ftkthçılar bir hüllenin aldığı suyun miktarını 250 retl olarak belirlemişlerdir. Retl denirken kastedilen Irak retlıdir. Bir Irak retli ise 406 gramdır. Buna göre biz bir kulleyi 195.113 kg olarak yahut 280 litre olarak belirledik.

[243] Zayıf olan bir ravinin güvenilir ravilere muhalif olarak rivayet ettiği ve bu rivaye-tiyle tek kaldığı hadise münker hadis denilir. Bir başka tarife göre ise münker hadis, bir ravinin metni yalnız kendi rivayetiyle bilinen ve başka bir yoldan asla bilinmeden bir rivayetinde tek kaldığı hadistir. (Çeviren)

[244] Tirmizi (111)

[245] Tabiinden olan birinin sahabeden olan raviyi atlayarak hadisi direk Resulullah (ü.s)'tan rivayet ederse bu hadise mürsel hadis denilir. (Çeviren)

[246] İ'la'us Sünne (11172-177)

[247] Muvatta (1/33) 2-Kitabu't-Tahare 3-Abdest için temizlenme (taharet) babı. Bu ha­dis şahitlerinin bulunması dolayısıyla hasendir.

[248] Ahmed bin Hanbel (5/303) Muvatta (1123) 2-Kitabu't-Taharc 3-Abdest için temiz­lenme (taharet) babı, Ebu Davud (1119) 1-Kitabu't-Taharc 38-Kedinin artığı babı. İbni Hibban (11294) Artıklar babı. Vahşi hayvanların tümünün artıklarının temiz olduğuna delalet eden rivayet hakkında. Hakim (1/159-160) İbni Huzeyme (J/55) 79-Kedinin artığı İle abdest almanın caiz olduğu babı.

[249] Nur Suresi: 58

[250] Şerhu's Sünne (2170 ve 72)

[251] I'la'u-s Sünne (İIÎ77)

[252] İ'la'u's-Sunen (1/170)

[253] Fıkhu'l İslami (1/136-139)

[254] Buharı (J/345-346) 4-Kitabu'l-Vudu, 68-Kalıcı suyun içine işeme babı. Müslim (1/235) 2-Kiîabu't-Tahare 28-Durgun suyun içine işemekten nchiy babı.

[255] Aynı yer.

[256] Tirmizi (11100) Ebvabu't-Tahare, 51-Durgun suyun içine işemenin mekruh olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (1149) 125-Kitabu't-Tahare, 46-Kalıcı su babı. 140- Durgun suyun içine işemekten ve onunla yıkanmaktan nehiy babı.

Kalıcı Su: Akmayan sürekli bir yerde duran su.

Gusül: Cünüplükten âolayı olur. Cünüplüğün sebebi ise insanın cinsel organından meninin çıkması veya meni çıkmasa bile cinsel ilişkide bulunmaktır. İnsanın temiz­lenmedikçe cünüp halde namaza ve namazgaha yaklaşması yasak edildiğinden dolayı yıkanması gerekir.

[257] Müslim (11235) 2-Kitabu't-Taharc. 28-Durgun suyun içine işemekten nehiy babı. Nesai (11125) 140-Durgun suyun İçine isimekten ve onunla yıkanmaktan nehiy babı.

[258] İbni Huzeyme (1/50) 73-f'çine işenmiş olan durgun su ile abdest almaktan nehiy babı.

[259] Mecmeu'z-Zcvaid (1/204) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Evsat'ta ri­vayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[260] Buharı (î/576) 8-Kitabu's-Salat 94-Mekke'de ve diğer yerlerde sutre koyma babı. (Sutre: Namaz kılarken öne konulan sey)

[261] Müslim (1/360) 4-Kitabu's-Salat, 47-Namaz kılanın önüne sutre koyması babı.

[262] Buharı (6/565) 61-Kitabu'l-Menakıb, 23-Resulullah (a.s)'ın özellikleri babı.

[263] Nesai (1187) 1-Kitabu't-Tahare, 103-Abdestten artan sudan yararlanma babı.

[264] Buharı (10/114) 75-Kitabu'l-Merda 5-Baytlan birini ziyaret babı. Müslim (3/1235) 23-Kitabu'l-Feraid, 2-Anne-baba ve çocuklarından kendisine mirasçı kalmayan biri­nin (keîalenin) mirasının paylaşılması babı. Nesai (1(87) 1 -Kitabu't-Tahare 103-Abdestten artan sudan yararlanma babı.

[265] Umdet'ül Kari (2/23)

[266] Müslim (1/236) 2-Kitabu't-Tahare, 29-Durgun suyun içinde yıkanmaktan nehiy ba­bı.

[267] Muvatta (1/52) 2-Kİtabu't-Tahare 22-Cünüp birinin yıkanması ile ilgili rivayetler babı. İsnadı sahihtir.

[268] Buhari (1/373) 5-Kitabu'l-Gusl, 8-Daha temiz olması için elin toprak ile silinmesi babı. Müslim (1/256) 3-Kitabu'l-Hayz, 10-Cünüplüktcn yıkanmada kulanılacak su­yun müstehab olan miktarının ne kadar olduğu babı.

[269] Buhari (11374) 5-Kİtabu't-Gusl, 9-"Cünüp birisi elini yıkamadan önce kab içine soka­bilir mi?" başlıklı bab.

[270] Buhari (13/305) 96-Kitabu'l-İ'tisam bi'l-Kitabi ve's-Sunne, 16-Resulullah (a.s)'ın ilim adamlarının görüş birliği konusunda söyledikleri bu konudaki teşvikleri ve Mekke ile Medine alimlerinin üzerinde görüş birliğine vardıkları hususlarla ilgili bab.

[271] Müslim (1/257) 3-Kitabu'l-Hayz, 10-Cünüplüktcn yıkanmada kullanılacak suyun müstehab olan miktarının ne kadar olduğu babı.

[272] Buhari (1/363) 5-Kitabu'l-Gusl, 2-Erkcğin hanımı ile birlikte gusletmesi babı. Müs­lim (1/255) 3-Kitabu'l-Hayz, 10-Cünüplüktcn yıkanmada kullanılacak suyun müste­hab olan miktarının ne kadar olduğu babı.

[273] Buhari (1/366) 5-Kitabu'l-Gusl, 3-Bir sa' ve buna yakın miktardaki su ile gusletme hain. Müslim (11255) 3-Kitabu'l-Hayz, 10-Cünüplükten yıkanmada kullanılacak suyun müstehab olan miktarının ne kadar olduğu babı.

[274] Müslim, aynı yer.

[275] Nesai (1/131) 1-Kitabu't-Tahare, 149-İçerisinde hamur yoğrulan bir teknede yı­kanma babı. İsnadı hasendir,

[276] Bu konuda bkz. Rcddu'l-Muhtar. (1/124 ve sonrası) Bidayetu'l-Müçtehid. (1/80) el-Muğni, (1/11 ve sonrası) cl-Fıkhu'l-İslami, (1/93-94)

[277] Ahmed bin Hanbel (11235) Kesfu'l-Estar (1/132) Kitabu't-Tahare Suyu bir şeyin pis etmediği babı. Mecmeu'z-Zevaid (1/213) Hcysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[278] Nesai (11129) 1-Kitabu't-Tahare, 146-Bir adamın hanımlarından biriyle aynı kaptan yıkanması babı.

Akıllı zeki (Keyise): Afımak olmayan anlamındadır. Burada bu kelime ite kastedi­len anlam ise erkekle birlikte su kullanmanın adabına güzelce uyandır.

[279] Ebu Davud (1/18) Kitabu't-Tahare. 35-Suyun cünüp olmayacağı babı. Tirmizi (1/ 94) Ebvabu't-Tahare, 48-Bu konudaki ruhsatlar veya suyun cünüp olmayacağı hakkında gelen rivayetler babı. İbni Mace (1/132) Kitabu't-Tahare ve Suneniha 33-Kadının abdestinden artan suyu kullanma ruhsatı babı. Darimi (1/187) Kitabu's-Salat ve't-Taharc. Kadının abdestinden artan suyu kullanma ruhsatı babı. Hakim (II 159) Kitabu't-Tahare.     »

*$U cünüp Olmaz": Yani su birinin içine elini sokmasıyla pis olmaz. Asıl anla­ma göre ise söz konusu fiilden dolayı su, kaçınılması ve uzak durulması gereken bir hale gelmez. Cünüp kelimesinin sözlük anlamı "uzaklık"tır.

[280] Ahmed bin Hanbel (4/110-111) Ebu Davud (1/21) Kitabu't-Tahare ,40-Bundan ne­hiy babı. Nesai (1/130) 1-Kitabu't-Tahare, 147-Cünüp birinden artan suyla yıkan­maktan nehiy babı.

[281] Ebu Davud (1/8) Kitabu't-Tahare, 15-Banyo yapılan yere işemekle ilgili bab.

[282] Ebu Davud (1/21) Kitabu't-Tahare, 40-Bundan nehiy babı

[283] Tirmizi aynı yer. İsnadı basendir.

[284] eUAyn (1/31) Ayrıca bkz. Neylu'l-Evtar (1(31-32)

[285] Muvatta (J/24) 2-Kitabu't-Tahare, 3-Abdest için temizlenme baht. Buharı (1/298) 4-Kitabu't-Vudu, 43-Erkeklerin kanunlarıyla birlikte abdest almaları ve kadının abdestinden artan su ile ilgili bab. Ebu Davud (1/20) Kitabu't-Tahare, 39-Kadının abdestinden artan su ile abdest alma babı. Nesai (1/57) Kitabu't-Tahare, 57-Erkeklerin ve kadınların birlikte abdest almaları babı. İbni Mace (1/132) Kitabu't-Tahare ve Suneniha, 36-Kadınların ve erkeklerin aynı kaptan abdest alabilecekleri babı. İbni Huzeyme (1/63) Kitabu't-Vudu 93-Kişinin abdest için kullanması gerek­en suyunbelli bir miktarının olmadığı hakkındaki delil babı. Bu hadisin "birlikte (cemi'an)" sözüne kadar olan kısmını Buharı rivayet etmiştir.

[286] Ebu Davud (1/20) Kitabu't-Tahare, 39-Kadımn abdestinden artan su ile abdest alma babı.

''Erkekler ve kadınlar aynı kaptan abdest alırlardı": Yani bir adam hanımı ile veya kadın kocası île aynı kaptan abdest alırdı.

[287] Buhari (1/298) 4-Kitabu'l-Vudu, 43-Adamın karısıyla birlikte abdest alması ve kadının abdestinden artan su ile ilgili bab.

[288] Mecmeu'z-Zevaid (1/215) Kitabu't-Tahare, Şıra ile abdest alma babı. Heysemi ^öyte söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[289] Mecmeu'z-Zevaid (11214) Kitabu't-Tahare Sıcak su ite abdest alma babı. Heysemi Söyle söylemiştir: "Bunu Resulullah (a.s) Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[290] Darekutni (1/37) Kİtabu't-Tahare, Sıcak su babı. İsnadı hasencür.

