Osmanlı İmparatorluğu Padişahlar Dönemi
Boğdan Seferi (1484)
Boğdan Seferi, 1481-1486 Osmanlı-Boğdan Savaşı'nda evre.
II. Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusu 1484 yılında Boğdan Prensliği'ne ait Kili ve Akkerman kalelerini fethederek bu Prensliğin Karadeniz'le bağlantısını kesti.
Sefer öncesi
1483 yılında Boğdan Prensliği
1455
yılında Osmanlı İmparatorluğu'na haraç
ödemeye başlayarak tâbi devlet statüsünü
kabul eden Boğdan Prensliği, III. Ştefan'ın 1457
yılında tahta geçmesinden sonra Osmanlı
İmparatorluğu ile Macaristan ve Lehistan Krallıkları
arasındaki rekabetten faydalanarak daha özerk bir siyaset
izlemeye çalıştı ve nihayetinde Osmanlılar'ın
doğuda Akkoyunlu tehdidiyle uğraşmasından
bilistifade 1473 yılında haraç ödemeyi keserek
Osmanlı tâbiyetinden çıktı. Osmanlılar,
aynı yıl Otlukbeli zaferiyle Akkoyunlu tehdidini bertaraf
ettikten sonra Macaristan Krallığı tarafından
desteklenen Boğdan Prensliği'ne yöneldi. 1476 yılında
Fatih Sultan Mehmed'in III. Ştefan'a karşı Akdere
zaferiyle Osmanlılar Boğdan Prensliği'ni pasifize
etmeyi ve 1479'da yeniden kısa süreliğine
tâbiyetlerine almayı başardılarsa da, Fatih
Sultan Mehmed'in ölümünden sonra III. Ştefan
yeniden haraç ödemeyi kesti ve Osmanlılar'a tâbi
Eflak Prensliği'nin içişlerine karıştı.
Cem Sultan'la taht rekabetinden galip çıkan Osmanlı padişahı II. Bayezid 1483 yılında Macaristan Krallığı'yla ateşkes antlaşması imzalayarak 1454'ten beri süren savaşı sona erdirdi. Söz konusu antlaşmada Boğdan Prensliği'ne dair bir hükmün olmayışı, II. Bayezid'a Macar tehdidi olmadan Boğdan Prensliği'ne yönelme fırsatını verdi.
Sefer
Akkerman Kalesi
II.
Bayezid Boğdan Prensliği'nin Karadeniz bağlantısını
sağlayan Kili ve Akkerman kalelerini ele geçirmeyi
hedefledi. Bu hedefe yönelik olarak, yeniçeriler, azablar
Anadolu ve Rumeli tımarlı sipahileri, kapıkulu askeri
ve topçu birliklerinden oluşan 40-50.000 kişilik bir
ordu hazırladı. Keza top ve kuşatma malzemelerinin
nakli için 30-40 parçalık Osmanlı donanması
da Karadeniz'e açıldı.
1483-1484 kışını İstanbul'da sefer hazırlıklarıyla geçiren II. Bayezid 30 Nisan 1484'te ordusunun başında hareket etti. Kısa süre önce yangın felaketine uğrayan Edirne'de imar faaliyetlerine de nezaret ettikten sonra Mayıs sonundan itibaren ileri harekâtını sürdürdü. Osmanlı ordusu 26 Haziran'da Tuna'yı şarak İshakçı'ya ulaştı ve Eflak Prensi Keşiş Vlad ve küçük ordusuyla buluştu. Keşiş Vlad'ın kılavuzluğunda 5 Temmuz 1484'te Kili önlerine gelerek kaleyi kuşatan Osmanlı ordusu 14 Temmuz'da kaleyi ele geçirdi.[1]
19 Temmuz'da Akkerman Kalesi üzerine yürüyen Osmanlı ordusu yolda Kırım Hanlığı'ndan gelen birlikle birleşti ve 22 Temmuz'da kalenin önüne gelerek kuşatmayı başlattı. Şiddetli top atışı ve patlatılan lağımlar sonucu 5 Ağustos'ta teslim olan kaleye 7 Ağustos'ta Osmanlı birlikleri girdi. 14 Ağustos'ta Osmanlı ordusu yeniden toplanarak dönüş yoluna geçti ve Ağustos sonunda yine İshakçı bölgesinden Tuna'yı geçti ve Edirne üzerinden İstanbul'a döndü.[2]
Sefer sonrası
III. Ştefan
II.
Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusunun Kili ve Akkerman'ı
fethetmesi Boğdan Prensliği açısından ağır
bir darbe oldu. Asya-Avrupa ticaretinden önemli limanlardan
ikisinin kaybı Boğdan'ın Karadeniz'le bağlantısını
kopardı ve kara devletine dönüşmesine neden oldu.
Boğdan Prensi III. Ştefan Osmanlı ordusunun çekilmesinin ardından Kili'ye taarruz ettiyse de yenilgiye uğrayarak çekilmek zorunda kaldı. 1485 yılında Osmanlı-Memlûk Savaşı'nın başlaması üzerine doğu cephesine yönelmeye mecbur kalan II. Bayezid, III. Ştefan'ın karşı taarruzuna misilleme olarak 1485 yılında Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa komutasındaki bir Osmanlı birliğine Boğdan'ı yağmalattığı gibi, Akkerman uçbeyliğine tayin edilen Malkoçoğlu Bali Bey komutasındaki akıncı birlikleri de eşzamanlı bir harekât icra ettiler.[3] Bunun üzerine Lehistan Krallığı'na sığınarak 16 Eylül 1485'te Kolomıya'da Leh Kralı IV. Kazimierz'e bağlılığını sunan III. Ştefan aldığı takviyeyle karşı taarruza geçti.[4]
Kaynakça
"History of the Ottoman Empire and Modern Turkey: Volume 1, Empire of the Gazis: The Rise and Decline of the Ottoman Empire 1280–1808", Stanford J. Shaw, Cambridge University Press (1976), ISBN 978-0-52121-280-9, s.73
"1484 Osmanlı Seferi Askerî Hazırlıkları ve Kronolojisi", N. Beldiceanu, (çev. Zeki Arıkan), Pairs (1959), s.589-596
"Büyük Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, c.4, s.11
"Romanians and Ottomans in the XIVth and XVIth Centuries", Tasin Gemil, Bükreş (2009), s.210-211
Osmanlı-Memlûk Savaşı
Osmanlı-Memlûk Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlılar, Memlûkluların Anadolu ve Suriye'deki topraklarını fethetti. Bu savaş, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir. Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü (bknz: Mercidabık Muharebesi).
