Osmanlı İmparatorluğu Padişahlar Dönemi
1683-1689 yılları arası savaşlar
2 Ekim 1683 günü Jan Sobieski ve Lorraine Dükü V. Charles Macaristan'daki Haçlı birlikleri ve Türk savunma hatları hakkında bir görüşme yaptılar ve saldırı bölgesinin neresi olacağına karar verdiler. Asıl hedefleri olan Uyvar (Nove Zamky) yöresinin yağış nedeniyle sularla kaplanması üzerine Ciğerdelen'e (Parkany) ilerlemeye karar verdiler.[3]
Ciğerdelen Muharebesi
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa
Ciğerdelen
Muharebesi, Juliusz Kossak.
7
Ekim 1683 günü Ciğerdelen'de meydana gelen savaşta
kale muhafızı Kara Mehmet Paşa ilk saldırıya
geçen Sobieski'nin kuvvetlerini başarıyla püskürttü,
Sobieski ve kurmayları esir alınma tehlikesi ile burun
buruna gelerek geri çekildiler. Ama iki gün sonra hemen
arkada konuşlanan ve sayıca Osmanlılar'dan üstün
olan ittifak kuvvetleri büyük bir taarruza geçti ve
Osmanlı Ordusu'na büyük kayıp verdirerek bölgeyi
ele geçirdi.[3]
Ciğerdelen Muharebesi'nı takiben 1 Kasım'da Habsburg Ordusu Estergon Kalesi'ni kuşattı ve ele geçirdi. Bu süre zarfında Osmanlı tarafında kuşatmada hata yapan komutanlar azlediliyor ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa dağılan askerleri toplamaya çalışıyordu.[3]
Dalmaçya'dan Budin'e
1684 yılında Venedik Kutsal İttifak'a katıldı ve Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Peşinden Dalmaçya'da Vişgrad, Ayamavri gibi kaleleri ele geçirdi. Dalmaçya'daki Venedik ilerleyişine Osmanlılar sadece Sing zaferi ile cevap verebildi.[4]
15 Temmuz 1684'te ise Habsburg Ordusu Budin Kalesi'ni kuşattı. Kale komutanı Kara Mehmet Paşa direnirken öldü ve yerine Damat İbrahim Paşa geldi. Kendisine eski sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından "Şeytan" lakabı takılmış olan İbrahim Paşa huruç hareketleriyle düşmanı yıpratarak geri çekilmeye zorladı ve 2 Kasım günü Habsburg Ordusu Budin'den çekildi. Bu başarı üzerine padişah IV. Mehmet İbrahim Paşa'ya gönderdiği mektupta "şeytan" lakabını "melek" olarak değiştirdiğini bildiriyordu.[5]
Viyana'dan
Dönüş - Jozef Brandt'ın Leh kuvvetlerini
Osmanlı
esir ve ganimetleriyle Viyana'dan dönerken tasvir eden
tablosu.
Osmanlıların zenci olarak tasvir edilmesi
dikkat çekiyor.
Lorraine
Dükü V. Charles'ın Budin'e girişi.
19
Ağustos 1685'te Uyvar Kalesi 50 günlük kuşatmanın
ardından Habsburg Ordusu tarafından ele geçirildi ve
22 yıllık Osmanlı egemenliğinden çıktı.
Bir sene sonra Haziran 1686'da Venedik Ordusu, Navarin Kalesi'ni işgal edip bir süre dinlenmeye geçerken, aynı ay Lorraine Dükü V. Charles komutasındaki Habsburg kuvvetleri Budin'e saldırdı. 70 yaşındaki son Budin Beylerbeyi Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa 15 bin askeriyle on sekiz düşman taarruzunu püskürttü.[5]
Kuşatmanın üçüncü ayında, 2 Eylül 1686 günü, Kutsal İttifak birlikleri altı koldan genel taarruza geçti. Abdurrahman Abdi Paşa ölene kadar direndi, ama şehrin düşmanın eline geçmesini engelleyemedi. Budin'de Kanuni Sultan Süleyman ile başlayan Türk hâkimiyeti son buldu. Bu da Osmanlı Devleti'nin Macaristan üzerindeki hâkimiyetini büyük ölçüde kaybetmesine yol açtı.
Kasım 1686'da Avusturya Ordusu Eğri Kalesi'ni ele geçirdi.
Macaristan haritası üzerinde Osmanlı kaleleri ve stratejik noktalar.
Her cephede ilerleyen Kutsal İttifak kuvvetleri 12 Ağustos 1687'de Osmanlı Ordusu'nu Mohaç Savaşı'nda mağlup etti ve Valpo, Pojega gibi kaleleri alarak ilerlemeye devam etti.[4]
Osmanlı cephesinde art arda gelen yenilgiler giderek daha büyük endişelere yol açtı. Ağustos'taki Mohaç Muharebesi yenilgisinden sonra ordu, padişahın "devlet işleriyle ilgilenmediği" gerekçesiyle cepheyi bırakıp İstanbul'a yürüdü, "Avcı" lâkaplı Sultan IV. Mehmed tahttan indirildi, yerine kardeşi II. Süleyman geçirildi.
II. Süleyman ve II. Ahmet dönemleri
Bey
Osmanlı Devleti karmaşanın içerisindeyken Habsburg Ordusu 1688 yılı Eylül ayında Belgrad'ı ele geçirdi ve halkı katletti. Buna cevaben Sultan II. Süleyman, Avusturya seferine çıkarak Gladova ve Orşova kalelerini aldı.[4]
Viyana Barış Görüşmesi
II. Süleyman tahta geçtiğinde Zülfikâr Ağa isimli bir Osmanlı elçisi hem padişahın cülusunu bildirmek, hem de olası barış görüşmelerine katılmak amacıyla Viyana'ya gönderildi. Zülfikâr Ağa Viyana'da saygıyla karşılandı, İmparator I. Leopold'un danışmanlarıyla görüştü ve 10 Şubat 1689 günü bir barış toplantısı yapılmasına karar verildi.
10 Şubat'taki konferansa Zülfikâr Ağa ve yanındaki on kişilik Osmanlı heyeti ile Venedik, Lehistan ve Avusturya temsilcileri katıldı. Konferansta Venedik temsilcisi ülkesinin ele geçirdiği yerler ile Eğriboz ve Zanta adalarını isterken, Avusturya temsilci Temeşvar ve Arad'ı, Lehistan temsilcisi ise Podolya'nın tamamını istediğini bildirdi.
Bu istekler karşısında Zülfikâr Ağa barış görüşmesinin sonuçlanmayacağını anlamış ve Kutsal İttifak elçilerine alaycı bir cevap vermiştir:[5]
“Ekselanslar! Bizi Devlet-i Aliyye'nin sahibi zannediyor olmalısınız. Şaşıyorum! Acaba payitaht-ı cihan olan Dersaadet'i niçin istemiyorsunuz?„Fransa'nın Batı Avrupa'da savaş çıkaracağını duyan Osmanlı, barış görüşmelerini yarıda bırakıp savaşmaya devam etme kararı almıştır.[6]
Kırım Cephesi
Rus Çarlığı'nın 1686'da Kutsal İttifak'a katılıp Osmanlı Devleti'ne savaş açması ile Kırım'da da bir cephe açıldı. Çar nâibi Sofia Alekseyevna'nın başkanlık ettiği Boyar hükûmetinin emriyle Rus Ordusu, 1687 ve 1689'da Osmanlı Devleti'ne bağlı Kırım Hanlığı'nın topraklarında iki büyük işgal harekâtı gerçekleştirdi.
Mayıs 1687'de Knez Vasily Golitsyn komutasındaki yaklaşık 100.000 kişilik Rus Ordusu, Zaporozya ve Don Kozakları'nı yanına alarak Tatar topraklarına yürüdü. Bu saldırıya hazırlanmış olan Tatarlar, bozkırlarını terk etmişler ve olası ganimetleri de yanlarına alıp çekilmişlerdi. Bu belirsizlik üzerine Rus Ordusu geri döndü.
1688'de ikinci bir seferin hazırlığı başladı. 1689'da bu defa 150 bin kişiye sahip olan bir Rus Ordusu güneye ilerledi. Karşılarına ilk çıkan Tatarları püskürttüler ve 20 Mayıs'ta Tatarların kontrolündeki Perekop Kalesi'ne ulaştılar. Uzun süren kuşatma sonucu Ruslar hiçbir önemli başarı elde edemeyince kuşatma kaldırıldı. Başarısızlık üzerine Sofia Alekseyevna hükûmeti düşürüldü ve bu tür seferlerin altından kalkabilecek tek kişi olarak görünen I. Petro tahta geçirildi.
Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın seferleri
II. Viyana Kuşatması'nda Köprülü ailesi'nden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yenilmesi ve idam edilmesi, aynı aileden olan Fazıl Mustafa Paşa'yı hırslandırmıştır. 1689'da sadrazam olan Fazıl Mustafa Paşa, önce orduda yeniliklere gitmiş, başıbozuk askerleri cezalandırmış, daha sonra Baruthane-i Amire'de gerekli düzenlemeyi yapıp bütçeyi denkleştirerek sefere çıkmıştır.
Avusturya Ordusu 11 Temmuz 1690 günü Kanije Kalesi'ni ele geçirmişti. Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Ordusu, Kırım Hanı Selim Giray'ın yardımcı kuvvetleriyle 21 Ağustos'ta Zernecht çarpışmasını kazandı. Daha sonra Belgrad'a ulaşan Osmanlı Ordusu, 8 Ekim 1690 günü Belgrad'ı geri aldı. Savaş sırasında 15 bin, savaştan sonra ise 10 bin Avusturya askeri öldürüldü.[4]
Salankamen Savaşı'ndan bir kesit.
Avusturya seferindeki Fazıl Mustafa Paşa, Salankamen'de düşman ordusuyla karşılaştı. Çok yoğun çarpışmalar sonucu Avusturya Ordusu'nda ilk dağılmalar başladı, bu arada Kırım Hanı'nın ordusu da Osmanlı Ordusu'nun yanında savaşmak için ilerliyordu.
Tam savaş devam ederken Fazıl Mustafa Paşa'nın alnına isabet eden bir kurşun sebebiyle ölmesi Osmanlı hatlarının çözülmesine yol açtı. Osmanlı Ordusu'nun bocaladığını gören Habsburg kuvvetleri tam taarruza geçtiler. Kırım Hanı savaş yerine geldiğinde dağılmış Osmanlı Ordusu ile karşılaştı.[4]
1692-1694 yılları
Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Fazıl Mustafa Paşa'nın ölmesi Osmanlı ordularının gerilemesine ve Kutsal İttifak güçlerinin yeni taarruzlarına neden oldu. 1692 ve 1693 yıllarında Lehler Tuna'ya inip Kamaniçe ve Varat'ı aldılar. Venedikliler ise Dalmaçya'da ilerlediler ve Gabella Kalesi'ni aldılar.[4]
21 Eylül 1694 günü Venedikliler Kaptan-General Antonio Zen komutasındaki Venedik donanması Ege Denizi'ne girerek Sakız Adası'na 9,000 asker çıkardılar.[7] 2,000 askerden oluşan Osmanlı garnizonu önce iç kaleye çekildiyse de denizden bombardımandan sonra Osmanlı garnizonu Venediklilerle yapılan bir anlaşmaya göre Sakız adasında yaşayan Müslüman halk ile birlikte anlaşma şartlarına uyularak hiç dokunulmadan gemilerle Çeşme'ye nakledildi.[4][7]
Kamyanets-Podilski'nin
eski şehri ve Kamaniçe Kalesi'ni gösteren
harita
Kamieniec Podolski: piskoposluk ve voyvodalık
unvanlarını taşıyan,
Smotrycz Nehri ile
çevrili dağın tepesinde bulunan ve sarp kayalar
tarafından sarınan,
enlemi 48°45’ ve boylamı
50°10’ olan
Lehistan ve Yukarı Podolya
Devletlerinin müstahkem şehri.
Burası 29 Ağustos
1672 tarihinde Lehlerin elinden Türkler tarafından
alınmıştır.
(Paris, 1691)
1695'te tahta çıkan II. Mustafa döneminde Osmanlı cephesinde Mezomorto Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının başarıları ve Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa'nın çabaları göze çarparken, İttifak cephesinde ise Savoy Prensi Eugen öne çıkar. Padişah II. Mustafa ise Avusturya seferlerinde ordusunu başarıyla yönetmiş olmasına rağmen Zenta yenilgisi ile ordusunu kaybetmiştir.
Osmanlı-Venedik Deniz Savaşı
9 Şubat 1695'te Mezomorto Hüseyin Paşa Koyun Adaları Deniz Muharebesi ile Sakız Adası çevresindeki Venedik ablukasını kaldırdı. Hemen peşinden, 18 Şubat'ta Osmanlı donanması, Sakız Adası'nı Venediklilerden geri aldı. Mezomorto Hüseyin Paşa Kaptan-ı Deryalığa, Kaptan-ı Derya Amcazade Hüseyin Paşa ise Sakız Adası muhafızlığına getirildi.[4]
19 Eylül 1695'te Sakız ve İstanköy'ü vurmak üzere gelen 96 gemilik Venedik donanması Midilli Adası'nın Zeytinburnu karşısında tekrar mağlup edildi. Zeytinburnu Deniz Muharebesi olarak anılan bu çarpışmada Venediklilerin on kalyonu battı ve Venedikliler Ege Denizi'nden çekildi. 5 Temmuz 1697'de Bozcaada önlerine gelen Venedik Donanması, Bozcaada Deniz Muharebesi'nde tekrar yenilgiye uğratıldı.[8]
Bir Hollanda gravüründe Azak Kalesi kuşatması
1695 ve 1696 yıllarında Rusya, Çar 1. Petro komutasında Osmanlıların kontrolündeki Azak bölgesine iki sefer düzenledi.
1695 ilkbaharında I. Petro 90 binin üzerinde bir kuvvetle[9] Azak'taki 7.000 kişilik Osmanlı garnizonuna saldırmak için yola çıktı. Bu ordu sadece kaleye saldıracak olan orduydu, bunun dışında Boris Petroviç Şeremetev komutasındaki 120.000 kişilik bir ordu da Kırım Hanlığı'ndan gelebilecek bir saldırıyı önlemek için Dinyeper nehri kıyılarına yerleştirilmişti.
7 Haziran'da kale kuşatıldı ama Kefe Beylerbeyi Murtaza Paşa ve Kırım prensi Kaplan Giray'ın emrindeki Osmanlı ordularının direnişi yüzünden bir sonuç elde edilemedi ve kuşatma kaldırıldı.
1695 sonlarında Rusya'da ikinci bir sefer hazırlığı başladı. İlkbahara gelindiğinde kuşatmaya denizden yardımcı olacak, 2 ana muharebe gemisi, 4 kundak gemisi ve 23 kadırgadan oluşan bir "Azak Filosu" inşa edildi. Komutan Boris Petroviç Şeremetev'in 75.000 kişilik süvari ordusu yeniden Dinyeper kıyılarına yerleştirilirken, Aleksei Shein'in komutasındaki 75.000 kişilik ana kuvvet 23-26 Nisan tarihlerinde hem karadan hem de Voronezh ve Don nehirleri üzerinden Azak Kalesi'ne doğru ilerledi. Çar I. Petro ise kadırga filosundaydı, o da filosuyla 3 Mayıs'ta Azak'a doğru hareket etti.
Azak Kalesi karadan ve denizden devamlı bombardıman edilirken 14 Haziran'da Türk filosu bölgeye geldi, ama muharebede iki gemi kaybedince savaştan çekildi. İlk kuşatmada zaten oldukça harap olan kaledeki destek kuvvet alamayan Türk garnizonu 17 Temmuz günü Ukrayna ve Don Kazakları'nın dış suru tamamen ele geçirmesine engel olamadı. Sonunda 19 Temmuz'da kale garnizonu teslim oldu.
Padişah II. Mustafa
II.
