FIKH-ÜS SÜNNE

9.BÖLÜM NİKAH

 

9.0.Önsöz:

 

Evlilik Allah'ın evrende ve yaratıkları arasında koymuş olduğu bir kanundur.Evlilik bütün yaratılmışları içine alacak şekilde umu­mî bir nizam olup insanlar, bitkiler ve hayvanlar âlemi de bunun dışında kalamaz.

«İbret alasınız diye her şeyi çift yarattık.» (Zâriyât: 49).

«Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikle­rinden çift, çift yaratan Allah münezzehtir.» (Yâsîn: 36).

Allahu Teâlâ, çiftlerden her birerleri hazırlanıp evlilik gayesi­ni tahakkuk ettirmek için gerekli müsbet şartlan yerine getirdikten sonra hayatin devamı ve neslin çoğalması için evlenmeyi bir yol kılmıştır.

«Ey İnsanlar, doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.» (Hucurât: 13).

«Ey İnsanlar, slzt bir tek nefisten yaratan, ondan esini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakmin.» (Nîsâ: 1).

Allahu Teâlâ, yarattığı alemler içinde, insan oğîunun diğer mah-îukat gibi olmasını dilememiş, insana önem vererek onun fitrî ya­pısıyla ilgilenmiş ve erkek-kadın birleşmesini kontrolsüz bırakma­mıştır.Bilâkis Allahu Teâlâ insanın şerefini ve kerametini koru­mak şerefine sahip olan İslâm nizâmını, insanoğlunun yücelmesi için göndermiştir.

Allahu Teâlâ kadınla erkeğin birleşmesini, kendi rızalarına bağ­lı olarak kerim bir birleşme saymıştır.Bu birleşme rozanın görün­tüsü durumundaki icab ve kabul ile ve bu icab ve kabulün herbirine ait olduğunu isbatlayan şahidler huzurunda olmasıyla gerçek­leşir.İşte bu şekilde insan fıtratı için en emin yol konmuş, nesil zayi olmaktan kurtulmuş ve kadın herkesin ortak malı olmak du­rumundan korunmuş olur.Böylece tslâm, "analık huylarının kuşat­tığı, babalık şefkatinin bulunduğu aile çekirdeğini kurmuş, hayırlı evlat>ar yetiştirerek onlardan olgun meyveler toplamıştır, îşte bu sistem Allah'ın rızasına uygun bir sistem olup, tslâm, bu sistemin devamlı kalmasını istemiş ve dışındaki batıl sistemleri ise yıkmış­tır.

 

9.1.İslamın Kaldırmış Olduğu Nikah Şekilleri

 

îslâmınkaldırmış olduğu nikâh şekillerinden birisi dost hayatı şeklindeki nikâhtır.Cahiliye Arapları, dostluk gizli tutulursa bun­da bir beis görmez, şayet açığa çıkarsa ayıplarlardı.Bu şekildeki nikâh «Gizli dostlar edinmeyin.» (Maide: 5) ayet-i kerimesiyle nehy edilmiştir.

Bedel Nikâhı: Kişi, bir başkasına; «Benim için hanımına yaklaşırım ben de senin için hanımına yaklaşırım ve fazlasını yaparım,* derdi.Bu nikâh şeklini Dârekûtni Ebû Hüreyre'den çok zayıf bir senetle rivayet etmiştir.Aişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre bu iki nikâhın dışında cahiliyet döneminde dört çeşit nikâh türü daha var idi.

Birincisi: Bugünkü insanların yaptığı nikâhdaki; erkek kızı, velisinden veya babasından ister, mehrini verir sonra da nikâhlar­dı.

İkinci nikâh şekli ise: Kocası, hanımı hayız'dan temizlendiğin­de ona falancaya git ondan döl al der ve hamileliği belli oluncaya kadar ondan uzaklaşır.Hamileliği belli olunca isterse hanımına yaklaşırdı.Bunu iyi bir çocuğa sahip olabilmek için yapardı. Bu nikâha «istibda' nikâhı» denirdi.

Üçüncüsü ise: On kişiden az bir topluluğun kadının yanma ge­lerek ona yaklaşmaları şeklindedir. Kadın hamile olup çocuk do­ğurunca aradan birkaç gün geçtikten sonra adamlara haber gönde­rir, hiç birisi gelmemezlik yapamazdı.Nihayet hepsi kadının yanı­na toplanırlar ve kadın onlara şöyle der: «Ne iş yaptığınızı biliyor­sunuz, İşte ben doğurdum.» Adamların içinden istediğinin adı­nı seçerek; «Ey falanca, bu doğan çocuk senindir,» der ve çocuğu kendisine teslim ederdi.O da bunu kabul etmek zorunda kalırdı.

Dördüncü nikâh şekli ise: Birçok erkek toplanır ve bunlar bir kadına yaklaşırlar.Kadın kendisine gelenlere mâni olmazdı.Bu kadınlar fahişe olduklarından, belli olsun diye kapılarının üzerine bayraklar diker, isteyenler bayraklara bakarak içeri girerlerdi.Bu kadınlardan birisi hamile kalınca çocuğunu doğurduktan sonra ken­disiyle ilişki kuran erkekler toplanırlar ve çocuğun kime benzedi­ğini anlayacak mütehassıs bir kimse getirerek, sonra kadının çocu­ğunu benzettikleri adama nisbet ederler, onun oğlu diye çağırırlar, o da bunu kabul etmemezlik yapamazdı.

Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Rasûl olunca, cahi­liye nikâhlarının hepsini kaldırdı, sadece bugünkü nikâh şeklini bı­raktı, tslâm'm uygun gördüğü bu nikâh şekli, şahitler huzurunda İcab ve kabul rükünlerinin yerine getirilmesinden başka bir şekilde tahakkuk etmez.îşte bununla Allah'ın meşru kıldığı çiftlerden bi­rinin diğerinden faydalanmasının helâl olduğunu ifade eden akid tamamlanmış olur.Böylece çiftlerden herbirine lazım gelen hak ve görevler de tesbit edilmiş olur.

 

9.2.Evlenmeye Teşvik

 

İslâm dini, çeşitli açılardan, evlenmeyi teşvik etmiştir.Bazan evlenmeyi nebilerin sünneti' ve rasullerin getirdikleri hidayet yolu olarak zikretmiştir ki, o nebi ve rasûller hidayet yollarına uymamız gereken önderlerdir: «And olsun ki, senden Önce nice rasûller gön­derdik, onlara esler ve çocuklar verdik.» (Ra'd: 38).

Tirmizi'nin Ebû Eyyûb (r.a.)'den rivayet ettiği hadîste Rasûlü1lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Dört şey râsûllerin sünnetlerindendir: Kına kullanmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve bir de evlenmek.»

Kur'an-ı Kerim; bazan evlenmeyi iyiliklerin ifade edildiği yerde zikretmiştir: «Allah size kendinizden eşler var eder.Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder.Size teiniz şeylerden rızık verir.» (Nahl: 72).

Bazan evlenmenin, Allah'ın belgelerinden bir belge olduğun­dan bahseder: «İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir.Bunlarda düşünen millet için dersler vardır.» (Rûm: 31)

Kişi bazı durumlarda evliliği' kabul etmekle tereddüte düşer ve evliliğin getireceği muhtemel zorluklardan kaçıp, evliliğe ait gö­revlerin ağırlığından korktuğundan dolayı ondan yüz çevirir, islâm ise bu kişinin bakışını, evliliğin, zenginlik için bir vasıta olacağı noktasına çevirir ve kişiden bu zorluklan kaldıracağım, fakirliğe iten sebeplerin üstesinden gelecek bir kudrete kendisini malik kılacağını haber vererek şöyle der: «İçinizden bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir.Allah lütfü bol olandır,bilendir.»(Nûr: 32).

Tirmizî'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadise göre, ütasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç kişi vardır ki Allah onlara yardun etmeyi üzerine almıştır.Allah yolun­da cihad eden kişi, parasını Ödemek isteyen mükatep[1] köle, bir de iffetli yaşamak için nikahlanan kişi.»

Kadın, kişinin sermayesine ilave edilmiş en hayırh hazinedir.

Tirenizi ve îbni Mâce'nin Sevbân (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre; Sevbân (r.a.) «Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sar-fetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele» ayeti nazil olunca şöy­le demiştir: 'Bir yolculuğunda Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel­lem ile beraberdik.Ashabından birisi, 'altın ve gümüş hakkında ayet nazil oldu.Hangi maun hayırlı olduğunu bilsek de o mallardan edinsek', deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, «O mal, zikreden bir dil, şükreden bir kalb ve imanında kendisine yardımcı olan mümin bir zevcedir.» diye buyurdular.

Taberânî'nin îbni Abbas (r.a.)'dan iyi bir senetle rivayet ettiği­ne göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Dört şey vardır ki; kim onlan elde ederse, dünya va ahiretîn hayn, kendisine verilmiş demektir: Şükreden bir kalb, zikreden bir dil, belâlara sabreden bir vücud ve bir de nefsine ve malına helak getirmeyen bir zevce.»

Müslim'in Abdullah bin Amr bin As (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, o şöyle buyurmuştur: »Dünya bir metâ'dır.Onun en hayırlı metâı ise iyi bir kadındır.»

Bazen bir an gelir ki, insanın içinde, dünya işlerinden tamamen ayrılarak nikahlanmamak, gece devamlı namaz kılmak, gündüzleri ise oruç tutmak, kadınlardan ayrılmak ve insan tabiatına aykırı olan ruhbanlık yolunda yürümek gibi bir duygu belirir.İslâm, bu gibi düşüncelerin insan fıtratına ve dine ters olduğunu öğretmek­tedir. Nebilerin Efendisi, insanların Allah'tan en çok korkanı ve Ona karşı gelmekten en çok sakınanı olduğu halde oruç tutar ve if­tar ederdi.Namaz kılar, uyur ve kadınlarla evlenirdi.Şüphesiz, onun getirdiği hidayetten çıkmaya çalışan, ona uyma şerefinden uahrum olur.

Buhari ve Müslim'in Enes (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Nebî aleyhisselâm'in hanımlarının evine üç kimse gelip Nebi aleyhisselâm'ın ibadetini sordular.Kendilerine açıklanınca onu kendileri için azunsadılar ve «Nebî aleyhisselâm'in yanında biz neyiz ki! Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır.» dediler. Bun­lardan birisi; «ben yaşadığım müddetçe bütün gece namaz kılaca­ğım», dedi. Diğeri; «ömrüm boyunca oruç tutacağım, iftar etmeye­ceğim,» dedi.Üçüncüsü de; «kadınlardan uzak kalacağım ve hiç bir zaman evlenmeyeceğim», dedi.Sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bunlann yanma gelerek onlara; «Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Dikkat ediniz; Allah'a yemin ederim ki, Allah'tan en çok korkanınız ve O'na karşı gelmekten en çok sakınanınız benim.Böy­le iken ben bazan oruç tutuyorum, bazan tutmuyorum.Bazan na­maz kılıyorum, bazan uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum.Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.» buyurdu.

Saliha bir hanım, evi dolduran büyük bir saadet ve evin içine dolan sevinç ve aydınlıktır.

Ebû Ümâme (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhis­selâm şöyle buyurmuştur: «Mümin, Allah'a olan takvadan sonra iyi zevceden daha hayırh bir şeyden faydalanmamıştır.Eğer ona emrederse, itaat eder, yüzüne bakarsa onu sevindirir, eğer onun üzerine yemin ederse, yeminini kırmaz, şayet ondan uzak olursa, nefsine ve malına karşı iyi davranır.» (Hadisi İbn Mâce rivayet et­miştir.)

Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o de­miştir kî; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç şey ademoğlunun saadetinden, üç şey de mutsuzluğundan dır.Ademoğlunun saadetinden olanlar: Saliha bir kadın, İyi bir ev, iyi bir binektir.Ademoğlunun mutsuzluğundan olanlar ise; kötü bir kadın, kötü ev ve kötü bir binektir.» (Hadisi Ahmed sahih bir se­netle rivayet etmiştir.Bu Hadisi Taberânî, Bezzâr ve Hâkim'de ri­vayet edilmiş olup.Hâkim sahihlemiştir.) Bu hadisin tefsiri mahi­yetinde Hâkim'in rivayet ettiği bir başka hadis de şu şekildedir : «Uç şey mutluluktandır: Kendisine baktığın zaman hoşlandığın, uzak olduğun zaman nefsine ve malına karşı ona güvendiğin iyi bir kadın, süratli giderek seni dostlarına kavuşturan iyi bir binek, mi­safiri çok olan geniş bir ev.Üç şey de mutsuzluktandır: Gördüğün zaman seni üzen, dili ile seni rahatsız eden, uzak olduğun zaman kendi nefsine ve senin malına karşı güvenemediğin kadm, süratli gitmeyen, dövdüğün zaman sana tabi olmayan, bıraktığın zaman seni dostlarına ulaştırmayan binek, gelip gideni olmayan dar bir ev.»

Evlilik bir ibadettir ki, insan onunla dînin yansını tamamlaya* rak evlilik sebebiyle halis ve temiz bir şekilde Rabbi'ne kavuşur.

Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah her kimi saliha bir ka­dınla rraklandınrsa, ona dininin yansında yardım etmiş olur- Dİ* ninin kalan yansında da Allah'tan korksun.» (Hadisi Taberânî ve Hâkim rivayet etmiş.Hâkim; «isnadı sahihtir» demiştir.)

Yine Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasülüllah sal-laîlahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim Allah'a te­miz ve temizlenmiş olarak kavuşmak isterse, hür kadınlarla evlen­sin.» (Hadisi İbn Mâce rivayet etmiş olup, senedinde zayıflık var­dır.) îbn Mes'ûd şöyle demiştir: «ömründen sadece on gün kalmış olup da on gün sonra öleceğimi bilsem ve nikâh için de gerekli zen­ginliğe sahip bulunsam, fitne korkusundan dolayı evlenirdim.»

 

9.3.Evlenmenin Hîkmetî

 

islâm dini evlenmeyi bu şekilde teşvik etmiş ve evlenmenin in­sanın kendisine, bütün ümmete ve umumî olarak insanlığa ait olan faydalı yönlerini insanlara sevdirme yoluna gitmiştir.Bu faydalar şunlardır:

1- Cinsel duygu, en kuvvetli ve en şiddetli duygulardandır.Bu duygu, sahibini devamlı olarak, kendisine bir çare, bir meydan aramaya zorlar, insan nefsim doyuracak şeyi elde edemeyince, pek çok kişiyi üzüntü ve ızdıraba sokarak onlan en kötü yollara sürük­ler durur.

Evlenmek ,en güzel tabiî bir kanun, nefsi sindirmek ve doyur­mak için en uygun bir çaredir. Böylece evlenmek vücudun izdıra-bını dindirir, nefsin şiddetli hareketini teskin eder, kişiyi harama bakmaktan abkoyar ve duygulan Allah'ın helâl kıldığı şeylerle tat­min eder.işte bu, âyet-i kerimenin işaret ettiği noktadır:

elçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, ara­nızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerin-dendir.Bunlarda düşünen millet İçin dersler vardır.» (Rûm: 21).

Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhis-selam şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz kadın şeytan suretinde gelir ve şeytan suretinde gider.Sizden biriniz hoşlandığı bir kadın gör­dü mü, hemen ailesine gelsin.Çünkü bu onun nefsinde olan şeyi giderir.» (Hadisi Müslim, Ebû Dâvûd, ve Tirmİzî rivayet etmişdir.)

2- Evlenmek; Çocukların üstünlüğü, nefsin çoğalması ve is­lâm'ın önemle üzerinde durduğu neseblerin korunmasıyla beraber hayatın devamı için en güzel bir yoldur.Daha önce Rasûlüllah'ın şu hadisi geçmiştir: «Çocuk doğuran sevimli kadınlarla evleniniz.Şüphesiz kıyamet günü Nebilere karsı sizin çokluğunuzla övüne­ceğim.»

Neslin çoğalmasında umumî maslahat ve hususi menfaat bu­lunduğundan, milletler, nesli çoğaltan ve çocuklarının sayısını ar­tıranlara teşvik mükâfatı vererek, halklarının çoğalmasına büyük bir hırsla önem vermektedirler.Hatta «üstünlük çoğunluktadır,» denmiştir.Bu hakikat bunu bozacak başka bir şey ortaya çıkma­dığı müddetçe devam edecektir.

Ahnef bin Kays, yanında bulunan oğlu Yezİd'e sevgiyle bakan Muaviye'nin yanma girdiğinde, Muaviye, Ahnef bin Kays'a; «Bu ço­cuk hakkında ne dersin?» diye sordu.Ahmed ne demek istediğini anladı ve şöyle dedi: «Ey müminlerin emin; çocuklar arkalarımı­zın direği, kalplerimizin meyvesi, gözlerimizin nurudurlar.Onlarla düşmanlanmıza saldırırız.Onlar bizden sonra halefimizdirler.On­lar için, alçalmış yer ve gölge yapan gök ol.Eğer senden isterlerse onlara ver.Şayet nzanı taleb ederlerse, onlardan razı ol, ihsan ve iyiliklerini onlardan esirgeme ki', sana yakın olmakla usanmasın­lar ,senin hayatını kerih görmesinler ve ölümünün acele olmasını istemesinler.» Bunun üzerine Muaviye; «Ey Ebû Bahr, Allah seni korusun, Onlar; vasfettiğin gibidirler.» dedi.

3- Babalık ve analık duygulan, çocukların bulunduğu yerde artar ve gelişir, sevgi ve sevkat alâmetleri çoğalır.Daha doğrusu bu duygular, insanın bunlar olmadan gerçek insan olmayacağı fa­ziletlerdir.

4- Evlilik hayatına tabi olduğunu hissetmek ve çocukların terbiyesini üzerine almak, kişinin dinç olmasına, ferdi kabiliyyet ve verilerini ortaya koymasına yardımcı olur.Böylece ailenin yü­künü taşımak ve görevleri yerine getirmek için çalışmaya koyulur.Bu sebeple gelir çoğalır, serveti çoğaltıcı sebepler artar ve netice­de üretim fazlasıdır.

5- Kendilerine düşen iş konularında, kadın ve erkek arasın­daki mesuliyeti sınırlamakla beraber, bir yönden evin dış işleri dü­zene girdiği gibi, diğer yönden evin durumu, görev taksimi yapılarak düzene girmiş olur.

Koca çalışıp kazanma ve evde gerekli olan mal ve nafakayı te­min peşinde koşarken, rahat etmesi, yorgunluğunu giderecek bir yuva bulması ve dinçliğini tazelemesi için kadının da, evi bekleye­rek, ev işlerini düzene koyması ve çocuklan terbiye etmesi gerekir. Bu adaletli iş bölümü ile Allah'ın razı geldiği, insanların beğendiği

ve hayırlı meyvelerin görüleceği vazifeleri kadın ve erkek yerine ge­tirmiş olurlar.

6- Evliliğin semeresi olan aile bağlarının gelişmesi, aile fert­leri arasında sevgi alışverişinin kuvvetlenmesi ve sosyal bağların gelişmesi islâm'ın mübarek saydığı hususlardan olup, İslâm bu da­yanışma ve yardımlaşmayı teşvik etmiştir. Şüphesiz birbirini se­ven ve birbirine bağlı olan toplumlar, sağlam ve mesud toplumlar­dır.

7- 6.6.1959 senesi Cumartesi' günü çıkan Şab gazetesinde neş­redilen Birleşmiş Milletler Heyetinin açıklamasışöyledir:«Evli olanlar, —çiftler ister dul, ister boşanmış, isterse bekâr olsun— evli olmayan kadın ve erkeklerden daha uzun müddet yaşamakta­dırlar.» Açıklamada devamla şöyle denmektedir: «insanlar dünya­nın her tarafında küçük yaşta evlenmeye başlıyorlar.Evli olanla­rın ömrü ise daha uzun olmaktadır.» Birleşmiş Milletler bu açık­lamasını 1958 senesinde biten, dünyanın her tarafından elde edilen verileri değerlendiren resmi araştırmasına dayandırmıştır.Bu res­mi araştırmaya dayanılarak raporda şöyle denilmektedir: «Kadın ve erkeklerden evli olanlar arasındaki vefat nisbetinin, evli olma­yanlar arasındaki' vefat nisbetinden daha düşük olduğu kesindir.» Bu durum değişik yaşlarda aynıdır. Raporda daha sonra şöyle den­mektedir.«Bütün bunlara binaen evlilik, erkek ve kadın için eşit bir şekilde faydalı ve sıhhi bir olaydır, demek mümkündür.Hatta hamilelik ve çocuk doğurma tehlikesi azalarak, milletlerin haya­tında anık bir tehlike teşkil etmez oldu.» Rapor şöyle devam et­mektedir:«Bugün dünyanın her yerinde ortalamaevlenme yaşı, kadınlar için yirmidört, erkekler için ise, yirmîyedidir.Bu yaş yıl­lardan beridir devam eden ortalama evlenme yaşından daha azdır.

 

9.4.Evlenmenin Hükmü

 

9.4.1.Vacib Olan Evlilik

 

Evlenme arzusu olup, zinadan korkan ve evlenmeye gücü ye­ten herkese evlenmek vacibdir.Çünkü nefsi haramdan korumak ve iffetli olmak vacipdir.Bu da, ancak evlenmekle mümkün olur.

Kurtubî şöyle demiştir: «Nefsine ve dinine, bekârlıktan dolayı gelecek zaraıdan korkan evlenmeye kudretli kişi, bu durumu ev­lenmekten başka bir yolla gideremezse üzerine evlenmenin vabic ol­duğunda İhtılar edilmemiştir.Şayet evlenmek için çırpmır da, zevcesine İnfaktan aciz kalır veya aciz kalacağını düşünürse, onuz» hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Evlenemeyenler, Allah kendilerini lûtfu İle zenginleştirene ka­dar İffetli davransınlar.» (Nûr: 33).

Bu kişinin çokça oruç tutması gerekir.Çünkü Buharî, Müslim,.Tirmizî, Nesâi ve Ebû Davud'un İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayet etti­ğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Gençler! içinizden evlenmeye gücü yeten evlensin.Zira evlenmek gözü haramdan daha çok korur, zinadan daha çok muhafaza eder-Gücü yetmeyen kimse ise oruç tutsun.Çünkü orucun şehveti kıran bîr hususiyeti' vardır.»

 

9.4.2.Müstehab Olan Evlilik

 

Bir kimsenin evlenmeye meyli olup, gücü yeterse ve şayet nef­sini haramdan koruyabileceğine de eminse, evlenmesi müstehab-olur.Bu kişinin evlenmesi, ibadet yapmak için dünyadan el etek çekmesinden daha evlâdır.Çünkü, islâm'da ruhbanlık yoktur.

Taberanî'nin Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayet ettiğine gö­re Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Şüphesiz Allahu Teâlâ,.ruhbani'yyet yerine bu kolay, hanif dini göndermiştir.» buyurdu.

Beyhakî'nin Ebû Ümâme hadisinden rivayet ettiğine göre; Ne­bi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Evleniniz.Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla Övünürüm. Hıristiyanlıktaki ruhbanlar gibi olmayınız.»

Ömer (r.a.); Ebü'z-Zevâid'e «Seni' evlenmekten ancak aciz ol­man veya facir olman engeller,» demiştir.

Ibn Abbas (r.a.); «ibadet edenin ibadeti evleninceye kadar ta­mam olmaz,» demiştir.

 

9.43.Haram Olan Evlilik

 

Cima ve infak konularında, kudretli olmamak ve cimaya ihti­yaç duymamak suretiyle zevcesinin hakkını ihlâl edene evlenmek haram olur.

Taberî şöyle demiştir: «Koca, zevcesinin nafakasını ve mehir parasını veya üzerine gerekli olan haklardan birisini eda etmekten aciz ise, iyi hal durumu kadın tarafından belli oluncaya veya zevce­sinin haklarını eda etmeye kendisinde kudret görünceye kadar, ev­lenmesi helâl olmaz.Yine kendisinde, kadının cinsel yönden fay­dalanmasına mani olacak bir hastalık varsa, kadını aldatmamak için hastalığını açıklaması gerekir.

«Kişinin, üstün bir soya mensup olduğunu ve kendisinde bu­lunmayan mal ve sanata sahip olduğunu söyleyerek kadını kandır­ması caiz değildir.Kadının da, kocasının haklarını yerine getirmek­ten aciz olduğunu bilmesi, delilik, cüzzam ve alaca hastalığına ya­kalanmış olması, fercinde bir hastalığın bulunması durumunda adamı aldatması caiz değildir.Satıcının ticaret eşyasmdaki ayıpla­rı açıklaması vacib olduğu gibi, kadının da kendisindeki hastalık­ları açıklaması gerekir.Eşlerden birisinde bir ayıp bulunursa, bir­birlerini reddetme haklan vardır.Eğer kadında bir ayıp çıkarsa, kocası onu reddederek vermiş olduğu mehri geri alabilir.

«Rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselâm, Benî Beyâda ka­bilesinden bir kadınla evlendi.Kadının böğründe alaca illeti bu­lunca, kadını reddederek; «Bana ayıbını gizledin», buyurdu.

«Kendisini kocasına teslim ettikten sonra, acizlik sebebiyle kocasından ayrılan kadın hakkında, Mâlik'ten gelen rivayette ihtilaf edilmiştir.Mâlik'ten gelen rivayette İmam Malik, bir defa­sında, «mehrin tamamını alır,» bir defasında ise, «yansını alır,» de­miştir.Bu ihtilaf, îmam Mâlik'in, «Mehir, kadının kocasına teslim olması île mî, yoksa Cimâdan sonra mı gerekir?» görüşlerinden kay­naklanmaktadır.»

 

9.4.4.Mübah Olan Evlilik

 

Evlenmeyi gerektiren faktörlerle, evlenmeye mani olan faktör­ler yok olunca, evlenmek mubah olur.

 

9.4.5.Evlenmeye Kadir Olanın Evlenmekten Uzak Durması

 

îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; bîr adam Rasû-lüllah'a bekârlıktan yakınarak; «Hadımlaşabilir miyiz?» diye sor­du.Bunun üzerine Nebî aleyhi ve sellem; «Bizim için hadımlaşmak yoktur,» buyurdu.

Sa'd bin Ebî Vakkâs {r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o; «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Osman bin Maz'ûn'nun dünyadan el etek çekerek bekâr kalmasını reddetmiştir. Eğer ona izin verseydi, biz de hadımlaşacaktik,» demiştir.Yani Osman'a ev­lenmekten uzak durması için izin verseydi, biz bu işte çok aşın gi­dip işi hadımlaşmaya kadar vardıracaktık.»

Taberi şöyle demiştir: «Osman bin Mez'ûn'un istediği tebettül, kadınları, güzel kokuyu ve kendisinden lezzet alman her şeyi ken­disine haram kılmaktı.Bunun üzerine hakkında şu ayet inmiştir:

Ey İnsanlar sizi nzıklandirdığımızm temizlerinden yiyin.Yal­nız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.» (Bakara: 172).

 

9.4.6.Evlenmeyi Hacca Takdim Etmek

 

Kişinin evlenmeye ihtiyacı olur da, terkettiği takdirde zinaya düşeceğinden korkarsa, evlenmeyi hacca takdim etmesi vacibdir.Şayet zinadan korkmazsa, haccı Önce yapar.İlim öğrenmek ve ci-had gibi farzı kifaye olan farzlar da bunun gibidir ki, zinadan kork-madığı müddetçe bunlar evlenmeye takdim edilir.

 

9.5.Evlilikten Uzak Durmak Ve Sebebî

 

Daha önce de geçtiğine göre; evlenmek, müstağni kalınamaya­cak bir zarurettir.Ömer (r.a.)'in dediği gibi; «Evlenmeyi ancak aciz­lik ve fâcirlik engeller.» islâm'da ruhbanlık yoktur.Evlenmekten yüz çevirmek, însana pek çok meziyet ve menfaatleri kaybettirir.Bu ifadeler, kadın ve erkeğin eşit olarak istifade edeceği şekilde, müslüman toplumu, evlenmenin yollarını kolaylaştırmak ve sebep­lerini hazırlamaya sevketmeye yeterlidir.Ancak, ailelerin büyük bir kesimi bunun aksini yaparak, islâm'ın bu uygun görüşünden ve yüksek öğretisinden çıkmış, evlenmeyi zorlaştırarak, evlenmenin yollarına sarp kayalar koymuşlardır.

Bu zorluklar sonucunda, erkek ve kadınları, bekârlık elem ve ızdırabiyla karşı karşıya bırakmış, sapık ilişkiler ve utanç verici birleşmelerle insanlığın başına bir belâ getirmişlerdir.Evlilikle il­gili bu belâ, köylerden ziyade şehirlerde daha çok kendini göster­miştir.Çünkü köylerde hayat, israftan ve evlenme zorluklarından uzak olarak devam etmektedir.Şehirlerde ise hayat.Bazı aileleri istisna edersek, çok büyük bir zorluk içinde sürer gider.Bu zorlu­ğun sebeplerinden en büyüğü, mehrin aşırı derecede fazla oluşu ve kocaya gücü yetmeyeceği ve aciz kalacağı nafakanın yüklenme­sidir.Bu işin bir yönü..

Başka bir yönden îse, kadının dağınık bir vaziyette ve çirkin bir surette dışarıya çıkması, onun gidişatı hakkında şüpheler uyan­dırır.Böylece erkek, hayat arkadaşı seçmekten kaçınmaya başlar.Hatta insanlardan bazıları, kendi görüşüne göre evlilik hayatının yükünü taşımaya müsait bir kadın bulamadığı için evlenmekten vaz geçer.işte bunun için,fazilet, iffet ve hayat üzerine kurulu bir sis­temle kadınları terbiye yoluna giden, aşın mehir ve evlenme zorluklarıni ortadan kaldırmayı Öneren islâm'ın öğretisine dönmek gerekir.

 

9.6.İyi Bîr Zevce Seçimi

 

Kadın, erkeğin canyoldaşı, hayat arkadaşı, evinin terbiyecisi.çocuklarının annesi, sırlarını açıp fısıldaşacağı kişi ve çocuklarını dünyaya getiren tarlasıdır.

Kadın, ailenin temel direklerinden en önemli bir direktir.Çün­kü kadın çocuklar için en değerli varlıktır.Çocuklar anne vasıta­sıyla pek çok üstünlükler ve sıfatlar kazanırlar.Kadının yanında çocukların duygulan oluşur, melekesi gelişir ve annesinin lisanını öğrenerek çok kere onu taklit ederek âdetlerini elde eder, dînini öğ­renir ve toplumsal yaşantıya alışır.

Bundan dolayı îslâm iyi bir zevce seçimine önem vererek, onu, üzerinde düşünülmesi ve dikkatle bakılması gereken hayırlı bir var­lık kılmıştır.Dîni muhafaza ederek, faziletlere yapışarak, kocanın hakkına riayet ederek, çocuktan himaye etmekten başka kurtuluş yolu yoktur, işte gözetilmesi gereken husus budur.Bunlann dışın­dakiler dünya süslerinden olup, islâm bunlardan sakındırmış, ha­yır, fazilet ve iyilikten uzak bu hareketleri nehy etmiştir.Insanlann çoğu ise, mal fazlalığını fitne verici güzelliği, yüksek bir makamı, asil bir nesebi ön plana alarak güzel terbiyeyi ve nefsin olgunluğu­nu düşünmeden, geçmişlerinin şerefini araştırmaya; önem verdiler.Böylece evliliğin meyvesi acıya dönüştü ve zarar verici sonuçlarla nihayete erdi.

Bunun için, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bu tür ev­liliklerden sakındırarak şöyle buyurdu: «Gübrenin yeşilliğinden sa­kının.» Ashabı; «ya Rasûlüllah, gübrenin yeşilliği ne demektir?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Kötü bir muhitte­ki güzel bir kadındır,» buyurdu.

Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Güzelliği İçin kadınlarla evlenmeyiniz.Umulur ki, güzellikleri on­ları uçuruma yuvarlar.Mallan İçin de kadınlarla evlenmeyiniz.Umulur ki, mallan onları azdırır.Ancak dîni için kadınlarla evle­niniz.Ağzı burnu düzensiz dindar bir cariye diğerlerinden daha efdaldir.»

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; ailenin yapısını ve ai­lenin durumlarını gözetmeyi düşünmeden evlenmek isteyenlerin, evenmekteki maksadın aksini yaptıklarını haber vererek şöyle bu­yurmuştur:

«Malı için bir kadınla evlenenin Allah, ancak fakirliğini artırır.Soyu İçin bir kadınla evleneni, Allahû Teâlâ aşağı mertebelere indirir.Ancak, gözünü haramdan korumak, avret mahallerini muhafa­za etmek ve sila-i rahim yapmak için iyi bir kadınla evlenen kişiye gelince, Allah kendisini kadın hakkında, kadını da kendisi hakkında mübarek kılar.» (Hadisi İbn Hibbân zayıflan arasında rivayet etmiştir.)

Rasûlüllah'ın bu sakındırmasının amacı, evlenmekten ilk ga­yenin bu gibi dünya meselelerine yönelmek olmaması içindir.Çün­kü mal, soy ve güzellik gibi hususlar, kişinin şanını artırmaz ve onu yüceltmez.Bilakis ilk önce gerekli olan dinini araştırmaktır.Çün' kü din, aklın ve kişinin iç yapısının hidayet rehberidir. Bundan sonra insanın tabii olarak arzu ettiği diğer sıfatlar gelir.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Ka­dın dört şey için nikahlanır: Malı için, güzelliği İçin, soyu için ve dini için.Sen dindar olanını seç ki, yoksulluk görmeyesin.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iyi bîr-kadın için belli ölçüler koyarak, onun itaatkâr, iyiliksever, güvenilir ve güzel olaca­ğını belirterek şöyle buyurmuştur:

«Kadınların en hayırlısı baktığın zaman seni sevince boğan, emrettiğin zaman sana İtaat eden, üzerine yemin ettiğin zaman yü­zünü ak çıkaran, kendisinden uzakta olduğun zaman nefsi ve malın hakkında seni koruyandır.» (Hadisi Nesâî ve diğerleri sahih bir se­netle rivayet etmişlerdir.)

Talip olunan kadmda aranması gereken meziyetler şunlardır: Kadının ahlâkı düzgün, sinirsel yönden uyumlu, cinsel sapmalar­dan uzak olarak tanınmış İyi bir çevreden olması gerekir.Çünkü bu tip kadın, çocuklarına karşı şefkatli ve kocasının hakkına ria­yetkar olur.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ummüfaânî'yî istemeye gittiğinde, Ommühânî çocuk sahibi olduğunu bildirerek Resûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem'den özür diledi. Bunun üzerine Rasûlül­lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Deveye binmiş ka­dınların (yani Arap kadınlarının) en hayırlısı Kureyş'in sallha ka-dınlandir.Bunlar çocuklarına karşı en şefkatli, kocalarının malı­nı korumak hususunda da en dikkatli kadınlardır.»

iyi bir soydan yine iyi bir çocuğun çıkması tabiidir.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir.Cahlllyet devrinde hayırlı olan­lar, İslâm'ı iyi anlayıp yaşadıkları takdirde yine hayırlıdırlar.»

Hatiy ağacı liften başka bir meyve vermez.Huima ağacı da bit­tiği yerden başka yere dikilmez.

Adamın birisi, şerefine ulaşamadığı bir kadına talip olunca, kadın şöyle şiir söyledi: «Temiz soy sahibi, eksik soy sahibi ile bir­leşmekten dolayı çok yaş akıtmıştır.»

Evlenmenin gayelerinden ilki, şerefli çocuklar yetiştirmektir.Bunun olması için, kadının asil olması gerekir.Kadının asaleti, vücudunun selametiyle beraber, kardeş, hala ve teyzelerinden ben­zerlerine kıyasla bilinir.

Çocuk doğurmayan kısır bir kadına talip olan bir adam Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek; «Yâ Rasülallah, ben, güzel, asil fakat çocuk doğurmayan bir kadına talip oldum,» deyin­ce, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o adamı bu işten nehy ederek şöyle buyurdu: «Sevimli ve çocuk doğuran kadınlarla evle­niniz.Şüphesiz ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla diğer ümmet­lere karşı Övünürüm.»

Vedûd kadın; kocasına karşı sevgi besleyip onu gerçek dostu kabul eden ve hastalığında, bütün gücünü kocasının iyileşmesi için sarfeden kadındır.

İnsanm yaradılışında güzeli sevmek ve arzu etmek vardır, in­san, güzelden uzak olduğu zaman, içinde devamlı olarak kendin­den bir şey kaybetmiş olduğunu hisseder.Güzeli elde edip, elinin altına aldığı zaman ise, nefsi sükûnete erer, duyguları mutluluk ve saadete erer.Bunun için islâm, zevce seçerken güzelliğini de hesa­ba katmaktan alıkoymaz.

Sahih hadiste şöyle geçmektedir: «Şüphesiz Allah güzeldir, gü­zeli sever.>

Muğîre bin Şu "be (r.a.) bir kadına talip oldu.Durumu Rasûlül­lah sallallahu aleyhi ve sellem'e bildirince; Rasûlüllah ona şöyle dedi: «Git o kadına bak.Çünkü böyle yapman, aranızdaki sevginin devamı için daha elverişlidir.» Yani Onu görürsen, aranızdaki dost­luk ve beraberlik devamlı olur.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ensâr'dan bir kadına ta­lip olan adama nasihat ederek; «Ona bak, çünkü ensâr'ın gözlerin­de bir kusur vardır,» buyurmuştur.

Câbir bin Abdullah (r.a.), evlenmek istediği kadını görmesi ve kendisini ona yaklaştırmaya sevkedecek yerlerine bakması müm­kün olsun diye meseleyi gizli tutardı.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, istenecek kadınların gizli kusurlarım öğrenmek için hanımlarından birisini gönderir ve «Ağzını koklayın, tenini koklayın ve ökçelerine balon,» buyururdu.

Zevcenin bakire olması da güzel görülmüştür.Çünkü bakire kadın, evlilikten önce herhangi bir erkek hakkında bilgisi olmayan sâde bîr kadındır.Onunla evlenmek, nikâh bağının kuvvetli olma­sını sağlar.Kocasına kalpten gelen bir sevgiyle bağlanır.«Gerçek sevgi ilk sevgiliyedir.» Câbir bin Abdullah (r.a.) dul bir kadınla ev­lenince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine; «Bekâr bir kadınla evlenseydin.O seni bilir sen de onu bilirdin ve beraber­ce oynaşırdınız,» buyurmuştur.Bunun üzerine Câbir, babasının kendisini küçük çocuklarla birlikte terkettiğini, bu çocukların işle­rini görecek bir kadına ihtiyaçları olduğunu, bu kadının ise, ev iş­lerinde bilgi ve mahareti bulunmayan bakire kadından çocukları bakmaya daha elverişli bulunduğunu Resûlüllah'a haber verdi.

Gözetlenmesi gereken konulardan birisi de; karı-koca arasında yaş, sosyal yaşantı, kültürel seviyede bir yakınlığın bulunmasıdır.Bu konulan gözetmek, dostluğun sürekli olması ve beraberliğin de­vamına yardımcı olur.Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) Rasûlüllah (sallal­lahu aleyhi ve sellem'in kızı Fatma'ya talip olduklarında; Rasûlül­lah sallallahu aleyhi ve sellem; «O henüz küçüktür,» buyurdu.Ali (r.a.) Fatıma'yı isteyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Fatıma'yı Ali (r.a.) ile evlendirdi.

işte bu bilgiler, karısının nur saçan bir lamba ve yolunda yürüyeceği bir kandil olmasını isteyenler için islâm'ın açıkladığı anlamlı prensiplerdir.Kadın seçiminde bu inceliklere dikkat edersek, evimizi, çocukların nimet içinde yaşayacağı ve kocanın mesud olacağı huzurlu bir yuvaya çevirmemiz mümkün olur.Böyle bir yuvadan, milletlerin hayat kaynağı olacak salih evlatların doğması mümkün olur.

 

9.7.İyi Bir Koca Seçimi

 

Kızın velisinin, kızı için iyi bir koca seçmesi gerekir.Kızını ancak, dindar, ahlâklı, şerefli, ağırbaşlı, îyi birisiyle evlendirebüir.Böyle bir koca hanımıyla beraber bulunduğunda ona iyi muamele yapar, ayrıldığında da yine iyi bir şekilde ayrılır.

imam Gazali, thyâ'smda şöyle demiştir: «Kadın haklarında dikkatli davranmak çok Önemlidir.Çünkü onlar nikah konusunda naziktirler.Koca ise her durumda boşamaya kadirdir.Kişi kızını, zâlim, fâsık, bid'at ehli, devamlı içki içen birisiyle evlendirdiği za­man, dinine karşı suç işlemiş olup, kötü bir eş seçtiğinden ve res­men, dinine karşı suç işlemiş olup, rahmi kestiğinden dolayı da Al­lah'ın gazabını istemiş demektir.»

Bir adam Hasan bin Ali'ye «Bir kızım var.O'nu evlendirmem için ne tavsiye edersin?» diye sorunca.Hasan, «Onu Allah'tan kor­kan birisiyle evlendir.Çünkü kızını sevdiği zaman ona ikramda bulunur, buğz ettiği zaman ise ona zulm etmez.» dedi.

Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Nikah nazik bîr konudur.Sizden biriniz kızını kime verdiğine iyi baksın.»

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: «Her kim kızını bir fasıkla evlendirirse, onunla arasındaki akraba­lık bağını kesmiş olur.» (Hadisi îbn Hibbân zayıflan arasında Enes hadisinden rivayet etmiştir.Yine îbn Hibbân, bu hadisi, Şa'bî'nİn sözü olarak, sahih bir senetle sika'lan arasında rivayet etmiştir.)

Îbn Teymiyye; «Günahlara ısrarla devam edenin evlenmesi uy­gun değildir,» demiştir.

 

9.9.Hitbe-Kız İstemek:

 

«Hıtbe»; Kı'de ve Cilse kelimeleri gibi, Fi'le veznindedir.İn­sanlar arasında belli olan yollarla kız istemeye bu isim verilmiş­tir.Hitbe, evliliğin ilk kademesidir. Allahu Teâlâ eşlerden birinin diğerini iyi tanıyarak, evliliğe atılan adımların sağlıklı olabilmesi için, evlenme bağım kurmadan önce hıtbeyi meşru kılmıştır.

 

9.9.1.Evlenme Teklifi Yapmanın Mubah Olduğu Kadın

 

Îki şart kendisinde bulunmayan kadına, evlenme teklifi yap­mak mubah olmaz.

Birincisi; o anda evlenmesine mâni olacak şer'î manilerden hâ­li olması.

ikincisi; başka birisinin daha önce şer'î yolla kadına talip ol­maması.Şayet müebbed veya muvakkat haramhk sebeplerinden bir sebeple haram olur, veya başka birisi kadına talip olursa böyle bir kadına evlenme teklifi yapmak caiz değildir.

 

9.9.2.Başkası İçin İddet Bekleyen Kadını İstemek

 

îddeti, ister vefat, isterse boşanma sebebiyle olsun, ister talak-ı bâin ile isterse talak-ı ric'î ile[2] boşanmış olsun iddet bek­leyen kadını istemek haramdır.

Şayet ric'î talak ile iddet bekliyorsa, Onu istemek haramdır.Çünkü henüz kocasının muhafazasından çıkmış değildir.Herhangi bir vakitte ona dönmesi mümkündür.Eğer bâin talak ile id­det bekliyorsa, açık sözlerle onu istemek haramdır.Çünkü koca­nın hakkının kadınla ilgisi devam ediyor.Yeni bir akidle kadı­na dönme hakkına sahiptir.Başka bir adamın böyle bir kadım is­temesi, adamın hakkına tecavüzdür.Alimler, tariz yoluyla böyle bir kadım istemek konusunda ihtilaf etmişlerdir.Sahih olan, bu­nun caiz olmasıdır.

Eğer kadın, kocasının vefatı dolayısıyla iddet bekliyorsa, id­det esnasmda açık bir ifade kullanmadan tariz yoluyla kadına ta­lip olmak caizdir.Çünkü kocalık bağı, vefat ile kesilmiş olup, ölen koca için geride bıraktığı karısıyla alâkalı bir hak kalmamıştır.Ancak bu durumda bile kadının üzüntülü durumunu gözetmek, bir yönden kadım teselli etmek, başka bir yönden Ölenin ailesi ve va­rislerini muhafaza etmek için, açık bir ifade ile kadım istemek ha­ram kılınmıştır.

Allahü Teâlâ bu konuda şöyle buyurur: «Böyle kadınlara ka­palı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya İçinizden onlarla ev­lenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur.Allah (c.c.) onlan anacağınızı bilir.Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleş-meyin.Müddet sona erene kadar nikâh akdine kalkışmayın.İçi­nizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de, O'ndan çekinin.Allah'm ba­ğışlayan ve Hâlim olduğunu bilin.» (Bakara: 235)

Ayette geçen kadınlardan maksat, kocalarının vefatı dolayısıy­la iddet bekleyen kadınlardır. Çünkü sözün gelişi bunu göstermek­tedir.Tarizin manası; konuşanın söyleyeceği sözü söylemeden, ona delalet eden başka bir sözü söylemesidir.Meselâ; «Evlenmek isti­yorum», «Allah (c.c.) bana iyi bir kadın nasip etse isterdim,» ve­ya, «Allah seni elbette hayırlı bir şeye sevkedecektir,» demek gibi.îddetli bir kadına hediye götürmek caiz olup, bu da tarizden sa­yılır.Yine kendini methetmesi, tariz yoluyla evlenmekle ilgili me­seleleri zikretmesi caizdir.

Nitekim Ebû Ca'fer Muhammed bin Ali bin Hüseyin de böy­le yapmıştır:

Hanzala'mn kızı Sükeyne şöyle demiştir: «Ali bin Muhammed bin Ali, ölen kocamdan îddetim henüz bitmeden benden izin ta­lep ederek, 'Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ali'ye olan yakınlığımı ve Araplar içindeki yerimi biliyorsun!, dedi.» Ben de; «Allah (c.c.) seni bağışlasın, ey Ebû Ca'fer.Sen kendisinden ilim öğrenilen bir adamsın.İddet beklerken mi talip oldun?» dedim.Ali bin Muhammed şöyle dedi: «Ben sana, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e ve Ali'ye olan yakınlığımı haber verdim.Rasülüllah, kocası Ebû Seleme ölünce dul kalan ümmü Selerae'nin ya­nına gelerek; «Benim Allah'ın Rasûlü ve hayırlı kulu olduğumu, kavmim arasındaki yerimi biliyorsun,» demiştir.İşte bu söz, is­temek anlamını taşır.» (Hadîsi, Dârekutnî rivayet etmiştir.)