Savaş öncesi durum
O zamanlarda, Osmanlı-Memlûk ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu. Ayrıca Osmanlılar, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı (Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları). Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Memlûk ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı. Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlûklularla savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğullarından destek bulamayınca, Memlûklular yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; Akkoyunluları yenmiş ve Karamanoğullarını yıkmıştır. II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğullarına, ardından Memlûklulara sığındı. Memlûklular, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı. Bu durum, Osmanlı-Memlûk düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Memlûklular Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisini ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır.
Savaş
İlk çatışma, Dulkadiroğullarının Memlûkluların kontrolündeki Malatya'ya saldırmasıyla başlar. Memlûkler cevap verir ve ilk çatışmayı kazanırlar.
İlk Osmanlı saldırısı (1485)
İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğullarının beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden oluşuyordu. Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı. Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlûk kontrolüne girdi.
İkinci Osmanlı saldırısı (1487)
1487'de Osmanlılar, Kapıkulu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğullarından gelen destek de vardır. Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlûklulara saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır.
Üçüncü Osmanlı saldırısı (1488)
Osmanlıların bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti. Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi. Memlûklular da İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Osmanlılar Kilikya'nın tamamına hakim oldu. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlûkluların işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı. 26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçayırı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi. Bu sırada, Memlûklular Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hâlâ Memlûkluların elindeydi. Osmanlıların başarısızlığı üzerine, Osmanlılara bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı.
Memlûk saldırısı (1490)
Osmanlıların başarısızlığından cesaret alan Memlûklular, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar. Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlûklular kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.
Savaşın
sonu ve savaş sonrası
Barış antlaşması
Osmanlılar kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırıları ihtimali, Memlûklular ise savaşın ekonomilerini bozması nedeniyle birbirleriyle savaşmadılar. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toros Dağları'nın Gülek Geçiti'nde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.
Savaşın analizi
Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlılar üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlûklular iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlılar karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlıları içten içe yıpratmıştı.
Savaşın Ben-i Ahmer Devleti'ne etkisi
Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmer Devleti Osmanlılardan yardım istedi ama Osmanlılar savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi. Hatta Osmanlılar savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi.
Memlûkluların çöküşü
Bu savaş, Memlûkluları ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlılara karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlûk Deniz Savaşı, Memlûklü ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlılarla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlûk Devleti yıkıldı.
1497-1500 Osmanlı-Lehistan Savaşı
1497-1500 Osmanlı-Lehistan Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan Krallığı arasında 1497-1500 arasında süren askeri mücadele.
Savaş öncesi
1386-1434 arasında Lehistan Krallığı
Lehistan
Kralı II. Ladislas Yagellon'un, Macar Kralı Sigismund'un
Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yardım
talep etmesi üzerine, 1414 yılında arabuluculuk yapmak
üzere bir elçisini Osmanlı başkenti Edirne'ye
göndermesiyle başlayan Osmanlı-Leh diplomatik
ilişkileri,[1] Kral III. Ladislas döneminde Macaristan ve
Lehistan taçlarının birleşmesiyle savaşa
dönüştü. Osmanlıların zaferiyle
sonuçlanan Varna Muharebesinde (1444) Kral Ladislas'ın
öldürülmesinin ardından Osmanlı-Lehistan
ilişkileri bir süre daha barış içinde
sürdüyse de, 1456 yılından itibaren Osmanlı
İmparatorluğu'na vergi vermeye başlayan Boğdan
Prensliği üzerinde hâkimiyet mücadelesi
Osmanlı-Leh rekâbetini yeniden kızıştırdı.
Bununla birlikte, 1454'ten 1483'e dek Macarlarla savaş halinde
olan Osmanlı İmparatorluğu eşzamanlı olarak
Lehistan Krallığı'yla sıcak bir çatışmaya
girmekten kaçındığı gibi, 1478 yılında
Macar karşıtı bir ittifak kurulması amacıyla
bir Osmanlı ve Kırım elçilik heyeti Brest'e
Kral Kazimir nezdine gitti (ittifak teklifi Lehistan Krallığı
tarafından geri çevrildi).
1480 yılında bölgedeki dinamikler çapraz ittifaklarla değişti. Nitekim, Moskova Knezliği üzerindeki hâkimiyetini empoze etmeye çalışan Altınordu Hanlığı'nın Ugra Muharebesi'nde sonuç alamaması neticesinde Moskova Knezliği fiilen bağımsız olurken, aynı yıl Altınordu-Lehistan ittifakına karşı kurulan Kırım-Moskova ittifakı[2] (1475 yılından beri Osmanlılara tâbi olan) Kırım Hanlığı'nın Lehistan üzerine neredeyse her yıl akınlarına yolaçtı.
Leh Kralı Johan Albrecht (1492-1501)
Macarlarla
savaşı 1483 ateşkesiyle sonlandıran II.
Bayezid'in 1484 yılında Lehistan destekli Boğdan
üzerine seferi sonucunda kritik önemdeki Kili ve Akkerman
kalelerini ele geçirmesi Lehistan'ın Karadeniz'le
bağlantısının fiilen kesilmesine yolaçtı.