Mustafa'nın Avusturya seferleri
II. Mustafa, kendinden önceki padişahların yapmadığını yaparak ordusunun başında sefere çıkmak istiyordu.[10] Aynı dönemlerde gelen Mezomorto Hüseyin Paşa'nın başarıları ve ilk Azak direnişi de padişahı yüreklendirmişti. Haziran 1695'te ilk seferine çıkan sultan II. Mustafa'yı, Temeşvar'ı kuşatmak için bekleyen Habsburg Ordusu komutanı Kont Veterani ve Saksonya Elektörü I. Frederick Augustus bekliyordu. Ordunun başına geçen Veterani, iki Osmanlı taarruzunu püskürttü, ama üçüncü saldırıda yaralanıp öldü ve ordusu dağıldı, böylece 22 Eylül günü Lugoş'ta (Lugoj) Avusturya Ordusu mağlup edildi, Lugoş Kalesi de fethedildi. 3 Ağustos 1696'da Frederik'in tekrar Temeşvar'a saldırması üzerine ikinci seferine çıkan II. Mustafa, 27 Ağustos'ta Ulaş'ta (Olasch) Habsburg Ordusunu tekrar yenilgiye uğrattı.[4]
Bu sırada Avusturya uzun süredir içinde bulunduğu ve Fransa'ya karşı savaştığı 9 Yıl Savaşları'nı 1697'de bitirmiş ve Osmanlı Devleti'ne barış teklifi götürmüştü. Bu sırada ölen Jan III. Sobieski'nin yerine Lehistan tahtına Saksonya Elektörü Frederick geçmiş, onun yerine Avusturya Ordusunun başına ise Fransız asıllı başarılı komutan Savoylu Eugene getirilmişti. II. Mustafa da barış teklifini reddetmiş, Avusturya'ya üçüncü sefer için hazırlıkları başlatmıştı.[10]
13 Nisan 1697'de Edirne Sarayı'ndaki Arz Odası'nın önüne tuğlar dikildi. 18 Nisan'da Sultan II. Mustafa 100.000 kişilik bir kuvvetle üçüncü seferine çıktı. Yol üzerinde, Avusturyalıların Bihke Kalesi önünde bozguna uğradığı ve Hersek'te Venediklilerin çekildiği haberleri ordunun moralini yükseltti.[10]
11 Ağustos'ta Belgrad'a ulaşan padişah, komutanlarını alarak 12 Ağustos'ta bir harp meclisi topladı. Mecliste iki görüş ortaya çıktı: ya Sava üzerinden Varadin'e geçilecek ya da Tisa'dan karşıya geçilecekti. Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa "Üç keredir sefer yapıp düşmandan bir karış toprak almadan evinize dönüyorsunuz. Eğer yeterince teçhizatınız varsa Varadin'i muhasara ediniz" diye görüş belirtti. Ama bu görüş kabul görmedi.[10]
Daha sonra Temeşvar muhafızı Cafer Paşa ordugâha geldi ve meclise katıldı. Cafer Paşa da Titel Kalesi'nin bulunduğu yerden Zenta yönünde gidilmesi ve Macar topraklarında büyük çaplı operasyon gerçekleştirildikten sonra, en son olarak Varadin'e geçilmesi yönünde görüş belirtti. Amcazade Hüseyin Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Mısırlızade İbrahim Paşa bu planı tehlikeli buldularsa da Cafer Paşa'nın II. Mustafa ile önceden beri var olan yakın ilişkileri nedeniyle Zenta yönünde gidilmesine karar verildi.[10]
Savoy Prensi Eugen.
Osmanlı Ordusu ilerlerken Prens Eugen Varadın'e çekilmişti.[11]Sadrazam Elmas Mehmed Paşa, Avusturyalılar buraya daha yeni yerleşirken hemen saldırma teklifinde bulundu ama teklif kabul edilmedi. Osmanlıların Tisza yönünde ilerlediğini duyan Eugene hızla Tisza'ya yöneldi, burada Osmanlı Ordusu'nun büyük kısmı köprüden geçmemişti. Eugen'in geldiği haberi alınınca geçiş hızlandı ama bu yeterli olmadı, kurulan köprü aşırı yük almış ve dayanıksızlaşmış, yer yer de parçalanmıştı. Sonunda çarpışma başladı, nehri geçemeyen Osmanlı Ordusu mevzi almaya karar verdi, bu işe Avusturya topçusunun karşı kıyıları hiçbir karşılık almadan bombalamasına yol açtı. Sonunda ordu 30,000 kadar kayıp vererek dağıldı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Sadrazam Elmas Mehmed Paşa öldü. Kantemiroğlu Elmas Mehmed Paşa'nın şehit düşmediğini, yeniçeriler tarafından öldürlduğunu yazar.[11]
Bu muharebe sonunda Avusturya orduları eline geçen Osmanlı ordusu ait eşyaların hepsi şahsen Prens Eugene tarafından Avusturya İmparatoru'na hediye edilmiştir. Bunlar arasında şunlar bulunmakta idi: Sadrazam Elmas Mehmed Paşa'nın koynunda bulunan sedaret mührü,[12] ordudaki 6,000 araba dolusu değerli eşya ve ağırlıklar,[13] 80 büyük top ve 56 küçük top; binlerce deve at, öküz; padişahın 8 atla çekilen arabası; mehterhanenin tüm çalgıları; 40 bin florinlik hazine; Macaristan Krallığı tacı; 423 sancak ve vezirler için 7 at tuğu; 10 tane köle harem kadını; ve üç büyük sandık devlet evrak arşivi.[11]
Zenta Muharebesi, Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'nın son önemli çarpışmasıdır.
Zenta Muharebesi'nden sonra Avusturya
Zenta Muharebesi yılın geç döneminde yapıldığı için Avusturya güçleri komutanı Prens Eugene bu Zenta Muharebesi'ndeki zaferini diğer bir büyük etkili harekât ile, özellikle Timaşvar Kalesi kuşatıp ele geçirme ile, takip edemeyeceğini anladı. Fakat kış gelmeden Osmanlılara bir başka darbe vurmak arzu etmekteydi. Bunun için büyük Avusturya ordusunun bir kısmı ile bir Osmanlı eyaleti olan Bosna'ya saldırmaya karar verdi. Hedefi Bosna eyalet merkezi Saraybosna'yı ele geçirmekti. Avusturya ordusunun bu saldırı için kurulan parçası 13 Eylül 1697'de sınır olan Tuna Nehri üzerindeki Osek (modern Hırvatistan'da Osijek)'den ayrıldı ve bu ordu çok engebeli yollardan geçerek 3 Eylül günü Saraybosna önlerine geldi. Osmanlılar şehri terk etmişlerdi. Avusturya ordusu şehre girip talan etti; binalar harabeye döndürüldü ve şehir tümüyle yakıldı.[14] Prens Eugene savaş jurnalında bunu şöyle ifade etmiştir:[15]
Şehir tümüyle yakıldı; her bölge boş yangın alanına döndürüldü. Askerlerimiz düşmanı kovaladılar ve avladıklarını ve kadınları ve çocukları getirdiler.
Ertesi yıl 1698de Avusturya ordusu ilkbahar, yaz ve güz mevsimlerinde hiç önemli savaş harekâtına girişmedi. Bunun ana nedeni Avusturya İmparatorluk devlet hazinesinin askerî harekâtlar, kuşatmalar ve muharebeler sonucunda tamtakır olması ve askeri harcamalar için yeni mali kaynak bulmanın imkânsız olması gelmektedir. Yaz 1698 döneminde Avusturya ordusu askerleri sanki yaz tatilindeymişler gibi eli boş kaldılar. Fakat ordunun seçme bindirilmiş piyadeler ("dragoner") alaylarının ikisinde büyük bir isyan çıktı. Bu isyanda askerler subaylarını yakalayıp tutukladılar ve bunları isteklerini karşılamak için rehine kullanmaya hazırlandılar. Fakat başkomutan olan Prens Eugene isyancıları gayet sert olarak ve isyancılara karşı hiç acımasız olarak ordusunda çıkan bu asker ayaklanmasını bastırdı. Bu iki alay içinde olan isyancı askerden tek birini bile affetmedi. İsyanın elebaşısı olan 12 askeri kurşun dizdirerek ve 20 askeri astırarak idam ettirdi. Diğer isyancı askerlerin hepsine meydan dayağı cezası vererek bu cezayı merhametsizcesine uygulattı. Bu ceza uygulamasından kaç askerin öldüğü; kaçının kötürüm olduğu belgelerde bulunmamaktadır.[14]
Avusturya İmparatoru Leopold Avrupa'da beklenen değişmelere de dikkatini çektiği için "Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları"'nın biran evvel uygun bir barış antlaşması ile sona erdirmeyi çok istediği anlaşılmaktadır. Avrupa'da yakın bir gelecekte ortaya çıkması gayet muhtemel olan sorun aklen, fiziksel olarak ve psikolojik bakımdan engelli olan ve hiç erkek çocuğu bulunmayan İspanya Kralı II. Carlos'un yerine kimin gelip İspanya Kralı olacağı idi. İspanya Krallığına en uygun iki varis bulunmakta idi ve bunların ikisi de İspanya krallığı yapmış olan III. Felipe'nin torunu ve IV. Filipe'nin damatları idi. Bu iki muhtemel varislerden biri Avusturya İmparatoru Leopold idi ve diğeri Fransa Kralı XIV. Louis idi. Bu iki hükümdar da diğerinin İspanya Kralı olmasını kabul edilmez ve savaş gerektirecek bir durum olarak görmekteydiler. Bunun için Avusturya İmparatoru Leopold yakın gelecekte Fransa'ya karşı batı Avrupa'da mutlaka savaşacağını bilmekte idi.[16] Doğu Avrupa'da yapılmakta olan Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'nı en erken bir zamanda sona erdirmek istemekte idi.[7]
Hollanda Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık da Fransa ile İspanya'nın tek bir kral, Fransa Kralı XIV. Louis, tarafından yönetilmesini bir kötü rüya olarak görmekteydiler. Bunun için Hollanda Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık Osmanlı Devleti ile Kutsal İttifak Devletleri arasında savaşın sona erdirilmesi için arabulucuk yapmayı teklif ettiler. Hem Osmanlı Devleti hem de Avusturya bu müzakerelerin biran evvel başlayıp bir barış antlaşmasının imzalanması için gayet istekli taraflardı.[7]
Avusturya İmparatoru Leopold Kutsal İttifak'a dahil olanlarla bu konuda fikirlerini almıştı. Avusturya'ya uyan Venedik barıştan yana görünüyordu. Osmanlılardan daha fazla araziler ele geçireceklerini umdukları için Lehistan ve Rusya savaşa devam edilmesini istemekte idi. İmparator Leopold Çar I. Petro ile Viyana'da ikili bir toplantı yapmıştı ama bu toplantıda mutabakata varamamışlardı. Çar ısrarla Kerç Kalesi’nin Rusya'ya teslim edilmesini istemekteydi. İmpartor Leopold bu konunun kendi desteği ile barış müzakerelerine getirileceğini ama Osmanlıların bunu hiç kabul etmeyeceklerini söyledi. Çar I.Petro bunun üzerine barışı kimin istediğini sordu ve imparator kesin tavrını ortaya koyarak tüm Hristiyan dünyasının istediğini söyledi. Çar I. Petro arabulucu olarak görünen İngiltere ve Hollanda’nın kendi ticarî menfaatleri için barış istediklerini iddia etti ama imparator buna ikna olmadı. Lehistan ise bu savaşlar boyunca hiç başarı kazanamamıştı ama yıllardır ele geçirmeye çalıştıkları Kamenice’yi istemekteydiler. İmparator Leopold barış müzakereleri sırasında Lehistan menfaatlerinin korunacağı üzerine garanti verdi ve bunun üzerine Lehistan da barışa razı oldu.[17]
Zenta Muherebesi'nden sonra Osmanlı Devleti ve barış görüşmeleri için mutabakat
Zenta Muharebesi'den sonra elde kalan Osmanlı kuvvetleri Tuna kıyılarına çekilmek zorunda kalmışlardı. Avusturya'nın Zenta Muharebesi galibiyeti Kutsal İttifaka dahil diğer devletlerin de Osmanlı Devleti arazilerini bir parçasını birer parçasını ele geçirmeye teşvik etti. Venedikliler Mora yarımadasından ilerleyerek Atina'yı ele geçirdi; Dalmaçya kıyılarında kalan Osmanlı yerleşkelerini fethetti ve Bosna eyaletine girerek buradaki birçok kaleyi işgal ettiler. 1695'te itibaren Rusya Kırım taraflarına saldırıya geçmişti ve 1696'da Azak kalesini ellerine geçirdiler. Bütün bunlar Osmanlı devletini yeniden barış istemeye zorlamaktaydı.[17]
Rumen asıllı (1673-1723) döneminde yaşamış tarihçi Dimitri Kantemiroğlu göre bu seferki barış müzakereleri için zemini hazırlayanın Divan-ı Humayun baştercümanı olan Aleksandros Mavrokordatos idi. Mavrokordatos barış konusunu önce Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa ile sonra da İngiltere ve Hollanda büyükelçileri ile konuşmuş ve her iki tarafın gıyabında bu elçilere Osmanlı barış isteklerini söyleyip onları aracılık denemeye teşvik etmiştir.[18]
İngiltere ve Hollanda Viyana'da imparatorun müteffiklerini barış yapılması hususunda Avusturya ile anlaşmasını sağladığı haberini Osmanlı devleti nezdindeki elçilerine ulaştırdılar. Böylece İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi William Paget ve Hollanda büyükelçisi Jacobüs Colliers Edirne’ye gittiler ve orada Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa ile müzakerelerde bulunarak barış hususunda aracılık yapabileceklerini bildirdiler.[17]
Esasen barış yanlısı olan Sadrazam bu sefer Sultan II. Mustafa ile görüştü. Sultan II. Mustafa barışa ancak Osmanlılar tarafından kaybedilen arazilerin hiç olmazsa bir kısmının geri verilmesi halinde yanlı olacağını yoksa barış müzakerelerin aleyhinde olduğunu bildirdi. Fakat Sadrazam bunun ancak son mağlubiyetten sonra askeri zorla olamayacağını Padişaha inandırdı ve II. Mustafa barış müzakerelerinin açılmasına ikna oldu. Sonra Amcazade Hüseyin Paşa devlet ricali ile bir toplantıda barış için gerekçeleri onlara açıkladı. Bu gerekçeler özetle 16 yıldır süren savaşların devletin iç durumunu her yerde bozması; savaş için mali kaynaklar olarak olağanüstü vergilere başvurulmasının halkı ezmesi; köylü halkın çift bozarak köylerini boşaltması; Anadolu'da asayişin bozulması; Rumeli de ise Hristiyan tebanın ayaklanmaya her zaman hazır olması; Bağdat ve Basra çevresinde bazı Arap ayaklanmaları çıkması ve savaş için asker ve mühimmat tedarikinin gayet zor hatta imkânsız hale gelmesidir.[17]
Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa, Reîsülküttâb Râmi Mehmed Efendi ile Dîvân-i Humâyün tercümanı İskerletzâde Aleksandre Mavrokordato’ya aracı İngiltere ve Hollanda elçileriyle görüşme görevi verdi . Bu görüşmelerin başında İngiltere elçisi William Paget, Mehmed Râmi Efendi’ye, önce hangi şartlarla aracılık yapacağını anlattı. Buna göre Avusturya imparatoru ittifaka dahil her ülkenin ele geçirdiği arazilerin kendi elinde kalması şartı ile barış görüşmelerine razı olduklarını kendine ilettiğini ve Osmanlı devleti buna razı olmazsa aracılık yapmasının imkânsız olduğunu belirtti. Elçi William Paget sonra eğer Osmanlı devleti bunu kabul etmeyip kendisi aracılık yapmazsa neler olabileceğini düşündüğünü anlattı. Elçiye göre bu halde Kutsal İttifak savaşı devam ettireceklerdi . Bu halde kuşatma altında bulunan Timeşvar'in düşebileceğini, sonra müteffiklerin Belgrad'a saldırıp o kenti de kuşatıp ellerine geçireceklerini; belirtti. Bu halde müteffikler Tuna Nehri'ni kontrol edecekleri için Osmanlıların su üzerinden nakliyatı duracak ve su üzerinden nispeten ucuz ve kolay tedarik yapmak imkânsızlaşacaktı. Karadan tedarik yapmanın ise gayet zor olduğunu belirtti. Bu halde Osmanlıların Tuna Nehri üzerindeki ve ilerisindeki arazilerin tümünü kaybedeceklerini düşündüğünü bildirdi. Mehmed Râmi Efendi bunları Sadrazama iletti ve Osmanlı devletinin ricali de bundan haberdar oldu.[17]
Bundan sonra Sadrazam bir divan toplantısı yaptı. Bu toplantıya kubbealtı vezirleri yanında Kırım Hani Selim Giray; Şeyhülislam Feyzullah Efendi, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, Yeniçeri Ağası ve Külkethüdası katıldı. Bu toplantıda resmen Osmanlı hükûmetinin barıştan yana olduğu kararı verildi. Amcazade Hüseyin Paşa bu kararı aracı elçilere iletti ve onlar da bunu Avusturya hükûmetine bildirdiler. Tüm bu gelişmeler olmakta iken ateşkes yapılmamıştı ve tüm cephelerde yerel çatışmalar devam etmekteydi.[17]
Osmanlı hükûmetinin barış müzakereleri teklifi Avuturya'ya iletildi ve bir süre sonra Avusturya'dan yanıt geldi. İki konu hariç Avusturya hükûmeti Osmanlılar teklifini genelde kabul etmekteydi. Bunlardan birisi Osmanlı devletinin Erdel'in Katolik zülmünden kaçan Protestanların sığınma yeri olduğu için Katoliklere verilmeyip Osmanlı devleti elinde olması isteği hakkında idi. Diğeri ise Rusya'nın da barış görüşmelerine katılması talebi idi. Osmanlı devleti Rusya'nın barış müzakerelerine katılmasını kabul etti. Fakat Osmanlı sadrazamı Erdel'deki Protestanların çıkarlarının korunmasında ısrar etmekteydi. Bu anlaşmazlık üzerine Avusturya son bir teklifte bulundu. Barışın tüm İttifak üyeleri ile birlikte yapılması gerektiğini ve diğer Osmanlı görüşme isteklerinin üzerinde anlaşma olduğunu ama Osmanlıların Erdel üzerindeki isteklerinin kabul edilemeyeceği açıkça belirtilmişti. Avusturya'nın bu ısrarlı tutumu karşısında Sadrazam Erdel konusunda son Avusturya teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Bu şartlar 27 Ocak 1699'de Edirne'de bir protokole bağlandı ve böylece barış müzakerelerinin hazırlıklarına resmen başlanmış oldu.[17]
Sonuçlar
1698 yılında İngiltere ve Hollanda'nın arabuluculuğunda, Avrupa'da savaşan devletlerin delegelerinin Macaristan'ın Karlofça kasabasında toplanıp anlaşması uygun görüldü.[4]
Zenta Savaşı'ndan sonra son Osmanlı kuvvetleri de dağılmış, Habsburg orduları Macaristan şehirlerini ve buradaki Osmanlı kale ve tahkimatlarını ele geçirmişti. Bu şehirlerdeki Osmanlı garnizon kuvvetleri ve Müslüman halk düşmana direnememiş, çoğunlukla yok edilmişti. Rusya hedefi olan Azak ve çevresini 1696'dan beri elinde tutuyor, Venedikliler Dalmaçya kıyılarında hâkimiyet kurmuş, Leh orduları ise Podolya'yı işgal etmişti.