[291] Tethisu'l-Habir (J/22) İsnadı sahihtir.

[292] Ftkhu't İslami (1/124)

[293] Tevbe Suresi: 28

[294] Buhari (1/325) 4-Kitabu'l-Vudu. 59-Çocukların çişleri ile ilgili bab. Müslim (1/238) 2-Kitabu't-Tahare, 31-Heniiz süt emmekte olan erkek çocuğun çişi ile ilgili hüküm ve bunun nasıl yıkanacağı babı.

[295] Müslim (1/238) 2-Kitabu't-Tahare, 31-Henüz süt emmekte olan erkek çocuğun çişi ile ilgili hüküm ve bunun nasıl yıkanacağı babı.

[296] Müslim aynı yer. Ncsai (1/157) 189-Hcnüz yemek yemeyen bebeğin çişi ile ilgili bab.

[297] Buhari (11/151) 80-Kitabu'd-Da'avat. 31-Çocuklar için bereketle dua edilmesi ve başlarının okşanması babı. Müslim (1/237) 2-Kitabu't-Tahare, 31-Hcnüz süt em­mekte olan erkek çocuğun çişi ile ilgili hüküm ve bunun nasıl yıkanacağı babı.

[298] Buharİ (9/587) 71-Kitabu'l-Akika, 1-Çocuğa doğduğu günün sabahında ve henüz ken­disi için akika kurbanı kesilmemişken ad konulması babı.

[299] Müslim (11237) 2-Kitabu't-Tahare, 31-Henüz süt emmekte olan erkek çocuğun çişi ile ilgili hüküm ve bunun nasıl yıkanacağı babı.

Doğumdan sonra bir bebeğin tahnik edilmesi: Bir hurma parçasının ağızda çiğnenip bebeğin ağzına konulması.

[300] Ahmed bin Hanbel (4/348) Mecmeu'z-Zevaid (1/284) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir. Ravile-ri sikadırlar."

[301] Ebu Davud (1/102) Kitabu't-Tahare, 137-Bebeğin çişinin elbiseye bulaşması babı. Bu hadis basendir.

[302] Ebu Davud (11102) Kitabu't-Tahare, 137-Bebeğin çişinin elbiseye bulaşması babı. Nesai (1/158) 190-Kız çocuğun çişi ile ilgili bab. İsnadı hasendir.

[303] Tirmizi (21509) 430-Süt emmekle olan çocuğun çişinin oğutarak temizlenmesi konusunda gelen rivayetler babı. Tirmizi: "Bazıları bu hadisi merfu olarak rivayet etmiştir, bazıları da merfu olarak değil mevkuf olarak rivayet  etmişlerdir" de­miştir.

[304] Ebu Davud (1/103) Kitabu't-Tahare. 137-Bebcğin çisinin elbiseye bulaşması babı. Bu hadis sahihtir.

[305] Ta'liku'l'Mumcid, sh. 4

[306] Tirmizi Jl/17)

[307] İ'la'us-Sünen (11293-294)

[308] Lubab (1/51) Şcrhu's-Sağir (1/73) Muhczzeb (1149)

[309] Ebu Davud (1/103) Kitabu't-Tahare, 137-Bebeğin çisinin elbiseye bulaşması babı. Bu hadis sahihtir.

[310] Buharı (1/322) 4-Kitabu'l-Vudu. 57-Resutullah (a.s)'ın Mcscid'c işeyen bedevinin işini bitirmesi için insanların onu bırakmalarını istemesi babı. Müslim (1/236) 2-Kitabu't-Tahare, 30-Mcscide bulaşması durumunda bevlin ve bunun dışındaki pis­liklerin temizlenmesinin gerekliliği ve yerin üzerine su dökülmesi ile temizle­neceği, kazınmasının gerekmediği babı. Nesai (1147-48) 45-Suyu belli bir miktara göre ayarlamayı bırakma babı.

[311] Müslim (i/237) 2-Kitabu't-Tahare. 30-Mcscide bulaşması durumunda bevlin ve bu­nun dışındaki pisliklerin temizlenmesinin gerekliliği babı.

[312] Müslim (î/236) 2-Kitabu't-Tahare, 30-Mescide bulaşması durumunda bevlin ve bu­nun dışındaki pisliklerin temizlenmesinin gerekliliği babı.

[313] Buharı (11324) Kitabu't-Vudu. 58-Mescidde bevlin üzerine su dökülmesi babı.

[314] Buharı (1/323) Kitabu'l-Vudu, 58-Mescidde bevlin üzerine su dökülmesi babı. Ebu Davud (1/103) Kitabu't-Tahare, 138-Üzerine bevî bulaşan yerle ilgili bab. Tirmizi (1/276) Ebvabu't-Tahare, 112-Yere bulasan bevl hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (1/48) 45-Suyu belirli bir miktara göre ayarlamayı bırakma babı.

[315] Muvatta (1124) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Neden dolayı abdestin gerekmeyeceği babı. Ebu Davud (1/104) Kitabu't-Tahare, 140-Eteğin arka tarafına bulasan pisliklerle il­gili bab. Tirmizi (11266) Ebvabu't-Tahare ,109-Üstüne basılan şeyden dolayı abdest alma hakkında geten rivayetler babı. Bu hadis şahitleri itibariyle sahihtir.

[316] Ebu Davud (1/104) Kitabu't-Tahare, 140-Elbiseye bulasan pisliklerle ilgili bab. İsnadı sahihtir.

[317] Meraki (30)

[318] Şerhu's-Sağir(l/78)

[319] İbni Huzeyme (2/107) Ayakkabılarla namaz kılma babı, İsnadı sahihtir. Kesfu'l-Estar (11289-290) Ayakkabılarla namaz kılma babı. İsnadı sahihtir. Bezzar şöyle söylemiştir: "Bu hadisi bu şekilde Ebu Hamza'dan başka birinin rivayet ettiğine dair bir şey bilmiyoruz." Mecmeu'z-Zevaid (2155-56) Hey semi: "Bunu Bezzar ve Evsat'ta Taberani rivayet etmiştir. Her ikisinin de isnadlarında lbad bin Kesir Bas-ri'nin adı geçmektedir. Bu kişi Mekke'de oturmuştur ve zayıf biridir." Heysemi yine sh. 56'da da şöyle söylemiştir: "Bunu Bezzar ve Mu'cemu'l-Kebir ve Evsat'da Taberani rivayet etmiştir. Bezzar "Bunu bu şekilde Ebu Hamza'dan başkasının ri­vayet ettiğini bilmiyoruz" demiştir." Ebu Hamza Meymun el-A'ver'dir ve zayıf bi­ridir.

[320] İbni Huzeyme (21107) Ayakkabılarla namaz kılma babı. İsnadı sahihtir.

[321] Ebu Davud (11105) Kitabu't-Tahare. 141-Ayakkabılara bulaşan pisliklerle ilgili bab.

[322] Ebu Davud, aynı yer.

[323] Mecmeu'z-Zevaid (11285) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmkiştir ye ravileri sikadırlar."

[324] Reddu'l-Muhtar, (î/205 ve sonrası) Meraki'l-Fclah. (30) Şerhu's-Sağir, (J/78 ve son­rası) Fıkhu'l-İslami, (1192 ve sonrası.)

[325] Buhari (J/332) 4-Kitabu'l-Vudu. 64-Mcninin yıkanması ve kazılarak çıkarılması ve kadından bulasan şeyin yıkanması babı. Müslim (1/239) 2-Kitabu't-Tahare, 32-Meninin hükmü babı.

[326] Müslim, aynı yer.

[327] Müslim (11238) 2-Kitabu't-Tahare > 32-Meninin hükmü babı.

[328] Müslim, aynı yer.

[329] Müslim (1/239-240) 2-Kitabu't-Tahare, 32-Meninin hükmü babı.

[330] Tirmizi (11201) Ebvabu't-Tahare. 86-Meninin elbiseden yıkanması babı.

[331] Tirmizi (1/201) Ebvabu't-Tahare, 85-Elbiseyc bulasan meni hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi; "Bu hadis hasen sahihtir" demiştir.

[332] Tirmizi (1/201) Ebvabu't-Tahare, 85-Elbiseyc bulasan meni hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi; "Bu hadis hasen sahihtir" demiştir.

[333] İbni Huzeyme (11141) 210-Hayız kanının elbiseden su ve sidr ile yıkanmasının müstehab olduğu babı. İsnadı sahihtir.

[334]İbni Huzeyme (11142) 212-Cünüp kişinin terinden dolayı elbiseyi yıkama konusun­da ruhsat babı. İsnadı sahihtir.

[335] Ebu Davud (1I1Ö0) Kitabu't-Tahare, 133-Kisinin hanımı ile yakınlıkta bulunduğu sırada giydiği elbise ile namaz kılması babı. Nesai (1/155) Kitabu't-Tahare, 186-El-biseye bulasan meni ile ilgili bab.

[336] Ebu Davud (11101) Kitabu't-Tahare, 134-Kadınların örtüleriyle namaz kılınması babı.

[337] Ebu Davud, aynı yer. İsnadı sahihtir. İki rivayet arasının birleştirilmesi için Resulul­lah (a.s)'ın sözü edilen isi bazen yaptığını bazen de yapmadığını anlamak mümkündür. Bu isin yapılması ise mubahtır.

[338] Nesai (81217) 48-Kitabu'z-Zine, 115-Örtülcr babı.

[339] Tirmizi (2/496) Ebvabu's-Salat, 420-Kadtnların örtüleri içinde namaz kılmanın mek­ruh olduğu babı. Tirmizi bu hadisin has en sahih olduğunu söylemiştir. Resulullah (a.s)'ın bu ise ruhsat verdiği de rivayet edilmiştir.

[340] Muvatta (1/52) 2-Kitabu't-Taharc. 22-Cünüpiükten yıkanmak hakkındaki rivayet­ler babı. İsnadı sahihtir.

[341] Muvatta (1/50) 2-Kitabu't-Tahare, 20-Cünüp kişinin namazını iade etmesi ve (cü­nüp olduğunu) hatırlamadan namaz kılmış olması durumunda yıkanması babı.

[342] Buharı (1/3390) 4-Kitabu'l-Vudu, 63-Kanın yıkanması babı. Müslim (1/340) 2-Kitabu't-Tahare, 33-Kanın pis olduğu ve yıkanmasını nasıl olacağı babı. Ebu Davud (1/99) Kitabu't-Tahare, 132-Kadının hayızlı iken giydiği elbiselerini yıkaması babı. Tirmizi (11254) Ebvabu't-Talıare, 104-Hayız kanının elbiseden yıkanması hakkında gelen rivayetler babı. İbni Mace (11206) 1-Kitabu't-Tahare ve Süneniha, 118-Elbi-seye bulasan hayız kanı hakkında gelen rivayetler babı.