Lehistan Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu'na
bu iki kalenin iadesini de içeren bir teklifi sunduysa da[3]
bu teklif Osmanlılarca kabul edilmediği gibi, Boğdan
Prensi Büyük Ştefan'ın 1486-87 kışında
bir elçiyi İstanbul’a yıılık
vergisiyle (cizye) birlikte göndererek barış
istemesi[4] Lehistan'in elini daha da zayıflattı. Venedik
Cumhuriyeti'nin arabuluculuğuyla iki yıl boyunca süren
müzakereler sonucunda 23 Mart 1489 tarihinde (Kili ve
Akkirman’ın Osmanlılarda kalmasını da teyid
eden) Osmanlı-Leh diplomatik ilişkilerindeki ilk yazılı
antlaşma (ahidnâme) imzalandı.[5][6]
Kral Kazimir'in ölümünden (1492) sonra tahta Johan Albrecht'in (1492-1501) çıkması üzerine 1489 Antlaşması yenilenerek 6 Nisan 1494'te bu defa (ilk defa olmak üzere) ticarî düzenlemeleri de içeren yeni bir antlaşma imzalandı. Bununla birlikte, koşullardan memnun olmayan Leh Kralı Albrecht 1496 yılında daha hakkaniyetli bir antlaşma imzalanması için elçi gönderdiyse de, tekliflerinin kabul edilmemesi[7] üzerine, Kili ve Akkerman limanlarını yeniden elde etmek ve Karadeniz'e tekrar erişim sağlayabilmek amacıyla savaş hazırlıklarına girişti. Bunun üzerine, (1487 yılında Osmanlı tâbiyetini kesin olarak kabul etmiş bulunan) Boğdan Prensi Büyük Ştefan'ın II. Bayezid'e gönderdiği iki mektupla, Kral Olbracht’ın Krakov’da asker toplayarak savaş hazırlığı içinde olduğunu ikaz ederek, yardım talebinde bulundu.[8] Aynı yıl Leh ordusunun Boğdan'a kuzeyden taarruzuyla Osmanlı-Lehistan Savaşı da başlamış oldu.
Savaş
Kozmin Korusu Muharebesi
1497
Mayıs-Haziran döneminde Podolya'da toplanan Leh ordusu,
Ağustos başında Turla nehrini aşarak kuzeyden
Boğdan topraklarına girdi. Osmanlı Padişahı
II. Bayezid'ın Boğdan Prensliği'ne yardım için
görevlendirdiği Silistre Beylerbeyi Mesih Paşa
voyvodası Yahya Ağa komutasında bir birlik
gönderdi.[9] 500-600 yeniçeriden oluşan bu birlik
Roman kasabasında Boğdan ordusuna katıldı.[10]
Leh ordusu 24 Eylül-19 Ekim arasında başkent Suçeva'yı
kuşattıysa da, yenilerek geri çekilmek zorunda
kaldı.
Çekilen Leh ordusunu takip eden (Osmanlı ve Eflak askerleriyle de takviyeli) Boğdan ordusu 26 Ekim 1497'de Kozmin Korusu Muharebesi'nde Leh ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.[11][12]
Eşzamanlı olarak, yaz aylarında Kırım Hanlığı ordusu Lehistan Krallığı ile (bu Krallığın birlik halinde bulunduğu) Litvanya Büyük Dükalığı topraklarına girerek Mazır ve İlbav çevresindeki bölgeyi yağmalayarak büyük sayıda esir aldı. Bununla birlikte, Litvanya ordusu geri dönmekte olan Kalgay Mehmed Giray komutasındaki Kırım ordusunu Bratslav'da mağlup etmeyi başardı.[13]
Osmanlı-Kırım karşı taarruzu (1498-1499)
Kırım
Hanı Mengli Giray ve kalgay Mehmed Giray
Osmanlı
padişahı II. Bayezid'in huzurunda
Przemyśl'e
Osmanlı-Boğdan taarruzu
Osmanlı
İmparatorluğu, Lehistan Krallığı'nın
1497'deki saldırısına karşılık müteakip
yıl bağlılarıyla birlikte topyekûn karşı
taarruza geçti. Bu çerçevede, Akkerman Uçbeyi
Malkoçoğlu Bali Bey komutasında toplanan yaklaşık
30.000 kişilik akıncı ordusu Lehistan topraklarına
Osmanlı tarihinin en büyük akınlarından
ikisini icra etti. 28 Nisan'da Turla nehrini aşarak Leh
topraklarına giren akıncı birlikleri Nisan sonundan
Haziran sonuna dek süren akında Sandomierz'e kadar
ilerleyerek büyük tahribatta bulundular.[14][15] Aynı
sefer mevsiminde Kırım atlıları Lehistan'ın
İlbav'ı savunmak için topladığı milis
birliklerinin dağılmasının ardından Podolya
ve Galiçya'yı yağmaladı. Keza Boğdan
Prensliği de Leh topraklarına girerek Pokutya bölgesini
işgal ve ilhak etti. 1498 Kasım ortasında Malkoçoğlu
Bali Bey komutasındaki akıncı ordusu ikinci kez Leh
topraklarına girdi ve ilkbahardaki gibi büyük bir
tahribata neden oldu. Bununla birlikte, alışılageldik
sefer mevsiminin haricinde icra edilen bu ikinci akının
ardından yeniden Osmanlı topraklarına girdikten sonra,
10-23 Ocak 1499 tarihlerinde mevsim normallerinin ötesinde soğuk
geçen kış koşulları nedeniyle akıncılar
ve atlardan kaydadeğer kayıplar da meydana geldi.[16]
1499 yılında Kırım atlıları Belz civarını, Podolya'yı ve Bratslav'ı, 1500 yılı ilkbaharında ise ise Moskova Knezliği'yle ittifak halindeki Mengli Giray'ın[17] oğullarının komutasındaki Kırım ordusu Kiev ve Volhinya'yı yağmalarken, bazı birlikler ise Vistül nehirne kadar erişip Belz ve Chełm çevresini tahrip etti.[18] Lehistan Krallığı'nın harekete geçirdiği milis kuvvetleri yetişmeden Kırım ordusu büyük ganimetlerle üslerine geri döndü. Sonbaharda bu defa Mengli Giray komutasında ikinci bir akın harekâtına girişen Kırım ordusu bu defa 50.000 esirle Kırım'a döndü.
Ateşkes ve barış (1499-1501)
1499 yılına gelindiğinde Boğdan üzerindeki emellerine ulaşamayan ve Osmanlıların karşı taarruzlarıyla toprakları büyük yıkıma uğrayan Lehistan Krallığı barışa meyletmeye başladı. Keza, Osmanlı İmparatorluğu da aynı yıl Venedik'le başlayan savaş nedeniyle kuzeyindeki cepheyi kapatmak istiyordu.