Ateş gücü yüksek Kutsal ittifak orduları hızlı hareket edip kendilerine yakın olan Osmanlı noktalarına hızlı akınlar düzenlerken, sefere çıkmak için İstanbul'dan büyük ordularla hareket etmek zorunda olan Osmanlı Ordusu zayıf ve hantal yapısıyla yenilgiye mahkûm olmuştu.[19]
Osmanlı tarafında son umut olan II. Mustafa'nın Avusturya seferleri başarısız olunca padişah savaşlarla ilgilenmeyi bırakmıştı. Bu yüzden yenilginin nedenleri ve sonuçları iyi tahlil edilememiş, bu savaşlar sonrasında herhangi bir yenilik hareketi görülmemiştir.
Karlofça Barış Antlaşması
Osmanlı ile Avusturya, Lehistan, Venedik ve Rus Çarlığı arasında başlayan görüşmeler iki ay sürdü. Sonunda 26 Ocak 1699 günü Karlofça Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Avusturya; Macaristan ve Transilvanya'nın büyük kısmını aldı. Lehistan Podolya'yı, Venedik ise Dalmaçya kıyıları ile Mora Yarımadasını almış oluyordu.
Antlaşma özellikle Balkanlar ve Orta Avrupa'daki Osmanlı üstünlüğünün sona erip Habsburg üstünlüğünün başladığının işareti habercisi oldu.
Antlaşma ile, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu 249.000 km2, Venedik 32.000 km2 ve Lehistan 45.000 km2 toprak elde etti. Bu anlaşma ile Osmanlı 326.000 km2 toprak kaybetti.[20]
İstanbul Antlaşması
Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı, 1700 yılında İstanbul Antlaşması adında ayrı bir antlaşma imzaladılar. Antlaşmaya göre, Azak Kalesi ve çevresinin Rusya'da kalması kabul edildi.
Azak'ın alınması, Rusya'da uzun süren savaşa ve kayıplara bakıldığında küçük bir kazanç gibi görünse de, ileride Rusya'nın bir donanma gücüne dönüşmesinde çok önemli bir etken oldu ve Karlofça ile İstanbul Antlaşmaları'nda Rusya'nın elinde önemli bir koz oldu. Azak'ta bir deniz üssü kuran Petro, bunu da yeterli görmeyip Taganrog'da yeni bir üs kurdu ve Rus Karadeniz Donanması'nın temellerini attı. Yine de Kırım'da devam eden Osmanlı hâkimiyeti yüzünden Azak, o yıllarda Rusya'nın Karadeniz'e tam açılımını sağlayamadı.
Azak'ın alınması ve bunun Osmanlılar tarafından kabul edilmesi sayesinde, 1. Petro Osmanlı cephesini kapatıp ilgisini Baltık Denizi'ne yöneltti ve kuzeyde İsveç ile savaş başlattı (Büyük Kuzey Savaşı).[21]
Osmanlının
1700 deki hali.
Devlet Macaristanın neredeyse tamamını,
Mora
adasını, Panaçiyeyi ve Azak'ı kaybetti.
Bu
anlaşma ile de Osmanlı Devleti, 20.000 km2 toprak daha
kaybetti. Böylece Osmanlı'nın toplam toprak kaybı
346.000 km2'ye ulaştı.[20]
Savaşların kronolojisi
1683 - Viyana'da toplanan Kutsal İttifak Ordusu Osmanlı topraklarına saldırıya geçti.
Tuna üzerinde yapılan Ciğerdelen Muharebesi'nda Kara Mehmet Paşa Sobieski'nin ordusunu durdurdu, fakat arkadan gelen kalabalık orduya yenildi. (7 Ekim)
Habsburg Ordusu, Estergon Kalesi'ni ele geçirdi. (Kasım)
1684 - Venedikliler, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiler; Vişegrad, Mora, Ayamavri ve Dalmaçya'da birçok kale Venediklilerin eline geçti. (Haziran-Eylül).
1685 - Osmanlı Ordusu, Venediklilere karşı Dalmaçya'da Sing Muharebesi'ni kazandı. (Nisan) Ama Avusturya cephesinde Uyvar Kalesi kaybedildi. (Ağustos)
1686 - Venedikliler Navarin Kalesi'ni işgal ettiler. (Haziran)
Lorraine Dükü V. Charles komutasındaki Kutsal İttifak güçleri Budin'e saldırdı. (Eylül) Budin Kalesi Habsburgların eline geçti. Macaristan'daki Osmanlı hâkimiyeti sona erdi.
1687 - Mohaç Muharebesinde Osmanlı Ordusu 20 bin kayıp vererek yenildi. (12 Ağustos)
Valpo, Pojega gibi 15 kale düşmana teslim edildi. Venedikliler Atina'yı zaptetti. (Eylül)
Sultan IV. Mehmet tahttan indirildi, yerine II. Süleyman geçti. (8 Kasım)
Habsburg Ordusu Eğri Kalesi'ni ele geçirdi. (Kasım)
1688 - Belgrad Kalesi elden çıktı; Belgrad'ı kuşatan Habsburg Ordusu kaleyi ele geçirdi, kaçmaya çalışan halk kılıçtan geçirildi. (Eylül)
Belgrad'ın düşmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz Zaferini kazandılar.
1689 - Padişah II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. (Haziran) Sultanın komutasında Gladova ve Orşova Kalesi alındı.
1690 - Kırım Hanı I. Selim Giray, Rumeli'yi düşman istilasından temizledi ve Edirne'ye geldi. (Şubat)
Kanije Kalesi düşmanın eline geçti. (Temmuz)
Erdel'de Avusturyalılara karşı Zernecht Muharebesi'nde zafer kazanıldı. (Ağustos) Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Belgrad'ı geri aldı. (8 Ekim)
1691 - Avlonya Kalesi Venediklilerden geri alındı. (Mart) II. Süleyman öldü ve yerine II. Ahmet geçti. (22 Haziran)
Avusturya seferindeki Fazıl Mustafa Paşa, Salankamen Muharebesi'nde savaş meydanında öldü ve savaş kaybedildi. (19 Ağustos)
1693 - Belgrad'ı kuşatan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ordusu kale garnizonu ve Bozoklu Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun yardıma gelmesi üzerine kayıplar ve esirler vererek çekilmek zorunda kaldı.
1694 - Venedikliler; Sakız Adası'na asker çıkardı, ada çatışma olmaksızın teslim edildi. (21 Eylül)
1695 - II. Ahmet öldü ve yerine II. Mustafa tahta geçti. (6 Şubat)
Kaptan-ı Derya Mezomorto Hüseyin Paşa, Koyun Adaları Muharebesi ile Sakız Adası çevresindeki Venedik ablukasını kaldırdı (9 Şubat) ve Sakız Adası'nı
Venediklilerden geri aldı. (18 Şubat) Takip edilen Venedik Donanması Zeytinburnu Muharebesinde tekrar yenildi ve Venedikliler Ege Denizi'nden çekildi. (18 Eylül)Haziran'da ilk seferine çıkan Sultan II. Mustafa Lugoş Muharebesi'nde Kont Veterani komutasındaki Avusturya Ordusu'nu mağlup etti, Lugoş Kalesi'ni fethetti. (22 Eylül)
Kefe Beylerbeyi Murtaza Paşa ve Kırım Prensi Kaplan Giray Azak Kalesinde 96 günlük Rus kuşatmasına dayandı, kuşatma kalktı. (1 Ekim)
1696 - Rus Ordusu harap haldeki Azak Kalesi'ni karadan ve denizden kuşattı ve ele geçirdi. (6 Ağustos)
II. Mustafa, ikinci seferinde Avusturya Ordusu'nu Olaş Muharebesi'nde yenilgiye uğrattı. (27 Ağustos)
1697 - Kaptan-ı Derya Mezomorto Hüseyin Paşa, Bozcaada Deniz Muharebesi'nde Venediklileri tekrar yenilgiye uğrattı. (5 Temmuz)
II. Mustafa komutasında üçüncü kez sefere çıkan Osmanlı Ordusu Zenta Muharebesi'nde Savoylu Prens Eugene'in kuvvetlerine yenildi. Sadrazam Elmas Mehmed Paşa öldü. (11 Eylül)
1698 - İngiltere ve Hollanda'nın arabuluculuğunda Avrupa'da savaşan devletlerin delegelerinin Macaristan'ın Karlofça kasabasında toplanıp anlaşması uygun görüldü.
Kaynakça Özel
Millar 2008, s. 87.
Özdamarlar, Metin (2009). Zirvede Tek Başına. Timaş Yayınları. ISBN 978-975-263-887-7.
a b c d e f Stoye, John (2003) [1964]. Viyana Kuşatması. Doğan Kitap. ISBN 975-293-164-2.
a b c d e f g h i j Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi III. Cilt. Boyut Yayınları. 2003 [2003].
a b c Miroğlu, İsmet (2003) [Ağustos 2005]. Bin Atlının Akınları. Babıali Kültür Yayıncılığı.
Wolf (1970), pp. 542–43.
a b c d Norwich, John-Julius (2003), A History of Venice, Londra: Penguin ISBN 9780141013831 (İngilizce)
Şahiner, Atilla (2008). "Sultan (II.) Mustafa (1695-1703)". Osmanlı Tarihi. Lacivert Yayıncılık. ss. 246, 247. ISBN 978-9944-75-902-1.
Savaş ve Dünya, Askeri Güç ve Dünyanın Kaderi 1450-2000 Sh: 159 - Jeremy Black, Dost Kitabevi, Mart 2009
a b c d e Afyoncu, Erhan (2004). "On Soruda: Zenta Muharebesi". Popüler Tarih, Dünya Yayınları.
a b c Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul: Oğlak Yayınları ISBN 9753292990.
Bu sedaret mührü İmparatorluk Hazinesi tarafından Viyana'da bulunan "Avusturya Ordu Tarihi Müzesi"'ne verilmiştir ve bu müzede sergilenmektedir.
3,000 dolu araba Tisza Nehri'ni geçerken batmıştır.
a b "Almanca Wikipedia "Großer Türkenkrieg" maddesi". 26 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Mart 2022.
(Almanca)Tröst, Ernst, (1985) Prinz Eugen von Savoyen Viyana ve Münih:Ulstein ISBN 9783548209890
Gerçekten de II. Carlos'un veliaht bırakmadan 1700'de ölümü Batı Avrupa'da ve denizaşırı kolonilerde büyük değişmelere neden olacak İspanya Veraset Savaşı'nın 1702 çıkmasına neden oldu ve bu savaş 1715'e kadar devam etti.
a b c d e f g Özcan, Abdulkadir "Karlofça ( Karlofça Antlaşması)" (2001), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt:24 Sayfa:504-507, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Online:[1] 29 Aralık 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Dimitri Kantemir (Tr. haz.: Özdemir Çobanoğlu) (1980) Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükseliş ve Çöküş Tarihi Ankara:Cumhuriyet Kitapları.
Dubre, Ben (2007). "Osmanlı İmparatorluğu Gerileme Devri". Resimli Çocuk Ansiklopedisi. Morpa Yayıncılık. s. 444. ISBN 975-284-731-5.
a b Tektaş, Nazım (2006). "II. Mustafa (1695-1703)". Çadırdan Saraya Saraydan Sürgüne Osmanlı. Çatı Yayıncılık. s. 412. ISBN 975-7645-70-2.
"Encyclopedia Britannica". 6 Haziran 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Haziran 2007.
Genel
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1959, 7.bas.:2011) Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar, Ankara:Türk Tarih Kurumu ISBN 975-16-0013-8
Özkan, Abdullah (2005), Osmanlı Tarihi 1299-1922, İstanbul: Boyut Yayınları. ISBN 9752300499
Stoye, John (Tr.çev.: Türkömer, Derin) (2003 4.bas.:2011), Viyana Kuşatması, İstanbul:Doğan Kitap ISBN 978-605-111-984-7
Miroğlu, İsmet (2005), Bin Atlının Akınları, İstanbul: Babiali Kültür Yayıncılığı ISBN 9758486896
Millar, Simon (2008). Vienna 1683 [Viyana 1683] (İngilizce). Özbilen, Eşref B. tarafından çevrildi. Osprey Publishing.