[343] Nesai (11195) 3-Kitabu'l-Hayz ve'l-Istihaze, 26-Elbiseyc bulaşan hayız kanı ile ilgili bab.

[344] Ebu Davud, aynı yer.

[345] Ebu Davud, aynı yer, sh. 100

[346] Buharı (1/410) 6-Kitabu'l-Hayz, 9-Hayızlının kanını yıkaması babı.

[347] Ebu Davud (1/105) Kitabu't-Tahare. 142-Pisliğin tekrar tekrar yıkanmasının elbise için gerekli olacağı babı.

[348] Ebu Davud (1/98) Kitabu't-Tahare. 131-Sclam veren ve yıkama ile emredilen adamla ilgili bab.

[349] Ebu Davud (1/70) Kitabu't-Tahare, 107-Hanımıyla cinsel ilişkide bulunmadan yakınlık yapan bir adamla ilgili bab.

[350] Nesai (1/188) 3-Kitabu'hHayz ve'l-İstihaze, U-Adamın mahremi ile tek örtü altında uyuması babı.

[351] Ebu Davud (J/100) Kitabu't-Tahare, 132-Kadının haytzlı iken giydiği elbisesini yıkaması babı. Nesai (1/196) 3-Katub'l-Hayz ve'l-İstihaze 26-Elbiseye bulasan hayız kanı ile ilgili bab.

[352] Bkz. el-Lubab, (î/49 ve sonrası) Şerhu's-Sağir. (1153) Muhazzeb (1146 ve sonrası.)

[353] Buhari (1/412) 6-Kitabu'l-Hayz, Îl-Kadının hayızlı iken giydiği elbise ile namaz kılıp kılamayacağı babı. Ebu Davud (1/98) Kitabu't-Tahare, 132-Kadmtn hayızlı iken giydiği elbisesini yıkaması babı.

[354] Ebu Davud (1/100) Kitabu't-Tahare, aynı yer.

[355] Ebu Davud (1/98) Aynı yer.

[356] Reddu'l Muhtar (1/205)

[357] Buhari (11274) 4-Kitabu'l-Vudu, 33-Bir kimsenin saçının yıkanmasında kulla­nılacak su ile ilgili bab. Müslim (1/234) 2-Kitabu't-Tahare, 27-Köpeğin yalaması­nın hükmü babı.

[358] Müslim, aynı yer.

[359] Müslim, aynı yer. Ebu Davud (1/19) Kitabu't-Tahare, 37-Köpeğin artığı ile abdest alma babı.

[360] Ebu Davud. aynı yer.

[361] Ebu Davud, aynı yer.

[362] Tirmizi (1/151) Ebvabu't-Tahare. 68-Köpcğin artığı hakkında gelen rivayetler babı.

[363] Müslim (1/235) 2-Kitabu't-Tahare, 27-Köpeğin yalamasının hükmü babı. Ebu Da-vud (1119) Kitabu't-Taharc, 37-Köpeğin artığı ile abdcst alma babı. Ncsai (10/54) Kİtabu't-Tahare, 53-KÖpeğin yaladığı kabın toprakla temizlenmesi babı.

[364] Buhari (11278) 4-Kitabu'l-Vudu, 33-Bir kimsenin saçının yıkanmasında kullanı­lacak su ile ilgili bab. Ebu Davud (1/104) Kitabu't-Tahare. 139-Yerin kuruduğu za­man temiz olacağı babı.

[365] Ebu Davud (1/20) Kitabu't-Tahare, 38-Kedinin artığı babı.

[366] Buharı (9/668) 72-Kitabu'z-Zebaih ve's-Sayd, 34-Farenİn katı yağın içine düşmesi ile ilgili bab.

[367] Ebu Davud (31364) Kitabu'l-Et'ime, Katı yağın içine düşen fare ile ilgili bab.

[368] Reddu'l-Muhtar. (î/205 ve sonrası) Muğni,(J/35 ve sonrası) Fıknu'l-İslamİ, (î/98 ve sonrası.)

[369] Ebu Davud (1/47) Kitabu't-Tahare 73-Çiğ etin dokunmasından dolayı abdest alın­ması ve çiğ etin dokunduğu yerin yıkanması babı.

[370] Ebu Davud, aynı yer.

[371] Müslim (11277) 3-Kitabu'l-Hayz. 27-Ölü hayvanların derilerinin tabaklama ile te­miz olması babı

[372] Müslim (1/278) Aynı yer.

[373] Tirmizi (41221) 25-Kitabu'l-Libas, 7-Ölü hayvanların derilerinin tabaklanması hak­kında gelen rivayetler babı. Nesai (71173) Kitabu'l-Fcr' ve'l-Uteyr. 4-Ölü hayvanla­rın derileri.

[374] Nesai, aynı yer.

[375] Ebu Davud (4166) Kitabu'l-Übas, Ölü hayvanların derileri ile ilgili bab. Nesai (71175) Kitabu'l-Fer' vc'l-Uteyre, 5-Ölü hayvanların derilerinin ne ile tabaklana­cağı babı. Bu hadis şahitlerinin bulunması dolayısıyla hasendir.

[376] Buhar i (4/413) 34-Kitabu'l-Buyu; 101-Ölü hayvanların derilerinin tabaklanmadan önceki halleri ite ilgili bab. Müslim (J/276) 3-Kitabu'l-Hayz, 27-Ölü hayvanın de­risinin tabaklamakla temizlenmesi babı,

[377] Müslim, aynı yer,

[378] Buharı (9/658) 72-Kitabu'z-Zebaih ve's-Sayd, 30-Ölü hayvanların derileri babı.

[379] Muvatta (21498) 25-Kitabu's-Sayd, 6-Ölü hayvanların derileri hakkında gelen ri­vayetler babı. Ebu Davud (4166) Kitabu'l-Libas, Ölü hayvanların derileri ile ilgili bab. Nesai (7/176) 4l-Kitabu'l-Fer' ve'l-Uteyre, 6-Ölü hayvanların derilerinin ta­baklanması durumunda onlardan yararlanmaya ruhsat olduğu babı.

[380] Nesai (71174) 41-Kitabu'l-Fer' ve'l-Uteyre. 4-Ölü hayvanların derileri babı.

[381] Nesai, aynı yer.

[382] Buharı (111569) 83-Kitabu'l-Eyman ve'n-Nuzur, 21-Bazılarının görüşlerine göre bir kimsenin şıra içmemeye yemin edip de sarhoş edici bir şey veya meyva suyu içmesi durumunda yeminini bozmuş olmayacağı babı. Nesai (7/173) 41-Kitabu'l-Fer' ve'l-Uteyre, 4-Öİü hayvanların derileri babı.

[383] Ebu Davud (4166) Kitabu'l-Libas, Ölü hayvanların derileri ile ilgili bab. Bu hadis basendir.

[384] Ahmed bin Hanbel (4/310) Ebu Davud (4/67) Kitabu'l-Libas, Ölü hayvanların de­rilerinden yararlanılamayacağt yolunda rivayette bulunanlarla ilgili bab. Tirmizi (4/222) Kitabu'l'Libas 7-Ölü hayvanların derilerinin tabaklanması konusunda ge­len rivayetler babı. Nesai (7/175) 41-Kitabu'l-Fer' vc'IUteyre. 5-Ölü hayvanların derilerinin ne ile tabaklanacağa babı. İbni Mace (2/1194) 32-Kitabu'l-Libas, 27-Ölü hayvanın derilerinden de sinirlerinden de yararlanılmayacağım söyleyenlerle ilgi­li bab.

Nevevi, Hulasa'da şöyle söylemiştir;

"İbni Ukcym'in hadisi üç sebepten dolayı illetli kabul edilmiştir; Bu sebeplerin birincisi, senedindeki zayıflıktır. İkincisi metnindeki zayıflıktır. Bir rivayette "(Resulullah (a.s)'ın) ölümünden üç gün önce", bir rivayette "iki ay önce", bir riva­yette de "kırk gön önce" diye bildirilmiştir. Üçüncü sebep ise İbni Ukeym'in Resu­lullah (a.s)'ın sohbetinde bulunup bulunmadığı (sahabe olup olmadığı) konusunda­ki tereddüttür. Beyhakİ ve daha başkaları onun sahabe olmadığını söylemişlerdir ki, bu durumda hadis mürsel olur."

Hazimi de, 'Nesih ve Mensuh' adlı kitabında rivayetteki zayıflık üzerinde dur­muş ve göyte söylemiştir;

"Ahmed bin Hanbel. rayilerin sabit bir şey üzerinde durmadıklarını görünce İbni Ukeym'den rivayet edilen hadisin üzerinde durmuş (yani onun sıhhati konu­sunda tereddüd etmiştir.) Onun bu hadisten (yani bu hadisin ifade ettiği hükümden) döndüğü de söylenmiştir. Şöyle söylemiştir: "İnsaf çizgisi şudur ki, İbni Ukeym'-

den rivayet edilen hadis, sonuyla ilgili hükmün ncshedildiğini açıkça göstermek­tedir. Ancak hadis pek çok yönden illetlidir." (Nasbu'r-Raye li Ehadis'i-Hidaye, sh. 120) Arnaut da, Şerhu's-Sunne'de şöyle söylemiştir: "Bu hadisi. Sünen sahipleri ri­vayet etmişlerdir. Ancak pek çok kimsenin dikkat çektiği üzere illetli olduğundan dolayı zayıftır."

[385] Bkz. Neylu'l-Evtar (î/73 ve sonrası) Bidayctu'l-Müctehid (117). Muğni (1/66 ve son-*   rast.)

[386] Ebu Davud (4/69) Kitabu'l-Libas, Kaplanın ve diğer vahşi hayvanların derileri ile ilgili bab. Tirmizi (41241) 25-Kitabu'l-Libas, 32-Vahşi hayvanların derilerinin kullanılmasının nehyi konusunda gelen rivayetler babı. Nesai (7/176) 41-Kitabu'l-Fer' vc'l-Uteyre, 7-Vahsi hayvanların derilerinden yararlanmaktan nehiy babı. Ha' kim (î/36) Zehebi de onun açıklamasına muvafakat etmiştir.

[387] îbni Mace (11216) 1-Kitabu't-Tahare ve Suneniha. 135-Elbiseye bulasan salyalar babı. İsnadı sahihtir.

[388] Ebu Davud (1/106) Kitabu't-Tahare, 143-Elbiseye bulasan tükürük babı. Bu hadis sahihtir.

[389] Taberani, Mu'ccmu'l-Kebir (9/284) Mecmeu'z-Zcvaid (2/57-58) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri si­kadırlar,"

[390] Ftkhu'l-İslami (1/104)

[391] Bkz. Durru'l-Muhtar (11205 ve sonrası). Lubab (1/24-30 ve 49-54). Muğni (1152 ve sonrası). Bidayetu'l-Müctehid (1176 ve sonrası), Şcrhu's-Sağir (1164 ve sonrası) Fık-hu'l-İslami (1/92-113 ve 1/140) ve sonrası.)