Bu görüşlerin özeti; iddet bekleyen tüm kadınlara açık bir ifa­de ile talip olmak haramdır.Bâİn talak ile boşanan ve vefattan dolayı iddet bekleyen kadınlara, üstü kapalı söz ile talip olmak mubahtır.Ric'î talak ile iddet bekleyen kadına talip olmak ise ha­ramdır.

iddet esnasında açık bir söz ile kadını isteyip de, iddet bittik­ten sonra nikah akdi yapılırsa, alimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir:

imam Mâlik; «Kadınla yatsın veya yatmasın ayrılmaları ge­rekir,» demiştir.

Şafi'î ise şöyle demiştir: «Bir yönden ihtilaf vaki olduğu için.zikri geçen açık nehyi irtikap etmiş olsa bile akid sahih olur.»

îddet müddetinde akid vâkî olup, beraber yattıkları takdirde, ayrılmaları gerektiği konusunda âlimler ittifak etmişlerdir, imam Malik, Leys ve Evzâ'î; «Bundan sonra kadınla evlenmesi helâl ol­maz,» demişlerdir.Alimlerin çoğu ise; «iddet müddeti bittikten sonra, istemesi halinde evlenmek helal olur,» demişlerdir.

 

9.9.9.3.Başkasının İstediği Kızı İstemek

 

Müslüman kardeşinin istediği kızı istemek, kişiye haramdır.Çünkü bu harekette, ilk isteyenin hakkına tecavüz ve ona kötülük etmek vardır.Böyle bir tasarruf, aileler arasında nifak tohumlan ekerek, onlan emin kişilerin huzurunu kaçıran bir düşmanlığa sü­rükler.

Ukbe bin Amir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlül-lah sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Mümin mü­minin kardeşidir.Binaenaleyh bir mümin İçin kardeşinin satışı üzerine satış yapması ve o vazgeçmedikçe dünürlüğü üzerine dünür göndermesi helâl değildir.» (Hadisi, Müslim ve Ahmed.rivayet et­mişlerdir.)

îstenen hanım açık bir şekilde kabul ederse, velisinin îzni mu­teber olduğu takdirde, o kadının izin verdiği velisi açık olarak ka­bul etmiş ise, böyle bir hanımı istemek haram olur.Şayet bir ön­cekine açık bir şekilde red cevabı vermişse veya tariz "yoluyla «Senden yüz çevirmek mümkün değildir.» gibi bir sözle kabul et­mişse veya ikinci dünürlüğe gelen, ilk geleni bilmezse veya kadın kabul etmeyip reddederse veya ilk dünür ikinciye izin verirse bu durumlarda, istenen bir kadını istemek caizdir.

Tirmizî Şafiî'den, bu hadisin manasım şöyle rivayet etmiştir: «Kadın istendiği zaman, buna razı gelir ve kabul ederse, başka­sının onu isteme hakkı yoktur.Ancak, kadının razı olduğu veya kabul ettiği bilinmezse, onu istemekte bir beis yoktur.Şayet, bi­rinciyi kabul ettikten sonra, ikinci kişi kadını ister ve nikah akdi gerçekleşirse, günahkâr olur, akid ise sahihtir.Çünkü, başkasının istediği kadını istemek, evlenmenin sıhhati için şart değildir.Böy­le yapmakla nikah akdi bozulmaz.»

Dâvûd ise «ikinci adam, böyle bir kadınla evlendiği takdirde, kadınla yatmadan önce ve de sonra akid bozulur» demiştir.

 

9.9.4.İstediği Kadına Bakmak

 

Evlilik hayatını yumuşatan, onu saadet ve sevinçle dolduran hususlardan birisi de, kişinin, evlenmeye yaklaştıracak adımların atılmasına sevkeden güzelliğini veya onu bırakıp başkasına talip olmaya sevkedecek çirkinliğini bilmesi için talip olduğu kadına bakmasıdır, ihtiyatlı davranan kişi, yaptığı işin hayır ve şer ol­duğunu bilinceye kadar iyice araştırmadan karar vermez.

A'meş şöyle demiştir: «Görmeden yapılan her evlenmenin so­nu üzüntü ve kederdir.» Bu şekilde bakmayı islâmiyet mendub saymış, hatta teşvik etmiştir.

Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Sizden biri­niz, bir kadınla evlenmek istediği vakit, kendisini o kadınla evlen­meye celbedecek taraflarına bakmak fırsatını bulursa, baksın.» Câ­bir şöyle demiştir: «Beni Seleme'den bir kadınla evlenmek iste­dim. O kadının beni kendisiyle evlenmeye celbedecek taraflarına gizlice baktım.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)

Muğîre bin Şu'be (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Muğîre bir kadına evlenme teklifi yapınca Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem kendisine; «O kadına baktın mı?» diye sordu.O; «hayır.» deyince, Rasûlüllah «O kadını görmelisin, zira görerek evlenmek, evlendikten sonra aranızdaki sevginin devamını daha iyi sağlar.» Yani böyle yapman aranızdaki anlaşmanın devamlı olmasına da­ha uygundur.(Hadisi Nesâî, îbn Mâce ve Tinnizî rivayet etmiştir.Tîrmizî hadisi hasen saymıştır.)

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; bir adam ensâr'dan bir kadını isteyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «O kadını gördün mü?» diye sordu.Adam, «hayır,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem «Git, o kadına bak.Şüphe­siz ensar'ın gözlerinde bir kusur vardır,» demiştir.

 

9.9.5.Bakılması Caiz olan Yerler

 

Cumhur ulemânın görüşüne göre, erkek sadece kadının yüzü­ne ve ellerine bakabilir.Başka yerine bakamaz.Çünkü, yüze bak­mak, güzel veya çirkin olduğunu belli eder.Ellere bakmak ise vü-cud teninin ne şekilde olduğunu gösterir.

Alimlerin çoğunluğunun bu görüşüne ters düşenler de olmuş­tur:

Davûd; «bütün vücûduna bakabilir,» Evzâ'î ise «vücûdunun gösterişli kısımlarına bakabilir,» demiştir.

Bazılarına göre; hadisler, bakılacak yeri tayin etmemiş olup, ifade, maksat hasıl olacak şekilde bakılması için mutlak olarak gelmiştir.Bu görüşü savunanların delilleri şudur: Abdürrezzak ve Sa'îd bin Mansûr'un rivayet ettiklerine göre Ömer (r.a.) Ali'nin kızı Ününü Gülsüm'e talip olunca; Ali (r.a.) onun küçük olduğunu söy­leyerek, «Onu sana gönderirim, razı gelirsen karın olur,» dedi.Buj nun üzerine Ummü Gülsüm'ü Ömer'e gönderdi.Ömer ise, topuk­larını açınca, Ummü Gülsüm; «Emîrül-müminîn olmasaydın, göz­lerine bir tokat çarpardım,» demiştir.

îstediğî kadına bakıp da hoşuna gitmezse, sükût eder, söyle­yeceği sözlerden ez yet duymasın diye bir şey söylemez.Umulur ki onun beğenmediği yönlerini bir başkası beğenebilir.

 

9.9.6.Kadının Erkeğe Bakması

 

Bu hüküm sadece erkeklere ait olmayıp kadınlar için de ge­çerlidir.Kadının da kendisini isteyen erkeğe bakması hakkı var­dır.Kadını görüp beğenmek söz konusu olduğuna göre, kadının da erkeği beğenmesi söz konusudur.Ömer (r.a.); «Kızlarınızı çir­kin erkeklerle evlendirmeyiniz.Kadınların erkeklerden, erkekle­rin de kadınlardan beğendikleri vardır.» demiştir.

 

9.9.7.Evleneceği Kadının Vasıflarını Öğrenmek

 

Kadının güzellik ve çirkinlikle ilgili sıfatlan bakmak suretiy­le öğrenilir.Ahlakıyla ilgili diğer sıfatlara gelince: Bunlar kadı­nın vasıflarının anlatılmasıyla, beraberce bulunduğu kişileri ve et­rafındaki insanları araştırmakla veya anne ve kızkardeş gibi' gü­venilir yakın akrabadan birisi vasıtasıyla bilinir.

Nebî aleyhisselam Ümmİi Süleym'i bir kadına göndererek, ona; «O kadının ayak damarlarına bak ve yaka kısımlarını kok­la,» buyurmuştur.Bir rivayette; «Ağız kokusunu öğrenmek için ön dişlerini kokla,» şeklindedir.(Hadisi Ahmed, Hâkim, Taberânî ri­vayet etmişlerdir.)

Gazâlî, İhyâ'sında şöyle demiştir: «Kadının ahlâk ve güzelliği­ni doğru dürüst, iç ve dış hallerinden haberdar olan ve vasıfları­nı iyi görebilenden başkası söyleyemez. Böyle bir kimse, kadının tarafını tutarak vasıflarını övmekte aşın gitmez.Ona hased ede­rek de iyi durumlarım eksik anlatmaz.insanın mizacı, evliliğin başlangıcında kadınları vasıflandırırken ifrat ve tefrite kaçmaya meyyaldir.Çok az kişi doğruyu söyler ve eksiksiz anlatır.Bilakis bu konuda aldatma ve kandırma çok olur.Onun için, istediği ka­dından başkasının kendisine gösterilmesinden korkan kimsenin bu konuda dikkatli davranması gerekir.»

 

9.9.8.İstediği Kadınla Yanlız Kalmanın Haram Oluşu

 

Kişinin istediği ^kadınla yalnız kalması haramdır.Çünkü ni­kah akdi gerçekleşinceye kadar, kişiye istediği kadınla yalnız kal­ması haram kılınmıştır.îslâm, bakmanın dışında bir şeye müsa­ade etmemiştir.Böylece haramhk, bakmanın dışındaki yerlerde de­vam etmiştir.Çünkü, yalnız başbaşa kalındığında, Allah'ın nehyet-tiği şeylerin yapılmasından emin olunamaz.Eğer yanında kadının mahremi varsa, günah işleme korkusu bulunmadığından halvet ca­izdir.

Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah'a ve ahiret gününe İman eden, yama­da mahremi bulunmayan İtarfmln yalnız bulunmasın. Şüphesiz üçün­cüleri şeytan olur.»

Amir bin Rabîa'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Rasûlüllah şöyle buyurdular: «Kişi helâli olmayan bir kadınla yalnız beraber bulunmasın.Şüphesiz üçüncüleri şeytan olur.* Ancak yan* lannda mahrem bulunursa o müstesnadır.» (Bu iki hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)

 

9.9.9.Halveti Önemsememenin Tehlikesi ve Zararı

 

İnsanlardan çoğu bu konuyu önemsemeyerek, kızının veya ya­kının, istediği adamla haşır-neşir olmasını, hiç sakınmadan onun­la beraber kalmasını, kontrol etmeden onunla istediği yere gitme­sini mubah gördüler.Bunun sonucu olarak da kadın şerefinin za­yi olması, iffetinin bozulması ve kerametinin heder olmasıyla kar­şılaşıldı. Bazen, böyle yapanlar, evlenmeyi tamamlayamadıklan gi­bi, buna ilave olarak kadınlara evlilikten tamamen uzak kalma­ları da söz konusu olmuştur.

Bunun aksi olarak; bazı şuursuz kişiler de, kızını istemeye ge­lenin kızını görmesine izin vermez. Zifaf gecesinden Önce erkek kı­zı, kız da erkeği görmeden nikahlan kıyılır. Bazan da, görme şekli.İşin olmasını beklemeden ansızın olur.Böylece sonunda yuvanın dağılması ve ayrılma gibi baştan düşünülmeyen durumlar meyda­na gelir.

İnsanlardan bazıları sadece bir fotoğrafla yetinirler.Bu ise ger­çekte, kalbin mutmain olacağı bir şeye delâlet etmez.Ve gerçek olarak hakikâtleri ince bir şekilde ortaya koymaz.Bunlann en ha­yırlısı, İslâm'ın getirdiği sistemdir.Bu sistemde taraflardan her birileri, kadının şerefini himaye etmek, ırzını korumak için hal­vetten kaçınarak birbirlerini görme haklan vardır.

 

9.9.10.İstediği Kadından Vazgeçmek

 

Hıtbe; evlilik akdine bir başlangıç olup, çok kere mehrin ta­mamı veya bir kısmı, hediye ve hibeler, aradaki bağlan kuvvetlen­dirmek ve yeni alâkalan pekiştirmek için verilir. Bazan isteyen ve istenenden birisi nikah akdinden vazgeçer veya ikisi beraberce vaz­geçerler.Acaba bu caiz midir? Verilen eşyalar geriye alınır mı?

Hitbe; mücerred olarak evlilik vaadidir.Yoksa evlenmeyi ge­rekli kılan bir akiu" değildir.Vaad verenlerden her birilerinin ver­dikleri sözden vazgeçmeleri, sahip olduklan haklardan bîr haktır.

Sâri', hernekadar sözünden dönmeyi, kötü bîr ahlâk ve mü­nafıkların sıfatı olarak vasıflandırmışsa da, sözünden dönenin, sö­zünde durmadığı için cezalanacağı maddi bir ceza koymamıştır.

Ancak burada sözünden dönmeyi gerektirecek bir zaruret var­sa, o müstesnadır.

Buhari'de geçtiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selIem şöyle buyurmuştur: «Münafığın alameti üçtür; konuştuğu za­man yalan konuşur, vaadinde durmaz, emanete hıyanetlik eder.»

Abdullah bin Ömer (r.a.)'in vefatı yaklaşınca şöyle buyurmuş­tur: »Kureyş'ten bir adam için, filancaya gidiniz, ben ona kızım hakkında söz vermeye benzer bir lâf ettim. Allahu Teâlâ'ya üç ni­fak alametinden birisiyle kavuşmak istemem.Sizi şahid tutuyorum ki, kızımı o adamla evlendirdim.»

isteyen kişinin mehir olarak verdiklerini geri isteme hakkı var­dır.Çünkü bunlar yapılacak evlenmeye karşılık verilmiştir.Evlen­me akdi gerçekleşmeyince, mehri hak etmiş sayılmaz ve mehri sa­hibine iade etmesi vâcib olur.Çünkü bu, onun hâlis olarak hak­kıdır.

Hediyelere gelince; bunlann hükmü hibenin hükmüdür.Sahih olan, karşılık olarak değil de yalnız teberru olarak verilen hibe­den dönmenin caiz olmadığıdır.Çünkü kendisine hibe verilen ki­şi, hibe edilen malı aldığı zaman, onun mülküne girmiş olur.V» o maldan tasarruf etmesi caizdir.Hibe edenin vazgeçmesi, rızası obuadan hibe ettiği kişiden malı çekip almaktır ki, bu aklen de şer'an da bâtıldır.Eğer hibe eden, karşılık istemek ve karşılık görmek için hibe eder de hibe edilen karşılığı vermezse, hibe ede­nin hibesinden dönmesi caizdir.Bu durumda hibe edenin, hibe et­tiği' şeyden dönme hakkı vardır.Çünkü yaptığı hibe, karşılık bek­lemek üzere yapılan hibedir.Evlilik akdi tamamlanmayınca hibe ettiği şeyden dönme hakkı doğmuş olur.Bu konuda esas olan şu rivayetlerdir:

Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin İbn Abbas'tan ri­vayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kişinin verdiği hediyeden ve hibe ettiği maldan dön­mesi helâl değildir.Ancak babanın çocuğuna verdiğinden dönmesi müstesnadır.»

Yine Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin İbn Abbas'tan rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Hi­be ettiği şeyden dönen, kusmuğuna dönen gibidir,» buyurmuştur.

Salim'in babasından, babasının da Rasûlüllah'tan rivayet et­tiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş­tur: «Hibe edilen mala, karşılık söz konusu olmadığı müddetçe, en lâyık olan kişi, hibe edilen şahıstır.»

Bu hadislerin mânasını, İlâmü'l-Muvakkı'în kitabının yazan şu şekilde bir araya getirmiştir: «Karşılık istemek için değil de, teber­ru için,yapılan hibeden, hibe edenin vazgeçmesi helâl olmaz.Kar­şılık istemek ve karşılık görmek için yapılan hibeden ise, hibe edi­len karşılığı vermediği müddetçe, hibe edenin dönme hakkı vardır.Rasûlüllah'in hadislerinin tümüyle âmel edilir.Hadisler birbirine karşı kullanılmaz.»

 

9.9.11.Fakihlerin Görüşleri

 

Bugün Mısır mahkemelerinde geçerli olan hüküm [3], Hanefi mezhebinin tatbikatıdır.Bu görüşe göre kız isteyen tarafın, verdiği hediyeler eğer değişmeye uğramadan mevcut iseler, geriye iste­me hakkı vardır.Bilezik, yüzük, zincir ve benzeri şeyler eğer mev­cut iseler verene geri iade edilirler.Şayet verilen eşyalar olduğu gibi durmuyorsa, meselâ kaybolmaları, satılmaları veya ilave edi­lerek değişmeleri veya verilen şey yiyecek maddesi ise, yenmeleri, veyahutta kumaş ise dikilmeleri hâlinde, veren için, hediye ettiği şeyleri veya bedellerim isteme hakkı yoktur.

Mâlikîler, bu konuda, kadın tarafının dönmesi veya erkek ta­rafının dönmesi durumlarım dikkate alarak şu açıklamayı yapmış­lardır: «Eğer erkek tarafı dönerse, hediye olarak verdiklerini ge­riye alamaz.Şayet kız tarafı vazgeçerse erkek, verdiği hediyelerin tümünü alır.Hediyeler ister olduğu gibi kalmış olsunlar, isterse helak olsunlar, farketmez.Helak olmuşlarsa bedellerini alır.An­cak baştan şart koşulmuşsa ve âdetlerinde hediye geri vermek yok­sa, o zaman bununla amel edilir.»

Şafiîlere göre ise; hediye ister bulunsun, isterse helak olsun iade edilir.Eğer hediyenin kendisi mevcutsa .olduğu gibi geri ve* rilir.Şayet helak, olmuşsa, kıymeti iade edilir.Bu görüş bizim ka­bul edebileceğimiz doğruya en yakın olan görüştür.

 

9.10.Evlenme Akdi

 

Evlenmede hakiki rükün, iki tarafın nzası ve evlenme istek­lerinin birbirine uygun düşmesidir. Karşılıklı nza ve irade uygun­luğunun bulunması, dıştan gözlenemeyen, kalbe ait bir iş olduğu için, kalp ile dış görünüş arasında irtibat kurmak ve bu irtibatı isbat etmek üzere kalpdekine delâlet edecek bir tâbir bulmak ge­rekir.Bu tabirin de nikâh akdi yapan taraflar arasında geçerli ola­bilecek şekilde seçilmesi gerekir.Akid yapan taraflardan birisi-* nin evlilik bağım kurma isteğini ifade eden tâbiri «îcab» diye isim-, lendirilerek «bu tâbirle evlenmeyi gerekli kıldı» denir.

İkinci olarak; akid yapan diğer tarafın nza ve muvafakata de* lâlet eden cümlesine de «kabul» denir.Bundan dolayı fakihler, ev» lenmenin rükünleri «îcab ve kabül'dür» demişlerdir.

 

9.10.1.Îcab Ve Kabulün Şartları

 

9.10.1.A.Nikâh Akdi Aşağıdaki Şartlar Oluşmadan Tahakkuk Etmez

 

1- Nikâh akdi yapanların mümeyyiz olmaları.Eğer taraflardan biri deli veya temyiz kabiliyeti bulunmayacak derecede kü­çük ise nikah akdi bağlanmış olmaz.

2- Îcab ve kabul meclisinin bir olması: Şöyle ki; başka ko­nuya ait bir sözle veya adet gereği yüz çevirerek ve başkasıyla meşgul olma sayılan bir hareketle icab ve kabulün arasının ayrıl­maması gerekir.Kabulün îcabdan hemen sonra olması şart değil­dir.Oturum uzayıp kabul îcabdan sonra gecikir de, nikâhtan yüz çevirmeye delâlet eden bir şey sadır olmazsa, meclis bir tane sayılır.

Hanefî ve Şâfiîlerin görüşü budur.

Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Kabulün îcabdan sonra gecikerek vâki olması, meclis devam ettiği ve başka şeyle meşgul olunmadığı müddetçe sahihtir.Çünkü bu tip meclisin hükmü, söz­leşmelerin hükmü gibidir.Ihtiyarîliğin bulunması, teslim almanın şart olması ve alımın gerçekleşmesi gibi durumlar, karşılıklı söz­leşmelerde olduğu gibi nikâhta da geçerlidir.Şayet kabulden ön­ce aynhrlarsa, îcab bâtıl olur.Bu durumda icabın anlamı kalma­mış olur.Ayrılmakla, kabul edecek taraf, nikâhtan yüz çevirmiş, olduğundan kabul gerçekleşmemiş olur.Nikâhla ilgili konuşmayı keserek başka şeyle meşgul olmak da bunun gibidir.Çünkü baş­ka şeyle meşgul olmak nikâh akdinden yüz çevirmek anlamına gelir.»

Ahmed'den rivayet olunduğuna göre; ona şöyle sorulmuştur: «Bir topluluk bir adamın yanma giderek ona «filancayı evlendir,» der de bunun üzerine adam; «Kızımı ona bin dirheme verdim,» derse, daha sonra bu topluluk kızı isteyenin yanma dönerek du­rumu haber verdiklerinde adam da «Kabul ettim» derse, bu nikâh caiz olur mu?» imam Ahmed; «Evet» diye cevap vermiştir.

Şâfiîler, kabulün hemen olmasını şart koşarak, dediler ki: lcahı ve kabulün arası, velisinin, «Kızımı sana verdim» demesi üzerine, kızı isteyenin «Allah'ın ismiyle başlarım.Hamd O'nadır.Salât ve Selâm Allah'ın Rasûlü üzerine olsun», hutbesini okuması ile ayrıl­dıktan sonra, «Onu nikâhlamayı kabul ettim,» derse, bunda iki görüş vardır:

Birincisi; ki bu Şeyh Ebû Hâmid el-İsfîrâyînî'nin görüşüdür-bu nikâh sahihtir.Çünkü hutbe, nikâh akdi için emredilmiştir.Onun için nikâhın sıhhatine mâni değildir.Cem edilerek kılman iki namaz arasındaki teyemmüme benzemektedir.

İkincisi; böyle bîr nikâh sahih olmaz.Çünkü îcab ve kabulün arası ayrılmıştır.Hutbeden başka şeyle ayrılması halinde akid sa­hih olmadığı gibi, hutbe ile ayrılmasında da akid sahih olmaz.Te­yemmüm ise bundan farklıdır.Çünkü teyemmüm, iki namaz ara­sında emredilmiş, hutbe ise akidden önce emredilmiştir.îmam Ma­lik ise, îcab ve kabul arasında yürümeyi ve kabulün gecikmesini caiz görmüştür, ihtilafın sebebi, «tarafların beraberce bir anda ka­bul etmeleri, nikâh akdinin şartından mıdır, yoksa değil midir?» meselesinden kaynaklanmaktadır.

Üçüncüsü; kabulün icâba muhalif olmasıdır.Ancak kabul ke­limeleri îcâbdan daha güzel olursa o müstesnadır.Bu durumda muvafakatim daha fazla göstermiş olur.Meselâ îcâb tarafı; «Kı­zım, falancayı yüz Cüneyh mehirle sana nikahladım,* der, kabul eden de; «Onu ikiyüz Cüneyh'e kabul ettim,» derse, nikâh akdedilmiş olur.Çünkü kabul, icâb'dan daha iyi bir şekilde cereyan etmiş­tir.

Dördüncüsü; taraflardan her birileri, arada geçen konuşma­lardan anlaşılanın, evlilik akdini gerçekleştirmek olduğunu birbir­lerinden işitmiştir.Her ne kadar taraflar konuşmada geçen keli­melerin mânalarını tek tek anlamasalar da gaye ve niyetlere itibar edildiğinden bu caizdir.

 

9.10.2.Îcab Ve Kabul Sözleri

 

Nikâh akdi taraflardan her birerlerinin anlayacağı bir dille ve nikâha yönelik sözlerle gerçekleşir. Şöyle ki; taraflardan çıkan söz­lerin, kapalı veya şüphe ifade eden sözler yerine, evlenme isteğine delâlet eden tabirler olması gerekir.

Şeyhülislâm İbn Teymiye şöyle demiştir: «Nikâh, insanların nikâh sözü olarak kabul ettikleri herhangi bir sözle, hareketle veya herhangi bir lisanla bağlanır.Diğer bütün akidler de bunun gibi-* dir.Fakihler kabul tarafı için bu görüşe muvafakat ederek, nikâh sözlerinin hususi bir kelimeden türemesini şart koşmamışlardır. Bilakis kabui tarafının «Kabul ettim, muvafakat ettim, yerine ge­tirdim, geçerli kıldım» gibi rıza ve muvafakata delâlet eden sözle­riyle nikâh tahakkuk eder.

icaba gelince; âlimler icabın nikâh ve evlenme lâfızlarıyla veya bunlardan türeyen kelimelerle sahih' olacağına ittifak etmişlerdir.Meselâ; «seni evlendirdim, seni' nikahladım.» gibi.Çünkü bu lâfız­lar açık olarak maksada delâlet etmektedir.

Alimler bu lafızların dışında, hibe, satış, mülk olarak verme ve sadaka lâfızlarıyla nikâhın gerçekleşmesinde ihtilâf etmişlerdir.Hanefîler, Sevri, Ebû Sevr, Ebû Ubeyd ve Ebû Dâvûd bu nikâhı caiz görmüşlerdir.Çünkü nikâh niyetin muteber olduğu bir akiddir-Nikâhın sıhhati için belli bir lâfza itibar edilmez.Bilâkis kendisin­den şer'î mâna anlaşıldığı zaman, üzerinde anlaştıkları herhangi bir lâfız muteberdir.Yani kullanılan kelimeyle, şer'î mânası arasın­da bir ortaklık varsa bu caizdir.Çünkü Nebi aleyhisselam, bir ada­mı bir kadınla evlendirerek adama; «Kur'ân'dan bildiğin karşılığın­da bu kadını sana temlik ettim,» buyurmuştur.(Hadisi Buhâri ri­vayet etmiştir.) Hibe lafzıyla Rasûlüllah (a.s.)'ın nikâhı gerçekle­şince, bunun gibi ümmetinin nikâhı da hibe lafzıyla gerçekleşir.Al­lah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Ey Nebi.biz sana şunları helâl kıldık.Mehİrlerini verdiğin zevcelerini, bir de, mümin bir kadın kendini Nebî'ye hibe ederse.» (Ahzâb: 50).

Ayetteki hibe kelimesini, mecaz mânasını alarak tashih etmek mümkün olduğu için, kinaye sözlerle talâk vakî olduğu gibi, hibe kelimesiyle de nikâh vakî olur.

Şafi'î, Ahmed, Sa'îd bin Müseyyeb ve Atâ'ya göre nikâh ancak evlenme ve nikâhla ilgili sözler ve bu sözlerden türeyen kelimelerle sahih olur.Bunların dışındaki temlik ve hibe sözleri nikâh anlamı­na gelmez.Çünkü bunlara göre şahadet nikâhta şarttır. Hibe laf­zıyla akid yapılınca şahid bulunmadığından nikâh akdi gerçekleş­miş olmaz.

 

9.10.3.Arapçanın Dışında Bir Lisanla Nikâh

 

Eğer tarafların birisi veya ikisi de Arapçayı biliniyorlarsa, baş­ka bir dille nikâh akdinin yapılabileceğine fakihler ittifak etmiş-lerdr.Arapçayı anlavip, Arapçayla akid yapmaları mümkün olduğu zaman başka dille nikanlanmalarında ise ihtilaf edilmiştir.

îbn Kudâme.Muğnî adii kitabında şöyle demiştir: «Arapça ni­kâh lâfzım söyleyebilene, başka dille nikâh sahih olmaz.» Şafiî'nin iki görüşünden birisi de bu yöndedir.

Ebû Hanife'ye göre ise nikâh gerçekleşir.Çünkü bu kişi nikâ­ha ait bir kelime kullanmıştır ki', bu ifadenin arapça olması caiz olduğu gibi, başka dilden karşılığını söylemek te caizdir.

Biz şunu söyleyebiliriz: «Nikahladım ve evlendirdim» sözleri­ni söyleyebildiği halde, helâl kıldım gibi lâfızlar kullanması sahih olmaz.Ama Arapçayı iyi bilmeyene kendi lisanıyla nikâh akdi yapması sahihtir.Çünkü bu kimse Arapça söylemekten aciz olduğu için, dilsiz gibî sayılır ve Arapça söylemek kendisinden sakıt olur.Ancak kendi dilinden söylediği sözlerin Arapça nikâh, lafızlarına uyması, hususi olarak o lafızları ifade etmesi gerekir.Arapçayı iyi bilmeyenin Arapça nikâh lafızlarını Öğrenmesi şartı da yoktur.

Ebû'I-Hattab şöyle demiştir: «Arapça nikâh kelimelerini öğ­renmesi gerekir.Çünkü nikâhın Arapça olması şarttır.Arapçayi öğrenmeye kâdirse, «tekbir» lafzım ezberlediği gibi, nikâh lafızla­rını da öğrenmesi gerekir.»

Birinci görüş olan Ebû Hanife'nin görüşü şu yöndedir: «Nikâh vacib olduğundan rükünlerini Arapça olarak öğrenmek gerekmez.Nikâh satış akdine benzer.Fakat «tekbîr» bunun gibi değildir.Ta­raflardan birisi Arapçayı iyi biliyorsa bilen taraf Arapça, diğer ta­ra* da kendi lisanıyla söyler.Eğer taraflardan birisi diğerinin lisa­nını iyi anlayamazsa, karşı tarafın nikâhla ilgili sözlerini kendisine haber verecek iki lisanı iyi bilen güvenilir bîr kimseye ihtiyaç var­dır.»

Bize göre gerçek şu ki, bu zor bir iştir.Halbuki Allah'ın dîni kolaydır.Daha Önce nikâhın hakiki rüknünün karşılıklı nza oldu­ğu sözümüz geçmiştir.Icab ve kabul bu namazı dış görüntüsü ve delilidir.îcab ve kabul vakî olunca, hangi lisanla söylenirse söylen­sin bu kâfi gelir.

îbn Teymiye şöyle demiştir: «Nikâh her ne kadar bir ibadet ise de, köle azad etmek ve sadaka vermek gibidir ki, Arapça veya Acemce diye herhangi bir dil bu konuda tâyin edilemez.»

Kaldı ki; Arap olmayan, o anda Arapça nikâh kelimelerini öğ­rense bile, kendi konuştuğu bir dil gibi, Arapça kelimelerden mak­sadın ne olduğunu iyice anlayamaz.Eğer, «diğer hitap çeşitlerinde, ihtiyaç olmadan Arapça dışında bir dille konuşmak mekruh oldu­ğu gibi, nikâh akdinde de ihtiyaç obuadan Arapça'nın dışında bir dille söylemek mekruhtur,» denseydi bu doğru olurdu.Çünkü Ma­lik, Ahmed ve Şafi'î'den yapılan rivayetlerde ihtiyaçsız Arapça'nın dışında hitap etme alışkanlığının mekruh olduğuna delâlet vardır.

 

9.10.4.Dilsizin Nikâhı

 

Satış akdinde olduğu gibi, eğer kadın tarafı anlarsa, dilsizin işaretiyle nikâhı sahih olur.Çünkü işaret, karşısındaki kişinin anlayacağı bir mâna taşır.Şayet kadın tarafı işaretten arılamazsa ni­kâh sahih olmaz.Çünkü akid iki şahıs arasındadır. Taraflardan her birilerinin, diğerinden çıkan söz ve işareti anlaması gerekir.

 

9.10.5.Huzurda Bulunmayanın Nikâhı

 

Taraflardan birinin huzurda bulunmayıp, nikâh akdinin yapıl­masını isterse, karşı tarafa evlilik isteğini bildiren bir mektup ve­ya bir elçi göndermesi gerekir.Diğer tarafın eğer kabul etme arzu­su varsa, şahitler huzurunda yazılı kâğıdı onlara gösterir veya ge­len elçinin haberini onlara işittirir.Ve nikâhı kabul ettiğine dair mecliste onları şahit tutar.Bu kabul o meclisle kayıtlı olarak mu­teber sayılır.

 

9.10.6.Akid Sığasının (Kipinin) Şartları

 

Fakihler îcab ve kabul sığasının her ikisinin mazi (geçmiş za­man) veya, birinin mazi diğerinin muzâri (şimdiki zaman) sîgasıyla olmasını şart koşmuşlardır.

Brincİye misâl; ilk akid yapan, «Kızımı sana nikahladım» der, karşı taraf da «kabul ettim,» der.

îkinciye misâl; ki2 isteyen, «Kızımı sana nikahlıyorum» der, karşı taraf da, «Kabul ettim» der. Alimler bu sığaları şart koştular.Çünkü taraflardan nzanm tahakkuk etmesi ve isteklerinin birbiri­ne uygun düşmesi evlilik akdi için hakiki rûkun olup, «îcab ve Ka-bûVde geçtiği üzere, bu rızanın görüntüsü durumundadırlar.Öy­leyse îcab ve kabulün akid zamanı, rızanın hasıl olduğuna ve ger­çekleştiğine kesin olarak delâlet etmelidir.Şâri'in nikâh bağının kurulması için kullandığı sîga, mazi sîgasıdır.Çünkü mazi sığasının tarafların rızasına delâleti kesindir. Başka herhangi bir mânaya ihtimâli yoktur.Hâl ve istikbâle delâlet eden sîgalar bunun hilâfınadır.Bu sîgalar, konuşma zamanı, nzanm meydana geldiğine delâlet etmezler.

Meselâ birisi; «Kızımı sana nikahlıyorum» der, diğeri de «Ka­bul ederim» derse nikâh akdi gerçekleşmiş olmaz.Gelecekte evlen­meye söz vermek şimdisi için akid olamaz.Şayet kız isteyen taraf; «Kızım bana nikâhla», der, diğer taraf da «Onu sana nikahladım» derse, akid gerçekleşir.Çünkü «Bana nikâhla» sözü vekil tutma anlamına delâlet eder.Akid ise taraflardan birisinin veli olması ha­linde sahih olur.

İsteyen taraf; «Bana nikâhla» der, diğer taraf da «Kabul ettim» derse, bu ifade, birincinin ikinciye, vekil bıraktığı anlamını taşır.İkinci de, «Kabul ettim» sözüyle iki taraf adına akid yapmış olur.

 

9.10.7.Nikâh Akdini Kayıtlamadan Bitirmenin Şart Olduğu

 

Alimler nikâh akdinin bitirilmesini şart koşmuşlardır.Yani ni­kâhın, kendisiyle gerçekleştirildiği siganın herhangi bir kayıtla ka­yıtlanmadan, mutlak olması gerekir.

Meselâ, kişinin kızını isteyen; «Kızımı sana nikahladım» der, bunun üzerine kız isteyen de; «Kabul ettim», derse, bu aki'd tamam­lanmış olur.Akidin şartları yerine getirildiği zaman nikâh sahih olup, nikâhın gerekleri kendisine lazım gelir.Şayet, akid sîgası bîr şarta bağlı olur veya gelecek bir zamana izafe edilir veya belli bir vakte yakın olur veya bir şartla beraber getirilirse bütün bu durum­larda nikâh akdi gerçekleşmemiş olur.Bunların açıklaması tek tek aşağıdadır.

 

9.10.7.1.Şarta Bağlı Siga Kullanmak

 

Bu akid sîgasının ifade ettiği mânanın tahakkukunu, herhangi bir bağlama edalıyla, başka bir şeyin tahakkukuna bağlamaktır.

Meselâ, kız isteyenin; «Görev alabilirsem kızımı nikahladım,» demesi üzerine, kızın babası «Kabul ettim,» derse bu sığayla nikâh gerçekleşmez.Çünkü akdin olması, daha sonra olacak olan bir şe­ye bağlanmıştır.Bazen o şey gelecekte olmayabilir.Nikâh akdi ise o anda kadından istifade etmeye mâlik olmayı ifade eder.İstifade etme hükmü nikâhtan sonraya geciktirilemez.Görev alma şartı, konuşma esnasında mevcut değilken yok olan bir şeye nikâh akdini bağlamak ta yok sayılır.Bu .durumda nikâh mevcut olmamış olur.Amma nikâh akdi o anda gerçekleşecek bir işe bağlanmışsa, bu du­rumda nikâh sahih olur.Meselâ, kişi «Eğer kızının yaşı yirmi ise, o'nu nikahladım» der de bunun üzerine kızın babası; «Kabul ettim» der ve kızın yaşı da o anda yirmiyi doldurmuş olursa, nikâh gerçek­leşir.Yine bunun gibi, kadın «Eğer babam razı olursa seninle evle­nirim» derse, isteyen de «Kabul ettim» der, kızın babası da o mec­liste bulunduğu halde buna razı gelirse, nikâh gerçekleşir.Çünkü bu durumdaki şarta bağlama şekil olarak mevcuttur. Gerçekte ise, akid için kullanılan sîga nikâhı tamamlayıcı bir sığadır.

 

9.10.7.2.Gelecek Bir Zamana îzafe Edilen Sîga Kulanmak

 

Kız isteyenin; «Kızını yarın veya bir ay sonra nikahladım», de­mesi halinde, kızın babası da; «Kabul ettim,» derse bu sığayla ni­kâh akdi, ne o anda ne de izafe edilen zaman geldiğinde gerçekleşir.

Çünkü akdi geleceğe bağlamak, o anda nikâhtan faydalanmaya mâ­lik olmayı gerektiren nikâh akdine zıttır.

 

9.10.7.3.Belli Bir Vakitle Akd'i Vakitlemeye Yakın Siga Kullanmak

 

Meselâ, bir ay, daha çok veya daha az bir müddet evlenmek gibi ki, böyle bir evlilik helâl değildir. Çünkü evlenmekten maksat, çocuk doğurarak onlarla beraber yaşamayı devam ettirmek, nesli korumak ve çocukları terbiye etmektir.Bunun için âlimler «Mut'a» ve «Tahlil» nikâhlarının bâtıl olduğuna hükmetmişlerdir.Çünkü mut'a nikâhı ile sadece belli bir vakit kadından faydalanma, tahlil nikâhı ile kadının ilk kocasına helâl olması kastedilmektedir.Bun­ların her ikisi hakkındaki görüşlerle ilgili açıklama aşağıdadır.

 

9.11.Muta Nikâhı

 

Buna «muvakkat nikâh» veya «kesik nikâh» da denir.Mut'a ni­kâhı, kişinin, bir gün, bir hafta veya bir aylığına kadını nikahlaması demektir.Mut'a olarak isimlendirilmesindeki sebep, kişinin kadın­dan faydalanması ve onunla belli bir vakte kadar birleşerek, lezzet almaya ulaşmasından dolayıdır.

Mut'a nikâhının haram olduğuna mezhep imamları ittifak ede­rek şöyle demişlerdir: «Mut'a nikâhı yapıldığı anda bâtıl olur.Bu görüşlerine şöylece delil getirdiler:

1- Böyle bir evliliğe Kur'ân'da varid olan nikâh, talak iddet ve mirasla ilgili hükümler tâalluk etmez.Bu durumda mut'a nikâhı diğer bâtıl nikâhlar gibi bâtıldır.

2- Hadis-i Şerifler mut'a nikâhının haram olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuşlardır:

Saburet'ül-Cühenî'den rivayet olunduğuna göre; bu zat, Mekke'nin fethinde.Nebi aleyhisselam ile beraber gazada bulundu.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ashaba, kadınlara mut'a nikâhı yapmalarına izin verdi.Saburet'ül-Cühenî şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellera mut'a nikâhını haram edinceye kadar Mekke'den çıkmadı.»

İbn Mace'nin rivayet ettiği bir lâfızda, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem mu'tâyı haram kılarak şöyle buyurdu: «Ey însanlar, mut'a nikâhı için size izin vermiştim.Dikkat edin, Allahu Teâlâ mut'a nikâhını kıyamete kadar haram kılmıştır.»

Alî (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber günü mut'a nikâhından ve ehli eşek etin­den nehy etmiştir.

3- Ömer (r.a.) hilâfet günlerinde minbere çıkarak mut'a'nın haram olduğunu bildirmiş, sahabeler de bunu kabul etmiştir.Eğer Ömer (r.a.) hata etseydi, sahabeler onun hatasını kabul edecek de­ğillerdi.

4- Hattabî şöyle demiştir: Mut'a nikâhının haram olması ko­nusu bazı Şiiler müstesna, üzerinde icma edilen meselelerden sayı­lır.Şiilerin fıkhî kaidelerine göre Alî (r.a.)'a muhalefet etmeye yö­nelmek bile sahih değildir.Oysa mut'a nikâhının neshedildiği, Alî (r.a.)'dan sahih olarak rivayet edilmiştir.

Beyhâkî'nin Ca'fer bin Muhammed'den rivayet ettiğine göre, Ca'fer'e mut'a hakkında soruldu da, o, «zinanın ta kendisidir,» de­di.

5- Mut'a ile şehveti yerine getirme kastedilir.Neslin devamı ve evlâtların korunması kastedilmez.Halbuki bunlar evlilik için esas maksatlardır.Mut'a nikâhı ile kadından faydalanmaktan baş­ka bir şey kastedilmediği için zinaya benzemektedir.Sonra mut'a nikâhı kadına zarar verir.Çünkü kadın ticaret malı gibi elden ele dolaşır.Mut'a nikâhı, kalacakları bir ev bulamayıp, terbiye edilme­lerini ve edepli ulmalanni üzerine alacak bir kimse de bulamadık­larından çocuklara da zarar verir.

Bazı sahabe ve tabiîn'den rivayet olunduğuna göre mut'a nikâ-İu helâldir.Bu görüş Ibn Abbas'dan şöhret bulmuştur.

Tehzîb'üs-Sünen kitabında şöyle geçmektedir: «Ibn Abbas, mut'a -nikâhının mubah olduğuna, zaruret ve ihtiyaç halinde cevaz ver­miş, mutlak olarak mubah olduğunu söylememiştir. Kendisine, ço­ğu insanların mut'a nikâhı yaptığı haberi ulaşınca bu görüşünden dönmüştür.Ibn Abbas ihtiyacı olmayana mut'a nikâhını haram sayardı.»

Hattabî söyle demiştir: Sâ'îd bin Cübeyr dedi ki: Ibn Abbas'a; «Ne yaptığını ve ne ile fetva verdiğini biliyor musun? Senin fet­vanla halk başını alıp gitti ve şairler bu konuda şiirler söylediler,» dedim.Ibn Abbas; «Ne dediler?» diye sorunca, dedîm ki; «Şöyle de­diler»:

«Bekâr olarak uzun müddet yaşayan adama dedim.Ey arkadaş, Ibn Abbas'm fetvası sana ulaşmadı mı? insanlar seferden dönünceye kadar konağında bulunan.Cana yakın, sempatik arkadaşın yanında bulunmasını istemez misin?.»

Bunun üzerine Ibn Abbas şöyle dedi: «tuna lillahi ve innâ İley-hi râciûn.Vallahi ben böyle fetva vermedim.Ve böyle olmasını istemedim.Ben Allahu Teâlâ'nın zor kalındığında ölü eti, kan ve domuz etini helâl kıldığı gibi, mut'a'yı helâl saydım.Mut'a nikâhı­nın helâl saydması ölü eti, kan ve domuz etinin zor kalındığında he­lâl olması gibidir.»

Şiilerin Imâmiye kolu, mut'a nikâhının caiz olduğu görüşüne varmışlardır.Onlara göre mut'a'nın rükünleri şunlardır:

1) Siga: Mut'a nikâhı «Seni zevce olarak kabul ettim, seni ni­kahladım, seninle mut'a nikâhı yaptım,» lâfızlanyla gerçekleşir.

2) Zevce: Zevcenin müslüman veya ehli kitaptan olması şart­tır, iffetli mümin kadınları seçmek müstehabdır.Zina eden kadın­la mut'a yapmak ise mekruhtur.

3) Zaman: Mut'a nikâhında zaman şarttır.Zaman, bîr gün, bir ay ve bir sene gibi karşılıklı nza ile kararlaştırılır.Zaman tâyin etmek gerekir.

Imâmiyeye göre, şunlar mut'a nikâhının hükümlerindendir:

1) Zamanı zikretmekle beraber, zikri geçen mehri vermemek­le akid bâtıl olur.Zaman zikretmeden mehri zikretmek nikâhı de­vamlı kılar.

2) Çocuk babaya aittir.

3) Mut'a nikâhı ile talak ve Han vâki olmaz.

4) Mut'a nikâhı İle taraflar arasında miras sabit olmaz.

5) Çocuk anne-babaya, anne-baba da çocuğa vâris olurlar.

6) Eğer kadın hayz görüyorsa, iki hayz müddeti dolduğu za­man iddeti tamamlanır.Eğer hayz görmüyorsa îddet müddeti kırk-beş gündür.

 

9.11.1.Şevkâni'nin İncelemesi

 

Şevkânî şöyle demiştir: Her hâl üzere biz, Şâri'den bize ulasan haberlerle ibadet ederiz. Mut'a konusunda Şâri'den ebedi haramlık sahih olarak varid olmuştur.Sahabeden bir grubun buna muhale­fet etmesi, eheâl haramhk deliline tesir etmez ve onların görüşle­riyle amel etmek için de bir mazeret sayılmaz.Sahabenin çoğunlu­ğu haram olduğunu hıfzetmiş ve bununla amel ederek, bize rivayet etmişken bu nasıl olur?.

Hatta Ibn Mâce'nin sahih bir senetle tahric ettiği hadîse göre îbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi' ve sel­lem üç defa mut'a için bize izin verdi. Sonra ise mut'a'yı haram kıl­dı.Vallahi Rasûlüllah mu'tayı haram kıldıktan sonra iffetli bir kimsenin muta yaptığını Öğrendiğimizde onu taşla recmederdik.»