Dış bağlantılar
Popüler Tarih.
Afyoncu, Erhan (2004). "On Soruda: Zenta Muharebesi", Popüler Tarih Kasım, İstanbul:Popüler Tarih, Dünya Yayınları. Online:[2]22 Ocak 2011 tarihinde Portuguese Web Archive sitesinde arşivlendi
II.Viyana Kuşatması
II. Viyana Kuşatması
II.
Viyana Kuşatması veya Viyana Bozgunu, 1683 yılında
IV. Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun
Viyana'yı kuşatması ile gerçekleşen bir
duraklama dönemi savaşıdır.17. yüzyılda
Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya Arşidüklüğü
arasında yapılan savaşların en uzun süreni
bu kuşatma ile başladı.[3][4][5]
Başlangıç
Avusturya, yönetimi altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle eziyordu. Ayrıca mezhep hürriyeti de tanımıyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre'nin önderliğinde ayaklandılar. Kendi güçleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlı İmparatorluğundan yardım istediler.
Politik nedenlerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllardır Macaristan'da ve Avusturya'da Katolik olmayan azınlığa yardımda bulunuyordu. Osmanlılar zaten Tökeli İmre'yi yukarı Macaristan kralı olarak tanıyorlardı. Henüz kuşatmadan önce Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında Vasvar Antlaşması'nın bir sonucu olarak yirmi yıllık bir barış sözleşmesi vardı.
1681 ve 1682'de Tökeli İmre ile Habsburglar arasındaki sınır çatışması şiddetini artırdı. Habsburg kuvvetlerinin merkezi Macaristan içlerine tecavüz etmeleri, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarmak için IV. Mehmet ve divanını ikna etmek için önemli bir gerekçe oldu. Padişah IV. Mehmet, Kara Mustafa Paşa'ya Yanıkkale (Raab) ve Komarom kalelerine (ikisi de Kuzeybatı Macaristan'da) operasyon yapmaya ve onları kuşatmaya izin verdi. Osmanlı ordusu 21 Ocak 1682'de seferber edildi. 6 Ağustos 1682'de de savaş ilan edildi.
Hazırlıklar
Türklerin
savaştaki genel durumu hakkında
bilgi veren bir İngiliz
gazetesinden kesit.
The London Gazette - 30 Temmuz 1683 Pazartesi
Viyana,
Doğu Akdeniz-Almanya ticaret yolu üzerinde oluşu, Tuna
üzerinde iç kontrol noktası olması gibi
nedenler yüzünden Osmanlı İmparatorluğu'nun
stratejik hedeflerinin tam ortasındaydı. Kuşatma için
büyük hazırlıklar yapıldı; Avusturya'ya
ve lojistik merkezlere giden yollar tamir edildi; yenileri inşa
edildi. Cephane, mühimmat, top ve diğer kaynaklar
imparatorluğun her yanından bu lojistik merkezlere ve
Balkanlar'ın içlerine gönderilmesi yapıldı.
Lojistik zamanı, Ağustos ve Eylül 1682'de bir istilaya başlamanın mümkün olmadığını ifade ediyordu. Üç aylık bir seferde Osmanlılar kışın Viyana'da olacaklardı. Ama seferin başlaması ve hazırlanması için gereken 15 aylık bir sürede de Habsburglar hazırlanacak ve diğer Avrupa krallıklarına yardım için başvuracaklardı. Nitekim kış süresinde Habsburglular ve Lehistan bir antlaşma imzaladılar. Antlaşmaya göre Osmanlılar Kraków'a saldırırlarsa Habsburg kuvvetleri Lehistan'a yardıma gelecekti, karşılık olarak da Leh ordusu Viyana'ya bir saldırı olursa yardıma gelecekti.
İlkbaharda Mayıs'ın erken zamanında Osmanlı ordusu Belgrad'a ulaştı. Daha sonra Viyana şehrine doğru hareket etti. 7 Temmuz'da 40.000 Tatar kuvveti Viyana'nın 40 km doğusuna vardı. Kuşatma süresince Habsburg imparatoru I. Leopold 80 bin Viyanalı ile şehirden kaçtı ve Linz'e yerleşti. Lehistan kralı Sobieski de 1683 yazında antlaşmadaki yükümlülüğünü yerine getirmek için bir yardım sevkiyatı hazırlıyordu.
Kuşatma
Kuşatma
Osmanlı
ordusu 14 Temmuz'da Viyana'yı kuşattı. Artakalan
11.000 askerin, 5.000 sivil ve gönüllünün lideri
Graf Ernst Rüdiger von Starhemberg teslim olmayı
reddediyordu. Viyanalılar şehrin etrafındaki evleri ve
duvarları tahrip ettiler, yıkıntıları
temizlediler ve boş bir alan bıraktılar. Kara Mustafa
Paşa bu problemi kuvvetlerine şehre doğruca giden
hendek kazmalarını emrederek çözdü.
Osmanlılar zamanı hesaba almadılar, bununla beraber zaman onların tarafında değildi. Bu noktadaki hataları, savaşın ilanından sonra ordularını birleştirip ilerlememeleri; yardım kuvvetlerinin ulaşmasına izin verdi. Tarihçiler Kara Mustafa Paşa'nın şehri zenginlikleri ve bozulmamış haliyle ele geçirmek istediğini söylemektedir.
Viyana'ya ise her anlamda yiyecek desteği kesilmişti. Garnizon ve sivil gönüllüler aşırı kayıplara katlanıyordu.
Kışla hizmeti öyle bir problem haline geldi ki Graf Ernst Rudiger von Starhamberg herhangi bir asker nöbette uykuda bulunursa öldürüleceği emrini verdi. Ümitsizlik gittikçe artıyordu. Bu sırada Lorraine dükü V. Charles komutası altında olan imparatorluk kuvvetleri, Macar Tökeli İmre ile Viyana'nın 5 km kuzeydoğusunda, Bisamberg'de çarpışıyorlardı.
Kuşatma devam ederken Lehistan Kralı Sobieski'nin 120 bin kişilik yardım kuvvetini, Kırım Hanı Murad Giray Han'ın durdurmaması üzerine bu Viyana Kuşatması neticesiz kaldı.
Polonya Kralı Sobieski'nin zaferi.
Türklerin
Viyana'dan Dönüşünün 300. yılı
Viyana bozgununun sorumluluğunu taşıyan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edildi. Padişah daha sonra düşünüp yapmış olduğu başarılı hizmetlerden dolayı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın başının kesilmesini geri almak istemiş ve ikinci bir emirle affedilmesini emretmiştir. Fakat ikinci emir ulaşana kadar görev verilen ulaklar paşayı idam etmişlerdi. Kesilip gömülen başının üzerine seng-i ibret (ibret taşı) ibaresi konuldu. Osmanlının bu hezimeti Avrupa'da büyük sevinçle karşılandı. Artık Osmanlıların yenilmez olmadıklarını gören Avrupa, karşı hücuma kalkmaya başladı. Psikolojik savaş olarak da Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlının gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir. Böylece Türklerin Sakarya Muharebesi’ne kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.
Kuşatma sonrası kurulan Kutsal İttifak, Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'na neden oldu.
Kaynakça
"Participarea lui Șerban Cantacuzino la cel de-al Doilea Asediul Vienei". Historia (Rumence). 28 Kasım 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi.
a b Yrd. Doç. Dr. Mustafa Turan: II. Viyana Muhasarası: Osmanlı Devleti’nde Siyasi, İdari ve Askeri Çözülme; OTAM (Ankara Üniversitesi; Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi) Sayı: 9; Ankara 1998, sayfa 398-399
"1683: The Siege of Vienna | History Today". www.historytoday.com. 4 Mart 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Mayıs 2021.
Tucker, Spencer C. (11 Kasım 2010). Battles that Changed History: An Encyclopedia of World Conflict: An Encyclopedia of World Conflict (İngilizce). ABC-CLIO. ISBN 978-1-59884-430-6. 19 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Mayıs 2021.
Stoye, John (1964). The Siege of Vienna (İngilizce). Holt, Rinehart and Winston. 19 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi.Erişim tarihi: 19 Mayıs 2021.
Kahlenberg Muharebesi(Almandağı Muharebesi)
Kahlenberg (Almandağı) Muharebesi
Kahlenberg
Muharebesi ya da Osmanlıların verdiği isimle Almandağı
Muharebesi, 12 Eylül 1683'te Osmanlı İmparatorluğu
ile Kutsal Roma İmparatorluğu orduları arasında
yapılan meydan muharebesidir. Muharebeyi Osmanlılar
kaybetmiştir. Muharebe, II. Viyana Kuşatması'nı
bitirmiştir ve Osmanlı-Habsburg Savaşlarının
kesin bir dönüm noktasıdır. Merzifonlu Kara
Mustafa Paşa'nın yeniçerileri ve sipahileri
metrislerden çıkarmayıp kuşatmaya devam
ettirmesi muharebenin seyrini değiştirmiştir.
Başlangıç
Avusturya, yönetimi altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle eziyordu. Ayrıca mezhep hürriyeti de tanımıyordu. Kutsal Roma İmparatoru I. Leopold, Macaristan ve Avusturya topraklarında yükselen Protestanlık'ı bertaraf etmek istiyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre'nin önderliğinde ayaklandılar. Kendi güçleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istediler. 1681 ve 1682'de Tökeli İmre ile Habsburglar arasındaki sınır çatışması şiddetini artırdı. Habsburg kuvvetlerinin merkezi Macaristan içlerine tecavüz etmeleri, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarmak için Padişah IV. Mehmet ve divanını ikna etmek için önemli bir gerekçe oldu. Padişah IV. Mehmet, Kara Mustafa Paşa'ya Yanıkkale (Raab) ve Komarom kalelerine (ikisi de Kuzeybatı Macaristan'da) operasyon yapmaya ve onları kuşatmaya izin verdi. Osmanlı ordusu 21 Ocak 1682'de seferber edildi. 6 Ağustos 1682'de de savaş ilan edildi.
Hazırlıklar
17. yüzyıl'ın ortasından itibaren Köprülü ailesinin çalışmalarıyla, Viyana'ya giden yollar ve köprüler tamir edilmiş ve yenilenmişti. Yol üzerindeki kaleler ve stratejik noktalar cephane ve asker mevcudu açısından ikmal edilmiş, toplarla güçlendirilmişti. Avusturya Arşidükü I. Leopold, Venedik, Polonya ve Papalık'la bir ittifak kurmuştu. Bu ittifak, Osmanlı yenilgisinde büyük rol oynamıştır. 1683'de Kutsal Roma İmparatorluğu ile Lehistan arasında imzalanan Varşova Antlaşması kapsamında, eğer Osmanlılar Krakow'a saldırırsa Leopold ordusuyla yardıma gelecek, eğer saldırı Viyana üzerine olursa Leh ordusu yardıma gelecekti.
31 Mart'ta bir savaş ilanı daha Viyana'ya ulaştı. Sonraki gün Osmanlı ordusu Edirne'den harekete geçti. Ordu, Mayıs ayının ilk günlerinde Belgrad'a ulaştı. Erdel Prensi Mihaly Apafi'de Osmanlı kuvvetlerine katıldı. Tökeli İmre Győr'ü kuşatmakla görevlendirildi. 150.000 kişilik savaşçı kuvvet, Viyana'ya doğru harekete geçti. Yaklaşık 40.000 kişiden oluşan Kırım Tatarları da Viyana'nın 40 kilometre doğusunda bulunuyordu. Bu şekilde, Osmanlı ordusu, bölgedeki Avusturya kuvvetlerinin 2 katıydı. Leopold, 60.000 askeriyle Passau'ya kaçtı. Aynı zamanda Lorraine Dükü V. Charles, 20.000 kişilik kuvvetiyle Linz'e çekildi. Osmanlı ordusu Viyana'ya doğru hareket halindeyken, Leh kralı Jan Sobieski, yardım kuvveti toplamaya başlamıştı.
Osmanlı ordusu, 14 Temmuz 1683'de Viyana'ya ulaştı. Viyana, Ernst Rüdiger von Starhemberg komutasındaki 15.000 kişilik garnizonla savunuluyordu. Osmanlı ordusunun personel sayısı cephe-geri hizmeti ve levazım kuvvetleriyle 250.000'i buluyordu. Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanı Murat Giray'ı Tuna Nehri üzerinden Viyana'ya gelecek herhangi bir yardımı önlemek için görevlendirdi.
Osmanlı ordusu 14 Temmuz günü kuşatmaya başladı. Kara Mustafa Paşa, geleneksel olarak şehre teslim talebi gönderdi. Garnizon kumandanı teslim talebini reddetti ve savunmaya geçti. Viyana garnizonuna yaklaşık 9.000 kişilik bir gönüllü kuvveti de katılmıştı. Kara Mustafa Paşa şehrin kendiliğinden teslim olmasını istiyordu ve şehre büyük bir saldırı düzenlememişti. Osmanlı ordusunun geleneğine göre bir şehir ya da kale teslim olursa şehre dokunulmaz, yağma yapılmazdı. Fakat şehir teslim olmadan düşerse askere yağma serbest olurdu. Kuşatma devam ediyordu. Viyana'da durumlar iyice kötüleşmişti ve lağımcılar surlarda yer yer gedikler açmaya başlamıştı. Yaklaşık 30.000 kişilik Leh ordusu hızla Viyana'ya yardıma geliyordu. Onlara 50.000 kişilik Alman ve Avusturyalı katılmıştı.
8 Eylül'de 5.000 lağımcı, Burg burcunda büyük gedikler açmayı başarmıştı. Osmanlılar en sonunda Burg burcunu ele geçirdiler ve burca yakın duvarların alt kısımlarında mevzilenmeye başladılar. Viyana garnizonu artık şehrin içinde ve sokaklarda savaşmaya hazırlanmaya başlamıştı. Bunların hepsi, şehre büyük bir genel taarruz yapılmadan oldu.
Muharebe
Kara Mustafa Paşa, Viyana'ya yardıma gelen orduyu küçümsedi ve Kırım Hanı'nın onları durdurabileceğini düşündü. Fakat köprüyü korumakla görevlendirilen kırım süvarileri hafif süvarilerdi. Hafif süvariler açık meydanda etkililerdi, köprü tutmak hafif süvari için zor bir görevdir. Ayrıca Kırım Hanı'na top da gönderilmemişti. Murat Giray, yardım ordusunun köprüden geçmesine müsaade etti. Ayrıca Viyana etrafındaki tepeler de tam olarak denetim altına alınmamıştı ve şehrin çevresine tümüyle hakim olunmamıştı.
En sonunda yardım birlikleri 12 Eylül'de Kahlenberg Tepesi'ne ulaştı.
Muharebe 12 Eylül gecesi başladı. Osmanlılar, hafif saldırılarla yardım ordusunda zayıflıklar bulmaya çalıştı fakat başarılı olamadılar. Osmanlı saflarına ilk önce Alman birlikleri saldırdı. Yardım birliklerinin sol ve orta kanatları muharebeye dahil oldu. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarihi bir hata yaparak yeniçerileri ve sipahileri metrislerden çıkarmadı. Yardım kuvvetlerini düzensiz, tecrübesiz ve hafif zırhlı birlikler karşıladı. Kara Mustafa Paşa yardım birliklerine bir karşı saldırı düzenledi fakat bu karşı saldırının içinde ne yeniçeriler ne de sipahiler vardı. Bu sırada lağımcılar son kez bir surlarda patlama yapmaya çalıştılarsa da patlayıcılar bulunup etkisiz hale getirildi. Yardım orduları bu arada Viyana çevresindeki Nussdorf ve Heiligenstadt köyleri gibi bazı önemli noktaları ele geçirdi. Muharebe Osmanlı sol kanadında ve kısmen merkezde devam ediyordu. Osmanlı sağ kanadı pek çatışma görmemişti. Sol kanat iyice gerilemeye başlamıştı ama en sonunda sert bir direniş gösterip yardım ordusunu durdurdular. Fakat bu çok uzun sürmedi. Yardım birlikleri saldırılarına devam etti.