[392] Durru'l-Muhtar (J/230) Fıkhu'l-İslami (11192-193)

[393] Buharı (3/242) 23-Kitabu'l-Cenaiz. 88-Dedikodudan ye üzerine bevl sıçratmaktan dolayı kabir azabına çarptırılma babı. Müslim (1/240) 2-Kitabu't-Tahare, 34-Bevlin pis olduğunun ve bundan temizlenmenin vacib olduğunun delili babı.

[394] Nesai (41106) 21 -Kİîabu'l-Cenaiz, 116-Kabrin üzerine yeşil yaprak koyma babı.

[395] Müslim (1/241) 2-Kitabu't-Tahare. 34-Bevlin pis olduğunun ve bundan temizlenme­nin vacib olduğunun delili babı.

[396] Şerhu's Sünne (1/370)

[397] Nur Suresi: 15

[398] Ahmed bin Hanbel (5/35-36) İbni Mace (1/125) 1-Kitabu't-Tahare, 26-Bevl konu­sunda hükmün sert olduğu babı. Mecmeu'z-Zevaid (1/207) Kitabu't-Tahare, Bevl-den sakınma babı. Hey semi şöyel söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsafta rivayet etmiştir ve Taberani'nin şeyhi (yani Taberani'nin kendisinden hadis almış olduğu kişi) Muhammed bin Ahmed bin Ca'fer el-Veki' Mısri'ye kadar olan ravileri sika ki-şilerdir. Ben bu kişiyi tanımıyorum."

[399] Nesai (1/27-28) Kitabu't-Tahare, 26-Sütrenin (bir engelin) arkasında bevletme babı. Ebu Davud (J/6) Kitabu't-Tahare. Bevlden sakınma babı. "Bevl sıçrayan kısmı kesip atarlardı": Yani elbiselerden bevl sıçrayan kısmı kesip atarlardı.

[400] Ahmed bin Hanbel (6/136) Müslim (1/223) 2-Kitabu't-Tahare, 16-Fıtrattan olan özellikler babı. Tirmizi (5191-92) 44-Kitabu'l-Edeb, 14-Tırnaklarin kesilmesi ko­nusunda gelen rivayetler babı.

[401] Bakara Suresi: 124

[402] Tirmizi (1/32) Ebvabu't-Tahare, 16-Resulullah (a.s)'tn tuvalet ihtiyacını gidermek istediğinde uzak bir yere çekildiği hakkında gelen rivayetler babı.

[403] Ebu Davud (î/l) Kitabu't-Tahare, 1-Tuvalet ihtiyacım giderme konusuyla ilgili bab.

[404] Nesai (1/18) Kitabu't-Tahare, 16-Tuvalet ihtiyacının giderilmesi durumunda uzağa Çekilme konusuyla ilgili bab. İsnadı basendir.

[405] Ebu Davud (İli) Kitabu't-Tahare, J-Tııvalct ihtiyacını giderme konusuyla ilgili bab.

[406] Tertibu Kamus Muhit'tc buranın Taif yolu üzerinde bulunduğu belirtilmektedir. (Çeviren)

[407] Müslim (11226) 2-Kitabu't-Tahare, 20-Yollara ve gölgeliklere tuvalet ihtiyacım gidermekten nehiy babı. Ebu Davud (1/7) Kitabu't-Tahare, 14-Resulullah (a.s)'ın, üzerine bevledilmcsini nehyettiği yerler.

[408] Ebu Davud (117) 1'Kitabu't-Tahare, 14-Resulullah (a.s)'n üzerine bevleditmesini nehyettiği yerler.

[409] Ebu Davud (1/8) Kitabu't-Tahare, 16- Deliklere bcvlctmekten nehiy babı.

Lanettik: Laneti gerektiren, insanı lanete duçar eden iş. Çünkü bu is, onu yapanın, insanlar tarafından lanetlenmesine sebep olur. Hadiste belirtilen yerler lanetlen-meye sebep olduğunan dolayı lanettik olarak adlandırılmıştır. Buralar ise üzerin­den gelinip geçilen ve gölgelenilen yerlerdir.

Hattabi söyle söylemiştir: "Gölgelik" denilirken insanların dinlenmek üzere oturdukları ve uyudukları yerler kastedilmektedir. Yoksa, bütün gölgeliklerde tu­valet ihtiyacının giderilmedi haram değildir. Nitekim Resulullah (a.s) bir hurma ağacının gölgesine tuvalet ihtiyacını gidermiştir."

[410] Nesai (1/33) Kitabu't-Tahare, 30-Dcliklere bevletmenin mekruh olduğu babı. İsnadı hasendir,

[411] Tirmizi (1/33) Ebvabu't-Taharc, 17-Gusül yapılan yere bevletmenin mekruh ol' duğu hakkında gelen rivayetler babı. Ncsai (1/34) Kitabu't-Tahare, Banyo yapılan yere bevletmenin mekrulıluğu babı.

[412] Ebu Davud (i 17) Kitabu't-Taharc, 15-Banyoya bevletme babı.

[413] Ahmed bin Hanbel (5/56) Haftz'ın Telhis'de söylediğine göre bu hadis hasendir. İbni Huzeyme bu hadisin sahih olduğunu söylcmi§ ancak bazıları zayıf olarak görmüş­lerdir.

Banyo yapılan yer eğer sert olur da bevlin akıp gideceği bir yer bulunmazsa buraya bevledilmesi caiz olmaz. Bu durum banyo yapan kişinin bevlinden üzerine bir şeyin sıçramış olabileceği vehmine kapılmasına sebep olur. Bu da vesveselere yol açar. Ves­veseler ise insanın içinde onu rahatsız eden ve belli bir şey üzerine düşünmesine fırsat vermeyen düşünce ve kanaatlerin ortaya çıkmasıdır.

[414] Ebu Davud (1/7) Kitabu't-Tahare, Gece bir kabın içine bevledip sonra da kabı yanına koymakla ilgili bab.

[415] Nesai (1131) Kitabu't-Tahare. 28-Bir kabın içine bevlctmekle ilgili bab.

[416] Taberani (3/179) Mecmeu'z-Zevaid (11204) Heysemi şöyel söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'ceniu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve İsnadı hasendir."

[417] Mecmeu'z-Zevaid (1/206) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Evsafta ri­vayet etmiştir ve Taberani'nin şeyhine ve şeyhinin şeyhine (Taberanİ'nin kendisin­den hadis aldığı ve onun hadis aldığı kişiye) kadar olan raviler, Sahih'te adı geçen kişilerdir. Söz konusu iki kişi ise sikadır."

[418] Buhari (11498) 8-Kitabu's-Salat, 29-Medine ahalisinin ve Şam ahalisinin kıblesi babı. Müslim (1/224) 2-Kitabu't-Tahare, 17-Taharetlenme babı. Ebu Davud (1/3) Kitabu't-Tahare, 4-Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında kıbleye dönmenin mekruh olduğu babı. Tİrmizi (1/13) Ebvabu't-Tahare, 6-Tuvahet ihtiyacının gide­rilmesi esnasında kıbleye dönmekten nehiy babı.

[419] Muvatta (1/153) 14-Kitabu'l-Kıblc, 1-Kişinin tuvalet ihtiyacını gidermesi esnasında kıbleye dönmesinin nehyedilmis olduğu babı.

[420] Nesai (1/21) Kitabu't-Tahare. 19-Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında kıbleye dönmekten nehiy babı.

[421] Nesai (1122), Aynı yer.

[422] Afiw/im ('//224j 2-Kitabu't-Tahare. 17-Taharetlenme babı.

[423] Ebu Davud (1/3) Kitabu't-Tahare, 4-Tuvaîet ihtiyacının giderilmesi esnasında kıbleye dönmenin mekruh olduğu babı. Nesai (1/38) Kitabu't-Tahare, 36-Hayvan pisliği ile taharetlenmekten nehiy babı.

Hattabi şöyle söylemiştir: "Hayvan pisliğinin ve kemiğin taheretlenmede kul­lanılmayacağının özellikle söylenmesi, bu iş için kullanıbilecek tek şeyin de taş ol­madığına delalet etmektedir. Çünkü özellikle hayvan pisliğinin ve kemiğin müstesna tutulması, bunların dışındaki (taharetlenmeye elverişli) her şeyin taş yerine geçe­bileceğini gösterir. Ancak taşlardan özellikle sözcdilmiştir. Çünkü taharetlenmede kutlanılmak üzere en çok taş bulunuyordu."

"Ancak kıbleyi doğru yanınıza veya batı yanınıza getirin": Bu emir, Medineli-ler ve kıbleleri Medinelilerin kıblesi ile aynı yöne olanlar içindir. Ama kıbleleri doğu ya da batı yana gelen kimselerin tuvalet ihtiyaçlarını giderirken yukarıda belir­tilen şekilde durmaları gerekir." (İbnu'l-Esir)

[424] Ebu Davud (1/3) Kitabu't-Tahare, 4-Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında kıbleye dönmenin mekruh olduğu babı. Bu hadis hasendir.

[425] Ebu Davud (114) Aynı yer. Tirmizi (1/15) Ebvabu't-Taharc, 7-Bu konuda ruhsat ol­duğu hakkında gelen rivayetler babı.

Hafız İbni Hacer, Telhis (H104)'de şöyle söylemiştir: "Bu hadisle delil getiril­mesi konusunda dikkat etmek gerekir. Çünkü bu hadis genel mahiyet taşıyan özel bir fiili anlatmaktadır. Bu fiilin, bir mazeret yahut unutma sebebiyle veya buna benzer bir sebeple yapılmış olması ihtimali vardır."

[426] Buhari (1/250) 4-Kitabu'l-Vudu, 14-Evlerde tuvalet ihtiyacım giderme babı. Müslim (11225) 2-Kitabu't-Tahare. 17-Taheretlenme babı. Tirmizi (1/16) Ebva-bu't-Tahare, 7-Bu konuda ruhsat olduğu hakkında gelen rivayetler babı.

[427] Buharı (11247) 4-Kitabu'l-Vudu. 12-İki tuğla üzerinde tuvalet ihtiyacının giderilmesi babı. Müslim, aynı yer.

[428] Bkz. Durru'l-Muhtar (1/228) Şerhu's-Sağir (1193) Muğni (1/162-163)

[429] Buhari (11328) 4-Kitabu'l-Vudu, 60-Ayakta ve oturarak bevletme babı. 61-Arka-daşın yanında bevledUmcsi ve duvarın arkasında saklanılması babı. (5/117) 46-Kitabu'l-Mezaiim. 27-Bİr mahallenin çöplüğünün yanında bevtetmek için durma baht. Müslim (11228) 2-Kitabu't-Tahare, 22-Mestler üzerine mesh babı.

[430] Müslim, aynı yer.

[431] İbnu't Esir.