Taraflar arasında 1499 yılının ikinci yarısında başlayan barış arayışları neticesinde, önce 25 Şubat 1500 tarihinde ateşkes antlaşması imzalandı ve çatışmalar durdu. 19 Temmuz 1501'de ise barış antlaşması imzalandı. Bununla birlikte, eşzamanlı olarak Leh Kralı Johan Albert'in 17 Haziran'da ölümü üzerine, kardeşi Alexander'in 12 Aralık 1501'de Leh tahtına çıkmasının ardından, 9 Ekim 1502'de antlaşma yenilendi.
25 Şubat 1500 tarihinde imzalanan ateşkes antlaşması Osmanlı-Lehistan ilişkilerinde önemli bir dönüm noktasını teşkil etti ve 1620 yılında başlayan savaşa kadar iki ülke arasında 120 yıllık bir barış dönemi hâkim oldu.
Buna mukabil, Lehistan Krallığı'yla birlik halindeki Litvanya Büyük Düklüğü ile Osmanlılara henüz 25 yıl önce tâbi olmakla birlikte dış siyasetinde halen bağımsız hareket eden Kırım Hanlığı arasındaki müzakereler, Karadeniz'in kuzeyine 1480'den beri hâkim olan Kırım-Moskova ittifakına karşı Litvanya-Altınordu ittifakı şeklindeki kamplaşma devam etti. Bu nedenle, bu kamplaşmalar arasındaki çatışmalar Osmanlı-Lehistan barışından bağımsız olarak devam etti.
Savaş sonrası
1498-1499 kışından beri zorlu geçen kış mevsimleri, ordusu atlılara dayalı Altınordu odaklı siyasi gelişmeler Karadeniz kuzeyindeki durumu ciddi anlamda etkiledi. Nitekim, Altınordu Hanı Şeyh Ahmed, Akkerman civarını yurtluk olarak kullanma talebinin Osmanlı İmparatorluğu tarafından reddedilmesi üzerine, yeniden eski müttefiki Litvanya'yla yakınlaştı. 1500-1501 dönemindeki elçi teatileri sonucunda Altınordu arzu ettiği sonucu alamazken, ülkesi Kırım akınları nedeniyle büyük tahribata uğrayan ve doğuda (Kırım Hanlığı'nın müttefiki) Moskova'nın 1500 yılında başlattığı savaşta yenilgilerle karşılaşan Litvanya Büyük Dükü Alexander en azından güney cephesinde barışı sağlama ümidiyle 27 Kasım 1500'de Kiev Voyvodası Dimitri Putyatiç'i Mengli Giray'ın huzuruna gönderdiyse de, olumlu yanıt alamadı.
11 Ocak 1501'de Altınordu Hanı Şeyh Ahmed, Litvanya ve Lehistan'a gönderdiği elçilik heyetiyle Osmanlı/Kırım-Moskova ittifakına karşı ittifak önerdiyse de, o da amacına ulaşamadı ve Kırım kuzeyindeki bozkıra yerleşmekle yetindi.
Altınordu-Litvanya/Lehistan yakınlaşmasından ve kuzeyindeki Altınordu askerî tehdidinden endişe duyan Mengli Giray 1501 ilkbaharında Lehistan Kralı Johan Albert'e elçi gönderdiyse de, 11 Haziran 1501'de Leh kralının ölümüyle bu girişim de sonuçsuz kaldı.
Bütün bu diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ya da başarısız olması sonrasında sahada askeri çarpışmalar hız kazandı. 4 Kasım 1501'de Moskova ordusu Litvanya ordusunu Mstsislaw'da büyük bir yenilgiye uğrattı. Eşzamanlı olarak Kırım ordusu Litvanya toprakları üzerinden Lehistan'a kadar uzanarak Sandomierz Voyvodalığının topraklarını yağmaladı. Altınordu ise Moskova'ya bağlı Novhorod-Siverskyi ve Rylsk'yı ele geçirdi. Bu başarılarına güvenerek kışlamak için Litvanya'dan Kiev'i talep eden Şeyh Ahmed red yanıtı alınca, Kaniv'e yerleşti. Bununla birlikte, yine çok sert geçen 1501/1502 kışı Altınordu'nun büyük insan ve at kaybına yolaçtı.[19] 1502 ilkbaharında Kırım üzerine yürümek isteyen Şeyh Ahmed, yıpranmış ordusunun büyük bölümünün (ve eşinin) Kırım Hanı Mengli Giray'ın safına geçmesiyle karşı karşıya kaldı. Ordusunun kalan kısmının Kırım ordusuna yenilmesinin ardından, Litvanya'ya sığınmasıyla[20] Altınordu tarihe karıştı.[21]
Kaynakça
"Ottoman-Polish Diplamatic Relations (15th-18th Century): An Annotated Edition of Ahdnâmes and Other Documents", Dariusz Kolodziejczyk, Leiden (2000), s.99-100
"Pamyatniki Diplomatiçeskiy Snoşeniy Moskovskova Gasudarstva s Krımskoyu i Nogayskoyu Ordamı i Turtsiyey" (Rusça), G.F. Karpov, c.1, s.16
"Țările Romăne și Polonia Secolele XIV-XVI" (Romence), Veniamin Ciobanu, s. 81
"Osmanlı Devleti ve Eflak-Boğdan İlişkileri (1574-1634)", Yusuf Heper, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (2020), s.78
"Ottoman-Polish Diplamatic Relations (15th-18th Century): An Annotated Edition of Ahdnâmes and Other Documents", Dariusz Kolodziejczyk, Leiden (2000), s.223
"Katolog dokumantów tureckich ze zbiorów polskich" (Lehçe), Zygmunt Abrachamowicz, Varşova (1959), c.1, s.22
"İslam Ansiklopedisi, "Polonya" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, İstanbul (2007), c.34, s.311". 12 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Eylül 2022.
"Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan (Polonya) arasındaki münasebetlerle ilgili tarihî belgeler", Mehmet Kavala, İstanbul (tarihsiz), s.11
"İslam Ansiklopedisi, "Mesih Paşa" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2004), c.29, s.310". 1 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Eylül 2022.