Ebû Hüreyre (r.a.)'m Nebi aleyhisselam'dan rivayet ettiği ha­disle şöyle demiştir: «Talâk İddet ve miras, mut'a nikâhını kaldır­mıştır.» (Hadîsi Dârekutnî tahric etmiş ve Hafız hasen saymıştır.Hadisin senedinde Muemmel bin İsmail'in bulunması, hasen olma­sına mâni değildir.Çünkü «hasenli ğayrihi»nin vasıflarından sayı­lan, kendisini kuvvetlendiren başka şahidler ona ilave edilince bu zat hakkındaki İhtilaflar hadisi hasen olmaktan çıkarmaz.)

«Mut'a'mn helâl olduğuna dair icma' vardır.Üzerinde icmâ' edilen ise kati hüküm ifade eder. Haram olduğu ihtilaflıdır.İhtilaf­lı konular zannîdir.Zannî delil ise, kât'î delile nesh edemez,» sözü­ne gelince; bu söze şöyle cevap verilir:

Evvelâ «mut'a'mn kât'î olduğu ve zannî delilin onu nesh edemeyeceği» iddiasını reddederek soruyoruz: Deliliniz nedir? Bu gö­rüşün sadece çoğunluğun görüşü olması, mut'a'mn harara olduğu­nu söyleyeni ikna etmez.Bu iddiayı ortaya atandan, müslümanla-nn icmâ'ı olduğuna dair akli ve nakli delil istenir.

İkinci olarak; zanni delille, mut'a'mn nesh edilmesine gelince: Zannî delil mut'a'mn devam etmesini nesh etmiştir.Hâlbuki mut'a' rcın devam etmesi konusu zannîdir.Kat'î değildir.

İbn Abbas.İbn Mes'ûd, Übey bin Ka"b ve Sa'îd bin Cübeyr'in «Femâ'stemta'tüm bihî minhünne ilâ ecelin miisemmâ: Belli bir za­mana kadar, kadınlardan faydalanmanıza mukabil»[4] şeklindeki kırâetlerine gelince, tevatür şartını koşanlarca bu kırâet Kur'ân'dan değildir. Karan diye rivayet edildiği için hadis de değildir.Bu riva­yet ancak K.ur'ân'1 tefsir mahiyetinde olur ki; bu da hüccet sayıl­maz.

Tevatürü şart koşmayanlara gelince; Usûl kitaplarında geçtiği üzere, zanni hadisin, zannî Kur'ân'ı nesh etmesine bir mâni yoktur.

 

9.11.2.Kocanın Niyetinde Boşamak Olduğu Halde Kadınla Nikâh Akdi Yapması

 

Alimler, niyetinde bir zaman sonra veya ikamet ettiği ülkede ihtiyacı bittikten sonra kadını boşamak olduğu halde vakit şart koş­madan bir kadını nikahlamanın caiz olduğuna ittifak etmişlerdir.

Evzâî bu görüşe muhalefet ederek bu tür nikâhı mut'a nikâhı saymıştır.

Şeyh Reşid Rıza, Mcnâr tefsirinde bu meseleye yorum getirerek şöyle dedi: «Selef ve halef ulemasının mut'a nikâhının haram olması hakkında şiddetli davranmaları, boşama niyetiyle yapılan nikah da haram olmasını gerektirir.Fakîhler, her ne kadar «Koca, aki'd sığasında vakit şart koşmadığı halde, belli bir vakit için elenmeye niyet ederse nikâh akdi sahih olur,» demiş olsalar da nikah caiz değildir.Talak niyetiyle evlenme akdi yapması bir aldatma ve hile sayılır.Böyle bir akdin, erkekle kadın veya kadının velisi ma­sında karşılıklı rıza île belli bir vakit şart koşularak yapılan tân daha çok bâtıl obuası gerekir.Böyle bir nikâh beşerî hagiaanina en büyüğü olan nikâh bağını ifsad etmek ve gözü başkasında «tem erkek ve kadınlar arasındaki şehvet pazarlarına ve bu pazaîdlanrik işlenen çirkinliklere dalmayı doğurur.Akid yapılırken niyetinde bo­şamak olduğunu kadına bildirmemesi, arada buğz ve düşmsmÜBJta bulunmasına ve evlenmek isteyen doğru insanlara güvenin kaçfonî-ması gibi başka bir çok fesatlar doğuran bir aldatma ve kandknnEa-ca sayılır.Halbuki hakiki evlenme, eşlerin birbirlerini kamnnnost, birbirlerine samimi davranması, müslüman aileler gibi iyi bir aüb yuvası kurmakta birbirlerine yardımcı olmaları demektir.»

 

9.12.Hülle Nikâhı

 

Hülle nikâhı üç talakla boşanan kadınla iddeti bittikten sonra evlenmek veya kadına dahil olduktan sonra ilk kocasına helal olsun diye onu boşamaktır.Bu çeşit nikâh en büyük günah re çirkin işlerden birisidir.Allah bunu haram kılmış ve yapanı lanetlemiştir.

Ebû Hüreyre (ra.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Hülle yapana ve kendisi için yapılan Al­lah lanet etsin» buyurmuştur.(Hadisi Ahmed, hasan bir senetle rivayet etmiştir.)

Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre» demiştir ki; «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, hülle yapansa we kendisi için yapılana lanet etmiştir.» (Hadîsi Tirmizî rivayet etmiş ve 'hasen sahihtir', demiştir.) Bu hadis Nebi aleyhisselâm'dan bir kaç şekilde rivayet olunmuştur, içlerinde Ömer bin Hattab, (temam bin Affan.Abdullah bin Ömer ve diğerlerinin de bulunduğa Nebi aleyhîsselâm'ın ashabından ilim ehli bu hadisle amel Tabiînden fâkihlerin görüşü de budur.

"Ukbe bin Âmir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Dikkat edin, sîze emneten alınmış tekeyi haber vereyim mi?» Ashab; «Evet ya Rasûlül­lah», dediler.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, «İşte o hûllecidir. Allah, hûlleciye de kendisi için hülle yapılana da lanet etsin.» buyurdu. (Hadisi îbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir.Ebû Zurâe’ye Ebu Hatim hadîsi mürsel olarak illetlendirmiş, Buharî ise hadi­si münker saymıştır.Hadisin ravilerinde Yahya bin Osman vardır 'd, bu adam hadis yönünden zayıf bir kişidir.)

îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e hülle yapan hakkında soruldu da Rasû­lüllah salIallahu aleyhi ve sellem: «Hayır hîle yapmak ve Allah'ın kitabım alaya almak yoktur.Kadının balçığından tadıncaya kadar rağbetle yapılan nikâh vardır.» (Hadisi Ebû İshak Cüzcânî rivayet etmiştir.)

Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; «Bana hülle yaparak veya kendisi için hülle yaptırarak getirilen kişiye recm* den başka bir şey yapmam.» Ömer'in oğluna bu konu hakkın­da sorulunca; «îkisî de zinacıdır,» diye cevap vermiştir. (Bu riva­yeti Ibnü'l-Münzir, Îbn Ebî Şeybe ve Abdurrezzak yapmışlardır.)

Bir adam îbn Ömer'e; «Kocasına helâl olsun diye nikahladığım kadın hakkında ne dersin?» diye sordu, İbn Ömer «Hayır, ancak rağbetle yapılan nikâh vardır.Beğenirsen saklarsın, beğenmezsen ayrılırsın.Biz bu tür nikâhı Rasûlüllah, zamanında, metres hayatı sayardık.» îbn Ömer devamla demiştir ki: «Hülle nikâhı yaptıkları bilindiği müddetçe, yirmi sene beraber kalsalar yine de zina yap­maya devam etmiş olurlar.»

 

9.12.1.Hülle Nikâhının Hükmü

 

Bu deliller bu tür nikâhın bâtıl olup, sahih olmadığını açık ola­rak ifade etmektedir.Çünkü lanet, ancak Şeriat'te caiz olmayan bir iş için yapılır.Dinde caiz olmayan böyle bir muamele, kadını birin­ci' kocası için helâl kılamaz.Akid yapılırken maksat hûlle yapmak olduğu müddetçe, hülle şart koşulmasa bile, niyet ve maksat nazar-i itibara alınır.

îbn Kayyım şöyle demiştir: «Sözle, anlaşmayla ve kastederek hülleyi şart koşmak arasında, Medine ehli ile hadis ehli ve fakihlerine göre bir fark yoktur.Onlara göre akidlerde, maksad muteber­dir.Ameller nîyyetlere göredir.Akid yapan tarafların girişim yapa­rak üzerinde muvafakat yaptıkları hülle şartı onlara göre söylenmiş gibidir.Lâfızların bizzat kendilerine değil bilâkis mânaya de­lâletlerine itibar edilir.Mâna ve maksatlar belli olunca lâfızlara iti­bar yoktur.Çünkü lâfızlar birer araçtır.Bu durumda lâfızların ga­yesi tahakkuk etmiş, üzerine hükümler gerekli olmuştur.

Belli bir vakit kastederek yapılan bu nikâhta, kadının birinci zevç için helâl olduğu nasıl söylenebilir.Halbuki böyle bir nikâhta beraberce devamlı yaşama gayesi ve neslin devamı, evlât terbiyesi evliliğin meşru kılındığı diğer maksatlar bulunmamaktadır.Bu gö­rünüşteki bir nikâh, Allah'ın dinde meşru kılmadığı ve hiç bir kim­seye helâl saymadığı yalan ve aldatmadır.Bu nikâhta hiç bir kim­seye gizli kalmadığı üzere pek çok zarar ve fesad vardır.

îbn Teymiye şöyle demiştir: «AllaYın dini, tekelerden bir teke olarak istiare edilecek şekilde, herhangi bir ferci haram kılmaktan .pâk ve münezzehtir.Bu kişi nikâha rağbet etmeyip yakın bir akra­balık kurmak istemiyor ve kadınla beraber kalmayı asla kabul et­miyor.Sadece kadınla birleşerek birinci kocaya onu helâl kılıyor.Bu ise Rasûlüllah saİIallahu aleyhi ve sellem'in ashabının isimlen­dirdiği gibi fücur ve zinadır.Sonra haram, nasıl helâl olur.Pis olan şey, nasıl temiz olur? Necis, nasıl iyi olabilir? Bu mesele, Allah'm; kalbini İslâm'a açtığı ve kalbini imanla doldurduğu kişiye gizli ol-madrğı üzere böyle bir nikâh Özellikle şeriatlerin en faziletlisi olan İslâm'a ve diğer nebilerin getirdikleri şeriâtlere aykın olduğu gibi, akıllı bir insanın dahi kabul etmeyeceği çirkinliklerin en çirkinidir.İşte hak olan budur.Mâlik, Ahmed, Sevrî, Zahir ehli, içlerinde Ha­san, Nehâ'î, Katâde, Leys ve îbn Mübarek'in de bulunduğu diğer fakihler de bu görüşü benimsemişlerdir.Diğerleri ise akidde hülle şart koşulmadığı müddetçe bu nikâhı caiz görmüşler, «Çünkü hü­küm, zahire göredir; maksad ve iç yapıya göre değildir.Akidlerde niyyet muteber değildir,» demişlerdir.

Şafiî şöyle demiştir: «Nikâhı fasid olan hûlleci, birinci zevce­ye helâl olsun diye evlenen, sonradan onu boşayanın nikâhıdır.Şa­yet akidde boşanmayı şart koşmazsa, bunun akdi sahihtir.»

Ebü Hanife ve Zûfer şöyle demişlerdir: «Akid yapılırken, birin­ci kocaya helâl olması için nikâh yaptığım açıklayarak şart koşarsa bu kadın birinci kocasına helâl olur, fakat mekruhtur.Çünkü evli­lik akdi, fasid bir şartla bâtıl olmaz.İkinci koca öldükten veya bo­şandıktan sonra i'ddeti bittiğinde birinci kocaya helâl olur.»

İmam Ebû Yusuf'a göre bu fasid bir akiddir.Çünkü muvakkat bir nikâhtır.İmam Muhammed ise ikinci akdin sahih olup birinci­ye helâl olmadığı görüşündedir.

 

9.12.2.Birinci Koca İçin Boşanan Kadının Helâl Olduğu Evlilik

 

Kişi karısını uç talâkla boşadığı zaman, diğer bir kocayla hûlle .yapmayarak sahih bir evlilikle nikâh yapıp iddeti' bittikten son-sa asseninceye kadar birinci kocaya dönmesi helâl olmaz, ikinci ikaca rağbetle kadınla evlenirse ve birbirlerinin balçığından tadın-orya kadar cîmâ yaptıktan sonra boşanma veya ölüm sebebiyle ay­tacım Batsa iddeti bittikten sonra birinci kocaya helâl olur.

Müslim, Şâfiî ve Ahmed'in, Âişe (r.a.)'den rivayet et- göre; Rİfâ'at'el-Kurazi'nin kansı Rasûlüllah sallallahuseJlem'e gelerek; «Ben Rifâ'a'nm kansı idim.Beni talâk-i boşadı.Ben de ondan sonra Abdurrahman bin Zübeyr'Ie ev-.Ama onun erkekliğini elbisenin saçağı gibi buldum,» dedi.Boanaam üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Rifâ'a'ya Sal mi istiyorsun?» diye sordu.«Evet», deyince, Rasûlüllahaleyhi ve sellem; «Hayır, sen onun balçığından, o da senin dan tatmadıkça dönemezsin,» buyurdular.(Balcağızından tatmak; cimâ'dan kinayedir.)

Bu konuda, haddî ve guslü gerektiren sünnet mahallerinin kavuşması kâfidir.Eu mesele hakkında şu ayet-i kerime nazil olmuştur.

Eğer koca, karısını ikinci boşanmasından sonra bir kere daha boşarsa bundan sonra kadın başka bir erkeğe nikahlanmadıkça ilk kocasına helâl olmaz.» (Bakar: 230).

"Bundan, dolayı, ikinci kocadan boşanan kadının, birinciyle helal olması için şu şartlar gerekir:

1) ikinci koca ile yaptığı evliliğin sahih bir evlilik olması.

2) İkinci nikâhın arzu ve istekle olması,

3) Akid yapıldıktan sonra hakiki olarak cinsel yakınlıkta bu-i ve koca, kadının, kadın da kocanın balcağızından tatmaları.

 

9.12.3.Başka Bir Kocayla Evlenme Şartının Hikmeti

 

Müfessirler ve âlimler, bunun hikmeti hakkında şöyle demişler­den: «Kişi, karısını üç talakla boşadıktan sonra başka bir koca ile evlenmeden kendisine helâl olmayacağını bildiği zaman kendini far Çünkü karısının başka koca ile evlenmesi, kişinin izzet-i nefsinin ve kıskançlığının engelleyeceği ve razı olamayacağı işlerdendir. özellikle ikinci koca, kendisine düşman olan veya kendisiy­ mnümakaşa eden bir tip ise, bu duygu daha da belirgin hale gelir.»

Menâr tefsirinin yazan, tefsirine şunu da ilâve etmiştir: «Ha­nımını boşayan, daha sonra ona ihtiyacı olduğunu hisseder de, bo­şandığına pişman olarak dönerse ve bundan sonra tekrar kadınla geçimsizlik yaparak boşarsa, sonra kadından ayn kalamayacağı fik­rini tercih ederek ikinci defa kadına dönerse, bu durumda kendisi için kadını iyice deneme tamam olmuş olur.Çünkü ilk boşama, tam görmeden ve kadına olan ihtiyacın ölçüsünü tam bilmeden gerçek­leşmiştir, îkincî talak ise, bunun gibi değildir.Çünkü ikincisi, ilk boşamadan pişmanlık duyup hata yaptığım anladıktan sonra vâki olmuştur.Bunun için deneme tam olarak gerçekleşmiştir,deriz.Birinci talaktan sonra kadına dönmesî, boşamak yerine onutut­mayı tercih ettiğini gösterir.Tam bir denemeyle seçim yaparak, tekrar boşaman tercih etmeye dönmesi uzak bir ihtimâldir.Bu durumda boşamaya döner de üçüncü defa boşarsa, akh ve terbiye­sinin noksan olduğu ortaya çıkar.Bu kişinin istediği gibi hareket ederek, dilediği zamarî eliyle kadını atmak, nefsi isterse dilediği za­manda ona dönmek hakkı yoktur.Bilâkis kadının ondan aynlması ve kadının işlerini onun etinden kurtarmak hikmetten sayılır.Çün­kü artık bunların, Allah'ın emirlerini yerine getireceklerine ve geçi­nebileceklerine dair güven bulunmadığı anlaşılmıştır.Bundan son­ra başka bir- kocayla istekli olarak evlenir de bu koca onu boşar veya ölürse, sonra kadında birinci kocasına karşı istek bulunup, birinci kocası da onun daha önce başkasının kansı olduğunu bildi­ği halde, onunla evlenmek ister ve bu durumda kadın da ona dön­meye razı olursa, beraberce geçinebileceklerine ve Allah'u emirle­rini yerine getireceklerine dair ümit iyice kuvvetlenmiş olur ki, iddetten sonra bu kadın eski kocasına helâl olur.»

 

9.13.Şarta Bağlı Akid

 

Evlilik akdi şarta bağlı olursa; bu şart ya akdin gereklerinden olur, ya da akde zıt olur, veya bu şart kadına faydası olan bir şart olur veya Şâirin nehyetmiş olduğu bir şart olur.Bu hallerden her birerleri İçin hususi hükümler vardır ki, onlan aşağıda özetliyoruz:

 

9.13.1.Uyulması Gereken Şartlar

 

Uyulması gereken şartlar akdin icab ve maksatlarından olup, iyi geçim, kadınsa iyi bakmak, onu giydirmek ve iskân ettirmek gi­bi, Allah ve Rasûlünün hükümlerine karşı olmayı içermeyen şart­lardır.Erkek, kadın haklarında herhangi bir kusur yapmaz.Başkalarının hanımlarına yaptığı gibi karısının nafakasını verir.Kadın da kocasının izni olmadan bir yere gitmez, geçimsizlik yapmaz, kocasının izni olmadan oruç tutmaz, izni olmadan başkasının evine girmesine müsaade etmez, rızası olmadan malından tasarruf etmez ve benzeri hususlar gibi.

 

9.13.2.Uyulması Gerekmeyen Şartlar

 

Akdin sahih olmasıyla beraber uyulması gerekmeyen şartlar­dan bazıları şunlardır:

Mesela, nafaka ve cinsel münasebeti kesmek şartı veya mehir vermeyeceğine dair şart koşması, kadından ayn yaşayacağını söy­lemesi veya kadının kendisine bakmasını, kendisine birşey verme­sini veya yanında sadece haftada bir gece kalacağını veya gece de­ğil de, gündüz yanında kalacağını şart koşması gibi.Bütün bu şart­lar bizzat bâtıldır.Çünkü nikâh akdine zıttırlar.Akidde önce ko­şulan bu şartlar, akidle vacip olacak olan haklan düşürmeye yöne­lik olduğundan böyle bir akid sahih olmaz.

Mesela; satıştan önce, Şuf'a hakkına sahip olan komşunun, Şuf'a hakkım düşürmesi gibi.Ancak akdin kendisi sahihtir.Çün­kü bu şartlar akde ilâve edilen mânalara ait olup bunları zikretmek şart olmadığı gibi, bunları bilmemek te zarar vermez.Meselâ; meh-rin kadın tarafından bilinmesiyle evlilik sahih olduğu için akde ha­ram bir mehir şart koşulduğunda böyle fasid bir şartla akdin ger­çekleşmesi caizdir.

 

9.13.3.Nikâhta Kadın İçin Faydalı Olan Şartlar

 

Kadına faydası olacak şartlardan bazıları şunlardır; Meselâ, çalışmak için onu evinden ve ülkesinden dışarıya götürmemesi, onunla rahatsız olacağı bir yolculuğa çıkmaması, üzerine başka bir kadınla evlenmemesi ve benzeri şartlar gibi.

Alimlerden bazıları şartlı nikahın sahih olup, şartların geçer­siz olduğu ve şartlara vefa göstermek gerekmediği görüşündedir­ler.

Bazıları ise, «Kadın için şart koşulan şeylere vefa göstermek gerekir.Şayet vefa göstermezse nikâh bozulur,» demişlerdir.

Birinci görüş, Ebû Hanife, Şâfii ve ilim ehlinden çoklarının görüşüdür.Bu görüşlerine aşağıdaki rivayetlerle delil getirdiler:

1) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Müslümanlar şart'larına vefa göstermelidirler. Ancak haramı helâl, veya helâli haram yapan şart müstesnadır.» buyurmuştur.«Bu koşulan şartlar ise, ev­lenmek, yolculuk yapmak, ülkesinden dışan çıkmak gibi helâl olan şeyleri haram kılmaktır.» demişlerdir.

2) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Allah'ın kitabında olmayan bir şart yüz defa da koşulsa bâtıldır.» buyurmuştur.Bu şartar Allah'ın Kitab'inda yoktur.Çünkü, Şer-i Şerif bu şartlan ge­rekli kılmıyor.

3) Yine bu görüşün sahipleri demişlerdir ki; «Bu şartlar ak­din maslahatından ve gereklerinden değildir.»

îkinci görüş; Ömer bin Hattab, Sa'd bin Ebî Vakkas, Muavi-ye, Amr Ibnü'1-As, Ömer bin Abdülaziz, Câbir bin Zeyd, Tâvûs, Ev-zâ'î, tshak ve Hanbelilerin görüşüdür.Bu görüşün sahipleri aşağı­daki delilleri getirmişlerdir:

1) Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey iman edenler, ver­diğiniz sözleri yerine getiriniz.» (Maide: 1).

2) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Müslümanlar şart­larına bağlıdırlar,» buyurmuştur.

3) Buhari, Müslim ve diğerlerinin, Ukbe bin Âmir (r.a.)'den ri­vayet ettiklerine göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: îlk önce yerine getirilmesi icab eden şart, kadınları onunla kendinize helâl kıldığınız şarttır.

4) Esrem'in senediyle rivayet ettiğine göre; «Bir adam bir ka­dını nikahlayarak evinde kalmasını şart koştu, daha sonra kadım başka bir yere nakletmek istedi.Bunun üzerine münakaşa ederek Ömer bin Hattab'a gittiler.Ömer (r.a.) «Hakların sının, şartların koşulduğu zamandır,» diyerek, kadının koştuğuşartı isteme hak­kı olduğunu belirtti.

5) Bunlar kadın için faydası ve maksadı olan şartlardır.Bu şartlar, evlenmekteki maksada mâni olmayıp, yerine getirilmesi la­zım olur.Meselâ mehrin artırılacağını şart koşmak gibi.

İbn Kudâme, bu görüşü tercih edip, birinci görüşü zayıf bula­rak demiştir ki: «Sahabeden bize kadar adı geçenlerin sözlerine, kendi asırlarında muhalif olanı bilmiyoruz.»

Böylece sahabenin görüşü icma olmuş oldu.Rasûlüllah sallal­lahu aleyhi ve sellem'in; «Allah'ın kitabında olmayan her şart batıl­dır.» hadisi' bu şartı kapsamaz.Çünkü buradaki şart meşrudur.Meşru olduğu üzerine ihtilaf olmakla beraber, meşru olduğuna de­lâlet eden rivayetler bize zikrolunmuştur.Meşru olmadığını iddia edenin delil getirmesi gerekir.

«Bu şart, helâli harara kılar» sözüne gelince; biz deriz ki: «He­lâli haram kılmaz.Şüphesiz kadın için şart yerine getirilmezse ak­di bozma muhayyerliği vardır.»

«Bu şartlar akdin maslahatından değildir» sözüne gelince; de­ri-, ki: «Bunu da kabul edemeyiz. Şüphesiz bu şart kadının maslahatındandır.Akid yapanm maslahatından olan bir şey, akdin mas­lahatından sayılır.»

îbn Rüşd şöyle demiştir: «İhtilafların sebebi umumî delilin, hususi delile karşı olmasındandır.Umumî delil Âişe’nin rivayet et­tiği şu hadistir.Nebî aleyhisselam, cemaate okuduğu bir hutbesin­de, «Allah'ın Kitabında olmayan her şart, yüz defa da koşulsa bâ­tıldır.» buyurmuştur.Hususî delil ise Ukbe bin Âmir'in rivayet et­tiği hadistir ki, Nebî aleyhisselam; «ilk önce yerine getirilmesi icab eden şart, kadınları kendinize, kendisiyle helâl kıldığınız şarttır.» buyurmuştur.(Bu iki hadis de sahih olup, Buhari.ve Müslim riva­yet etmişdir.) Ancak usûlcülere göre meşhur olan, hususi delili umu­ma tercih ederek hüküm vermektir ki, bu da şartın lüzumudur.

îbn Teymiye şöyle demiştir: «Akılların gösterdiği hedefler, akidlere girdiğinde görülecektir ki, bastan savmak ve kıymet ver­memek mümkün olmayan ve gerçek maksadı ortaya koyan iyi bir sonuç ortaya çıkar.Meselâ İvazlı (karşılık) yapılan akidlerde müd­det konması, bazı yerlerde malın değerinin belli paralarla ödenme­si, satılan malda belli vasıflar aranması, eşlerden birisinin diğerine bir iş ve sanatı şart koşması gibi.Bazen bu şartlar, mutlak yapılan akdin ifade etmediğini ifade eder, bilakis mutlak akde muhalif bi­le olur.

 

9.13.4.Şâri'in Nehyettiği Şartlar

 

Şâri'in nehyettiği ve yerine getirilmesini haram kıldığı şartlar­dan birisi kadının nikâh esnasında evleneceği adama, karısını bo­şamasını şart koşmasıdır.

Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhis­selam, kişiyi müslüman kardeşinin yaptığı dünürlük üzerine dünür­lük yapmaktan ve yaptığı satış üzerine satış yapmaktan nehyetmiş ve şöyle buyurmuştur: «Evlenecek kadın da, başka bir kadının ka-bmdakini yahut tabağmdakini boşaltmak için, onun boşanmasını istemesin. Şüphesiz nzkı Allah'a aittir.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişdir.)

Yine Buhari ve Müslim'in ittifak ettiği bir rivayete göre, Nebî aleyhisselam, kadının, müslüman kardeşinin boşanmasını şart koşmasını nehyetmiştir.

Abdullah bin Amr (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlül-Iah sallalahu aleyhi ve sellero şöyle buyurmuştur: «Bir kadını bo-şayarak, başka bir kadını nikahlamak helâl değildir.» (Hadisi Ah-med rivayet etmiştir.)

Bu nehiy, nehyedilen şeyin fasid olmasını gerektirir.Çünkü ka-dm, bu kişiye, akdini bozmasını, kendi hakkını ve karısının hakkmı iptal etmesini şart koşmaktadır ki, satışını bozmasını şart koşma­sı gibi, bu da sahih olmaz.Denirse ki; «Bu nikâh şekliyle, üzerine evlenmeyeceğine dair şart koşulan nikâh arasında ne fark vardır? Hatta bunu sahih kabul ettiniz ve kumasını boşama şartını ise ba­tıl saydınız?»

İbn Kayyım bu soruya şöyle cevap vermiştir: «Dendi ki; ara­larındaki farka gelince; karısını boşamasını istemekte, ona zarar vermek, kalbini kırmak, evini harap etmek, düşmanlarını sevindir mek vardır.Nikâh akdinde, evlenmemesini şart koşmasnda i'se bu gibi durumlar yoktur.Şer'î delil bunların arasım ayırmıştır.Birini diğerine kıyas etmek fasiddir.

 

9.13.5.Şarta Yakın Sahih Olmayan Evlenme Şekillerinden Birisi de Değiş-Tokuz Yoluyla Yapılan Mehirsiz Evlenmedir

 

Bu nikâh şekli, iki kişinin, velisi bulundukları kızları trampa yoluyla evlendirmeleri ve aralarında mehir tayin etmemeleridir.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem.bu eviliği nehyederek; «tsâm'da değis-tokuş yoluyla evlenme yoktur,» buyurmuştur.(Ha­disi Müslim, İbn Ömer'den, îbn Mâce'de Enes bin Mâlik'den riva­yet etmiştir.Zevâid kitabında yazan şöyle demektedir: «Hadisin isnadı sahih, ravileri sikadandır.Hadis için sahih şahitler vardır.Tirmizî hadisi, îmrân bin Husayn hadisinden rivayet ederek, 'ha­dis, hasen, sahihtir' demiştir.»)

îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre, «Rasûlüllah Şigâr yo­luyla nikâh yapmaktan nehyetmiştir.» Şiğâr: Aralarında mehir ol­mamak üzere, bir kimsenin diğerine, «sen kızım benim oğluma, ben de kızımı senin oğluna vereyim; yahut bana kızkardeşini ver, ben de sana kızkardeşimi vereyim,» şeklinde demeleridir.

 

9.13.5.1.Bu Konuda Alimlerin Görüşleri

 

Alimlerin çoğunluğu bu iki hadisle deli! getirerek, Şiğâr Nikâ-hı'nın asla gerçekleşmeyip batıl olduğunu söylemişlerdir.

Ebû Hanit'e ise sahih olduğu, görüşüne vararak şöyle demiştir: «Kızlardan her birerleri için kocalarına mehr-î misil gerekir.Her ikisi de, mehir olarak isimlendirilmesi mümkün olmayanı, mehir olarak isimlendirmişlerdir.Çünkü, kadını, kadın mukabili vermek mal olmayıp mehir yerine geçmez.Nikâhtaki fâsidlik, mehir yönün-dendir.Mehir ise akdin fâsid olmasını gerektirmez.Nitekim mehir olarak, içki ve domuz eti konarak nikâh yapılsa, nikâh fâsid olmaz, mehr-î misil gerekir.»

 

9.13.5.2.Trampa Nikâhın Nehyedilmesinin Hikmeti

 

Âlimler, nehyih illetinde ihtilaf etmişler, bazıları; «Sen kızını oğluma verinceye kadar, benim kızımın, senin oğlunla nikâhı ger­çekleşmez,» der gibi bir şarta tevkif edildiği veya bağlı kılındığı için bu tip nikâh nehyedilmiştir.» demiş, bazıları ise; «Nehyin sebe­bi, nikâhta ortaklık yaparak, taraflardan herbirinin nikâhının di­ğeri için mehir kılınmasıdır,» demişlerdir.

Çünkü veli, elinin altındakinin nikâhım karşı tarafa vererek, karşılığında karşı taraftakinin nikâhını almıştır ki, bu durumda ka­dın bu nikâhtan faydalanamaz; kadına bizzat mehir verilmiş olmaz.Bilâkis mehir veliye gitmiş oîur.Bu ise her iki kadına zulüm olup, nikâhlarını faydalanacakları mehirden soyutlamaktır.

Ibn Kayyım; «Bu mânâ Arap lügatine uygundur,» demiştir.

 

9.14.Nikâhın Sıhhatinin Şartları

 

Nikâhın sıhhatinin şartlan,nikâhın sahih olmasının bağlı ol­duğu şartlardır.Şöyle ki, bu şartlar bulunduğu zaman, nikâh akdi şer'an mevcut olmuş olup nikâhla ilgili haklar ve bütün hükümler akid yapanlar için sabit olmuş olur.Bu şartlar iki tanedir.

Birinci Şart: Evlenecek kadının, kendisine yaklaşmak isteyen erkekle evlenmesi helâl olan kadınlardan olması.Bundan dolayı, kadının belli bir zamanda veya devamlı olarak evlenilmesi haranı olan kadınlardan olmaması gerekir.(Bu konu, «Haram olan kadın' lar» bahsinde gelecek.)

î kinci Şart: Evliliğin şahitler huzurunda olması.Bu da aşağı­daki kısımlara ayrılın

1- Şahitliğin hükmü.

2- Şahitliğin şartlan.

3- Kadınların şahitliği.

 

9.14.1.Nikâhın Şahitler Huzurunda Olmasının Hükmü

 

Cumhur ulemaya göre, evlilik ancak delil ile sabit olur.Başka bir vesileyle nikâhı ilân etse bfle akid zamanı şahitler huzurunda olmadan nikâh gerçekleşmez.Şahitler, şahitlik yapar da, taraflar şahitlerden, akdi gizleyip duyurmamayı isterlerse, akid sahih olur.Alimler bu şekilde akdin sahih olduğuna aşağıdaki rivayetleri de­lil getirmişlerdir:

1) Ibn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem; «Zinakâr kadınlar, şahit olmadan ken­di kendilerine nikahlananlardır,» buyurmuştur.

2) Âişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallalla­hu aleyhi ve seilem; «Nikâh ancak bir veli ve İki adaletli şahid hu­zurunda yapılır.» buyurmuştur. (Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.) Bu ifade nikâhın sıhhatine yönelik olup, şahidler huzurunda olma­sını gerekli kılmaktadır.Çünkü şahidlerin bulunmaması, nikâhın sahih olmaması demektir.Bunun gibi olanlar şart hükmünü taşır.

3) Ebû Zübeyr el-Mekkî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Ömer Îbn'ül-Hattab'a sadece bir erkek ve kadının şahitlik yapması konusu sorulunca; «Bu, gizli nikâhtır. Buna cevaz vermem.Daha önce haberim olsaydı, bu adamı recmederdim,» demiştir. (Hadisi, Mâlik Muvattâ'ında rivayet etmiştir.)

Bu hadisler her ne kadar zayıf olsalar bile birbirlerini kuvvet­lendirmektedirler.

Tirmizî, şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselamın ashabından, da­ha sonra gelen tabünden ve diğerlerinden ilim ehli olanlar bununla amel ederek şöyle demişlerdir: «Şahidler huzurunda yapılan ni­kâhtan başka nikâh yoktur.» Bu hadis hakkında, geçen alimlerden hiç birisi ihtilâf etmediler.Ancak sonradan gelen ilim ehlinden bir gurup, müstesnadır.»

4- Nikâhın şahidler huzurunda olmasının hikmeti, eşlerden ziyade, doğacak çocuğun haklanın korunmasıdır.Babası çocuğunu inkâr edip çocuğun nesebi zayi olmasın diye nikâhta şahid koşul­muştur.

îlim ehlinden bazısı şahidsiz nikâhın sahih olduğu görüşünde­dirler: Bunlar arasında Şiîler, Abdurrahman bin Mehdî, Yezid bin Hârûn, İbn'ül Münzir ve Dâvûd vardır.Ibn Ömer ve îbn Zübeyr de böyle yapmışlardır.Hasan bin Alî'den rivayet olunduğuna göre, bu zat önce şahidsiz olarak evlendi, sonra nikâhı ilân etti.

Ibn'ül-Münzir: «Nikâhın iki şahid huzurunda yapılacağına da­ir bir haber sabit olmamıştır.» demiştir.

Yezid bin Hârûn ise şöyle demiştir: «ALLAH-U TEÂLA, satışta şahidlerin bulunmasını emretmiş, nikâhta emretmemiştir.Rey ta­raftarları ise, şahidlerin bulunmasını emretmiş, nikâhta emretme­miştir.Rey taraftarları ise, şahidliği nikâhta şart koşmuş, satışta şart koşmamıştır.»

Nikah akdi tamam olunca, şahidlerin nikâhı gizli tutmalarını tavsiye etmeleri kerahatla beraber sahihtir.Çünkü bu iş; «Nikâhı ilân ediniz» emrine muhaliftir.

Şafiî, Ebû Hanife ve İbn'ül-Münzir bu görüşe varmışlardır.

Ömer, 'Urve, Şâ'bî ve Nâfi', bunu mekruh sayanlardandır.

fmam Malik'e göre gizli tutulan nikâh akdi fesh olur.

îbn Vehb'in, iki şahid huzurunda bir kadınla nikahlanıp son­ra onu gizli tutan bir adam hakkında Mâlik'ten rivayet ettiğine gö­re.İmam Malik; «Bîr talakla aralan ayrılır, nikahlan caiz olmaz.Eğer kadınla zifaf vaki olmuşsa mehrini vermesi gerekir. Şahidler ise cezalandırılmaz demiştir.»

 

9.14.2.Şahid Olmak İçin Gereken Şartlar

 

Şahid olmak için; akıllı, bulûğ çağma ermiş olması ve eşlerin evlenme akdi yaptıklanm anlamakla beraber birbirlerinin sözleri­ni işitmeleri gerekir.Çocuk, deli, sağır ve sarhoşun şahitliğiyle ni­kâh sahih olmaz.Çünkü bunların varlığıyla yokluğu arasında fark yoktur.

 

9.143.Şahid Olmakta Adaletin Şart Koşulması

 

Şâhidlikte adaletin şart koşulmasına gelince, Ebû Hanife, ada­letin şart olmadığı görüşüne vararak, nikâhın fâsık iki şahidini hu­zurunda gerçekleşebileceği, nikâhta veli olması caiz olan herkesin şâhid olmasının da caiz olduğunu söyleyerek, şahidlikten maksa­dın nikâhı ilan etmek olduğunu söylemiştir.

Şâfİ'iler ise, daha önce geçen; «Bir veli ve iki adaletli şahidle yapılandan nikâh yoktur» hadisiyle delil getirerek, 'şahidlerin ada­letli olması gerekir', demişlerdir.Şaffilere göre; durumu bilinme­yen iki şahid huzurunda yapılan nikâh hakkında iki görüş vardır.Tatbik ettikleri görüşe göre, nikâh sahih olur.Çünkü evlilik gerçek olarak adaletli olduğu bilinmeyen kişilerin şahidliğiyle köylerde, kırsal kesimlerde ve çok insanların yaşadığı bölgelerde olur.Bu şahidlerin gerçekte adil olup olmadıklarını araştırmak zor bir iş ol­duğundan zahiri hallerine bakılarak, fasıklığı açık olmayıpgizli kalmış şahitler yeterli sayılır.Akid yapıldıktan sonra fasık olduğu ortaya çıksa, bunun akde tesiri olmaz.Çünkü adalette şart, fasıklığının zahir olmamasıydı. Fasıklığı zahir olmayınca, nikâh akdi ta­hakkuk etmiş olur.

 

9.14.4.Kadınların Şahidliği

 

Şâfîî ve Hanbelîler, şahid olmak için erkekliği şart koşarak, «Nikâh akdi bir erkek ve iki kadın şahitle sahih olmaz,» demişler­dir.Çünkü Ebû Ubeyd'in Zühri'den rivayet ettiğine göre Zühri şöy­le demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen sün­nete göre, nikâh talak ve had cezalarında kadınların şahidiğinin ca­iz olmamasıdır.»

Evlenme akdi, mal olmayan bir akid olup, evlenme akdinden maksat mal değildir.Çok kerre nikâhta erkekler hazır bulunur.Had cezalan gibi nikâhta da kadınlann şehadeti sabit olmamıştır.

Hanefüer bu şartı kabul etmeyerek, iki adam veya bir adam ilci kadın şahidi kâfi görmüşlerdir. Çünkü AUahu Teâlâ şöyle bu­yurmuştur:

«Erkeklerinizden iki kişiyle şahit tutunuz.Eğer iki erkek bu­lunmazsa, o halde doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkek­te iki kadın gerekir.» (Bakara: 282).

Çünkü nikâh, karşılıklı sözleşmede satış gibidir ki, erkeklerle beraber kadınlann şehadetiyle de gerçekleşir.

 

9.14.5.Hürriyetin Şart Olması

 

Ebü Hanife ve Şafiî, şahitlerin hür olmalarım şart koşmuşlar­dır.Ahmed ise hürriyeti şart koşmayarak, sair hukukta geçerli ol­duğu gibi, iki kölenin şehadetiyle evliliğin gerçekleşeceği görüşün­dedir.Çünkü kölenin şahid olmasını reddedecek emniyetli, güveni­lir ve takva sahibi olduğu müddetçe şahitliğini kabul etmeye mâni olacak Kur'ân ve hadisten bir delil yoktur.

 

9.14.6.Müslüman Olmanın Şart Olması

 

Âlimler, nikâh akdi müslüman erkek ve kadın arasında oldu­ğu zaman, şahitlerin de müslüman olmasının şart olduğunda ihtilaf etmemişlerdir.Sadece erkek, n.'islüman olduğu zaman ise, gayri müslimin şahidliği konusunda ihtilâf etmişlerdir.

Ahmed, Şaffi ve Muhammed bin Hasan'a göre akid gerçekleş­mez.Çünkü müslümaniH nikâhında gayri müslimin şehadeti kabul olmaz.

Ebû Hanİfe ve Ebû Yusuf ise; müslüman erkek gayri müslim-le evlendiği zaman, gayri müslim iki erkeğin şehadeti caizdir.Bu görüşten, ahval-i şahsiyye kanunu alınabilir.

 

9.14.7.Nikâh Akdinde Şekle İtibar Edilmesi

 

Nikâh akdi, rükünlerinin ve akid şartlarının gerçekleşmesiyle tamam olur.Ancak, şahidler huzurunda yapılmadan bu akde şer'î hükümler lâzım gelmez.Şahidlerin bulunması tarafların rızasının dışmda bir şeydir.îşte bu yönüyle nikâh akdi şeklî olmuş olur.Şahi'dler huzurunda yapılan nikâh, îcâb ve kabul ile iktifa ederek nza ile yapılan akde muhaliftir.Tarafların yanlız rızalarının bulunması, kira ve diğer akidlerde olduğu gibi nikâh akdini gerçekleştirmiş ve oluşturmuş olur.Bu durumdaki nikâhın üzerine, nikâh hükümleri lâzım gelerek, başka bîr şeye ihtiyaç duymadan, kanunun himaye­sine girmiş olur.

 

9.15.Akdin Geçerli Olmasının Şartları

 

Akid tamam olup, sahih olarak vâki olduğu zaman, geçerli ol­ması ve başka birinin iznine bağlı bulunmaması için şu şartlar ge­reklidir:

1) Akdi yapmayı üzerine alan velîlerden her birerlerinin, akıl­lı, buluğ çağma ermiş ve hür olma gibi tam ehliyetli olmaları; eğer akid yapan taraflardan birisi bunak, küçük mümeyyiz veyaköle olursa, kendisinin yaptığı akid, velisinin veya efendisinin iznine bağlı olarak sahih olmuş olur.Eğer onlar izin verirlerse, nikâh sa­hih, izin vermezlerse nikâh batıl sayılır.

2) Akid yapanlardan herbirerleri, akdi doğrudan yapma yet­kilerinin bulunduğu bir sıfata sahip olmaları; şayet akdi yapan, ve­layet ve vekâletin dışında, kendi başına doğrudan akdi yapan vâsî ise veya vekil' olup da, kendisine vekâlet bırakılan hususlara mu­halefet ederse veya kendisinden daha yakın ve öne geçmesî gereken velisi bulunduğu halde velilik yaparsa, bunlardan herhangi birisi nikâhın ve nikâhın sahih olmasının, şartlarını yerine getirirlerse, derece bakımından evlenene yakın olanın iznine bağlı olarak nikâh sahih olur.

 

9.16.Nikâh Akdinin Devamlı Olmasının Şartları

 

Evlilik akdi, rükünleri, sıhhatinin şartlan ve geçerli olmasının şartlan yerine getirildiği zaman devamlı olur.Akid devamlı olunca, tarafların veya başkasının akdi bozma veya fesh etme hakkı yok­tur.Akid edilen nikâh ancak boşanma veya vefatla nihayete erer.Nikâh akdinde bu husus esastır.Çünkü evlilik hayatının devamı, ço-culdann terbiyesi, çocukların işlerine bakmak gibi nikâh sebebiyle meşru kılınmış maksatların, nikâhın devamlı olmasından başka şe­kilde gerçekleşmesi mümkün değildir.Bunun îçin âlimlen şöyle de­mişlerdir: «Evliliğin devamlı olmasının şartlarım bir şart toplar ki, o da tarafların nikâh kıyılıp sahih ve geçerli olduktan sonra akdi bozma haklarının olmamasıdır.Şayet birisi îçin akdi feshetmek hakkı olsaydı, o zaman akid devamlı olmazdı.»

 

9.16.1.Nikâh Akdi Ne Zaman Devamlı Olmaz?

 

Aşağıdaki durumlarda nikâh akdi sürekli olmaz: Erkeğin kadını veya kadının erkeği aldatması durumunun or­taya çıkması.Meselâ; Erkek, çocuğu olmayacak şekilde kısır ise, kadın da evlenmeden önce bu durumu bilmiyor idiyse, bu durum­da kadının öğrendiği andan itibaren akdi feshetme ve bozma hak­kı vardır.Ancak kadın bu durumda erkeği koca olarak kabul eder, onunla yaşamaya razı gelirse, akid devam eder.

Ömer (r.a.) bir kadınla evlenen kısır adama; «Çocuğunun ol­madığını kadına haber ver.Sonra onu kalmakta veya gitmekte ser­best bırak,” dedi.

Aldatma şekillerinden birisi de çocuğu olmadığını kadına bil­dirip, onunla evlendikten sonra fasık olduğunun ortaya çıkması du­rumudur.Yine aynı şekilde bu durumda da kadının akdi feshetme hakkı vardır.

îbn Teymiye de aynı hükümleri zikretmiştir: «Bekâr diye bir kadınla evlenen kişinin daha sonra kadının dul çıkması halinde ak­di feshetme yetkisi olduğu gibi, bekârla dul arasındaki mehir far­kını talep etme hakkı da vardır.Kadınla yatmadan önce akdi bo­zarsa, mehir düşer.Yine bunun gibi; erkek, kadının, kadınlığından tam olarak faydalanmasından nefret ettirecek bir aybını bulursa akid sürekli olmaz. Meselâ, kadının devamlı istihaze kam görmesi gibi.Şüphesiz devamlı istihaze kanı, nikâhın feshini gerektirecek bir ayıptır.Yine kadının fercindeki kapalılık gibi cinsel yakınlaş­mayı engelleyecek bir kusur da nikâhın feshini gerektirir.Erkeğe akdi bozmayı caiz kılan ayıplardan bazısı, delilik, cüzzam ve alaca hastalığı gibi nefret verici hastalıklardır.Bunlardan dolayı erkeğin akdi bozma hakkı olduğu gibi, erkekte alaca hastalığı varsa, deli ise veya cüzzamlı ise veya zekeri kesilmiş ise veya cinsel gücü yoksa veya küçük ise, kadının da akdi feshetme hakkı vardır.»