[432] Muvatta (1165) 2-Kitabu't-Tahare, 31-Ayakta ve başka şekilde bevletme hakkında gelen rivayetler babı.

Hafız İbni Hacer, Feth (H285)'te şöyle söylemiştir: "Hz. Ömer (r.a), Hz. Ali (r.a) ve Zeyd bin Sabit (r.a)'in ayakta bevlettiklerinc dair sağlam rivayetler nakle­dilmiştir. Bu rivayetler, ayakta bevlctmenin caiz olduğuna ve herhangi bir kerahe­tin olmadığına delalet eder. Doğrusunu ise ancak Allah bilir. Resulullah (a.s)'tan bunun nehyine dair kuvvetli bir şey rivayet edilmiş değildir."

[433] Tirmizi (1/17) Ebvabu't-Tahare, 8-Ayakta bevletmekten nehiy konusunda gelen ri* vayetler babı. Nesai (1126) KHabu't-Tahare. 25-Evde oturarak bevletme babı. İbni Mace (İli 12) 1-Kitabu't-Tahare ve Suncniha, 14-Oturarak bevletme babı.

Şerhu's-Sunne'nin tahkikçisi şöyle söylemiştir: "Bu hadisin ravileri arasında Şerik bin Abdullah Kadı vardır. Bu kişi ezberi zayıf biriydi. Ancak Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde (21126 ve 192)'de Sufyan'dan senedi sahih olan buna mutabi bir hadis rivayet edilmiştir. Bezzar da sahih bir senedle Bureyde'nin merfu olarak şöyle

söylediğini rivayet etmiştir: "Kişinin ayakta bevletmesi ahmakhğındandtr."

[434] Müslim (1/268-269) 3-Kitabu'l-Hayz, 20-Tuvalct ihtiyacının giderilmesi esna­sında ne ile saklanılacağı babı.

[435] Aynı yer.

[436] Ahmed bin Hanbel (3/36) Ebu Davud (1/4) Kitabu't-Tahare, 7-Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında konuşmanın mekruh olduğu babı. İbni Mace (1/123) 1-Kitabu't-Tahare ve Süneniha, 24-Helada (birden fazla kişinin) biraraya gelmesinden ve tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında konuşmaktan nehiy babı.

Şerhu's-Sünne'nin tahkikçisi şöyle söylemiştir: "Bu hadisin senedinde lyad bin Hilal Ensari'nin adı geçmektedir. Hilal bin lyad'ın bilinmeyen biri olduğu söylen­mektedir. Ondan sadece Yahya bin Ebi Kesir rivayette bulunmuştur." Bunu İbni Hibban ve Hakim sahih görmüş ve Hakim, şöyle söylemiştir: "lyad bin Hilal Ensa-ri,

tabiinden meşhur bir şeyhtir (hadis ravisidir.)

[437] Ebu Davud (1/5) Kitabu't-Tahare, 10-Üzerine Allah'ın adı yazılı olan yüzük ile he­laya girmekle ilgili bab.

Munziri şöyle söylemiştir: "Bana göre doğru olan bunu sahih olarak görmektir. Çünkü ravileri sika ve sağlam kimselerdir."

Camİ'in tahkikçisi de şöyle söylemiştir: "Resulullah (a.s) yüzüğünü üzerinde "Muhammedun Resulullah (Muhammed Allah'ın Peygamberidir)" diye yazılı ol­masından dolayı çıkardı. Bu rivayeti Hakim nakletmiştir, Bunu aynı zamanda Bey-haki de rivayet etmiştir. Nevevi ve Munziri, Muhazzeb üzerindeki açıklamalarında tereddüde düşmüş ve şöyel söylemişlerdir: "Bu, hadiste geçen bir söz değildir. Mu­sannifin kendi sözüdür. Ancak bir başka tanktan gelen rivayetten anlaşıldığına göre yüzüğün üzerinde böyle yazı bulunduğu doğrudur. Bu İkisinin açıklaması doğrudur. Çünkü yüzüğün üzerindeki yazı hakkında bir bilgi verilse de hadisin nak­linden Resulullah (a.s)'tn böyle bir sebepten dolayı yüzüğünü çıkardığına dair her hangi bir anlam çıkmamaktadır."

[438] İbni f/uzeyme (J/40) 56-Bevleden birine selam verilmesi durumunda bu selama ce­vap vermenin mekruh olduğu babı. İsnadı sahihtir.

[439] Buharı (î/242) 4-Kitabu'l-Vudu, 9-Tuvalete girilirken söylenecek söz babı. Müs­lim (1/283) 2-Kitabu'l'Hayz, 32-Tuvalete girmek isteyenin ne söyleceği babı. Ebu Davud (1/2) Kitabu't-Tahare, 3-Bir adamın tuvalete girerken ne söyleyeceği babı. Tirmizi (î/10) Ebvabu't-Tahare, 4-Tuvatetc girerken neyin söyleneceği babı. Nesai (1/20) Kitabu't-Tahare, 18-Tuvalete girerken neyin söyleneceği babı. İbni Mace (1/109) 1-Kitabu't-Tahare ve Suneniha, 9-Bir adamın tuvalete girerken ne söyleye­ceği babı.

[440] Buharı, aynı yer.

[441] Müslim (1/283) 3-Kitabu'l-Hayz, 32-Helaya girmek isteyenin ne söyleyeceği babı.

"Pislikten ve pisliklerden sana siğimrun": Bununla insanların ve cinlerin gerek dişi gerek erkek şeytanları kastedilmektedir.

[442] Ebu Davud (1/2) Kitabu't-Tahare. 3-Bir adamın tuvalete girerken ne söyleyeceği babı.

[443] Ahmed bin Hanbel (61155) Ebu Davud (1/8) Kitabu't-Tahare, 17-Bir adamın tuva­letten çıktığında ne söyleyeceği babı. Tirmizi (1112) Ebvabu't-Tahare- 5-Tuvalet-ten çıkınca ne söyleneceği babı. Ncvcvi. Mecmu'da bu hadisin hasen. sahih olduğunu söylemiştir.

[444] Tirmizi (21503-504) Ebvabu's-Salat. 426-Hclaya girme esnasında tesmiye (zikir, Allah'ı anma) konusunda gelen rivayetler babı. İbni Mace (11109) 1-Kİtabu't-Ta-hare ve Suneniha, 9-Bir kimsenin tuvalete girerken ne diyeceği babı.

Bu hadisin senedinde Hakem bin Abdullah cn-Nasri'nin adı geçmektedir ki ibni

Hibban'dan ba§ka onu sika gören olmamıştır. Ancak hadisin kuvvetlenmesini sağlayan şahidi bulunmaktadır. Enes bin Malik (r.a)'in de merfu olarak söyle söylediği rivayet edilmiştir: "Cinlerin gözleri İle insanların avret yerleri ara­sındaki perde, elbiselerini çıkarırken "Bismillah" demeleridir. Heyscmi de Mec-meu'z-Zcvaid (H2Ö5)'dc şöyle söylemiştir: "Bunu Tabcrani iki ayrı isnadla rivayet etmiştir. Bunlardan birinde Sa'd bin Mesleme Emevi'nin adı geçmektedir. Ancak İbni Hibban ile İbni Adiyy onu sika görmüştür. Geriye kalan ravileri ise sika kişilerdir."

[445] Ebu Davud (31346) Kitabu'l-Et'ime, Sürpriz (beklenmedik bir anda) gelen yemekle ilgili bab.

[446] Müslim (1/282) 3-Kitabu'l-Hayz, 31-Abdestini bozanın yemek yemesinin caiz olduğu, bunda bir kerahet olmadığı ve abdestin hemen alınmasının gerekmediği babı.

[447] Müslim (1/283) 3-Kitabu'l-Hayz, 31-Abdestini bozanın yemek yemesinin caiz oldu-ğu. bunda bir kerahet olmadığı ve abdestin hemen alınmasının gerekmediği babı

[448] Aynı yer.

[449] Müslim (1/223) 2-Kitabu't-Tahare, 17-Taharetlenme babı. Ebu Davud (1/3) Kita-J'i?   4Tmalet iht            idili

me babı. Ebu Davud (1/3) Kita-ıJiu?" 4~Tmalet ihtmcmın giderilmesi esnasında kıbleye yönelmenin mekruh olduğu babı. Tirmizi (1/24) Ebvabu't-Tahare 12-Taslarla taharetlenme babı. Tirmizi söyle söylemiştir: "Bu konuda Selman'ın rivayet etmiş olduğu hadis hasen, sahih bir hadistir.

[450] Müslim (112243) 2-Kitabu't-Taharc. 17'Taharetlenme babı.

[451] Ahmed bin Hanbel (3(400)

[452] Ahmed bin Hanbel (31336) Mecmcu'z-Zevaid (1/211) Heysemi söyle söylemiştir: "Bu ikisini Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir ve: "Biriniz taslarla taharetlendiği zaman..." diye başlayan hadisin ravileri sikadırlar" demiştir.

[453] Taberani, Mu'cemu'l-Kcbir (8/386) Mecmcu'z-Zevaid (J/211) Hcysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kcbir'dc rivayet etmiştir ve ravileri sika kimselerdir."

[454] Keşfu'l-Estar (1/127) Kitabu't-Tahare. Taş ile taharetlenme baht. Mecma'uz-Zevaid (11211) Hcysemi söyle söylemiştir: "Bunu Bezzar ve Evsafta Taberani rivayet et­miştir. Taberani: 'Taslan da" ifadesini eklemiştir. Ravileri de Sahih'te adlan geçen ravHerdir."

[455] Kesfu'l-Estar (1/128) Kitabu't-Tahare, Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında neyin yapılacağı babı. Mecmeu'z-Zcvaid (1/205) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve ravileri sika kişilerdir."

[456] Mecmeu'z'Zevaid (11204) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsat'ta ri­vayet etmiştir ve isnadı hasendir."

[457] Ahmed bin Hanbel (6/133) Ehu Davud (1110-11) Kitabu't-Tahare, 21-Taşlarla is-tinca etme babı, Tirmizi (1/24) Ebvabu't-Tahare, 12-Taşlarla is t i uca etme babı. Bu hadis sahihtir.

[458] Müslim (1/213) 2-Kitabu't-Tahare. 8-Burna su verirken tek sayıda su verme ve taşlarla taharetlenirken tek sayıda taş kullanma babı.

[459] Ebu Davud (1/8) Kitabu't-Tahare, 18-Temizlenme esnasında sağ elle cinsel organa dokunmanın keraheti babı.

[460] Buharı (1/254) 4-Kitabu'l-Vudu, 19-Bcvledince cinsel organa sağ elle dokunmama babı.

[461] Müslim (1/225) 2-Kitabu't-Tahare, 18-Sağ elle taharetlenmekten nehiy babı.

[462] Tirmizi (1/23) Ebvabu't-Tahare, Sağ elle taharetlenmenin mekruhluğu hakkında ge­len rivayetler babı.