"Domnia lui Ștefan cel Mare. Repere cronologice" (Romence), Vasile M. Demciuc, 2004, Codrul Cosminului (10): 3–12. ISSN 1224-032X, s.11
"The Battle of Cosmin Forest", Tadeusz Grabarczyk, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, Oxford University Press (2010), c.1
"Devletler ve Hanedanlar", Yılmaz Öztuna, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları, Ankara (2005), c.4, s.160
"The Crimean Khanate and Poland-Lithuania", Dariusz Kołodziejczyk, Brill, Leiden/Boston (2011), s.27
"Malkoçoğlu Bali Bey ve Mezarı Hakkında", Ayşegül Kılıç, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy.26, 2020, s.758-759
"The Crimean Khanate and Poland-Lithuania", Dariusz Kołodziejczyk, Leiden , Boston (2011), s.27
"Oruç Beğ Tarihi (Osmanlı Tarihi – 1288-1502)", Haz. Necdet Öztürk, Çamlıca İstanbul (2008), s.188
"Başlangıcından 1584 yılına kadar Kırım-Moskova İlişkileri", Perihan Bak, İstanbul Medeniyet Ünviersitesi (2017), s.71
"The Routledge Handbook of the Mongols and Central-Eastern Europe", haz. Alexander V. Maiorov & Roman Hautala, Routledge, (2021), s.378
"The Routledge Handbook of the Mongols and Central-Eastern Europe", haz. Alexander V. Maiorov & Roman Hautala, Routledge, (2021), s.378-379
"History of the Mongols from the 9th to the 19th Century", Henry Hoyle Howorth, Longmans, Green, and Co. (1880), OCLC 49793717, c.2, s.346
"The Crimean Khanate and Poland-Lithuania", Dariusz Kołodziejczyk, Brill, Leiden/Boston (2011), s.26-27
Kozmin Korusu Muharebesi
Kozmin Korusu Muharebesi
Kozmin
Korusu Muharebesi, 1497-1500 Osmanlı-Lehistan Savaşı'nda
ve Lehistan-Boğdan mücadelesinde evre.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yeniçerilerle destek verdiği III. Ştefan komutasındaki Boğdan-Osmanlı ordusu 26 Ekim 1497'de Bukovina'daki Kozmin Korusu'nda Kral Johan Albrecht komutasındaki Leh ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı.
Muharebe
Kozmin
Korusu Muharebesinde Leh
ordusu Boğdan-Osmanlı ordusunun
çevirme harekâtını yarmaya çalışırken
1
Kozmin
Korusu Muharebesinde
Leh ordusu Boğdan-Osmanlı ordusunun
çevirme harekâtını yarmaya çalışırken
2
Yaklaşık
80.000 kişilik Lehistan ordusu 1497 Ağustos başında
Osmanlılara tâbi Boğdan Prensliği topraklarını
kuzeyden istila ederek prensliğin başkenti Suçeva'yı
24 Eylül-19 Ekim arasında kuşattıysa da,
yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı.
Boğdan Prensliği, Lehistan'ın işgal planı bağlamında Osmanlı İmparatorluğu'na bilgi vermiş ve destek talep etmişti. Osmanlı Padişahı II. Bayezid'ın Boğdan'a yardım için görevlendirdiği Silistre Beylerbeyi Mesih Paşa voyvodası Yahya Ağa komutasında bir birlik gönderdi.[1] 500-600 yeniçeriden oluşan bu birlik Roman kasabasında Boğdan ordusuna katıldı.[2] Bu birlik de Boğdanlıların Lehistan'la tüm çatışmalarında yeraldı.[3][4]
III. Ştefan Leh ordusuna geldikleri rotayı tâkip etmeleri koşuluyla topraklarından serbestçe çıkmaları için izin verdi. Tabiatıyla, Boğdan'ı işgalleri sırasında geçiş güzergahları boyunca etrafı yakıp yıkan Leh ordusu için bu seçenek uygulanabilir mahiyette değildi. Bunun yerine Bukovina rotasını izleyen Leh ordusuna karşı III. Ştefan mutabakatın bozulduğu gerekçesiyle Kozmin Korusu'nda taarruz etti.[5] Dar bir geçitte yakalanan Leh ordusu atlı birliklerinden faydalanamadı ve düzensiz bir şekilde çemberi yarmaya çalışırken 10-11.000 ölü vererek hezimete uğradı.[6]
Hezimete uğrayan Leh ordusu Podolya'ya doğru dağıldı ve taarruz üstünlüğünü kaybetti. Müteakip sene Osmanlı İmparatorluğu Malkoçoğlu Bali Bey komutasındaki büyük bir akıncı ordusuyla Lehistan Krallığı topraklarına büyük bir akın düzenlerken, Kırım Hanlığı ordusu Litvanya topraklarını yağmaladı. Boğdan Prensliği de kuzeydeki Pokutya bölgesini ele geçirdi.
Kaynakça
"İslam Ansiklopedisi, "Mesih Paşa" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2004), c.29, s.310". 1 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Eylül 2022.
"Domnia lui Ștefan cel Mare. Repere cronologice" (Romence), Vasile M. Demciuc, 2004, Codrul Cosminului (10): 3–12. ISSN 1224-032X, s.11
"Romanians and Ottomans in the XIVth and XVIth Centuries", Tasin Gemil, Bükreş (2009), s.214
"Sultan II. Bayezit’in siyasï hayatı", Apud Selahattin Tansel, İstanbul (1966), s.84-85
"The Battle of Cosmin Forest", Tadeusz Grabarczyk, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, c.1, (haz. Clifford J. Rogers), Oxford University Press (2010), s.434
"Jan Olbracht", F. Papée, Krakov (1936), s.150
Sapienza Deniz Muharebesi (1499)
Bilinmeyen Venedik sanatçısı,British Museum
Sapienza
Deniz Muharebesi, Zonchio Deniz Muharebesi, Birinci İnebahtı
Deniz Muharebesi ya da Burak Reis Adası Deniz Savaşı[1]
olarak da bilinmektedir. Bu deniz savaşı 1499 yılında
dört ayrı günde (12 Ağustos, 20 Ağustos, 22
Ağustos ve 25 Ağustos) Sultan II. Bayezid saltanat
yıllarında Kaptan-ı Derya Küçük Davut
Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile
Kaptan-General Antonio Grimani komutasındaki Venedik arasında
yapılan bir deniz savaşıdır. Osmanlı
donanmasının büyük bir taktik ve stratejik zaferi
ile sona eren bir deniz savaşıdır. Tarihte ilk defa
gemilerde top kullanılan ilk savaştır.