 

9.16.2.Ayıp Sebebiyle Akdi Feshetmek Hususunda Âlimlerin Görüşleri

 

Bu konuda âlimler ihtilaf etmişlerdir:

1- Âlimlerden bazıları, ayıp ne olursa olsun; ayıp sebebiyle nikâhın fesh olunamayacağı görüşündedir.Dâvûd ve İbn Hazm bunlardandır.

Ravdatu'n-Neddîyye sahibi şöyle demiştir: «Bu ki; dini bir za­ruret olarak sabit olduğuna göre, nikâh akdi cinsel münasebetin caiz olması, nafaka ve benzerlerinin vacip olması, miras ve sair ah­kâmın vacip olması gibi evlilik ahkâmının sabit olduğu devamlı bir aki'ddir.Yine dini zaruret olarak sabit olmuştur ki, nikâh ak­dinden ancak talak ve ölümle çıkılır.Her kim, başka herhangi bir sebeple nikâhtan çıkılacağını sanırsa, dini zaruretle sabit olmuş bir meseleden başka hükme geçmeyi gerektirecek sahih bir delil ge­tirmesi lâzımdır.Ayıplar hakkında zikrettikleri meseleler hakkın­da ise, akdi bozacağına dair açık bir delil gelmemiş ve sabit olma­mıştır.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in «Ailene var,» sözü boşama ifade eder.Böyle bir delil geldiğini farzetsek bie, gerekli olan, hükmü kesin olan delile dayandırmaktır.Başkasına değil. Güçsüzlük sebebiyle akdin fesh olmasına gelince; bu konuda sahih bir delil gelmemiştir.Aslolan akidden dönmeyi gerektiren bir delil gelinceye kadar, nikâhın devam etmesidir.Şaşılacak bir husus da şudur ki; bazı ayıpların nikâhı feshettiğini, bazılarının ise fesh etmediğini kabul etmeleridir.»

2- Âlimlerden bazıları; «Evlilik akdi bazı ayıptan dolayı bo­zulur, bazısından dolayı ise bozulmaz,» görüşündedirler.îlim ehli­nin çoğunluğu bu görüştedirler. Görüşlerine aşağıdaki rivayetlerle delil getirmişlerdir:

Birincisi, Ka"b bin Zeyd'in veya Zeyd bin Kâb'ın rivayet ettiği­ne göre: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Benî Ğıfâr'dan bir kadını nikahladı.Yanına girince elbisesini çıkarıp yatağın üzerine oturdu.Kadının böğüründe beyaz bir ben görünce, yatağın kenarı­na çekilerek, kadına; «Elbiseni giyin,» dedi ve kadına verdiklerin-

den bir şey geri almadı».(Hadisi Ahmed ve Sa'îd bin Mansûr ri­vayet etmişlerdir.)

ikincisi, Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle de­miştir: «Kendisinde delilik, cüzzam veya alaca hastalığı olan her­hangi bir kadın erkeği aldatırsa; eğer zifaf vaki olmuşsa mehri kendisinindir.Erkeğin mehri de aldattığı kişiyedir.» (Hadisi Mâlik ve Dârekutnî rivayet etmiştir.)

Bu âlimler nikâhın bozulduğu ayıplar hakkında ihtilâf etmiş­ler, Ebû Hanife; «Zekerin kesik olması ve güçsüzlükten dolayı ni­kâh fesh olur,» demiş, Şafiî ise, «Delilik, alaca hastalığı, cüzzam ve fercin kapalı olmasını» ilave etmiş, İmam Ahmed üç imamın zikrettiklerine kadının fıtık (iki yol arasının yırtık olması) olma­sını da ziyade etmiştir.

 

9.16.3.Bu Mesele Hakkında Bir Araştırma

 

Doğrusu şu ki"; yukarıda geçen görüşlerin hepsini nazan itiba­ra almaya değmez.Sevgi, merhamet ve sükûnet üzere bina edilen evlilik hayatının, taraflardan herhangi birisini nefret ettirecek has­talık ve ayıpların bulunması halinde devam etmesi ve istikrara ka­vuşması mümkün değildir.Şüphesiz ayıplar ve nefret ettirici has­talıklarla beraber, nikâhtan kastedilen şey gerçekleşmez.Bundan dolayı.Sâri', tarafları evliliği kabul etmek veya reddetmek konusun­da serbest bırakmıştır.

îmam İbn Kayyım'in bakmaya ve önem vermeye değer bir in­celemesi aşağıdadır: «Körlük, dilsizlik, ağır işitmek ve kadının el ve ayaklarının kesik olması veya erkeğin böyle olması en büyük nefret verici hususlardandır.Bunlar-hakkında sükût edip gerçeği söylememek ise en çirkin hile ve kandırmadır ki, bu da dine ay­kırıdır. Müminlerin emin Ömer bin Hattab (r.a.); bir kadınla ev­lenen kısır adama; «Çocuğunun olmadığını kadına haber ver ve onu muhayyer bırak,» demiştir.Eğer kadında bu ayıplar noksan­sız olarak bulunsaydı acaba Ömer ne derdî?» İbn Kayyım devam­la şöyle demiştir: «Kıyas şudur ki; taraflardan birini diğerinden nefret ettiren ve kendisiyle sevgi ve şefkat gibi nikâhın maksadı hasıl olmayan her ayıp muhayyerliği gerektirir.Nikâhta şart koşu­lanlara vefa göstermek, satıştan nasıl daha evla ise, nikâhtaki mu­hayyerlik de satiştakinden daha evlâdır.Allah ve Rasûlü, hiç bir zaman gafil avlanmaya, bilmemek ve kandırılmak suretiyle alda­tılmaya cevaz vermemiştir.Şer'i Şerifin kaynaklarındaki maksat­ları, adalet ve hikmetini ve kapsadığı maslahatları düşünen kimseye bu görüşün bir delil olduğu ve Şer'î kaidele yakınlığı gizli de­ğildir.»

Yahya bin Sa'îd el-Ensârî'nin İbn Müseyyeb'den rivayet etti­ğine göre, Ibni Müseyyeb demiştir ki: Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Kendisinde delilik, cüzzam veya alaca hastalığı bulunan herhan­gi bir kadın evlenir de, zifaftan sonra kocası onun hasta olduğu­nu öğrenirse, cima vaki olduğu için kadının aldığı mehir kendinindir.Velisinin ise hile yaptığı için kocanın verdiği mehri öde­mesi gerekir.»

Şafîî, Alî (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: «Kendisinde alaca hastalığı, delilik, cüzzam veya fercin kapalı olması gibi hastalıklar olan bir kadın nikâhlanırsa, kocası ona dokunmadığı müddetçe mu­hayyerdir.Dilerse onu saklar, dilerse boşar.Eğer cima vaki olmuş­sa, kadını kendisine helâl kılması sebebiyle, mehir kadınındır.»

Vekî' şöyle demiştir: «Süfyân Sevri, Yahya bin Sa'îd ve Sa'îd bin Müseyyeb'in Ömer (r.a.)den rivayet ettiklerine göre, Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Alaca hastalıklı ve kör bir kadınla evlenenin, zifaf vâki olursa kadının mehrinî vermesi gerekir.» Vekî', devamla de­miştir ki; «Bu ifade, hükmün sadece Ömer'in yukarıda zikrettiği ayıplan kapsayıp, diğer ayıplan kapsamadığına delalet etmez.»

Yine ilmiyle, r ini bütünlüğüyle ve verdiği hükümlerle tanın­mış islâm kadısı Şurayh (r.a.) da bu yönde hüküm vermiştir:

Abdürrezzak şöyle demiştir: «Ma'mer, Eyyûb ve îbn Sîrm'den rivayet olunduğuna göre; iki adam Şurayh'ın huzurunda münaka­şa ederek, içlerinden biri şöyle dedi: «Bu adam seni İnsanların en güzeliyle evlendireceğim diyerek bana kör bir kadın getirdi.» Bu­nun üzerine Şurayh; «Eğer sana, ayıbını gizîediyse bu caiz olmaz», demiştir.Bu hükmü düşün; «Eğer senden bir ayıbını gizlemişse» ifadesinin, kadının erkekten gizlediği her ayıbı ifade ettiğini ve er­keğin de bu kadını reddetme hakkı bulunduğunu anlarsın.»

Zührî şöyle demiştir: «Nikâh, her aciz bırakan hastalıktan dolayı reddolunur.Sahabe ve selef ulemasının fetvalarını düşü­nenler bilirler ki; onların bir ayıbı bırakıp başka bir ayıptan do­layı nikâh reddettikleri görülmemiştir.Ancak Ömer (r.a.)'den ge­len şu rivayet müstesnadır: Kadın şu dört ayıptan başka bir se­beple reddolunmaz: Delilik, cüzzam, alaca hastalığı ve fercde bu­lunan hastalık.» (Bu rivayetin, Usbû' ve Ibn Vehb'in, Ömer ve Ali' den yaptıkları rivayetlerden daha fazla isnadım bilmemekteyiz.Bu hadis İbn Abbas'dan muttasıl bîr senetle rivayet olunmuştur.) Tüm bunlar, koca, mutlak bir ifade: kullandığı zamandır.Eğer er­kek, kadının sağlam olmasını veya güzel olmasını şart koşar da çirkin çıkarsa veya yaşının genç olmasını şart koşar da yaşlı ve ihtiyar çıkarsa veya beyaz olmasını şart koşar da siyah çıkar­sa veya bekar olmasını şart koşar da dul çıkarsa bu durum da nikahı fesh etme hakkı vardır.Eğer bu fesh zifaftan önce olursa, mehir gerekmez; sonra olursa gerekir.Kadının velisi erkeği aldat-mışsa bu zarar ona aittir.Eğer kadın bizzat kendisi erkeği aldat-mışsa kadının mehri düşer veya kadın erkeği almak isterse er­kek mehirle ona döner.

«îmam Ahmed kendisinden yapılan iki rivayetten birisinde bu­na delil getirmiştir.Bu görüş, şart koşan koca olunca, İmam Ahmed'in usulüne en uygun ve en evla olanıdır.

«Hanbelîler ise şöyle demişlerdir: Kadın erkeğe bir sıfat şart koşar da, sonra bunun hilafı ortaya çıkarsa, kadın için muhayyer­lik yoktur.Ancak, erkeğin hür olmasını şart koşar da, köle çıkar­sa o zaman kadının muhayyerliği vardır.

«Nesebi şart koşar da, aksi çıkarsa, bunda ikî görüş vardır:

«İmam Ahmed'in mezhebinin ve koyduğu kaidelerin gerektir­diğine göre, şartlan erkeğin veya kadının koyması arasında bir fark yoktur.Bilâkis, erkek için koyduğu şartlar bulunmadığı za­man, kadının muhayyer olması evlâdır.Çünkü kadm boşama ile ayrılma gücüne sahip değildir.Erkek, kadmdan ayrılmaya gücü ol­makla beraber, başka sebeple akdin feshi kendisine caiz olunca, kadın erkekten ayrılma gücüne sahip olmadığından, akdin feshi­nin kendisine caiz olması daha evlâdır.Erkek, adi bir meslek sa­hibi olup, kadının dinini ve ırzını lekelediği ortaya çıkarsa, bu hal, kadının tam' lezzet duymasına ve erkekten tam faydalanmasına mâ­ni olduğundan, kadının akdi feshetmesi caiz olunca, kadın, erke­ğin güzel ve sağlam olmasını şart koşar da, erkek ihtiyar, çirkin, kör, ağır işiten, dilsiz, siyah çıkarsa, nasıl kadının akdi feshetme hakkı olmayıp, onunla mecburi olarak yaşayabilir? îşte bu görüş, mümkün olmayacak şeylerin, zıtlıkların, kıyas'tan ve şeriatın orta­ya koyduğu kaidelerden uzak olmanın son noktasıdır.»

Zührî devamla demiştir ki: «Taraflardan birisine, hafif alaca hastalığı ve kızü hastalığından dolayı akdi feshetme imkânı ve­riliyor; ama bu hastalıktan daha şiddetli olan kişiyi etkisi altına alan uyuz hastalığından ve insanı aciz bırakan diğer hastalıklar­dan dolayı akdi feshetme imkanı verilmiyor.Nebi aleyhisselam sa­tıcıya, sattığı malın ayıbını gizlemeyi ve onu bilenin de ayıbı müş­teriden gizlemesini haram kılınca, nikâhtaki ayıplar konusunda du­rum ne olur? Nebî aleyhisselam Muâviye ve Ebû Cehm ile nikahlan-ması konusunda kendisine danışan Kays'ın kızı Fatıma'ya; «Muaviye, malı olmayan bir fakirdir, Ebû Cehm ise asasını omuzundan indirmez (Kadınları döver)», buyurmuştur.Bu hadisden de bilin­mektedir ki; nikahta ayıplan açıklamak daha uygun ve daha ge­reklidir.Bu durumda kusurları gizlemek ve haram olan hile na­sıl nikâhın lüzumu için bir sebep olabilir ve ayıplı bir kimseyi, diğerinin omuzuna yük olarak yüklemek, özellikle ayıplardan uzak bulanmasını ve bulunduğu durumun hilafını şart koştuğu halde na­sıl caiz olabilir? Kesin olarak bilinmektedir ki, Şer'î Şerifin or­taya koyduğu esaslar, hükümler ve getirdiği idari sistem buna ce­vaz vermez.Allah daha îyi bilir.»

Muhammed bin Hazm: «Erkek, kadının ayıplardan salim ol­masını şart koşar da, sonra kadında herhangi bir ayıp bulursa, nikâh esasta bâtıl olmuş olup, gerçekleşmemiş olur ki, bu nikâhta erkek için muhayyerlik, icazet, nafaka ve miras gibi durumlar mev­zubahis değildir.» demiştir.îbn Hazm devamla demiştir ki: «Şüp­hesiz bu durumda erkeğin yanma konan kadın, evlendiği kadın de­ğildir.Çünkü o, sağlam, ayıpsız bir kadınla evlenmemiş olunca, ara-iannda evlilik hükmü de geçerli olmaz.»[5]

 

9.17.Evlenîlmesî Haram Olan Kadınlar

 

9.17.A.Önsöz:

 

Her kadın İle evlenme akdi yapmak caiz değildir.Kendisiyle nikâh akdi yapılmak istenen kadınların, ister devamlı ister geçici olsun mahrem olmaması gerekir.Evlenmeleri ebedî olarak haram kılınmış kadın ve erkeğin herhangi bir zamanda evlenmeleri müm­kün değildir.

Muvakkat haramhk îse; mahrem olmayı gerektiren hal devam ettiği müddetçe devam eder.Eğer durura değişir de, muvakkat mahremlik ortadan kalkarsa, evlenmek helâl olmuş olur.

Müebbed haramlığm sebebleri şunlardır:

1- Neseb,

2- Sıhriyet,

3- Süt kardeşliği.

Harara olan kadınlar şu ayette zikredilmiştir: «Sizlere, analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi em­ziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, kanlarınızın anneleri, kendi* leriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan olup, yanınızda kalan üvey kızlarınız —ki onlarla gerdeğe girmemisseniz size bir engel yoktur— öz oğullarının eşleri ve iki kızkardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek —geçmişte olanlar artık geçmiştir— size haram kılındı.Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.» (Nisa: 23).

Muvakkaten haram olanlar ise birkaç kısma ayrılır.Her birt-nin açıklaması daha sonra gelecektir.

 

9.17.1.Neseb Yoluyla Evlenilmesi Haram Olanlar

 

1- Anneler,

2- Kızlar,

3- Kız kardeşler,

4- Halalar,

5- Teyzeler,

6- Erkek kardeş kızları,

7- Kız kardeş kızları.

Anne; seni ve seni doğuranları doğuran her kadının ismidir ki, anne, annenin annesi, annenin ninesi, babanın annesi, babanın ni­nesi, ne kadar yukarıya çıkarsan çık «anne» isminin kapsamına gi­rerler.

Kız; doğmasına sebep olduğun veya derece derece nesebi sa­na varan her kızın ismidir.Bu kavrama nesilden gelen kız ve onun kızları dahil olur.

Kızkardeş; anne-baba bir veya sadece birisi yoluyla sana ya­kın olan her kadının ismidir.

Hala; babanın veya dedenin, baba-anne bir veya birisi yoluyla kızkardeşi olan kadının ismidir. Bazen anne tarafından da hala, olur.Bu annenin babasının kız kardeşidir.

Teyze; bu, annenle, baba-anne bîr veya sadece bilisi yoluyla kızkardeşi olan kadının ismidir.Bazen baba tarafından olur ki, bu da babanın annesinin kız kardeşidir.

Kardeş kızı; kardeşinin doğrudan doğruya veya vasıtayla doğ­masına vesile olduğu her kadının ismidir.Kız kardeş kızı da bu­nun gibidir.

 

9.17.2.Sıhriyyet Yoluyla Haram Olan Kadınlar [6]

 

Sıhriyyet yoluyla haram olan kadınlar şunlardır:

1- Hanımının annesi, annesinin annesi, babasının annesi; ne-kadar yukarıya çıkarsa çıksın, hepsi bu kapsama girer.Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Hanımlarınızın anneleri, size ha­ramdır.» (Nisa: 23).Bunların haram olmasında, hanımıyla cinsel ilişkide bulunmak şartı yoktur.Bilâkis sadece nîkâh akdinin yapıl­masıyla haramlık gerçekleşir.

2- İlişkide bulunduğu hanımının kızı, kızlarının kızı, oğul­larının kızı; ne kadar aşağıya in il irse inilsin bu hükme dahildir.Çünkü şu ayetten dolayı onlar da hanımının kızlarından sayılır: «Kendisiyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan olup yanınızda ka­lan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz sîze bir engel yoktur.» (Nisa: 23).Ayette geçen «rebâib» kelimesi, «rebîbe» keli­mesinin çoğuludur.Kişinin rebîbi, hanımının başkasından olan ço­cuğudur.Rebib diye isimlendirilmesindeki sebeb, kişinin kendi ço­cuğuna baktığı gibi, bu çocuğa bakıp terbiye etmesinden ve ona bakmasından dolayıdır.«Yanınızda kalan üvey kızlarınız.» ifadesi, rebîbe'nin ekseriya bulunduğu durumu beyan eden bir sıfattır.Bu sıfat ise; üvey kızların, annesinin kocasının evinde kalması duru­mudur.Yoksa mutlaka onun evinde kalacak diye bir kayıt yok­tur.Zahiriler; «Bu ifade bir kayıttır» diyerek, «kişinin evinde bu­lunmadığı müddetçe hanımının başka kocadan olan kızıyla evlen­mesi haram olmaz» demişlerdir.Bu görüş sahabenin bir kısmın­dan rivayet olunmuştur.

Mâlik bin Evs'den rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «Benim bir kanm vardı, bir kızı olduğu halde vefat edince üzül­düm.Bunun üzerine AH bin Ebî Talib ile karşılaşınca; «Ne oluyor sana?» dedi.Ben de «kanm öldü,» dedim.«Kızı var mıydı?» diye sorunca; «Evet, Tâif'te bir kızı var.» dedim.Bana; «Kız evinde mi idi?» diye sordu.«Hayır,» dedim.Ali; «Onunla evlen,» dedi.Ben de «Yanınızda kalan üvey kızlarınız» âyeti ne olacak dedim.Ali «O senin yanında değil ki; âyet yanında olanı haram kılmıştır.» dedi.

Cumhur ulema bu görüşü reddederek şöyle demiştir: «Alî'den rivayet edilen bu hadis sabit olmamıştır. Çünkü bu hadisi ibrahim bin Ubeyd, Malik bin Evs'den, o da Alî'den rivayet ediyor.Halbu­ki İbrahim bin Ubeyd diye bîr adam bilinmemektedir.îlim ehli­nin çoğu bu hadisi kabul etmeyerek hilafını söylemişlerdir.

3- Oğlunun hanımı, oğlunun oğlunun hanımı, kızının oğlu­nun hanımı, ne kadar aşağıya inerse insin, haramdır.Çünkü Allahu Tealâ şöyle buyurmuştur: «öz oğullarınızın eşleri size haram kı­lındı.» Ayette geçen «helâl» kelimesi, «halîle» kelimesinin çoğulu­dur.Halîle; hanım demektir.Halil ise koca demektir.

4- Babanın hanımı: Babanın nikâh akdi yaptığı hanımımla, gerdeğe girmemiş olsa bile oğlunun evlenmesi haramdır.Bu çeşit nikâh, cahiliyet döneminde yaygındı. Araplar bu tür nikâha, «makt nikâhı» derler, doğan çocuğu da «Mukît» veya «Maktî» diye isimlendirirlerdi.Allahu Tealâ bu nikâhı nehyederek, onu çirkin say­mış ve ondan nefret ettirmiştir.

îmam Râzî sö,yle demiştir: «Çirkinlik üç mertebedir: Aklen çir­kin, Şer'an çirkin, Örf ve adeten çirkin.Allahu Teâlâ bu tür nikâhı, bu sıfatların hepsiyle vasıflandırmış tır. (Nisa: 22).«Fahişe» kelime­siyle aklen çirkin olduğuna işaret edilmiştir.

«Makten» kelimesiyle Şer'an çirkin olduğuna işaret vardır.«Ve sâe sebilâ» ifadesiyle de âdeten çirkin bir iş olduğuna işaret edilmiştir.

İbn Sa'd'ın Muhammed bin KaVdan bu ayetin sebeb-i nüzulü hakkında rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: «Câ-hiliyyet döneminde adam Ölüp, kansı dul kaldığı zaman oğlu di­lerse, eğer öz annesi değilse onu nikâhlamaya en lâyık görülürdü.Veya dilediğine onu nikâhlardı.Ebû Kays bin ekEsiet Ölünce, oğ­lu Muhsin kalkıp karısının nikâhına varis oldu.Ona bir şey infak etmediği gibi, kadıncağız kocasının malından da hiçbir şeye va­ris olamadı.Kadın Rasûlüllah sallaüahu aleyhi ve sellem'e gelip durumu arzedince.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bu­yurdu: «Dön git. Umulur ki Allahu Teâlâ senin hakkında bir âyet indirecek.» Bunun üzerine şu ayet indî: «Bir de babalarınızın nikâh* ladığı kadınları kendinize nikahlamayın.CahÜiyyet döneminde ge­çen affedilmiş geçmiştir.Şüphesiz o pek çirkindi, Allah'ın bugzu-na sebebdi, o ne fena bir adet idi.» (Nisa: 22).

Hanetiler, bir kadınla zina eden, ona şehvetle dokunan, öpen veya fercine şehvetle bakana, o kadının usûl ve fürû'u haram olup, o kadının da; erkeğin usûl ve fürû'una haram olduğu görüşündedir­ler.Çünkü Hanefüerce «hürmet-i musahara» (Kadının anne ve kı­zının kişiye haram olması) zinayla sabit olur.Zinaya yaklaştıran ve sevk eden hareketler de bunun gibidir.Yine Haneftler demişlerdir ki; «Kişi hanımının annesiyle veya kızıyla zina ederse, hanımı ona ebedi haram olur.»

Cumhur ulema, zina ile «hürmet-i musahara»nın sabit olmaya­cağını söyleyerek aşağıdaki rivayetlerde delil getirmişlerdir:

Allahu Teâlâ'nın, «Bunların dışındakiler size helal kılındı (Ni­sa: 23), buyujğu, nikahlamak haram olan kadınları saydıktan son­ra, bunların dışındakilerin helâl olduğunu gösterir.Zinanın, haram olma sebeplerinden olduğu ise zikrolunmamıştır.

Aişe (i\a.)'dan rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselam'a, bir kadınla zina ettikten sonra, onunla veya kızıyla evlenmek iste­yen adam hakkında sorulduğunda Nebî aleyhisselam «Haram, he­lâli haram kılmaz.Ancak nikâhla olan haram kılar.» buyurmuştur.(Hadisi İbn Mace, İbn Ömer'den rivayet etmiştir.)

Bu konuda onların zikrettikleri hükümler, ihtiyacın mecbur kıldığı, zaman zaman umumi belva haline gelen hususlardır ki, Al­lahu Teâlâ'mn bu konuda bir hüküm bildirmemesi mümkün değil­dir.Nitekim bu konuda bir ayet inmemiş, bir sünnet geçmemiş, sahih bir haber ve sahabeden de bir eser gelmemiştir.Halbuki,

ashab, zinanın yaygın olduğu cahiliye devrine yakın bir zamanda yaşamışlardır.Eğer onlardan birisi bu konuda Şer'i Şerif de bir bilgi olduğunu veya buna delalet eden bir illet ve hikmet olduğunu anla­mış olsaydı, elbette ki bu konu hakkında sorarlardı.

Zina ile kadın, kişinin yatak arkadaşı olmuş olmaz.Bu dunun­da, şehvetsiz kadının tenine dokunmak gibidir ki, zinaya hürmet-i musahere taalluk etmez.

 

9.17.3.Süt Sebebiyle Haram Olanlar

 

Neseb sebebiyle haram olan kadınlar, süt sebebiyle de haram olurlar.Neseb yoluyla haram olanlar; anne, kız kardeş, hala, tey­ze, kardeş kızları ve kızkardeş kızlarıdır.

Allahû Teâlâ bunları şu ayette beyan etmiştir: «Sizlere anala­rınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kızkardeş-lerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz ha­ram kılmıştır.» (Nîsâ: 23).

Bu ayetten dolayı, emziren kadın, anne yerine geçirilerek, emen çocuğa hem emziren, hem de çocuğa nesep yoluyla annesi tarafın­dan haram olanların hepsi haram olur.

1- Emziren Kadın: Çünkü, çocuğu emzirmekle, onun süt an­nesi olmuştur.

2- Emzirenin Annesi: Bu süt ninesidir.

3- Emzirenin Kocasının Annesi: Bu da süt nine sayılır.

4- Emzirenin Kızkardesi: Çünkü bu süt teyzesidîr.

5- Emzirenin Kocasının Kızkardesi: Çünkü bu süt halasıdır.

6- Baba-anne bir veya baba bir, anne bir kızkardeşler.

 

9.17.3.1.Kendisi île Haramlık Sabit Olan Emme

 

Zahir olan şudur ki; kendisiyle haramhk sabit olan emme, mut­lak bir emmedir.Bu da tam bir emme olmadan gerçekleşmez.Tam emme; çocuğun memeyi alarak, sütü ondan çekmesi, herhangi bir dış tesir olmadan, doyuncaya kadar onu terketmemesidir.Şayet bir defa veya iki defa çekse, bu durumda haramhk gerçekleşmez.Çünkü tam gıdalarıma gerçekleşmediği için süt hükmü sabit ol­maz.

Âişe (ta.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah bir veya iki defa emmek haram kılmaz» buyurmuştur. (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce rivayet etmiştir). Hadiste geçen «Massa» keli­mesi, bir defa çekmek demektir.Bu da bir şeyden az olmak an­lamına gelir.«Onu massettim» denince, «Ondan azıcık içtim» anlamına gelir ki, bize tercihe şayan gelen görüş budur.Bu konuda âlim­lerin pek çok görüşü vardır.Onlan aşağıda özetliyoruz:

1- Ayetteki, sütle ilgili mutlak ifade alınırsa, haramlıkta sü­tün azı veya çoğu müsavidir.

Buharî ve Müslim'in Ukbe bin Hâris'ten rivayet ettiklerine gö­re Ukbe şöyle demiştir: «Ebû îhâb'ra kızı Ümmü Yahya'yı nikah­lamıştım.Tunun üzerine siyah bir cariye gelerek «Ben sizin ikini­zi de emzirdim,» dedi.Ben de Rasûlüllaha gelerek durumu haber verdim.Rasûlüllah sallallahu aleyhi" ve sellem; «Sana süt kardeş olduğunuz söylendiği halde, o kadım nasıl nikâhlarsın? Onu bırak.» buyurdu.»

Râsülûllah'ın, adama kaç defa emdiğini sormaması ve onu bı­rakmasını emretmesi, süt kardeşliğinde sadece emmeye itibar edi­leceğine delildir.«Süt emme» isminin gerçekleştiği yerde süt kar­deşliği hükmü de gerçekleşir.Çünkü süt emme, kendisine haramhk taallûk eden bir iştir.Şer'i ahkâm gerektiren cinsel ilişki gibi, bu­nun da azı ve çoğu müsavidir.Çünkü kemiklerin gelişmesi ve etin oluşması sütün azıyla da çoğuyla da meydana gelir.Bu görüş, AH, Ibn Abbas, Said bin Müseyyeb, Hasan Basri, Zühri, Katâde, Ham-mâd, Evzâî, Sevrî, Ebû Hanîfe, Mâlik ve bir rivayete göre İmam Ahmed'in görüşüdür.

2- Haramlık ayn ayn beş emme ile gerçekleşir.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin.Aişe (r.a.)'dan rivayet ettik­lerine göre, Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Bilinen on emme nikâhı ha­ram kılar», âyeti, indirilen Kur'ân'dan sayılırdı.Sonra bu adet, beş emme ile nesh edildi.Hatta Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu on sayısı Kur'an meyanında okunurken vefat etmiştir.»

Bu rivayet Kur'ân ve hadisin mutlak olan ifadelerini kayıt altına almaktadır.Mutlak ifadeyi kayıtlamak îse bir açıklama olup, nesh ve tahsis değildir.

Bu görüşe «Kur'an ancak mütevatir olarak sabit olur» deliliy­le itiraz edilmeyip, Âişe (r.a.)'nın dediği gibi olduğunu kabul etsek bile, bu hükmün sahabeden muhalif olanlara gizli kalmaması gere­kirdi, özellikle Ali, ve îbn Abbas bu meseleyi bilirlerdi. Deriz ki: Aişe'nin görüşüne bu itirazlar yönelmeseydi, elbette en kuvvetli gö­rüş olurdu.Ancak bu itirazlardan dolayı Buharî bu rivayetten vaz­geçmiştir.Bu görüş Abdullah bin Mes'ûd, bir rivayette Âişe, Ab­dullah bin Zübeyr, 'Atâ, Ta'vûs, Şafi'î, zahir olan görüşüne göre Ahmed, İbn Hazm ve hadis ehlinin çoğunun mezhebidir.

3- Haramlık üç emme ve daha fazlasıyla sabit olur.Çünkü Nebi aleyhisselam «Bir veya İki defa emmek haramlık ispat etmez» buyurmuştur.Bu ifade üçten az emmede hanımlığın olmadığını açıklamaktadır.Bunun için haramlık üçten fazla emmeye ait ol­muş olur.Ebû Ubeyd, Ebû Sevr, Davud-u Zahiri, İbnül-Münzir ve bir rivayete göre Ahmed bu görüştedirler.

 

9.17.3.2.Emzirenin Sütü Mutlak Olarak Haramide îspat Eder

 

Emzirenin sütü ister içerek, ister çocuğun boğazına ve burnu­na dökerek olsun açlığım gideriyor ve ona gıda veriyorsa, ağzın­dan ve burnundan verilen süt, bir emme miktarına ulaşırsa ha­ramlık sabit olur.Çünkü bu yollarla vücuda alınan süt, kemikle­rin gelişmesi ve etin oluşması bakımından ağızdan emilen sütün sağladığı faydayı sağlar.Bu durumda haramîık ispat etmekte de müsavi olurlar.

 

9.17.3.3.Başka Şeye Karışmış Süt

 

Kadının sütü, yiyecek, içecek, ilaç, koyun sütü ve diğerlerine karıştırılır ve çocuk bu sütü içerse, eğer kadının sütü galipse ha­ramlık sabit olur.Eğer galip değilse bu sütle haramlık sabit olmaz.

Hanefilerin, Müzenî ve Ebû Sevr'in görüşü budur.

Malikîlerderi İbnü'l-Kâsım «Süt, su veya başka bir şeye karış­tırılır, sonra çocuğa içirilirse bununla haramlık sabit olmaz», de­miştir.

Şaffi, îbn Hubeyb ve îmam Malik'in ashabından Ibn Mâcişûn ve Mutrif: «Süt yaniız bulunur veya kendisi kaybolmayacak şekilde başka bir şeye karışırsa bununla haramlık sabit olur,» demişlerdir.

Ibn Rüşd şöyle demiştir: «ihtilâflarının sebebi, 'süt başka bir şeye karıştığı zaman o sütçe haramlık hükmü kalır mı, yoksa kal­maz mr?' açısındandır.Bu mesele, necasetin helâl ve temiz bir şe­ye karıştığı zamanki durumuna benzemektedir.Bu konuda mute­ber olan esas, süt başka bir şeye karıştığı zaman ona süt denir mi denmez mi?..Eğer süt demek mümkünse haramhk sabit olur, şa­yet süt demek mümkün değilse haramhk sabit olmaz.»

 

9.17.3.4.Emziren Kadının Vasıfları

 

Sütüyle haramlık sabit olan emziren kadın, memelerinden süt gelen her kadındır.Bu kadının akil baliğ olması ve olmaması hayizdan kesilmiş olması veya olmaması, kocası olması veya olma­ması, hamile olması veya olmaması müsavidir.

 

9.17.3.5.Süt Kardeşi Olmanın Yaşı

 

Evliliğin haram olmasını gerektiren süt emme müddeti ilci se­ne zarfında olandır.Bu müddeti, Allahu Teâlâ şu ayette beyan et­miş ve hududunu koymuştur: «Anneler çocuklarını, emzirmeyi ta­mamlatmak İsteyen baba için tam iki sene emzirirler. (Bakara: 233).

Çünkü süt emen çocuk bu müddet zarfında küçük olup, sütle beslenir.Etleri sütle gelişir.Böylece emzirenden bir parça olup, em­zirenin çocuklarıyla beraber kendisinin de bu çocukla evlenmiş ha­ram olur.

Darekutnı ve Ibn Adî'nin, Ibn Abbas'tan rivayet ettiklerine göre, Ibn Abbas «iki senenin dışında süt kardeşliği yoktur.» demiştir.

Nebî aleyhisselam'dan merfû' olarak rivayet olunduğuna göre, Nebi aleyhisselam «Kemiklerin kuvvetlendiği ve etlerin geliştiği zamanın dışında süt kardeşliği yoktur», buyurmuştur.(Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Süt kardeşliği etin geliştiği ve kemiklerin kuvvetlendiği iki sene zarfında olur.

Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah salîailahu aleyhi ve sellem demiştir ki: «Süt sebebiyle haramlık an­cak, sütten kesilmeden evvel çocuk sütle beslenirse gerçekleşir.» (Hâdisî, Tirmizi rivayet ederek sahihleraiş, Ibnü'I-Kayyım ise «ha­dis munkati'dir», demiştir.) Şayet iki seneden önce çocuğun sütle beslenmeye ihtiyacı olmayıp, sütten kesilir de, sonra onu bir ka­dın emzirirse bu durumda Rasûlüllah aleyhisselam'm «Süt hükmü ancak açlıktan sabit olur,» hadisine dayanarak, Hanefî ve Şâfi'i'ye göre bu sütle haramlık sabit olur.

îmam Mâlik şöyle demiştir: «iki seneden sonra emilen sütün azıyla veya çoğuyla haramuk sabit olmaz.Şüphesiz bu süt su me­sabesindedir.» Mâlik devamla demiştir ki: «Çocuk iki seneden ön­ce sütten kesilir veya süt emmeye ihtiyacı olmazsa, daha sonra süt emdiğinde, bu sütle haramlık sabit olmaz.»

 

9.17.3.6.Büyüklerin Süt Kardeşliği

 

Süt konusunda geçen hadislerden dolayı, cumhur ulemâya gö­re, büyükler için süt, haramhğı gerektirmez.Selefden ve sonraki alimlerden bir grup ise, «Emen, ihtiyar adam da olsa, küçüğün süt kardeşliğinde olduğu gibi haramlığı sabit kılmaz.» demişlerdir.Bu görüş, Âişe (naj'nm görüşü olup, Ali (r.a.), 'Urve bin Zübeyr, 'Ata bin Ebî Rebâh da bu kanaattedir.Leys bin Sa'd ile Ibn Hazm ay­nı görüşe katılarak Malîk'in, Ibn Şihâb'dan rivayet ettikleri hadisle delil getirmişlerdir: îbn Şihâb'a büyüklerin süt kardeşliği ko­nusu sorulunca, şöyle demiştir: «Urve bin Zübeyr'in bana bildirdiği hadise göre; «Rasûlüllah sallallahu alleyhi ve sellem Süheyl'in kı­zı Sehle'ye, Salim'i emzirmesini emretti de o da Sâüm'î emzirdi-Bundan dolayı Sehle, Salim'i oğlu olarak görürdü.» Urve şöyle de­miştir: «Müminlerin annesi Aişe (r.a.) Rasûlüllahın bu emrini ala­rak, yanma girmesini istediği erkekler için bu yöntemi uygulamayı uygun görür ve kızkardeşi Ümmü Gülsüm ile kardeşinin kızlarına, yanlarına girmelerini istedikleri erkekleri emzirmelerini emrederdi.»

Mâlik ve Ahmed'in rivayet ettiğine göre; «Nebî aleyhisselam'm Zeyd'i evlatlık edindiği gibi, Ebu Hûzeyfe de, ensardan bir kadı­nın kölesi olan Salim'İ evlâtlık edinmiştir.»

Cahiliyyet devrinde, evlâtlık edinilen kişi, evlâtlık edenin oğ­lu ve mirasının varisi olarak çağrılırdı.Şu ayet ininceye kadar bu hâl devam etti:

«Evlâtlıkları babalarına nisbetedin, bu Allah katında en doğru olanıdır.Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdir­de onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin» (Ahzab; 5).

Bu ayetten sonra, evlatlıklar babalarına nisbet edildi.Babalan bilinmeyenler ise dinde kardeş ve dost olarak kabul edildi.Bunun üzerine Sehle (r.a.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek; «Ya Rasûlallah, biz Ebû Huzeyfe ile beraber Salim'i yanımızda ba-nnan bir evlât olarak görüyoruz.O da beni, iş elbiseleriyle bazan tek elbise içinde görüyor.Halbuki Allahu Teâlâ bilmiş olduğun âye­ti inzal buyurmuştur.Bu durumda ne yapalım?» diye sorunca, Ra­sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Onu beş kerre emdr» buyur" muştur.Bundan sonra Salim, onların süt evlâdı mesabesinde oldu.

ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Ümmü Seleme (r.a.) Aişe (r.a.)'ya; «Yanıma girmesini istemediğim ergenlik çağına girmiş çocuklar yanıma giriyor,» dedi.Bunun üzerine Aişe (r.a.) «Rasûlüllah'da senin için güzel bir ör­nek olduğunu bilmiyor musun?» diyerek şöyle devam etti: «Ebû Hu-zeyfe'nin karısı şöyle dedi: «Ya Rasûlallah, Salim erginlik çağına girmiş olduğu halde yanıma giriyor.Ebu Huzeyfe'nin ise içi rahat etmiyor.» Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Onu emzir ki yanına girebilsin» buyurdular.»

Bu iki görüşten beğenileni, Îbn Kayyım'u tahkik ettiği şu gö­rüştür:

îbn Kayyım şöyle demiştir: «Sehle hadîsi nesh edilmemiş olup, tahsis edilmemiş (özelleştirilmemiş), her kişiye ta'mîm de edilme­miştir (umumileştirilmemiştir).Şüphesiz bu, Huzeyfe'nin karısının yanına giren Salim'in durumu gibi, kadının kendisinin yanında ör­tünmesi zor olup da, kadının yanına girmek durumunda olan kişiye ihtiyaç sebebiyle verilmiş bir ruhsattır.Bu tip büyükler, ihtiyaç­tan dolayı emzirildiği zaman süt hükmü sabit olur.Bunun dışın­dakilere gelince, küçük çocuktan başkası için süt hükmü sabit ol­maz.Şeyhülislâm Îbn Teymiye'nin takip ettiği yol budur.Büyük­ler için süt hükmünün sabit olmasını kabul etmeyen hadisler, ya mutlaktır, —bu mutlak ifade Sehle hadisiyle kayıtlanmış olur—, ya da her durum için umumilik ifade eder ki, ihtiyaç için olma hali hadisin umumi manasından tahsis edilir. Bu görüş, hadisin neshedilmiş olduğu görüşünden daha evlâ olup.tahsis konusu, bizzat bir şahıs içindir.Bu görüş, bu konudaki bütün hadislerin iki yön­lü manasıyla amel etmeye ve kendisine şahitlik eden şer'i kaide­lere en yakın olan görüştür.»[7]

 

9.17.3.7.Süt Kardeşliğinde Şehadet

 

Süt kardeşliğinde, eğer emzirenin kendisi ise bir kadının şe-hadeti kabul olur.

Ukbe bin Haris'ten rivayet olunduğuna göre; Ukbe, Ebû thâb'ın kızı Ümmü Yahya ile evlenince, siyah bir cariye gelerek «Ben iki­nizi de emzirdim.» dedi.Durum Nebî aleyhisselam'a haber veril­di.Ukbe devamİa demiştir kî: «Bunun üzerine bir kenara çekile­rek durumu Nebi aleyhisselam'a anlattım.Nebi aleyhisselam; «Bu kadın sizi emzirdiğini iddia etmiyor mu?» dedi ve Ukbe'yi o kadın­la evlenmekten nehyetti.

Tâvûs, Zührî, îbn Ebî Zfb, Evzâ'î ve bir rivayete göre Ahmed bu hadisi delil getirerek, süt hükmünde bir kadının şahitliğinin makbul olduğunu söylediler? Ebû Ubeyd'in Ömer, Muğîre bin Şube, Ali bin Ebi Talîb ve Îbn Abbas'dan tahric ettiğine göre, bu zâtlar, bir kadının şehadetîyle karı-kocanın arasını ayırmaktan kaçındılar.

Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Eğer açık delil getirirse, aralarını ayır.Şayet delil getiremezse, kendilerinin birlikte olmayı isteme­meleri hali müstesna onlan olduğu gibi bırak».

Eğer bir kadının şehadetinin geçerli olması kapısı açık olsay­dı, karı-kocanın arasını ayırmak isteyen bir kadın bunu yapardı.

Hanefîlerin görüşüne göre; «Sut hükmünün sabit olması için iki erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği gerekir.Şu ayetten dolayı bu konuda tek başına kadınların şahitliği kabul olmaz.»

«Erkeklerinizden İki şahit tutun.Eğer iki erkek bulunmazsa,şahitlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak İki kadın olabilir.» (Bakara: 282).

Beyhakî'nin rivayetine göre; Ömer (r.a.) getirilen bir kadın, bir adamı ve karısını emzirdiğine şahitlik yaptı.Bunun üzerine Ömer: «Hayır iki erkek veya bir erkek iki kadın şahitlik yapıncaya kadar bunlar ayrılmazlar» dedi.

Şafiî'den rivayet olunduğuna göre; «Bir erkek iki kadınla sa­bit olduğu gibi dört kadınla da sabit olur.Çünkü Od kadın bir er­kek gibidir.Sonra kadınlar doğumda olduğu gibi, süt meselesine daha çok vakıf olurlar.»

Malik'e göre; «Şahitlikten Önce, İddiaları ortaya çıkmak şar­tıyla iki kadının şahitliğiyle süt hükmü kabul edilir.»

İbn Rüşd şöyle demiştir: «Bazıları Ukbe bin Haris hadisini mendub kabul ederek bu hadisle esas delilleri arasını cem etmiş ol­dular.Bu görüş doğruya en yakın olup, Malik'ten gelen rivayet de bu yöndedir.»

 

9.17.3.8.Emzirenin Kocasının Emen Çocuğun Babası Olması

 

Bir kadın, çocuk emzirdiği zaman, geçen Huzeyfe hadisinden dolayı, kocası onun babası, kardeşi de amcası olur.

Âişe (r.a.)'nın hadisine göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem Âişe'ye; «Bana izin ver de, kardeşim Ebû Ku'ays'm arzusunu yerine getireyim.Şüphesiz O amcandır.» buyurdu.Ebû Ku'ays'm karısı Âîşe'yi emzirmiştî.

İbn Abbas'a sormuşlar; «Bir adamın, iki cariyesinden biri bir cariyeyi diğeri de bir köleyi emzlrmiş olsalar, bu cariye ile bu kö­lenin evlenmesi helâl midir?» Cevaben demiş ki: «Hayır, bu iki cariye bir tek adamla münasebette bulunduğundan, emzirdikleri cariye ile köle bir kadından süt emmiş gibi olurlar ve birbirleriyle evlenemezler.»

Dört imam, Evzâ'î ve Sevrî bu görüştedirler.Sahabeden Ali ve İbn Abbas da bu görüşü savunmuşlardır.

 

9.17.3.9.Süt Konusunda Gevsek Davranmak

 

Kadınlardan çoğu süt konusunda gevşeklik göstererek çocu­ğunu bir kadına veya birkaç kadına emzirtirler.

Nikâhın haram oluşu ve neseb gibi, Allah'ın koyduğu süt hı­sımlığı hükümlerine ve bu hükümlerin gerektirdiği hukuka riayet etmek için, emzirenin, çocuklarının, kızkardeşlerinin ve diğerleri­nin kimler olduklarını araştırmayı düşünmeden emzirme işine de-

vam ediyorlar.Bunun sonucu olarak da çok defa kişi süt kız kar­deşiyle, süt halasıyla, süt teyzesiyle bilmeden evleniyor.Bu konu­da kişinin harama düşmemek için ihtiyatlı davranması gerekir.

 

9.17.4.Neseb Yoluyla Hanımlığın Hikmeti

 

Menâr tefsirinde yazan şöyle demektedir: «Allahû Teâlâ insan­lar arasında çeşitli bağlar koymuş ki, o bağlarla birbirlerine mer­hamet ederler.Zararı defetmek ve menfaat celbetmek için birbir­leriyle yardımlaşırlar.Bu bağların en kuvvetlisi akrabalık ve evli­lik dolayısıyla oluşan hısımlık bağlandır.Bu iki bağ için birtakım değişik dereceler vardır.

«Akrabalık bağına gelince; bunun en kuvvetlisi çocuklarla anne-baba arasında olan şefkattir ki; mahiyetim kavrayan kişiyi bu sır, kendi nefsinde fıtri olarak çocuğunun terbiyesiyle ilgilenme­ye sevkeder.Vücuduna baktığı gibi ona bakar ve gelecek günleri için ona güvenir.Çocuğun içinde de, babasının onun vücudunu mey­dana getirdiğim, hayatının devamını, terbiyesini koruyarak şere­finin korunmasını sağladığı hissi belirir.Bu hisle çocuk, babaya hürmet eder, bu merhamet ve iyilik severlikle baba çocuğuna şef­kat eder ve ona yardım eder.» (Buraya kadar üstad Muhammed Abduh'un sözüdür.)