[463] Ebu Davud (1/9) Kitabu't-Tahare, 18-Temiztenme esnasında sağ elle cinsel organa dokunmanın keraheti babı. Bu hadis hasendir.

[464] Ebu Davud (1/8) Kitabu't-Tahare, 18-Temizîenme esnasında sağ elle cinsel organa dokunmanın keraheti babı. Bu hadis hasendir.

[465] Buharı (1/251) 4-Kitabu'l-Vudu, 16-Taharetlenmek için yanında su götürme babı. Müslim (1/229) 2-Kİtabu't-Tahare, 22-Mestler üzerine meshetme babı.

[466] Buharı (1/252) 4-Tütabu'l-Vudu. 3-Taharetlenmede su ile birlikte bir değnek bulun­durma babı. Müslim (1/227) 2-Kitabu't-Tahare, 21-Su ile taharetlenme babı.

[467] Müslim (1/227) 2-Kitabu't-Tahare, 21-Su ile taharetlenme babı.

[468] Tirmizi (1/30-31) Ebvabu't-Tahare ,15-Su ile taharetlenme hakkında gelen rivayet­ler babı. Nesai (1/431) Ebvabu't-Tahare, 41-Su ile taharetleme babı. İsnadı sahihtir.

[469] Nesai (1/45) Kitabu't-Tahare ,43-Taharetlenmeden sonra eli toprağa sürme babı. Bu hadis başka bir hadisle desteklendiğinden hasendir.

[470] Tirm (J/71) Ebvabu't-Tahare. 38-Abdesttcn sonra haya yerlerine su serpme hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis şahitlerinin bulunması itibariyle hasendir. Haya yerlerine su serpilmesi (intidah) ile kastedilen, abdestten sonra insanın içine düşebileceği^ vesveseleri gidermek amacıyla elbisenin üstünden bacak arasına su scrpılmesidir. insan cinsel organından bir yaşlık çıkmış olabileceği düşüncesine kapılabilir. Ancak cinsel organın değdiği yer ıslak olursa, bundan kaynaklanan ves­vese gider. Hadisin metninde geçen (ve bizim "haya yerlerine su serpmek" olarak tercüme ettiğimiz) intidah" kelimesi ile kastedilen anlamın, su ile taharetlenmek olduğu da söylenmiştir. Çünkü o zamanda yaygın olan taharetlenme taşlarla ya­pılan taharetlenme idi.

[471] Muvatta (J/20) 2-Kitabu't-Tahare, J-Abdest konusunda yapılacaklar babı. İsnadı sahihtir.

[472] Bezzar, Keşfu't-Estar (1/130) Kitabu't-Tahare, Taharetlenmede hem taş hem de su kullanılması babı. Bu hadis şahitlerinin bulunması İtibariyle hasendir. Mccmeu'z-Zevaid (I/2J2) Kitabu't-Tahare. Taharetlenmede hem taş hem de su kullanılması babı. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve ravileri arasında Muhammed bin Abdulaziz bin Ömer ez-Zuhrevi'nin adı geçmektedir. Bu kişiyi Buharı ve Ncsai zayıf görmüştür."

[473] Ebu Davud (HU) Kitabu't-Tahare, Taşlarla taharetlenme babı. Bu hadis şahitle­rinin bulunması itibarîyle hasendir. Ncsai (1/42) Kitabu't-Tahare. Taharetlenmede sadece taş kullanmakla yetinerek başka bir şey kullanmama babı. Bu hadis şa­hitlerinin bulunması itibariyle hasendir.

[474] Meraki'l-Felah, (9) Muhazzeb, (J/27).

[475] Buhur i (11256) 4-Kitabu'l-Vudu. 21-Hayvan pisliği ile taharetlenemeyeceği babı. Tirmizi (1/25) Ebvabu'î-Tahare. İki taşla taharetlenme hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (1139) Kitabu't-Tahare. 38-İki taşla taharetlenmeye ruhsat babı.

[476] Tirmizi (1/29) Ebvabu't-Tahare, 14-Taharetlenmede kullanılması mekruh olan Şeyler hakkında gelen rivayetler babı.

[477] Nesai (1137) Kitabu't-Tahare, 35-Kcmikle taharetlenmekten nehiy babı.

[478] Ebu Davud (1/9) Kitabu't-Tahare, 20-Taharetlenmede kullanılması nehyedilmiş olan şeyler. Bu hadis sahihtir ve aslı Müslim'de geçmektedir.

[479] Buharı (1/255) 4-Kitabu'l-Vudu, 20-Taşlarla taharetlenme babı.

[480] Buhari (71171) 63-Kitab'u Menakıbı Ensar, 31-Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'ın Müslüman olması babı.

[481] Meraki'l-Fclah. (8) Muhazzcb (1/27) Fıkhu'l-İslami (11194)

[482] Bkz. İbni Abidin Haşiyesi (1/223 ve sonrası) Şcrhu's-Sağir (1/87 ve sonrası) Muhez-zeb (1127) Muğni (1/150 ve sonrası.)

[483] Maide Suresi: 6

[484] Bkz. İbni Abidin Haşiyesi (1163 ve sonrası) (J/90 ve sonrası) Şerhu's-Sağir (1/104 ve sonrası) Muğni (1(110 ve sonrası) Muhczzcb. (1/15 ve sonrası) Fıklıu'l-İslami (1/214 ve sonrası.)

[485] Muratta (1/J61) 9-Kitabu Kasri's-Salatifî's-Sefer, 18-Namazi bekleme ve namaz için yürüme babı. Müslim (İl 219) 2-Kitabu't-Tahare, 14-Mekruhlardan sakınarak abdeste özün göstermenin fazileti (sevabı) babı. Tirmizi (1173) Ebvabu4t-Tahare 39-Abdeste özen gösterme hakkında gelen rivayetler babı, Nesai (1189) Kitabu't-Tahare, 106-Abdeste özün göstermekle emir. 107-Bunun fazileti babı.

[486] Müslim (11215) 2-Kitabu't-Tahare, Îl-Abdest suyu ile birlikte günahların çıkması babı.

[487] Müslim (1/209) 2-Kitabu't-Tahare. 6-Abdest sonrasında okunması müstehab olan zikir babı.

[488] Tirmizi (1/78) Ebvabu't-Tahare, 41-Abdesttcn sonra söylenecek şeylerle ilgili bab.

[489] Müslim (11216) 2-Kitabu't-Taharc. 11-Abdcst suyu ile birlikte günahların çıkması babı.

[490] Buharı (1/259) 24-Abdcstte organları üçer kere yıkama babı. Müslim (1/208) 2-Ki-tabu't-Tahare, 4-Abdest almanın ve ardından hemen namaz kılmanın sevabı babı.

[491] Taberani (6144) Mecmeu'z-Zcvaİd (101236) Hcyscmİ şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[492] Muvatta (1/31) 2-Kitabu't-Tahare, 6-Abdcst hakkında genel bilgiler babı. Ahmed bin Hanbel (41349) Ncsai (1174) 1-Kitabu't-Tahare, 85-Baş ile birlikte kulakların da meshedümesi ve kulakların baştan sayılacağına dair deliller babı. İsnadı sahih­tir.

[493] Hakim (1/564) Kitaba Fedaili'l-Kur'an, Surelerin ve herhangi bir bölümünün fazi­letleri. Mecmeu'z-Zevaid (1/239) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Ev-sat'ta rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir. Ancak Nesai bu hadisi verdikten sonra: "Bir gün ve gecede" demiştir. Bu ise hatadır. Doğrusu mevkuf olarak nakledilendir. Daha sonra da Sevri ve Gunder'in Şu'be'den mevkuf olarak naklettikleri.rivayeti vermiştir." İbni Seniyy. Gün ve Gecenin Ameli Hak­kında, sh. 11

[494] Nesai (1/91) Kitabu't-Tahare, 108-Emredildiği gibi abdest alanın sevabı. İsnadı ha-sendir.

[495] Taberani (11223) Heyscmi şöyle söylemiştir; "Havileri sika kimselerdir ve isnadı basendir,"

[496] Ahmed bin Hanbel (17/306) Taberani, Mu'cemu'l-Kcbir (1/224) Mecmcu'z-Zevaid (1/224) Heyscmi söyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Ke-bir'de Taberani rivayet etmiştir ve Taberani, ravinin: "Resulullah (a.s)'ın şöyle bu­yurduğunu duydum" dediğini ilave etmiştir."

[497] Muvatta (1/34) 2-Kitabu't-Tahare, 6-Abdcstle ilgili genel bilgiler. Ahmed bin Hanbel (51280) İbni Mace (î/102) 1-Kitabu't-Tahare ve Suneniha, 4-Abdesti koru­ma (sürekli abdestli olmaya çalışma) babı. Darımı (1/168) Ebvabu's-Salat. Abdest hakkında gelen rivayetler babı. Darimi birden çok senetle rivayet etmiştir. Bu hadi­si de birden çok sahabi rivayet etmiştir.

[498] Bezzar, Keşfu'l-Estar (1/150) Kitabu't-Tahare, Abdestli olarak uyuyanla ilgili bab. Mecmcu'z-Zevaid (1/226) Kitabu't-Tahare, Abdestli olarak uyuyanla ilgili bab. Hcysemi şöyle söylemiştir: "Bu hadisin hasen olduğunu sanıyorum."

[499] Müslim (1/208) 2-Kitabu't-Tahare, 4-Abdestin ve hemen ardından namaz kılmanın sevabı babı.

[500] Müslim (11216) 2-Kitabu't-Tahare, 12-Abdest yoluyla alnın, ayakların ve kolların aklığının artırılmasının müstehabhğı babı.

[501] Buhari (1/259) 4-Kitabu'l-Vudu, 24-Abdcsttc organları üçer kere yıkama babı. Müslim (11204) 2-Kitabu't-Tahare, 3-Abdcstin özelliği ve nasıl mükemmel ola­cağı babı.

[502] Ebu Davud (J/26) Kitabu't-Tahare, 50-Resulullah (a.s)'tn abdestinin özelliği babı.

[503] Ebu Davud (J/26) Kitabu't-Tahare, 50-Resulullah (a.s)'in abdestinin özelliği babı.

[504] Ahmed bin Hanbel (1/68) Havileri sikadırlar.

[505] Ebu Davud (J/27) Kitabu't-Tahare. 50-Resulullah (a.s)'ın abdestinin özelliği babı.

[506] Ebu Davud (1127) Kitabu't-Taharc. 50-Resuhıllah (a.s)'ın abdestinin özelliği babı.

[507] Ebu Davud (J/27) Kitabu't-Taharc, 50-Restılullah (a.s)'ın abdestinin özelliği babı.

[508] Tirmizi (1/68) Ebvabu't-Tahare, 37-Resulullah (a.s)'tn abdestinin nasıl olduğu hak­kında gelen rivayetler babı. Bu hadis sahihtir. Hanefiler, Zemzem suyunun ve abdestten artan suyun ayakta içilmesinin sünnet olduğunu söylemişlerdir.