Tarafların güçleri
Osmanlı donanması 67si kadırga (ki bunların çoğu hem yelkenli hem de kürekli 'göke/ göge/kuka' tipte idi) ve 20 adet Haliçte yeni geliştirilen üç direkli yelkenli kalyon olmak üzere irili ufaklı 260 parça gemiden oluşmuştu. Kemal Reis ve Burak Reis kendi gökeleri ile bu donanmaya katılmışlardı. Bu donanma 63 bin bindirilmiş deniz piyadesi (azap?) de ihtiva etmekte idi. Venedik donanması ise 170 parça gemiden oluşuyordu.
Gelişmesi
Sapienza Deniz Savaşı 4 ayrı günde (12, 20, 22 ve 25 Ağustos'ta) iki donanmanin gemilerinin karşılıklı yakın savaşa girmeleri şeklinde gelişti.[2] Venedik kaynaklarına göre (Malipiero, Gravius) her ayrı günde yapılan karşılıklı savaşta Venedik gemileri büyük cesaretle Osmanlı gemilerine saldırmışlar ve gemiler arası yekyek yakın savaşa geçmişlerdi. Bu yakın gemi savaşlarında bazı Venedikli kaptanlar büyük kahramanlık göstermişlerdi. Malipiero, gönüllü olarak savaşa iştirak eden Korfu adası valisi Andrea Loredan'ı, gemisiyle Türk donanma hattına tek başına hücuma geçen ve iki saat boyunca devamlı savaş yapıp ortalığı karmakarışık eden Vicenzo Polani'yi ve Alvise Mercello'yu örnek kahraman kaptanlar olarak isimlendirmektedir.[2] Malipiero'ya göre Marcello"bütün Türk gemilerini esir alabilecek secadet göstermisti. Ama İsa aşkından yoksun olanlar, memleketini sevmeyenler, cesaretleri olmayanlar, disiplinsizler ve şöhretsizler dolayısıyla Venedik donanmasının eline geçen fırsatlar tekrar tekrar yitirilmişti."
Osmanlı donanmasının teknik üstünlüklerinden ve donanma personellinin kabiliyetliğinden Venedik kaynakları hiç bahis etmemektedirler. Özellikle Venedik gemilerinden örnek alınarak geliştirilen manevra ve ateş kabiliyetleri yüksek 'göke/göge/kuka' tipi kadırgaların bu savaşta uzun menzilli topları ile çok etkin oldukları bilinmektedir. Haliç tersanelerinde Sultan II. Bayezid zamanında geliştirilen üç direkli yelkenli olan yeni kalyon tipteki gemiler de bu savaşta kendilerini göstermişlerdir. En nihayette bütün Akdenizde ün kazanmış olan kendi gökeleri ile bu savaşa iştirak eden Kemal Reis ve Burak Reis'in savaş tecrübeli girişimleri bu arada sayılması gerekir.
Venedikliler bu savaş sonunda tam bir büyük bozguna uğramışlar ve savaş alanından kaçmaya zorlanmışlardır. Venedik donanması böylece ikinci bir defa daha Sapienza adası civarında bir deniz savaşını kaybetmiş; çok sayıda gemileri batırılmış veya Osmanlı güçlerinin eline geçmişti. Filotalanın Venedikliler ellerinde kalan gemileri dağılmış ve elde kalan gemiler Adriyatik denizinin her tarafındaki Venediklilere açık limanlara yayılmak zorunda kalmışlardı.[2]
Sonuçları
Venedik donanmasının Osmanlı donanması karşısında uğradığı bu büyük yenilgi Venedikliler tarafından büyük bir utançlık nedeni ve kibir kırılması meselesi olarak görüldü. Özellikle Venedik'e gelen ilk haberlere göre, bu hezimet Venedik devletinin çok iyi tanınmış ve 40 yıldan daha çok yıllar ülkesine sadıkane hizmet etmiş bir Kaptan-Generalin terreddüdlü komutası ve hatta korkaklığından ortaya çıkmıştı. Venedik kanal ve sokaklarında ahali yenik donanma komutanının canını istemeye başlamışlardı ve "Antonio Grimani, ruina de'Cristiani (Antonio Grimani Hristiyanları tahrib edici)" diye kafiyeli bir slogan her yeri alıp sarmıştı.[2]
Venedik Senatosu hemen Zenta adasına sığınmış olan donanma komutanını görevinden azledip Venedik'e geri çağırdı. Grimani'nin dört yetişmiş oğlundan biri Zenta'ya giderek babasının Venedik şehrine geri dönmesini sağladı. Grimani şehre daha girmeden onu karşılayan bir diğer oğlu onu tutuklayarak ayaklarına zincir ayakbağı taktırdı. Grimani Venedik'e geldiğinde Katolik kilisesinde Kardinal olan bir diğer oğlu ise babasını hapishaneye götürüp kendi eliyle prangaya bağladı. Hemen Grimani Büyük Konsey tarafından yargılamaya tabi tutuldu ve yargılama çok uzun ve yorucu oldu. Sonunda Grimani darağacından kendini savunmak maksadıyla yaptığı sözlü müdafaların çok etkin olması nedeniyle kurtuldu. Dalmaçya sahillerinde Cherso adasında sürgüne mahkûm edildi.[2] Ama bir zaman sonra Antonio Grimani sürgünden dönüp 1521 yılında Venedik Dükü (Doçe) olarak seçilmiş ve ölümüne kadar bu yüksek görevi ifa etmiştir.
Bu Sapienza Deniz Savaşı galibiyeti hem yeniden denizde hem de karada Osmanlı kuvvetlerinin taktik ve stratejik başarılarına neden olmuştur. Bu deniz savaşında büyük gayret gösteren Kemal Reis, Osmanlı Sultanı II. Beyazid tarafından savaş sonucunda esir alınan 10 Venedik kadırgasının verilmesi suretiyle odülendirildi. Osmanlı akıncı birlikleri karadan ta kuzey İtalya'da Friuli yörelerini bastılar ve hatta ta Vicenza şehrinin yakınlarına gelebildiler. Bütün Kuzey İtalya halkı, özellikle doğu Lombardiya, Türk akınlarından korkmaya başladı. Savaş galibi Osmanlı donanması ise önce Kefalonya açıklarına çekildi. Sonradan karadan ulaşan Osmanlı kara güçleri ile birlikte İnebahtı kalesi denizden ve karadan kuşatıldı ve İnebahtı kalesi Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Bu nedenle bazı tarihçiler bu deniz savaşına Birinci İnebahtı Deniz Savaşı adını vermektedirler.