«Annenin şefkatinin, babanın şefkatinden daha kuvvetli oldu­ğu insana gizli değildir.Annenin merhameti, babanın merhame­tinden daha şiddetli, annenin şefkati, babanın şefkatinden daha kuvvetlidir.Çünkü anne daha ince kalpli ve nazik hislere sahiptir.Çocuk; hayatının devamını sağlayan annenin kanından bir cenin olarak yaratılmıştır. Soıira sütüyle beslenen çocuk olmuş, böylece çocuk her süt emerken, çocuğa karşı annenin tâ kalbinden gelen, yeni bir şefkat meydana gelir.Çocuk, annesinden önce dünyada hiçbir kimseyi sevmez.Sonra çocuk, her ne kadar babasına hürme­ti annesine olan hürmetinden daha çok ise de, annesini sevdiğin­den daha az babasını sever.

Anne-baba ile çocuklar arasında bu hayatta en hayırlı olan bu büyük sevgiyi onu bozacak ve birbirlerine zahmet verecek, şehevi yönden Faydalanma sevgisine dönüştürmek, insan fıtratına yapıla­cak bîr cinayet değil midir? Evet bundan dolayı anneleri nikahla­manın haram oluşu ayette ilk sırada ve çok şiddetli olarak gelmiş­tir. Bunu kızlarıyla evlenmenin haramlığı takip etmektedir.Fıtrat üzerine işlenen cinayetler, fıtratı bozucu ve onu boş şeylerle uğraş-tıncı hususlar hakkında insanın bilgisi bulunmamış olduğunu farz-etsek bile, sağlam bir fıtrat annesiyle ve kızıyla evlenmenin haramlığını yine uygun görürdü.Çünkü insan fıtratı, böyle bir durumu özlemeyi muhal sayardı.

«Kızkardeş ve kardeş edilenlere gelince; bunlar arasındaki bağ da, bir cismin azalan olmaları bakımından anne-babayla çocuklar , .rasmdaki bağa benzemektedir.Çünkü erkek ve kızkardeşler, ara­larında bir farklılık olmadan, asıllarına nisbetle eşit olup bir asıl-!an yıkmış sayılırlar.Sonra ikisi de bir odada çok kerre aynı şe­kilde büyümüş ve aralarında kardeşlik şefkati eşit olmuş olup, an­nelik ve babalık şefkatinin çocukların üzerine eşit dağıldığı gibi, bunların şefkatleri de birbirlerine karşı eşit bir şekilde mevcut­tur.Bu sebeplerden dolayı, kardeşlerden birinin diğerine karşı olan cana yakın olmadaki eşitlik başka hiç kimseninkine benzemez.Çün­kü insanlar arasında, içinde bu çeşit tam bir eşitlik, ve karşılıklı güven bulunan başka bir bağ yoktur.

«Hikâye edilir ki; bir kadın, kocasını, oğlunu ve kardeşini öl­dürmek isteyen Haccac'dan onlan bağışlamasını ister.Haccac, ka­dının içlerinden herhangi birisine şefaat etmesini kabul ederek, kadına bir tanesini seçmesini emreder.Bunun üzerine kadın kar­deşini seçer.Haccac, bunun sebebini sorunca kadın şöyle der: «Şüp­hesiz kardeş, anne-baba Öldükten sonra bir daha bulunması müm­kün olmayan bir varlıktır.Koca ve çocuğun yerine geçecek birisi ise bulunabilir.» Bu cevap Haccac'ın hoşuna gitti ve üçünü de af­federek; «Kardeşini bırakıp da, kocasını seçseydi, hiç birisini sağ bırakmayacaktım,» demiştir.

«Sözün kısası; kardeşlik bağı fıtri kuvvetli bir bağ olduğun­dan kardeşler birbirlerinden şehevi yoldan faydalanmayı arzu et­mezler.Çünkü kardeşlik sevgisi, kendisiyle beraber başkasında yer bırakmayacak şekilde, fıtrat sağlam olduğu müddetçe kalpde bir yer oluşturur.Bu bakımdan Şer'î Şerif, kardeşlik şefkati ile şe­hevi arzular yer değiştirerek insan fıtratının yüksekliğine gedik açılmasın diye kızkardeşle evlenmenin haram olduğuna hüküm ver­miştir.

«Hala ve teyzelerle evlenmenin haramlığına gelince; bunlar, ba­ba ve annenin tabiatından sayılırlar.Hadiste geçtiğine göre; «Kişi­nin amcası babasının öz kardeşidir.» Yani ikisi de hurma ağacının kökünden çıkan iki dal gibidir.Halahk bağının babalık bağın­dan, teyzelik bağının da annelik bağından sayılmasından dolayı, alimler demişlerdir ki: «Ninelerin haram olması annelerin haram olması kısmına girer ve ona dahil olur.» Böylece, halahk ve teyze­lik bağından doğan şefkat, birbirine merhamet ve yardım etmek duygusunu muhafaza etmek ve bu şefkat duygusunu şehvete değiştirmemek fıtrat dîni olan İslam'ın ortaya koyduğu güzelliklerdendir.

«Kardeşkizlan ve kızkardeş kızlarına gelince; kişinin kardeşi ve kız kardeşi kendisi gibi olması münasebetiyle, bunların kızları da kendi kızı mesabesinde sayılır.Sağlam fıtrat sahibi, kendi nef­sinde bu şefkati bulur.Sakat fıtrat sahibi de bunun gibidir.An­cak bu kişinin şefkati, hasta durumundaki kişinin şefkati gibi olur.Evet, kişinin kızına olan, sevgisi, kızı ondan bir parça olduğu için daha kuvvetli olup, ona bakmak için üzerine titrer.Ve kişinin kar­deşine ve kızkardeşine olan cana yakınlığı, daha Önce geçtiği üze­re, onların kızlarına olan yakınlığından daha kuvvetlidir.Hala ve teyzelerle, kardeş ve kızkardeş kızları arasındaki farka gelince, kardeş ve kızkardeş kızlarına olan sevgi, şefkat ve merhamet sev-gisidir.Hala ve teyzelere olan sevgi ise, hürmet ve saygı sevgîsidir.Bu ikisi de şehvet mevkiinden uzak olma bakımından eşit ve ben­zerdirler.Ancak Kur'ân-ı Kerim'de hala ve teyzeler önce zikredildi.

«tşte bunlar, insanların birbirlerine karşı merhametli davran­dıkları, birbirlerine sevgi ve şefkat gösterdikleri ve birbirlerine yar­dım ettikleri yakm akrabalık çeşitleridir.Allahu Teâlâ, bunlar se­bebiyle insanlann içine sevgi, şefkat, merhamet, saygı ve hürmet koymuştur.Bundan dolayı Allahu Teâlâ, evlilikten doğan şefkat ve merhametin, tâbi olarak veya neseben aralarındaki bağın zayıf ol­duğu yöne yönelmesi için yakm akrabalar arasında nikâhı haram kılmıştır. Meselâ, yabancılar ve uzak akraba sayılan tabakadan ev­lenmek gibi.Böylece insanlar arasında sevgi ve rahmet oluşturan sihri yakınlık, neseb yakınlığı gibi yenilenerek insanlar arasındaki sevgi ve merhamet dairesi genişlemiş olur. İşte bu yakın akrabanın haramlığı konusu Şer'İ Şerifin ruhuna uygun bir hikmettir.»

Menâr tefsirinde devamla şöyle denilir: «Burada vücutla il­gili pek büyük hayati bir hikmet /ardır.Bu hikmet akrabaların birbirleriyle evlenmesinin neslin zayıf olmasına sebep olmasıdır.Bu durum devam ettiği zaman neslin zayıf ve cılız olması kaçınılmaz olur.Hatta bu hâl neslin kesilmesine kadar vanr.Bunda iki sebep vardır:

«Birincisi; fakihlerin işaret ettiği husustur ki neslin kuvvetli olması, kan-koca arasındaki neslin devamını sağlayacak gücün kuv­veti miktarınca olur.Bu kuvvet de şehvettir. Fakihler şehvetin ya­kın akraba arasında zayıf olduğunu söyleyerek bunu amca. hala.dayı ve tevze kızlarıyla evlenmenin mekruh olması için bir sebep saydılar.Bunun sebebi ;şehvet, nefiste bir histir.Ona zıt oİan ak­rabalık şefkatinden doğan hisler, nefisteki hislerle çarpışırlar.Bu durumda ya, nefisteki hisleri ortadan kaldırırlar, veya o hisleri sar­sar ve zayıflatırlar.

«îkinci sebep ise; doktorların bildiği husustur İd, çiftçiler ta­rafından bilinen konumuza yakın bir misâlle bunu açıklamak müm­kündür.Bir yere aynı hububat tekrar tekrar ekilirse çıkan mahsul her sene zayıflar, içindeki gıda maddeleri azalıp, olumsuz madde­ler çoğalır.Daha sonra olumsuz maddeler gıda maddelerini saf dı­şı bırakarak tohumun tamamen kesilmesine sebep olur.Şayet bu tohumu başka bir toprağa eker de, bu yere ise başka bir yerden tohum ekerse, her iki yerden de verim alınır.Bilakis ziraatçiler tarafından sabit olmuştur ki, bir tohum çeşidindeki farklı sınıf­lardan daha çok verim alınıyor.Buğday bir yere ekildiği 2aman, ürününden elde edilen tohum alınarak yine aynı yere ekilirse ge­lişmesi zayıf olup, ürünü de az olur.Başka bir buğday tohuma alınarak bu yere ekilirse daha verimli ve temiz olur.Böylece ka­dınlar da yer gibi çocuğun ekildiği bir tarladır.însan gurupları, to­hum sınıflan ve çeşitleri gibidir.Her kabile fertlerinin, çocuğun asil ve temiz olması için diğer kabile fertleriyle evlenmesi gerekir.Şüp­hesiz çocuk, anne-babasının hem maddi vücudunun, hem karakte­rinin, hem de ahlâkının ve manevi sıfatlarının varisi olduğu gibi bu sıfatların bazısında da anne-babasına zıt olarak gelişir.Aynı va­sıflan ve birbirine ters vasıflan taşımak, yaradılış kanunlarından bir kanundur. Çocuklardan her birerlerinin, insan soyunun yük­selmesi, insanların birbirlerine yaklaşmaları ve birbirlerinden güç ve kuvvet almalan için yaradılış kanunlarından nasibini almaları gerekir.Yalan akraba evliliği ise buna zıttır.Geçen ifadelerin hep­sinde sabit olmuştur ki; yakın akraba evliliği vücuda ve nefse za­rarlı, fıtrata ters, sosyal bağlan bozucu ve insanlığın yükselmesine mâni olucu bir iştir.

«Gazalî, îhyâ'sında: «Evlenilecek kadında gözetilmesi gereken hususlardan birisi de yakın akrabadan olmamasıdır.Şayet yakın akrabadan olursa, doğan çocuk cılız olur,» demiş ve bu konuda sa­hih olmayan bir hadis de zikretmiştir.Fakat, İbrahim Harbî, ga­rip hadisler arasında, Ömer'in Saib ehline «Uzak olanlarla evlenin ki, çocuklarınız zayıf bünyeli ve cılız olmasın» dediğini rivayet et­miştir.Gazalî bu görüşüne sebep olarak şunu göstermiştir: «Şehvet, bakmak veya dokunmak suretiyle, duyguların kuvvet kazanmasıy­la oluşur.Duyguların kuvvet kazanması ise, ancak uzak olan bir kişiye bakmak veya alışılmışın dışında bir durum sebebiyle mey­dana gelir.Devamlı bakıp görülen ve bilinen durumlar ise tam idrak etmek ve tesir etmek hususunda duygulan uyarmayip zayıflatır, ve şehvet meydana getirmez.»

Menâr da devamla; «Gazalî'nin gösterdiği bu sebep, her durum­da geçerli olmadığından, esas olan bizim söylediğimizdir.» demiştir.

 

9.17.5.Süt Sebebiyle Haramlığın Hikmeti

 

Süt sebebiyle haramlığın hikmeti, Allah'ın bize olan bir rah­metidir ki, süt kardeşliğini akrabalık dairesine katarak akrabalığı genişletmiştir.Süt emen çocuğun vücudu, emzirenin sütünden olu­şur ve bu sebeple emzirdiği çocuk kendi çocuğu gibi olup, süt an­nesinin huy ve tavırlarına varis olur.

 

9.17.6.Sıhriyet Yoluyla Haramlığın Hikmeti

 

Hısımlık yoluyla evlenilmesi yasak olan kadınlann haram ol­masının hikmetine gelince; Kişinin hanımının kızı ve hanımının an­nesinin,, kendisine olan haramhğı, süt yoluyla olan haramhğından daha evlâdır.Çünkü kişinin hanımı, onu insani açıdan ayakta tu­tan ve eksiklerini tamamlayan, can yoldaşıdır.Bu bakımdan ha­nımının annesi, hürmet göstermekle annesi mesabesindedir.Hanı­mının annesinin, hanımının kuması olması gerçekten çok çirkindir.Çünkü sihri akrabalık neseb akrabalığı gibidir.Kişi, bir akrabadan evlendiği zaman, o akrabanın bir ferdi olmuş olur. îçinde onlara karşı bir sevgi ve şefkat meydana gelir.Durum bu iken evlenmeyi anne ile kızı arasında bir zıtlık ve zarar getirmeye sebeb kılmak nasıl caiz olur? Asla, bu hısımlık ve akrabalığın hikmetine ters olup, neslin bozulmasına sebeb olur.Maslahatın yerine gelmesi için fıt­rata uygun düşen, kişinin, hanımının annesini annesi, - hanımı­nın kızını da kendi soyundan gelmiş gibi kızı olduğunu kabul et­mesidir.Yine bunun gibi, oğlunun kansı, kızı yerinde olup, evlat, babasının karısını annesi yerine koyduğu gibi, baba da kızma duy­duğu şefkati oğlunun karısına duyması gerekir.

Zarar ve nefret sebeblerinden bir sebebe karışmadan, sevgiye dayalı akrabalık gerçekleşsin diye iki kız kardeş veya iki kızkardeş anlamına gelen hanımların arasını cem etmenin haram oluşu Allah'ın rahmet ve hikmetinden olunca, hanımın annesi veya kızı gibi hanımın akrabasını veya çocuğun, babasınm hanımını, veya babanın, çocuğunun hanımını nikâhlamasının mubah olduğuna akıl nasıl erer.Aİlahu Teâlâ, evlenmekteki hikmeti, kan-kocadan her bi­rerlerinin nefislerinin huzura kavuşması, kendileriyle neseb yoluyla akraba oldukları kişiler arasında sevgi ve merhametin meydana gel­mesi olduğunu bize açıklayarak şöyle buyurmuştur:

«İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, ara­nızda muhabbet ve rahmet var etmesi.O'rnın varlığının belgelerin* dendir.» (Rûm: 21).

Bu ayette nefsin huzura kavuşması, hususi olarak evlilikle ka­yıtlanmış, sevgi ve merhamet ise kayıtlanmamıştir.Çünkü sevgi ve merhamet hem kart-koca hem de neseb yoluyla karı-kocaya akraba olanlar arasında olup, bu sevgi, karı-kocamn çocukları olursa da-, ha da artar ve kuvvetlenir.

 

9.17.7.Geçici Olarak Haram Olanlar

 

9.17.7.1.İki Mahrem Arasını Cemetmek

 

Aralarında akrabalık olan kadınlardan birisini erkek olarak farzettiğimızde diğeriyle evlenmesi nasıl caiz deâilse, bunların ara­sını cemetmek {ikisini birlikte nikahlamak) haram olduğu gibi, iki kızkardeş arasını ve kadınla hâlâsının, kadınla teyzesinin arasını cemetmek de haramdır.Bunun delilleri.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Geçenler müstesna, iki kız­kardeş arasını cemetmek haramdır.» (Nİsâ: 23).

Buhari ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.) den rivayet ettikleri­ne göre, Mebî aleyhisselam; kadınla halası, kadınla teyzesi arası­nı cemetmeyi nehyetti.

Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Tirmizî'nin, Fîrûz ed-Deyle-mî'den rivayet ederek, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre; Fî­rûz ed-Deylemi müslüman olunca nikahında birbirlerine akraba olan.kadınlar vardı.Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem ona; «Dilediğin birisini boşa,» buyurdu.

îbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem, kişinin karısının üzerine halasıyla veya teyzesiy-le evlenmesini nehyederek «Eğer böyle yaparsanız akrabalık bağ­larım kesmiş olursunuz.» buyurdu.Kurtubi demiştir ki; «Bu hadi­si, Fevâid'İııde Ebû Muhammed el-Asilî, İbn Abdilber ve diğerleri zikretmişlerdir.

Ebû Davud'un mürsellerinde, Hüseyin bin Talha'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kadının kar­deşleri üzerine nikâhlanmasını akrabalık bağlarının kesilmesi kor­kusundan dolayı nehyetmiştir.»

İbn Abbas ve Hüseyin bin Talha hadisinde bu evliliğin haram edilmesi sebebine ait tenbih vardır. Bu tenbih akrabalar arasındaki bağlarını kesmekten kaçınmaktır.Birbirine yakm kadınlar arasını cemetmek, aralarında hased doğurur ve birbirlerine karsı buğza sevkeder.Çünkü kumalar arasında kıskançlık fırtınaları çok az kesilir.

Mahıemler arasını cemetmek evlenmekte yasak olduğu gibi, iddette de yasaktır.Alimler; kişinin' hanımını ric'î talakla boşadığt zaman kızkardeşiyle evlenmesinin caiz olmadığı üzerine icma et­mişlerdir.Çünkü rîc'î talakta evlilik devam etmekte olup herhangi bir vakitte ona dönmesi hakkı vardır.

Yine âlimler, kişinin hanımını tekrar dönmesi mümkün olma­yan talak-ı bâin ile boşaması konusunda ise ihtilâf etmişlerdir:

Alî, Zeyd bin Sabit, Mücahid, Nehaî, Süfyân Sevri, Hanefüer ve Ahmed şöyle demişlerdir: «Karısını talak-ı bâin'le boşayanın, onu» kızkardeşiyle evlenmesi veya boşadığı kadının iddeti bitinceye ka­dar .dördüncüyü alması hakkı yoktur.Çünkü iddet esnasında ni­kâh akdi, iddet bitinceye kadar hükmen bakidir, tddet müddetin-ce kadına verilen iddet nafakası buna delildir.»

Îbnü'l-Münzir şöyle demiştir: «Bu görüşün imam Mâlik'in sözü olduğunu sanıyorum.Bu görüş sebebiyle biz diyoruz ki; ka­rısını talak-ı bâinle boşayan kimsenin, karısının kızkardeşini veya onun dışında dördüncüyü alması hakkı vardır.»

Sa'îd bin ıMüseyyeb, Hasan ve Şafiî şöyle demişlerdir: Nikâh akdi talak-ı bâinle sona ermiştir.Bu durumda mahremleri nikah­lamak söz konusu değildir.Bir kişi iki mahrem arasım cemederek, —meselâ—, iki kızkardeşle evlense, bu evlenmeyi ya bir akid ile veya iki ayn akid ile gerçekleştirecektir.Eğer bir akid ile nikâhla-mışsa ve kadınlardan birisinde nikâha mâni bir hâl de yoksa ikisi­nin de nikâh akdi fasid olup, bu akid üzerine fasid nikâh akidleri geçerli olur.Akid yapan tarafların arasını ayırmak vacib olup, şa­yet ayrılmazlarsa mahkeme tarafından ayınlmalan gerekir.Şayet cinsel ilişkiden Önce ayrılma hasıl olursa, onlardan hiçbirisine me-hir lâzım gelmeyip, yalnız akid olarak kalan bu nikâha hiçbir şey lâzım gelmez.Eğer aynlma ilişkiden sonra olursa, kadına mehri misil veya mehri misilden daha az konuşulan mehir lâzım gelir.Kadınla ilişki kurması sebebiyle fasit evlilikten sonra ilişki' kur­maya lazım gelen hükümler buna da lazım gelir.Amma kızkardeş-Ierden birisinde evlenmeye mâni bir durum varsa, —meselâ, baş­kasının karısı olması veya iddet beklemesi gibî— o zaman yapılan akid, nikâhı mani olmayan için sahih, nikâhı mani olan için ise fa­sid evlenmenin hükümleri, bunun üzerine geçerli olur.Eğer iki kızkardeşle, birbirini takip eden iki akid ile evlenir.Akid yapılan kardeşlerden herbîrerleri nikâhın şart ve rükünlerini yerine geti­rirlerse ve hangisinin önce akid yaptığı da bilinirse onun nikâhı sa­hih olup diğeri bâtıl olur.Eğer yanlız birisi nikâhın şartlarını ye­rine getirirse, ister önce akid yapsın, ister sonra yapsın, onun akdi sahihdir.Şayet hangisinin Önce olduğu bilinmezse veya bilindiği halde unutulmuşsa, meselâ, evlenmesi konusunda iki adamı vekil tayin edip, onlar da iki kadınla kendisini evlendirirlerse, sonra on-lann kızkardeş oldukları ortaya çıkarsa, hangisinin önce akid yap­tığı bilinmez veya bilindikten sonra onutulursa, ikisinden birisini tercih etmek mümkün olmadığı için ikisinin de akdi sahih değildir.Bu akidlerin üzerine fasid nikâh hükümleri geçerli olur.

 

9.17.7.2.Başkasının Karısını ve İddetlisini Nikahlamak

 

Kocanın hakkına riayet etmek gerektiği halde başkasının ka­rısını nikahlamak müslümana haramdır.

«Kadının evli olanları da size haramdır.Ancak mâlik oldukla­rınız müstesna.» (Nisa: 24).

Yani, kadınlardan evli olanları nikahlamak size haram kılın­dı.Ancak esir alınanlar müstesnadır. Şüphesiz esir kadınlar, bir hayız müddetinden sonra esir olduklarından dolayı evli oldukları halde helâldirler.

Müslim ve İbn Ebî Şeybe'nin, Ebû ıSa'îd'den rivayet ettikleri­ne göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Huneyn günü Ev-tâs'a bir ordu göndermiş, bunlar düşmana tesadüf ederek, onlarla çarpışmış ve muzaffer olmuşlar, bir takım esirler de almışlardı.Rasülüllah'ın ashabından bazı kimseler, müşriklerden kocaları bu­lunmaları hasebiyle esir kadınlara yakınlık etmekten çekinmişler­di.Bunun üzerine Allah Teâlâ bu konuda şu âyeti indirmiştir: Ka­dınların evli olanları da size haramdır.Ancak mâlik olduklarınız müstesna».(Ni'sâ: 24).Yani iddetleri geçtikten sonra onlar size he­lâldir.

Buradaki istibrâ; bir hayız müddeti beklemesi veya hamil - ise doğurmasıdır.Hasan şöyle demiştir: «Rasülüllah'ın ashabı, esir kadınların bir hayızdan temizlenmelerini beklerlerdi.İddet bükle-yen kadınlar hakkındaki söz, bıtbe konusunda daha önce geçti.

 

9.17.7.3.Üç Talakla Boşadığı Karısını Nikahlamak

 

Üç talakla boşanan kadının başka bir acunla sahih bir nikâh yapıncaya kadar ilk kocasıyla evlenmesi helâl değildir.

 

9.17.7.4.Îhramlının Nikâh Akdi Yapması

 

İhramhmn velayet veya vekâletle kendisine veya başkasına ni­kâh kıyması haram olup, yaptığı akid bâtıl olur.Ancak, üzerine şer'l hükümler lazım gelmez.

Müslim ve diğerlerinin Osman bin Affân (r.a.)'dan rivayet et­tiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur­muştur: aîhramh, nikâhlayamaz, nikâhlanamaz, ve dünürlük yapa­maz.» (Hadisi, Tirmizî, «dünürlük yapamaz» ifadesi olmadan riva­yet etmiş ve «hadis, hasen, sahihtir,» demiştir).

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından bazıları bununla amel etmiştir.Şafiî, Ahmed ve îshak da bu görüşe kadılarak, ihramlının evlenmesini caiz görmemiş, «şayet nikah yaparsa nikâhı batıl olur,» demişlerdir.

Nebi aieyhisselam'dan, «İhramlı iken Meymûne île evlendi* şeklinde gelen rivayet, Müslim'in, «ihramlı değilken Meymûne ile evlendi» rivayetine muânzdır.

Tirmizî şöyle demiştir: «Âlimler Nebi aleyhisselam'ın Meymû­ne île evlenmesi konusunda ihtilâf etmişlerdir.Çünkü Meymûne ile Mekke yolunda evlenmiştir.Bazıları dediler ki, ihrama girme­den onunla evlendi.İhrama girdikten sonra evlenme işi ortaya çık­tı.Daha sonra Mekke yolunda Şerif denen yerde ihramdan çıktık­tan sonra zifaf vâki oldu.

Hanefiler ihramhmn nikâh akdi yapmasının câîz olduğu görü­şüne varmışlardır.Çünkü, ihram, kadının üzerine akid yapılması' selahiyetine mâni değildir.İhram cimâ'ın sıhhatine mani olup, ak-din sıhhatine mani değildir.

 

9.17.7.5.Hür Kadınla Evlenmeye Kudreti Varken Cariye île Evenmek

 

Alimler, kölenin cariye ile evlenmesiyle, hür kadının kendisi ve velileri razı olduğu takdirde, köle ile evlenmesiyle, hür kadının kendisi ve velîleri razı olduğu takdirde, köle ile evlenmesinin caiz olduğuna ittifak etmişlerdir.Yine âlimler, hür kadının, sahibi bu­lunduğu kölesiyle evlenmesinin caiz olduğuna ittifak etmişlerdir.Eğer kadın kocasına mâlik olur, yani onu köle yaparsa nikâh bo­zulmuş olur.

Alimler, hür erkeğin, cariye ile evlenmesine ise ihtilaf etmişlerdir.Cumhur ulemaya göre, hür erkek, carîye ile ancak iki şartla evlenebilir:

Birincisi; hür kadının nikâhlamaya gücünün yetmemesi.

İkincisi; zina korkusundan dolayı.

Bu görüşlerine şu ayetle delil getirdiler: «Sizden hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın.Allah sizin imanınızı çok iyi bilir.Hepiniz birbirinizdensiniz (aynı soydansınız).Onlarla zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları şartıyla velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin.Evlen­diklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen aza­bın yansı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden günâha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır.(Nisa: 25).

Kurtubî şöyle demiştir: «Bekârlığa sabretmek cariye ile evlen­mekten daha hayırlıdır.Çünkü bu tip evlilik, çocuğun cılız olma­sına, nefsin aşağı düşmesine sebeb olur.îyi ahlâklı olarak yaşama­ya sabretmek, perişan bir evlilikten daha hayırlıdır. Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «Cariye ile evlenen her­hangi bir hür erkeğin, çocuğu zayıf ve cılız olur.» Dahhak bin Mu-zahim'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; Enes bin Malik' ten işittiğime göre, o şöyle demiştir: 'Rasûlüllah aleyhisellem'in «Allah'a temiz ve temizlenmiş olarak kavuşmayı isteyen, hür kadın­larla evlensin», buyurduğunu işittim.' (Hadisi Ibn Mâce rivayet et­miş olup, senedinde zayıflık vardır.)

Ebû Hanife; hür erkeğin, nikâhında hür kadın olmaması şar­tıyla, hür kadınla evlenmeye kudreti olsa bile cariye ile evlenebile­ceği görüşündedir.Şayet nikâhında, hür bir kadın varsa, o kadının değerini muhafaza etmek için cariye ile evlenmesi haram olur,

 

9.17.7.6.Zina Eden Kadınla Evlenmek

 

Kişinin zina eden kadınla evlenmesi haranı olduğu gibi, kadı­nın da zina eden erkekle evlenmesi helâl değildir.Ancak ikisi de tevbe ederlerse onlarla evlenmek helâl olur. Bunun delilleri şun­lardır:

Allahu Teâlâ, namuslu olmayı şart koşup, evlenmeden önce ta­rafların bu hususa dikkat etmeleri gerektiğini belirterek şöyle bu­yurmuştur: «Bu gün size temiz olanlar helal kılındı.Kitap verilen­lerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir.İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve if­fetli kadınları, zina etmeksizin gizli dost tutmaksran ve mahirlerini verdiğiniz takdirde size helâldir.» (Mâîde: 5).Yani Allahü Tealâ, temiz şeyleri helâl kıldığı gibi, kitap ehli'nden Yahudi ve Hıristiyan­ların yemeğini ve namuslu, zina etmeyen, gizli dost tutmayan mü­minlerden ve kitap ehlinden iffetli kadınları helâl kılmıştır.

Hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmediği zaman, cariyelerle evlenmek konusunda da «Zina etmeksizin» şartı'zikredilmiştir: «On­lardan zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekil­de mehirlerini verin.» (Nisa: 25).

Bu şartı, Allah'ın şu sözünden gelen açık ifade kuvvetlendir­mektedir: «Zinâ eden erkek ancak zina eden veya putperest bir ka­dınla evlenebilir.Zina eden kadm da, ancak zina eden veya putpe­rest olan bir erkekle evlenebilir.Bu müminlere yasak edilmiştir.» (Nûr: 3).

Ayette geçen nikâh kelimesi, nikâh akdi manasınadır.«Haram kılındı» ifadesi ise.müminlere, zina veya şirk ile vasıflanmış kişi­lerle evlenmeleri haram kılınmıştır, demektir. Çünkü ancak zina eden ve şirk koşanlar bu sıfatlarla vasıflanırlar.

Ömer bin Şuayb (r.a.)'m babasından, onun da dedesinden riva­yet ettiğine göre, Mersed bin Ebî Mersed el-Canevî, esirleri Mekke' ye taşıyordu.Mekke'de, 'Anâk isminde bir hayat kadını vardı.Bu kadm Mersed'in arkadaşı idi.Bîr gün Nebi aleyhisselam'a gelerek: «Anâk ile evlenebilir miyim?» diye sordum.Rasûlüllah bana bir şey söylemeyerek sustu.Bunun üzerine «Zina eden bir kadınla an­cak zina eden erkek veya putperest evlenebilir* âyeti nazil oldu.Ra­sûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem, beni çağırarak bu âyeti bana okudu ve «Onunla evlenme» buyurdu. (Hadisi, Ebü Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmişlerdir.)

Ebû Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; Ra­sûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem «Had cezası görmüş zinâkâr er­kek, ancak kendi gibi bir kadınla evlenebilir.» buyurmuştur.(Ha­dîsi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmişlerdir.)

Şevkânî şöyle demiştir : «Rasûlüllah'ın ifade ettiği bu vasıf, kendisinden zina zahir olması itibariyle çok kerre hep böyle devam eder.Bu hadiste erkeğin, kendisinden zina sadır olan kadınla, ka­dının da.kendisinden zina sadır olan erkekle evlenemiyeceğine de­lil vardır.Kur'an'da zikri geçen ayet buna delâlet etmektedir.Çün­kü âyetin sonunda «Bu mü'minlere haram kılındı» İfadesi vardır ti, bu İfade, haram olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.»

 

9.18.Zina Ve Evlilîk

 

Burada evlilikle, mücerred cinsî münasebet arasında büyük bir fark vardır.Şüphesiz evlilik, cemiyetin çekirdeği, var olmasının esası, âlemin onun düzeni üzerine devam ettiği bir kanun, hayat için bir kıymet ve ölçü ortaya koyan varlık alemiyle ilgili bir yol­dur.Evlilik, hakikî bir şefkat ve sağlam bir sevgi olup, ailenin ku­ruluşunda ve âlemin muammer olmasında, yaşamda yardımlaşma ve müşterek çalışmadır.

 

9.18.1.İslâm'ın Zinayı Haram Kılmaktaki Gayesi

 

İslâm, müslüman erkeğin, zinakâr kadına yem olmasını, müs-lüman kadının da zinâkâr erkeğin eline düşerek, onun alçak ruhu­nun tesiri altına girmesini, hasta nefsinde ona ortak olmasını çeşit­li hastalık ve illetlerle dolu, birçok mikrop taşıyan kirli vücuduyla haşır-neşir olmasını istemez.îslâm, bütün hüküm ve emirlerinde bütün haram ve nehiylerinde, Allahu Teâlâ'nın beşeriyyetin ulaş­masını istediği yüksek seviyeye insanlığın yükselmemesini ve in­sanlığın mesud olmamasını hiçbir zaman istemez.

 

9.18.2.Zinakârlar En Tehlikeli Hastalıkların Kaynağıdır

 

Zina edenler nasıl dünyalarında mesud olurlar ki? Onlar, bü­tün azalan birbirine katıp karıştıran, onlan öldürücü en şiddetli ve tehlikeli hastalıkların kaynağıdırlar.Tek başına zinâkârlann yaygın bir şer haline getirdikleri zührevî hastalıkların dağılması, onların âlemden tecrit edilmelerini ve yeryüzünden azledilmelerini gerektirir. Zirça edenlerin, kendi hastalıklarını nesillerine aktara­rak bu hastalıkla beraber kalıtım yoluyla zührevî hastalıkları nak­letmeleri durumunda insanlık nasıl mutlu olur? Tenasül organla­rında ortaya çıkan hastalıklar ve bu organlara isabet eden iltihap sebebiyle ahlâkı ve yaradılışı çirkin çocuklar dünyaya getiren aile nasıl mes'ud olur?

 

9.18.3.Zinakârlarla Müşrikler Arasında Benzerlik

 

Kur'an'ın edebiyle edeplenen ve mahlûkatın en hayırlısı Allah1 in Rasûiü Muhammed'in sünnetine uyan müslüman, kendi gibi dü­şünmeyen zina eden kadınla yasaması mümkün değildir.Bu insan, doğru bir hayat geçirmeyen bir kadınla beraber yaşayamaz. Aynı hisIeri paylaşmadıkları için evlilik bağıyla birbirlerine bağlanamazlar. Müslüman kişi bilir ki, Allahü Teâlâ koca için şöyle buyurmuştur:

İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, ara­nızda muhabbet ve rahmet var etmesi onun varlığının belgelerin-dendir.» (Rûm: 21).

Peki, müslüman erkekle, zina eden kadın arasında nasıl sevgî olacak? Ve sağlam iman sahibi bir Mü'minin nefsi' zina eden bir ka­dınla nasıl huzura kavuşacak? Müslüman zina eden kadınla nikâh-lanamadığı gibi (nefsinin bozuk olması, şefkatinin azlığı gibi daha Önce açıkladığımız sebeplerden dolayı) kendi gibi inanmayan, aynı hayat görüşünü taşımayan, aynı imanı paylaşmayan müşrike bir kadınla da evlenmesi mümkün değildir? Dininin haram saydığı gü­nâh ve haramları, müşrike kadın haram saymaz, islâm'ın delillerle-ortaya koyduğu Yüce bir varlık olan insanın nerden geldiği görü­şünü kabul etmez.Müşrik kadının, sapık inancı, batıl itikadı yine-onda kalır.Böyle bir kadınla, kendi düşüncesinden uzak bir dü­şünce bulunup akıllan da asla birbirleriyle bağdaşmaz.Bunun için-Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar ev­lenmeyin.İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de putperest bir kadın­dan daha iyidir.İnanmalarına kadar, puta tapan erkeklerle rnü'min kadınları evlendirmeyin.İnanan bir köle hoşunuza gitmiş olsa da puta tapan bir erkekten daha iyidir, tşte onlar ateşe çağırırlar, Al­lah ise İzniyle cennete ve mağfirete çağırtır ve insanlara İbret alsın­lar diye ayetlerini açıklar.» (Bakara: 221).

 

9.18.4.Tevbe Geçen Günâhları Siler

 

Zina eden erkek ve kadından her birerleri, nasuh bir tevbe ile tevbe ve İstiğfar eder, pişmanlık duyarak günâhlardan uzaklaşırlar­sa, her birerleri günâhlardan arınmış, kirlerden temizlenmiş yeni bir hayata başlarsa, Allahu Teâlâ tevbelerini kabul buyurarak, onlan rahmetine ve iyi kullarının arasına katar:

«Onlar Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar.Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar.Zina etmezler.Bunları yapan günaha girmiş olur.Kıyamet günü azabı kat kat olur", orada alçalblarak temelli kalır.Ancak tevbe eden, İnanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.Allah bağışlar ve merhamet eder.» (Furkân: 68-71).

Bir adam İbn Abbas'a gelerek «Ben bir kadına yaklaşarak, Al­lah'ın bana haram kıldığı bir iş yaptım. Bunun üzerine Allah bana tevbe etme fırsatını verdi.Şimdi o kadınla evlenmek istiyorum.Ne dersin?» diye sordu.Ünâs: «Zina eden erkek, ancak zina eden ka­ldın veya müşrik kadınla evlenebilir» dedi.Bunun üzerine îbn Ömer: «Bu hüküm bu adam hakkında değildir.O kadını nikâhla, doğacak günâh benim üzerime olsun,» dedi'.(Hadisi Îbn Ebî Hatim rivayet etmiştir.)

îbn Ömer'e, «Bir kadınla zina yapan adam onunla evlenebilir mi?» diye sorulduğunda, İbn Ömer «Eğer tevbe eder, durumlarını düzeltirlerse, evet» dedi.

Câbir b.Abdullah da bu şekilde cevap vermiştir.

İbn Cerîr'in rivayet ettiğine göre; Yemen ehlinden bir adam vardı ki, kız kardeşi fuhuş yapmıştı. Bunun üzerine kadın, keskin bıçakla boğazından kesilmesini istedi.Daha sonra etraftan yetişip kadını kurtardılar.İyileşinceye kadar onu tedavi ettiler. Sonra ka­dının amcası, ailesiyle beraber o kadını Medine'ye getirdi.Kadın Kur'ân okudu, ibadet yapmaya başladı.Hatta kadınların en çok ibadet yapanlarından oldu.Daha sonra bu kadın amcasından isten­di.Amcası ise gelenleri aldatmayı ve kardeşinin kızı hakkında ya­lan konuşmayı hoş görmedi ve Ömer (r.a.)'a gelerek durumu anlat­tı.Bunun üzerine Ömer (r.a.) «Eğer kadının eski durumunu açık­larsan sana ceza veririm.Eğer razı olacağın iyi bir adam onu is­terse, bu kadını onunla evlendir,» dedi.(Bir rivayette Ömer (r.a.) «Kadının durumunu haber mi veriyorsun? Sen, Allah'ın gizlemiş -olduğu şeyi açığa vurmayı kasdettin, Allah'a yemin olsun ki, eğer o kadının durumunu bir kimseye haber verirsen sana şehir ahali­sine uygulanan cezayı uygularım. Bilâkis o kadını iffetli Müslüman bîr kadının nikâhı gibi nikâhla» demiştir.)

Ömer (r.a.); «Müslüman iken fuhuş yapan kimseyi, namuslu bir kadınla evlenmeye bırakmayayım diye düşündüm,» deyince, Übey bin Kâ'b «Ey Mü'minlerin emiri, şirk bundan daha büyüktür.Halbuki tevbe ettiği takdirde Allahu Teâlâ' şirk koşanın tevbesinî kabul eder.» dedi.

İmam Ahmed demiştir ki: «Kadının tevbesine gelince, nefsi kötülüğe meylettiği zaman eğer nefsine uyarsa, tevbesi sahih değil­dir.Eğer kötülükten kaçınırsa tevbesi sahih demektir.»

îmam Ahmed bu konuda İbn Ömer'den gelen rivayeti araştır­mıştır.Fakat onun arkadaşları şöyle dediler: «Bir Müslümanm, bir kadım zinaya davet ederek, ondan zina taleb etmesi mümkün olmaz.Çünkü, kadından böyle bir talepte bulunması halvet haiınde olur ki, Kur'ân öğretmek için bile olsa yabancı bir kadınla halvet helâl değildir.Bu durumda, kadının zinaya meyli olduğu halde, onunla halvet nasıl helâl olur. îmam Ahmed ve Îbn Hazm, tevbe etmeden önce zina eden erkek ve kadınla evlenmenin helâl olmadığı görü­şünde olup, Îbn Teymiye ve Îbn Kayyım da bu görüşü tercih etmiş­lerdir.

Ancak, îmam Ahmed tevbeye başka bir şart daha ilâve etti ki, o da iddetin bitmesidir.Ne zamanki tevbeden veya iddeti bitmeden önce evlenirse evlilik fasid olup, aralan ayrılır.îddet müddeti üç hayız mı, yoksa bir hayız mıdır?

Bu konuda Ahmed'den iki rivayet vardır.

Hanefî, Şâfiî ve Mâlikilere göre, zina eden erkeğin, zina eden kadınla, zina eden kadının, zina eden erkekle evlenmeleri caizdir.Onlara göre zina, akd'm sıhhatine manî değildir.

îbn Rüşd şöyle demiştir: «Âlimlerin bu konudaki ihtilafı «Zina eden kadın ancak zina eden erkek veya müşrikle evlenebilir.Bu ise inü'minlere haram kılınmıştır.» âyetini değişik anlamaktan doğmuş­tur.Ayette geçen bu tip evlenmek kötü mü sayılmıştır, yoksa haram mı? Yine «Bu mü'minlere haram kılınmıştır,» ifadesinde zinaya mı, yoksa nikâha mı işaret olduğu konularında ihtilaf etmişlerdir.»

Cumhur ulema, ayeti, bu tip evlenmeyi haram sayma ve kötü sayma anlamına almışlardır.Çünkü hadiste geçtiği üzere, bir adam karısı hakkında Nebî aleyhisselâm'a «Bu kadın, kendisine dokuna­nın elini geri çevirmez» deyince, Nebî aleyhisselâm «Onu boşa» bu­yurdu. Adam «Onu seviyorum» deyince, bunun üzerine Nebî aley-hisseiâm «Onu sakla» buyurdular.(îmam Ahmed, bu hadisin mün-ker olduğunu söylemiş, Îbnü'l-Cevzî de hadisi «Mevzu Hadisler» adlı kitabında zikretmiştir.)

Sonra buna cevaz verenler iddet müddetinde evlenmek konu­sunda ihtilaf ettiler.îmam Mâlik, kocanın hayat suyuna hürmeten ve belli olan nesebin, veled-i zina ile karışmasını önlemek için, id-detinde evlenmeyi men etmiştir.Ebû Hanife ve Şaffi ise, iddet bit­meden; akdin caiz olduğu görüşüne varmışlardır.Sonra Şâfi'i ha­mile bile olsa akde cevaz vermiş çünkü hamilelik akdi haram kıl­maz demiştir.Ebû Yusuf'la bir rivayete göre Ebû Hanîfe «Kişi hayat suyunu başkasının tarlasına akıtmasın diye doğuruncaya kadar zina eden hamile kadınla nikâh akdi caiz değildir.» demişlerdir.Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Hamile esir kadını doğurunca­ya kadar cima yapmaktan, doğuracak çocuğun maliki olmasma rağ­men, nehyetmîştir.Durum böyle olunca, zinadan hamile kalan ka­dınla doğuruncaya kadar cima edilmemesi daha uygundur.Çünkü, zina edenin hayat suyu her ne kadar hürmete değer değilse de, ko­canın hayat suyu muhteremdir. Böyle değerli bir suyun değersiz

bir suyla karışması nasıl caiz olur? Çünkü Nebi aleyhİsselâm, esir düşüp de başkasından hamile kalan cariyesiyle cima yapmak is­teyen kişiyi çocuk neseb olarak babasından ayn sayılıp, kendisi ona malik olmasına rağmen, lânetlemeye karar vermiştir.Ebû Hanife başka bir rivayette «Böyle bir kadının üzerine nikâh yapılır fakat doğuruncaya kadar cima yapılmaz,» demiştir.

 

9.18.5.Zinakâr Kadınla Evlendikten Sonra Zina Eden Kadın Arasındaki Fark

 

Sonra âlimler demişlerdir ki, evli kadın zina ettiği zaman ni­kâh bozulmaz.Erkek de bunun gibidir.Çünkü evlenmeden önceki durumla sonraki durum farklıdır.

Hasan ve Câbir b. Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre; evli kadın zina ettiği zaman aralan ayrılır.

îmam Ahmed de aralarının ayrılmasını müstehap sayarak şöy­le demiştir: «Bu tip bir kadını saklamayı uygun görmem.Çünkü, yatağına başka erkeği almasından ve kocasından olmayan çocuk­lar doğurmasından emin olunamaz.»

 

9.19.Hakkında Lian Yeminî Yapılan Kadınla Evlenmek

 

Kişinin, «Eğer zina etmediysen Allah'ın laneti üzerime olsun,» diyerek, hakkında Iian yemini yaptığı kadınla evlenmesi helâl de­ğildir.Çünkü lanetten sonra bu kadın kendisine ebedî olarak haram­dır.Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Kanlarına zina isnad edip de kendilerinden başka şahitleri ol­mayanların şahitliği kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur.Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.Kocasının yalancılar­dan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması cezayı kadından savar. Beşincisinde kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.» (Nur: 6-9).

 

Müşrike Kadınla Evlenmek

 

9.20.Müşrike Kadınla Evlenmek:

 

Âlimler, müslümanın putperest, zındık, mürted, sığıra tapan ve sapık mezheplerden eksistansiyalizm gibi ibahe mezhebine ina­nanla evlenmesinin helâl olmadığına ittifak etmişlerdir.

Bunun delili şu ayet-i kerimedir: «Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de putperest bir kadından daha İyidir. İnanmalarına ka­dar, puta tapan erkeklerle, mü'min kadınları evlendirmeyin.İna­nan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da puta tapan bir erkekten daha iyidir.İşte onlar ateşe çağırırlar.Allah İse İzniyle cennete ve mağ­firete çağırır.» (Bakara: 221),

Mukâtil «Bu ayet, Ebû Mersed el-Ganevî hakkında nazil oldu» demiştir.Mersed bin Ebî Mersed hakkında indiği de söylenmiştir.Bu zatın ismi Künnâz b.Husayn el-Ganevîdir.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabından bir adamı Mekke'den çıkarmak içm Mersed el-Ganevî'yi Mekke'ye gönderdi.Bu zâtın Mekke'de, cahili-yet döneminde sevdiği bir kadın vardı ki, ismi 'Anâk idi.Kadın, Mersed'e geldi.Mersed ona «İslâmiyet cahîiiyet dönemindeki iliş­kileri haram kıldı.» deyince, kadın; «öyleyse beni nikâhla,» dedi.Mersed «Rasûlüllah'tan izin isteyeyim,» dedi. Bunun üzerine Rasû-lüllah'a gelerek izin istedi.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ise o kadınla evlenmesini nehyetti.Çünkü Mersed müslüman, kadın ise müşrike idi.