[509] Nesai (1169) Kitabu't-Tahare. 78-Abdestin özelliği babı.

[510] İbni Huzeyme (1177) Abdest ve sünnetleri ile ilgili bublar bölümü, 114-Bir avuç su ile ağız çalkalama ve burna su vermenin ve organları birer kere yıkamak sure­tiyle abdest almanın caiz olduğu babı. İsnadı basendir.

[511] Buharı (11297) 4-Kitabu'l-Vudu. 41-Bir avuç su ile ağza ve burna su vermekle ilgili bab. Müslim (11210) 2-Kitahu't-Tahare, 7-Rcsulullah (a.s)'ın abdesti ile ilgili bab.

[512] Buharı (1/289) 4-Kitabu'l-Vudu, 38-Baştn tamamının mcshedilmesi babı. Müslim (II 210) 2-Kitabu't-Tahare. 7-Rcsulullah (a.s)'ın abdesti ile ilgili bab.

[513] Buhari (1/302) 4-Kitabu'l-Vudu, 45-Madeni kaptan, cam kaptan, ağaç kaptan ve taştan abdest alma babı. Müslim (i/211) 2-Kitabu't-Talıerc. 7-Resulullah (a.s)'ın abdesti ile ilgili bab.

[514] Buharı (1/258) 4-Kitabu'l-Vudu, 23-Organlan birer kere yıkamak suretiyle abdest alma babı.

[515] Müslim (1/211) 2-Kitabu't-Tahere, 7-Resulullah (a.s)'ın abdesti ile ilgili bab.

[516] Tirmizi (1/66) Ebvabu't-Tahare, 36-Bazen organları ikişer kere yıkamak bazen de üçer kere yıkamak suretiyle abdest alan fıakkında gelen rivayetler babı.

[517] Ahmed bin Hanbel (4/277)

[518] Ebu Davud (1/33) Kitabu't-Tahare, 51-0rganlan üçer kere yıkayarak abdest alma babı.

[519] Nesai (1/88) Kitabu't-Tahare, 105-Abdeste başlama (yıkamalara başlama) babı. is­nadı hasendir.

Yani sünneti terketmek ve şeriat adabına göre hareket etmemek sebebiyle yanlış yapmış otur. Nefsine hakkım vermediğinden, bir çok kez organlarını yıkamak sure­tiyle sevap Ölçüsünü kaçırdığından dolayı da kendine haksızlık etmiş olur.

[520] Buharı (11258) 4-Kitabu'l-Vudu, 22-Organlan birer kere yıkayarak abdest alma babı.

[521] Buharı (1/240) 4-Kitabu'l-Vudu, 7-Bir avuç su kullanarak iki elle yüzü yıkama babı.

[522] Müslim (1/215) 2-Kitabu't-Tahare, 10-Yıkanması gereken yerlerin tamamının yı­kanmış olmasının gerekliliği babı.

[523] Ahmed bin Hanbel (21424) Ebu Davud (1/45) Kitabu't-Tahare, 67-Abdestte (or­ganları) parça parça yıkama babı.

[524] Buharı (1/143) Kitabu'l-İlm, 3-İlim için sesini yükseltmekle ilgili bab. Müslim (11214) 2-Kitabu't-Tahare, 9-Ayafclann tam olarak yıkanmasının gerekliliği babı.

[525] Buharı (1/265) 4-Kitabu'l-Vudu, Ayakların yıkanması ve ayakların meshedilme-yeceği babı.

[526] Müslim (J/214) 2-Kitabu't-Taharc, 9-Ayaklartn tam olarak yıkanmasının gerekliliği babı.

[527] Müslim (11214) 2-Kitabu't-Tahare, 9-Ayaklann tam olarak yıkanmasının gerekliliği babı.

[528] Fcthu'l Bari (11213)

[529] İbni Huzeyme (1/90) Abdeste özen göstermekle emir babı.

[530] Ahmed bin Hanbel (4/191) Tirmizi (1/59) 31-Ates dokunacak topuklara yazık ola­cağı hakkında gelen rivayetler babı. İbni Huzeyme (1/84) Abdest esnasında ayak­ları yıkamadan bırakmaya karşı tehdidle ilgili bab. Mccmeu'Z'Zevaid (1/240) Ab-destine özen göstermeyenle İlgili bab. Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel bu şekilde rivayet etmiştir. Taberani de Mıt'ccmu'l-Kcbir'de Abdullah bin el-Haris bin Cuz' ez-Zebtdİ (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resu­lullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Ateş dokunacak topuklara ve ayak alt­larına yazıklar otsun." Ahmed bin Hanbel ve Taberani'nin ravileri sikadırlar."

[531] Tirmizi (4/206) Kitabu'l-Cihad, 23-E§eklcrin atlara aşırılmasının kerahiyeti hak* kında gelen rivayetler babı. Tirmizi bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.

[532] İbni Huzeyme (2/373) Kitabu'l-İmame, 15-Cemaate yürümenin fazileti babı.

[533] Ebu Davud (1/31) Kitabu't-Tahare, 50-Resulullah (a.s)'ın abdestinin özelliği babı. isnadı basendir. Şöyle söylemiştir: "Mahmud bin Halid'in Velid'den bu isnadla ri­vayet ettiğine göre (ravi) şöyle söylemiştir; "Organlarını üçer kere yıkayarak ab­dest aldı, ayaklarını ise belli bir sayıda olmaksızın yıkadı." Bu rivayetin de isnadı hasendir.

[534] İbni Mace (11141) Kitabu't-Tahare ve Süneniha, 42-Abdestte sağ organlardan baş­lama babı. Bu hadis sahihtir.

[535] Darimi (1/176) Kitabu's-Salat ve't-Tahare, Abdesttc Allah'ın adını anma babı. Bu hadis hasendir.

[536] Ahmed bin Hanbel (2/418) Ebu Davud (1125) Kitabu't-Tahare. 48-Abdestte Al­lah'ın adını anma babı. İbni Mace (11140) Kitabu't-Tahare ve Süneniha. 41-Abdestte Allah'ın adını anma hakkında gelen rivayetler babı. Hakim (1/146) Kitabu't-Ta­hare. Bu hadis hasendir.

[537] Zebidi'nİn İhya Şerhi'nden.

[538] Muğni (11102)

[539] Bunu Nesai ve İbnu's-Seniyy, "Bir Gün ve Gecenin Ameli" adlı kitaplarında rivayet etmi§îcrdir. Nevevi, İsnadının sahih olduğunu söylemiştir.

[540] Ravdu'd-Dani (11131) İsnadı basendir.

[541] Tirmizi (1/57) Ebvabu't-Tahare, 30-Parmak aralarının temizlenmesi hakkında ge­len rivayetler babı. Bu hadis sahihtir. Hakim (11182) Kitabu't-Tahare.

[542] Tirmizi (3/155) Kitabu's-Savm. 69-Oruçiunun burnuna su verirken mübalağa yap­masının (çok su vermesinin) mekruhluğu hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (1/66) Kitabu't-Taharc, 71-Burna su vermcele mübalağa babı. Nevevi bu hadisin Lak-it'ten nakledildiğini ve isnadlanmn sahih olduğunu söylemiştir.

[543] Mecmeu'z-Zevaid (1/235) Tahlil (parmak aralarının ve sakal arasının temizlenme­si) babı. Heyscmi söyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la rivayet etmiştir ve ravileri güvenilir kimselerdir."

[544] Ahmed bin Hanbcl (4/229) Ebu Davud (1/37) Kitabu't-Tahare, 58-Ayakların yıkan­ması babı. Tirmizi (1/57) Ebvabu't-Tahare. 30-Parmak aralarının temizlenmesi (tahlili) hakkında gelen rivayetler babı.

[545] Tirmizi (1/44) Ebvabu't-Tahare. 23-Sakal arasının temizlenmesi (tahlili) hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis hasendir."

[546] Buharı (13/224) 94-Kitabu't-Temenni, 9-"Kcşke" sözünün kullanılmasının caiz olduğu durumlar.

[547] Buharı (2/274) U-Kitabu'l-Cum'a, 8-Cuma günü misvaklarıma babı.

[548] Müslim (1/220) 2,-Kitabu't-Tahare, 15-Misvaklanma babı.

[549] Müslim, aynı yer.

[550] Ebu Davud (1112) Kitabu't-Tahare, 25-Misvaklanma babı.

[551] Ahmed bin Hanbel (2/259)

[552] Ebu Davud (i112) Kitabu't-Tahare, 25-Misvaklanma babı. Hadis hasendir.

[553] Mecmeu'z-Zevaid (2/99) Meysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsat'ta ri­vayet etmi§tir ve ravileri, Sahih'te İsimleri geçen ravilerdir."

[554] Ebu Davud (1115) Kitabu't-Tahare, Geceleyin kalkan birinin misvaklanması babı.

[555] Müslim (1/220) 2-Kitabu't-Tahare. 15-Misvaklanma babı.

[556] Buhari (1/356) 4-Kitabu'l-Vudu, 73-Misvaklanma babı. Müslim (1/221) 2-Kita-bu't-Tahare, 15-Misvaklanma babı. Ebu Davud(I/15) Kitabu't-Taharc, Geceleyin kalkan birinin misvaklanmast babı. Nesai (1/8) Geceleyin kalkan birinin misvak-lanması babı.

[557] Müslim, aynı yer, sh. 220

[558] Nesai (3/212) 20-Kitabu Kıyami'l-Leyl ve Tatavu'u'n-Nehar. 11-Ebu Hıtsayn hakkın­da ihtilaf konusu.

[559] Taberani. Mu'cemu'l-Kcbir (5/254) Ravileri güvenilir kişilerdir.

[560] Ahmed bin Hanbel (6/47) Nesai (1/10) 1-Kitabu't-Tahare. 5-Misvaklanmaya teşvik. Darimi (11174) Misvakın ağtzı temizlediği babı. İsnadı sahihtir.

[561] Buhari (1/355) 4-Kitabıı'l-Vudu, 73-Misvaklanma babı.

[562] Müslim (1/220) 2-Kitabu't-Taharc, 15-Misvaklanma babı.

[563] Ebu Davud (1113) Kitabu't-Tahare, 26-Mİsvakın nasıl kullanılacağı.

[564] Nesai (1/9) 1-Kitabu't-Tahare, 3-Misvaktn nasıl kullanılacağı.

[565] Buhari (2/374) U-Kitabu'l~Cum'a. 8-Cuma günü misvaklanma babı.

[566] Buharı (1/356) 4-Kitabu'l-Vudu, 74-Misvaktn en büyük olana verilmesi babı. Müslim (4/1779) 42-Kitabu'r-Ru'ya, 4-Resulullah (a.s)'ın rüyası.

[567] Ebu Davud (1/13) Kitabu't-Tahare. 27-Başkasının misvakı ile misvaklanılmast babı. Bu hadis sahihtir.