Venedikliler elçi gönderip ateşkes istemelerine rağmen Sultan II. Bayezid'ın istediği şartı, yani Venediklilerin bütün Mora sahillerini terk etmesini, Venedik otoriteleri kabul etmedi. Bunun üzerine ertesi yıl, 1500de Sultan II. Bayezid komutasındaki Osmanlı kara kuvvetleri Venedik'in Mora yarımadasındaki en önemli üssü olan Modon kalesini kuşattılar. Bütün direnme gücünü yitiren Venedik garnizonu, şehri ve kaleyi yakıp yıktıktan sonra, teslim oldular. Aynı seferde Venedik'in Mora'da diğer üsleri olan Koron ve Navarin kaleleri de fethedildi. Ayni yıl Kemal Reis komutası altındaki Osmanlı donanması ile Venedik deniz güçleri arasında Modon Deniz Muharebesi veya "İkinci İnebahtı Muharebesi" adı verilen diğer bir deniz muharebesi de olmuş ve Osmanlı deniz gücü yine Venedik deniz gücünü yenilgiye uğratmıştır. Böylelikle Osmanlılarca daha önce barış için istenen ve Venedik tarafından reddilen barış şartı olan, Venedik'in yıllarca elinde bulundurduğu Mora sahillerinden ayrılması, Osmanlı deniz ve kara askerî güçleri üstünlüğü ile gerçekleştirildi. Venedik İspanyol yardımı ile İyonya Denizi üzerinde olan Kefelonia adası ve İthaka adasına asker çıkarıp bu adaları egemenliği altına aldı ise de, Mora yarımadasındaki üslerin kaybını bu arazi kazançları hiçbir zaman telafi edememiştir.
Gerçekten Sapienza Deniz Savaşı Osmanlı donanmasının 16. yüzyıldaki katı üstünlüğüne ve Akdeniz'in bir Osmanlı gölü haline girişinin en iyi bir müjdesicidir denilebilir. 20 Şubat 1500 de İstanbul Venedik Balyosu Alvise Manetti'nin raporuna göre Osmanlı sadrazamı kendisine şunu söylemiştir:[2]"Venedik iderecisi olan Signoria'ya şunu söyle: Artık Venedik'in denizle evlenmesini bıraksınlar; denizi komuta için artık bizim sıramız gelmiştir."
Ama hatırlamak lazımdır ki 1499 yalnız Sapienza Deniz Savaşı'nın tarihi değildir: Portekizli kaptan Vasko do Gama Afrika'nın etrafından dolaşarak eriştiği Hindistan'dan Portekiz'e 9 Eylül 1499'da dönmüştür.
14 Aralık 1502 de Osmanlı-Venedik Savaşına son veren ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Mayıs 1503'te tasdik edilen anlaşma ile Venedik eskisi gibi Osmanlı hükûmetine yılda 10.000 düka altın vergi ödeyen bir devlet sıfatına tekrar bürünmüştür. Osmanlı donanması ise doğu Akdeniz ve Ege Denizinde egemenliğini artırmakla beraber, Venedik elinde bulunan Kıbrıs ve Girit adaları ve korsan Saint Jean şövalyelerin elinde bulunan Rodos dolayısıyla bu egemenlik ta 17. yüzyıla kadar tüm olamamıştır.
Kaynakça
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi 4. cilt (Milliyet bas.). s. 2008.
a b c d e f Norris, John J. (1977) A History of Venice (Venediğin Bir Tarihi), Penguin, Londra . ISBN 0141013836 say. 383-385(İngilizce
Dış bağlantılar
Norris, John J. (1977) A History of Venice (Venediğin Bir Tarihi), Penguin, Londra . ISBN 0141013836 say. 383-385(İngilizce)
D. Malipiero (1843) Annals Venezia 1470-1500.
J.C. Gravius (1704-25) Thesaurus Antiquitatium et Historiarum Italiae etc. 45 fasikul 10 cilt, Leyden.
N. Sakaoğlu (1999) Bu Mülkün Sultanları 36 Osmanlı Padişahı, Oğlak Yayıncılık, İstanbul ISBN 975-329-299-6 say. 109, 114.
Midilli Kuşatması (1501)
Pîrî Reis'in çizimiyle Midilli ve Ayvalık
Midilli
Kuşatması, 1499-1503 Osmanlı-Venedik Savaşı'nda
evre.
Cenova'nın Fransız Valisi Kont Ravenstein (Philip de Cleves) komutasındaki Haçlı donanması 1501 yılında kuşattığı Midilli'de yenilgiye uğradıktan sonra, dönüş yolunda Çuha Adası civarında yakalandığı fırtınada felakete uğradı.
Kuşatma
Midilli adası (Giacomo Franco/1597)
1501
yılında Papa VI. Alexander'ın teşvikiyle Venedik
Cumhuriyeti'nin müütefiklerinden Fransa Krallığı
Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Doğu
Akdeniz'e bir donanma göndermeye karar verdi. Cenova'da
toplanarak 1501 Temmuz'unda yelken açan 30 gemilik
Fransız-Ceneviz donanması (1499-1528 arasında Ceneviz
Cumhuriyeti fiilen Fransız işgalinde/denetimindeydi) Eylül
ayında Ege Denizi'ne girerek Değirmenlik adasında aynı
büyüklükteki Venedik donanmasına katıldı.