Sûddî'nin îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre «Bu ayet, Ab­dullah b.Revâha hakkında nazil olmuştur.Kendisinin siyah bir ca­riyesi vardı.Birgün kızarak onu tokatladı. Sonra korkup, Nebî aleyhİsselâm'a gelerek durumu haber verdi.Bunun üzerine Nebî aleyhİsselâm «Ey Abdullah o nasıl bir kadındır?» diye sordu.Ab­dullah «O oruç tutar, namaz kılar ve güzelce abdest alır, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmiştir,» dedi.Bunun üzerine Rasûlüllah «O kadın mü'mi'nedir,» deyince, Abdullah; «Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, onu azad edip onunla evleneceğim,» dedi.Ve dediği gibi yaptı.Fa­kat, müslümanlardan bazıları Abdullah'ın bu hareketini yadırgaya­rak, «bir cariye ile evlendi,» dediler.Onlar ise, soylarına rağbet ede­rek müşrike kadınlarla, müşrike kadınların da kendileriyle evlen­melerini istemekteydiler. Bunun üzerine «îman edinceye kadar, müşrike kadınlarla evlenmeyiniz âyeti nazil oldu.»

Muğnî kitabında yazan şöyle demiştir: «Put, taş, ağaç ve hay­vanlara tapanlar gibi, ehli kitabın dışındaki diğer kâfirin hammla-nyla evlenmenin ve kestiklerini yemenin haiam olduğuna ilim ehli arasında bir ihtilaf yoktur.» Devamlı demiştir ki: «Mürted kadın hangi dinden olursa olsun onunla evlenmek haramdır.»

 

9.21.Ehli Kitap Kadınlarıyla Evlenmek

 

Şu âyetten dolayı müslümanm ehli kitap kadınlarının hürle-rîyle evlenmesi helâldir:

«Bugün size temiz olanlar helâl kılındı.Kitap verilenlerin ye­meği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir.İnanan, hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve İffetli ka­dınları —zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızm ve mehirlerini ver­diğiniz takdirde— size helâldir.» (Mâîde: 5).

Îbn'ül-Münzir şöyle demiştir: «İlk âlimlerden hiç birisinin ehli kitapla evlenmeyi haram saydığı vâki olmamıştır.»

Ibn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; kendisine Yahudi ve Hıristiyan kadmia evlenmek hakkında sorulunca: «Allahu Teâlâ mü'minlere müşrik kadınları haram kılmıştır.Kadının, Rabbinin İsa olduğunu söylemesi veya Rabbinin, Allah'ın kullarından bir kul oiduğunu söylemesinden daha büyük bir şirk bümiyorum» demiştir.

Kurtubî demiştir ki: Nuhâs, 'Bu söz delil olarak kabul edilen cumhur ulemanın görüşüne terstir', demiştir. Çünkü içlerinde Os­man, Talha, İbn Abbas, Câbir ve Huzeyfe'nin de bulunduğu sahabe ve tabiinden bir cemaat kitap ehli kadınlarıyla evlenmenin helâl ol­duğunu söylemişlerdir.»

Tabiinden Sa'îd bin Müseyyeb, Sa'îd bin Cübeyr, Hasan, Mücâ-hid, Tâvûs, 'irime, Şâ'bİ, Dahhâk ve Mısır fakihleri de bu görüşte­dir.

Ayetler araşınca karşıtlık meydana getirilemez.Şüphesiz şirk kelimesinin zahiri manası, ehli kitabı içine alır.Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Kitap ehlinden ve putperestlerden olan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdir.» (Beyyine: 1-3).Bu ayette, lâfızların arası ayrılmış olup, yapılan at­fın zahirî, şirkle ehli kitabın ayrı ayn şeyler olduğunu icab ettir­mektedir.

Osman (radyallahu anh), hiristiyan olan Kelbî kabilesinden Naile binti Ferâfisa ile evlendi. Sonra bu kadm Osman'ın yanında müslüman oldu.

Huzeyfe, Medâin ehlinden bir yahudi kadınla evlenmiştir.

Cabîr (r.a.)'a yahudi ve hıristiyan kadınla evlenmek hakkında soruldu da, «Biz Sa'd Bin Ebî Vakkas ile, Mekke fethi zamanında yahudi ve hıristiyan kadınlarla evlendik,» demişlerdir.

 

9.21.1.Ehil Kitapla Evlenmenin Mekruh Olduğu

 

Ehli kitapla evlenmek her ne kadar caiz olsa bile mekruhtur.Çünkü, kadına meyledip de, dîni konusunda kendisini fitneye dü­şürmesinden veya kadının dininin mensuplarını dost edinmesinden korkulur.Eğer müşrik kadın harbi[8] olursa, kerahat daha da bü­yür.Çünkü ehli harbin kötülüğü daha çok oîur.Âlimlerden bazıla­rı harbi İle evlenmeyi haram sayarlar.

îbn Abbas'a bu konu sorulduğunda; «Helâl olmaz,» diyerek şu âyeti okudu: «Kitap verilenlerden Allah'a, ahiret gününe inanma­yan, Allah'ın ve Rasûîünün haram kıldığım haram saymayan, hak dinini din e dinmeyenlerle boyunlarını büküp kendi elleriyle cizve verene kadar savaşın.» (Tebve: 29).

Kurtubî: «ibrahim Neha'î bu ayeti işitince hoşuna gitti,» de­miştir.

 

9.21.2.Ehil Kitapla Evlenmenin Mubah Olmasının Hikmeti

 

İslâm, ehli kitapla arasındaki engelleri kaldırmak için ehli ki­tapla evlenmeyi mubah saymıştır. Şüphesiz evlilikte beraber yaşa­ma, kaynaşma ve aüeİerin birbirlerine yakınlaşması vardır.Bunun sonucu olarak İslâm'ı öğrenme, hakikatlerini, esaslarını ve Örnek­lerini' bilme fırsatı doğar.Bu evlenme, Müslümanlarla, ehli kitap­tan diğer insanlar arasında fiili olarak yaklaşma uslüplerinden bir uslüp, hidayet ve hak dine bir davet metodudur.Ehli kitap kadın­larla evlenmek isteyenin bu gayeyi gaye edinmesi ve bu hedefi' he­def olarak seçmesi gerekir.

 

9.21.3.Ehli Kitapla Müşrik Arasında Fark

 

Müşrikin, hiyaneti haram sayacak, emaneti kendisine görev gösterecek, ona hayır emredip kötülükten sakındıracak bir dini yok­tur.O, tabiatına bağlı olup, aşiretinde gördüğü terbiyeye göre yaşar.Onun terbiyesi putperestliğin evham ve masalları, şeytanın arzu ve düşlerinden ibarettir.Müslüman bir erkek, müşrike bir kadının güzelliğini beğenecek olsa, bu ancak kadının sapmasına ve sapıt­masına yardımcı olur.

Ehli kitap kadına gelince, mü'minle bunun arasında büyük bir zıtlık yoktur.Çünkü kitabı kadın Allah'a inanır ve ibadet eder, ne­bilere iman eder, ahiret hayatına ve ahiretteki cezaya inanır, hayır­lı işleri vacip saymayı ve kötülükleri ise haram saymayı kendine din edinmiştir.Aralarındaki en önemli büyük fark Muhammed aley-hisselâm'a iman konusundadır.Umumî olarak nübüvvet müessese­sine iman etmek ahir zaman nebisine iman etmeye mâni değildir.Ancak cehalet buna mâni olmaktadır.

 

9.21.4.Sabii Kadınla Evlenmek

 

Sabiîler; mecusîlerle, yahudî ve hıristiyanlar arasında bîr ka­vimdir.Dinleri yoktur.

Mücahid demiştir ki: «Sahiller, Zebur okuyan, ehli kitaptan bir fırkadır.»

Hasan'dan rivayet olunduğuna göre; «Sabitler meleklere tapan bir kavmdîr.»'

Abdurrahman bin Zeyd şöyle demiştir: «Sabitler, dinlerden bir dinin mensuplarıdır.Musul yarımadasında oturup 'Lâ ilahe illallah" derler.'Lâ ilahe İllallah' sözünden başka amelleri, kitapları ve ne­bileri yoktur.Rasûie inanmazlar.Bundan dolayı müşrikler 'Lâ ila­he illallah' sözünden dolayı müslümanlan Sâbiîlere benzeterek Ne-bî aleyhisselâm'ın ashabına «Bunlar Sabitlerdir,» derlerdi.

Kurtubî şöyle demiştir: «Bazı âlimlerin zikrettiği gibi, Sabiî-lerin mezhebinden ortaya çıkan şudur ki, onlar, muvahhid olup, yıldızların tesirine ve onlann fail olduğuna İnanırlar.»

Razı; «Sahillerin, Allahu Teâlâ'nın, yıldızlan ibadet ve dua için kıble kıldığı veya bu âlemin işini yıldızlara bıraktığı inancıyla yıl­dızlara tapan bir kavimdir.» görüşünü seçmiştir.

Bu inançlarından dolayı.Sabitlerle evlenmek konusunda fa-kihlerin görüşleri değişik olmuştur. Fakîhlerden bazıları onlan, ki­taplarım tahrif ve tebdil eden ehli kitap olarak saymış, böylece on­larla yahudi ve hıristiyanları bir tutmuşlardır.Bu görüşün gerek­çesi olarak şu âyet-i kerimeden dolayı onlarla evlenmek sahihtir: «Bugün size temiz olanlar helâl kılındı.Kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir.İnanan hür ve iffetli kadıdan ying etmeksizin, gizli dost tutmaksızuı ve mahirlerini ver* diğiniz takdirde size helâldir.» (Mâide: 5).

Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Muhammed'in görüşleri budur.

Alimlerden bazıları, Sabitlerin durumları hakkında bilgileri ol­madığından, tereddüt göstererek şöyle dediler: «Eğer, rasûlleri tas­dik etmek, kitaplara İnanmak gibi dinîn esaslarında Yahudi ve Hi-ristiyanlara uyuyorlarsa onlardan sayılırlar.Şayet dinin esasında onlara uymuyorlarsa onlardan değillerdir.Bunlar hakkındaki hü­küm, puta tapanlara verilen hükümdür.» Bu görüş Şaffi ve Han-belîlerden rivayet olunmuştur.

 

9.22.Mecüsî Kadınla Evlenmek

 

îbn'ül Münzir şöyle demiştir: «Mecusİlerle evlenmek ve kes­tiklerini yemenin harara olduğu konusu, üzerinde ittifak edilmiş

bir konu değildir. Fakat ilim ehlinden çoğu bu görüş üzerinedir.Çünkü onlann kitabı yok, nübüvvete inanmazlar ve ateşe taparlar.

Şaffiden rivayet olunduğuna göre; Ömer' (r.a.) mecusîlerden bahs ederek; «Onların işleri hakkında nasıl yapacağımı bilmiyorum» demiş, bunun üzerine Abdurrahman b.Avf, «Rasûlüllah'tan «Me-cusileri ehli kitab'ın yolu üzerine idare edin» buyurduğunu işittim', demiştir.Bu hadis onlann ehli kitap olmadıklanna delildir.

İmam Ahmed'e «Mecusilerin kitabî olduğu görüşü doğru mu­dur?» diye sorulduğunda Ahmed «Bu batıl bir sözdür,» diyerek bu görüşü pek yadırgadı.

Ebû Sevr ise; mecusî kadınla evlenmenin helâl olduğu görü­şüne vararak, «Çünkü mecusiler, yahudî ve hıristiyanlar gibi cizye ile dinleri üzerine bırakılıyorlar,» demiştir.

 

9.23.Yahudî Ve Hrîstîyanlardan Başka Kitabı Olanlarla Evlenmek

 

Hanefilere göre ibrahim aleyhisselâm'ın ve Şit aleyhisselâm'ın sahifeleri ile, Davud aleyhisselam'ın Zebur'u gibi kitabı olan sema­vî bir dine inanan her kadınla evlenmek, kestiklerini yemek, şirk koşmadıklan müddetçe sahihtir.Hanbelilerin bir görüşü de bu yön­dedir.Çünkü bu kimseler, Allah'ın kitaplarından bir kitaba sanl-dıklanndan yahudi ve hıristiyanlara benzemektedirler.Şafîi ve Han­belilerin diğer bir görüşüne göre ise; şu ayetten dolayı, onlan ni­kahlamak ve kestiklerini yemek sahih değildir:

' «Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi.Bizim onların oku­duklarından haberimiz yok demekten sakının.» (En'âm: 156).Çün­kü bu kitaplar vaaz ve misallerden ibaret olup, içlerinde ahkam yoktur.Durum böyle olunca, ahkam içeren kitapların hükmü bun­lar İçin sabit olmaz.

 

9.24.Müslüman Kadının Gayri Müslim Erkekle Evlenmesi

 

Âlimler, Müslüman bir kadının ister müşrik, ister ehli' kitap olsun gayri müslimle evlenmesinin helal olmadığına icma etmiş­lerdir.Bunun delili şu âyet-i kerimedir: «Ey İnananlar, inanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onlan deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin.Allah onlann imanlarını çok İyi bilir.Onlann Mümin kadınlar olduğunu öğrenirseniz inkarcılara geri çevirmeyin.Bu kadınlar o inkarcılara helâl değildir.Onlar da bunlara mazlar.» (Muhuttine:10).

Bunun hikmeti, erkeğin kadın üzerine idareciliği vardır.Kadı­nın ise kendisine iyiliği emrettiği zaman kocasına itaat etme zo­runluluğu mevcuttur.Bu durumda kocanın karısına hakimiyeti ve onu idare etmesi söz konusudur.Halbuki, kâfirin Müslüman erkek ve badına hâkimiyeti yoktur.Bu konuda Allahu Teâlâ şöyle buyur­muştur:

«Allah, İnkarcılara inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecek­tir.» (Nisa; 141).

Sonra kâfir, müslüman kadının dinini bilmez, bilakis kitabını inkar eder, .Vebi'sinin risaletini inkâr eder.Bu büyük ihtilaf ve aralarındaki düşünce farkının ilerlemesiyle evde ve yaşamlarında istikrar mümkün değildir.Bunun aksi olarak, müslüman erkek, eh­li kitap kadınla evlendiği zaman, onun dinini bilir.Onun kitabına ve Nebî'si'ne İnanır.Hatta onun dinine ve nebisine inanmakla ima­nının tamam olacağına inanır ve onun dinine inanmayı imanın­dan bir cüz sayar.

 

Dörtten Fazla Kadınla Evlenmek

 

9.25.Önsöz:

 

Kişinin aynı anda nikâhında dört kadından fazla bulundurma­sı haramdır.Çünkü, dört tane yeterlidir.Bundan fazlasını almak Allah-u Teâlâ'hın evlilik hayatının sağlıklı yürümesi için meşru kıl­dığı iyi davranmaya ulaşamamak demektir.Bunun delili Allahu Te­âlâ'mn şu ayetidir: «Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlar­la evlenmekte onlara haksızlık yapmaktan korkarsamz, onlarla de­ğil hoşunuza giden başka kadınlarla İki, üç ve dörde kadar evlene­bilirsiniz.Şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsamz bir tane almalısınız veya sahip olduğunuzla yetinmelisiniz.Doğru yol­dan sapmamanız için en uygunu budur.» (Nisa; 3).

 

9.25.1.Bu Ayetin Sebebi Nüzulü

 

Buhari, Ebü Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî'nin Urve bin Zübeyr'deir rivayet ettiklerine göre, Urve; «Eğer velisi olduğunuz mal sahibi ye­tim kızlarla onlara haksızlık yapmaktan korkarsamz, başka kadın­larla evlenin» ayeti hakkında, Nebi aleyhisselam'in hanımı Âişe'ye sordu da, Âişe (r.a.) şöyle dedi: «Ey kızkardeşimîn oğlu, ayette ge­çen yetim, velisinin evinde bulunan yetimdir ki, velisinin malına ortak olur.Sonra velisi yetim kızın malını ve güzelliğini beğenir de, mehrinde adalet gözetmeden, başkasının verdiği mehir kadar ona mehir vererek yetim kızla evlenmek ister, tşte yetim kızlar hakkında adaletîi davranmak emredilmiş ve onlan mehir bakımından en yüksek payeye çıkarmaksızm onlan nikahlamak nehyedilmi'ş olup yetim kızların dışındaki kadınlardan hoşa gidenlerle evienilmesi emredilmiştir.» Urve şöyle demiştir: Âişe demiştir ki; «Bu âyet İndikten sonra, insanlar kadınlar hakkında Rasûlüllah'a fetva sor­maya başladılar.Bunun üzerine Allahu Teâlâ şu ayeti indirdi: «Bir de kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar.De ki onlara dair fet­vayı size Allahu Teâlâ veriyor.Kendilerine farz kılınan mirası ver­mediğiniz ve nikahlamalarını da beğenip istemediğiniz yetim kız­lar hakkında, mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere insaf ile bak­manız hakkında yüzünüze karşı okunan kitapta ayetler var.» (Nisa; 127).

Aişe demiştir ki: «Kitapta yüzünüze karşı okunan ayetler var» şeklinde Allah'ın zikrettiği birinci ayet hakkında Allahu Teâlâ şöy­le buyurmuştur: «Eğer yetim kızların haklarını (kendileriyle evlen­diğiniz takdirde) gözetemiyeceğinizden korkarsamz size helâl olan diğer kadınlardan nikah edin.» Âişe devamla şöyle demiştir: «Allahu Teâlâ'mn ikinci ayetteki «Ve nikahlamalarını da beğenip istemedi­ğiniz yetim kızlar» ifadesiyle sizden birinizin malı ve güzelliği az olup, evinizde bulunan yetim kızdan yüz çevirmesi kasdedilmiştir.Böylece, yetim kıziann malına ve güzelliğine rağbet ederek nikah­lamak nehyedilmiş, mallan ve güzellikleri az da olsa mirasda ve mehirde adalet sağlayarak nikahlanmalanna teşvik edilmiştir.»

 

9.25.2.Bu Âyetin Manası

 

Bu duruma göre, bu ayetin manası şöyle olmaktadır: Allahu-Teâlâ yetimlerin velilerine hitap ederek şöyle buyuruyor: «Yetim kızlardan birisi evinde, velayetleri altında bulunup da mehr-i mis­lini tam vermekten korkarsa, kadınlardan diğerlerine dönsün.Şüp­hesiz kadınlar çoktur.Allahu Teâlâ, erkeğe darlık vermeyerek bir­den dörde kadar kadını helâl kılmıştır.Birden çok kadınla evlen­diği takdirde zulüm yapacağından korkarsa, bir kadınla veya eli­nin altındaki cariyeleriyle yetinmesi gerekir.»

 

9.25.3.Âyetin İfade Ettiği Dört Kadınla Evlenmenin Son Hudud Olduğu

 

Şaffi şöyle demiştir: «Allah tarafından açıklandığı üzere, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinin delaletine göre, Rasûlüllah'tan başka hiç bir kimse için dört kadından fazlasını bir araya cem etmek caiz değildir.

Şafiî'nin bu görüşü, âlimler arasında icma' konusudur.Ancak, bir grup Şiâ, dört kadından fazla evlenmeyi caiz görürler.Bazıları, bir *ıudud tayin etmeden bu cevazı vermişler, bazıları ise Rasûlüllahın sahih hadislerde geçtiği üzere dokuz kadınla evlenme fiilini Örnek alarak, dokuz kadına kadar evlenmeyi caiz görmüşlerdir.

İmam Kurtubî bu görüşlerin hepsini reddederek şöyle demiş­tir: «İkişer, üçer ve dörder sayılan, kitab ve sünneti anlamaktan uzak, bu ümmetin Öncülerinin görüşlerine zıt olarak, «vav»ın cem için olduğunu sananlar gibi, dokuz tanenin mubah olduğuna delâ­let etmez.Onlar bu görüşleriyle Nebî aleyhisselâm'm dokuz ka­dınla evlendiğini ve dokuzunu bir anda.nikahı altında bulundurdu­ğunu delil göstermişlerdir.Bu cahilliği ortaya koyanlar ve bu sö­zü söyleyenler Rafızilerle, bazı Zâhîr ehlidir.Bunlar amesnâ» keli­mesini ikişer ikişer, «Sülâs» ve «rübâ'» kelimelerini de aynı şekil­de anlamışlardır.Zahir ehlinden bazıları, bundan daha çirkinini or­taya koyarak, bu ifadelerdeki sayıların tekrarı ifade ettiği ve «vav»ın cem için olduğu görüşüne dayanarak onsekiz kadınla evlenmenin mubah olduğunu söylediler.Bunlar da «mesnâ» kelimesini ikişer ikişer, «sülâs» ve «rübâ'» kelimelerini de aynı şekilde anlamışlar­dır. Bu görüşlerin hepsi de Arap dilini ve sünneti bilmemek, üm­metin icmaına muhalefetten kaynaklanmaktadır.Çünkü, sahabe ve tabiinin hiçbirisinden dörtten fazla kadını nikahı altında bulun­durduğu isitilmemiştir.»

İmam Malik'in Muvattâ'mda; Nesâî ve Dârekutnî'nin de Sünen' îerinde rivayet ettiklerine göre Nebî aleyhisselam, nikahında on ka­dın olduğu halde müslüman olan, Gîlân b. Ümeyye es-Sakafî'ye «îç-lerinden dört tanesini seç, diğerlerim boşa» buyurdu.

Ebû Davud'un kitabında, Haris bin Kays'dan rivayet olunduğu­na göre, Kays şöyle deniştir: «Nikahımda sekiz kadın olduğu hal­de müslüman oldum.Durumu Nebî aleyhisselam'a arzettiğimde bana «Onlardan dört tanesini seç» buyurdular.» Mukatil şöyle de­miştir: «Kays b.Haris'in yanında sekiz hür kansı vardı.Bu ayet inince Rasûlüllah ona dört tanesini boşayıp, dört tanesini bırakma­sını emretti.»

Mukatil, bu olayın Kays b.Haris'e ait olduğunu söylemiştir.Halbuki doğru olan, Ebû Davud'un zikrettiği gibi Haris b.Kays el-Esedî'dir.Yine Muhammed bin Hasan büyük siyer kitabında bu zatın Haris bin Kays olduğunu rivayet etmiştir ki, fakihler arasın­da bu zat tanınmıştır.

Nebî aleyhisselam'a dokuz kadının mubah olmasına gelince; bu onun hususîyetlerindendir.«Vav»ın cem için olduğu sözlerine gelince, evet böyle söylenmiştir.Fakat Allahu Teâlâ Araplara en fasih dille hitap etmiştir.Araplar dokuz dedikleri gibi iki, üç ve dört demeyi uygun görürler.Yine bunun gibi on sekiz demeyip de, dört, altı, sekiz filancaya ver diyenin sözünü çirkin bulurlar.Bu ayetteki «vav» ise bedeldir.Yani, ikinin yerine üçle evlenebilirsin ve üçün yerine dörtle evlenebilirsin.Bu manadan dolayı «vav» ile atıf yapılmış fakat «ev* ile yapılmamıştır.Şayet «ev» ile atıf yapıl­saydı, iki kansı olanın üçüncüyle, üç kansı olanın dördüncüyle ev­lenmemesi caiz olurdu.Onların «mesnâ» kelimesi ikiyi, «sülâse» ke­limesi üçü, «rübâ» kelimesi dördü gerektirir,» sözlerine gelince, bu görüşün lisan bilginlerinin görüşlerine uymadığı ve onların cahil­liklerinin ortaya çıktığı yönünde hüküm verilir.«Mesnâ kelimesi ikişer ikişer, sûlase kelimesi üçer üçer, ruba' kelimesi de dörder dörder anlamına gelir,» diyen diğer bir grubun yaptığı cahillik de bunun gibidir.Onlar bilmezler ki ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder ifadeleri sayılan sınırlamak içindir.Halbuki mesna, sülas ve rübâ kelimeleri bunun hilafınadır.Araplarca doğru olan sayı, ke­limenin aslında olmayan ziyade mana vermektir.Meselâ mesna de­yince, bunun ikişer ikişer demeyi kastediyor.

Başkalan demiştir ki: «Topluluk, ikişer, üçer, birer birer veya onar onar geldiklerini demek istiyorsun.Bu mana aslında yoktur.Çünkü sen «Topluluk üçer-üçer, onar-onar geldi» dediğin zaman, bu sözünle gelen topluluğun sayısını onüçe ait kılmış olursun.«Top­luluk, ikişer, dörder geldi,» dediğin zaman ise sayılarını belli' bir rakama ait kılmış olmuyorsun, bu sözünle sayılan ister çok ister az olsun, onlann ikişer ikişer, dörder dörder geldiklerini söylemek istiyorsun.

 

9.25.4.Hanımlar Arasında Adaleti Sağlamanın Gerekliliği

 

Allahu Teâlâ, dört kadına kadar evlenmeyi mubah kılmış, an­cak yemek, ev, elbise ve gece beraber kalmak konusunda hanımla-n zengin ve fakir, büyük ve küçük ayırmadan adaleti sağlamayı da şart koşmuştur.Şayet erkek zulüm yapacağından ve hepsinin hak-fcına vefa gösteremeyeceğinden korkarsa, birden fazla kadınla ev-fenmesi haram olur.Eğer, üçünün hakkını verebilir de, dördüncü-nünkini veremezse, dördüncüyü alması haram olur.Şayet, ikisinin hakkını yerine getirebilir de üçüncüyü yerine getiremezse üçüncü­yü alması haram olur.İkinciyle evlendiğinde zulüm yapacağından korkana da ikinci haram olur.Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuş­tur: «Hoşunuza giden kadınlarla İki, üç, dörde kadar evlenebilirsinîz. Şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuzla yetinmelisiniz.Bu zulüm yapma­manız için daha elverişlidir.»

Ebû Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «îki kansi olan kimse onlardan birisine meylederse kıyamet günü bir tarafı sarkmış olduğu halde mahşer yerine gelir.» (Hadisi, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve îbn Mâce rivayet etmişlerdir.)

Allahu Teâlâ'nın bu ayette gerekli kıldığı adalet ile Nisa sure­sinde beyan ettiği «Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız kadın­lar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa tamamen mey­letmeyin ki diğer tarafı askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız.» (Nisa; 129), âyeti arasında bir çelişki yoktur.Çünkü burada iste­nen adalet, zahir olan, ölçülebilen adalettir.Yoksa sevgi ve mu­habbetteki adalet değildir.Çünkü buna kimsenin gücü yetmez.

Muhammed b.Sîrin demiştir ki: «Bu ayet hakkında Ubeyde'ye sordum.O da «muhabbet ve cima'dır» dedi.»

Ebû Bekir Arabi şöyle demiştir: «Bu görüş doğrudur.Şüphe­siz sevgide adalet, kimsenin yapamıyacağı bir iştir.Çünkü, kişinin kalbi Rahmân'm parmaklarından iki parmak arasında olup, Allah dilediği şekilde onu tasarruf eder.Cima da bunun gibi'dir.Kadın­lardan birine insanın nefsi uyanır da diğerine karşı uyanmayabi­lir.Eğer bunu kasdi olarak yapmıyorsa, üzerine bir günah yoktur.Çünkü bu, kişinin gücü dışında bir iştir.Teklif buna taalluk etmez.»

Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah hanımları arasında tak­simat yaparken adaletli davranarak şöyle dua ederdi: «Allah'ım, bu benim yapabildiğim taksimatımdır.Benim malik olamayıp, senin malik olduğun konularda beni ayıplama.» Ebû Dâvûd «Burada kas­tedilen kalptir.» demiştir.(Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.Hattabî şöyle demiştir: «Bu hadis, hür kumalar arasında eşit taksimatın gerekli olduğunu te'kid etmek­tedir.Mekruh olan, bir tarafa meyi etmektir ki beraber bulunmak­ta bir tarafa meyledip, diğerinin hakkına hile yapmaktır.Yoksa kal­ben meyi kastedilmemiştir.Şüphesiz kalplere malik olunamaz.Ra­sûlüllah, hanımları arasında taksimatı eşit yapar ve «Allah'ım bu benim taksimatımdır.» derdi.»)

Bu meyi hakkında şu âyet-i kerime nazil olmuştur: «Âdil ha­reket etmeye ne kadar uğraşırsanız, kadınlar arasında eşitlik yapa­mayacaksınız, bari bir tarafa tamamen meyletmeyin ki diğer tarafı askıdayım? gibi bırakmış olmayasuuz.» (Nisa: 129).

Koca sefere çıktığı zaman, hanımlarından dilediğini arkadaş edi­nebilir.Aralarında kur'a çekerse daha iyi olur.Hak sahibi hanım dilerse, taksimde kendine düşen hakkından vazgeçebilir.Çünkü bu hak kendisine ait olup, başkasına hakkım hibe edebilir.

Âişe'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah yolculuğa çıka­cağı zaman hanımları arasında kur'a çeker, kur'a kime çıkarsa onunla yolculuğa çıkardı.Ancak Şevde binu Zem'a kendi sırasını Aişe"ye hibe ederdi.

 

9.25.5.Kadının Üzerine Evlenilrnemesini Şart Koşması Hakkı

 

İslâm, taaddüd-ü zevcâtta, adalet şartına muktedir olmayı ve dörtle sınırlandırmayı kayıt altına almakla beraber, kadına veya velisine, kocası olacak kişinin üzerine, evlenmemesini şart koşması hakkını da vermiştir.Nikah akdinde, kadın kocası olacak kişiye üzerine evlenmemesini şart koşarsa, bu şart sahih olup uygulan­ması gerekir.Eğer koca bu şarta uymazsa, kadının nikah akdini' feshetme hakkı vardır.Kadının nikahı feshetme hakkı, ancak ken­disi koştuğu şartı kaldırarak aksine razı gelirse kalkmış olur.

imam Ahmed bu görüşü benimsemiş, İbn Teymiye ve îbn Kay­yım da bu görüşü tercih etmişlerdir.Çünü evlilikte koşulan şart­lar, tehlike bakımından satış, kira ve diğer muamelelerde koşulan şartlardan daha büyüktür.Bu bakımdan evlilikte koşulan şartla­ra uymak daha kuvvetli ve daha gereklidir.Bu görüşü savunanlar, aşağıdaki rivayetleri delil getirmişlerdir.

Buhari ve Müslimin rivayet ettiğine göre Rasûlüllah; «Şüphe­siz en ziyade ödenmesi gereken şart, kendisiyle kadınları helâl kıl­dığınız şartlardır.» buyurmuştur.

Yine Buharî ve Müslim'in Abdullah bin Ebî Müleyke'den riva­yet ettiklerine göre, Misver bin Mahreme, kendisine, Rasûlüllah'in minber üzerinde şöyle buyurduğunu anlattı: «Hişam bin Muğîre oğullan, kızlarım, Ali bin Ebî Talib'e nikahlamamı bana teklif et­tiler.Ben buna izin vermiyorum, buna izin vermiyorum.Buna izin vermiyorum.Ancak, Ali, benim kızımı boşayıp, onların kızıyla ev­lenmek isterse o müstesna.Şüphesiz kızım benden bir parçadır.Onu rahatsız eden şey beni rahatsız eder.Ona eziyet veren şey ba­na da eziyet verir.» (Bir rivayette ise; «Fatıma bendendir.Ben onun, dininde fitneye düşürülmesinden korkanın.» şeklindedir.Sonra Abdüşşems oğullarıyla olan hısımlıklarından bahsetti.Onlarla olan hısımlığı Överek iyi olduklarını anlattı.) Rasûlüllah devamla şöyle dedi: «Bana anlattı, beni tasdik etti.Bana vaad etti ve vadinde durdu.Ben haramı helâl, helali haram etmem.Fakat Allah'a yemin oisun ki Rasûlüllah'ın kızı ile, Allah'ın düşmanının kızı bir yerde asla kalamaz.»

îbnül Kayyım şöyle demiştir: «Bu hüküm bir takım hususları içerir.Kişi hanımına, üzerine evlenmeyeceğine dair şart koşarsa, bu şarta uyması gerekir, üzerine evlendiği zaman ise nikah akdi fesh olur.Bu hadisden bu şekilde bir hüküm şöyle çıkarılır.Nebî aleyhisselam, Fatıma'yı, hem kendisi, hem de babası rahatsız edil­memek ve eziyet görmemek üzere, Ali (r.a.) ile evlendirmiştir.Her ne kadar bu şart akit yapılırken bulunmasa bile zaruri olarak bi­linmektedir ki bu şart akde dahildir.Nebî aleyhisselam'in diğer hı­sımını zikrederek onu övmesi ve onunla konuşarak kendisini tas­dik ettiğini ve va'dine vefa gösterdiğini söylemesi, Ali (r.a.)'ya üs­tü kapalı olarak meseleyi anlatmak ve onu böyle yapmaya davet etmektir.Bu da gösteriyor ki, Ali (r.a.) Fatırna'ya eziyet etmiyece-ğine ve onu rahatsız etmeyeceğine dair bîr vaad arada geçmiştir. Rasûlüllah da diğer hısımının vefa gösterdiği gibi onu da vefa gös­termeye davet etmiştir.Bu manadan anlaşıldığına göre, örfen şart koşulanlar lafzen şart koşulmuş gibidir.Şartın yerine getirilmeme­si ise, şart koşana akdi feshetme hakkını doğurur.Farz edilse ki bir topluluk hanımlarını, bulundukları muhitten dışarı çıkarmıyor ve kocaya da karısını o yerden çıkarmaya imkân vermiyorlar.Âdet­leri bu şekilde devam ederse, bu âdet, şehir ahalisinin kurallarına uygun olduğu halde lafzen şart koşulmuş gibidir.îmam Ahmed'in prensibine göre, örfen şart koşulanlar, lafzen konuşulmuş şartlar gibidir. Bundan dolayı elbisesini, ücretle çalışan yıkayıcıya ve ça­maşırcıya veya hamurunu fırıncıya veya yemeğini aşçıya veren ve­ya hamama girer de, hamamcının ücretle yıkadığı adeten bilinirse o muhitteki ücret ne ise o ücreti ödemesi gerekir.Buna göre farz edelim ki; kadın, hanımları üzerine kuma almayan ve erkek için bunu mümkün görmeyen bir evdendir.Ve adetleri bu.şekilde de­vam ediyorsa lafzan bu şart koşulmuş sayılır.Yine bunun gibi şe­refi, nesebi ve soyundan dolayı üzerine kuma almak mümkün ol­madığı adeten bilinen bir kadınla evlenmişse, üzerine başka bir kadınla evlenmemek iafzan şart koşulmuş gibidir. Bütün Adem oğlunun efendisinin kızı ve kadınlar âleminin seyyidesi Fatıma (r.a.), kadınlar içinde bu hakka daha lâyıktır.Şayet Ali (r.a.), nikâh ak­dinin başında bu şartı koysaydı, bu tekid olurdu.Yoksa, olmayan bir şeyi te'sis olmazdı.Ali (r.a.), Fâtima ile, Ebû Cehil'in kızı ara­sını cemetmeyi men etmekte açık bir hikmet vardır ki, o da ka­dın kocasıyla beraber, kocasına tâbi' olmakla bir dereceye sahip­tir.Şayet kadın kendi başına yüksek bir dereceye sahip olur, ko­cası da aynı şekilde yüksek dereceye sahip olursa, kadın hem ko­cası hem de kendisi yüksek bir dereceye sahip olmuş olur.İşte, Fatıma ile Ali (r.a.)'ın durumu budur.Allahu Teâlâ, Fâtıma ile Ebû Cehl'in kızının ne kendi başına ne de kocasına teb'an aynı derecede olmalarını istemez. Ebû Cehlin kızının nikâhının, bütün kadınların önderi Fatıma'nın nikâhının üzerinde bulunması ne şer'an, ne de şe­ref bakımından hoş olmaz.Rasûlüllah ile Ebû Cehil arasında olan fark, Fâtıma ile Ebû Cehl'în kızı arasında da vardır. Nebî aleyhis­selam bu hususa Şöyle işaret etmiştir: «Rasûlullah'ın kızı ile, Allah düşmanının kızı bir yerde ebedî olarak beraber bulunamaz.» Bu söz, lafzıyla ve işaretiyle başka bir dereceyi içermektedir.»

Kadının lehinde olan konularda bu ve benzeri şartların şart koşulması hakkında fakîhlerin görüşleri daha önce geçti.Oraya müracaat edilsin.

 

9.25.6.Taaddüdü Zevcatın Hikmeti

 

a- Taaddüdü zevcatı mubah kılıp, dört tane ile sınırlaması, Allah'ın insanlara bir rahmeti ve fazlındandır.Kişinin nikahında, daha önce geçtiği üzere nafaka ve gece beraber kalmada adaleti sağlamaya kadir olması şartıyla birden çok kadını bir vakitte bu­lundurması hakkı vardır.Şayet zulüm yapacağından ve koşulan şartlara vefa gösteremeyeceğinden korkarsa birden çok kadınla ev­lenmesi haram olur.Bilakis, bir kadının hakkını ifa etmekten aciz kalarak zulüm yapacağından korkarsa, evlenmeye' güç yetirmesi ta­hakkuk edinceye kadar evlenmesi haram olur.Taaddüdü zevcat va-cib ve mendup değildir, islam'ın mubah kıldığı bir iştir.Çünkü, ta­addüdü zevcatta, şeriat sahibinin gafil olmasının veya göz yumma­sının güzel olamıyacağı, cemiyetin kalkınmasını gerektirecek ve cemiyeti İslah edecek zaruretler vardır.

b- İslâm, insanlara tebliğ edilmek ve ikâme edilmek için müslümanlan görevlendirdiği yüksek insanî bir davettir, însanlar bu daveti ancak asker, ilim, sanat, ziraat, ticaret ve otoritesi kuv­vetli, sözü geçerli, etrafına korku salacak şekilde devletin mevcu­diyetinin ve bekasının bağlı bulunduğu unsurlar gibi devletin ayak­ta durması için gerekli esastan kendisinde toplamış kuvvetli bir devlet sayesinde yaparlar.Bu kuvvet de ancak çalışanlardan sayı bakımından yeterli, dinç insanların her kesimde bulunacak şekil­de nüfusun kalabalık olmasıyla gerçekleşir.Bunun için «Üstün­lük çok olanındır» demiştir.Bu çoğalmanın yolu bir yandan be­kârların evlenmesi, diğer yandan da taaddüdi zevcattır.Yeni dev­letler, sayısal çokluğun, diğer ülkelerden üstün olmak bakımından harplerde ve diğer hususlarda sonuca olan tesirini anlamışlar, bunun üzerine kuvvet ve üstünlük elde etmek için halkından neslini çoğakana mükâfat vererek evliliği teşvik etmiş ve vatandaşlarının sayis'iı çoğaltmaya çalışmışlardır.

Alman Seyyah Paul Smith, müslüman nüfusun çoğalmasını an­lamış ve bunu kuvvetli olmalarının esaslarından bir esas itibar ede­rek, 1936 senesinde yazmış olduğu «Yannın Kuvveti İslam» kita­bında şöyle demiştir:

«Müslüman doğudaki kuvvetlerin güçlülüğü şu üç etkene da­yanmaktadır:

1- İslâm'ın güçlü olması ve îslâm inancının çeşitli cins, renk ve kültürler arasında koyduğu kardeşlik duyjrı.su.

2- Atlas okyanusundan, doğuda Endenozya hududuna, Batı'da Büyük Okyanus'a kadar uzanan müslüma.ı doğu kara parçasın­da tabii zenginlik kaynaklarının çokluğu.

Bu sayısız kaynaklar, kendi kendine yeterli, kuvvetli ve sağlam bir ekonomi birliği oluşturup, müslümanlar birbirine yaklaştığı ve yardım ettiği zaman onlan Avrupa'ya ve diğer ülkelere mutlak ola­rak muhtaç etmeyecektir.»

3- Son olarak üçüncü bir etkene işaret ederek, «müslüman-lann gücünü devamlı artan bir güç haline getiren insan neslinin çoğalmasıdır,» demiş ve şöyle devam etmiştir: «Bu üç kuvvet bi'r araya gelerek, müslümanlar bir inanç ve tevhid akidesi üzerinde kardeş olunca ve tabii servetleri, sayılarının artmasıyla doğan ih­tiyacı karşılarsa İslam, Avrupa'nın yok olmasını ve Avrupa'nın bü­tün âlemin merkezi olan yerde kurmuş olduğu cihan hakimiyeti­ni tehdid eden bir tehlike olur.»

Paul Smith, resmî kanaldan bu üç etkeni açıkladıktan ve müs-lümanlann üzerlerine gelen düşmanı kovmak için birleşerek ordu­lar kurmaları ve Müslümanların tarihinde bülûrlaşdığı gibi islâm inancının özünü belirttikten sonra şu görüşü ileri sürüyor: «Hıris­tiyan Batı dünyası, millet ve hükümetler olarak yardımlaşarak, bu asra uygun, haçlı seferlerini başka bir şekilde tekrar etmek ve fa­kat geçerli bir üslûp seçmek zorundadır.»

c- Devlet, îslâm risaletinin sahibi olup, çok kerre cihad yap­ma durumundadır.Böylece devlet, fertlerinden çoğunu kaybeder.Bu durumda şehitlerin bıraktıkları dul kadınları gözetmek gere­kir.Bunun da en güzel yolu onlan evlendirmekten başkası olamaz.Çünkü kaybedilen kişilerin yerini, ancak nesli çoğaltmak ve ço­ğalma sebeplerini artırmakla doldurmak mümkündür.

d- Bazı milletlerde, harpten sonra olduğu gibi kadın sayısı erkek sayısından çok olur. Pekçok milletlerde kadınların erkeklerden çok olması durumu aşağı yukarı aynıdır.Hatta erkeklerin zor işlerde çalıştığını dikkate alırsak erkeklerin yaş oranının kadmla-nn yaş oranından daha düşük olduğunu banş zamanında bile , > rürüz.İşte bu fazlalık taaddüdü gerektirir.Ve fazla olan kadın sa­yısını güven altına almak ve onlan korumak için bu yolu tercih etmek icab eder.Yoksa bu kadınlar bozulmaya ve rezalete alet olmaya zorlanırlar.Böylece cemiyet bozulur, ahlak kaybolur veya bu kadınlar hayatlarını mahrumiyet içinde ve bekârlık ızdırabı için­de geçirerek asaletlerini kaybederler.Ümmet için kuvvet obua­sı mümkün olacak insan gücü zayi olur.

Bazı devletler, kadınların sayısı erkeklerden fazla olunca, ta­addüdü mubah kılmaya zorlandı. Çünkü, inançlarına zıd, alışagel­dikleri tatbikata ters olmasına rağmen bundan daha güzel bir çözüm bulamadılar.

Doktor Muhammed Yusuf şöyle demiştir: «Biz Paris'te iken 1948 senesi Almanya'nın Münih kentinde Mısırlı kardeşlerimle bera­ber Dünya Gençlik Kongresi'ne davet edildik.Harpten sonra Alman­ya'da kadınların sayısının erkeklerden kat kat fazla olması prob­leminin konuşulduğu ve en iyi çözüm çarelerinin sunulduğu toplan­tıya Mısırlı arkadaşımla katılmak nasip oldu.Oradakilerin bildik­leri çözümler sunulduktan sonra, biz arkadaşımla be­raber tek çözüm olan taaddüdü zevcatı Önerdik.Uzun münakaşa ve ürpermeden sonra bu görüş kabul edildi.Ancak, konuyu derin­lemesine ve adaletli bir şekilde inceleyince kongre başka çözüm ol­madığını gördü.Sonuç itibariyle sunduğumuz rapor, kongrenin ka­bul ettiği bîr tavsiye karan oldu.

«Beni en çok sevindiren husus vatanıma döndükten sonra 1949 senesinde bazı Mısır gazetelerinin, «Batı Almanya'nın başşehri Bonn şehrinin ahalisinin, taaddüdü zevcat konusunda kanun yapılması­nı istedikleri» yolundaki haberleriydi.»

e- Sonra erkeğin tenasül yönünden istidadı kadından daha çoktur.Erkek, bulûğ çağından itibaren geç yaşlara kadar cinsel ilişkiye hazırdır.Kadın hayız müddetince —her ay on güne kadar ulaşabilir— cinsel ilişkiye hazır değildir.Aynı şekilde nifas anın­da da —bu müddet kırk güne kadar varabilir— cinsel ilişkiye hazır değildir.Hamilelik ve süt emzirme zamanlan da buna ila­ve edilebilir.Kadının çocuk doğurması, kırkbeş ile elli arasında so­na erer.Halbuki erkek altmış yaşından sonra bile çocuk yapabil­me gücüne sahiptir.Bu durumlarda kadın, kadınlık görevini eda et-meKten âciz olunca, erkek bu zaman zarfında ne yapacaktır? Ken­disine nefsini hafif kılacak, namusunu koruyacak helâl bir eş bulamak mı daha uygundur yoksa hayvanların birbirleriyle irtibat kur­dukları gibi dost hayatı mı yaşaması uygundur? İslâm'ın zinayı şid­detle haram kıldığım da düşünmek gerekir:

«Sakın zinaya yaklaşmayın.Doğrusu bu çirkindir.Kötü bir yol­dur.» (îsrâ: 32).