Bütün bunlara rağmen, Kara Mustafa Paşa yardım ordusunu mağlup etmektense şehre yapılan taarruzlara daha çok önem verdi; yeniçeriler hala yardım ordusuyla temasta bulunmamıştı. Yardım birlikleri zaten Osmanlı sol kanadıyla ve kısmen de merkeziyle temas içerisindeydi. Leh süvarileri de Osmanlı sağ kanadının arkasına doğru hareket etmeye başlamıştı ve Türk ordusunu çember içine almaya çalışıyorlardı. Alman ve Avusturya birlikleri ise ilerlemelerine devam ediyorlardı. Unterdöbling ve Oberdöbling köylerini ele geçirdiler ve Türk merkezine iyice yakınlaştılar. Birkaç saat süren çatışma sonucunda Osmanlı ordusu hırpalanmaya başladı. Fakat orduda bozgun havası yoktu, ayrıca yeniçeri ve sipahiler hala metrislerdeydi, yardım ordusuyla en ufak temasları olmamıştı. Öğleden sonra savaş alanının diğer tarafında Leh piyadeler Türk sağ kanadı üzerine saldırıya geçti. Birkaç saat sonra Lehler Gersthof köyünü ele geçirdi. Bu köy, Lehlerin yapacağı büyük süvari saldırısı için bir üs olarak kullanılacaktı.
Osmanlı merkezi 3 koldan taarruza açık kalmıştı: Sol kanatta ve merkezde Alman ve Avusturyalılar, sağ kanatta ise Lehler Osmanlı merkezini tehdit etmeye başladı. Bu durumdan birkaç saat sonra merkezdeki İbrahim Paşa, Kara Mustafa Paşa'dan habersiz bir şekilde askerleriyle savaş alanından ordu üssüne doğru çekilmeye başladı. Bunun üzerine Türk ordusunda iyice bir bozgun havası yayıldı. Kutsal İttifak birlikleri saldırılarını sertleştirdi. Viyana garnizonu da surlardan atılıp saldırıya geçti.
Osmanlı ordusunun dağılmaya başladığını gören Jan Sobieski, son saldırıyı yapıp Osmanlıları bozmak için 25.000 süvariyle hücuma geçti. Saldırı yapıldığı anda en öndeki Osmanlı hatlarını bozdu. Kuşatmadan dolayı zaten yorgun, muharebedeki gerilemeden, kuşatmadaki başarısızlıktan dolayı morali bozulmuş ve artık geri dönmek isteyen ordu geri çekilmeye başladı. Leh süvarileri Türk ordusunun kampına doğru harekete geçtiler. Yardım birlikleri Kara Mustafa Paşa'nın çadırına çok yaklaştılar. Hali gören Kara Mustafa Paşa, ordunun tüm ağırlıklarını ve savaş malzemelerini bırakarak geri çekilmesini emretti.
Sonuç
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, habersiz geri çekilen ve bozgunun ilk adımını atan İbrahim Paşa'yı idam ettirdi. İbrahim Paşa ölmeden önce Merzifonlu hakkında "Sıkıntıyı düzeltecek olan da budur, Padişahımıza söyleyin öldürmesin!" demiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, IV. Mehmed'den bir sefere daha çıkması hakkında izin istemiş, bütün masrafları kendi cebinden karşılayacağını söylemiştir. Fakat Merzifonlu da Belgrad'da idam edilmiştir. Padişah daha sonra düşünüp yapmış olduğu başarılı hizmetlerden dolayı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın başının kesilmesini geri almak istemiş ve ikinci bir emirle affedilmesini emretmiştir. Fakat ikinci emir ulaşana kadar görev verilen ulaklar paşayı idam etmişlerdi. Kesilip gömülen başının üzerine seng-i ibret (ibret taşı) ibaresi konuldu.
Osmanlının bu hezimeti Avrupa'da büyük sevinçle karşılandı. Psikolojik savaş olarak da Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlının gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir. Böylece Türklerin Sakarya Muharebesi’ne kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.
Kuşatma sonrası kurulan Kutsal İttifak, Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'na neden oldu. Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sonucunda Osmanlılar yenildi ve Karlofça Antlaşması'yla ilk büyük toprak kayıplarını yaşadılar.
Ciğerdelen Muharebesi
Ciğerdelen Muharebesi,Juliusz Kossak
Ciğerdelen
(sol taraf) ve Estergon'un 1664 yılında yapılan bir
çizimi
Ciğerdelen
Muharebesi, Macarların Párkány, Osmanlıların
Ciğerdelen dedikleri, II. Dünya Savaşı'ndan sonra
bugün kullanılan ismiyle Štúrovo'da 7 Ekim
1683 günü Osmanlı ordusu ile Alman-Leh ordusu arasında
yapılan ve iki parçadan oluşan muharebedir; ilk
çatışma Sobieski'nin saldırısıyla
başlamış ve Osmanlılar bu saldırıyı
püskürtmüştür, iki gün sonraki ikinci
çatışmada ise ittifak güçleri genel
saldırı gerçekleştirmiştir ve Osmanlılar
yenilmiştir.[1]
II. Viyana Kuşatması'nın ertesinde,[2] 2 Ekim 1683 günü III. Jan Sobieski ve V. Karl Macaristan'daki Haçlı birlikleri ve Türk savunma hatları hakkında bir görüşme yaptılar ve saldıracakları bölgenin neresi olacağına karar verdiler. Asıl hedefleri olan Uyvar (Nove Zamky) yöresinin yağış nedeniyle sularla kaplanması üzerine Ciğerdelen (Párkány)'e ilerlemeye karar verdiler. Ciğerdelen Tuna'nın kuzeyinde bulunuyordu ve Estergon'dan karşı kıyıya uzanan Türk bölgesine geçiş noktasıydı, Osmanlılar burası sayesinde İmre Tököli ve Macarları baskı altında tutabiliyordu.
Savaş
17 bin Alman ve 10 bin Leh askerinden oluşan ittifak kuvveti 6 Ekim günü Ciğerdelen'e vardı. Burada Sobieski, müttefiklerini dinlemeden erken saldırıya geçti ve Osmanlı orduları tarafından bozguna uğratıldı, savaş alanından kaçarak canını zor kurtarabildi; ama hemen arkasından yerini dolduran Alman orduları Lehleri yeniden toparlayarak büyük bir saldırıya geçtiler.
Bu saldırıya karşılık 16 bin kişilik Osmanlı ordusu Ciğerdelen'in zaten elverişsiz olan savunma hatlarından fırlayarak düşmana saldırdı. Bir saat sonra ittifak kuvvetleri Osmanlılar'ı nehir kıyısına sıkıştırdı ve nehir üzerindeki köprüyü bombaladı. Ölüm geçidine dönen köprüde binlerce Osmanlı askeri hayatını kaybetti veya Estergon tarafına geçmeye çalışırken boğuldu. Muharebe Osmanlı yenilgisiyle sonuçlandı.
Kaynakça
Somel, Selçuk Akşin (2012). Historical dictionary of the Ottoman Empire (2. bas.). Lanham, Md.: Scarecrow Press. ISBN 978-0810871687.
Scott, Hamish (2015). The Oxford handbook of early modern European history, 1350-1750. Volume 1, Peoples and place (1. bas.). Oxford: Oxford University Press. ISBN 978-0198820567.
Salankamen Muharebesi
Salankamen Muharebesi
Salankamen
Muharebesi'nin krokisi
Salankamen
Muharebesi (Szlankamen, Slankamen, Slankamin diye de geçer)
Osmanlı ordusu ile Habsburg Ordusu arasında 9 Ağustos
1691 tarihinde meydana gelen ve Osmanlı-Kutsal İttifak
Savaşları'nın parçası olan bir
muharebedir.
Muharebenin gelişimi
Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem olan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa 1691'de yılı için Avusturya üzerine askeri sefere 15 Haziran 1691'de Edirne’den başladı. Ordu başında Sofya’ya yaklaştığında Sultan II. Süleyman’ın ölüm haberini ve padişahlık tahtına küçük kardeşi II. Ahmed’in culûs ettiği haberini aldı. Yeni padişah mühr-ü humayununu Sofya'ya gönderip Fazıl Mustafa Paşa'yı Sadrazam ve Serdar-ı ekrem olarak görevlerinde bırakmıştı.
Fazıl Mustafa Paşa Sofya'dan seferi sürdürdü. Belgrad’a yetişince bir savaş meclisi kurup ordu ve sefere katılan devlet ileri gelenleri ile istişarelerde bulundu. Bu savaş meclisine daha Belgrad'a erişemediği için orduya katılamamış olan Kırım Hanı veya temsilcisi ve birkaç eyalet kuvvetleri komutanı olan valiler bulunmamaktaydı. Meclise katılanların çoğunluğu ordunun Belgrad'ta kalıp Kırım Hanı ordusunu ve eyalet askerlerini beklenmesini istemekteydiler. Fakat Sadrazam bu kararı dinlemeyip Belgrad'ın yakınlarında olan Sava Nehri üzerinde kurulan köprüden orduyu Zemun yakasına geçirdi.
Yaklaşık 100.000 kişilik Avusturya ordusu Baden Margravı Ludwig Wilhelm komutasında Varadin civarında bulunuyordu. Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu Belgrad’ın 60 km kuzeybatısında ve Karlofça’nın güneydoğusunda yer alan Tisza ırmağının Tuna ile karıştığı mevkide bulunan Salankamen (Szalankamen) palankası ile Varadin arasında mevzilendirdi. Fakat Kırım kuvvetleri hala yolda olup daha Osmanlı ordusuna katılmamışlardı. Kırım kuvvetlerinin gelip orduya katılması için burada beklemek istiyordu.
Avusturya ordusu ateş gücü yüksek piyade ve sahra toplarına sahipken Osmanlı ordusu sayı bakımından üstündü. Bu arada Kırım Hanı'nın ordusu da Osmanlı ordusunun yanında savaşa katılmak için ilerliyordu.
Salankamen Muharebesi'nin anısına muharebe meydanına dikilmiş anıt.
Fazıl
Mustafa Paşa, bazı üst düzey komutanlarının
da etkisiyle Kırım Tatar ordusunu ve yardımcı
kuvvetleri beklemeden mevzilerinden saldırıya geçmek
istemekteydi. Osmanlı kuvvetleri Tuna'da ele geçirdikleri
800 kayık dolusu düşman erzağını
yakmıştı. Prens Ludwig, askeri erzak sıkıntısı
içinde olmasına rağmen Varadin yolunun da kapanmış
olduğunu dikkate alarak hemen muharebeye girişmeyi kabul
etti. Çarpışmalara 19 Ağustos 1691 günü
ikindi vakti başlandı. Çok yoğun çarpışmalar
sonucu Avusturya ordusunda ilk dağılmalar başladı.
Avusturya ordusu son büyük taarruza geçmeye kalktı
ve 30 bin askerle Osmanlı ana hattına saldırdı.
Bu çatışma denge halinde devam ederken merkeze hücum
eden Avusturya kuvvetlerine karşı askeri cesaretlendirmek
için öne çıkan Mustafa Paşa alnına
bir kurşun isabetiyle hayatını kaybetti. Bu Osmanlı
hatlarının çözülmesine yol açtı.
Osmanlı ordusunun bocaladığını gören
Habsburg kuvvetleri tam taarruza geçtiler. Serdarsız
kalan Osmanlı ordusu dağıldı ve geri çekildi.
Osmanlı ordusunun ağırlıkları Avusturyalıların eline geçti. Kırım Hanı savaş yerine geldiğinde dağılmış Osmanlı ordusuyla karşılaştı. Bütün aramalara rağmen Fazıl Mustafa Paşa’nın naaşı bulunamadı.
Kaynakça Özel Genel
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, (1954, Son Bas. : :2011) Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar, Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları, ISBN 9789751600134 Say.:481-485.
Zenta Muharebesi
Zenta Muharebesi
Zenta
Muharebesi, Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya
orduları arasında, 11 Eylül 1697 tarihinde Tisa Irmağı
kıyısındaki Zenta’da yapılan ve
Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan muharebedir.
Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'nın son
önemli çarpışması olan bu savaşın
ardından 1699 yılında Karlofça Antlaşması
imzalandı.
Hazırlıklar
1695 ve 1696 yıllarında Avusturya'ya karşı iki sefere çıkan Sultan II. Mustafa, bu ülkeye üçüncü bir seferle büyük bir darbe indirmek istiyordu. 1697 yılına gelindiğinde Avusturya uzun süredir yürütmekte bulunduğu ve Fransa'ya karşı savaştığı 9 Yıl Savaşları'nı bitirmiş ve Osmanlı Devleti'ne barış teklifi götürmüştü. Bu sırada ölen Jan III. Sobieski'nin yerine Lehistan tahtına Saksonya elektörü Frederick geçmişti, onun yerine, yani Avusturya ordusunun başına, Fransız asıllı başarılı komutan Savoylu Eugene getirilmişti. II. Mustafa da barış teklifini reddetmiş, Avusturya'ya üçüncü sefer için hazırlıkları başlatmıştı.
13 Nisan 1697'de Edirne Sarayı'ndaki Arz Odası'nın önüne tuğlar dikildi. 18 Nisan'da Sultan II. Mustafa 100.000 kişilik bir kuvvetle üçüncü seferine çıktı. Yol üzerinde Avusturyalıların Bihke Kalesi önünde bozguna uğradığı ve Hersek'te Venediklilerin çekildiği haberleri ordunun moralini yükseltti.
11 Ağustos'ta Belgrad'a ulaşan padişah komutanlarını alarak 12 Ağustos'ta bir harp meclisi topladı. Mecliste iki görüş ortaya çıktı; ya Sava üzerinden Varadin'e geçilecek ya da Tisa'dan karşıya geçilecekti.[4] Amcazade Hüseyin Paşa "Üç keredir sefer yapıp düşmandan bir karış toprak almadan evinize dönüyorsunuz. Eğer yeterince teçhizatınız varsa Varadin'i muhasara ediniz." diye görüş belirtti. Ama bu görüş kabul görmedi.
Daha sonra Temeşvar muhafızı Cafer Paşa ordugâha geldi ve meclise katıldı. Cafer Paşa da Titel Kalesi'nin bulunduğu yerden Zenta yönünde gidilmesi ve Macar topraklarında büyük çaplı operasyon gerçekleştirildikten sonra, en son Varadin'e geçilmesi yönünde görüş belirtti. Amcazade Hüseyin Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Mısırlızade İbrahim Paşa bu planı tehlikeli buldularsa da Cafer Paşa'nın II. Mustafa ile önceden beri var olan yakın ilişkileri nedeniyle Zenta yönünde gidilmesine karar verildi.[4]
Karar alındıktan sonra Osmanlı ordusu Tuna'yı geçti ve 110 parçalık donanma da Tisa Nehri'ne hareket etti. Avusturya ordusu ise Titel Kalesi önünde 7-8 bin kişilik kuvvet bırakarak çekilmişti. Osmanlı ordusu kaleyi aldı ve yıktı.
Avusturya ordusu komutanı Prens Eugene casusları vasıtasıyla Osmanlı ordusunun planını öğrenmiş, Osmanlı ordusu ilerlerken de Varadin'e çekilmişti.[4] Sadrazam Elmas Mehmed Paşa, Avusturyalılar buraya daha yeni yerleşirken uygun durumda hemen saldırma teklifinde bulundu ama teklif kabul edilmedi. Osmanlılar'ın Tisza yönünde ilerlediğini duyan Eugene hızla Tisza'ya yöneldi, bu sırada henüz Osmanlı ordusunun büyük kısmı köprüden geçmemişti. Eugen'in geldiği haberi alınınca geçiş hızlandı ama bu yeterli olmadı, kurulan köprü aşırı yük almış ve dayanıksızlaşmış, yer yer de parçalanmıştı.
