|
I.Mahmud
I. Mahmud,
divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla
Sebkati (2 Ağustos 1696, Edirne - 13 Aralık 1754,
İstanbul), 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam
halifesidir. 1696'da Edirne Sarayı'nda dünyaya geldi. II.
Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmed'in yeğenidir.
İlk
yılları
Okul çağına
geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam
Feyzullah Efendi'den dersler aldı. Şehzadeliğinde
yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti.
Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan
amcası III. Ahmed, şehzade Mahmut'un yetiştirilmesine
itina gösterdi. Nihayet III. Ahmed'in Patrona Halil İsyanı'yla
saltanattan indirilmesi üzerine, 30 Eylül 1730'da tahta
çıktı. III. Ahmed saltanattan çekilirken
yeğenine nasihatler etti ve tavsiyelerde bulundu. I. Mahmud,
Sefere gitmediği ve savaşmadığı halde
şeyhülislamın fetvasıyla 'Gazi' sanını
almıştır.[1]
Patrona
Halil İsyanı'nın bastırılması
Patrona
Halil
Sultan
I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde,
kendisini tahta çıkaran isyancıların
isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed
devrinde yapılmış olan köşk ve konakların
çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp
yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların
düşünceleri doğrultusunda atandı.[2]
İsyancıların
önderi konumundaki Patrona Halil de I. Mahmud'a olan bağlılığını
bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale
etmekten vazgeçmiyordu. Bu müdahale öyle bir aşamaya
geldi ki Patrona Halil, I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri
ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı
savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü
tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan
Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü.[3]
Patrona Halil
yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar
ayaklandılar. Sultan Birinci Mahmud, Sancak-ı Şerif
çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması
için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış
olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın
28 Ocak 1731 tarihinde bastırılmasını sağladı.
İran
Savaşları
Osmanlı
kuvvetleri İran seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum valisi ve
Revan seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında
iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731'de Kirmanşah
alındı. 15 Eylül'de Kürican sahrasında İran
kuvvetleri bozguna uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele
geçirildi. İran şahının sulh istemesi
üzerine Ocak 1732'de Ahmet Paşa Antlaşması
imzalandı. Buna göre Aras nehri iki devlet arasında
hudut kabul edilirken; Revan, Gence, Nahcivan, Tiflis, Şirvan ve
Dağıstan Osmanlılara, Tebriz, Kirmanşah, Hemedan,
Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran'a bırakıldı.
Söz konusu antlaşma Osmanlı Devleti'nin memnun etmedi
ve sadrazam azledildi. Dolayısıyla, kırılgan bir
barış ortamı oluştu. İran da kaybettiği
Kafkasya topraklarını geri almak için fırsat
kollamaya başladı. 1733'te İran'da iktidarı ele
geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen
bölgeleri almak için tekrar savaş açtı.
1735'te Arpaçay'da yapılan muharebeyi Osmanlılar
kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran'ın eline geçti.
Rusya
ve Avusturya ile savaşlar
Belgrad
Antlaşması'na göre Osmanlı sınırları
(1739)
Osmanlı
Devleti'nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat
bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti.
Azak kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin
toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve
Urkapı'yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737'de harekete
geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak'a
girdi. Bu mağlubiyetler üzerine I. Mahmut sadarete
getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa'yı Rusya üzerine,
Hekimoğlu Ali Paşa'yı da Avusturya üzerine sefere
memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve
Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali
Paşa ise Banya Luka'yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine
büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta
Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu
Ali Paşa'nın bu zaferi İstanbul'da büyük bir
sevince yol açtı. Avusturya ve Rusya barış
istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739'de yapılan
Belgrad Antlaşması'yla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri
sınır olarak belirlendi ve 1718 yılında imzalanan
Pasarofça Antlaşması ile kaybedilen Kuzey Bosna,
Batı Eflak ve Belgrad dahil Kuzey Sırbistan geri alındı.
Rusya ise Azak Kalesi'ni ele geçirmekle beraber Azak
Denizi'nde donanma bulunduramayacaktı.