«Zina eden kadın ve erkeğin herbirine yüzer değnek vurun.Al­lah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o iki­sine acımayın.Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahid olsun.» (Nûr: 3).

f- Bazen kadm, çocuk doğuramaz veya iyileşmesi ümid edil­meyen bir hastalığa yakalanır. Bununla beraber kadın evlilik ha­yatının devamını istemektedir.Erkek ise çocuk arzu etmekte ve evinin işlerini yürütecek hanım istemektedir.Kocanın, bu elim tab­lo karşısında bırakılarak çocuksuz, akim bir kadınla veya evi­nin işlerini düzenleyecek kimse olmadan hasta bir kadınla haya­tını geçirmesi ve bu yüke tek başına tahammül etmesi mi hayırlı­dır? Yoksa kadm, kendisiyle yaşamaya istekli olduğu halde onu boşayarak kadına eziyet vermesi mi daha hayırlıdır? Yoksa ikisi­nin de birbirlerini anlayışla karşılayıp erkeğin başka bir kadınla ev­lenmesi, böylece hem kadının hem de erkeğin maslahatının bera­berce giderilmesi mi daha uygun olur? Şüphesiz son çözüm en doğ­ru, kabule şayan bir görüştür.Gerçek vicdan ve yüce duygu sa­hibinin bunu kabul etmemesi ve bundan razı olmaması mümkün değildir.

g- Bazı erkeklerde cinsî ve bedenî yapılan itibariyle cinsel do-yumsuzluk bulunabilir. Çok kerre bir kadınla yetinmezler.Özellik­le sıcak ülkelerde bunlara daha çok rastlanır.Bu durumda, dost hayatı yaşayarak ahlâkını bozması yerine cinsel arzularını tatmin edecek helâl ve meşru yol onun için mubah olur.

h- İslâm dini' umumi ve hususî olarak bütün insanlardan yalnız bir nesil ve muayyen bir zaman için hüküm koymaz.O, yer­yüzüne varis olacak bütün insanlar için ve şu anda yeryüzünde ya­şayanlar için topluca hüküm koyar.îslâm zaman ve mekanı nazar-ı itibara alır ve ferdlerin durumlarına göre ölçüler koyar ve onların hesabım yapar.Savaşta ve barışta ümmetin fertlerinin çok olması­nı arzulamak islâm'ın en Önemli hedeflerinden bir hedeftir.

1- Taaddüdü zevcatın meşru olması ve bunun tatbiki, îslâm âleminin temiz olarak devamını, bu hükmü kabul etmeyen ve inan­mayan toplumların düştükleri ahlâkî noksanlıklardan ve sosyal re­zilliklerinden müslümanlann uzak kalmasını sağlamıştır.

Taaddüdü yasak eden toplumlara bakıldığında şunları görürüz:

a) Fasıklar çoğalmış, kötülükler yaygınlaşmıştır.Hatta gay­ri meşru hayat yaşayan kadınlar bazı bölgelerde evli kadınların sa­yısını aşmıştır.

b) Bunun sonucu olarak, metres hayatından doğan çocuklar çoğalmıştır.Bazı bölgelerde, ^ayrî meşru çocukların sayısı toplam çocuk sayısının yüzde ellisine ulaşmıştır. Birleşik Devletler'de her sene iki'yüz bin gayri meşru çocuk doğmaktadır.

1959 senesi Ağustos ayında (Mısır'da) Şa"b gazetesinde şu ha­ber çıkmıştır:

«Amerika Birleşik Devletleri'nde gayrı meşru olarak doğan ço­cukların dikkatten kaçan sayısı Amerika'da ahlâk seviyesinin düş­mesi yönünden ve Amerika vergi mükelleflerine yüklediği yük ba­kımından yeni' bir mücadelenin başlamasına sebep olmuştur. (Çün­kü bu çocukların bakımı vergi mükelleflerine yüklenmiştir.) Ame­rika'da, Sağlık, Eğitim ve Sosyal îşler Bakanlığının raporlarında şöyle denmektedir: «Amerika'da vergi verenler, bu sene gayri meş­ru çocuklann nafakası için 210 milyon dolar verecekler.Bu da her çocuk için ayda 27 dolar 29 sent etmektedir.»

«Resmî makamların belirttiğine göre, 1938'de 87.900 olan gay­ri meşru çocuk sayısı 1957'de 200-700'e yükselmiştir.

«Yine Sosyal işler Bakanlığı 1958'de gayri meşru çocuk sayısını 205.000 olarak takdir etmiştir. Ancak gerçeği bilenler, doğru raka­mın bu sayının çok üstünde olduğuna inanmaktadırlar.

«Son rakamlar göstermektedir ki, özellikle henüz bulûğ çağma ermiş genç kızlar arasında tehlikeli boyutlara ulaşan gayri meşru çocuk sayısı, son iki nesilde üç katına çıkmıştır.Sosyoloji bilgin­leri başka bir gerçeği daha haykınyorlar: O da, zengin ailelerin kızlarının gayri meşru yoldan hamile kaldıklarını gizlemekte olduk­larıdır.»

c) Bu gayri meşru birleşmeler vücudaait pis hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar ve sinirsel bozukluklar doğurmuştur.

d) Nefislerde zaafa düşme ve çözülme etkileri yapmıştır.

e) Karı-koca arasındaki kuvvetli bağlar çözülmüştür.Evlilik hayatı yıkılmış, aile bağları kopmuş, hatta bu bağlar bir değer ta­şımaz olmuştur.

f) Sahih nesep kaybolmuş, haîta kocalar, terbiye ettikleri ço­cuklann kendi soyundan olup olmadığına kesin karar veremez ol­muştur.

işte bu ve benzeri bozukluklar, Allah'ın öğretisinden sapmanın ve fıtrata muhalefet etmenin tabiî sonucudur.Bu sapmalar, îslâm' m gösterdiği yolun en sağlam yol olduğuna, islâm'ın koyduğu nizamın yeryüzünde yaşayan insanlar için en uygun nizam olduğuna en kuvvetli delil ve en geçerli hüccettir.Şüphesiz, İslâm, bu hüküm­leri gökteki meleklere göndermemiştir.

Bu sözümüze «Allah RasûlüMuhammed»[9] adlı kitapdan nakledeceğimiz bir soru-cevapla son veriyoruz:

— Taaddüdü zevcâtı kaldırmakta ahlâki bir fayda var mıdır? Cevap:

Bu konu şüpheli bir iştir, islâm ülkelerinin çoğunda taad­düdü zevcatın kaldırılmasıyla tahrib edici sonuçlar yayılmıştır. Ay­rıca, islâm ülkelerinde, bundan Önce görmedikleri bir hastalık or­taya çıkacaktır ki, o da evliliği bire indiren ülkelerde kötü sonuç­larıyla yayılmakta olan bekârlıktır.Nitekim bu ülkelerde bekârlık korkunç bir şekilde yayılmakta, özellikle harblerih erkekleri eksilt­tiği dönemlerde daha da kendini göstermektedir.

 

9.25.7.Çok Evliliği Sınırlandırmak

 

Kötü tatbikat ve islâm'ın Öğretisine riayet etmemek taaddüdü zevcau kayıtlamak isteyenlerin ayağa kalkmasına bir delil oldu.Bunlar, hakimin veya bazı yerlerde hakimin yerine bakan başkası­nın kocanın durumunu araştırdıktan, mali kudretini bildikten ve ona evlenme için izin verdikten sonra ikinci bir kanyı almasını mu­bah saydılar.

«Bunun sebebi, ev hayatı zor bir nafaka gerektirmektedir.Ta­addüdü zevcatla aile fertleri çoğalınca, erkeğin yükü daha da artar.Onların nafakasını temin edemez.Onlan iyi İnsan olarak yetiştir­mekten aJa kalır.Aile fertleri hayatın, zorluklan karşısında dur­maya çalışırlar.Böylece cehalet yayılır, boşta gezenler çoğalır, üm­metin fertlerinden büyük bir çoğunluğu cemiyetten dışlanır, ke­miklerine işleyen fesad mikroplanın taşıyarak cemiyeti tutuşturur­lar.

Kaldı ki, günümüzde insanlar, taaddüddeki hikmeti araştırma­dan mala tamah etmek ve şehvetini tatmin etmek için evlenmektetedirler.Evlenmekteki maslahatı araştırmamakta, çok kere kadı­nın hakkına tecavüz etmekte ve ondan doğan çocukları zora soka­rak onlan mirastan mahrum etmektedir.Böylece üvey kardeşler arasına düşmanlık girer, kavga şiddetlenir.Hanımlardan biri diğerinden intikam almaya kalkar.Bu küçük olaylar büyür, bazıza­manlarda öldürme olaylarına kadar varır.»

îşte bunlar taaddüdün bazı sonuçlan ve çok evliliği sınırlan­dırmak için delil arayanların ortaya attığı sebeplerdir.Biz bunun arkasından hemen deriz kî:

Bunun tedavisi Allah'ın mubah kıldığı bir şeye mâni olmak değildir.Bu ancak tâ'Iim, terbiye ve dinin hükümlerini insanlara anlatmakla olur.Görmüyor musunuz; Allah, insana yemeyi ve iç­meyi haddi aşmamak kaydıyla mubah kıldı.Eğer yeme ve içmede israf ederse hasta olur ve çeşitli rahatsızlıklara uğrar.Burada suç, yeme ve içmede değil, onlara aşın düşkünlükte ve onlarda israf et­mektedir.Bunun tedavisi yeme ve içmeye mani olmakla değil, an­cak zarar meydana gelmesin diye korunması gereken hususlara ri­ayet etmeyi öğretmekle olur.

Birden çok kadınla evlenenlerin durumlarına bakıp, vâki olan olaylarla delil getirerek taaddüdü zevcâtı, hâkimin iznine bırakma yoluna gidenler, bu yasaktan doğacak sonuçlan bilmemektedirler.Günümüzde taaddüdün mubah kılınmasından doğacak zarar, onu yasaklamaktan doğan zarardan daha hafiftir.«Zararlann en hafifi irtikab edilir,» kaidesi gereğince, zarar bakımından hafif olan taad­düdü mubah kılarak, yasağı kaldırmak gerekir.İşi hakime bırak­mak, zaptı mümkün olmayan bir meseledir.Burada insanlann haİ-lerini' ve durumlarını bilmenin mümkün olduğu sahih bir ölçü yok­tur.Bazan taaddüdü men etmenin zaran faydasından daha çoktur.Müslümanlar ilk asırdan günümüze kadar birden çok kadınla evlenmişler, hiçbirisinin taaddüdü menetmeye veya bugün olduğu şekilde sınırlamaya kalktığı bize ulaşmamıştır.Onlara yeten, bize de yetsin.Allah'ın geniş rahmetini daraltmak ve dostlar bir tarafa, düşmanlann bile şahit olduğu üstünlük ve meziyetleri toplayan İs­lâm teşriini noksanlaştınnak hakkımız yoktur,

 

9.25.8.Taaddüdü Zevcatın Tarihi

 

Gerçek şu ki, taaddüdü zevcat, islâm'dan Önce pek çok millette yaygın idi.

Bunlardan İbranileri, cahiliyet dönemindeki Araplar ve Slav ırkını sayabiliriz.Bu ırklara mensup olan bugünkü şu ülkelerin aha­lilerini sayabiliriz: Rusya, Litvanya, Letonya, Estonya, Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya.Yine bazı Cermen ve Sakson kökenii ırklarda da taaddüdü zevcâtı görmekteyiz ki, bugün bu ırklara şu büyük ülke halkları mensup bulunmaktadır.Almanya, Avusturya, Isviçre, Belçika, Hollanda, Danimarka, isveç, Norveç ve ingiltere.

Öyleyse, iddia ettikleri gibi sadece islâm'ın taaddüdü zevcati getirmiş olduğu görüşü doğru değildir.

Gerçek şu ki; taaddüdü zevcat nizamı, Afrika, Hindistan, Çin ve Japon gibi müslüman olmayan pek çok ülkede halen yaygın bir biçimde devam etmektedir, öyleyse bu nizamın sadece müslüman ülkelere mahsus olduğu zannı doğru değildir.Hakikat şu ki, Hı­ristiyanlığın aslında, taaddüdün haramhğı hakkında bir hüküm yoktur.İncil'de bu konuda açık bir delil mevcut değildir.

Avrupalılardan Hıristiyanlığı ilk kabul edenlerin tek kadmla evlenmelerinin sebebi, Hıristiyanlığın ilk yayıldığı Yunan ve Roma milletleri arasında daha önce putperestliğin yaygın olması itibariy­le, inançları gereği taaddüdü zevcati haram sayma adetleri bulun­duğundan, Hıristiyanlığa girdikten sonra babalarından kalan adet­ler üzerinde bulunmak için aynı yoldan yürümeleridir, öyleyse, Hı-ristiyanlardaki tek kadınla evlilik, girmiş bulundukları yeni dinle ortaya çıkan bir nizam değildir.Bilâkis ük putperestlik devirlerin­de tatbik ettikleri eski bir nizamdır.Daha sonraları, yeni Kilise, taaddüdü zevcatın yasak olmasını kararlaştırdı.Ve bunu Hıristi­yanlığın ortaya koyduğu bir nizam saydı.Halbuki incil'in bölüm­lerinde taaddüdün haram olduğuna dair bir hüküm gelmemiştir.

Gerçek şu ki, taaddüdü zevcat nizamı, ilerlemiş milletlerden başka yerde açık bir surette ortaya çıkmamıştır.Hatta taaddüdü zevcat, sosyoloji bilginlerinin ve medeniyet tarihi yazarlarının da belirttiği gibi, ilkel ve geri kalmış toplumlarda ya hiç olmamış ve­ya az yayılmıştır.Düşünüldüğü zaman görülecektir ki'; bir kadınla evlilik, hem ilkel dönemlerde hem de sonraki dönemlerde çoğu toplumlarda yaygındı.Bu toplumlar, cam pahasına tabiatın kuca­ğına kendini atarak avlanan ve yiyecek bulandan tutun da ziraati bilen yeni toplumlara kadar uzanmaktadır. Öyleyse taaddüdü zev-catın sadece ilkel toplumlarda var olduğu doğru değildir. Sosyolo­ji bilginleri ve medeniyyet tarihi yazarları, taaddüdü zevcâtin sınır­larının genişleyeceğini, medeniyyet geliştikçe ve kültür seviyesi art­tıkça pekçok milletin bu esası kabul edeceğini belirtiyorlar.

öyleyse, taaddüdü zevcatm, kültürün geri kalmasıyla doğru orantılı olduğunu sananların görüşü doğru değildir.Bilâkis bunun tam tersi doğru olup aynı zamanda ittifak konusudur.

İşte bu tesbit, tarih açısından taaddüdü zevcat için doğru bir tesbittir.Bu görüş hiristiyan âleminin de durumunu ortaya koy­makta olup, taaddüdü zevcatm kültürün gelişmesiyle doğru orantılı ve kültürün yayılma süreciyle ilgili olduğu gerçeğini de göster­mektedir. Bütün bunları, bir gerçeği açıklamak ve Batılıların hem tarihi hem de gerçekleri küçük düşürme çabalarını ortaya koymak için anlattık.

Taaddüdü zevcat, medeniyette büyük bir merhale almış mil­letlerden başkasında açık olarak görülmez.Bu milletler, ilkel av­lanma merhalesini aşmış, hayvanları evcilleştirerek onlan gütmüş ve onlardan faydalanmış toplumlarla, iptidai bir şekilde ziraat ve meyve toplamadan bugünkü ziraat merhalesine gelmiş toplumlar­dır.

 

9.26.Evlilikte Velayet

 

9.26.1.Velayetin Manası

 

Velayet; şer'i bir hak olup, onun gereğiyle, iş başkası üzerine cebren geçerli olur.«Umumî velayet» ve --hususî velayet» diye iki­ye ayrılır.Hususi velayet de «nefs üzerine velayet» ve «mal üzerine velayet» diye ikiye ayrılır.Burada nefs üzerine velâyet'ten maksat, evlilikteki nefs üzerine velayettir.

 

9.26.2.Veli Olmanın Şartı

 

Veli olmak için, —velisi olduğu kişi ister müslüman olsun, is­ter olmasın— hürriyet, akıl ve bulûğ şart koşulur.Kölenin, delinin ve çocuğun velayeti kabul olunmaz.Çünkü bunlardan hiçbirisi ken­di kendini idare edemediğine göre, başkasının velisi olması evlâ yo­luyla caiz olmaz.Bu şartlara dördüncü bir şart daha eklenir ki, o da, kendisine veli olunan kişi müslümansa velinin de müslüman olması gerekir. Çünkü şu ayetten dolayı gayri müslimin, müslümaû üzerine veli olması caiz değildir: «Allah inkarcılara, inananlar aley­hinde asla fırsat vermeyecektir.» (Nisa: 141).

 

9.26.3.Velide Adalet Şartının Bulunmaması

 

Velide adalet şart koşulmaz.Çünkü, fasıklığı rezillik derecesi­ne varmadığı müddetçe, fasıldık kişiyi evlendirmeye ehil olmaktan Çıkarmaz.Ancak aşın derecede fasık kimsenin velayetine güvenil­mez, çünkü velisi olduğu kişinin hakkını alabilir.

 

9.26.4.Evlilikte Kadının Kendine Veli Olmasının Muteber Olması

 

Âlimlerin çoğu, kadının, kendini ve başkasını evlendiremeyeceği vs kadının sözüyle nikâh akdinin gerçekleşemeyeceği göriişü-ne varmışlardır.Çünkü; «velayet akdin sıhhati için şart olup, akdi yapan da velidir,» demişler ve bu görüşlerine şunlan delil getirmiş­lerdir:

1- Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İçinizden bekârları, kö­le ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.» (Nur: 32).

2- Yine Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İman edinceye ka­dar müşrikleri nikahlamayınız.» (Bakara: 222).

Bu iki ayetten delil çıkarmanın şekli şudur: Allahu Teâlâ ni­kâhla ilgili olarak erkeklere hitap etmiş, kadınlara hitap etmemiş­tir.Sanki Allahu Teâlâ «Ey veliler, velisi bulunduğunuz kadınları müşriklerle evlendirmeyiniz,» buyurmuştur.

3- Ebû Mûsâ (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Velisiz nikâh olmaz,» buyurmuştur.(Ha­disi Ahmed, Ebû Dâvüd, Tirmizî, îbn Hibbânve Hâkim rivayet et­miş, İbn Hibbân ve Hâkim sahihlemişlerdir). Hadiste geçen nefy, velî kelimesinin iki mecazi manasından biri olan velînin zâtına yö­neliktir.Bu durumda velîsiz evlilik, biraz sonra Âişe (r.a.) hadisin­de geleceği üzere batıldır.

4- Buhari'nin Hasan'dan rivayet ettiğine göre Hasan şöyle demiştir: «Evlenmelerine mâni olmayın» (Bakara: 232).âyeti hak­kında —ki bu ayet onun hakkında nazil olmuştu— Ma'kil bin Ye-sâr bana şöyle anlattı: «Kizkardeşimi bir adamla evlendirdim.Son­ra onu boşadı, tddeti bitince tekrar kızkardeşimi istemeye geldi.Ben de kendisine 'Kızkardeşimi sana verdim.Evinizi döşedim.ik­ramda bulundum.Fakat sen onu boşadın.Şimdi ise onu tekrar is­temeye geliyorsun. Hayır, vallahi onu sana tekrar vermem.» dedim.Adam da pek fena birisi değildi. Kadın da ona dönmeyi istiyordu.Bunun üzerine Allahu Teâlâ «Onlann evlenmelerine mâni olmayın» ayetini indirdi.Bunun üzerine, «Ya Rasûlallah,ne yapayım?» de­dim.Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Kardeşini o adama nikâhla», dedi.Ben de kardeşimi o adama nikahladım.»

Hafız Fetih kitabında şöyle demiştir: «Zikri geçen bu âyetin nüzulü hakkında zikredilen sebep, delillerin en kuvvetlilerindendir.Bu ayet, velinin muteber olduğuna en açık delildir.Eğer böyle ol­masaydı, «onu engellemeyin» ifadesinde bir anlam olmazdı. Eğer kadın kendini nikâhlayabilseydi,kardeşine htiyaç olmazdı.Bir kimse kendî işini yapabiliyorsa, başkası ona mâni oldu, denemez.

5- Âişe'den rivayet olunduğunagöre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Velisinin izni olmadan nikâh-lananın nikâhı batıldır.Nikâhı batıldır.Nikâhı batıldır.Eğer zifaf vâki olmuşsa, zifaftan dolayı mehir gerekir.Eğer bunları evlendir-mezlerse velisi olmayanın velîsi kadıdır.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâ-vûd, İbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî «hadis hasendir,» demiştir.)

Kurtubi «Bu hadis sahihtir,» demiştir.«îbn Uliyye'nin «Bu ha­disi Zühri'ye sordum, hakkında birşey bilmedi.» diyen İbn Cüreye'den naklettiği söze itibar edilmez.İbn Uliyye'den başka hiç kimse İbn Cureyc'den böyle bir haber nakletmemiştir. Buhari, Müslim, Tirmizt, Nesâi, Ebû Dâvüd ve ibn Mâce'nin Zühri'den yaptıkları ri­vayette de böyle bir şey zikredümemiştir.Zühri'den böyle bir ha­ber nakledilse bile bu konuda hüccet olamaz.Çünkü bu hadisi Züh­ri'den.hadiste güvenilir önder olan Süleyman bin Musa ve Cafer bin Rebi'a rivayet etmiştir.Şayet Zührî hadisi unutmuş olsa bile bu ona zarar vermez.Çünkü unutmaktan ademoğlu masum değil­dir.»

Hâkim: «Bu hadis hakkında Nebi aleyhisselam'ın hanımların­dan Aişe.Ümmii Seleme ve Zeynep (r.a.)'den sahih rivayetler gel­miştir» demiş, sonra arka arkaya tam otuz hadis rivayet etmiştir.

Ibnü'l-Münzir; «Rasülüllah'ın ashabının hiçbirisinden bunun hilafı bilinmemektedir,» demiştir.

6- Velisiz, kadının nikâhlanamayacağımsöyleyenler demiş­lerdir ki: «Evlenmekte pek çok maksat vardır.Kadın çok kerre şef­katinin tesirinde kalarak iyi bir seçim yapamaz ve evlenmekteki ga­yelerin tahakkuku ve evlenmenin en güzel şekilde olabilmesi için akdin gerçekleşmesi kadından alınıp velîsine bırakılmıştır.»

Tirmizî şöyle demiştir: «Nebi aleyhisselam'ın bu konudaki «Ve­lisiz nikah olmaz» hadisiyle, içlerinde Ömer bin Hattab, Alî bin Ebu Talib, Abdullah bin Abbas, Ebü Hureyre, îbn Ömer, İbn Mes'ûd ve Aişe'nin de bulunduğu Nebi aleyhisselam'ın ashabından ilim ehli amel etmişlerdir.Tabiîn fakihlerinden, Sa'îd bin Müseyyeb, Ha­san Basri, Şurayh, ibrahim Neha'î, Ömer bin Abdülaziz ve diğer­leri de bu görüşe varmışlardır.Süfyân Sevrî, Evzâ'î, Abdullah bin Mübarek, Şaffi, İbn Şibrime, Ahmed, tshak, îbn Hazm, ibn Ebî Leylâ, Taberi ve Ebû Sevr de aynı şeyi söylemişlerdir.»

Tabeft şöyle demiştir: «Dul kaldığı zaman, kendisi değil de babası Ömer tarafından nikahı akdedilen Hafsa hadisi, «Bulûğa eren kendine malik kadının kendini evlendirmesi ve velisi olmadan nikâh akdi yapması caizdir,» diyenin sözünü iptal etmektedir.Şayet bu caiz olsaydı, Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sellem biz­zat Hafsa'nm kendisine evlenme teklifi yapmayı terketmezdi.Çün­kü Hafsa, kendi hakkında karar vermeye babasından daha lâyık olurdu.»

Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf şu görüştedirler: «Akıllı, bulûğ ça­ğına ermiş kadının, ister dul, ister bekâr olsun kendisini doğru­dan nikahlaması hakkı vardır.Ancak evlilik akdi konusunda ve­lisini vekil etmesi, yabancı erkeklerin huzurunda nikah akdini üze­rine aldığından doğacak olumsuz durumlardan kadını korumak için müstehabdır.Kadının kendi başına evlenmesi durumunda, varisi olacak velisinin İtiraza hakkı yoktur. Ancak aralarında denkliğin bulunmaması ve mehri, mehr-İ misil'den daha az olması durumla­rı müstesnadır.Şayet kadın, aralarında denklik şartı bulunmadan ve mirasçı velisinin rızası olmadan evlenirse, Ebü Hanife ve Ebû Yusuf'tan rivayet olunan ve mezheplerinde geçerli olan fetvaya gö­re, evlilikleri sahih değildir.Çünkü her veli denklik şartıyla ilgili kadının hakkını savunamaz, her hakim de adaletli davranamaz.Bun­dan dolayı husumet kapısını kapatmak için «evliliğin sahih olma­dığı» şeklinde fetva vermişlerdir.Bir rivayette; «Kadın çocuk do­ğurmadığı ve gebe olduğu anlaşılmadığı müddetçe zararı defetmek için velisinin hakimden ayrılmalarını talep etmesi hakkı vardır.Şayet çocuk doğurmuş veya hamile olduğu ortaya çıkmışsa, çocuk zayi olmasın dîye ayrılma talebi sakıt olur.Eğer aralarında denk­lik bulunup da verilen mehir, mehr-i misil'den az olursa, velisi­nin mehr-i misl'i isteme hakkı vardır.Koca bu isteği kabul eder­se akid sabit kalır.Şayet kabul etmezse akdi bozmak için velisi mahkemeye başvurur.Eğer kadının varisi olacak velisi yoksa me­selâ hiç velisi bulunmamak veya varis olacak velisi bulunmamak gibi durumlarda, kadının akdettiği nikah üzerine kimsenin itiraz hakkı ycktur.îster denk olanla evlensin, ister evlenmesin, ister mehr-i misil alsm, ister almasın durum aynıdır.Çünkü bu durum­da, görev bizzat kendisine düşmüş ve kendi özel hakkım kullan­mıştır.Denk olmayan kişiyle evlendiğinden dolayı kendisine ayıp gelecek bir velisi yoktur.Kadının mehr-i misl'i ise, kocasından al­makla sakıt olmuş olur.»

Hanefilerin tümü aşağıdakilerle delil getirdiler:

1- «Eğer onu boşarsa, başka bir kocayla nikahlanıncaya ka­dar odu alması helâl olmaz.» (Bakara: 230).

2- «Kadınları boyadığınızda müddetleri sona etmişse, evlen­melerine engel olmayın.» (Bakara: 232).

Bu iki ayette, evlilik kadına isnad edilmiştir, isnada esas olan gerçek işi yapana dayandırılmasıdır.

3- Ayrıca kadın, alışveriş ve diğer akİdlerde, tek başına akid yapabiliyor.Evlenme akdini de tek başına yapması kadının hak-kındandjr.Çünkü akidler arasında fark yoktur.Evlilik akdinde her ne kadar velilerin bir hakkı varsa da bu hak iptal edilmiş değildir.Çünkü kötü muamelenin ayıbı velilere ait olacağından, evlenme kötü bir yolla yapıldığı ve denklik şartına uyulmadığı zaman ve­lilerin hakkı yine mevcuttur.

Hanefiler devamla; »Evlilikte velayeti şart koşan hadisler, kü­çük ve deli olmak gibi ehliyetin noksan olması manasına alınır.» demişlerdir.

Usûlcülerin çoğuna göre, umumî hükmü kıyasla tahsis etmek ve onu, kapsadığı hükmün bir kısmına ait kılmak caizdir.

 

9.26.5.Evlenmeden önce Kadının İznini Almak

 

Kadının velayeti konusunda İhtilaf varsa da, velinin, kadının görüşüne başvurması ve onun rızasını öğrenmesi gerekir.Çünkü evlilik, erkekle kadın arasında müşterek bir hayat, sürekli bir be­raberliktir.Kadının rızası bilinmeden, anlaşma devam etmeyip, ara­larında sevgi ve bağ sürekli olmaz.Bundan dolayı, tslâm, kadın ister bekâr olsun, ister dul olsun, onu evlenmeye zorlamayı ve istemediği kişiyle evlendirmeyi men etmiş ve ondan izin al­madan önce üzerine yapılacak nikah akdini sahih kabul etmemiş­tir.Ve yine müstebid bir velinin nikah akdinde yaptığı muame­leyi, kadının, iptal davasıyla feshini talep etmek hakkı vardır.

îbn Abbas'tan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Dul kadın, kendini evlendir* meye velisinden daha lâyıktır.Bekâr İse, kendinden izin istenir, be* kâtın İzni susmasıdır.» (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir.Müslim, Ahmed, Ebû Davud ve Ne-sâi'nin bir rivayetlerinde «Bekârın, akid yapılmadan önce baba­sı iznini taleb eder.» şeklindedir.)

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Dul kadının emri taleb edilmeden nikahlanamaz, bekâr İse İzni »«alınmadan evlendirilmez.» Ashab: «Ya Rasûlallah, bekara izin nasıl olacak?» diye sorunca, Rasûlüllah; «Onun İzni, susmasıdır.» buyurdu.

Hasnâ bin ti Hıdâm'dan rivayet olunduğuna göre; babası, dul olan Hasnâ'yi evlendirdi.Rasûlüllah'a gelip durumu sorduğunda, Rasûlüllah onun nikâhını reddetti.» (Hadis: Buhari, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)

İbn Abbas'tan rivayet olunduğuna göre; bekâr bir cariye Ra-sülüllah'a gelerek, babasının kendisini, istemediği halde evlendirdi­ğini söyleyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onu muhay­yer bıraktı.(Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Dârekutnî ri­vayet etmiştir.)

Abdullah bin Büreyde'den onun da babasından rivayet olun­duğuna göre; genç bir kız Rasûlüllah'a gelerek «Babam beni itiba­rını korumak için kardeşinin oğluyla evlendirdi.» dedi.Büreyde'-nin babası devamla şöyle demiştir: «Karar verme durumu kadına bırakılınca, kadın; 'Babamın, hakkımda verdiği kararı kabul et­tim. Fakat, evlenme konusunda babaların kızlarını keyfî evlendir­me yetkisine sahip olmadıklarını kadınların Öğrenmesini istedim,' demiştir.» (Hadisi İbn Mâce rivayet etmiştir.Hadisin ravileri sahihîn ravüerdir.)

 

9.26.6.Küçüklerin Evlendirilmesi

 

Yukardaki hükümler, akil baliğ olanlar içindir.Küçüklere ge­lince; kendi izni olmadan babası ve dedesi tarafından evlendirile-bilirler.Çünkü çocuğun görüşü olmaz.Babası ve dedesi, çocuğun hakkına riayet eder ve onu korurlar.Ebû Bekir, kızı Âİşe'yi, küçük olduğu için iznini almadan Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile evlendirmiştir.Çünkü Aişe izni alınacak bir yaşta değildi.Akil baliğ olduğu zaman, onun için muhayyerlik yoktur.

Şâfi'iler, bulûğ çağına erip izni alınıncaya kadar hoşlanmadığı bir evliliğe düşmesin diye, babasının ve dedesinin onu evlendirme­mesini müstehab görürler.

Cumhur ulema, baba ve dededen başka velilerin küçük çocu­ğu evlendirmesini caiz görmezler.Şayet evlendirirse nikah sahih ol­maz.

Ebû Hanîfe, Evzâ'î ve Seleften bir grub şöyle demişlerdir: «Bütün velilerin küçük çocuğu evlendirmeleri sahih olup, bulûğ ça­ğına erdiği zaman kabul edip etmemekte muhayyerdir.Çünkü Ne­bi aleyhisselam, ümârne binti Hamza'yı küçük olduğu halde ev­lendirmiş, bulûğ çağına erince de onu muhayyer kılmıştır.Nebî aıeyhisselam Ümâme'yi kendisine yakın olduğu ve velayet hakkı bulunduğu için evlendirmiş, yoksa Nebî olduğu için evlendirme-roişti.Eğer Nebî olması sıfatıyla onu evlendirseydi bulûğa erdiği zaman unun için muhayyerlik olmazdı.Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Allah ve Rasûlü bir şeye hükmettiği zaman ina­nan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.»

(Ahzâb; 36).

Bu görüşü sahabeden Ömer, Ali, Abdullah bin Mes'ûd, İbn Ömer, Ebû Hureyre benimsemişlerdir.

 

9.26.7.Mecburi Velayet

 

Bunak mümeyyizler ve çocuklarda olduğu üzere ehliyeti nok­san olan şahıslar üzerine mecburi velayet bulunduğu gibi, mümey­yiz olmayan çocuk ve deli gibi ehliyetini kaybetmiş kişiler üzerine de mecburi velayet sabit olur.

Mecburi velayetin sabit olmasının manası, bu saydıklarımıza gö­rüşlerini almak için müracaat etmeden velinin evlilik akdi yapma­sı demektir.Yapılan akid onların rızasını almadan geçerli olur.

Sari', üzerine velilik yapılan kişinin maslahatı için bu velaye­ti mecburi kılmıştır.Çünkü ehliyetini kaybeden veya ehliyeti na­kıs olan kendi maslahatlarına bakmaktan acizdir.Bu kişiler, kü­çük olmak, delilik ve bunaklık sebepleriyle yapacağı tasarruflarda ve gerçekleştireceği akidlerde maslahatını düşünmeye gücü yetecek aklî kuvvete sahip değildirler.Bu bakımdan ehliyetini kaybeden ve­ya noksan olanın yapılacak işlerinde görev veliye aittir.Ancak eh­liyetini kaybeden nikah akdini akdettiğini zaman akdi batıl olur.Çünkü ehliyetin esası olan temyiz gücü bulunmadığından akid ve tasarruflarında kullandığı sözler muteber değildir.

Ehliyeti noksan olan evlilik akdi yaptığı zaman ise, evliliğin şartlan yerine getirildiği zaman akid sahih olur.Ancak bu akid velisinin iznine bağlı olur.Velisi dilerse akdi caiz görür, dilerse red­deder.

Hanefiler; «Mecburi velayet, küçük çocuklar, deliler ve bunak­lar için neseb yoluyla yakın akrabalara sabit olur.» demişlerdir.

Hanefîlerin dışındakiler ise, küçük çocuklar, deliler ve bunak­ları ayırarak, «mecburi velayet deliler üzerine sabit olur,» demiş­lerdir.Bunlara göre bunaklar üzerine velayet sadece baba, dede, vasi ve hakim için geçerlidir.Küçük erkek ve kız çocukları için mecburi velayetin sabit olmasında alimler ihtilaf etmişlerdir.

İmam Malik ve Ahmed, «Yalnız babası ve vâsisi için velayet sabit olur, başkaları için sabit olmaz,» demişlerdir.

Şaffi ise, velayetin, babası ve dedesi için sabit olduğu görü­şündedir.

 

9.26.8.Veliler Kimlerdir?

 

İçlerinde imam Malik, Sevrî, Leys ve Şâfiî'nin de bulunduğu cumhur ulema, evlilikte velilerin, ancak baba tarafından yakın ak­rabalar olabileceğini söylemişlerdir.Teyze, anne bir kız kardeş, an­nenin oğlu ve aynı rahimden gelenler (zevî'I-erham)'deiı hiçbirisi velayet hakkına sahip değildir.

Şaffi şöyle demiştir: «Kadının nikahı ancak yakın velisinin sö­züyle gerçekleşir.Yakın velisi yoksa, uzak velisinin sözüyle, o da yoksa hakim velisi olur.Eğer kadın velisinin izniyle veya velisinin izni olmadan kendi kendini nikahlarsa evlilik batıl olur.Bu evli­liğe nikah hukuku tahakkuk etmez.»

Ebû Hanife'ye göre; «Akrabalardan asabi yakınlığı olmayan­lar için de evlendirme velayeti vardır.»

Ravdetu'n-Neddiyye sahibinin bu konudaki araştırması şöyle­dir: «Bana göre güvenilmesi gereken husus şudur: Veliler, kadının yakınlarıdır.Önce en yakını, sonra onu takib edenler.Bunlar ka­dın başkalan tarafından evlendirilip, denklik şartına uyulmadığı zaman kendileri aşağılık duygusuna kapılanlardır.Bu duygu sade­ce asabeye mahsus değildir.Bilakis anne bir kardeş gibi miras­tan hisse alan (zevi's-sehâm) ve kızın oğlu gibi aynı rahimden ge­len (zevi'l-erhâm) için de geçerlidir.Çok kerre bu aşağılık duygu­su, zevi's-sehâm ve zevi'I-erham'la birlikte amcaoğullan ve benzer­leri gibi yakınlarda daha şiddetli olur.öyleyse nikâhta velayet hakkını varis olanlara tahsis etmeye yol olmadığı gibi asabî yönden yakın olanlara tahsis etmeye de yol yoktur.Kim böyle olduğunu söylerse, nikâhta veliliğin bu olduğuna dair Şer'an veya lügaten bir delil veya nakil getirmesi gerekir.»

Yazar devamla demiştir ki: «Şüphe yok ki, akrabalığın bazısı "bazısından daha evlâdır. Buevleviyet, maldan pay alma hakkım ka­zanma itibariyle ve miras gibi mal konusunda tasarruf hakkına sa­hip olmak veya küçük çocuğun velisi olmak itibariyle değildir.Bi­lakis başka bir işten dolayıdır ki o da, kadının yakınlarının ken­dilerine geıecek utançtan dolayı aşağılık duygusuna kapılmalann-dandır.Bu duygu yakınlara mahsus olmayıp, diğer akrabalarında da bulunabilir.Şüphe yok ki bu işte bazı akrabalık diğerinden da­ha geçerlidir.Babalar ve oğullar diğerlerinden daha evlâdır.Sonra anne baba bir kardeş, sonra baba bir, sonra anne bir kardeş, son­ra oğulların çocukları, sonra kızların çocukları, sonra kardeş oğul­lan, sonra kızkardeş oğullan, sonra amcalar ve halalar, sonra sıra­sıyla bunlardan sonra gelenlerdir.Her kim bir kısmını tahsis edip,diğerlerini ayırırsa delil getirmesi gerekir.Şayet yukarda geçen mü-cerred sözlerden başka delil getiremezse biz onun bu görüşüne gü­venecek değiliz.»

 

9.26.9.Kişinin Velisi Olduğu Kadını Nikahlaması

 

Kişi, başka veliye ihtiyaç duymadan velisi bulunduğu kadınla kendi rızasıyla evlenebilir.

Sa'îd bin Hâlid'in, Ümmü Hakîm binti Kârız'den rivayet ettiği­ne göre, Ümmü Hâkim binti Kârîz, Abdurrahman bin Avf'a şöyle dedi: «Beni birçok kişi istedi.Uygun gördüğün birisiyle beni evlen­dir.» Abdurrahman; «Bu görevi bana mı veriyorsun?» deyince, ka­dın «evet» dedi.Bunun üzerine Abdurrahman; «Seni nikahladım,» dedi.

îmam Malik şöyle demiştir: «Dul kadın velisine, 'Uygun gör­düğün kişiyle beni evlendir,' der de, velisi onu kendisine veya uy­gun gördüğü başka birisine nikahlarsa, kadın kocasını bizzat bil-memiş olsa bile nikahı gerçekleşir.»

Hanefîler, Leys, Sevrî ve Evzâ'î'nin mezhebi budur.Şaffi ve Dâvûd şöyle demişlerdir: «Bu kadını kadı veya onun gibi başka bir velî veya daha yaşlı olan biri evlendirir.Çünkü velayet, akid-de şartır.Kişi kendine satış yapamadığı gibi nikahlanan da ay­nı zamanda nikahlayan olamaz.»

Ibn Hazm, Şaffi ve Davud'un görüşünü münakaşa ederek şöy­le demiştir: «Nikâhlananm, nikah kıyan olması caiz olmaz» görüş­lerinde onlarla tartışarak deriz ki: «Bilakis, nikahlanamn aynı an­da nikahlayan olması caizdir.Siz delilsiz bir iddia Öne sürüyor­sunuz.Biz de aksini iddia ediyoruz.'Kendine satış yapması caiz olmaz." sözlerine gelince, bu zikrettikleri gibi sahih olmayan bir cümledir.Bilakis, bir malın satışı kendisine bırakılan kişi, fiati dü­şürmemesi şartıyla o malı kendisine satış yapabilir.»

Sonra îbn Hazm, tercih ettiği görüşün sıhhatine delil olarak Buharî'nin Enes'ten rivayet ettiği şu hadisi getirmiştir: «Rasûlüllah, Safiyye'yi azad etti ve onu azad etmesini mehir sayarak onunla ev­lendi.Ziyafet olarak da hurma, yağ ve yoğurt kanşunı bir yemek verdi.»

İbni Hazm devamla demiştir kî: «Rasûlullah'in velisi bulundu­ğu cariyesiyle evlenmesi başkalanna bir delildir.» Sonra Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve ca­riyelerinizden iyi olanları evlendirin, eğer yoksul İseler, Allah onla­rı lütfü ile zenginleştirir.Allah, lütfü bol olandır, bilendir.» (Nûr;

32) Her kim bekâr bir kızı rızasıyla nikahlarsa, Allah'ın kendisine emrettiğini yapmış olur.Allahu Teâlâ, bekâr bir kızla evlenen ki­şinin nikahlayan kişi olmasını menetmedi. Bundan da bu işin va-cib olduğu anlaşılmış olur.

 

9.26.10.Velinin Uzak Olması

 

Velayet şartlarım yerine getiren yakın akraba mevcut olduğu zaman onunla beraber uzak olan akrabanın velayet hakkı yoktur.Meselâ babası hazır olduğu zaman kardeş, amca ve diğerlerinin ev­lendirme velayeti yoktur.Bunlardan birisi küçük kız ve o hüküm­deki birisini babasının izni ve vekaleti olmadan tek başına evlen-dirirlerse bu geçersiz olur.Akdin gerçekleşmesi velayet hakkı olan babanın iznine bağlıdır.Amma en yakın veli uzak olduğu zaman velayet hakkı ondan sonra yakın olana geçer.Ta ki evlenme mas­lahatı gerçekleşmiş olsun.Uzak olan velinin dönmesi halinde di­ğer velinin tek başına yaptığı nikah akdine itiraz edemez.Çünkü akd zamanı, huzurda bulunmamakla yok kabul edilmiş, velilik hak­kı daha sonrakine geçmiştir.

Hanefîlerin görüşü budur.

Şafi'î şöyle demiştir: «Kadını, yakın velileri hazır olduğu hal­de uzak velilerden birisi evlendirirse nikah batıl olur.Eğer yakın velileri bulunmazsa uzak veliler kadını evlendiremez.Ancak kadı evlendirir.» demiştir.

Bidâyetü'l-Müctehid kitabında İbn Rüşd şöyle demiştir: «İmam Malik'in bu konuda değişik görüşleri vardır.Bir defa «yakın veli hazır iken uzak veli evlendirirse nikah fesh olunur.» Bir kere de -«nikahı caiz olur,» demiştir.Başka bir görüşünde ise; «uzak veli­nin akdettiği nikahı, yakın velinin kabul etme veya fesh etme hak­kı vardır,» demiştir.»

İbn Rüşd devamla şöyle demiştir: «Bu hilaf, babanın bekâr olan kızını ve vâsinin elindeki mahcure (men edilmiş) kızı evlen­dirmeleri dışındadır.Çünkü bu iki konuda uzak velilerin kıydığı ni­kah fesh edilir.Yani babası hazır iken bekar kızm nikahını baba­dan başkasının ve vasisi hazır iken mahcurenin nikahını vasiden başkasının kıymasını kastediyorum.»

İmam Malik, yakın velinin uzak olması halinde velilik hakkı­nın uzak" veliye geçmesi konusunda Ebû Hanife'ye muvafakat et­miştir.

 

9.26.11.Mahbus Olan Yakın Veli Uzakta Sayılır

 

Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Velî, müracaat mümkün olmayan yakın mesafede hapis veya esir olursa, uzakta imiş gibi sayılır.Şüphesiz bizzat uzaklığa itibar edilmez. Bilakis velisinin ka­dını evlendirmesinin özürlü hale gelmesi sözkonusudur ki bu Özür­de hapis ve esir olması durumu da mevcuttur.Bu manadan dola­yı velinin yakın veya uzak olduğu bilinmez veya yakında olup da yeri bilinmezse, uzakta imiş gibi kabul edilir.

 

9.26.12.İki Velinin Nikah Akdi Yapması

 

İki veli bir kadına nikah akdi yaptıkları zaman ikisinin yap­tığı akid ya aynı anda olur veya biri önce, diğeri sonra yapılmış olur.Eğer ikisi bir anda yapılmışsa iki akid de batıl olur.Eğer biribri ardınca yapılmışlarsa kadın, ikinci akid yapılan kocayla ister zifaf yapsın, ister yapmasın ilk akid yapılana aittir.Eğer ikin­ci koc, birinci kocanın kendisinden Önce akid yaptığını bildiği hal­de kadınla zifafa girerse zina etmiş olup, kendisine had cezası ge­rekir.Eğer durumdan haberi yoksa kadın birinci kocaya verilir.Bilmediğinden dolayı üzerine had cezası gerekmez.

Semure'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Hangi kadını iki veli evlendirirse, o onlardan birin­cisine aittir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve ibn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.) Bu hadisin umumi ma­nası İkinci kadınla ister zifaf vaki olsun, ister olmasın kadının bi­rinciye ait olduğunu gerektirmektedir.

 

9.26.13.Velisi Bulunmayan ve Kadıya Gitmeye Gücü Yetmeyen Kadın

 

Kurtubî, şöyle demiştir: «Kadın, kadı'bulunmayan bir yerde olup, velisi de yoksa nikah İşini komşularından güvendiği bir kim­seye bırakır.O da kadını evlendirir.Bu durumda kadının velisi gü­vendiği kişi olmuş olur.Çünkü insanların evlendirme görevini yap­maları gerekir.Bu görevi de mümkün olan en güzel şekilde yerine getirirler.»

İmam Malik bu mesele üzerine durumu zayıf olan kadın hak­kında şöyle demiştir: «Zayıf durumdaki kadının evlenme işini ha­vale ettiği kişi yapar.Çünkü kadıya gidecek durumu olmadığından, o yerde kadı bulunmayan kişiye benzer.Neticede denebilir ki; müs-lümanlar bu kadının velileri sayılır.»

Şaffi şöyle demiştir; «Bir grub arkadaş arasında velisi olma­yan bir kadın bulunur, nikah akdi için içlerinden birisini veli ta­yin eder de o da kadını evlendirirse caiz olur. Çünkü bu durum hakem kılmak kabilinden sayılır.Hakkında hüküm verilen mese­le, hakimin hüküm vermesi yerine geçer.»