Savaş
Zenta Muharebesi'nin planı.
Senta,
Sırbistan'da Zenta Muharebesinin anısına dikilmiş
anıt.
Osmanlılar'ın
Tisza yönünde ilerlediğini duyan Eugene hızla
Tisza'ya yöneldi, bu sırada Osmanlı ordusunun büyük
kısmı köprüden geçmemişti. Eugen
geldiğinde nehrin karşısına sadece 7.000 Osmanlı
askeri geçebilmişti, bunlar çoğunlukla geçişi
kolaylaştırmak için karşıya geçen
rütbeli askerler ve paşalardı, yanlarında ise
saray halkı, hazine, otağ-ı hümayun, silahdarlar
ve bolca cephane vardı.[4] Eugen yaklaşırken üzerine
Anadolu Beylerbeyi Mısırlızade İbrahim Paşa
ve Diyarbakır Beylerbeyi Kavukçu İbrahim Paşa'nın
kuvvetleri üzerine gönderildi ama bir sonuç
alınamadı.
Sonunda çarpışma 11 Eylül 1697 günü öğleden sonra başladı, nehri geçemeyen Osmanlı ordusu mevzi almaya karar verdi, bu ise Avusturya topçusunun karşı kıyıları hiçbir karşılık almadan bombalamasına yol açtı. Sonunda Osmanlı ordusu otuz bin kayıp vererek geri çekildi. Avusturyalılar da çok kayba uğradığından[kaynak belirtilmeli], Sultanın yanındaki Osmanlı kuvvetlerine taarruz edemediler. Sultan İkinci Mustafa ordunun geri kalan kısmını toparlayarak Temeşvar'a doğru yöneldi.[4] Ordu kayıplara rağmen planlandığı üzere Temeşvar'a ulaştı, ancak herhangi bir kaleyi kuşatacak durumda değildi.
Sonuçlar
Osmanlı ordusu rütbeli askerlerini kaybetmişti, başta Sadrazam Elmas Mehmed Paşa[5] olmak üzere birçok Osmanlı paşası[6] ölmüş; sadrazamın göğsünde taşıdığı mühür, sultanın çadırıyla birlikte birçok ordu çadırı, 87 top, 15 bin sığır, 7 bin at, birkaç bin deve ve toplam 3 milyon gulden tutarında hazine Avusturya ordusunun eline geçmişti.[4] Ordusunun bozgununa çaresizlik içinde seyirci olan padişah II. Mustafa, önce Temeşvar'a, oradan da İstanbul'a doğru geri çekildi. Muharebeden önce tavsiyesi dinlenmemiş olan Amcazade Hüseyin Paşa ise sadrazamlığa getirildi.
Eugene'nin Osmanlı ordusunu hazırlıksız yakalaması için tekrar dengesinin bozulduğu bir anı beklemesi gerekti, Temeşvar'da bulunan Osmanlı kuvvetlerinin karşısına çıkmaya çalışmak yerine zafer kazandığını Avusturya'ya bildirdi. Prens Eugene, Belgrad'a saldırabilecek olmasına rağmen ordudaki para ve erzak sıkıntısı yüzünden birliklerini Erdel civarındaki kış karargahlarına gönderdi.[4]
Savaş, Kutsal İttifak Savaşları içinde son önemli muharebedir. Kaybettiği topraklarını geri almasının zor olacağını fark eden Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması'nı imzalamayı tercih etmiştir.
Kaynakça
Şablon:Selim Hilmi Özkan, Türk Tarihinin Kırılma Noktası: Zenta Faciası, Turkish Studies, S.16(2009), ss.1779-1793.
Afyoncu, Erhan (2013). "Zenta". İslâm Ansiklopedisi. 44. ss. 279-281.
Spencer C. Tucker: A Global Chronology of Conflict: From the Ancient World to the Modern Middle East, ABC-CLIO, 2010 [1] 29 Mart 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
K. K. Kriegsarchiv (Hrsg.): Feldzüge des Prinzen Eugen von Savoyen. Verlag des K. K. Generalstabes, Wien 1876, Band 2, page 156.
a b c d e f g Afyoncu, Erhan (2004). "On Soruda: Zenta Muharebesi". Popüler Tarih, Dünya Yayınları.
Çeşitli kaynaklarda Sadrazam'ın yeniçerilerce öldürüldüğü anlatılmaktadır. (Osmanlı Tarihi s.126 Anonim, D.KANTEMİR C.III., s.278)
58 yeniçeri ağası, 20 sipahi ve silahtar ağası, 10 alay beyi, Anadolu Beylerbeyi Mısırlızade İbrahim Paşa, Temeşvar Muhafızı Koca Cafer Paşa, Yeniçeri Ağası Mahmud Paşa, Adana Valisi Fazıl Paşa, Rumeli Beylerbeyi Küçük Cafer Paşa, Diyarbekir Beylerbeyi Çerçeci İbrahim Paşa, Mevlüt Mehmet Paşa, Meşayizade Hasan Paşa, Ankaralı Ali Paşa, Kul Kethüdası Cebeci Paşa ve daha birçok sancak beyi. Osmanlı Arşivleri. BOA, A.DVNS.MHM.d, 109, s. 60
Karlofça Antlaşması
Karlofça Antlaşmalarının müzakereleri
Karlofça
Antlaşması, 26 Ocak 1699 tarihinde Osmanlı ile
başlarında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
bulunan diğer Kutsal İttifak devletleri (Avusturya, Venedik
ve Lehistan) arasında imzalanmış olan bir barış
antlaşmasıdır. Gerileme Dönemi'nin başlangıcı
olarak sayılmaktadır. Karlofça bugünkü
(Almancada Karlowitz, Sırpça'da Сремски
Карловци (Sremski
Karlovci)) Sırbistan'ın sınırları içinde
yer alan küçük bir kasabadır. Antlaşma,
1683-1698 yılları arasındaki Osmanlı-Kutsal
İttifak Savaşları'nın sonucunda imzalanmıştır.
Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları
Sultan II. Mustafa döneminde Osmanlılar, Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlediler. Papa XI. Innocentius 1684'te Osmanlı İmparatorluğu'na karşı "Kutsal İttifak" adı altında Avusturya, Lehistan ve Venedik'ten oluşan bir ittifak oluşturdu. 1686'da bu ittifaka Rusya da katıldı.
Erdel'de yapılan bir sıra muharebeler yanında Venedikliler, Mora Yarımadası ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırmışlardı. Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı İmparatorluğu yorgun düştü. Aynı dönemde Rusya'nın başına I. Petro geçmişti. I. Petro; ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti. 1695'teki saldırıda başarısız olmuş; fakat bir yıl sonra Azak Kalesi'ni ele geçirmişti (6 Ağustos 1696). Ancak Osmanlı İmparatorluğu, ordusunun 11 Eylül 1697'de Zenta Muharebesi'nde uğradığı yenilgi ile bir anda savunmasız kaldı. Özellikle İngiliz ve Hollanda hükûmetlerinin araya girmesi sonucu Sultan II. Mustafa, barış müzakerelerine razı oldu.
Müzakereler ve imzalanma
İki ay süren antlaşmanın müzakerelerinde Osmanlı İmparatorluğu'nu Reis-ül Küttab Rami Mehmed Paşa ve Baştercüman Aleksandros Mavrokordatos temsil etti. Kutsal İttifak ülkelerini temsil eden delegeler Avusturya Arşidüklüğü için Kont Franz Ulrich Kinsky, Venedik Cumhuriyeti için Carlo Ruzzini ve Lehistan için Malaçovski idi. Müzakerelere danışman olarak katılan İtalyan asıllı Luigi Ferdinando Marsigli ise antlaşma imzalandıktan sonra 850 km uzunluğunda olan yeni Osmanlı-Avusturya sınırının haritasının çizilip tespit edilmesi için kurulan komisyonun başkanlığını yapmıştır.
[1]
Günümüzde Karlofça kasabasının görünümü
Müzakereler
sırasında, barış müzakereleri tarihinde ilk
defa olarak, taraflar yuvarlak bir masa etrafında toplandılar.
Müzakerelerin yapıldığı büyük
çadırın dört değişik girişi
bulunmaktaydı ve böylece hiçbir taraf için
çadıra giriş protokolünde öncelik
sağlanmamış oluyordu.
26 Ocak 1699 günü imzalanan Karlofça Antlaşması ile Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Prensliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora Yarımadası ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı. Ruslar ayrıca ele geçirdikleri Azak Kalesi'nin dışında, ele geçirmeyi düşündükleri Kerç Kalesi'ni de istediklerinden, Karlofça'da Ruslar ile bir barış antlaşması imzalanamadı. Ancak Ruslarla da iki yıllık bir ateşkes üzerinde mutabakata varıldı. Barış antlaşması, ertesi yıl imzalandı. Ayrıca barışın süresi 25 yıl olarak belirlenirken, antlaşmanın garantör devleti de Avusturya olmuştur.
Sonuçlar
Karlofça Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu'nun batıda büyük çapta toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Karlofça Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu kaybettiği toprakları geri alma siyaseti izlemeye başlamıştır. Ayrıca duraklama dönemi biterken, gerileme dönemi başlamıştır.
Avusturya'nın barış görüşmelerini kabul etmesinin başlıca sebebi batıda çıkması önlenemez olduğu gayet açık olan savaştı. Habsburg Hanedanı'nın İspanya kolundan olan İspanya Kralı II. Carlos fiziksel ve akılsal olarak kusurlu idi ve ayrıca kendisinin yerine geçebilecek bir çocuğu da yoktu.[kaynak belirtilmeli] İspanyol İmparatorluğu'na vâris olarak iki değişik hanedan temsilcisi bulunmaktaydı: Birisi Kutsal Roma Germen İmparatoru olan Habsburg Hanedanı'ndan I. Leopold, diğeri ise Bourbon Hanedanı'ndan Fransa Kralı XIV. Louis. Her ikisi de İspanya İmparatorları II. Felipe'nin torunu ve sonraki IV. Felipe'nin damatları olup her ikisinin de İspanya tahtı üzerindeki iddiası aynı güçte idi. II. Carlos kendine vâris olarak önce I. Leopold'u seçmişti; ama sonra fikrini değiştirip XIV. Louis'i vâris yapmıştı. Fransa ve İspanya'nın birleşmesi ve (İspanya'yı da idaresine geçiren) Fransa'nın; Avrupa'nın, Amerika ve Asya'da İspanya kolonilerine sahip süper güçlü ülkesi olarak ortaya çıkması Avusturya'yı olduğu gibi diğer birçok batı Avrupa ülkesini de korkutmaktaydı. Bu karmaşık İspanya veraseti sorununun bir Avrupa savaşı ortaya çıkarması bekleniyordu. Nitekim de Karlofça Antlaşması'ndan 2 yıl geçmeden beklenen oldu ve 1701-1714 döneminde 13 yıl süren İspanya Veraset Savaşları başladı. Karlofça'ya İngiltere ve Hollanda'nın ara buluculuk yapmaya çok hevesli olmaları ve Avusturya'nın bu antlaşmaya hemen razı olmasının nedeni bu beklenen savaş idi.
Kaynakça
Carlo Ruzzini 19 yil sonra 21 Temmuz 1718'de imzalanan Pasarofça Antlaşması için de Venedik'i temsil eden heyetin başkanı idi. 1732-1735 döneminde ise Carlo Ruzzini Venedik Cumhuriyeti Doçesi seçilip Dük olarak görev yapmıştır.
Dış kaynaklar
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (6. Baskı,2003) Osmanlı Tarihi, III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar Ankara: Türk Tarih Kurumu. ISBN 975-16-0013-8 Sayfa: 585-595.
Erim, Nihat (1953) Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayınları: Türk Tarih Kurumu Basımevi, Sayfa: 23-47
Dimitri Kantemir (Tr. haz.: Özdemir Çobanoğlu) (1980) Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükseliş ve Çöküş Tarihi Ankara:Cumhuriyet Kitapları.