Kapitülasyonlar
Osmanlı
Devleti Atlas Okyanusu ticareti karşısında gerileyen
Akdeniz ticaretini canlı tutmak amacıyla I. Süleyman
devrinde 1536 yılında müttefiki Fransa'ya ticaret ve
gümrük kolaylıkları sağlamıştı.
Tek taraflı olarak verilen bu ayrıcalıklar süresi
bittiğinde uzatılmak suretiyle sürdürülüyordu.
Rusya ve Avusturya ile imzalanan Belgrad Anlaşmalarında
arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rol üstlenen
Fransa'ya bu kapitülasyonlar 1740 yılında imzalanan
bir anlaşmayla sürekli olarak verildi.
XIX.
Yüzyıldan itibaren birçok ülkeye teşmil
edilen ve Osmanlı Devleti'nin ekonomisine zarar vermeye başlayan
kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması
ile kaldırıldı.
İran
ile yeniden savaş
Avrupa
devletleriyle anlaşmalar sağlayan I. Mahmud, yeniden İran
üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında
Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı
Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma
teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).[4][5]
Jean
Baptiste Vanmour tarafından resmedilen Sultan Mahmud
Islahatlar
I. Mahmut,
Lale Devri'nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan
Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile
kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta
geçti. Amcası III. Ahmed'in başlattığı
reform politikasını daha çekingen bir üslupla
da olsa sürdürmeye gayret etti. İsyandan sonra
duraksayan matbaacılık hamlesinin yeniden canlandırılmasına
izin verdi. Başta Ayasofya kütüphanesi olmak üzere
kütüphaneler kurdu. Daha sonra Nuruosmaniye Camii adını
alan camiin Avrupa mimarisi tarzında inşa edilmesi için
Simon Kalfa adlı Ermeni mimarı görevlendirdi ise de,
daha sonra gelen tepkiler üzerine bu projeden vazgeçti.
1729 yılında
Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Humbaracı Ahmet
Paşa'nın öncülüğünde Humbaracı
Ocağı büyük bir gelişme sağladı ve
gerek Avusturya'ya gerekse Rusya'ya karşı kazanılan
başarılarda önemli pay sahibi oldu.
Mimari
eserler
Birinci
Mahmud döneminin en büyük eseri Hekimoğlu Ali
Paşa Camii ve Külliyesi oldu. Tophane'de inşa edilen
Birinci Mahmud Çeşmesi, Halep'te yapılan Osman Paşa
Külliyesi, Kahire'deki Habbaniye Sultan Birinci Mahmud Tekkesi
ve Sebili, Erzurum'daki Vezir İbrahim Paşa Camii,
Cağaloğlu'ndaki Hacı Beşir Ağa Külliyesi,
Saliha Sultan Çeşme ve Sebili (annesi tarafından
yaptırıldı) ve Şumnu'da inşa edilen Şerif
Halil Paşa Camii dönemin diğer önemli mimari
eserleridir.
Ölümü
Zor bir
dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde
ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı
Devleti'nin gerileme sürecini bir süreliğine de olsa
yavaşlatmayı başaran I. Mahmut, 13 Aralık 1754'te
hastalığına rağmen çıktığı
Cuma namazından dönerken, Demirkapı'da at sırtında
öldü. Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesi'nde
babası II. Mustafa'nın yanına gömüldü.[6]
Kişiliği
Devrinin
vakanüvislerince zeki, anlayışlı, hamiyetli,
lütufkâr ve merhametli bir zat olarak tanıtılan
I. Mahmud, hadiseleri sonuna kadar takip eder, devlet işlerinde
istişarede bulunur, acele etmez ve telaş göstermezdi.
Yeniliği sever ve memleketi bu yoldan yükseltmeye gayret
ederdi. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır
ve Sebkatî mahlası ile şiirler yazardı. Devrinde
ilim, kültür ve sanat sahalarında kıymetli
eserler yazıldı. Beşiktaş'ta Arap İskelesi
Camii, Rumeli Hisarı'nda İskele Camii ve Yıldıztepe
mescitleri yaptırdığı bazı eserlerdir.
|