 

9.26.14.Velinin Velisi Bulunduğu Kişinin Evlenmesine Mani Olması

 

Âlimler, velinin, mehr-i misil ile denk bir kişi onu istediği za­man velisi bulunduğu kadının evlenmesine mani olma ve evlen­mesini engelleyerek zulüm yapma hakkı yoktur. Eğer bu durum­da onu engellerse, kadının kendisini evlendirmesi için kadıya baş­vurma hakkı vardır.Bu durumda velayet hakkı, zulüm yapan veli­den sonra gelen başka bir veliye geçmez.Bilakis durum doğrudan kadıya intikal eder.Çünkü evlenmekten menetmek bir zulümdür.Zulmü kaldırmaya yetkili kişi kadı olup, velayet ona başvurmaktır.

Amma kocanın denk olmaması, mehri misilden az mehir ver­mesi veya ondan daha denk birisinin bulunması gibi makbul bir özür sebebiyle evlenmesine mânı olursa bu durumda velayet on­dan başkasına geçmez.Çünkü veli evlenmeyi engellemiş sayılmaz.

Ma'kıl bin Yesâr'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiş­tir: «Benim bir kızkardeşim vardı.Onu benden istediler.Bunun üzerine amcamın oğlu gelince ben de kız kardeşimi ona nikahla­dım.Sonra ric'î talakla onu boşadı ve iddeti bitinceye kadar onu terketti.Kız kardeşimi başkaları benden istemeye gelince, amca­mın oğlu da kalkıp tekrar onu istemeye geldi.Ben de 'Vallahi onu sana ebedi olarak nikahlamam' dedim.Ma'kıl devamla demiştir ki: «Kadınları ric'î talakla boşadığınızda, tddetlerini bitirdilerml ara­larında meşru bir şekilde anlaştıkları takdirde, ey veliler artık ken­dilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın.» (Bakara; 232), âyeti benim hakkımda nazil oldu.Ben de yeminimin kefaretini ve­rerek kızkardeşimi ona nikahladım.»

 

9.26.15.Yetim Kızı Evlendirmek

 

Bulûğdan Önce yetim kızı evlendirmek caiz olup, üzerine nikah akdi yapma görevini velileri üzerine alır.Bulûğa erdikten sonra ye­tim muhayyerdir.

Âişe (r.a.), Ahmed ve Ebû Hanife'nin görüşü budur.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Bir de kadınlar hakkında sen­den fetva (dinin hükmünü) istiyorlar.Deki onlara dair fetvayı size Allahu Teâlâ veriyor.Kendilerine farz kılınan mirası vermediğiniz ve nik^hlnmalap"! da beğenip İstemediğiniz yetim kızlar hakkında mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere İnsaf ile bakmanız hakkın­da yüzünüze karsı okunan kitapta ayetler var.» (Nisa: 127).

Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ayette geçen yetim, velisinin evin­de bulunup, velisinin onunla evlenmek istediği ve mehrini vermek konusunda adaleti yerine getirmediği yetimdir.Mehirlerini tam ola­rak vermedikçe onlan nikahlamak nehyedilmiştir.»

Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'de geçtiğine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Yetimi evlendirmek için kendi emri taleb edilir.Eğer susarsa İzin vermiş demektir. Şayet yüz çevirirse onu evlendirmek caiz değildir.»

Şaffi, Rasülüllah'm «Yetim kızın izni alınır.» sözünden dola­yı, «Bulûğa ermeden yetim kın evlendirmek sahih değiidir,» demiş­tir.«Emir ancak bulûğ çağına geldikten sonra taleb edilir, çünkü çocuğun iznini istemenin bir anlamı yoktur.»

 

9.26.16.Bir Veliyle Nikah Akdinin Gerçekleşmesi

 

Bir şahsın, hem erkek ve hem de kadına velayet hakkı bulun­ması halinde, akdi üzerine alması caizdir. Dedenin vekil olması du­rumunda olduğu gibi bir oğlunun küçük kızını diğer oğlunun küçük oğluyla evlendirmesi hakkı vardır,

 

9.26.17.Sultan (Kadı)'ın Velayeti

 

İki durumda velayet kadıya geçer.Birincisi, veliler ihtilafa dü­şerlerse.İkincisi, veli mevcut olmadığı zaman.Velinin mevcut ol­madığı, velinin mutlak olarak bulunmaması veya gayb olmasıyla dqğruluk kazanır.

Denklik mevcut olup, bulûğ çağma eren kadın nza gösterirse, kadının ve onunla evlenmek isteyenin bulunduğu beldenin dışın­da bulunduğu zaman yakın bir mahalde bulunsa bile gaib olmaları sebebiyle velilerinden hiçbirisinin hazır olmaması halinde hakimin akdi yapması hakkı vardır.Ancak kadın ve onunla evlenmek iste­yenin gaib olan velinin gelmesini beklemeleri hali müstesnadır.Müddet uzasa bile kadının gaibde olan velisini bekleme hakkı var­dır.Amma kadının rızası olmaması durumunda veliyi beklemenin bir anlamı yoktur.

Hadisde şöyle geçmektedir: «Üç şey sonraya bırakılamaz.On­lar, vakti geldiğinde namaz, hazırlandığında cenaze, dengi bulun­duğunda bekâr kızdır.» (Hadisi Beyhakî ve diğerleri Alî'den rivayet etmişlerdir.Hadisin senedi zayıftır.Bu konudaki hadislerin tümü­nün sahih olmadıkları ortaya çıkmıştır ki, bir Örneği de bu hadis­tir.)

 

9.27.Evlîlikte Vekalet

 

Vekâlet, insanlann birçok muamelelerinde ihtiyaç duydukları için bazan da olsa caiz oİan akidlerdendir.Fakihlere göre; İnsanın kendisinin yapmasının caiz oiduğu her akidde başkasını vekil et­mesi caizdir.Mesela satış, kira, hakların alınması ve hak arama da-valannda, evlendirme, boşama ve vekil kabul olunan diğer bütün akidlerde olduğu gibi.Nebî aleyhisseiam, ashabından bazısına nîs-betle evlenmek akdinde vekil rolünde bulunurdu.

Ebû Davud'un Ukbe bin Amir'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisseiam bir adama cSeni falanca kadınla evlendirmeme razı gelir misin?» diye sorar.Adam «Evet» deyince bu sefer kadına «Se­ni filan erkekle evlendirmeme razı mısın?» diye sorar.Kadın da «Evet» deyince, Rasûlüllah nikahlarını kıyar.Adam kadınla zifafa girer. Kadına mehir ve başka bir şey vermeyen bu adam Hudeybi-ye gününde bulunmuş ve kendisine Hayber'den bir hisse verilmişti.Adamın vefatı yaklaşınca şöyle dedi: «Rasûlüllah beni filan kadın­la evlendirdi.Ben o kadına mehirden bir pay ayırmadım ve birşey de vermedim.Şimdi sizi şahid tutarak, Hayber'deki hissemi o kadına mehir olarak veriyorum» dedi.Bunun üzerine kadın hisse­sini alarak yüzbin dirheme sattı.

Bu hadiste iki taraf adına vekil olmanın sahih olduğuna delil vardır.Ümmü Habîbe'den rivayet olunduğuna göre «Bu kadın, Ha­beş'e hicret edenler arasındaydı.Necaşi'nin yanında olduğu halde Necaşi onu Rasûlüllah ile evlendirdi.» (Hadisi Ebû Davud rivayet etmiştir.)

Bu nikah muamelesinde Rasûlüllah'in vekil kıldığı, Amr bin Ümeyye ed-Dâmeri Rasûlüllah'in vekili olarak görev yaptı.Necasî ise, kadına mehrini vererek nikahı Rasûlüllah'a akd etti.

 

9.27.1.Vekâleti Sahih Olan ve Olmayan Kişi

 

Erkeklerden âkil, baliğ, hür olanları vekil tayin etmek sahih­tir.Çünkü bu kişiler tam ehliyet sahibidirler.Tam ehliyet sahibi olan herkes, kendi nefsini evlendirmeye maliktir.Bu durumda olan herkesin de başkasını kendi adına vekil etmesi sahihlir.Amma ki­şi ehliyetini kaybetmiş veya ehliyeti noksan ise; —deli, çocuk, köle ve bunak gibi bunların başkasını vekil etme haklan yoktur.Çün­kü bunlardan hiçbirisinin kendi başına kendini evlendirme yetkisi yoktur..

Fakihler bulûğ çağına ermiş, akıllı kadının nikahda sözüyle akdin gerçekleşmesi konusunda ihtilaf bulunması hasebiyle ken­dini evlendirmekte vekil bırakmasının sahih olup olmadığında ih­tilâf etmişlerdir.

Ebû Hanife «Erkeğin vekalet etmesi caiz olduğu gibi kadın da vekil bırakabilir.Çünkü akd yapmak kadının hakkıdır.Bu hak de­vam ettiği müddetçe, nikâh akdini gerçekleştirecek birisini vekil etmesi de kadının hakkın dandır.» demiştir.

Cumhur ulema ise şöyle demişlerdir: «Her ne kadar daha ön­ce geçtiği üzere kadının rızasını mutlaka almak gerekiyorsa da ve­lisinin vekâletini almadan kadının nikâhını akdetme hakkı vardır.»

Bazı Şafiî âlimleri baba ve dede ile diğer velilerin arasını ayı­rarak şöyle demişlerdir: «Baba ve dedeyi vekil kılmaya ihtiyaç yok­tur.Diğer velileri ise muhakkak kadının vekil kılması gerekir.»

 

9.27.2.Mutlak ve Mukayyed Olan Vekâlet

 

Vekâletin mutlak ve mukayyed olması caizdir.

Mutlak vekâlet: Bir şahsın, evlenmek konusunda muayyen bir kadmla, mehirle veya mehirden muayyen bir mikdarla kayıtlama­dan diğerini vekil etmesidir.

Mukayyed ise: Kişiyi, evlenmesi konusunda vekil kılarak bu vekâleti belli bir kadın veya kusurlu bir aileden bir kadınla veya muayyen bir mikdar mehirle kayıtlamasıdır.

Mutlak vekâletin hükmü, Ebu Hanife'ye göre vekâletin hiçbir kayıtla kayıtlanmamasıdır.Şayet vekil, müvekkilini kusurlu veya denk olmayan bir kadınla veya mehri misilden fazla bir mehirle evlendirirse caiz olup, akd sahih ve geçerli olur.Çünkü mutlak ve­kâletin gereği budur.

Ebü Yusuf ve Muhammed ise kadının sağlam olması, denk ol­ması ve mehri misil gerekmesi şartlarıyla kayıtlanması gerekir.» demişlerdir.Normal olarak insanlann farkına varmadığı az ilavey­le mehri misli tecavüz edebilir.

Ebû Yusuf ve Muhammed'in delilleri şudur: «Başkasını vekil eden kişi kendisi için daha iyi olanı yapsın dîye vekil eder.Başka­sını vekil ederken kayıt koymaması vekilin herhangi bir kadını almasını gerektirmez.Çünkü vekâlet vermek .vekâlet verene mehrî misille uygun bîr kadın seçmeyi gerektirir.Vekilin bu manayı dü­şünmesi ve bunu nazar-i itibara alması gerekir.Çünkü örfen bili­nen şart, koşulmuş sayılır.* Bu görüş güvenilecek en doğru görüş­tür.

Mukayyed vekâletin hükmüne gelince, mukayyed vekalette ko­nulan kayıtlara muhalefet etmek caiz değildir.Ancak koşulan şart-; lann daha güzelini yaparsa, meselâ vekilin seçtiği kadın şart koşu-.landan daha güzel ve daha faziletli olursa veya şart koşulan me-hirden daha az mehirle anlaşma yaparsa bu durumlarda mukayyed şartlara muhalefet edilebilir.Şayet muhalefet bunların dışındaki hususlarda olursa akd sahih olup, müvekkiline akde uyması lâzım gelmez.Dilerse bu akdi caiz görür, dilerse reddeder.

Hanefîler şöyle demişlerdir: Eğer vekâlet veren kadın ise ya belli bir konuda adamı vekil etmiş veya belli olmayan bir meselede vekil etmiştir.Eğer birincisi ise, ister eş seçme bakımından, ister­se mehir bakımından olsun kadının koştuğu bütün şartlara veki­lin uyması zorunludur.Eğer ikincisi ise: Yani kadın vekiline «Beni bir adamla evledirmeye seni vekil ettim» der de; o da kadını ken­disine, babasına veya oğluna nikahlaması durumu gibi, kadın belli olmayan mutlak evlendirmeyi vekiline emrederse, bu işte töhmet bulunacağı için akd sabit olmaz.Şayet böyle bir durum olsa bile akdin gerçekleşmesi kadının iznine bağlı olur.Eğer vekil, kadını zikredilenin dışında yabancı birisiyle evlendirirse, şayet koca denk bir kişi olup, mehir de mehri misil olursa, kadın ve velisi için akdi bozma hakkı yoktur.Eğer koca denk olup, mehir mehri misilden az olursa, burada fahiş bir aldatma olduğundan akd geçerli olmaz.Bilâkis kadının ve velisinin İcazetine bağlı olur.Çünkü kadın ve velisi bu konuda hakka sahiptirler.Eğer koca denk olmazsa, me­hir, ister mehri misilden çok, ister az, isterse ona denk olsun akd fasid olup bu akde icazet gerekmez.Çünkü fasid akdlerde icazet geçerli olmayıp, kadının iznine bağlı durumlarda geçerli olur.

 

9.27.3.Evlilikte Vekil Elçi ve Nikâh Akdini Açıklayan Kişi Demektir

 

Evlilikte vekâlet, diğer akidlerdeki vekâletten farklıdır.Evli­likte vekil bir elçi ve evlenme sözünü açıklayandan başka birşey değildir.Bü bakımdan evlilikten doğan haklar, vekil olan kişiye geçmiş olmaz.Vekilden mehir talep edilmez.Kadının vekili oldu­ğu zaman vekil kadını kocasının itaatına sokmaya zorlanamaz ve kadının izni dışında onun mehrini alamaz.Ancak kadın izin verir­se, kadının bu izni mehri almaya onu vekil kılmış sayılır.

 

9.28.Evlilîkde Denklik

 

9.28.1.Tarifi

 

«Kefâet», denklik ve benzerlik demektir.Evlilik bahsindeki ke-fâetten maksat, koca ile kan arasında denklik olması, mertebe ba­kımından eşit olmaları, içtimaî ortamda birbirlerinin benzeri ah­lâkta ve malda müsavi olmaları demektir.Şüphe yok ki erkeğin mertebesi ile kadının mertebesinin müsavi olması, evlilik hayatının daha başarılı olmasına sevkedeceği cihetle evliliği gevşemekten ve dağılmaktan daha çok korur.

 

9.28.2.Denk Olmanın Hükmü

 

Fakat denkliğin hükmü nedir? Denklik nereye kadar mute­berdir?

İbn Hazm evlilikte denkliğe itibar edilmez görüşünü savuna­rak şöyle demiştir: «Herhangi zina etmeyen bir müslümanm, zina etmeyen müslüman bir kadınla evlenme hakkı vardır.»

îbn Hazm devamla şöyle demiştir: «Bütün Müslümanlar kar­deştir.Nesebi belli olmayan bir zencinin çocuğunu Haşimî kabile­sinden halifenin kızıyla evlendirmek haram olmadığı gibi, zina et­mediği müddetçe fasıklığm son noktasına gelmiş bir Müslüman, yine zina etmediği müddetçe, bir fasık Müslüman kadına denktir.Bunun delili «Mü'minler ancak kardeştir.» ayet-i kermesidir.Yi­ne Allah-u Teâlâ tüm Müslümanlara hitaben şöyle buyuruyor: «Ka­dınlardan hoşunuza gidenleri nikahlayın.» (Nisa: 3).Allah-u Teâlâ kadınlardan haram olanları bize açıkladıktan sonra «Bunların dı­şındakiler size helâl kılındı» (Nisa: 24) buyurmuştur.Rasûlüllah daha sonra Mü'minlerin annesi olan Zeyneb'i kölesi Zeyd'e nikah­lamış ve Mikdad'ı Abdul Muttalib oğullarından Zübeyr'in kızı Dabâ'a ile evlendirmiştir.Fasık erkek ve fasık kadınla ilgili görüşümü­ze gelince; bize karşı olanların fasık erkeği ancak fasık kadınla, fasık kadını da ancak fasık erkekle nikâhlamaya cevaz vermeleri gerekir ki, bu sözü hiçbir kimse söylememiştir.Halbuki Allah-u Teâlâ «Mü'minler ancak kardeştir.» (Hücurat: 10) ve yine «Mü'min erkeklerle Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridir.» (Tevbe: 71) buyurmuştur.»

 

9.28.3.Doğruluk ve Ahlâktır Denkliğin Muteber Olması

 

Alimlerden bir cemaat eşler arasında denkliğin muteber oldu­ğunu fakat denkliğin sadece ahlâk ve doğruluğa mahsus olduğunu söylemişlerdir.Bu durumda nesebe, sanata, zenginliğe veya başka birşej'3 itibar edilmez.Nesebi olmayan iyi bir kişinin neseb sahi­bi bir kadınla, düşük meslek sahibinin kadri yüksek bir kadınla evlenmesi, makamı olmayanın makam ve şöhret sahibi bir kadın­la, fakir birisinin iffetli ve müslüman olduğu müddetçe zengin var­lıklı bir kadınla evlenmesi caizdir. Evlilik, kadının rızasıyla olduğu müddetçe, akdî üzerine alan velînin bulunmasıyla beraber, kadın ve erkek derece bakımından eşit olmasalar bile, velîlerden hiçbiri-sinin itirazı ve ayrılmaları isteme haklan yoktur.

Eğer erkekte doğruluk şartı bulunmazsa, saliha bir kadına denk olmaz.Bu durumda kadının, bekâr ise ve babası onu fasıkla evlendirmeye zorluyorsa, nikâh akdini feshetmeyi, isteme yetkisi vardır.

Bidayet'ül-Müctehid kitabının yazan îbn Rüşd şöyle demiştir: «Maliki mezhebinde; babası, bekâr olan kızım içki içenle ve fâsık ile evlendirirse, kadının bu evlenmeye mani olması hakkının bu­lunduğu konusunda ihtilaf edilmemiştir.Bu davaya hakim bakar ve aralanm ayınr.Kızını malı haram olan kişiyle veya boşanmay­la ilgili çok yemin eden kişiyle evlendirmesi durumu da aynıdır.Malikîler aşağıdaki rivayetlerle bu görüşlerine delil getirmişlerdir.

1- Allah-u Teâlâ söyle buyurmuştur: «Ey İnsanlar doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletlerve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasuuz.Şüphesiz Allah ka­tında en değerliniz ona karşı gelmekten en çok sakınanınizdır.» (Hucurat: 13).Bu ayette insanların yaradılışta ve insani değerler­de müsavi olduklan takrir edilmektedir- Bir kimse Allah'ın ve in-sanlann hakkını eda etme hususunda Allah'tan en çok korkması dışında başkasından daha üstün değildir.

2- Tirmizî'nin hasen bir senetleEbû Hatera el-Mûzenî'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Dininden ve fihlfllrrnHnn razı olduğunuz kimse size geldiği zaman onu evlendirin.Eğer böyle yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat çıkarmış olursunuz.» Ashab, «Ya Ra­sûlüllah, eğer bu kişide fesat olursa ne olacak?» diye sorunca, Ra-sûlullah üç defa «Dini ve ahlâkından razı olduğunuz birisi size ge­lince onu evlendirin.» buyurdular.Bu hadisle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem velilere, velisi bulunduklan kişileri, din, emanet ve ahlâk sahibi kişiler istedikleri zaman onlarla evlendirmelerini emretmiştir.Eğer güzel ahlâk sahibiyle evlendirmeyerek bu görevi yerine getirmez, hesab, neseb, makam ve mala rağbet ederlerse yer­yüzünde sonu gelmeyen bir fitne ve fesat meydana gelir.

3- Ebû Davud'un, Ebû Hûreyre'den rivayet ettiğine göre Ra­sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Ey Beya-da oğullan, Ebû Hind'i evlendirin ve ondan kız isteyin.»

Mealim'üs-Sünen kitabında yazan şöyle demiştir: «Bu hadis-de, denkliği sadece dinde arayıp, başka şeyde aramayan îmam Mâ­lik ve onun görüşünü benimseyenlere delil vardır. Ebû Hind, Beya-da oğullarının kölesi olup, onlardan değildir.*

4- Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd bin Haris'e istedi.Zeyneb ve kardeşi Abdulah, Kureyşli ve Ra­sûlüllah'in amcasının km olduğu için onunla evlenmekten kaçın­dı.Aynı zamanda Zeyneb'in annesi Abdul Muttalİb'in kızı Umeyye oiup, Zeyd ise daha önce bir köle-idi.Bunun üzerine şu ayet-i keri­me nazil oldu: «Allah ve Rasûlü bir şeye hükmettiği zaman inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.Al­lah'a ve Rasûlüne baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış-olur.» (Ahzâb: 36).Bu ayet inince Zeyneb'in kardeşi Rasûlüllah'a «Dilediğini emret» dedi ve Zeyneb'i Zeyd ile evlendirdi.

5- Huzeyfe, Salim'i, Velid bin Utbe bin Rebî'anın kızı Hind ile evlendirdi.Salim, ensardan bir kadının kölesiydi.

6- Bilâl bin Rebah, Abdurrahman bin Avf'ın kızkardeşiyle-evlendi.

7- Ali (r.a.) evlilikte denklik konusu sorulunca şöyle cevap verdi: «insanlar birbirlerine denktirler.Arabi, Acemi, Kureyşlisi, Haşimisi, müslüman olup, iman edince birbirine denktirler.İşte bu görüş îmami Malik'indir.

Şevkânî şöyle demiştir: «Ömer.îbn Mes'ud, Muhammed bin Şirin ve Ömer bin Abdülaziz'den rivayet olunup, Îbn Kayyım'in tercih ettiğine göre şöyle demiştir: «Rasûlüllah'ın verdiği hükmün gerektirdiğine göre denk olmada dinde asalet ve olgunluğa itibar edilir.Bunun için Müslüman bir kadın, kâfirle, iffetli kadın facirle evlendirilemez.Ancak Kuran ve sünnet bunun dışında denkliğe iti­bar etmemiştir.»

îslâm, müslüman bir kadının zinâkâr, pis biriyle evlenmesini haram kılmış, neseb, sanat, zenginlik ve mesleke itibar etmemiştir, îffetli bir müslüman olduğu zaman daha önce köle olan birisi zen­gin nesebli bir kadınla evlenebilir.Rasûlüllah Kureyşli olmayanla-nn Kureyşiilerie, Haşimî olmayanların Haşimilerle, fakirlerin zen­gin kadınlarla evlenmelerine cevaz vermiştir.

 

9.28.4.Fakihlerin Çoğunluğunun Görüşü

 

Malikîler ve daha Önce işaret ettiğimiz, onların dışındaki diğer âlimler, denkliğin doğruluk ve iyi olmakta aranacağı, diğer husus­larda aranmayacağı görüşünde olup, bunların dışındaki fakihler doğruluk ve iyi halle birlikte başka şartlar da aramışlardır.

Meselâ, fasık bir kimsenin iffetli bir kadınla evlendirilemeye-ceği görüşünde olmakla beraber ancak denkliği sadece buna ait kıl-mayıp, itibar edilmesi gereken başka şartlar da koşmuşlardır.

Biz bu şartlara aşağıda kısaca işaret ediyoruz:

Birincisi Neseb: Araplar birbirlerine denk, Kureyşliler birbir­lerine denktir .Acem, Arab'a denk olmadığı gibi, Arap da Kureyş-liye denk değildir.Bu görüş sahiplerinin delili:

1- Hâkim'in Ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre RasûlüIIah şeyle buyurmuştur: «Araplar, kabile kabile, mahalle mahalle, kişi kişiye birbirlerinin dengidir.Ancak kıldan giyim eşyası yapanlar, kan alanlar müstesnadır.»

2- Bezzar'in Mu'âz bin Cebel'den rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm söyle buyurmuştur: «Araplar birbirlerinin dengi, kö­leler de birbirlerinin dengidir.»

3- Ömer'den rivayet olunduğuna <?Öre o şöyle demiştir: «Şe­ref sahiplerinin denginden başkasıyla evlenmelerini muhakkak en­gellerim,» {Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.)

Yukarda geçen îbn Ömer hadisine gelince,.îbn Ebî Hâtem bu hadisi babasına sormuş, babası «Bu söz yalandır, aslı yoktur.» demiştir.-

Dârekutnî «Milel» kitabında «Bu hadis sahih değildir.» demiş­tir, îbn Abdülber de hadisin münker mevzu olduğunu söylemiştir.Muâz hadisine gelince, bunun ravilerinde Süleyman bin Ebul Cevn var ki, îbn ul Kattan «Bu zat tanınmamaktadır.Sonra bu hadis Ha-üd bin Mâdan'm Muaz'dan rivayetidir ki bu zat Muaz'dan hadisi işitmemiştir. Sahih olan neseb konusunda denklik hakkında hadi­sin sabit olmadığıdır» demiştir.

Şati'î ve Hanefiler, zikredilen şekilde nesebde denkliğin mute­ber c-'ması konusunda ihtilaf etmediler.Fakat onlar Kureyşliler arasındaki fazilet konusunda ihtilaf ettiler.Hanefiler Kureyşli bir erkeğin Haşimî bir kadına denk olduğu görüşündedirler.Şafiîlere gelince, onların mezheplerinde sahih olan Kureyşli'nin Haşimi ve Muttalib oğullarından bir kadına denk olmadığıdır.Bu görüşleri­ne Vasile bin Eska'nm rivayet ettiği şu hadisle delil getirmişlerdir. Ki Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: «Allah-u Teâlâ İsmail oğullarından Kinane kabilesini, Kinane kabilesinden Kureyş'i, Kureyş'den Haşim oğullarını, Haşim oğullarından da beni seçmiştir.Ben hayır­lıyım, ben hayırlıyım, ben hayırlıyım.» (Hadisi Müslim rivayet et­miştir.) Hafız Fetih kitabında şöyle demiştir: «Sahih olan Haşim ve Muttalib oğullarının diğerlerine takdim edilmesidir.Bunların dı­şındakiler birbirine denktir.» Gerçek 'se bunun hilâfinadır.Çünkü Nebî aleyhisselâm Osman bin Affan'ı iki kızıyla, Ebûl-As bin Rebi'i Zeynep'le evlendirmiştir.Bunların ikisi de Abduşşems oğullann-dandır.Allah (r.a.) kızı Ümmü Gülsüm'ü Ömer (r.a.)1a evlendirmiş­tir.Ömer (r.a.) ise 'Adevî aşiretindendir

ilim şerefi bütün neseplerin ve şereflerin üstündedir Alim olan kişi nesebi ne olursa olsun, isterse nesebi belli olmayan bir kişi bi­le olsa, herhangi bir kadına denktir. Çünkü RasûlüIIah şöyle buyur­muştur: «insanlar, altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir.Ca-hiliyet devrinde hayırlı olanınız fakih olunca, İslâm'da da hayırlı-nızdır.» Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Allah içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.» (Mü­cadele: 11).«De ki bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?» (Zûmer: 10) Bu ayetler Araplara nisbetledir.Arapların dışındaki acemlere ge­lince dendi ki onlar arasında nesebde denklik muteber değildir.Şa­fiî ve Şafiîlerin çoğundan rivayet olunduğuna göre Araplara kı­yasla, onların da arasında nesebde denklik muteberdir.Çünkü on­lar da kadının nesebi belli olmayan birisiyle evlendirilmesini ayıp­larlar.Böylece illet bir olduğu için Arap olmayanlar da Arapların hükmünü alır.

İkincisi; Hürriyet: Köle, hür bir kadına denk değildir.Azad olan da aslen hür olan kadına denk değildir.Yine babalarından bi­risi köle olmuş erkek, hiç köle olmayan ve geçmişlerinden birisi kö­le olmayan kadına denk sayılmaz.Çünkü hür kadına, kölenin veya geçmişlerinden birisi köle olanın emri altında bulunması ona ayıp ve kusur gelir.

Üçüncüsü; İslâm: Yani asaleten Müslüman olmadı.Bu şart Arapların dışındakilerde muteberdir.Araplara gelince; onlarda bu şart muteber değildir.Çünkü Araplar nesepleriyle Övünmekle yeti-n«rek asaletlerinin îslâm olmasıyla Övünmezler.Arapların dışında­ki köle ve yabancılara gelince, bunlar asaletlerinin Müslüman ol­masıyla Övünürler. Bunun üzerine kadın Müslüman olup, babası ve dedeleri de Müslüman olursa, babası ve dedesi Müslüman olma­yan erkeğe denk değildir.Babası Müslüman olan kadına, babası Müslüman olan erkek denktir.Babası ve dedesi.Müslüman olan erkek, babası ve dedeleri Müslüman olan kadına denktir.Çünkü kişi ancak babası ve dedesiyle tanınır.Bundan fazlası ise dikkate alınmaz.Ebû Yusuf'a göre, babası Müslüman olan erkek, babası Müslüman olan kadına denktir.Çünkü Ebû Yusuf'a göre, kişinin tanınması babasının zikredilmesiyle tamam olur.Ebû Hanife ve Muhammed'e göre ise kişinin tanınması ancak babası ve dedesiyle belli olur.

Dördüncüsü; Zanaat: Kadın şerefli bir zanaatla meşgul olan bir aileden ise, düşük meslek sahibi birisi ona denk olamaz.Mes­lekler birbirine yakın olursa farklı olmalarına itibar edilmez.Mes­leğin şerefli ve düşük olmasında örfe itibar edilir.Bir yerde ve bir zamanda şerefli olan bir meslek bazan başka yerde ve başka za­manda düşük meslek sayılabilir.Meslekde denkliğin muteber oldu­ğunu söyleyenler «Araplar birbirlerinin dengidir...» hadisini delil getirmişlerdir.Ahmed bin Hanbel'e «Sen bu hadisi zayıf saydığın halde nasıl onu kabul ediyorsun?» diye sorulunca, Ahmed bin Han-bel «Tatbikat bu şekilde olmaktadır.» diye cevap verdi.

Muğnî kitabında yazan şöyle demiştir: «Yani mesleğin şeref ve düşüklüğü halkın örfüne muvafık olmasıyla ölçülür.Yüksek sa­nat ve şerefli meslek sahipleri kızlarım dokumacı, derici, çöpçü, gübreci gibi düşük meslek sahipleriyle evlendirmeyi kendileri için bir noksanlık kabul ederler, insanlar adeten bu işi ayıp sayarlar.Böylece bu nesepteki noksanlığa benzemiş olur.Bu görüş Şafiîler, Hanefilerden Muhammed ve Ebû Yusuf, bir rivayete göre Ahmed ve Ebû Hanife'nin görüşüdür.Bir rivayete'göre Ebû Yusuf «Ancak kişinin mesleği fahiş bir şekilde düşük olması dışında mesleğe iti­bar edilmez» demiştir.

Beşincisi; Mal : Şâfiüerde mal konusunda ihtilâf vardır.Ba­zı Şafiîler mala itibar edilir demişler.Bunlara göre fakir, zengine denk değildir.Çünkü Rasûlüllah «Şeref mal ile, iyilik ise takva ile­dir.» buyurmuştur.Bu hadîse göre «Fakirin nafakası zenginin na? fakasmdan düşüktür.» demişlerdir.Şafii'lerden bazıları mala itibar edilmez demişlerdir.Çünkü mal gelip geçici olup, kişilik sahipleri onunla iftihar etmezler.Bu konuda şairin şu şiirini okumuşlardır: «Bir zaman fakir düştük ve sıkıntılı bir hayat yaşadık.Allah her iki­sini de bize gösterdi.Fakat zengin olduğumuzda akrabalarımıza kötülük yapmadık- Fakirlik de bizim nesebimizi alçatmadı.»

Hanefîlere göre mala İtibar vardır.Malda muteber olan mehir ve nafaka parasına malik olmaktır. Hatta bunların ikisine veya bi­risine malik olmazsa denklik gerçekleşmez. Mehirden murad, he­men verilmesi örfen sabit olan miktardır.Bunun dışındaki mehir se sonraya bırakılan mehirdir.Ebû Yusuf'dan rivayet olunduğuna göre, Ebû Yusuf malda mehire kadir olmayı değil, nafakaya ka­dir olmayı benimsemiştir. Çünkü mehİrde kolaylık göstermek ge­çerlidir.Kişi babasının zenginliği ile mehre kadir sayılır.Denklik­te mala itibar etmek Ahmed'den bir rivayete göredir.Çünkü yok­sulluk içindeki koca kadının nafakasını veremeyeceği ve çocukla­rına bakamayacağı için zengin kadına zarar verebilir, insanlar fa­kirliği bir noksanlık olarak görürler.Nesebde övündükleri gibi mai-da da nesebden daha fazla birbirleriyle övünürler.

Altıncısı; Ayıplardan salim olmak: Şafi'î'nin ashabı ve îbn Nasr'ın Malik'ten zikrettiğine göre İmam Malik; ayıplardan salim olmayı denkliğin şartlarından saymıştır.Kendisinde feshi gerekti­recek bir ayıb olan ayıplardan salim olan kadına denk değildir.Eğer feshi gerektirecek bir ayıb.bulunmayıp, körlük, bir azası ek­sik ve çok çirkinlik gibi nefret ettirici bir ayîb bulunması durumun­da iki görüş vardır. Revyanî nefret ettirici durumlara sahip kişi ka­dına denk değildir demiş, Hanefî ve Hanbelîler ise, bunu dikkate almamışlardır.

Muğni kitabında geçtiğine göre: Ayıplardan salim olmak denk­lik şartlarından değildir.Çünkü kişinin ayıplı olmasının nikâhı boz­madığında ihtilaf yoktur.Fakat bu durum kadın için muhayyerlik gerektirir.Velileri için değil.Çünkü aybm zararı kadına mahsus­tur.Ancak velisi için kadirim deli, alaca hastalığı ve cüzzamlı ile evlenmesini men hakkı vardır.

 

9.28.5.Denklik Kim İçin Muteberdir?

 

Evlilikte denklik sadece koca için geçerli olup, kadm için ge­çerli değildir.Yani kadına denk olması, eşit olması şart koşulan sadece erkektir.Kadının erkeğe denk olması şart koşulmaz.

Bunun delili :

Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Yanında bir cariye plan onu güzelce okutur, öğretir ve ona İyilik eder de sonra onu azâd ederek evlenirse kendisine iki ecir vardır.* (Hadisi Buharı ve Müs­lim rivayet etmişlerdir.)

Nebî aleyhisselâmm mertebesine denk olacak kimse yoktur.Halbuki o Arap kabilelerinden evlenmiştir.Daha Önce Yahudi olup, sonra Müslüman olan Huyey'in kızı Safiyye ile evlenmiştir.

Yüksek mertebe sahibi kadının kendisine denk olmayan bir erkekle evlendiği zaman kendisi ve velisi olan kişiler bu işi ayıp sa­yarlar.Ama şerefli bir kocanın mertebe bakımından kendinden dü-şük olan ve bulunma itibarı olmayan bir kadınla evlenmesi ayıp­lanmaz.

 

9.28.6.Denklik Kadın ve Velileri İçin Bir Haktır

 

Cumhur fukahaya göre denklik kadın ve velileri için bir hak­tır.Velinin, kadım kendi nzasi ve diğer velilerinnzası olmadan denk olmayan birisiyle evlendirme hakkı yoktur.Çünkü kadını denk olmayan birisiyle evlendirmek hem kadım hem de velileri aşağılık duygusuna iter.Onun için hepsinin nzası olmadan bu ev­lendirme caiz olmaz.Eğer kadın razı olur ve velileri de razı olur­sa evlendirmek caizdir.Çünkü onların hakkını korumak için bu en­gel konmuştu.Onlar razı olunca engel de kalkmış olur. Şafiîlere göre bu hak o anda velisi olan kişiye aittir.Bir rivayete göre, İmam Ahmed bütün velilerin uzak olsun yakın olsun, denklik haklan vardır, içlerinden birisi razı gelmezse nikâh akti fesh olur demiş­tir.Ahmed'den başka bir rivayete göre ise, denklik Allah'ın hakkı­dır. Şayet kadın ve velileri denklik şartını kaldırmaya razı olsalar bile onların bu nzası sahih olmaz demiştir.Fakat bu rivayet îmam Ahmed'den gelen rivayetlerinbirinde olduğu gibi denkliğin din­den başka bir konuda geçerli olmadığı rivayetidir.

9.28.7.Denkliği Muteber Saymanın Vakti

 

Denkliğin bulunması akd yapılırken muteberdir.Şayet akdden sonra denklik vasıflarından bir tanesi bozulursa bu zarar vermez.Olacak olan birsey denkliği değiştirmez ve evlilik akdine tesir et­mez.Çünkü evlenmenin şartlan akd zamanı muteberdir.

Eğer evlenme sırasında şerefli bir meslek sahibi olan veya ai­lesine infaka kadir olan iyi bir kişinin sonradan dununu değişir de düşük bir meslek seçer, ailesine bakmaktan aciz kalır veya evlen­dikten sonra Allah'ın emrine karşı gelirse, nikâh akdi, kıyıldığı şek­li üzere devam eder.Şüphesiz zaman değişmekte, insan aynı hâl üzere kalmamaktadır.Kadının vaki olacak şeyleri kabul etmesi, sabredip takva göstermesi gerekir.İşte bu, üzerinde sebat edilmesi gereken işlerdendir.


[1] Ödeyeceği para karşılığında azad olacak olan köle.292.

[2] Talak-ı bâln ve talak-ı ric'i için bkz.«Talak bölümü..

[3] Mısır'da uygulanan hükümler.İlk olarak 13 eylül 1933’te Şer'i Tanta mahkemesinin aldığı şu kararlardır:

1- Kız isteyenin, mehir yerine saymadan vermiş olduğu eşyalar he­diye sayılır.

2- Hediye hükmen ve manen hibe gibidir.

3- Hibe, kişinin eline aldığı anda sahip olduğu bir akiddlr.Kendisi­ne hibe edilen kişi, hibe edilen malda satmak, almak ve diğer muameleler gibi muamele yapabilir ve bu muamelesi geçerli olur.

4- Hibe edilen malın, helâl olması veya harcanması, hibeden dön­meye manidir.

5- Hibe eden, eğer mevcutsa, ancak hibe ettiği malın aynısını ta­lep edebilir.

[4] Nisa süresinin 23.ayeti ise şöyledir: «Femâ'stemta'tüm bihi minhünne fe-âtühünne ücûrahünne faridaten: O halde onlardan ne kadar yararlandınızsa, ona Karşılık kesilen ücretlerini bir hak olarak verin.»

[5] Seyyid Sabık'ın Mısır'a ait olan bu bölümdeki incelemesini dipnot ola­rak vermeyi daha uygun bulduk, (çev.)

Mısır Mahkemelerinde Geçerli Olan Tatbikat

Şu anda mahkemelerde, 1920 senesinde çıkarılan kanunun 9.madde.sinin koyduğu hükümlerle âmel edilmektedir: «Erkekte evlenmeden önce kadının bilmediği veya evlendikten sonra meydana gelip te razı olmadığı delilik, cüzzam ve alaca Hastalığı gibt, erkeğin kurtulması mümkün olma­yan veya bir zaman sonra ancak kurtulması mümkün olabilen, beraber kaldıkları takdirde zarar görmeleri söz konusu olan herhangi bir ayıp bulunursa, kadın için ayrılma hakkı sabit olur.Eğer kadın ayıpları bil­diği hâlde onunla evlenir veya akldden sonra ayıp meydana gelir de, ka­dın açıktan veya delâlet yoluyla ayıbı Öğrendikten sonra razı gelirse ayrıl­ma talebinde bulunmak caiz olmaz.Bu durumda ayrılma, talakı bain sa­yılır.Ayıbın öğrenilmesinde ve görülen zararın ölçüsü hakkında, bu İş­ten haberi olanların bilgisine başvurulara

Hanefilere göre; Akıllı yaşlı kadının, aralarında denklik bulunmadan ve yakın akrabalarının rızası olmadan, normal mehirden daha az bir me-hlrle kendi bağına evlenmesi de bu konuya girer. Yine baba ve dede bulunmadığı zaman bunların dışındaki veliler, yaşı küçük erkek veya kı­zı evlendirirler, evlilik denk olur ve normal mehir de konursa, bu evlilik sabit olmaz.Bu konu velayet bahsinde tafsilatlı bir şekilde gelecektir.

Kanunen Evlilik Davasına BakmanınŞartlan

Beşeri kanunları yapanlar evlenme davalarına bakmak İçin bir takım şartlan uygun görmüş, başka yönden ise evlilik akdiyle birleşmenin resmi olması İçin başka şartlar koymuşlardır. Faydasına binaen bunları aşağı­da özetliyoruz: Evlenme Davasına Bakmak İçin Yanlı Evrakın Geçerli Olması

Şer'l mahkemelerin tertibi ve onlarla ilgili icraat talimatnamesine mahsus 1931 senesi 78 Nolu kanunun, resmi 99.maddesinin dört fıkrası bu mesele hakkındadır:

Miladi1911 senesinden önceki hadiselerde, taraflardan birinin vefa­tından sonra mahkeme ister taraflardan birisi tarafından açılsın isterse başkası tarafından açılmış olsun, doğru olduğuna dair tezvir şüphesi bu­lunmayan sağlam bir evrak olmadıkça, evlenme, boşanma ve bunlarla il­gili ikrar davalarının inkarına mahkemelerce bakılmaz. Bununla beraber yanlız 1897 senesinden önce geçen olaylardan taraflardan birisinin mah­kemeye başvurmasıyla, şahidler huzurunda ve evli oldukları genellikle yay­gın bir şekilde bilinmiş olması şartıyla evilUk ve evliliği ikrar (îsbat) et­me davalarına bakmak caizdir.

(1911 senesinden sonra vuku bulan hadiselerde taraflardan birisi veya başkaları tarafından, yukarıda zikri geçen hususlarda açılan davalara bak­mak caiz değildir.Ancak, evlilik resmi bir evrakla sabit olursa veya evra­kın tamamı ölenin kendisi tarafından yazılmışsa ve üzerinde de imzası var­sa o zaman bu evrak geçerli olur.

«Milâdi 1921 senesi Ağustos ayının evvelinden İtibaren vaki olan olay­larda resmi vesikayla evliliklerinin sabit olması dışında evlilik ve evlili­ğin ista ti İle ilgili davaların inkarına bakılmaz.» Bu Maddeleri Açıklayıcı Sebepler Hakkında Aşağıdaki Meseleler Zikredilmiştir:

Şer'I kaidelerden birisi, verilen hüküm, zaman, mekân, olaylar ve şa­hıslan tahsis edebilir. Veliyyülemrln bazı davalara bakmayı men etmesi ve zamanın durumuna ve insanların ihtiyacına uyarak, hukuku boş şey­le uğraşmaktan ve zayi etmekten korumak için bazı davalara bakması ve uygun gördüğü kayıtlarla kayıtlaması hakkı vardır.Geçen asırlardaki fa-kihler de bu yol üzere yürümüşler ve bu prensibi birçok hükümlerde tat­bik etmişlerdir.Şer'l mahkemelerin 1897 ve 1918 senesi talimatnamesi, bir­çok tahsis maddelerini özellikle evlenme, boşanma ve bunları ikrar dava.lanyia ilgili özel hükümler koyan meseleleri kapsar.

İki kist evlilikle aralarında bir vesika bulunmadan anlaşırlar, sonra bir tarar evliliği inkâr eder, diter taraf İse evlendiklerini hakimin önün­de ispat etmekten aciz kalır... Bazı maksatlı kişiler bu tip evliliği asılsız ve teşhir olarak görürler veya evlenmenin Ispatlıgının kolaylığına, İslâm fıkhının evlenme için şahitlerin bulunmasını yeterli görmesine da­yanarak bu İddiada bulunurlar.Hatta kağıt üzerinde yapılan evliliğin bü­kere sıhhati sabit olsa bile başka zamanda sabit olmayacağı ifade edil­miştir.Şayet rehin akidlerinde ve vakıf belgelerinde olduğu gibi evlilik akdi devamlı resmi bir vesikayla tesbit edilseydi bunlardan hiçbirisi olma­yacaktı.Halbuki, bu akidler evlenme akdinden daha düşük olup, evlenme akdi tehlike bakımından onlardan daha büyüktür.îşte İnsanları bu yö­ne sevketmek evlilik akdinin şerefini izhar etmek akdi İnkâr etmekten, uzaklaştırmak, sayısız fesatlara mani olmak ve aile bağlarına saygı gös­termek için 99.maddeye 4.bir fıkra ilave edilmiştir. O fıkra, şöyledir :

«Milâdi 1931 senesi Ağustos ayından itibaren vaki olan olaylarda res­mi bir vesikayla sabit olmadığı bir müddetçe inkâr edilen veya İkrar edi­len evlilik davalarına bakılmaza..

Evlilik Davasına Bakmak İçin Eslerin Taş Sının

Şer'i icraat talimatnamesinin 99.maddesinin 5.fıkrası aynen şöyle­dir: «Kadının yası hicri 16 yaştan az veya erkeğin yaşı hicri 18 yaşdaa küçük olduğu zaman evlilik davasına bizim emrimiz dışında bakılmaz.»

Bu Fıkrayı Açıklayıcı Mahiyette Konan Esbabı Mucibe:

«Aktd zamanı kadının yası 16"dan az, erkeğin yaşı 18pden az olursa evlilik davasına bakılmaz. Eslerin dava vaktinde bu yaşta olmaları veya bu yaşı geçmiş olmaları müsavidir.»

insanlara kolaylık olması, haklarının korunması, evlilik müessesesinin saygınlığı için evlilik davalarına bakmayı men eden hususi bir madde ha­line getirildi.O'da eşlerin her ikisinin veya bir tanesinin dava vaktinde sınırlanan yastan daha az olmaları durumudur.

[6] Evlilik dolayısıyla hısımlık.

[7] Bu konuda ayrıca bkz: îmam Malik: Muvatta, Altuğ yy. İst.C.2, s.119 ve Tecrid-i Sarih Tere.Diyanet yy.C.11.s.260-262.

[8] İslâm ülkesinin dışında ikamet eden ehil kitab.

[9] Allah Rasûlü Muhammed> Arapça Tere; Dr.Abdülhalim Mahmud.