Dış bağlantılar
Özcan, Abdulkadir (2001) "Karlofça ( Karlofça Antlaşması )" Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt:24 Sayfa:504-507, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Online:[1] 29 Aralık 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
(...) A general collection of treatys of peace and commerce, manifestos, declarations of war, and other publick papers, Cilt:IV. Sayfa: 390-302 "Karlofça Anlaşması"'nın İngilizce metni arşivlerde bulunan bir eski kitapta bulunmaktadır. PDF ve EPUB formlu Online: [2] (İngilizce)
Koch, Christophe Guillaume (1797) Abrege de l'histoire des traites de paix Cilt:3 Sayfa:3-38 "Karlofça Anlaşması"'nın Fransızca metni. Online: [3] 29 Aralık 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (Fransızca)
•••
|
1684-1699 Osmanlı-Venedik Savaşı 1684-1699 Osmanlı-Venedik Savaşı ya da Mora Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti arasında 1684-1699 yıllarında meydana gelen savaş. Bu savaş, Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'nın bir parçasıdır. Savaşın alanı, İyon Denizi'nden Yunanistan'a kadar olan geniş bir bölgedir. Bu kadar geniş olmasına karşın, savaşın en önemli cepheleri Mora Yarımadası'nda gerçekleşmiştir. Savaşın sonucunu Karlofça Antlaşması belirlemiş ve Mora Yarımadası Venedik'e geçmiştir. Savaş öncesi 4. Haçlı Seferi'nden sonra 1204 yılında, Venedikliler Ege Denizi ve İyon Denizi'ndeki tüm adaları Bizans'tan aldı. Osmanlılar'ın yükselmesiyle beraber, Venedik tüm adalarını Osmanlı'ya kaybetti. 1669'da Girit'in Osmanlı'ya kaybedilmesiyle sonuncu ada da Osmanlı'ya geçmiş, bu olay Venedik'in Kutsal İttifak'a katılmasındaki ana neden olmuştur. II. Viyana Kuşatması'nın başarısızlıkla sonuçlanmasıyla Venedikliler, eski kuvvetinde olmayan Osmanlı'ya savaş açmıştır. Venedik
taarruzu ve zaferleri (1684-1687) Temmuz 1684 tarihinde Venedikliler harekata başladı. ilk hedefleri Lefkada Adası oldu. 16 günlük kuşatmanın ardından Ağustos ayında adayı aldılar. Burada Yunan yerlileri tarafından ihtiyaçları giderildi. Burada fazla beklemeyip, anakaradaki Acarnania bölgesinin kıyılarını bomabalamaya başladılar. Preveze ve Vonitsa'daki Osmanlı tabyalarının Eylül ayının sonlarına doğru Venediklere geçmesiyle, Acarnania bölgesinin ilhakı tamamlanmış oldu. Bu erken zaferler, Venedik'e büyük moral kaynağı oldu. Çünkü, Venedik'in Mora'ya yapacağı ilhakı kolaylaştırmış oldu (doğrudan Mora'ya asker taşımak yerine, buraya askeri üs kurulabilecekti). Ayrıca, Yunan halkının desteğini de kazanmış oldu. Mora'nın İlhakı 1 yıla yakın bir süre boyunca Venedik ordusunda hiçbir hareketlilik olmadı. Bu süre zaafı içinde, Mora'nın Mani burnunda yaşayan halkı isyana teşvik etti. Çıkan isyana destek verdi. Bu sıralarda, Mora'ya yönetici olarak İsmail Paşa yeni atanmıştı. İsmail Paşa, Mani halkının ayaklandığını duyunca, 10.000 askeri ile isyanı bastırdı. İsyanın bastırıldığını öğrenen Venedikliler, 8.100 kişilik ordusuyla 25 Temmuz 1685'te Koron'daki Türk garnizonunu kuşatmaya aldı. 11 Ağustosta, Venedikliler kaleyi ele geçirdi. Sonra, Mani halkını yeniden isyana teşvik edebilmek için Kalamata şehrine doğru ilerlemeye başladı. İlerleme kaydedilirken, Venedikliler Saksonya Elektörlüğü'nden 3.300 kişilik askerî destek aldı. Kalamata'ya vardıklarında, 10.000 kişilik ordusunu yendiler. Eylül sonuna kadar, Venedikliler Mani Burnu'nun tamamını ve Messinia'nin çoğunu ele geçirmişlerdi. Ekim ayı geldiğinde, Venedik-Saksonya birleşik ordusunda veba salgını baş gösterdi. Kış aylarının da yaklaşması nedeniyle, ordu İyon Denizi'ndeki adalara geri çekildi. Veba salgını, ileriki yıllarda orduda sürekli olarak baş gösterecekti. Nisan 1686'da Venedikliler, Papalık'tan ve Toskana'dan gelen destekle, Mani'ye gelen Osmanlı saldırını püskürttüler. Bu sırada, birleşik ordularının kara ordusunun başına Otto Wilhelm Königsmarck, donanmanın başına Francesco Morosini geldi. Königsmarck, Navarin Kalesi'ni kuşattı ve 3 Haziranda kaleyi ele geçirdi. Kuşatma sırasında, Osmanlı Pilos'taki Müslüman halkı Trablus'a götürdü. 4 Temmuzda Methone alındı. Hiç durulmaksızın Argos ve Nafplion kasabalarına ilerlendi. 4 Ağustosta Palamidi Kalesi'ne vardı 12.000 kişilik Venedik ordusu. Yapılan ilk kuşatma kaldırıldı. Çünkü kuşatma sırasında, İsmail Paşa komutası altında 7.000 Osmanlı askeri desteği geldi. Desteğe rağmen, kale 3 Eylülde Venediklilerin eline geçti. Desteğe gelen ordu da yenildi. Osmanlı ordusu, önce Achaea'ya, sonra Korint'e geriledi. 16 Ağustosta geri çekilme tamamlandı. Atina ve Eğriboz Seferi Mora Adası'nın tamamıyla ele geçirilmesinden sonra, Yunanistan'ın anakarasına sefer başladı. 21 Eylül 1687'de Königsmarck'ın kara ordusu Eleusis'e ayak bastı. Aynı gün de Venedik donanması Pire'ye vardı. Osmanlılar, Atina halkının çoğunu Akropolis'e taşıdı. Bunu takiben, Venedikliler Akropolis'i kuşatma altına aldı (23-29 Eylül). Kuşatma tarihi eserlere zarar verdi. Kuşatma sırasında Osmanlılar, top bataryası yapabilmek için Nike Tapınağı'nı yıktı. Partenon'un ise cephanelik olarak kullanmaya başladı. 26 Eylül'de Venedik toplarının buraya isabet etmesiyle, çatısının tamamı ve duvarlarının çoğu yok oldu. Tahribata ve yaklaşık 200 asker kaybına rağmen, Osmanlılar burayı 28 Eylül'e kadar savunmaya devam etti. Ertesi gün İzmir'e nakledilmek koşuluyla teslim oldular. Osmanlı zaferleri ve savaşta denge (1688-1694) Atina'nın ele geçirilmesine rağmen, Morosini'nin posizyonu hala güvende değildi. Osmanlı Ordusu Thebai'de toplanıyordu. Süvari ordusuysa Attika'da bulunuyordu. Aralıkta 1.400 kişik Hannover ordusunun ayrılması ve ardından veba salgınının çıkması durumu kritikleştirdi. Bu nedenlerden Nisan ayında Mora'ya geri çekilmek zorunda kaldı. Geri çekilirken Pirus Aslanı gibi değerli eşyaları yağmaladı. Geri çekilme, Osmanlı'nın geri dönmesinden korkan binlerce Yunanın Mora'ya göç etmesine neden oldu. Temmuz 1688'de Morosini'nin Venedik Dükü seçilmesinden sonra, Morosini Eğriboz'u kuşattı. 13 bini karada, 10 bini donanmada olan bir orduyla şehri kuşatmasına karşın, 6 bin kişilik Osmanlı garnizonu sert bir savunma yaptı. Donanmanın şehrin giriş-çıkışını tam kapatamadığı için, Osmanlı garnizonu Eğriboz Boğazı'ndan destek alabildi. Eylülde tekrar baş gösteren veba salgını, Venediklilere ağır kayıp verdirtti. Hatta Alman general Königsmarck da bu salgında hayatını kaybetti. 12 Ekim'deki başarısız saldırının ardından, ordu 9 bin kişi kayıpla geri çekilmek zorunda kaldı. Kuşatmanın başarısızlığı, Venedik ordusunda geniş tepki buldu. Kalan Alman askerler, Kasım'da ülkelerine geri döndü. 1689'da yapılan başarısız Monemvasia saldırısının ardından, Morosini'nin sağlığı bozuldu. Bu yüzden Venedik'e geri dönmek zorunda kaldı. Böylece Venedik ilerlemesinin bitmesiyle Osmanlıların karşı saldırıları başladı. Mora ve Macaristan'daki art arda gelen başarısızlıklar, İstanbul'da geniş yankı buldu. Avcı Mehmet, 1687'de tahtı kardeşi II. Süleyman'a bırakarak tahttan çekildi. II. Süleyman başta ateşkes yapmayı düşünse de, 1688'de başlayan Dokuz Yıl Savaşı'yla Avusturya'nın ordusunun bir kısmının Fransa'ya kaydırılmasıyla, savaşa devam etme kararı aldı. Osmanlı kaynaklarının ve ordusunun çoğu Avusturya üzerine yoğunlaştırılmasından dolayı, Venedik'e kaybedilen toprakların tamamı alınamayacaktı. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||
Limberakis Gerakaris'in Harekâtı
1688 yılında, Osmanlılar esir tuttukları korsan Limberakis Gerakaris'in yardımını istediler. Mani Beyi ilanı edilip, asker toplanmasına izin verildi.
O zamanlarda, Orta Yunanistan hiç kimseye ait değildi. Fokida ve Evritanya şehirlerinin arası asker kaçaklarının elindeydi. Gerakis bu kaçakları önce kendi saflarına katılmalarını teklif etti. Ancak bunu kabul etmediler. 1689'da, Missolonghi'ye ilk saldırısını gerçekleştirdi. Ertesi yıl, tüm Orta Yunanistan Osmanlı kontrolündeydi. Aynı zamanlarda, Venedikliler Monemvasia'yı ele geçirdi.
Gerakis, 1692'de Mora'ya sefer düzenledi. Korint'i almasına karşın, Akrokorint'i ve Argos'u alamadı. 1694'te bu iki şehri tekrar kuşattı. 1695'te saf değiştirdi. Halka karşı olan kötü tutumu ve 1696'da Arta'yı yağmalayınca, Venedikliler onu tutukladı.
Dalmaçya'ya Harekât ve Girit'in Savunulması
Himare'deki asi Yunanlara destek olmak için, Venedikliler Adriyatik kıyısındaki Avlonya'yı ablukaya aldı. 11-18 Eylül 1690 arası süren kuşatma, şehirde isyana neden oldu. Ancak isyan fazla uzun sürmedi. 14 Mart'ta isyan bastırıldı.
Domenico Mocenigo komutasındaki Venedik filosu, 1692'de Girit'e saldırdı. Başkenti Kandiye'yi kuşatma altına aldı. Bu sırada şehri isyan çıktı. Bunlar rağmen şehir düşmedi; saldırı başarısız oldu. Hatta bunun ardından Osmanlılar, rüşvet yoluyla Gramvousa'yı aldı.
Savaşın Ege Denizi'ne yayılması (1694-1698)
Savaş süresince, iki ülkenin donanmaları sürekli çarpışma içinde olmuştur. Ancak çarpışmalar genel olarak savaşın seyrine etki etmedi.
Savaşın seyrini değiştirebilmek için Morosini, 1693'te Mora'ya döndü. İlerleyen yaşından dolayı 1694'te burada hayatını kaybetti. Yerine gelen kumandan, subaylarının tavsiyelerine uymayarak, Sakız Adası'nı işgal etti. Ancak Osmanlı ordusu Koyun Adaları Muharebesi'nde zafer kazandı. Buradaki yenilgiden sonra, Venedikliler geri çekilmek zorunda kaldı.
Osmanlılar Mora'yı tekrar ele geçirmeye çalışsa da, Thebai'de yenildiler. Aynı zamanlarda, Gerakis Venediklilerin safına katıldı.
Savaşın sonu ve sonrası
1699 yılında imzalan Karlofça Antlaşması savaşın sonunu getirdi. Mora, Venediklilerde kalmış oldu. Venedikliler burayı 4 idari birime ayırdı. Savaş, bölgede ekonomik zarar yaratmıştı. Venedikliler zararın etkilerini yok etmeye çalışsa da, Mora halkının güvenini kazanamadı. Osmanlılar burayı 1715'te geri aldı.
•••
Budin Kuşatması (1686)
Lorraine Dükü V. Charles'ın Budin'e girişi
Budin
Kuşatması, 1686 yılında Lorrain Dükü V.
Karl komutasındaki Kutsal ittifak kuvvetlerinin Osmanlı
İmparatorluğu hakimiyetindeki Budin'i kuşatıp ele
geçirmesiyle sonuçlanan kuşatmadır.
Osmanlı
Budin savunmasında komutan
Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa
Kalede
Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa'nın emrindeki Osmanlı
ordusu üç buçuk aylık kuşatma süresince
Haçlı ordularının art arda on sekiz taarruzunu
püskürttü ve düşmanın teslim
tekliflerini de geri çevirdi. Gittikçe azalan kuvvetler
şehre hakim tepeleri ele geçiren Kutsal İttifak
ordusu yüzünden yardım da alamıyordu. Bu sırada
Abdurrahman Abdi Paşa ön saflarda savaşıyordu.
Savaş sırasındaki talihsizliklere 1.500 Osmanlı
askerini aynı anda öldüren cephanelik patlaması
da eklenince savunma zorlaştı.
2 Eylül 1686 günü Kutsal ittifak birlikleri altı koldan genel taarruza geçti. Yaşanan çarpışmalarda 70 yaşındaki Abdurrrahman Abdi Paşa Beç Kapısı'nda öldü.
Kalede kalan bir avuç Osmanlı askeri ilk Budin Beylerbeyi Bali Paşa'nın adını taşıyan Bali Paşa Meydanı'nda ölene kadar direndiler. İçeride kalan Osmanlı halkı düşmana birkaç ok ve taş attı. Saldırıya devam edilmemesi için sağ salim dışarı çıkmak istediler. Kutsal İttifak ordusu bunu kabul etti; ama daha sonra ihtiyar ve çocuk demeden bütün Müslümanları katlettiler. Ertesi gün ise tüm Osmanlı eserlerini ve camileri yakıp yıktılar. Sefere katılan Marsigli kontu Luigi Ferdinando Marsigli kütüphanelerdeki Osmanlı eserlerini toplayıp kendi şehri Bologna'ya götürdü ve burada bir kütüphane kurdu.
Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa mezartaşı
Şehre
daha sonra yerleşen Macarlar ise Abdi Paşa’nın
kahramanlıklarını asırlar boyunca unutmadılar
ve şehit düştüğü yere çok daha
sonraları üzerinde son derece şık ifadelerin
yazılı olduğu bir mezartaşı diktiler. Bu
taşta 145 yıllık Türk egemenliğinin son
Budin Valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa, bu yerin yakınında
1686 Eylül ayının 2. günü öğleden
sonra yaşamının 70. yılında maktul düştü.
Kahraman düşmandı, rahat uyusun! yazılıdır.
Budin'in 145 yıllık Osmanlı hakimiyetinden çıkması Orta Avrupa'daki Türk topraklarının kontrolden çıkmasının önünü açtı. Şehrin ele geçmesi İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde derin üzüntü yarattı, halk arasında "Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i" gibi ağıtların okunmasına yol açtı.
Yahudilerin ve Müslümanların katledilmesi
Kuşatmadan sonra şehre giren Avusturya askerleri tarafından 3,000 kadar Türk katledildi. Katliam sadece Türkleri hedef almıyordu ve kentin Yahudi nüfusu da katliamlara maruz kalmıştı.[3] Osmanlı İmparatorluğu'nda dini özgürlüğe büyük ölçüde sahip olan Yahudiler kuşatmada Türkler ile beraber savaşmıştı ve Türk müttefikleri olarak görülüyorlardı.[4] Şehrin 1,000 kişilik Yahudi nüfusunun yarısı katledildi.[5] Yüzlerce Yahudi ve 6,000 Müslüman ise köle olarak satılmak veya fidye için esir alındı.[4][6]
Kaynakça
a b c d Ferenc Majoros/Bernd Rill: Das Osmanische Reich 1300 - 1922.: Die Geschichte einer Großmacht, Bechtermünz-Verlag, 2002, ISBN 3-8289-0336-3, sayfa 285-286 (Almanca)
Thomas Winkelbauer, Ständefreiheit und Fürstenmacht. Länder und Untertanen des Hauses Habsburg im konfessionellen Zeitalter, Bölüm 1, Viyana 2004, sayfa 166 (Almanca)
Jewish Budapest: Memories, Rites, History, by Kinga Frojimovics, Géza Komoróczy, 1999, p.504-505
a b The Dutch Intersection: The Jews and the Netherlands in Modern History, by Yosef Kaplan, 2008, p.214
The Holocaust and the Book: Destruction and Preservation, by Jonathan Rose, 2008, p.268-270
Frommer's Budapest and the Best of Hungary, by Ryan James, 2010, p.174
Genel
Bin Atlının Akınları, Prof. Dr. İsmet Miroğlu
•••
Budin Kuşatması (1686)
Wilhelm
Camphausen tarafından resmedilen
Mohaç Muharebesi
Mohaç
Muharebesi veya İkinci Mohaç Muharebesi, 12 Ağustos
1687'de Osmanlı ordusu ile Habsburg ordusu arasında, Mohaç
yerleşkesinin 24 kilometre güneybatısındaki
bölgede yapılan ve Habsburg zaferiyle sonuçlanan bir
savaştır.[3][4]
Savaş sonrası durum
Osmanlı kuvvetlerinin ağır yenilgisi üzerine Osmanlı ordusu, padişahın devlet işleriyle ilgilenmediği gerekçesiyle cepheyi bırakıp İstanbul'a yürümeye başladı (5 Eylül). Askerler önce Sadrazam Sarı Süleyman Paşa'yı öldürmek istedi. Süleyman Paşa İstanbul'a kaçtı, ordu vekilliğine ise Halep Beylerbeyi Siyavuş Paşa getirildi. İstanbul tarafından Siyavuş Paşa sadrazam yapılıp, Süleyman Paşa azledilse de bu askerin yürüyüşüne mani olamadı.
8 Kasım günü İstanbul önlerine gelen askerler Avcı lakaplı sultan IV. Mehmet'i tahttan indirdi ve yerine II. Süleyman'ı geçirdiler. Bu arada Avusturya (Habsburg) orduları, Osmanlı Ordusu'nun bıraktığı boşluk ortamından yararlanarak Kanije hariç Güney Macaristan'ı ve Erdel'i ele geçirdi.
Kaynakça
Conflict and Conquest in the Islamic World: A Historical Encyclopedia, by Alexander Mikaberidze, 2011, p. 590
a b Bodart 1908, s. 108.
Dupuy, Ernest R. and Trevor N. Dupuy, The Harper Encyclopedia of Military History, 4th Ed., (HarperCollins Publishers, 1993), p,638 978-0-06-270056-8.
Laffin, John, Brassey's Dictionary of Battles, (Barnes & Noble Inc., 1998), p. 193. 978-0-7607-0767-8)
•••
Koyun Adaları Muharebesi
Koyun Adaları Muharebesi, Kaptan-ı Derya Mezomorto Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması'nın 9 Şubat 1695'te Venedik Cumhuriyeti Donanması ile Koyun Adaları önünde yaptığı deniz muharebesi. 1683-99 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları içindeki Osmanlı-Venedik Savaşı'nın bir bölümüdür.