Venediklilerin 1499-1500 yıllarında Osmanlılara yitirdikleri Mora'nın güneyindeki kalelerini geri alma arzusuna karşın, Fransız-Ceneviz tarafının Midilli'ye taarruz edilmesi fikri baskın çıktı (Osmanlılar 1462'de adayı Cenevizlilerden almışlardı ve güneyindeki Sakız Adası hâlâ Cenevizlilere aitti). Kont Ravenstein ilk aşamada 3.000 olmak üzere[1] adaya 10.000'e yakın asker çıkardı.[2]
Kuşatma ordusunun kaleyi ilk günden baskınla ele geçirme planı garnizonun çetin direnişiyle püskürtüldü. Ardından top atışlarıyla surlarda tahribat yaratan kuşatmacılar ikinci kez taarruz ettilerse de bu defa garnizonun zift, katran ve kızgın yağ dökmek suretiyle yaptıkları savunmayı aşamadılar. Bununla birlikte, üçüncü taarruzlarında merdivenlerle kuleleri ele geçirme planı başarılı oldu ve Haçlı birlikleri kulelere sancaklarını asmayı başardı. Buna mukabil, garnizonun yanar oklarla Haçlı gemilerini hedef almaları Haçlı donanması tehlikeye düştü. Burçlardaki Haçlı askerleri geri çekilirken ağır kayıplar vediler ve Fransız Kralının yeğeni de bu esnada hayatını kaybetti.[3]
Akdeniz'deki sefer mevsimi için geç bir tarihte icra edilen bu harekât öncesinde Osmanlı donanması Gelibolu'ya çekilmişti ve Midilli taarruza açık vaziyetteydi. Kuşatmanın İstanbul'da duyulmasıyla bir telaş başgösterdiyse de, II. Bayezid Hersekzade Ahmed Paşa'yı donanmanın başında Midilli’ye gönderdi, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa’ya da emrindeki sipahilerle Ayazmend’de donanmaya yetişerek Hersekzade Ahmed Paşa’ya katılmasını emretti. Keza, Midilli'nin karşı kıyısındaki beylere (Saruhan Sancak Beyi Şehzade Korkut ve Karesi Sancak Beyi Balipaşazade Hamza Bey) adayı savunan Midilli Beyi Mir Mahmud Bey komutasındaki küçük garnizona süratle takviye kuvvet göndermelerini istedi. II. Bayezid ayrıca bu acil durum karşısında ilk kez avârız (hudûs-u avârız) olarak adlandırılan olağanüstü hal vergisinin toplanmasını emretti.[4]
Alınan önlemler çerçevesinde gönderilen 800 kişilik birlik Haçlıların kuşatma ordusunu yararak kaleye ulaşmayı başardı. Haçlı ordusunun yeni hücumu kuvvetlenmiş olan kale garnizonu tarafından püskürtülünce, Osmanlı donanmasının da yaklaştığını haber alan Fransız-Ceneviz ordusu, Rodos Şövalyeleri'nin gönderdiği 29 parçalık donanmayı da beklemeden kuşatmayı kaldırma kararı aldı.[5]
Kuşatma sonrası
Fransız-Ceneviz donanması baskın yapmak amacıyla başladıkları taarruz sonrasında Akdeniz'deki sefer mevsiminin geçmiş olmasının sonuçlarıyla karşılaştı. Nitekim, Kasım ayında dönüş yolunda Çuha Adası civarında seyreden donanma şiddetli bir fırtınaya yakalandı ve büyük bölümü battı. Amiral Ravenstein ve Philip de Cleves canlarını zor kurtardı.[6] Bununla birlikte binlerce asker ve mürettebat boğularak öldü (sadece Philip de Cleves'in bayrak gemisi Lommelinanın yaklaşık 400 askeri hayatını kaybetmişti). Çuha Adası'na çıkarak kurtulanlar Ceneviz tarafından gönderilen iki gemiyle önce Korfu'ya, ardından ise İtalyan anakarasına geçirilerek Otranto'ya taşındı.[7]
Kuşatma Şair Uzun Firdevsî tarafından yazılan Kutb-nâme adlı eserde ayrıntılı biçimde kaleme alındı. Kuşatmadan sonra Osmanlılar aşağı kalenin duvarlarını topçu tabyaları da inşa ettirmek suretiyle güçlendirdiler. Bununla ilgili 1508 tarihli iki kitâbe günümüze kadar ulaştı.[8]
Kaynakça
"The governor who failed: Philip of Cleves at Genoa", Hans Cools, Entre la ville, la noblesse et l'état: Philippe de Clèves (1456-1528) homme politique et bibliophile, s.6-7
"Demir Kuşaklı Cihangir: Süleymanname", Turgut Güler, Ötüken Neşriyat
"Gazavat-nâme-i Midilli - Türk Dili ve Kültür Tarihi Bakımından Değeri", Ömer Özkan, Belleten (2008/I), s.118-119
"Büyük Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, c.4, s.53
"Şehzade Korkut Vakası", Mehmet Balaban, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Ankara (2020), s.48-49
Şahkulu İsyanı
Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır.
Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.[1][2] Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor.[3][4]
Nedenleri
Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.
Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı.[5] Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duyan Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.[5]
Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve "Şah! Şah!" diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı.[6]
Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Nitekim Anadolu'ya gönderdiği dailer aracılığıyla Şii propogandası yapmaktaydı. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu.
Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi. İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da "Han"'dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.
İsyanın gelişmesi
Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti. Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı. Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos (Korkuteli), Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir. Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşayı esir alınmıştır. Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı. (22 Nisan 1511) Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır. Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler. Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar. Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı. Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar. Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küsen Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi. Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı. Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü.(2 Temmuz 1511) Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.[7]
Sonuçları
İsyanın bastırılmasından sonra Osmanlı yönetimi Isparta ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Kızılbaşları Mora'da zaptedilen Modon ve Koron taraflarına tehcir etmiştir.[7]
Kaynakça
Ahsenü’t-Tevârih, s. 168
Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 117
Anonim Tevârih-i Osman, (neşr. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 132
Anonim Osmanlı Kroniği, (neşr. Necdet Öztürk) İstanbul 2000, s. 139
a b Tufan Gündüz, Kızılbaşlar Osmanlılar Safevîler, 2. Baskı, Sayfa: 104
Seyyahların Gözüyle Sultanlar ve Savaşlar, (trc. Tufan Gündüz) İstanbul 2006, sayfa: 214
a b [Osmanlı Tarihi, II. Cilt, 10. baskı, sf: 230,231,254,255, Türk Tarih Kurumu Yayınları-2011, Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı]
•••