[568] Ebu Davud (1/14) Kitabu't-Tahare, 28-Misvakm yıkanması babı. İsnadı sahihtir.

[569] Mecmeu'z-Zevaid (2/100) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir."

[570] Fıkhu'l İslami (1/300-303)

[571] Müslim (1/233) 2-Kitabu't-Tcıhare. 26-Pis olması ihtimali bulunan birinin abdest alırken veya başka bir sebeple elini suya sokmasını mckruhluğu babı.

[572] Müslim, aynı yer.

[573] Müslim, aynı yer, s!ı. 234.

[574] Buhari (11263) 4-Kitabu'l-V\ıdu, 26-Tek sayıda tasla taharetlenme babı.

[575] Muvatta (1/19) 2-Kitabu't-Tahare, Abdest alma babı.

[576] Ebu Davud (1/26) Kitabu't-Tahare, 49-Elini yıkamadan kaba sokan kimse ile ilgili bab. Tirmizi (1/36) Ebvabu't-Tahare, 19-Birinin uykusundan uyandığında ne yapacağı hakkında gelen rivayetler babı.

[577] Ebu Davud, aynı yer, sh. 26. Munzİri bunun hakkında herhangi bir açıklamada bulun­mamıştır.

[578] Hüccctü'llahi-l Baliğa (J/180)

[579] İbni Huzeyme (1/52) 76-Uykudan uyanan birinin ellerini yıkamadan kabın içine sokmasının nehyi babı. İsnadı sahihtir.

[580] Buharı (11262) 4-Kitabu'l-Vudu. 25-Abdest esnasında burnun temizlenmesi babı. Müslim (1/212) 2-Kitabu't-Tahare, 8-Burnun temizlenmesinin ve tasla taharetlen­menin tek sayıda olması babı.

[581] Müslim, aynı yer.

[582] Müslim, aynı yer.

[583] Müslim, aynı yer.

[584] Nesai (1/67) 1-Kitabu't-Tahare, 74-Burun temzliğinin hangi etle yapılacağı, İsnadı sahihtir.

[585] Tirmizi (1142) Ebvabu't-Tahare, 22-Bir avuçla ağzı çalkalama ve burna su verme babı. Bu hadis sahihtir.

[586] Buharı (11313) 4-Kitabu'l-Vudu, 52-Süiten dolayı ağzın çalkalanıp,çalkalanma-yacağı. Bir başka yerde (10/70) 74-Kitabu'l-Esribe, 12-Sütün içilmesi babı. Müslim (î/274) 3-Kitabu'l-Hayz 24-Atesin dokunduğu bir şeyden dolayı abdest almakla il­gili hükmün neshedilmis olduğu babı. Ebu Davud (1150) Kitabu't-Tahare, 77-Sütten dolayı abdest almakla ilgili bab. Tirmizi (11149) Ebvabut Tahare, 66-Sütten dolayı ağzı çalkalamakla ilgili bab. Nesai (1/109) 1-Kitabu't-Tahare, 125-Süttcn dolayı ağzı çalkalama babı. İbni Mace (1/167) 1-Kitabu't-Tahare ve Süneniha, 68-Süt içmekten dolayı ağzı çalkalama babı.

[587] Buharı (11312) 4-Kitabu'l-Vudu. 51-Seviktcn (kavuttan) dolayı ağzı çalkalama ve abdest almama babı. Muvatta (J/26) 2-Kitabtı't-Tahare, 5-Atcşİn dokunduğu şey­den abdest alma İşini bırakma babı. Ncsai (J/108) J-Kiiabıı't-Tahare. 124-Sevikten (kavuttan) dolayı ağzı çalkalama babı.

[588] Muvatta (J/26) 2-Kitabu't-Taharc, 5-Ateş'm dokunduğu şeyden abdest alma işini bırakma babı, İsnadı sahihtir.

[589] Buharı (6/338) 59-Kitabu Bcdi'i'l-Halk JJ-İblis'in ve askerlerinin özellikleri babı. Müslim (J/2/3) 2-Kitabu't-Taharc, S-Burnu temizlemenin ve taşla taharetlenme­nin tek sayıda yapılması babt. Ncsai (J/67) J-Kitabu't-Taharc. 73-Uykudan uyanınca burnu temizlemenin cmredildiği babt.

[590] Ebu Davud (J/35) Kitabu't-Tahare, 55-Burnu temizlemekle ilgili bab. İsnadı basen­dir.

[591] Buhari (J/235) 4-Kitabu'l-Vudu, 3-Abdestin fazileti babı. Müslim (J/2J6) 2-Kita-bu't-Tahare, J2-Abdestic alnın ve ayakların aklığının artırılmasının (yani yıkaması farz olan kısımlardan fazlasının yıkanmasının) müstehablığı babı.

Hadisi şerifin metninde geçen "gurran nuhaccelin" ibaresi, alınları ve ayakları beyaz olan atlar hakkında kullanılır. Buralardaki aklıklar, atları süslemektedir. İnsanlar hakkında da abdesün yüzde, ellerde ve ayaklarda meydana getirdiği abdes-tin sebep olduğu aklık, atların sözkonusu yerlerindeki beyazlığa benzer. Bu yüzden abdestin özenle alınmasının insanın yüzündeki, ellerindeki ve ayaklartndaki aklığın artmasına sebep olacağı bildirilmiştir.

[592] Müslim, aynı yer. sh. 216

[593] Müslim, aynı yer, sh. 216

[594] Müslim (1/219) 2-Kitabu't-Tahare, 13-Süslerin abdestte yıkanan yerlere kadar ulaş­ması babı.

[595] Mecmeu'z-Zevaid (1/225) Abdcstin fazileti babı. Heysemi şöyle söylemiştir:

"Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kcbir'de Taberani rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[596] Buhari (1/304) 4-Kitabu'l-Vudu. 47-Bir mudd su ile abdest alma babı. Müslim (1/258) 3-Kitabu'l-Hayz. 10-Cenabetlikten gusülde kullanılması müstchab olan su miktarı ile ilgili bab.

[597] Müslim'in rivayeti. Aynı yer. sh. 257

[598] Müslim'in rivayeti. Aynı yer. sh. 257

[599] Tirmizi (2/507) Ebvabu's-Salat. 429-Abdcstte yetecek su miktarıyla ilgili bab. Tir-mizi bu hadisin garib olduğunu söylemiştir.

[600] Tirmizİ. aynı yer.

İbni Huzeyme şöyle söylemiştir: "Bu hadisi şerifte geçen mekkuk, muddun aynısıdır."

Bir sa': Dört mudd yani 2751 gramdır. Buna göre bir mudd da Şafii'lere göre yaklaşık 688 gramdır. Hamfilere göre ise bir sa' 3800 gramdır. Dolayısıyla onlara göre bir mudd yaklaşık 950 gram olmaktadır. Bir retl 408 gramdır. Mekkuk: Asıl itibariyle 1.5 sa'dır.

[601] Müslim (11258) 3-Kilabu'l-Hayz, 10-CcnabetIiktcn gusütdc kullanılması müste-hab olan su miktarı İle ilgili bab. Tirmizİ (1/84) Ebvabu'ı-Tahare. 42-Bir mudd su ile abdest almakla ilgili bab.

[602] Ibni Huzeyme (1/62) 91-Abdest için yeterli suyun bir mttd miktarı olduğunun de­lili babı. İsnadı sahihtir.

[603] Ebu Davud (1/23) Kitabu't-Taharc, 44-Abdesttc yeterli olacak su miktarı babı.

[604] Nesai (J/58) 1-Kitabu't-Taharc. 59-Kişinin abdestte yetineceği su miktarı ile ilgili bab. İsnadı hasendir. İbni Huzeyme (J/62) 9J-Abdest için yeterli suyun bir mud mik­tarı olduğunun delili babı. İsnadı sahihtir.

[605] Mecmeu'z-Zcvcıid (1/240) Hcysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Mucemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri. Sahih'tc isimleri geçen ravilerdir."

[606] Ahmed bin Hanbcl (31471-472) Mecmeu'z-Zcaid (1/241) Hcysemi şöyle söyle­miştir: "Bunu Ahmed bin Hanbcl rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[607] Buhari (1/315) 4-KHabu'l-Vudu, 54-Abdcsti bozulmaıfığı halde abdest alma babı. Ebu Davııd (1144) Kİtabu't-Tahare, 66-Birden fazla namazı tek bir abdestle kılma babı. Tirmizi (1/88) Ehvahtıt-Tahare, 44-Her namaz için abdest almak hakkında ge­len rivayetler babı. Ncsai (1/85) 1-Kitabu't-Tahaıe ,101-Her namaz için abdest alma babı. İhni Mace (İl 170} Kitabu't-Taharc ve Süneniha, 72-Hcr namaz için ab­dest almak ve birden fazla namazı tek abdestle kılma babı.

[608] Müslim (1/232) 2-Kitabu't-Tahare, 25-Birkaç namazın hepsini bir abdestle kılmanın vaizliği babı. Ebu Davud (1144) Kitabu't-Tahare, 66-Birden fazla namazı tek bir abdestle kılma babı. Tirmizi (1/89) Ebvabu't-Tahare, 45-Bir abdestle birkaç namazın kılınabileceği hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi hu hadisin hasen. sa­hih

olduğunu söylemiştir. Nesai (1/86) 1-Kitabu't-Tahare. 101-Her namaz İçin ab­dest alma babı. İhni Mace (1/170) Kİiabu't-Taharc ve Süneniha, 72-Her namaz için abdest atma ve birden fazla namazı tek abdestle kılma babı.

[609] Tirmizi (1/91) Ebvahıı'l-Taherc, 45-Bir abdestle birkaç namazın kılınabileceği hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

[610] İbni Huzeyme (1/72) 106-Her namazda misvaklarıma emrinin vücub ifade eden bir emir olmayıp mendubiyet ifade eden ve namazın sevabının artacağım bildiren bir emir olduğu babı.

[611] Bufıari (11523) 8-Ebvabu's-Salat. 47-Camiye ve daha başka yerlere girerken sağ ayak­la girme babı. Müslim (11226) 2-Kİtabu't-Tahare. 19-Abdestte ve daha başka işlerde sağdan başlama babı. Ebu Davud (4170) Kitabu'l-Libas. Ayakkabı giymekle ilgili bab. Tirmizi (2/506) Ebvabu's-Salai, 428-Abdestte sağdan başlamanın müs-tehab olduğu İle ilgili bab. Tirmizi. bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir. Nesai (1/78) 1-Kitabu't-Taharc. 90-Ytkamaya hangi ayaktan başlanacağı babı. İbni Mace (1/141) 1-Kitabu't-Talıare ve Süneniha, 42-Abdcsttc sağdan başlama babı.

[612] İbni Huzeyme (1/103) Kitabu't-Tahare, Abdesttcn artan suların artıkları ve vacib olmadan abdest almanın müstehablığı ile ilgili bablar. İsnadı sahihtir.