Muharebenin nedenleri
1683 yılında yapılan II. Viyana Kuşatması'nın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Avrupa Devletleri Kutsal İttifak adı altında birleşerek Osmanlı Devleti'yle bir dizi savaşa giriştiler. Macaristan'ın Osmanlı Devleti'nin elinden çıkmasıyla sonuçlanan Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sırasında cesaret kazanan Venedik Cumhuriyeti Malta, Floransa ve Papalık Devleti donanmalarının da yardımıyla 21 Eylül 1694 günü Ege Denizi'nde Osmanlı Devleti'ne ait Sakız Adasını işgal etti. Osmanlı padişahı II. Ahmet bu kayba çok önem vererek Mezomorto Hüseyin Paşa'yı adayı geri almakla görevlendirdi.
Muharebenin gelişmesi
Mezomorto Hüseyin Paşa'nın komutasındaki Osmanlı donanması 9 Şubat 1695 tarihinde Karaburun Yarımadası açıklarında Zeno'nun komutasındaki Venedik donanmasıyla karşılaştı. Osmanlı zaferi ile sonuçlanan bu muharebe sayesinde Venedik donanmasının Ege Denizi üzerinde kurduğu baskı kaldırılmış ve Sakız Adası geri alınmıştır. 1694 yılında Sakız adasının işgali sırasında hastalığı ağırlaşmış olan Sultan II. Ahmet bu zaferi göremeyerek 6 Şubat 1695 tarihinde ölmüştür.
Muharebeye katılan gemilerin envanteri şöyledir:
Venedik Cumhuriyeti
Amiral Zeno komutasındaki donanma:
Stella Maris - battı
Rosa 60
San Lorenzo Giustinian 70/80
Leon Coronato - battı
Nettuno 50/60
Valor Coronato 54
San Domenico 60
Redentore del Mundo 70
Vittoria 50/60
San Nicolo 54
Sacra Lega 60
Drago Volante c.60 - battı
Fama Volante 50
Madonna della Salute 50
Venere Armata 52
Ercole Vittorioso 50/60
San Antonio di Padova c.50
Pace ed Abbondanza 50
San Giovanni Battista Piccolo c.50
San Vittorio 62 - hasar gördü
San Giovanni Battista Grande 60
5 kalyasa
21 kadırga
Osmanlı Devleti
Mezomorto Hüseyin Paşa komutasındaki donanma:
20 nakliye gemisi
24 kadırga
-2 nakliye gemisi hasar gördü
Dışsal kaynaklar
Anderson,R.C. (2005 orj.1952), Naval wars in the Levant 1559-1853, Liverpool:Liverpool University Press ve Martino ISBN 1-57898-538-2.
•••
|
1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı 1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı, 1683-1699 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşı'nın bir parçasıdır. II. Viyana Kuşatması sonrasında çok sayıda Avrupa ülkesi Osmanlı İmparatorluğu'na karşı birleşerek saldırıya geçti. 1686 yılında Rusya da Kutsal İttifak ülkelerine katıldı. 1687 ve 1689 yıllarında Kırım'a, 1695 ve 1696 yıllarında ise Osmanlılara ait Azak'a saldırıya geçtiler. Kırım'da başarılı olamayan Rusya, Azak'ı ele geçirmeyi başardı. Savaş 1700 yılında İstanbul'da imzalanan bir antlaşmayla sona erdi.[5] Kırım seferleri 2 Mayıs 1687 tarihinde Çar Vasili Golitsin komutasındaki 132.000 kişilik bir Rus ordusu Kırım'a karşı sefere çıktı. 30 Mayıs'ta bu orduya sol kıyı Kazaklarının atamanı İvan Samoyloviç'in komutasındaki 50.000 kişilik bir Kazak ordusu katıldı. Yaz sıcağında ilerleyen bu büyük ordu yiyecek ve su sıkıntısına uğradı. 17 Haziran'da ulaşmaya çalıştıkları Perekop Kıstağı'ndan 6 hafta uzaklığındayken geri dönmeye karar verdiler. 1689 yılında Ruslar bir kez daha aynı sefere çıktılar. Bu sefer Şubat ayında yola çıkarak yaz sıcağından sakınmak istiyorlardı. 20 Mayıs'ta Perekop Kıstağı'na ulaştılar ama Kırım Hanlığı'nın saldırısına uğradılar. Su sıkıntısı baş gösterdi. Golitsin yine geri çekilme emri verdi. Her iki Kırım seferi de başarısız olmuştu. Yine de bu savaş, Kırım Hanlığı'nı meşgul ederek Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'nda Osmanlıların yardımına koşmalarına engel olmuşlardı.[6] Azak seferleri Rusların ilk Azak seferi 1695 yılının baharında başladı. 27 Haziran'da Ruslar Azak Kalesi'ni kuşattılar. Ancak Osmanlıların nehir yoluyla kaleye erzak ve cephane getirmelerini engelleyemediler. Ruslar 5 Ağustos ve 25 Eylül'de iki defa saldırıya geçtiler. Ancak başarısızlığa uğradılar. 1 Ekim'de kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar. Bu kuşatmanın başarısız olması üzerine Rus Çarı I. Petro hemen bir donanma inşa edilmesini emretti. 1696 yılının Nisan ayında Aleksei Shein komutasındaki 75.000 kişilik bir ordu kara yoluyla Azak Kalesi'ne doğru yola çıktı. Aynı zamanda yeni inşa edilmiş Rus donanması Voronej Nehri ve Don Nehri yoluyla Azak Kalesi'ne doğru yelken açtı. 27 Mayıs'ta bu donanma Azak Kalesi'ni kuşattı. 14 Haziran'da 4.000 asker ve 23 gemiden oluşan Osmanlı donanması Azak Kalesi'nin yardımına yetişti. Ancak Rus Donanması 2 Osmanlı gemisini batırmayı başardı. 19 Temmuz'da Azak Kalesi Rusların eline geçti.[7] Sonuçlar Kırım'da fazla bir başarı elde edemeyen Rusya bu savaşta Azak Kalesi'ni ele geçirmeyi başarmıştı. Bu savaş ayrıca Rus donanmasının ilk büyük başarısıydı. 14 Temmuz 1700 tarihinde Osmanlı Devleti Rusya'yla İstanbul Antlaşması'nı imzalayarak Azak Kalesi'ni Ruslara bıraktı. Ayrıca Rusların Taganrog'da inşa ettikleri kaleyi kabullenmek zorunda kaldı.[8] Kaynakça
Kırım Seferi (1687) Kırım Seferi, 1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı'nda evre. Vasili Goliçin komutasındaki Rus ordusu, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı Kırım Hanlığı'nı ele geçirmek üzere icra ettiği kapsamlı seferde ağır kayıplara uğrayarak çekildi. Sefer öncesi 1683 yılında Osmanlıların II. Viyana Kuşatması'nda yenilgiye uğramasının ardından, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile Lehistan Krallığı arasındaki Kutsal İttifak'a 1684 yılında Venedik Cumhuriyeti, 1686 yılında ise Rusya Çarlığı da katıldı. Bu nedenle, 1686 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu dört ayrı cephede dört ayrı hasmıyla savaşmak durumunda kaldı. Rus ordusunu oluşturacak birlikler Sevsk, Kazan, Novgorod ve Ryazan'dan gelerek 1687 Şubat-Nisan aylarında toplanmaya başladı.[1] Sefer ve çatışmalar Knez Vasili Goliçin komutasındaki 90.000 kişilik Rus ordusu 18 Mayıs 1687 tarihinde Rusya'nın güney savunma hattını teşkil eden Belgorod Hattından ayrılarak 2 Haziran'da Dinyeper'in doğu yakası Kazak Hetmanı İvan Samoyloviç komutasındaki 50.000 Kazak askeriyle birleşti. Rus ordusu ilk kez yüksek sayıda modern piyadeye sahipti ve ilk kez Kırım'a yönelik fetih amaçlı bir sefer icra ediyordu.[2] Başkomutan Galiçin yanısıra, dört kolorduya A. S. Şein, V. D. Dolgorukii, M. G. Romodonovski ve L. R. Nepliuev komuta ediyordu. 140.000 kişilik ordu[3] 100.000 at ve 20.000 vagonla Dinyeper'in doğusuna geçtikten sonra sıcak bozkırda Kırım yarımadasına doğru ilerlemeye başladı. Bununla birlikte, Kırım ordusu Rus ordusunun geçeceği bozkırda yakıp yıkma taktiği uyarınca[4] suları zehirlemiş ve çayırları ateşe vermişti. Rus ordusunun ikmal açısından yaşadığı zorlukları gören I. Selim Giray 17 Haziran'da Kara Yılga civarında sayıca daha az olan ordusunu üçe ayırarak (birine kendi, diğer ikisine oğulları Devlet Giray ve Azimet Giray komuta ediyordu) Rus ordusuna taarruz etti. 17-18 Haziran'da meydana gelen şiddetli muharebede toparlanmakata zorluk çeken Rus ordusuna ağır kayıplar verdiren Kırım ordusu 30 top ve yaklaşık 1.000 esir almayı başardı. Buna rağmen Rus komutan Goliçin ordusunu Kırım'a doğru yürütse de, Rus ordusu ikmal açısından daha büyük güçlüklerle karşılaşmaya ve günde sadece 10 kilometre yol alabilmeye başladı. Yüksek sayıda asker ve atın ölümü 27 Haziran'da toplanan harp meclisinde geri dönüş kararının açılmasına yolaçtı. Dönüş kararı alındığında Rus ordusu Kırım Yarımadası'nın girişi Perekop'tan yaklaşık 210 kilometre uzaktaydı.[5] 28 Haziran'da başlayan dönüş yolunda da Kırım atlılarının saldırılarına uğrayan Rus ordusu sefer boyunca 20.000 civarında ölü ve yaralı vermiş bir halde Rus topraklarına döndü.[6] Sefer sonrası Rus ordusu, Kırım ve Osmanlı kuvvetleriyle geçmiş yüzyıllardaki mücadelelerinde genellikle savunmada kalmış ve atlı birliklere göre savunma avantajı yüksek kasaba ya da tahkimatlara güvenmişti.[7] 1687 yılındaki Kırım seferiyle ise ilk kez güneye doğru uzun mesafeli bir harekât icra etti, zira Perekop'a ulaşmak için Rus ordusunun ana merkezlerinden 500-600 kilometrelik bir yol katetmesi, dolayısıyla çok etkili bir ikmal organizasyonuna sahip olması gerekmekteydi. Ancak, bu organizasyona o tarihlerde henüz sahip olmayan Rusya Çarlığı[8] bu ilk seferinde ağır kayıplar verdi. Bu yenilgi üzerine Rus Çarı 1689 yılında ikinci bir sefer daha düzenlediyse de bu defa daha büyük bir yenilgi aldı. Rusya Çarlığı'nın 1687 yılındaki yenilgisi Osmanlı İmparatorluğu açısından Kutsal İttifak'la devam eden savaşları açısından önemli bir zafer olmuşsa da, açılan yeni cephe nedeniyle Osmanlılar Kırım atlılarını ihtiyaç duydukları Avusturya ve Lehistan cephelerinde kullanamamıştı.[9] Rus ordusu bu büyük başarısılığında Kazak Hetmanı İvan Samoyloviç'i de sorumlu tuttu ve adıgeçeni azlederek 4 Ağustos 1687'de yerine İvan Mazepa'yı getirdi.[10] Kaynakça
İstanbul Antlaşması (1700)
İstanbul Antlaşması, 14 Temmuz 1700 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Çarlığı arasında yapılan ve 1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşını sonuçlandıran bir barış antlaşması. 1699'daki Karlofça Antlaşması'nın devamı niteliğindedir. Rusya, Büyük Petro'nun liderliğinde güçlenmişti. 1695'teki saldırıda başarısız olmuş, fakat 1 yıl sonra 6 Ağustos 1696 tarihinde Azak Kalesi'ni ele geçirmişti. Osmanlı Devleti Papa'nın Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venediklilerden oluşturduğu Kutsal İttifak'la uzun süre savaştı ama sonunda yorgun düştü. Avusturya'yla Karlofça Antlaşması'nı imzaladıktan 1 yıl sonra da Rusya'yla 14 Temmuz 1700 tarihinde İstanbul Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmanın hükümlerine göre Osmanlı Devleti Azak Kalesini Rusya'ya bıraktı. Onun yerine Rusya'nın Taganrog'da inşa ettiği kaleyi kabul etti. Böylece Rusya Karadeniz'de kendisine sağlam bir yer yapmış oluyordu. Rusya İstanbul'da elçi bulundurabilecekti. Kaynakça
••• |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Lugos Muharebesi
Lugos Savaşı Eylül 1695
Lugos
Muharebesi, Lugos kenti yakınlarında 25 Eylül 1695
tarihinde Osmanlılar ve Habsburg Hanedanı arasında
geçen savaştır. II. Mustafa'nın Macaristan'ı
kurtarmak için yaptığı seferlerin ilkidir.
II. Mustafa 1695 tarihinde Transilvanya'yı kurtarmak için harekete geçti. Kısa bir süre sonra Lipova'yı ele geçirdi. İlerlemesine devam eden II. Mustafa komutasındaki Osmanlı ordusu Avusturya ordusu komutanı General Veterani ile Tımış Nehri kıyılarında karşılaştı. Veterani, Lugoş mevkiinde ordusunun arkasını bataklık ve ormana vererek mevzilenmişti.
Seri bir şekilde hareket eden Osmanlı ordusu, düşmanı çembere aldı. General Veterani yaralanarak kaçtı, ancak yolda, aldığı yaralardan dolayı öldü. General Antoni de muharebe alanında öldürüldü. Muharebeyi kazanan Osmanlı ordusu, Lugoş ve Şebeş kalelerini ele geçirdi.[1][2]
II. Mustafa'nın bizzat katıldığı seferde Avusturya ordusu komutanıyla birlikte imha edildi ve Osmanlılara Macaristan yolunu açtı.
Kaynakça
Afyoncu, E.(2013). Viyana Bozgun Yılları (1683-1699).
"Avusturya'ya Karşı İki Zafer". Anadolu Üniversitesi.
Edirne Vakası
Edirne Vakası ya da Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, Edirne'den Osmanlı devletini yönetmekte olan Osmanlı padişahı II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır.
Kaynakça
Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı.
II. Mustafa üzerinde büyük nüfuzu olan Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi olayların ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırttığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başşehrinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur.
Olayların gelişimi
17 Temmuz 1703'de,Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak bu heyet Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. Bu olaydan sonradan haberi olan padişah isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703'de Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı.
Ancak yapılanlardan tatmin olmayan isyancılar asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne üzerine harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. Önce Feyzullah Efendi'nin azledilmesi ile başlayan Padişah II. Mustafa'nın ve danışmanlarının bu isyancıları ve ihtilal ordusunu engellemek için aldıkları bütün tedbirler boşa gitti ve 20 Ağustos'ta bu ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler.
Sonuçları
4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.
Kaynakça
Dmitri Kantemir (çev. Özdemir Çobanoğlu) Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi, İstanbul:Cumhuriyet Kitap Kulübü 2006 (1. Basim 1999 Ankara:Kültür Bakanlığı)
Karal, Enver Ziya, "Ahmed III", İslam Ansiklopedisi Cilt I, say. 165-168
Köprülü, Orhan, "Feyzullah Efendi", İslam Ansiklopedisi, Cilt IV, say.592-600
Sakaoğlu, Necdet(1999) Bu Mülkün Sultanları, İstanbul:Oğlak. ISBN 975-329-299-3 say. 311-317
Shaw, Stanford J. (1976), History of the Ottoman Empire and Modern Turkey Cilt 1: Empire of Gazis: The Rise and Decline of the Ottoman Empire 1200-1808, Cambridge:Cambrideg University Press. ISBN 0-521-29163-1 (İngilizce) say.227-228.
|
Edirne Vakası |
||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ||||||||||
•••